j music etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
j music etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2017 Perşembe

Mobile Suit Gundam Unicorn RE:0096 - Anime






Sonunda Mobile Suit Gundam Re:0096' yı bitirebilmenin mutluluğunu yaşıyorum. Bu sevincimi hemen paylaşmak istedim. Benim için sallantılı bir yol oldu çünkü. Bunun bir OVA serisi de var, onu izlemedim. Yazacaklarım 2016 yapımı 22 bölümlük anime üzerinden olacak.



Bu olayları sevdiğim için hevesle başladım animeye, 2. bölümde hayal kırıklığı endişesi etrafımı sarmıştı. 3. bölümde biraz da şartlar gereği aramıza biraz zaman girdi. Aramıza duvarlar örülmesinden hoşnutsuz değildim zira devam etmemem gerektiğini düşünüyordum ancak hayat çelişkilerle dolu. Bir zaman sonra yine biraz şartların zorlamasıyla 4. bölümü izledim. Sonrasında müthiş anime azmim doğamın görmek istemediği bölümlerden çıkarak inatçılaşmaya başladı. Hep derim, eğer anime izlerken gösterdiğim azmi ve disiplini hayatımın başka noktalarında uygulayabilmiş olsaydım şimdiye kadar böyöööök adam olmuştum ama benim kaderimde de bu azmi animeler konusunda göstermek varmış. İşte böyle böyle sonunda 22 bölümü bitirmeyi başardım.



Mobile Suit Gundam Unicorn Re:0096, adından da anlaşabileceği üzere bu dünyanın belli bir evresinde geçiyor. Bu tarihi gidişat normal şartlarda sıralı tabii ki, bu seride "Universal Century"nin 96. yılında yaşananlar konu ediliyor. Öncesini bilenler için izlemesi daha kolay olur ancak bilmeyenler içinde seri içinde öncesinde olmuş belli bazı olaylara yapılan atıflar izleyenin fikir edinmesini sağlıyor merak etmeyin.



Konusu hakkında çok detaylı yazmayacağım ama her seride olduğu gibi burada da çarpışan, bir çeşit güç savaşı ve gücü elde tutma savaşı içine giren taraflar var. Bununla birlikte yeni bir gelecek için mücadele verenler var.



Serinin öncesinde dünya nüfusu patladığı ve dünya kaynakları artık kendi kendine yetemez duruma geldiği ve ölmenin eşiğine geldiği zamanlarda bazı insanlar (bazı dediğime bakmayın, nüfusun oldukça önemli bir bölümü) zorla uzaya gönderiliyor ve bir nevi orada kaderlerine bırakılıyor. (Detaylar ayrıntılarda, serinin içinde ve öncesinde gizli) Seri esnasında bu insanlar öfkeli.  Full Frontal' in kaptanı olan şahıs, önceki lider Char' ın yeni nesil temsilcisi ve bu uzay insanlarının sesi olduğu iddiasında.



Elimizde bir de Sleeves var. Bunlar da uzay insanı. Full Frontal ile bazı görüş ayrılıkları olsa da Char' ın emirleri altında çalışıyorlar.


Dünyayı ve uzayı himayesinde tutan Federasyon var. Meşruiyetini nasıl temellendirdiğinin hayalini size bırakıyorum. Olaylar her zaman ki gibi...

Ayrıca bir de Vist Foundation var. Bunun da iki kanadı bulunuyor.


İşte, animenin içindeki karakterler böyle bir ortamda yeni bir çağa ışık tutabilecek ama aynı zaman da geleceği de yok edebileceği söylenen, bir nevi Pandora' nın kutusu olan Laplace' s Box' ın (ne olduğunu sonra öğreneceksiniz) peşine düşüyor. Her kanadın, herkesin bir nedeni var.


Aslına bakarsınız, yaratılan dünya, olaylar, animenin ele almaya çalıştığı evrensel felsefi konular, güç istenci falan hoş ve ilgi çekici mevzular, araya mobile suit aksiyonları da girdiğinde dibimin düşmesi gerekir ancak animede bir olmamışlık, bir tuhaflık var. (En azından ben öyle hissettim)






Bana kalırsa bunun en büyük nedeni (benim için ) karakterlerle ilgili olan sorunlar.



Şimdi bakıyorum Banagher' e. Industrial 7 denilen bir kolonide lise eğitimi gören bir velet. Kaderin bir cilvesi olarak, kolonisine düşen ve ""savaşı engellemem lazım diyen Audrey ile tanışıyor, o andan itibaren Audrey'ci oluyor. Cardeas Vist' in itelemesi ile Gundam' ın pilot koltuğuna oturuyor. Tabii ki  "Gundam pilotunu kendi seçer" ilkesi  burada da geçerli. Gundam pilotu olan her çocuk gibi kaderin bir cilvesi ya da bir rastlantı olarak Gundam' a denk geliyor ancak Gundam O' nu kabul ettikten ya da Gundam' ın hakkını verdikten sonra onun pilotu oluyor. Peki Banagher ne yapıyor? Eyvallah, çok yerin dibine geçirmeyeyim, Gundam' ın pilotu oluyor, etkileşim falan iyi hoş ama anime bas bas "Savaş kötüdür", "Nedeni ne olursa olsun terör kötüdür" diye bas bas bağırırken aynı zamanda            " Kararlı olmazsan bir yere varamazsın", "Ortak bir gelecek" temalarıyla yankılanırken Banagher kardeşimiz Audrey de Audrey diyerek herkesten dayak yiyip, depresyonlara giriyor. Sonra birden bir şeyler oluyor falan, ay yazarken içim daraldı...


Lafım, Banagher' in öldürmekten kaçınması, farklı yollar araması değil. O'nun çizgisi ve karakteri bu şekilde, lafım yok (sürekli ikilemde kalması, mymıylığı baysa da). Sorun konunun Audrey' e bağlanmasında.



Audrey desen zaten tek boyut. Nasıl başladıysa öyle bitti... Hadi bunlar "newtype" yani uzaya uyum sağlamış yeni bir insan nesli. (Serinin sonunda bu çıkıyor) Peki ya Riddhe'ye ne demeli? Newtype'ların yüz karası, karakter gelişimi olmayan diğer üçüncü bir kişilik. Yani ben bu çocuğun nereden başlayıp, nereye vardığını anlamadım... Ya da kendi algı yetersizliğim için hakkını yiyorum. Benim için izlemesi en sinir bozucu olan karakterlerden bir tanesiydi.



Çok arka planda kalsalar da Nagel Agehama' nın komutanı, Noa Bright, Daguza  ve tabii ki Zinnerman Kaptan serinin en baba karakterleri. Kaptan dediğin, düzgün olacak. Ve Marida, hepsinden daha insan olabilir.



