Dün itibariyle bu blog yani Tawannanna 9 yaşından gün almaya başlıyor. Daha doğrusu 8. yılını tamamlamış oluyor sanırım. Soranlara 8 yaşındayım diyecek :P (Yaşları yuvarlamak ^^) Aslına bakarsanız doğum günü dündü yani 8 Kasım' dı ancak yoğunluktan kutlamaya fırsat kalmadı. Hazır fırsat bulmuşken Tawannanna' nın doğum gününü kutlayalım.
Müziksiz olmaz diyorum ve bu kutlama için seçtiğim parçalardan ilki olanMayday- Party Animal' ı sunuyorum. Eee, madem doğum günü; parti,parti,parti... (Klip tam oturdu sanki ^^) Parça grubun Haziran'da yayınlanan single' ından.
Bu vesile ile bir önceki doğum gününden bu güne en çok okunanlar ile en az okunanlara da bir göz atalım....
Müziksiz olmaz demiştim değil mi? Biraz yavaşlayalım öyleyse... Kore'den gelsin.
8 Kasım 2015 - 9 Kasım 2016 arasında en çok okunan yazılar şunlarmış;
Alkışlar Dragon Blade' e. En çok okunan yazı olmuş kendisi, ben de şaşkınım. Jackie Chan ile filme konu olan kitabın yer aldığı bu yazıyı tebrik ediyorum.
Ohhh, bu dizi yazısına cidden şaşırdım. Henüz 20 bölümden ileri gidemedim ama zamanla bitireceğim. İlerlemememin bir diğer nedeni ise önce animenin 5. sezonunu görmek istemem.
Bu mimin ne koşullarda hazırlandığı içinde yazıyor. Tam o esnada ben evden uzak yerlerdeydim, bağlantım sınırlıydı. Yapan herkesin eline sağlık.
Doğum günü şerefine :) Benim için bir klasik. Çok seviyorum;Luna Sea - Rosier
Burası ve ben kendi halimizde devam ediyoruz bunca zamandır. Ne kadar başarılı olduğumu anlayın. Bu nedenle burada artık ben ve kısıtlı sayıdaki takipçi -şu anda aklıma geldi - butik blog olarak takılıyoruz. Her ne kadar parlak olmayan bir performans sergiliyor olsam da takip eden, yazıları okuyan herkese teşekkür ederim. Hele bazen yorum bırakıyorsunuz, çok mutlu oluyorum.
Şaşırtıcı ölçüde az ilgilenen olmuş Servamp ile. Yazı süper, harika ya da iyi değil, biliyorum ama Servamp' a da ilgi yok sanki ya da var ? Bilemiyorum.
Son zamanlarda (bayağıdır) severek takip ettiğim bir grup Hanggai, sizlere de tavsiye ederim. Parçalarını dinledikçe ne tarz müzik yaptıklarını anlayacaksınız. Son albümleri Horse of Colors yine güzel. Bu parça oradan -The Vast Grassland
Çok fazla yazı eklemesem de bloğa, uzun zaman olmuş. Yine de bloğu ilk açtığım günü hatırlıyorum. Bana epey faydası dokunmuştu. Burası her ne kadar pek sallanan bir yer olmasa da kendimce çalıp oynuyor, eğlenmek için bir şeyler paylaşıyorum, halimden çok mutsuz değilim ama dediğim gibi uzun zaman olmuş. Ara sıra bloğu kapatmayı düşünüyorum son zamanlarda. Çeşitli sorular zaman zaman planlar var kafamda ancak bakmayın bu istikrara aslında çok tembel bir insanım.( Yine de önerisi olan var mı?) Neyse ama sanırım bu kapatma kararını gelecek seneye bırakacağım.
Ve doğum gününün son parçası. Bir ayrıcalık yaptım ama değer ^^
2015 Çin-Hong Kong yapımı olan Dragon Blade içinde çok uluslu sayılabilecek bir oyuncu kadrosu barındıyor. Jackie Chan, Lin Peng, Vaness Wu, John Cusack, Adrien Brody, Karena Lam, Kore kontenjanından Yoo Seung - jun ve Choi Siwon bunlardan bazıları. Siwon demişken bu eleman beni sürekli güldürüyor. Filmin yönetmeni ve senaristi Daniel Lee. En alakasız filmlerde zırt diye karşıma çıkıyor, gülüyorum. Hal böyle olunca izlemekten kaçınıyordum çünkü son zamanlarda bu şekildeki yüksek bütçeli ve karma kadrolu yapımlar üstelik içinde Jackie Chan varsa can sıkıcı çıkıyor. (istisnalar hariç) Ancak hasta ve huysuz halime yenik düşerek "hadi bir şans vereyim, çerezlik film olur, zaman geçiririm" dedim ve başladım izlemeye.
Sonuç olarak filme yöneltilen eleştirilere genel anlamda katılmakla birlikte aslında filmi ilgi çekici, renkli ve eğlenceli buldum. Yani genel anlamda beğendim aslında. Ha, "bu ne çelişkili cümle, ne anlatmaya çalışıyorsun?" demeden önce bir durun. Hepsini anlatacağım teker teker. (Gerçi hakikaten bu ne yaman çelişki sevgili ben?)
Film hakkındaki pozitif düşüncelerimin oluşmasında bir kaç sebep var. Birincisi; delicesine ilgilendiğim İpek Yolu, Doğu-Batı etkileşimi, hareket halindeki dünya ve halklar ile ilgili olması. İkincisi; filmden önce beklenti seviyemin salonun halılarında yuvarlanıyor oluşu. Üçüncüsü; renkler, koreografi ve müzik kullanımının başarılı olması ki bunu ileride daha da açacağım. Ha, tüm bunlar filmin iyi bir senaryo ya da kurguya sahip olduğu anlamına gelmiyor. İşte bu açıdan yapılan eleştirilere katılmamak mümkün değil.
Bu yazıyı hem film hem de şu İpek Yolu ve tarihi gidişatı hakkında kendimce biraz oyalanmak adına yazıyorum;
İpek Yolu tarih içinde önemli bir konuma sahip olan, nice etkilere sahip olmuş, kimilerine paralar kazandırmış, kimilerinin ölümüne sebep olmuş, sadece güzergahındaki değil, ucunun dokunduğu herkesi; ister imparator ister soylu isterse sırandan bir sivil olsun etkilemiş bir yol. Şimdi yol deyince akla düz ve tek bir güzergah gelmesin. İpek Yolu dediğimiz şey aslında bir yollar ağı. Doğudan batıya, kuzeyden güneye uzanan bir ağ. Adı konulmadan önce de bu güzergahların bir kısmı açıktı ve takasa dayalı ticaret dönüyordu, ipeğin ticarete girmesi ile birlikte adını aldı, ucu bucağı uzadı. Şu günlerde önemini kaybetmiş olsa dahi son zamanlarda tarihi boyunca tanık olduğu pek çok olaya, duruma, kökene, boya, savaşa, kültüre dair biriktirdiği ıvır zıvırı dışarı fışkırtmakla meşgul ki arkeologlar ve tarihçiler izin alıp kazabilse, bulunanlar korunabilse falan... Yani konuşacak ama henüz konuşamıyor durumunda. Neyse ağ falan dedik ancak esasen üç önemli güzergaha sahip. Kuzey yolu, orta yol dediğim ana ticaret yolu ve güney yolu. Hepsinin gelişim tarihleri, zirve dönemleri ayrı ayrı. Pek çok imparatorluğu, hanlığı, boyu etrafında toplayan, birbirlerini doğramalarına engel olan zaman zaman da sebep olan bir bütün, çok eğlenceli...
Filme dönersek... Komik olan şu, filmi izlerken ben MÖ 36 diye anladım ancak film ile ilgili tanıtım yapan kaynakların birinde olayların MÖ 50, diğerinde MÖ 48 yılında geçtiği söyleniyor. Neyse, genel anlamda pek bir şey değiştirmeyecek. (aslında tarihi açıdan değiştiriyor da neyse) Filmde bu söz konusu yıllarda Batı Çin taraflarında bir grup var. Kendilerine İpek Yolunu Koruma Ekibi adını vermişler ve Çin Hükümeti adına çalışıyorlar. İpek Yolunda Güvenliği sağlamak ile sorumlular. Sayıca azlar ama bu konuda azimliler. Bu güvenlik işi çok geniş bir kavram ileride değineceğim.