Diğer bir bozukluk noktası da bence olayların bağlanışıydı. Yani Char kardeşim, tamam bir önceki ile hiç bir şekilde alakan yok, ama naptın sen kardeşim? Madem öyleydi niye böyleydi diyeceğim, izleyenler anlasın. Olayı bir umuda, yeni bir başlangıca teslim ettin ki bu yeni bir bakış açısı açıyor ama acaba bu sahne kesilmiş mi yoksa orijinalinde de mi öyle bilemiyorum. Etkileyicilikten uzak kaldı sanki biraz?  Angelo' cuğun anime içinde fanboyluktan öte bir misyonu yok muydu?



Aksiyon sahneleri hoştu ancak ilk kez bir Gundam serisinde mobile suit aksiyonu içinde kim kimdir seçemedim zaman zaman. Bunu artık yaşlılığıma da verebilirim belki, bilemiyorum.


Şimdi bakıyorum, çok  mu yerin dibine soktum diye, bilemiyorum. Gundam dünyasını severim, hoşbeşliğim de vardır ancak çok sıkı bir tekipçisi olduğumu iddia edemem. İzleyeniniz varsa yorumlarını beklerim. Ben de Unicorn' un  7 bölümlük daha uzun olan OVA' sına döneceğim.


Haa, izledim mi? Evet. Çünkü arka plan ve arkada dönen fikirler hoş, genellikle olduğu gibi hikayenin karmaşıklığı ilgi çekici ve keyifli.


Açılış ve kapanış müziklerinden bir o kadar memnuniyetsizim. Yine de müzikler Hiroyuki Sawano' ya ait ve animenin içinde muhteşem güzellikler var...






21 Mart 2016 Pazartesi

OUROBOROS : J Drama




Kanzaki Yuuya' nın mangasından uyarlama olan 10 bölümlük Ouroboros' a başlarken,  Ikuta Toma ve Oguri Shun' un yer alması dışında dizi hakkında  fazla bir bilgim yoktu. Sonuç olarak dizi benzer bir konuya sahip Maou' dan sonra bu tarzda en  beğendiğim dizi oluverdi. Gerçi Maou, Kore yapımı Devil' in Japon adaptasyonuydu ancak Maou' yu The Devil' e göre daha derli toplu ve daha akıcı bulmuş, daha çok sevmiştim.


Oguri Shun ve Ikuta Toma' nın dışında dizide Juri Ueno, Yo Yoshida , Kenichi Takito, Kotaro Yoshida gibi isimler yer alıyor.


Danno (Oguri Shun) ve Ryuzaki ( Ikuto Toma) bir yetimhaneye yerleştirilmiş yetimlerdir. Ne yazık ki çok değer verdikleri öğretmenleri  bu yetimhanede bir gece bazı adamlar tarafından öldürülür ki buna bizzat şahitlik eden Ryuzaki' dir. Olayın üstü polis tarafından örtülür, Danno ve Ryuzaki gördükleri her şeyi unutmaları için uyarılır.


Yıllar içinde Ryuuzaki polis olur, Danno ise yakuza saflarında kendine yer edinir. İkisi de amaçları doğrultusunda kariyer basamaklarını hızla çıkmayı ve polisi bile yönlendiren, bu olayın arkasındaki kişileri ve özellikle öğretmenlerini  öldüren adamı bulmayı hedeflemektedirler. İntikam planları doğrultusunda ilerlerken kendi çaplarında ya da kendi açılarından adalet arayışlarını da sürdürürler.







Ikuta Toma aptal ayağına yatan, hafif sakar, sıcak kanlı görünen ancak zaman zaman müthiş bir karanlığa sahip olabilen Ryuzaki'yi götürmüş. Gerçi dizinin akışı iyi olduğu için çok kastırmasına da gerek kalmamış. Ortağı ile ilişkisi, müthiş şefleri ve diğer iş arkadaşlarının yaklaşımı nedeniyle içten içe yaşadığı çelişkiler konusu var gerçi. Bu durum diziye ayrı bir derinlik katıyor.







Oguri Shun, genç yaşında yakuza arasında kendine isim edinmiş zeki ve yetenekli bir mafya üyesi  Danno rolünde.  Kendi nedensellikleri, Ryuzaki ile olan ilişkisi, amacına olan bağlılığı gibi etkiler karakteri zenginleştirirken diziye derinlik sağlayan öğelerden. Danno' nun yoooosh deyişi ve her hafta farklı bir karakter özelliğine bürünmesi eğlenceli öğelerden ayrıca bunun sağ kolu Fukamachi her insana nasip olmaz, söyleyeyim.


Ha, bunun dışında ben bu ikisini birlikte izlemeyi seviyorum nedense...


Juri Ueno, Ryuzaki' nin ortağı, babası teşkilatın üst mevkilerinde bulunan, başarılı bir polis olan Hibiko rolünde iyi iş çıkarıyor.  Hibiko bir karakter olarak güçlü iradeye sahip, belli çizgileri olan, babasıyla sorunlu, zaman zaman sinir bozuculuk dozu yükselen  bir karakter. Çizgileri net olan birinin Ryuzaki ile ilişkisinin kırılma noktaları olacağı zaten tahmin edilebilir ancak dizi bunun ardındaki öğeleri hoş bir şekilde sunuyor.






Değinmeden geçemeyeceğim bir karakter var ki kendisi detektif Chono ( Kenichi Takito). Bu karakterin iç güdüleri inanılmaz güçlü hani görseniz kendisinden beklemezsiniz. Ve kendisinden beklenilmeyecek, kararlarını üzerine kurduğu bir algısı var.


Şef Mishima' nın elemanları üzerindeki tavrı ve teşkilata tepkileri, Tachiba' nın sürekli tetikte olması, teşkilatın içinde dönen çekişmeler, karanlıkta gelişen süreçler dizinin akıcılığını arttırırken  dizinin atmosferine katkı sağlıyor.


Dizi içindeki müzikler güzel, açılış ve kapanış parçası olan Arashi' nin Sakurası'na da lafım yok ancak son bölümde olmamış o parça...  Bir an yabancılaştırma öğesi hahahaha diye düşünüp saçmalamışlığım dahi var kendimi ekrandan çıkarabilmek adına.


Ouroboros, mitolojide kendini kuyruğunu ısıran bir yılan şeklinde tasvir edilen bir simge. Bu simge, sonsuzluğu, döngüselliği ve yeniden doğuşu temsil ediyor. Dizi ismini Ryuzaki ve Danno' nun çok sevdiği öğretmenlerinin boynunda taşıdığı- yanlış hatırlamıyorsam - kuyruğunu ısıran iki yılanın yer aldığı kolyeden alıyor. Bu simge nedeniyle çocuklar kendilerini çift ejderhalar olarak adlandırıyor. Bu simgenin diziye ya da dizinin ourobos' a olan çok yönlü bağlantısı oldukça hoş.


Ben diziyi beğendim hatta belki zamanım olursa ya da izleyecek başka bir şey bulamazsam tekrar izlemeyi düşünüyorum. Dizinin ilerleyişinde ve aslen arka planındaki dramatik öğeler yoğun olmasına rağmen bunun dozunu belli bir çizgide tutmayı başarmışlar ve olaylara olan bakış açısının farklı noktalardan gösterilmesini ve izleyenin bunu değerlendirebilmesini sağlayabilmişler. Bu açıdan başarılı. Herhangi bir spoilera mahal vermemek adına detaya girmeyeceğim. Her ne kadar mangadan uyarlanmış olsa dahi - ki ben mangayı okumadığım için mangayı değerlendiremiyorum- böyle bir konunun bizim senaristlerin eline geçmesi durumunda her bölümde göz yaşı ve ajitasyonun eksik olmadığı, izleyeni travmalara sürükleyen, her bölümde bir karakterin depresyona girdiği ve yarım saat bu depresyon ve etkilerinin gösterildiği, farklı bakış açılarının kaybolduğu, en dipteki adalet algısının klişeleştirildiği hatta yok edildiği bir 100 bölüme dönüşebileceğini dizi izleyemeyen şu halimle tahmin edebiliyorum.


Neyse, izleyecek bir dizi arayanlara kesinlikle tavsiye ederim.


(Dizinin ost'undan, çook güzel)




21 Mart 2012 Çarşamba

THE GAZETTE: 白き優鬱



Son zamanlarda bu parçaya yapıştım kaldım. Gerçi DIM albümünden, bunun üzerine yeni albüm de yaptılar fakat ara ara bende baş gösteren geriye sarma olayına yakalandım tekrar.

The Gazette, 2000 sonrası visual kei sahnesinin en popüler gruplarından biri oldular zamanla.. bana kalırsa gelişen, istikrarlı ve başarılı da bir grup, mazimiz uzun... neyse işte bu parçaya sarışım endişe vermeye başladı bugün itibariyle öyle ki yolda dinlerken sinsice yanıma yaklaşan ve beni ezmeye çalışan arabayı bile farketmemişim.

Shiroki Yuutsu/ The Gazette (canlısından olsun .. )




Zaman değişiyor, dünya değişiyor, her şey değişiyor bir tek şu Uruha' nın saçları havalansın diye alttan verilen rüzgar değişmiyor :P

17 Mart 2012 Cumartesi

SCANDAL: Don't Say Lazy



K-ON' u bilirsiniz. Müzisyen olma sevdasıyla tutuşan bir avuç liseli kızın sevimli maceraları...

Bu ilk sezonun kapanış parçası " Don't Say Lazy" oldukça hoş parçadır. Kızların seiyuuları Aki Toyosaki, Yoko Hisaka, Satomi Satou ve Minako Kotobuki tarafından seslendirilir.



Her geçen gün daha popüler olan 4 kişilik Scandal da parçayı yorumlayamadan duramamış ve almışlar Shoko Nagakawa' yı yanlarına ve ortaya şöyle bir performans çıkmış.



Bana kalırsa oldukça şık ve hoş olmuş. Salondaki coşkulu kalabalığı da ayrıca takdir ediyorum :)

8 Mart 2012 Perşembe

HAVADA FIRTINA KOKUSU VAR SANKİ?




Bugünkü ruh durumum tehlikeli ancak tehlike kendime... O nedenle hemen dinlemeye başlıyorum...

Yoshida Brothers: Ben ne diyeyim ki size kardeşler. Bu elemanların albümlerini edinip insanların dinlemesini tavsiye ederim.

İlk önce bunu dinleyerek sakinleşmek akabinde gaza gelmek istiyorum kettleda kaynayan su misali...



Sonra sakinleşeyim diye Super Junior' a dönüyorum ki buharım çıksın. Berbat yüz hafızam nedeniyle kim kimdir diye seçmeye çalışırken kafam dağılsın.



Sonra hazır buna dalmışken o zaman Hong Kong' a uzanayım diyerekten Charlene Choi' ye bağlanıyorum. O hortumdan istiyorum!



Kitaro yapmasam olmazdı. Ama bu parça her dinlediğimde bana küçüklüğümde izlediğim daha doğrusu izlemek istemediğim belgeselleri hatırlatıyor. Gözlerimi kapatırdım ama parçayı duyardım.



Sonrasında Gackt... Parçayı çok severim de o kadar şekle şemale o danslar olmamış. Yalnız sahne estetik !!



Ahahahaha unutur muyum? Eski dostlar...Hazır biraz sakinleşmişken.. Ne güzel bir parçadır bu, ne güzel bir giriştir, nasıl bir enerjidir !!!



Luna Sea' den zorla ayrıldıktan sonra... Biraz - sadece biraz- alakasız ama eklemezsem olmayacaktı... Sex Machineguns...........Heavy Metal Thunder!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!



Aradakileri ve devamını es geçerek biraz kendime geldikten sonra fazla uzatmayayım diyorum ve kettleda kaynayan suyu izlemeye gidiyorum...

16 Aralık 2011 Cuma

ELLEGARDEN: Good Morning Kids ve Üzerine Yorumlar

Ellegarden zamanında Good Morning Kids ile tanıdığım iyi bir Japon grup idi. Güzel albümleri, eğlenceli parçaları bulunmakta. O zamanlar oldukça beğenmiştim hala da zaman zaman geri dönüp dinlerim. Acropolis, Salamandar ve nice güzel ve sağlam parçaları olmasına rağmen Good Morning Kids' in yeri bende ayrıdır. Ne yazık ki grup aktivitilerini durdurdu.

Good Morning Kids' i ilk dinlediğim zamanlarda Jean Tardieu ile oldukça içli dışlı olmamın da bu gelişim üzerinde büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. O zamanlar parça sadeliğiyle beni ayrı çarpmıştı.

Gayet açık, yalın ama yorumu da açık. Öyle ki pek çok ayrı açıdan, pek çok farklı insanın algısına göre farklı yorumlanabilir ahahaha....



Yorum 1:

Good morning kids

(günaydın, 早,おはよう, aydın mı yavrum? aymasan da hoşgeldin)

How do you feel to have been slid out to this world

(Nasıl bir his? Söylesene?)

I wish it was not so bad

(Ben de umuyorum)

But I think no way you feel that way

(aynı fikirdeyim)

You'd come to know as you grow up

(Kim büyümek ister ki? zaman makinesi pls!)

This world is full of shit

(Ahahah hem de dolu dolu!)