Ekibin başında aslen Hun kökenli olan Huo An (Jackie Chan) var. Küçükken ailesi saldırıda öldürülmüş akabinde General Huo Qubing tarafından kurtarılmış ve kendini İpek Yolunun güvenliğini sağlama konusuna adamış biri. Eşi bir Han Çinlisi. Yaşadıkları şehirde birbirinden farklı köken ve boylardan çocuklara öğretmenlik yapmakta. Bu dönemde etrafta 36 farklı ulus var deniliyor filmde, doğrudur. Günün birinde bu grubun rüşvet işlerine karıştığı söylenerek gruba iftira atılıyor ve ekip hemen suçlanarak cezalandırılıyor ve Goose Gate adı verilen bir güvenlik şehrinin yeniden inşasına gönderiliyor.
Ekip daha yeni gelmiştir ki inşa edilmeye çalışılan bu kale Romalı bir lejyonun saldırısına uğrar. Marcus Lucius yönetimindeki bu Roma lejyonu, yanlarına ölen konsülün küçük oğlu ve resmi varisi Publius' u da almış, çocuğu öldürmeye çalışan ağabeyi Tiberius'un zulmünden kaçmakta ve Part Krallığı ile iletişim yolu aramakta ama burası çöl, öyle yol vermiyor işte. Sonuçta çölde kaybolmuş durumdalar ve üzerine aç ve susuzlar.
Neyse Huo An ve Marcus Lucius (John Cusack) teke tek kapışırken gelen kum fırtınası üzerine Romalılar, kale generalinin krizi yönetmede başarısız olması nedeniyle komutayı ele geçiren Huo An tarafından yıkık şehre davet edilerek buraya sığınıyor. Bu sıralarda Çin Hükümetinden mesaj gelir ve şehri tekrar inşa etmek için kimi paralı kimi cezalı olarak çalışan her boydan, ırktan insana - yani Hun var, Han Çinlisi var, Uyguru var, Kazak, Hintli falan da var muhtemelen içlerinde - seslenilerek denir ki; ya bu şehrin inşasını 15 gün içinde bitirirsiniz ya da hepiniz idam edilirsiniz. 15 gün imkansız!!
Vefa borçlarını ödemek isteyen ve gururlarını kaçarken yanlarında getiren Romalılar muhteşem mühendislik yeteneklerini kullanarak bu insanlara ve Huo An' a yardım ederler ve çok kozmopolit bir şehir olan bu kent tamamlanır. Bunun sonucunda Huo An bu dostlarına karşı yardımı esirgemez ve kendi adamlarını Part Krallığını aramaya giden bir kaç Romalıya yol göstersin diye gönderir. Tam bir ahenk, bir uyum yakalanmışken ta daaaaaam!!!! Surların önünde yaklaşık yüz bin mavi pelerinli Romalı asker ve onların komutanı Tiberius ( Adrian Brody) belirir. Lucius ve Romalılar ve hatta küçük veledin bile bu sorunun Roma' nın aile meselesi olduğunu söylemesine karşı, güvenilir ve onurlu Huo An bunun tüm İpek Yolunu etkileyen bir mesele olduğuna kanaat getirerek yardım etmekten geri duramayacağını belirtir ve yardım toplamak amacıyla gider. Bu esnada Tiberius tabiki boş durmaz, çoktan kurduğu bağlantılar ve entrika dolu yollar ile Lucius, kardeşi, Romalı askerleri ve şehirde kim varsa bir kısmını öldürür, kalanını da kamp kurduğu şehir olan Kroran' a götürür. Bu esnada yardım almak için kendi şehrine dönmüş olan Huo An, ihanete uğradığını, hem de çok güvendiği biri tarafından, anlar. Kendisini ve çocukları kurtarır ancak karısını kurtaramaz. Gerçi yardıma gelen Hunlar olmasa kendini bile kurtaramayabilirdi.
Neyse işte, Huo An ve ona inananlar ve birden gaza gelenler bu Romalı yoldaşlarını kurtarmaya giderler hatta mucizevi bir şekilde 36 ulus dedikleri, normalde birbirlerine gıcık olan bu kabileler Tiberius' a karşı birleşir ama Tiberius güçlüdür. Son anda Partlar gelir lakin final maçı Tiberius ve Huo An arasında olur falan........
Tüm bu olan bitenlerden sonra Çin İmparatoru, Romalıların cesaretinde etkilenir ve onlara kendi şehirlerini kurma imkanı verir, onlar da şehirlerini kurarlar. Huo An' ı liderleri olarak kabul ederler ve İpek Yolunu koruma görevlerini üstlenirler. Kurdukları kent Pergum' dur. Bu filmin başında arkeologların bulduğu ve müziksiz olmaz diyerek tarattıkları ve öyküye tanıklık ettikleri şehir olmakla birlikte sonradan aman bırak ortaya çıkarmayalım da hikayesini yaşamaya devam etsin dedikleri şehir yani.
Şimdi filmin başında deniliyor ki bu film gerçek hikayeden esinlenilerek hazırlanmıştır. Gerçek hikaye hangisi? Arkeologların kenti bulup sonra "aman bırak, gün ışığına çıkıp harap olmasın" demeleri mi? Arkeologların bir kalıntı bulduğunda "arkadan bir Mozart ver de havaya girelim" demeleri mi? Pergum kenti mi yoksa rivayet edilen kayıp Roma Lejyonu mu ? Yoksa yoksa hangisi?...
Başlangıç için dönelim İpek Yolu ve güvenlik sorununa. İpek Yolu, doğal olarak burada çok uzun bir süreçten bahsediyoruz, varlığı boyunca insanlar ve özellikle tüccarlar için müthiş bir gelir kapısı olurken aynı zaman da çok çeşitli, boy boy ve çoğu zaman ölümle biten tehditlere de sahip. Kervanlar öyle tıngır mıngır ilerlemiyor. Güzergaha bağlı olarak var olan doğa tehditleri; kum fırtınaları, çöller, uçurumlar dışında haydutlar, baskınlar gibi tehditlere sahip. Bunun dışında yol boyunca özellikle Çin' in o zamanının başkenti Changgan' dan çıktıktan sonra varlığını sürdüren göçebeler her ne kadar İpek Yolunun öneminin farkında olup varlığını tehdit etmemeye çalışsalar da bu kabile ve boylar arasındaki husumetler, güç oyunları bulunuyor ve bir grup,bir kervan için bunların savaşları arasında kalmak ölüm demek büyük olasılıkla. Barbarlar ve göçebeler her ne kadar tehdit unsuru olarak görülse de aslında ticaretin yürümesine hatta varlığına katkıları tartışılmaz bu arada. Çoğu zaman aracı rolünü bunlar üstleniyor ayrıca kendilerinin de ipek ya da metallere ihtiyacı var.
Bu güvenlik sorunu özellikle ilk Han İmparatorluğu döneminde başkentin ilerisinde bulunan valilere verilen yetkilerle sağlanmaya çalışılıyor daha sonra paralı birlikler ve garnizonlarla güvenlik sağlanmaya ve süreğen bir ticaret akışı sağlanmaya çalışılıyor. Hakkını vermek lazım Han İmparatorluğu akıllıca davranarak bu yolun varlığı ve devamı için epey bir çalışmış çünkü ekonomik anlamda kendisi için önemli olduğunu biliyor. İlk andan itibaren bu yolun en önemli ve değerli ticari malı olan ipeğin kendi ticareti için önemini kavramış durumda. Bu sayede batıda malına ihtiyaç duyulduğunun farkında ve yol ve ticaret sayesinde batıda başka milletler olduğunun bilincine vararak yolun varlığını korumak için sadece askeri değil diplomatik adımlar atmaktan geri kalmıyor. Bu valiler, paralı birlikler ve garnizonlar ise çoğunlukla barıştan ziyade kendileri için para,servet ve güç demek olan yolun güvenliği için çalışıyorlar. Gerçi şimdiye kadar İpek Yolunu Koruma Ekibi diye bir kavrama denk gelemedim ama diyelim ki var, hikaye için güzel bir çıkış noktası. Filmin ilk sahnesinde ekip, iki ulus (aslında ulustan ziyade boy ya da topluluk demek daha doğru olur) arasındaki savaşı yolun güvenliğini korumak adına engellemeye çalışıyor. Bunlardan bir tanesi Hunlar diğeri ise sanırım Hint kökenli boylarından bir tanesi. (bundan pek emin değilim)
Filmde Huo An' ın aslen Hun olduğuna değinmiştim (öyle söyleniyor). Kendisini kurtaran General Huo Qubing. Tarihte gerçek bir karakter olan Huo Qubing, İmparator Wu Döneminde çok hızlı bir yükseliş gösteriyor. İlk büyük savaşına çok genç yaşta giriyor ve bu savaş Hunlara karşı. Oldukça başarılı olması dolayısıyla mevkiler, ünvanlar, başarılar kendisine geliyor ve tüm bunları elde ettiği savaşlar yine Hunlara yani Hiung-nu' lara karşı. Filmde çocukların köyünü basan kendisi midir yoksa başka bir birlik mi tam anlamadım. kendisi gerçekte filmde gösterilen derecede yüce biri mi ki çocuklara "İpek yolu barıştır, onu koruyun" öğüdü verip evlat almıştır onu da bilmiyorum ama bilinen şu ki erken yaşta ölmüş olan bu general askerlerine karşı genelde soğuk ama ganimet konusunda paylaşıcı olmakla birlikte çokta mütevazidir! Kendisine, "Biraz savaş sanatları oku, Sun Tzu çalış" diyen imparatora "Ya, ne gerek var çalışmaya? Ben bunları zaten doğuştan biliyorum" diyebilecek yapıda.