So I wish you don't grow up

( umarım ben de)

And I wish you don't get hurt

(temennimiz ama pek mümkün değil)

And I wish you don't notice that the world is shit

(hahaha olasılığı çok düşük)

And I wish you don't be sad

( hee heee)
But I'm not so afraid 'cause you won't be like me

(aman zaten sakın bana benzeme gerçekten)

Good morning kids

(pisliğe hoşgeldin)

How does it feel to have been kicked out to this world

(Acı var mı? Fırlatılıp atılmış gibi hissetmek sen? Yalnız şekilde bu anlamsız mekana?)

I wish you liked the morning sun

( manzarası güzel diyorlar)

That is one of the most beautiful things

( yok artık daha neler? benim için olamaz, yeni berbat bir gün daha başlıyor deme sebebi, nefret!)

You'd come to know as you grow up
This world is full of shit

( evet öğreneceksin, farkedeceksin, çok büyümene de gerek yok bazıları erken farkına varır. koca bir top, küçük küçük parçalardan oluşmuş hem de her çeşit)

So I wish you don't grow up

(temennimiz ama kaçısın yok)

And I wish you don't get hurt

( namümkün!)

And I wish you don't notice that the world is shit

(ahahah gülüyorum buna )

And I wish you don't be sad

( bence buraya düştüğün için düştüğün andan itibaren üzülmeye başla)

But I'm not so afraid 'cause you won't be like me

(aman sakın benzeme, bak çok ciddiyim)

etrafta pek çok sayıda görülen samimiyetsiz sevgi pıtırcığı

Good morning kids

(günaydın canım :) günün aydın olsun)

How do you feel to have been slid out to this world

(Nasılsın, nasıl hissediyorsun? Bak benimle konuşabilirsin)

I wish it was not so bad

(Canım ya, burası harika bir yer, o yüzden bence herşey iyi olacak)

But I think no way you feel that way

(* ??!!* yok canım sen kulak asma. çok eğlenceli, çok cici insanlar var, hayat güzel, kötülük yok! )

You'd come to know as you grow up

(Ne yazık ki hepimiz büyüeceğiz ama büyümekte güzel? Hem her şey daha güzel olacak ben zaten hep burada olacağım)

This world is full of shit

(Aaa ne ayıp!)

So I wish you don't grow up

( hep bebek olalım, mıy mıy yapalım. çok şekeeeerr:))

And I wish you don't get hurt

(evet üzülmeyelim,canım benim sakın incinme, tamam mı cnm)

And I wish you don't notice that the world is shit

(evet kötü insanlar var, onlardan uzak dur)

And I wish you don't be sad

( bak üzülürsen bana gelip anlatabilirsin, tamam mı!)

But I'm not so afraid 'cause you won't be like me

(her nesil diğerinden farklı olacak :))




aklı bir karış havada, sorumsuz, derdi tasası telefon araba olan hafif tikky tip

Good morning kids

(Gunayyydın! Hadi arabaya atlayıp kahvaltıya gidelim)

How does it feel to have been kicked out to this world

( Aaaa sizin memlekette Citroen var mıydı?)

I wish you liked the morning sun

( ay, umarım seversiiin ama yanında da böyle grubun olcak plajda gitar falan, tadından yenmez)

That is one of the most beautiful things

( yaaa çok romantik ya!!!! arabalı bir sevgilin olcak bidde)

You'd come to know as you grow up

( Ay evet kırışıklılar olacak suratta hemen krem almaya gideyim)

This world is full of shit

( evet ya her yer manyak dün arabama çarptı bi tanesi. napıyooon dedim, o da bana e sen geldin arkadan çarptın dedi! manyak!)

So I wish you don't grow up

(ya büyüyelim ya, arabamız olsun sonra dünya turuna çıkarız)

And I wish you don't get hurt

( Alpuntontan çok kalbimi kırdıııııı yeaa,ühühühühühü)

And I wish you don't notice that the world is shit

(hayvan herif nolcak! Bak tengurtancan sevgilisine çicek almış ühühühü, pislik )

And I wish you don't be sad

( iphoneun yeni modeli çıkmış ya ühühühühühüh ben de istiyooooom)

But I'm not so afraid 'cause you won't be like me

(evet sakın benim gibi salak olup indirimleri kaçırma damam mı!)

yandan yemiş entel;

Good morning kids

(eğer öğlen 12.00 den önce ise hala günaydın yoksa tünaydın olacak.)

How do you feel to have been slid out to this world

(Edebiyat tarihinde pek çok yazar bu konuya parmak basmıştır. Literatüre kazandırabileceğin yeni bir yorum olduğuna inanmıyorum özellikle günümüzün kaotik gözüken fakat aslında herhangi bir gelişim ya da kırılma noktasına sahip olmayan yapısında.)

I wish it was not so bad

(Bu kişiden kişiye değişebilir. Psikolojik açıdan bakarsak Jung ve Freud'un görüşleri her ne kadar birbirleriyle çelişse de Freud' un yorumunu baz alarak çocukluğuna inelim derim.)

But I think no way you feel that way

(ahahaha koltuğa yatmak istemiyorsun değil mi? O zaman şaraplarımızdan bir yudum alalım)

You'd come to know as you grow up

("Biz büyüdük ve kirlendi dünya". Ha ha ha müzik bilgimi de belirteyim istedim, her telden yani)

This world is full of shit

( Entel: Suphi abi geçenlerde bir oyun izledim. Kalabibik İzlanda Tiyatrosu. Davetiye göndermiş rejisör bana sağolsun, oyun Jarfred Hanry' nin "Bok"' u. Bir dekor yapmışlar abi sahneyi bok bezemişler. Burada sembolist yaklaşarak aslında yaşadığımız dünya bir bok çukurudur demek istemişler. Yani ben böyle bir şey görmedim. Çok yenilikçi acayip bir yaklaşım getirmişler.

Suphi abi: Çok birebir bir yaklaşım olmamış mı?

Entel: hmm, evet abi, haklısın.)

So I wish you don't grow up

( ne yazık ki aynı nehirde iki kez yıkanılmaz)

And I wish you don't get hurt

(acı olmadan varoluş mümkün mü?)

And I wish you don't notice that the world is shit

( Eğer karanlık olmazsa aydınlığı görebilir miyiz? Olmak ya da olmamak işte tüm mesele bu!)

And I wish you don't be sad

( üzgünüm ama üstadım, Rainbow' un "still I'm sad" diye parçası var bilir misin?)

But I'm not so afraid 'cause you won't be like me

(Hmm şimdi Nietzche ve eski üstat Rus yazarlarda nesil çatışmasına değinmişlerdi edebiyatta, benzememek iyi mi kötü mü? Çatışma fayda getirir mi?)



Anasının karnından henüz 5 dakika önce takım elbise ve kravatıyla çıkmış idealist bebe

Good morning kids

(abilerim ablalarım, beni doğuran sayın hanımefendi, saygıdeğer doktor amcam ve siz fıstık hemşireler... Günaydın)

How do you feel to have been slid out to this world

(ahahaha bomba gibiyim! Ortamı dağıtmaya geldim)

I wish it was not so bad

(Uhhh beybiii.... 9 ay ingilizce sözlük okumaktan sıtkım sıyrıldı)

But I think no way you feel that way

(ortam şahane, tam benlik)

You'd come to know as you grow up
This world is full of shit

(Yavrum büyümek için can atıyorum. Pislikse ben daha pislik olabilirim. Şeytanın avukatı bile oluruuum ulen!)

So I wish you don't grow up

(hadi ordan!)

And I wish you don't get hurt

(incinmem incitirim)

And I wish you don't notice that the world is shit

(ahhahha ben 9 aylıkken farkındayım lan bunun saf)

And I wish you don't be sad

(beni üzeni ben daha çok üzerim. acılarııın çocuğuyuuumu da hedefim uğruna oynarım. Napolyonistim lan ben, money money money, duygulara yer yok!!)

But I'm not so afraid 'cause you won't be like me

( tabi benzemicem, saf. Pislikte daha pislik olacam nihuhuhuhu! uhh beybi)

11 Nisan 2010 Pazar

Visual Kei: Bu Bir Başlangıç...



***********Bu yazı Anck-su-namun tarafından kaleme alınmıştır ***************


VISUAL KEI/J-ROCK FOR DUMMIES: Giriş...

Anime/manga ve dorama kültürünün patlaması ile yurdum gençleri üçer beşer Japon rock müzik dünyasının ağlarına düşer oldular. Durum böyle iken yıllardır bu müziğe gönül wermiş bir bünye olarak gençleri bu konuda bilinçlendirmek ve blog kapsamında sewgiden tiye alınan gruplar hakkında bilgi/fikir paylaşımı yapabilmek içün böyle bir köşe açmayı uygun gördüm. Bilgi dediysek bu diğer bloglardan apartma copy-paste yazılar olacak sanmayınız. Zira amacımız dinleyici kitleyi sewdiği gruplar hakkında “kyaa hede ne kadar yakışıklı”dan öte yorumlar yapabilecek kapasiteye getirebilmek, gruplar hakkında elemanlara ait abuk subuk ayrıntılardan öte bilgilere sahip olmalarını sağlamak gibi kutsal bir misyon olup ilk grubumuza geçmeden birkaç önemli uyarıda bulunmak isterim. Öncelikle gençler, burada yazılan görüşleri kendinizinmiş gibi sosyal platformlarda kullanıp prim yapmaya kasma gafletine düşmeyiniz, zira sağlam bir alt-yapınız yok ise madara olmaktan kurtulamazsınız ek olarak kolum uzundur sizi bir şekilde yakalar ve yakarım. İkincisi bir grup/sanatçı hakkında bilgi sahibi olmanın yegâne yolu bol bol müzik dinlemektir,dinleyiniz gençler elinize yapışmaz.üçüncüsü taş da olsa bishie de olsa bu insanlar müzisyen kardeşim gerzek fan girl mantalitesinden sıyrılıp kendinize gelin,bu adamlar pop-idol felan değil yaptıkları işlere hayran olun tiplerine değil.Visual Kei dedik aramızda hala visual kei nedir bilmeyen her j-rock grubuna visual kei muamalesi yapan haywanlar mewcut biliyorum,bu sebeple bu konuda biraz aydınlatma yapalım.Bu konuda daha önce şöyle bir beyanatım olmuştu:



Burada cosplayde sınır tanımayan Japon fan girl kitlesini görüyorsunuz...

Tawannanna not: Bunlar PSC 2009 da göze çarpan üçlüye benziyorlar. Göz alıcı ve ibretlik :P

Visual Kei; X-Japan,Malice Mizer,Buck Tick gibi grupların sahne performanslarında 80'lerin glam rock/metal/punk gruplarına benzer makyaj ve kostüm kullanmalarıyla ortaya çıkan ancak daha sonra bu gruplardan bağımsız olarak kendi konseptini oluşturup neredeyse bir müzik türü haline gelen bir akımdır.Neredeyse diyorum zira VK'in bir müzik türü olup olmadığına dair tartışmalar hala devam ediyor.Oluşabilecek yanlış anlamaları önlemek adına akım köklerinden bu yana oldukça değişti ancak bu günümüzde gerçek anlamda VK grubu yok demek değil.Günümüz VK grupları Kabuki'nin de etkisiyle dikkat çekici,estetik,biraz da dişimsi kostüm ve makyaj kullanımlarıyla öne çıkarlar,imajlar genelde karanlıktır,müzikal anlamda ise günümüz hardcore gruplarına yakın sert bir soundları vardır.VK adı üstünde her ne kadar görünüm/imaj konsepti üstüne kurulu da olsa gruplar sound olarak da bunun altını doldurma zorunluluğundadır,zira çoğu fabrikasyon olan akım grupları arasında öne çıkabilmek için farklılaşmak zorunludur.Bazı gruplar VK olarak başlayıp daha sonra görsel imajlarından sıyrılarak yollarına devam ederler (Dir en Grey en net örnek bu konuda) Bazı gruplar ise VK görünümlerinin yanı sıra sound olarak da farklılaşabilirler (Kagrra, örneği) Pek çok yan akımları da var;daha popvari sounda sahip renkli ve neşeli imajlarıyla oshare kei grupları,old school vk grubu olarak adlandırabileceğimiz kote kei grupları gibi. Şimdilik bu kadar bilgi yeter diyor ilk grubumuza geçmek üzere ayrılıyoruz...


Takip ettiğiniz gruba sevginiz sizi bu arkadaşların olduğu gibi hallere düşürebilir. Dikkat !!!

by Anck- Su- Namun*********************************************************

1 Şubat 2010 Pazartesi

KLİP YORUMU: KRA; Love Lab vs Herbo, Mikkirabu, Fanmin' in Aşk Dolu Kra İncelemesi...



Günlerden bir gün bu üçü " Kra, kra, kra, kra....." diyerek üzerime yürümeye başladı. Bende "hayır, hayır, hayırrrrr......" diyerek bunlara karşı koydum. Sonradan öğrendim ki Kra' nın Love Lab' ini kendilerinin bilimsel inceleme labı adını verdikleri çalışmalarıyla özdeşleştirmişler. Kıyamadım. Herbo ile Mikkirabu' nun da Kra sempazitanı olduklarını biliyordum. Ayrıca içimden bir ses Kra' nın sevimlilikleri ile bu üçünü bastıracağını söylüyordu. O nedenle tamam dedim, alın inceleyin Kra'yı... İncelediler...