Gelelim Hiung-nilere. Çin kaynaklarından yapılan çeviriler sonucu Hiung ni tanımı kullanılıyor ve bunun Hun olduğu düşünülüyor. Hunların, Göktürklerin atası olduğu da biliniyor. Yalnız şunu unutmamak lazım Orta Asya ve Çin' in batısı komple göçebelerle dolu. Ortak bir göçebe kültürünün dışında hepsi farklı boylar ve etnik kökenlerden olabilir. Hunların ilk zamanlarında Hunlar Türk olsa bile bir süre sonra göçebe birliğini sağlıyorlar ve daha çeşitli bir grup Hun ya da Hiung ni olarak adlandırılıyor. Yani bayrak altında birleşen tüm halklara Hiung ni deniliyor. Mete' nin Çin İmparatoru'na yazdığı mektuplar var. Bunlardan bir tanesinde de benzer bir ifade geçiyor. Yaklaşık şöyle bir şeydi; "Egemenliğime girenlerin hepsi Hun oldular, ok çekebilenler artık tek bir aile oldu" gibi... Diğer yandan mesela Yüeçilerin de Türk kökenine sahip olduğu söyleniyor ancak Hunlar Yüeçilere öyle bir dalıyor ki, Yüeçiler soluğu topluca Afganistan taraflarında alıyor. Kısaca mesele boy veya kan değil hakimiyet ve egemenlik meselesi.
Filmin geçtiği dönemde işler Hunlar için biraz karışık. Mete' nin ve kendisinden sonra gelen bir iki hakanın görkemli günleri sona ermiş, yaşanan bir kıtlık onları kuzeye göndermiş durumda ve daha da kötü olanı yaşanan taht ya da yabguluk kavgaları. Durum böyle olunca Hun Birliği altındaki pek çok boy bağımsızlığını ilan etmiş ya da isyan bayrağı çekmiş şekilde bekliyor. Ortaya çıkan Çiçi MÖ 51 gibi ortalığı biraz toplayıp, birliği bir nebze olsun sağlayacak ancak MÖ 36' da Çinlilerle yapılan savaşı kaybederek ölecek. Yani Hunlar adına kargaşanın alıp başını yürüdüğü dönem.
Bu arada Hunlar kendilerine barbar denilmesine çok alınıyor bunu filmde de görüyoruz. Filmde ayrıca ok kullanımına ağırlık verilmiş. Diğerlerinden ziyade Hunların bu okçuluk kabiliyeti öne çıkarılmış, hoş olmuş. Bunun dışında atmaca, şahin ya da kartal o artık her neyse şimdiye kadar böyle bir şeye denk gelmemiştim.
Anladığım kadarıyla filmde gerçek bir hikayeden esinlenilmiştir denilen olay şu kayıp Roma Lejyonu ve son zamanlarda ortaya atılan teori. Buna değinmeden önce filmde de geçen, adı sürekli zikredilen ve filmin sonunda arzı endam edip sadece şöyle bir görünen Partlara değinmek lazım.
Partlar İran/Pers kökenli göçebe topluluklardan bir tanesi. Tarih sahnesine çıkışları biraz dan diye oluyor ama belirli bir süre orada tutunmayı başarıyorlar. İlk zamanlarda Antakya merkezli Seleukosların hakimiyetindeki Partlar yavaşça bağımsızlıklarını kazanıyor, sınırlarını genişletiyor ve gelişiyorlar fakat zamanın bir getirisi olarak belirli bir süre sonra Sasaniler tarafından yıkılıyor.
Partların tarih sahnesinde parladığı en önemli olaylardan bir tanesi Romalılarla ilk kapışmaları olan Carrhae Savaşı. Şimdi Roma' da yayılmacılık baş göstermiş. Senatonun ve Roma sosyetesinin ünlü simalarından Marcus Licinius Crassus ( filmde de geçiyor bu adam) Pers bölgesinin zenginliklerini ele geçirmek ve böylece daha fazla şan, şöhret, para kazanmak için Partlara saldırmaya karar veriyor. Hatta zamanın Ermeni Kralı ki Part egemenliği altında kendisi, "dur kardeş ben sana yardım edeyim" diyor ama Crassus kabul etmiyor ve sürüyor devasa ordusunu doğuya doğru.
Bir başka anlatıma göre Ermeni ve Araplarla gizlice anlaşıyor ama müttefikler savaş esnasında kendisini satıyor. Yıl MÖ 53. Hedef Partların üzerinden doğuya ilerleyip İpek Yolundan da nemalanmak. Partların adı sanı da o zamanda kadar batıda pek bilinmiyor. Roma Lejyonları o dönemlerde çok ünlü. Unutmayalım ki Partlar göçebe kökenli, göçebe kültürünün taşıyıcıları. Bu iki ordu Carhae' de yani bizim bildiğimiz Harran' da karşılaşıyorlar.
Partlar öyle bir mücadele çıkarıyor ki Roma Ordusunun yarısı ortadan kalkıyor, yaklaşık 10.000 Romalı asker sağ olarak ele geçirilip esir ediliyor, Marcus Licinius Crassus ise savaş esnasında ölüyor. ( Filmdeki gibi Partlarla işbirliği olayı yok) Bu yenilgi Roma' nın tarihte aldığı en ağır yenilgilerden bir tanesi bu arada. Barış anlaşmasını Augustus yapıyor yanlış hatırlamıyorsam, bir kaç sene sonra.
Bu 10.000 Romalı asker nedeniyle son yıllarda bu kayıp Roma Lejyonu hikayesi ve teorisi ortaya çıkıyor. Bu Romalı askerler evlerine hiçbir zaman dönemiyor. Düşünülene göre Partlar, bu askerleri Part İmparatorluğu' nun doğu sınırına yani şu andaki Türkistan civarına, sınırı Hunlardan korusunlar diye gönderiyorlar. Zavallı bahtsız Romalılar o sınırda bir de Hunlar tarafından ele geçirilip esir ediliyor. Hunlar bu askerlerin savaş gücünden etkilenerek onlara özgürlük veriyor, Romalılar da onların yanında savaşıyor.
Kayıp Lejyon teorisini ortaya atan kişi Homer H. Dubs. Dubs' a göre MÖ 36' da Hunlar ile Çinlilerin savaşında, Hun tarafında garip formasyonlar sergileyen ve diğerlerinden farklı olan savaşçılar bu Romalı askerler. Bilirsiniz bu Roma lejyonlarının disiplinli, gruplar halinde, defansif ve ofansif olarak kullandıkları çeşitli formasyonlar var. Dubs bunu bir kanıt olarak görüyor. Bu savaşı Çinliler kazanıyor ve Çin kayıtlarına göre Çinliler farklı şekillerde savaşan garip savaşçıları esir alıyor. 3. kez esir alınan Romalılar, Çinliler tarafından Liqian denilen yere yerleştiriliyor ve orada bu isimli kasabayı kurarak yaşıyorlar.
Dubs' ı etkileyen nedenlerden bir tanesi de bu kasabada şu anda yaşayan insanların renkli gözlü ve beyaz tenli olması muhakkak. Bu insanların yüz hatları da sıradan Çinlilere göre farklılık gösteriyor. Dubs, Lilliqian' ın Latince lejyon kelimesinden geldiğini düşünüyor.
Bu teori son zamanlarda ortalığı bayağı bir sarsmıştı. Filmde bu teoriden etkilenmiş şüphesiz. Kayıp Romalılar ve onların Çin' de onca olay atlattıktan sonra kurdukları ve yaşadıkları şehir.
Bu teoriyi pek çok tarihçi asılsız buluyor, DNA testleri de olumlu çıkmamıştı en son fakat pek çok kitap ve filme esin kaynağı olmaya devam ediyor.