Onların yorumlarından önce, Kra' ya ayrıca bir yazı ayıracağım için - günün birinde, tembellikten ölmeden önce - kısaca Kra hakkında bilgi geçelim. PSC' nin en özgün grubudur bence Kra. Günün birinde hak ettikleri ilgiyi göreceklerini umaraktan kadroya bakalım;


Vokal: Keiyuh
Gitar: Mai
Bass:Yuhra
Davul:Yasuno


2001 yılında başladıkları Kra serüveni içerisinde birbirinden güzel albümlerde imazaları bulunmakta. Psc gözü gibi baksın bu gruba...

Burada yayını keserek üçlünün yorumlarına bağlanıyoruz...

*************************************************************************************






Herbo: Kra/Love Lab...
Fanmin:Ha bu sempatik adamlar...
Herbo:Kız çok güzel yalnız...
Mikkirabu:Klip çok eğlenceli
Fanmin:Evet
Mikkirabu: Yasuno... Lila saçlarını yerim. Vokal gözlüklü olan Keiyuh. Davulcu Yasuno
Fanmin:0.43 eleman kim?
Mikkirabu:Keiyuh tam yanaklarını sıkmalık
Herbo:O eleman Mai, gitarist
Fanmin:Mai , güzelmiş hehe..
Mikkirabu:Öğretmen tip çok yarıcı
Herbo:Sensei, cool. Şu mankenle bank olayı bomba
Mikkirabu:Kesinlikle. Mai burada güzel çıkmış ha, Fanmin senin gözlerde iyi çalışıyor
Herbo:Fanmin radar gibi, kaçmıyor, sekmiyor.
Mikkirabu: Hakkaten. Keiyu' nun bu imajı mükemmel
Herbo:Bence de
Mikkirabu:Sensei shounen ai cı çıktı
Fanmin:Ondan yakın gördük onu ya.
Mikkirabu:Orada bir kimya var hocam. Bence eleman kızı bıraksın sensei' ye sarsın
Fanmin:Çarpıldılar. Bak çifte kumrular gibi cilveleşiyorlar.
Herbo:Yuhra' nın yüzünü hiç görmememiz iyi olmuş tabi. Sensei pek neşelendi ha...
Mikkirabu:Yuhra' yı pas geçmişler.
Herbo:Evet ya...
Mikkirabu:Yasuno bile daha çok görünüyor. Mai de.
Herbo:Ve işte yılın aşkı...

Fanmin: Çok eğlenceli klipti. Elemanlar çok sempatik, çok eğlendim izlerken. Mai taş gibi görünse de en güzel kişi klipteki tombul kuşumuzdu. Klibe 9 veriyorum. Şarkı da güzel, akıcı sıkılmıyor insan dinlerken bu nedenle 8.

Mikkirabu: Klip süper eğlenceli, grup elemanları harika, imajları nedeniyle gözüm gönlüm açıldı ayrıca shounen ai friendly bir tema var 10, şarkı süper zaten 9

Herbo:Parça 8. Eğlenceli ve keyifli olduğu için. Klip 8; teması, oyuncular ve renklere istinaden.





Kra/Marry

Mikkirabu:Hastasıyım bu klibin.
Herbo:Şu amca yarıyor beni, yarı çıplak halde masanın altından çıkan.
Fanmin:Ben de ona koptum.
Mikkrabu:Süper, Yuhra' nın gözlükler.
Herbo: Bomba. Yasuno çılgıncasına eğleniyor ama o velet sana yar etmez o eğlenceyi Yasuno.
Fanmin:Gitaristte fenaymış, ne güzel çevirdi.
Herbo:Zavallı Yuhra
Mikkirabu: Yasuno ya, saçları pembeyken daha güzel ama... Yuhra' nın manitayı Keiyuh çaldı. Yuhra tacize uğruyor.
Herbo:Garibim.
Mikkirabu:Keiyuh çok tatlı ya
Herbo:Çıplak amca piyanistmiş aha.
Mikkirabu: Yasuno da çocuklardan çok çekti.
Herbo:Velet üzüldü.
Mikkirabu:Yuhra' nın güzel yüzüne zoom yapan kameraya saygılar...
Herbo:Hehe sonunda


Fanmin:Eğlenceli bir klip, hareketli, eğlendm. Bateristte güzel çevirdi bagetleri ama biraz başım döndü fazla hızlıydı klip 8. Şarkı da hızlıydı o da 8

Herbo: Parça 7. Klip çok eğlenceli olduğu ve elemanlar çok sevimli olduğu ve aynı zamanda verdiği mesaj nedeniyle 8

Mikkirabu: Klip çok eğlenceli 10, şarkı da bayağı sarıcı 8. Sondaki çocuk hayatım kaydı bakışı attı bu da artı puan.

Herbo:Hehe velet biliyor başına gelecekleri...
Mikkirabu:Kız ise yaktım seni şeklinde bakıyordu.






Herbo: Son seçim bir live / Ai No Fureba
Mikkirabu:Oha drum sete bak. Mai' nin kürkü antipatik yalnız.
Fanmin:Bence de
Herbo:Yapmasın böyle şeyler.
Mikkirabu: Keiyuh' nun estetik el hareketlerini çok seviyorum şarkı söylerken. İsshi gibi maymun etmiyor kendini.
Herbo:Kra çok farklı bir grup, imaj falan fazla sallamadıkları için seviyorum kendilerini. Ayrıca bu parçaya hastayım.
Mikkirabu:Çok eğlenceliler ya. Kitle çok salak yalnız arada swing yapan tipler var onları sevdim.
Herbo:Yalnız Keiyuh' nun vokal çok sağlam. Bu parçada hiç zorlanmıyor liveda.
Mikkirabu: Harika bir sesi var. Yuhra' da pek cool durmuş.
Herbo:Durur o. Uzun saçta yakışıyor bu çocuğa.
Mikkirabu:Tiz sesi ile kraaaaaa diye bağıran teyzenin gırtağını sıkmak istiyorum.
Herbo: Aynen.
Mikkirabu:Fangirller çok salak ya
Herbo:Uçacağım şimdi buradan.


Herbo: Parça 9. İnanılmaz bir tadı var, favorilerimden biridir. Performans; Keiyuh' nun harika vokali ve grubun harika performansı nedeniyle 9.

Mikkirabu: Parça 8, performans mükemmel 10. Dbsk ten sonra benden tam puan almayı başaran tek grup Kra. Tarihe geçtiler. Kagrra, ' ya bile tam puan vermemiştim.

Herbo:Kra hak eder.

Fanmin: Parça 7, performans 9


*************************************************************************************

Sonra dım dıp dıdıp dım dıp dıdıp diyerek dağıldılar. Yalnız bir ara birinin duvara kafa attığını duydum. Sanırım bu Mikkirabu idi, bir nevi Smeagol/Gollum çatışması yaşıyordu içerisinde. Smeagol " Kra hak etti ama" derken / Gollum " naptın? Kıymetlimiss Kagrra, ' ya vermedin ama 10 puanı" diyordu ya da ben hayal gördüm yine de korktum... :P


30 Mayıs 2009 Cumartesi

Providence: Bir adet Luna Sea Güzelliği...

Her zaman insan üzerinde etki yaratabilme potansiyeline sahip Luna Sea güzelliklerinden bir tanesi... Çok sade ama çok etkileyici. Ryuichi' nin vokali, arkadaki ritimler ve Sugizo' nun kemanı... Fazla söze gerek yok sanıyorum...

Merak edenler için 2007 konserinden ....



Sözleri;

kikazaru hito no mure sugao wo wasureta
jikan to iu zenmai ga sekai wo shihaishita

tsumibukaki kono eden no hahaoya ga itara
wagako wo shikaru darou namida otosu darou

hakobune wa tsukurenai no totsuzen no owari ni?
unmei wo akiramezu ni jikan wo kowashite

i just want to say this...

24 Mayıs 2009 Pazar

Luna Sea: Mazinin Kapıları...



Aylar önce iş hayatının sinir stresi, günlük yaşam sorunları, insan ilişkilerinden bunalmış haldeyken ank-su-namun ile bir gün eve kapanıp sadece film izleyelim diye bir plan yapmıştık. Bu arada elime bir cd geçmişti, delicesine onu izletmek istiyordum kendisine, bu gruba gösterdiğim tüm önyargılı yaklaşımlar bu konser kaydıyla kabullenmek istemesem de uçup gitmişti ve ben yandım bakalım ank - su- namun da yanacak mı konulu bir deney yapmayı planlıyordum. Neyse efendim, işte o haftasonu geldi, aksiliğe bakın ki cumartesi günü alınması gereken toplantı yüzünden öğleden sonranın çoğu heba oldu ancak ben yine de azimliydim, o kadar bunalmıştım ki ayrıca deneyin sonucunu öylesine merak ediyordum ki yine de gittim. Ank-su-namun sanırım o haftasonu çalışmıyordu ben gelmeden önce tüm yiyecek içecek stoklarını yapmıştı iyi ki :P

Neyse daha ben deneyimi başlatamadan dedi ki "ya bir iki konser kaydı buldum şunlara bir beraber göz atalım, Luna Sea eskileri yad ederiz hem..."

İyi dedim. Luna Sea, hey gidi hey dedim neşelendim, zira oldukça sevdiğimiz ve saydığımız gruplardandır. Sözde göz atacaktık...yaklaşık üç saatlik konserin hepsini baştan sona izledik. 2007 yılında tek bir konser için bir araya geldikleri konserdi bu....İşte böylece beynimizde ki mazinin kapıları tekrar aralandı, duygu seli içerisinde 3 saatimiz gitti... - Bu konsere için yazacağımız yazı ayrıdır...-

Luna Sea yi de biz daha ilk dinlemeye başladığımız zamanlar, grup muhtemelen son yıllarını yaşıyordu. Glay ve X-Japan ile aynı paralelde ilerlemişti bizim için de Luna Sea.


2000 yılında dağılmış olan, ilk gözağrılarımdan efsane j rock gruplarından bir tanesidir efendim Luna Sea.Her ne kadar dağılmış olsalar da parçalarına bir klasik muamelesi yapmaktayım, gerçekten eskimiyorlar , tüm geçen süre içerisinde parçalarını yada albümlerini ne zaman dinlesem hiç bıkmadığımın ve bıkmayacağım farkına vardığım gruplardan birisidir. O nedenle burada bu grubu anmadan geçmeyelim istedim...


Kısaca Luna Sea ye bir göz atmamız gerekirse şunları not düşelim hemen;

1989 yılından 2000 e kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu esnada, kendilerinden sonra gelen pek çok grubu ve kişiyi etkilemişlerdir. Grubun elamanlarını hemen yazalım;

* Ryuichi Kawamura :Vokal
* Yasuhiro "Sugizo" Sugihara :Gitar, keman
* Shinobu "Inoran" Inoue :Gitar
* Jun "J" Onose : Bass
* Shinya Yamada: Davul

Bu elemanların hepsi teker teker oldukça başarılı müzisyenler ve yetenekli elemanlar olmalarının dışında, Luna Sea ile yıllarca çoştukça çosturmuşlardır. ... Bu arada Luna Sea nin elinden tutan kişi Hide olarak bilinen Hidete Matsumoto dur. Burada da kendisini saygıyla anıyoruz...

Aslında tüm grup elemanları ile ilgili de yazı yazmak lazım ancak şu anda bunu yapmak sanırım ağır gelecek zira fonda "face to face" çalarken yazamayacağım galiba ....

Grubun çıkardığı albümler;

* Luna Sea - 1991
* Image -1992
* Eden -1993
* Mother - 1994
* Style - 1996
* Shine - 1998
* Lunacy - 2000


İşte hey gidi yıllar hey, ne yazmak lazım ki....

Luna Sea her ne kadar devam etmiyor da olsa, üyelerinin çoğunun kendi çalışmaları devam etmektedir. Misal Sugizo sürekli solo albümlerini yayınlmaktadır, J nin kendi grubu var, hem bas çalıp hem söylüyor, Inoran ın solo çalışmaları devam ederken aynı zamanda Ryuichi ile birlikte Tourbillon isimli grupları bulunmakta.Ryuichi nin de kendine ait 2 adet solo albümü bulunmakta. Bu grupların soundu Luna Sea değil belki ama, yine hepsi kendi tarzını oluşturmuş ve çokta güzel çalışmalar. Şahsen zevkle izliyoruz.

Eğer bu tarz müzik dinlemek istiyorsanız yada dinliyorum diyorsanız ve Luna Sea yi henüz dinlememişseniz hatta bu tür müzik dinlemiyorsanız bile mutlaka dinleyin zira bu sahnenin en sağlam taşlarından bir tanesidir bu grup, klasiktir, şarap gibidir...


6 Nisan 2009 Pazartesi

Drum&Piano:Regret

Uyku tutmayan gecelerden birinde daha internette dolaşırken şu videoyaya rastladım, dağıldım ve özellikle buraya eklemek istedim...Malice Mizer ile pek ilgilenmeyen biri olsam da Gackt ve Kami' nin hakkını vermek lazım.


Buyrun:http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoid=32036008&searchid=a8e155f9-9009-4cf2-8ea5-59afa4683577

Evet evet bildiğimiz Gackt, bilindiği gibi Malice Mizer' de de yer almış, gruptan ayrıldıktan sonra solo kariyerine başlamıştı. Ve Kami.... Rip !!!

J- rock veya Visual Kei' ye burun kıvırıyorsanız bile bence videoyaya bir göz atın...