Bu kayıp lejyon ile ilgili kitaplardan bir tanesi Valerio Massimo Manfredi' nin Ejder İmparatorluğu. Kitabı iki yıl önce yazın deniz kenarında okumuştum. Güneş, deniz derken pek konsantre olamamış olabilirim ancak konu ilginç ve hoş gelmesine rağmen kitabın çoğu bölümleri sürükleyici gelmemişti bana. Kitabın tanıtımlarında yazarın konu üzerine çok araştırma yaptığı, çalıştığı söyleniyordu fakat o zamanlar Dubs' ın bu teorisinden etkilendiğini bilmiyordum.
Dragon Blade, bir film olarak gerçek tarihi arka planı kullanarak bir teori üzerinden kendince bir kurgu yaratmış. Başta söylediğim gibi kurgu ve senaryo tatmin edici değil, çoğu nokta havada kalıyor.
Bunun dışında renkler ve müzikler hoş. Ortamın o kozmopolit havasını ve farklılığını, bunun hem zorluğunu hem güzelliğini oldukça basit ve keyifli bir şekilde yansıtmışlar bana kalırsa. Koreografiler güzel. Bu arada bu koruma ekibi ile Romalıların karşılıklı atıştığı eğitim antremanı kısmı ayrıca hoş bence. Şu Roma formasyonlarını anlamak, görmek isteyenler, Roma lejyonunda kalkanın anlam ve önemini kavramak isteyenler göz atabilir.
Filmde çok basit ve klişe bir şekilde, 7 yaş grubuna hitap eden şekilde savaş kötüdür, barış ve çok renklilik iyidir mesajı verilmeye çalışılmış.
Bir de şu dil meselesi var. Eleştirmeyeceğim bunu ama Jackie Chan' ın , John Kusack' ı görünce temel seviyede İngilizce konuşmaya kastırması komik geldi. Hatalı hatalı, böyle yavaş yavaş. Şimdi o Asya boylarının hepsi farklı bir dil konuşuyor normalde tamam, filmde onu Çince altında toplamışsınız. İpek Yolunu bilen biri olarak Huo An' ın normalde az çok Latince bilmesine de tamam. Latinceyi de hadi tamam İngilizce altında topladınız da, o diğer boylar nasıl Latince biliyor çatır çatır o konu muamma kalmış.
Filmin müzikleri güzel. En bilineni olan Heroes Of The Gobi için şu yazıya göz atabilirsiniz.
Oyunculuklar konusundan da kimse kasmamış. Hakikaten zorlamamışlar yani :)
Bu arada bu çocuk çok sevimli. (Aynı zamanlarda zor ve güç zamanlarda sınıfın ya da kökenin ne olursa olsun zayıf ve güçsüz olmanın klişe örneklerinden bir tanesi)
Neyse, özünde vasat ama nereden baktığınıza bağlı olara keyif veren, vakit geçirmek için izlenebilecek bir film.
Yönetmenliğini Derek Kwok' un yaptığı bu 2014 Hong Kong filmini en sonunda uzun uğraşlardan sonra izlemeyi başardım. Çok büyük teknik badireler atlattım. Anlatsam teknolojinin bana olan nefretine üzülür ve halime acırsınız. Neyse sonunda "sana yenilmeyeceğim lanet teknoloji!!!" dedim (aslında diyemedi, uzun süre kuzu gibi bekledi) ve sonunda izleyebildim ve böylece benzer temaya sahip üç filmi de tamamlamış oldum. Hangi filmler bunlar? İşte bu "As the Light Goes Out", Güney Kore yapımı "The Tower "ve yine Hong Kong yapımı "Out of Inferno". Artık bir gün Uzak Doğu' da bir gökdelende yangına yakalanırsam aklıma sırasıyla bu üç film gelecek.
Filmde Nicholas Tse, Shawn Yue, Andy On, Hu Jun, Simon Yam gibi isimler yer alıyor. Bir de aradan bonus olarak giren ve film içinde itfaiye müdürlüğünün reklamında yer alan Jackie Chan "the süper itfaiyeci" var. Bu olay filmde insanı eğlendiren tek nokta zaten. Bunun dışında film aksiyon, dram ve iç hesaplaşmalar üzerine kurulu bir felaket filmi.
Film itfaiyeci olan üç arkadaşın sorgulanmalarıyla açılıyor. (İsimleri yazamayacağım, yaşlandım artık zor geliyor) Girdikleri binada anlık karar alarak yaralandıkları için haklarında açılan soruşturmaya ilişkin ifade veriyorlar. Bir tanesi "ben bunların yöntemlerini zaten sevmiyorum" diyor, diğeri "kararı ben vermedim" diyor. Üçüncüsü "birini suçlayacaksanız tüm suçu üzerime alıyorum" diyor. Sonuçta bir şey olmuyor, diğer ikisinin terfi yolu açık kalırken üçüncüye bir yıl gözetim altında kalma cezası veriliyor. Sonra bu olaydan bir sene sonraya atlanıyor. Bunların yöntemlerini sevmiyorum diyen istasyon müdürü olmuş, diğer ikisi de aynı yerde çalışıyor. Aralarında hır gür yok, sonuçta uzun süreden beri kanka modundalar. Hayatlarına devam ederken bir yılbaşı akşamı olaylar zincirleme olarak gelişiyor ve Hong Kong' un enerji reaktörü ve kontrol binası patlayarak filmin gerektirdiği aksiyon alanını yaratıyor.
Doğal afetler beklenmedik falan ama ihmalkarlık can yakar!! Pek çok felaket filminde bu durum vurgulanır aslında. Gerçi mesaj kaygısından ziyade bu ihmalkarlık durumu akışı başlatmak için normal bir durummuş gibi sunulur burada da olduğu gibi. İşte efendim son model akıllı gökdelen işletiyorsanız ya da enerji reaktörünün güvenliği ya da işletmesinden sorumluysanız, müteahhitseniz vs... ihmalkarlık hele hele baştan savmacılık yapmayacaksınız. Bu filmde de gözümüze bu sokulduktan sonra can pazarı başlıyor işte.
As The Light Goes Out, diğer iki benzerine göre biraz daha karakterlerin içine dönük. Özellikle ana karakter kendi iç hesaplaşmalarıyla meşgul ve büyük patlamalardan ziyade daha yoğun olarak dumana odaklanmış durumda.
Aksiyon sahneleri iyi hoş ama özellikle ilk bölümlerde baret ve kıyafetleriyle karanlık koridorlarda koştukları bölümlerde kim kimdir takip etmesi zor. Bunun dışında muhteşem ya da harika değil ama kötü bir film de değil. Vakit geçirmek için ideal. Bu arada filmin müzikleri güzel.
Bu da filmin parçalarından bir tanesi. Nicholas Tse söylüyor...
2011 yapımı bu Jeffrey Lau filmi izlediğim dönemde en ilginç bulduğum Hong Kong filmlerinden bir tanesiydi... İlginçliği şu ki insan iyi mi kötü mü bir anda karar veremiyor.
Ölümsüz olan sekiz ejderha bilmem kaç bininci kez yaşadığımız yüzyılda dünyada dolaşmaktadır, doğal olarak ne olduklarından habersiz. Bu sekizli dünyaya ilk indiklerinde amaçları insan doğasını kötülükten korumaktır ama içlerinden bir tanesi, Yaksha, diğer yedisinden ayrılır ve bu nedenle iki taraf kapışmaya başlar. Ölürler tekrar gelirler, ölürler tekrar gelirler. .. Bu hikayede dediğim gibi bu yüzyılda geçmektedir.
Kaderin bir cilvesi olarak ya da karma diyeyim de içeriğe uygun olsun birbirlerini bulurlar. Film bu hikaye üzerine kurulu ana hatlarıyla...
(Ekip ve yönetmenden gelsin. Filmin içinde de duyabileceğiniz bu parça çok eğlenceli)
Şimdi sekiz ejder dedik, ölümsüzler dedik öyle çok efsanevi ya da epik bir tarzı yok filmin, komedi filmi bu, her şeyi kafayı almış... basit bir kurgu ama arkada göndermeler ve diyaloglarla kendini gösteren komedi... göndermeler oldukça bol ki muhtemelen hepsini yakalayamamışımdır, Filmlere, günümüze... Jaycee Chan - Jackie Chan ailevi ilişkisine bile değinilmiş ki Stephen Chow ile oldukça güldürdü durup duruken. Bunca komedinin ardında bir aşk öyküsü/döngüsü...
İlk anlarda takip etmesi biraz sıkıntılı ama korkutmayın kendinizi ilerledikçe açılıyor olaylar...
Efektler gayet hoş... oyunculuklar çok sade ve içeriğe ters düşmüyor. Filmin en güzel yanlarından bir tanesi ise kesinlikle müzikleri.
Şu filmi Jeffrey Lau' dan başkası eline alsaydı madara olurdu muhtemelen ama sonuç olarak filmin eğlenceli olduğuna kanaat getiriyorum. Herkes sever mi bilmem ama aşina olanların beğeneceğini düşünüyorum. Filmi beğenmeseniz bile ince detaylar var ki insanı güldürüyor...
Bugün itibariyle Tawannanna 7. yaşına giriyor. Şimdi üzerinde biraz düşününce şaka gibi! Ben öyle istikrarlı, sabırlı, azimli biri değilimdir normalde ama demek ki burayı sevmişim. Yoksa sevmediğim bir işi yapmam mümkün değildir. Şu anda ben bile şaşırdım ve gözlerimi ufuk çizgisine dikerek.... yok canım ne analizler yapıp, geçmişi düşüneceğim... ufuk çizgisine boş boş bakıyorum işte.
Öylesine geyik yaptığım bir yer burası, çoğu zaman bozuk cümleler, imla hataları bol. Tam da bu şekil olsun diye başlamıştım zamanında...
Neyse efendim uzatmaya gerek yok. Bu tarz yazılar yazmayı, konuşmalar yapmayı hem beceremem hem de sevmem zaten. Dedim ya burayı sevmiş ve eğlenmiş olmalıyım başka bir açıklaması olamaz. Bunda en büyük pay Tawannana' yı takip edenlerin, zaman ayırıp bu yazıları okuyanların, yorum yapanların, uğrarken merhaba diyenlerin... Herkese tek tek teşekkürler.
Bugüne özel olarak müthiş bir istatistik çalışması yaptım. Çok zor ve çok komplike olduğu için yöntemini açıklamayacağım :))
8 Kasım 2013 ile 8 Kasım 2014 arasında yer almış yazılardan en fazla okunmuş olan ilk 5 ile en az okunmuş olan ilk 5' i çıkardım.
Benzer bir çalışmayı yıl sonunda da yaparsam daha sağlıklı ve karşılaştırmalı bir sonuca ulaşabilirim sanırım...
Bu yılın doğum günü kapsamında müzik bölümünde bu blog içerisinde anime, dizi ve filmler üzerinden adını sıkça andığım Joe Hisaishi' nin bir parçasına yer veriyorum.
Jackie Chan' ın meşhur Police Story filmlerini bilirsiniz. Son yıllarda bu seriye, eskilerden bağımsız yeni filmler eklendi. Police Story 2013 ise bunun son halkası.
Yönetmenliğini Ding Shen' in yaptığı filmde Liu Ye, Jing Tian, Yu Rongguan gibi isimler de Jackie Chan ile birlikte yer alıyor.
Police Story 2013' ün diğerlerinden en önemli farkı, filmin tamamının ana kıta Çin' de geçmesi. Bu sefer adamımız Hong Kong' lu bir polis değil, Çinli bir polis. Bana kalırsa şimdiye kadar ki en karanlık tona ve atmosfere sahip film bu.
İşinden çıkan detektifimiz Zhong Wen (Jackie Chan), kızıyla buluşmak üzere Wu Bar' a doğru yola çıkar. Kızı ile arası pek iyi değildir. Wu Bar' da kızı onu erkek arkadaşı ve barın sahibi Wu Jiang ile tanıştırır. Zhong Wen bu durumdan pek memnun olmaz ama henüz daha yeterince sesini çıkaramamışken olaylar gelişir, gelişir...
Filmin ilk bölümü ortalama, artık karanlık tonu mu yoksa Çin' in getirdiği alışık olmama noktası mı pek çekici gelmiyor ( eğer daha önceki filmleri izlemiş ve onların tarzına bir şekilde alışmışsanız bu hissiyattan bir türlü kurtulamıyorsunuz) ve bu böyle devam edecek herhalde derken, bir noktadan sonra şaşırtıcı şekilde kurgu çekici hale geliyor. Flashbackler, araya sokulan hikayeler vs keyifli bir seyre döşüyor kanımca.
Police Story ya da Jackie Chan filmleri gibi eğlenceli bir anlatım tarzına sahip değil. Başlangıçta izleyeni yanıltan da belki budur. Eğer filmin adı bu olmasaymış, çok daha farklı bir keyif ortaya çıkabilirmiş.
Çok başarılı bir film olmasa bile göz atmakta fayda var.
Filmin sonunda duyabileceğiniz bu parçayı - "Zheng Jiu" - Jackie Chan seslendiriyor. Bunun bir de slow versiyonu var ama ben bunu daha çok seviyorum.
2005 tarihli Stanley Tong imzalı bu Hong Kong filmini izlemeyen azdır sanırım. İzlemeyenler için de söyleyebileceğim; eğer çok kafa yormayacak, eğlenceli, aksiyonlu bir film arıyorsanız bu film sizin için tercihlerden biri olabilir.
Bu filmin tema parçası Endless Love, Korece ve Mandarin olarak seslendiriliyor.
Öncelikle hatırlamak için buyrunuz Jackie Chan ve Kim Hee-sun versiyonunu;
Sempatik ve yetenekli ve daha bir sürü insan (bu adamı sevmemek ve takdir etmemek mümkün değil) Jackie Chan' ın canlı performansı;
Bu da benim en sevdiğim versiyonu. Sun Nan ve Han Hong düeti.. (parçanın adı Beautiful myth ama)
Sun Nan Çin' de tanınmış bir pop şarkıcısı.
Han Hong için de uzun bir yazı yazmak lazım aslında. Çin' in en tanınmış divalarından biri bu kadın ama gerçekten... hem icracı, hem söz yazarı olarak ve kendisini dinlemek çok keyifli...
Hadi bunu da ekleyeyim. Bu da aynı isimle çekilmiş fakat daha değişik bir kurguya sahip dizi için Hu Ge ve Bai Bing' in seslendirdiği versiyonu...
Şu ana kadar bildiğim 4 sezonu yayınlanan seri aynı isimli romandan uyarlama. Doğal olarak roman uyarlaması olduğu için birbirinden hoş karakterler ve gelişen bir olay öyküsüne sahip.
Birinci sezon 10 bölüm. Japoncadan sonra Çince (Mandarin) konuşan karakterler garip gelebilir bir an ama dert edilmemeli. Bu 10 bölümde daha çok hikayenin geçtiği döneme ve yavaştan karakterlere, kim kimdir olayına giriş yapılıyor...
Hikaye Qin Hanedanlığı döneminde geçiyor. Qin Hanedanının İmparatoru büyük hayali gerçekleştirmek için bölgede bulunan diğer 6 hanedalığı kendi çatısı altında toplamak için ortama girişiyor ve bu hayalinin önünde duran herkesi ve herşeyi yok ediyor. Han, Wei, Yan vs...gibi tüm krallıklar teker teker yok oluyor. Doğal olarak bu duruma direnişler gerçekleşiyor. Çin tarihinin uzmanı değilim ama son yıllarda konuyla ilgili ya da bu dönemi ele alan filmlere göz atmış olanların bir fikrinin olabileceği bir dönem. Örnek olarak, The Emperor and the Assassin, Jet Li' nin Hero' su, ufakta olsa Jackie Chan' ın Little Big Soldier' ının döngüsü vs verilebilir.
Bu dönemin bir diğer özelliği ise tek çatı altında birleştirilme nedeniyle yüz düşünce okuluna dair tüm kitapların yakılması. Benim bildiğim tarihte ilk toplu kitap yakma eylemi... Tarih boyunca devamında çeşitli örnekler bizim de yabancı olmadığımız şekilde gerçekleştirildi bilindiği gibi. Konfüçyüsçülük ilerleyen yıllarda kendini toparlıyor ancak yüz düşünce altındaki pek çok okulun eserleri bir daha geri dönmemecesine tarihten yok oluyor.
Hikayeye dönelim, diğer krallıklar Qin İmparatoru' nun bu planını engellemek için bir suikastçi gönderirler ancak bu girişim başarısız olur ve nedense Qin İmparatoru suikastçinin 8 yaşındaki oğlunun peşine düşer. Çocuk, İmparatorluğun başka bir suikastçisi tarafından evlat edinilir ve ikisi birlikte Qin imparatorluğundan kaçarlar ve yolculukları başlar. Bu yolculuk esnasında hem iyi hem kötü pek çok karakterle karşılaşırlar.
Jing Tianming: Bahsettiğimiz bu çocuk oluyor kendisi. Eğlenceli, şapsal ama özünde zeki bir velet bu. 12 yaşlarında, dünyadan habersiz bir çocuk. İlk başlarda kendisini evlat alan Ge Nie' nin babası olduğunu düşünse bile daha sonra onu amcası olarak kabulleniyor. Ying Yang okulu tarafından ne zaman olduğunu bilmediğimiz bir dönemde lanetlenmiş. Bu lanet birini çıldırtabilecek bir lanet ancak etkisi bu sezonda pek görülmüyor. Her ne kadar salak ve umursamaz görünse bile alttan alta cesur, pratik bir zekaya sahip. Öğrenmeye aç olsa da algılamakta biraz sıkıntısı oluyor. Yemeğe düşkün. Sonuç olarak çok sevimli. Yu er' a tutkun belki de ilk gördüğü andan itibaren. Bu tutkusu oldukça saf. Bir bölümde Yu er geçmişi nedeniyle biraz sarsıldıktan sonra bir gökkuşağı çıkıyor. Tianming ilk kez gökkuşağını gördüğüne bu kadar seviniyor ve mutlu oluyor çünkü o kısa saniyelerde Yu er' ın kendisini üzen geçmişinden bir an olsa da kurtulduğunu, gözlerindeki ışığın tekrar geri gördüğünü düşünüyor. Şeker bir şey.
Ge Nie: Jing Tianming' i evlat edinen, cool amca. Bir zamanlar Qin İmparatorunun suikastçisi. Ne oldu da Tiaming' i aldı bilemiyoruz ama babasına verdiği bir söz olduğunu söylüyor. Rainbow Abyss adlı tüm kılıçlar içinde ikinci sırada yer alan bir kılıcı kullanan martial art dahisi. Gui Gu okulunda (ghost valley), Wei Zhuan ile birlikte eğitim görmüş. Bu elemanın geçmişi nedeniyle her taraftan kendisinden nefret eden pek çok insan bulunmakta. Göründüğü kadarıyla güçlü olmanın ne demek olduğunu bilen, akıllı, mantıklı bir eleman. Okulunun geleneği olarak, ustaları hayatı boyunca iki tane öğrenci alıyor ve ikisi daha baştan rakip oluyor çünkü sadece bir tanesi yaşayabilir, Wei Zhuan ile rakip.
Gao Yue (Yu er): Aslında Yan Hanedanının prensesi... oldukça akıllı, sevimli, nazik bir kız.
Xiang Shaoyu: Chun hanedanlığından bir eleman, kabilesi en güçlülerinden. 14 yaşındaki bu velet Tianming' in ilk arkadaşı belkide.
Duanmu Rong: Yu er' ı korumakla görevli eleman. İyileştime konusunda Mohist okulun en iyilerinden.
Wei Zhuang: Ge Nie' den ölesiye nefret eden bu eleman kendi suikatçi ordusunu kurmuş. Altında birbirinden sayko eleman bulunmakta. Seride bir ksımını görüyoruz ki bana kalırsa içlerinde en karizması White Phoneix dir. Karizma bir amca. Parayı veren için çalışmakta. Mohist okulun son liderini kendi elleriyle öldürdüğü söylenmekte. Han Krallığından gelmekte.
Bunlar sadece bazıları...
Serinin açılış parçası... (Moonlight /Anson Hu)
Hikayenin gidişatında iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış pek çok düşünce birbiriyle çarpışıyor.
Misal Mohist okulun Makine Köyü diye kabaca çevireceğim bir saklı kenti bulunmakta. Qin İmparatoru bunu öğrendiğinde deliriyor. Bu topraklarda Qin Kanunlarının geçmediği bir bölge ha!!!
Ben bu 7 krallık birbiriyle savaşmasın, kan dökmesin, diller farklı olduğu için yanlış anlaşılma olmasın, yazılar farklı olduğu için anlaşılmazlıklar yaşanmasın diye hepsini dize getirdim, tek dil yarattım... ama hala böyle bir bölge var ha!!! diyerek dellenmesinin karşısında farklı krallıklardan gelenlerin kendi kültürlerini, ailelerini vahşice kaybetmeleri karşısındaki acıları görülüyor.
Duanmu bir bölümde şöyle diyor, "bu üçüde savaşın çocukları, savaşın yetimleri. Tüm bu acıyı üzerlerinde taşımalarına rağmen yüzlerindeki gülümsemeyi görmek inanılmaz. Bu bir umut doğruyor, onlar gülümsedikçe belki gelecek nesiller huzur içinde yaşayacaklardır."
Yu er, Tiangming' e Mohist Okulunu anlatıyor bir bölümde; Mohist Okul' un iki prensibi var; savaş karşıtı olmak ve dünyayı sevmek. Tianming' in çocuk yaşta tepkisi şu oluyor. Okulun kurucusu çok düzgün ve cesur bir adammış ama savaşın olmadığı bir dünya mümkün değil...
Mohist Okul zaten bu yüzden savaştan kaçanların, savaş istemeyenlerin sığınacağı gizli bir kent inşa ediyor.
Falan filan işte... Gayet renkli bir anime bana kalırsa. Çizimleri beğendim ben genel anlamda... Diğer sezonlara gözümü çevirdim.
Kim ne derse desin, ne kadar geyik olursa olsun 1999 Hong Kong yapımı bu filmi seviyorum :)
Aslında "You Can' t Stop Me"' yi buraya eklemeyi uzun zamandır düşünüyordum da bir türlü ekleyememiştim. Sonra bugün aniden içimde tutuşan tekrar izleme arzusuyla yıllar yıllaaaarr sonra oturdum filmi tekrar izledim, yine eğlendim...
Yıllar yıllaaar önce tatildeyken ve ayrıca Uzakdoğu tiyatrosu üzerine bir çalışma hazırlıyorken (kabaca adını böyle anayım) televizyonda denk gelmiştim bu filme... Gayet motive edici oldu fazla söze gerek yok.
Benny Chan' ın elinden çıkma bu filmin kadrosu şöyle; Nicholas Tse, Stephen Fung, Sam Lee,Eric Tsang, Daniel Wu, Francis Ng, Grace Yip, Toru Nakamura ve daha bir sürü... Yapımcıları arasında Jackie Chande mevcut ki film içinde kendisini görmek mümkün.
(stephen fung, nicholas tse, sam lee)
Geyik diyalogları, fırlama karakterleri, güzel aksiyon sahneleriyle eğlenen sadece ben miyim bilemiyorum ama güzel film...
Sonrasında bunun devam filmi olan Gen Y Cops' u da çektiler, o filmde Nicholas Tse yerine Edison Chenyer alıyordu ama Gen X Cops' un tadına ulaşamadı.
Şimdi geyik diyaloglar dedim de gerçekten böyle geyikler mevcut, bir de Japon amcanın hayaletler ve ölüm üzerine bir hikayesi var, o pek geyik değil ama...
Hareket, aksiyon ile birlikte karakterler ve performansları da film için oldukça uygun ama Francis Ng' nin hakkını yememek lazım.
İşte bu da Gen X Cops' un meşhur ve benim çok eğlendiğim parçası You Can' t Stop Me. Sonradan yönetmenlik kapılarını aralayan Stephen Fung' un bestesi.
Nicholas Tse, Sam Lee ve Stephen Fung birlikte icra etmekteler.
Yıl olmuş 2012, ne izlerim 99 filmini demeyin. İzleyin bence vakit geçirmek için...
Bu da ost' tan başka bir Stephen Fung parçası... Let me Bleed
"Rob B Hood" olarakta bilinen 2006 yapımı, yönetmeni Benny Chan olan, Jackie Chan (aynı zamanda senaryo ve koreograf olarakta emeği geçen), Louis Koo, Micheal Hui ve diğerlerini içinde barındıran eğlenceli, atraksiyonel ve sevimli bir Hong Kong filmi.
herşeyden önce şimdi Jackie Chan candır, çok severim yeri ayrıdır, Louis Koo taştır ama bu bu filmin gerçek yıldızı o bebektir. sevimliliği bir yana o jestleri ve mimikleriyle insanı kahkahalara boğma kapasitesine sahip. filmde hiçbir şey olmasa ve film sadece bu bebeğin günlük hayatı ve muziplikleri üzerine olsa yine seyredilir.
ey octopus ve jackie... çocuğun aile kavramını kaydırmaya çalıştınız ama çocuk sizin aile kavramınızı geliştirdi. aksiyon sahneleri keyifli olmakla birlikte lunapark sahnesi gerçekten bir ara gerdi...
filmin ana parçası;
bebeği kızdırmaya gelmez, kafası atarsa çakar böyle bir tane...
2003 yapımı buDante Lam filmini bir kere kendi isteğim geri kalan bir iki seferde de tesadüf eseri denk gelip izlemişimdir. Şu sıralar bir grup olarak rahmetli olmuş olan The Twins ( Charlene Choi, Gillian Chung), Ekin Cheng ve Edison Chen, rüzgar gibi gelip geçen ancak unutulmaz anlara imza atan Jackie Chan, arada gözüken alkolik gelin kıvamında Karen Mok ile benim için eğlence namına çok hoş bir kadroya sahip. Neyse film hakkında uzun uzun yazmaya gerek yok ama eğlenceli ve geyik bir aksiyon/komedi filmidir. Hiçbir şey düşünmeden izlenebileceklerden...
Demek istediğim filmi eğlenceli bulurum ve şu tema parçasına hastayım:)
Aksiyon yönetmeninin de Donnie Yen olduğunu özellikle belirtme gereği duyarım !! :)
Bu tarz filmleri izlediğimde her seferinde tüfek icat oldu mertlik bozuldu derim. Bu 2011 yapımı Benny Chan filmi de benim için istisna olmadı.
Zamanında afişini görmeme rağmen beni zorla sinemaya götürmek isteyenlere ayak diremişliğim vardır bu film için zira şimdi afişinde Andy Lau, Nicholas Tse, Jackie Chan görüp içim gitti ama filmi Çince izlemeyi hiç istememiştim zira anlayamayacaktım ingilizce altyazı olmadan ve bana göre dışarıdan güzelim gözüken bu filmin heba olmasını istemiyordum ki bir aya boyunca afişin önünde geçip hipnotize oldum ama direndim. Daha sonra işte yakın geçmişte sonunda oturdum Türkçe' ye İntikam Savaşçıları olarak çevrilmiş bu filmi yine Çince ama bu sefer İngilizce altyazılarıyla izledim.
Nasıl bir film konusuna girmeden önce cıvık moda geçerek vay vay vay kadroya gel diyerek başlamak isterim. Zira Andy Lau var, Nicholas Tse var üzerine Jackie Chan var. Daha bitmedi Wu Jing ve Xing Yu var üstüne üstlük bir adet Fan Bing Bing var...vuuuu..!! Oldukça iddialı.
Filme gelirsek; Çin tarihinde pek çok kez görülen kaos dönemlerinden bir tanesinde yine hakim güçler bir Shaolin Tapınağını gözlerine kestirirler.- Güçler genelde bir tapınağı, shaolin, budist, tao, wu tang, hangisi denk gelirse gözlerine kestirir.- Kaderin bir oyunu olarak egemen güçlerin başı kendini bu tapınakta bulmuştur ve oradaki insanlarla tanışır, yaşadıklarının etkisiyle buraya yakınlaşır ama kendisinin de eskiden dahil olduğu eski güçler bu adam için tapınağa dalmakta zeval görmezler. Burada kesiyorum. Klasik ve bilindik bir konu. Daha önce de sayısız filmde benzer tema işlenmiştir.
Geyik zamanına geri dönüyorum ve öncelikle Nicholas Tse' yi ele alıyorum. Nereden nereye demedim değil. Young& Dangerous, Gen X cops, Tiramisu, Time and Tide, Comic King, New Police Story, Dragon Tiger Gate ve diğerlerinden, Beast Stalker, Bodyguards and Assasins ve Shaolin' e. Kötü adam da olurmuşlara girdim gerçi kötü adam tarihinin öncesinde Storm Warriors var. Hey gidi mazi.. Neyse hakkını yememek lazım ilerleyen zamanla efendi bir adam ve kendini geliştiren bir insan oldu. Yani ben bu kanaatteyim en azından. Performansını da beğendim.
Andy Lau; adam dursa yetiyor. Çoğu zaman insan iyi bir oyuncu mu acaba düşünüyor ne bileyim en azından ben onu izlerken oyunculuğunu pek düşünmüyorum. Aynı anda bir kaç karpuz taşıyan uzakdoğunun süperstarı. Takdir... Ayrıca filmin bence film kadar hoş ve güzel tema parçası "wu" yu da bu amca seslendiriyor. Parça çok hoş gerçekten.
Jackie Chan: Hakkında konuşmak bana düşmez :) kötü bir şey söyleyeni döverler. Bu filmde de son zamanlardaki rol değişimini görüyoruz çokta yer almıyor ama yine bildiğimiz Jackie Chan. Yine esprili, doğrucu, yine süper. Bu filmle birlikte The Forbidden Kingdom faciasını kafamdan tamamiyle sildim artık. Her insan hata yapar diyorum ve kendisinin Hong Kong da kalmasını diliyorum. Yine bu filmde de kendisinden bir dövüş tekniği öğrenilebilir. Yine en eğlencelisi...
Fan Bing Bing: Yine çok güzel...
Doğal ve beklenecek şekilde Wu Jing ve Xing Yu nun filme katkısı büyük.
Tapınak içindeki toplu sahnelere ve veletlere değinmeyeceğim bile.
Bu geçit töreninden sonra filme geri dönersek, konu basit ve bilindik dedik. Duygu geçişleri ya da karakterler arası ilişki bana kalırsa yönetmenin yönlendiriciliğinden ziyade oyuncuların performansından kaynaklanıyor. Yine de istediğini veriyor mu? Çok bir şey vermek istediğini sanmıyorum en azından pek öyle bir derdi yok, bunu tamamen çok daha iyi olabileceğini düşünerek yazıyorum -ama yine de istediğini veriyor ve etkileyici bir film. Özellikle oyunculara alkış. Klasik bir Benny Chan performansı bana kalırsa, nacizane düşüncem. Neyse bu arada filme muazzam bir katkısı olan Wu Jing' i de gördüğüm ilk sahnede Leon Lai sandım kendisinden özür diliyorum ama bu tamamen benim dangalaklığım ve berbat yüz hafızamdan kaynaklanıyor. Klasik ve bilindik dedim ama bu filme kötü diyeni Shaolinler tekmeler, aslan kaplan pençesi atarlar. He sonunda ki o tipsiz yabancının gülüşü adamı gıcık edip kendisine dalma isteği yaratıyor mu? yaratıyor halbuki çok bilindik bir numara. İşte etkileyici olduğunun kanıtlarından biri.
Film konu ya da kurgudan ziyade daha çok aksiyonu ön plana çıkarmayı hedeflemiş bana kalırsa. Bunda da başarılı olmuş. Aksiyon koreograflarından birinin Corey Yuen olduğunu belirteyim ki beklentiler artsın. Koreografiler son derece akıcı, estetik, izlenebilir ve heyecan verici. En kötüsü olmasına rağmen Andy Lau vs N. Tse en beğendiğim oldu bunu da tamamen filmin gazına bağlıyorum başka bir nedeni yok. Bu arada tapınakta Andy Lau ile kung fu çalışan tombiş velete bittim.
Sonuç olarak öncelikle bütçesine demiş, başarılı bir 2011 yapımı. Hele insan Hong Kong filmlerini seviyorsa izlemesinde fayda var.
Ben bu filmi bitirdikten sonra hızımı alamayıp belirli nedenlerden ötürü oturup birde The Shaolin Temple' ı yıllar sonra tekrar izledim. Jet Li' nin ilk filmi... O derece etkilenmişim...
Her zamanki gibi oldukça sıkıcı ve manasız geçen bir günün ardından sıcaklardan bunalmış ve bu sıcakta dışarıda ne yapacağım düşüncesine dayanmış bir şekilde kendimi eve attıktan ve “yaşasın kurtuluuuşşş!”nidalarını seslendirdikten sonra ilerleyen saatlerde bünyede oluşan sıkıntı kaynaklı “ne yapsak?”, “ ne yapsak?” baskılarının sonucu bir film izlemeye karar verdim. Şansıma çıkan film 2007 yapımı Kenneth Bi filmi olan The Drummer oldu. Seçimde iki öğe ağır bastı. Birincisi davullar üzerine olması. Şimdiye kadar bu tarz davul gösterileri anlamında hep Japon gruplarını izlemiş ve bu canlı gösterilerden hayli etkilenmiş olduğumdan “bu Zen Davulcuları nasılmış bakalım?” merakı oluştu. İkincisi ise Invisible Target ile tanıştığım ki bu filmde Shawn Yue ve Nicholas Tse ile birlikte üçü bir arada olmuşlardı Jaycee Chan’ ın performansını (kendisi Jackie Chan’ın oğlu) merak etmemdi.
Hong Kong’ da bir mafya babasının (Tony Leung Ka-Fai)oğlu olarak, vahşi babasıyla sevgi-nefret ilişkisi içinde yaşayan bir grupta davul çalan ve bu şekilde serserice takılan Sid (Jaycee Chan)takım elbiseli başka bir mafyatik amcanın manitaya kancayı takınca bu yaşlı amcanın tehditleri nedeniyle babası tarafında, babasının sağ kolu ile birlikte Tayvan’ a gönderilir. Burada dağda yaşayan Zen Davulcularıyla tanışır.Zen davulcuları işte; yüzlerinde nur var ki Sid’ in başlardaki şımarık ve yüksek egolu tavırlarına sabretmeyi bilip onu gruba dahil ederler ve Sid’ in dönüşüm yolculuğu için bir vesile olurlar. Daha sonra olaylar yine bir şekilde Hong Kong’ a döner ancak artık eski Sid yerine bir yandan Zen öğretisinin bir yandan da davulun ruhsallığının değiştirdiği Sid görülür.
Genel olarak bakıldığı zaman klişe bir senaryo, benzeri, aynı kalıpta olan pek çok film vardır. Asi çocuk, karşılaştığı bir grup ya da bir insan, asi çocuğu etkileyen bir aktivite (karate, yemek yapmak,futbol vs...) ve bununla birlikte kendine göre hayatını tekrar anlamlandırması. Bu filmde bu tarz filmlerden sadece bir tanesi üstelik senaryoiki farklı dünyayı ve geçişleri – Hong Kong ve ahalisinin suça yatkın ve vahşi yaşamı, Zen davulcularının doğayla bütünleşik, dingin hayatı ve bu ikisi arasında birinde diğerine geçmeye çalışan Sid – birleştirme konusunda pek başarılı değil. Senaryonun bu eksikliği ve manayı tam oturtamamasına rağmen film en azından davullar, Zen davulcularının dağdaki hayatları ve kendilerini doğayla bütünleştirdikleri sahneler için bile izlenebilir.
Zaten filmin ilk sahnesi bir şekilde insanı kendine bağlamayı başarıyor. Bir sahnede davulcuların bir performansından bir kesit... Arkada ağır bir davul ritmi ve soru; “hayata ilk göz açtığınızda duyduğunuz ilk ses nedir?”. Film bunun dışında zaman zaman güzel anlamlar ve anlatımlar yakalıyor.
Tony Leung Ka-Fai doğal olarak iyi bir iş çıkarıyor. Jaycee Chan’ de senaryonun müsaade ettiği kadarıyla iyi bir oyunculuk sergilemiş. Geleceği daha parlak olacak sanırım bu çocuğum bir de babasına çok benziyor tip olarak. Son olarak sözüm Roy Cheung’ e: “Abicim ne biçim bir insan ve oyuncusun? Sadece dursa bile o filmde, sahnede kendini bir şekilde hissettiriyor bu da başka bir yeti olmalı...
Bu filmi izleyeli yıllar oldu ama o kadar tembel bir insanım ki şunu şuraya eklemek bugüne denk geldi. Benim de bu tembellik ve uyuzluk hastalığı nedeniyle hayatım çok zor gerçekten. Neyse...
Açık söylemek gerekirse öylesine vakit geçirmek için seçmiştim filmi sonrasında Jackie Chan filmi olduğunu görmüş akabinde kadroda Amerikalı isimler görmeyince de şaşırmıştım. Jackie Chan' ın Hong Kong zamanlarından kalma güzel bir filmdir diyerek başlamıştım izlemeye ve izlediğime gayet memnun olmuştum.
2010 yapımı olduğunu görünce filmin dumurlara uğradım. Pek çok kişi aynı şeyi söyleyecektir muhtemelen ama ben de diyebilirim ki bu filmi izlediğim zaman "Jackie Chan' ın uzun zamandır izlediğim en iyi filmiydi!" diye düşünmüştüm.
Filmin ana öyküsü ve materyali aslında Jackie Chan' a ait ve 2010 da çekim fırsatını bulduklarında yönetmen koltuğuna Ding Sheng oturmuş ve ikili oldukça iyi bir iş çıkarmışlar. Aksiyon kurguları tabii ki Jackie Chan' e ait. Kadroda yer alan isimlerden bazıları şu şekilde; Wang-Lee Hom, Lin Peng, Steve Yoo Sung-Jun (bu eleman koreliymiş).
Öyküye gelirsek, Çin' de krallıkların birbirine daldığı sıralarda Wei Liang' a saldırır. Asker - ya da filmin deyimiyle “Old Soldier” - Jackie Chan Liang ordusunda savaşmaktadır ancak büyük çarpışmadan sağ kurtulan bir iki kişiden biridir. Bu esnada biraz da tesadüfler sonucu Wei generalini ele geçirince şans ona gülmüş olur. Amacı General' i ( aslında Wei prensi) gidip Liang yetkililerine teslim ederek karşılığında esas mesleği olan çiftçiliğe geri dönebilmek için ödül olarak biraz toprak alabilmektir. Böylece yolculuk başlar. Wei prensi (Wang-Lee Hom ) ile oldukça farklıdırlar. Statü farkının dışında hayata bakış açıları da birbirinden ayrıdır. Old Soldier için yaşamak daha önemliyken prens onur, şerefli ölüm vs... gibi kavramlarla kendini avutmaktadır. Birbirlerinden pekte hoşlandıkları söylenemez. Ara sıra fırsat buldukça prens kaçmak için Old Soldier' a saldırır vs... Buların dışında - bir ayı ile bile karşılaşmakla birlikte - peşlerine Wei Prensi olan ağabeyini öldürerek tahta kendisi çıkmayı amaçlayan prensin kardeşi ve adamları takılır. Diğer yandan yolculukları esnasında yerel kabilelere de bulaşmak zorunda kalırlar.
Tüm bu yolculuk sırasında savaş ve etkilerine çok üstü kapalı şekilde vurgu yapılır. Karakterler de tadında tuzunda, yine kime kötü deneceğini söyleyebilmek zorlaşıyor. Kabile adamları bile bir süre sonra aslında uzlaşmaya açık ? ya da insancıl tipler olarak gösteriliyor. Big soldier dövüşten mümkün olduğu kadar kaçan, öldürmekten uzak yaşayan biri iken prensin de kavramları yavaşça değişiyor. En büyük değişimi sanıyorum ki küçük prens geçiriyor. Neyse spoilera dalmamak lazım keselim burada.
Epik ya da muhteşem dövüş ya da savaş sahneleri yok filmde bunu arayanları uyarayım öncelikle. Biraz da karakterelere bağlı olarak araya serpiştirilmiş ufak aksiyon sahneleri var. Bir Jackie Chan filminden beklenecek şekilde oldukça keyifli, akıcı ve eğlenceli bu sahneler. Wei prensi rolünde Wang-Lee Hom aslında pek bir şey yapmasa da role güzel oturmuş. ( güzel çocukmuş bu arada :) )
Filmin tema parçası 油菜花 (YouCai Flower) // Jackie Chan
(Çince öğrendiğim dönemde ağzımda sakız olmuştu bu parça... Bu da film gibi basit ama aslında temel, eğlenceli görünen ama ardında bir anlamı olan...)
İşte bu zorlu yolculukta pek çok sorun ve kişi ile karşılaştıktan sonra Liang' a ulaşırlar. Bu yolculuk öyküsünün olaya dahil olanlarla birlikte güzel işlendiği kanısındayım. Filmin amacı çok dramatik ya da derin mesajlar vermek değil bu nedenle işlenişte öğeler gayet dengeli kullanılmış. Güldürürken arka plandakiler de hafifleştirilmemiş. Ayrıca içinde barındırdığı ufak döngüsellik ve küçük bir sembol filmi daha da hoşlaştırıyor.
Bence Jackie Chan bu filmde ışıldamış ki bilindiği üzere kendisi çok yönlü ve oldukça yaratıcı bir sanatçıdır ve bu filmde bunları kullanma fırsatını bulmuş. Uzun bir süre sonra Hong Kong ve Jackie Chan buluşmasının sonucu güzel olmuş zaten bence geri dönsünler Hollywood' dan. Chow Yun Fat de geri dönsün. John Woo' nun dönüşü ne güzel oldu öyle değil mi? ( Chi bi ve Chi Bi Xia Jue Zhan Tian Xia //Red Cliff 1-2).
Özellikle The Forbidden Kingdom' da yaşadığım hayal kırıklığından sonra bu film iyi geldi. Bence herkes bir göz atmalı. Muhteşem ya da epik bir film değil ama harcanan vakte değecektir diye düşünüyorum.