15 Şubat 2009 Pazar

GLAY: GLAY hadisesinin diğer kurbanı konuşuyor:



*****Bu yazı ank-su-namun tarafından kaleme alınmıştır............

Öncelikle sevgili editörüme kendimi 100 yaşında hisettiren duygusal GLAY yazısı için teşekkürü borç bilirim.Teru-sama'nın enfes vokaline vurulan o meşhum arkadaş benim tabi ki..Zaten herşey böyle başladı.Glay ve sevgili editörümün bulaştırdığı Luna Sea ve X Japan ile tavan yapan j-rock hastalığımızın ilk kıvılcımı böyle çakıldı.Bir de serde L'arc~en~ciel hastalığı vardı ki bu da başka bir yazı konusu olur.Internetin ilk yaygınlaştığı zamanlardı,dial up bağlantılarımızla i-meshten es kazara bir Glay parçası bulunca sevinç gözyaşları dökerdik,oysa şimdi bloglardan grupların tüm discografisi rahatça indirmek mümkün.Şimdinin gençleri cidden ne kadar şanslı olduklarının farkında bile değiller.O zamanlar japon grupları dinleyen bizlere uzaylı gözüyle bakan yurdum gençleri şimdilerde patlayan anime kültürünün etkisiyle japon müziğine bulaşıp tarumar olurken bir köşede kıs kıs gülmekteyiz efendim.Bu arada ismin Glay olduğuna bakmayınız japon kitlesi L yerine R sesi çıkarttıkları içün Glay zaten onlar için Grayu'dur.


Şimdinin yeni yetme visual kei kitlesi bu amcalar için pop kardeşim bu diyebilir,böyle bir şuursuzluk içinde olmayalım,evet Glay bir pop-rock grubudur ancak asla visual kei gruplarıyla aynı kefeye koyulmamalıdır.Sound olarak grup kendi deyimleriyle siyah olan rock ile beyaz olan pop'un enfes dozajda bir karışımıdır.
Zaten müzikal kariyerleri boyunca asla visual kei olmaya çalışmayan bu dörtlünün hepsi Japon müzik camiasında kabul gören çok yetenekli müzisyenlerdir zaten öyle olmasalar yüce insan Yoshiki-sama ellerinden tutmazdı.
Ayrıca 1996-2006 arası süreçte japon müzik endüstrisinin pek çok prestijli ödülüne layık görülmeleri de cabası.
Glay deyince ilk aklıma gelen parçaları harika bir anime klibe sahip Survival oluyor. Bir de Winter,Again enfes klibi ve dramatik dokusuyla her Glay fanı için çok özeldir zannımca.Sonra pek fazla bilinmeyen Ai,harika sololarıyla ön plana çıkan Runaway Runaway ve super eğlenceli Love Slave benim için (birazcık daha fazla) özel diğer Glay çalışmaları,aslında grubun diskografisi bunlar gibi pek çok harika parçayla bezenmiş olduğundan seçim yapmak cidden zor.İlk kez dinleyecekler için bir tür best of özelliği taşıyan Drive albümünü önerebiliriz.
Bu arada hayatımın en büyük dramı dünyanın en enfes gitaristi Hisashi ile en tatlı bassçısı Jiro arasında bir seçim yapamamaktır ancak Jiro-sama evlenerek bu sorunu benim için toptan çözdü ne yazık ki..:(


(tawannanna: efendim merak edenler için geliyor sırasıyla; jiro, hisashi, teru, takuro )


Hisashi-sama deyince ilk akla gelen Takuro-san ile karşılıklı patlattıkları gitar soloları oluyor tabi ki..
Hocam abartıyorsun diyenler için bkz: http://www.youtube.com/watch?v=pGdUrWi_zHs
Hisashi-sama;grubun en visual kei'ye yakın görünen elemanıdır,çılgın saç şekilleriyle akıllara kazınmıştır.
En sevdiğim parçalardan biri olan Ai'nin bestecisidir,şimdilerde kendi müzik tv şovuna başlamış olan bu harika adama deli gibi aşık olduğumu belirtmeden geçemeyeceğim.
Jiro-sama deseniz sahnede oraya buraya koşturmak,zıplamak ve sekmek suretiyle çaldığı bass gitarıyla dinleyiciyi kendinden geçirmeyi çok iyi bilir.Bir de sevimliliğiyle ve canlı performanslardaki maymunluklarıyla ünlüdür.
Buna en güzel örnek olan şu performansa bir göz atalım bkz: http://www.youtube.com/watch?v=UBlsq4Nxb7o
O bebek yüzü sayesinde grubun en fazla fan kitlesine sahip elemanı olduğunu söyleyebiliriz,sahnedeki tüm enerjikliğine karşın sahne dışında pek sessiz sakin bir zat olduğu rivayet edilir.2000 yılında evlenerek kalbimi çok derinden kıran Jiro-sama'nın "Buggy Crash Night" adlı paso Glay şarkıları çaldığı bir radyo programı mevcuttur.
Teru-sama enfes vokalinin yanı sıra alçak gönüllü kişiliği ve yakışıklığı ile de (bazı malum) gönüllerde taht kurmuştur,elemanlarından biriyle evli olduğu "puffy ami" grubundan şiddetle nefret etmek kaçınılmazdır.
Takuro-san ise grubun efendi görünen ancak super matrak olabilen elemanıdır.Genelde ciddi görünmesine karşın gülünce (biraz karizmayı dağıtsa da) dünyalar tatlısı olur.Super bir söz yazarı olmasının yanı sıra gazete makaleleri de yazmaktadır.Ayrıca otobiyografik kitabında 10 yıl boyunca sevdiği kadının evlenme teklifini geri çevirerek kalbini kırdığı ve yazdığı aşk şarkılarının çoğuna ilham olduğunu yazmış.Kendisinin 2004'te bir japon model ile evlendiği düşünülürse kırık kalbi çoktan tamir olmuştur sanırsam.
Glay grubunun asıl olayı konserler olduğundan canlı performansları mutlak suretle izlenmesi gereklidir.Ayrıca gözlemlediğimiz kadarıyla Çin'deki en ünlü japon gruptur,genelde tasasız sırtarırken görülen Çin halkının konserlerinde hüngür hüngür ağlaması hala hafızalardan çıkmamıştır.Yine başka bir yazının konusu olacak olan Hong Kong'un aykırı insanı Nicholas Tse ile de birlikte çalışan Glay son olarak önümüzdeki mart ayında 15.yıl dönümlerinin şerefine "Say Your Dream" adlı bir single çıkartacaktır,ilgili parçanın 15 dakika olduğu rivayet ediliyor.Grubun geçen eylülde yayınladığı Aka to Kuro no MATADORA/I LOVE YOU wo Sagashiteru single'ının özel bir versiyonunda ise David Bowie'nin Sufragette City'ini coverlamış olması da ayrıca Bowie fanı olan benim aklımı başımdan almıştır.Özetle bu yaşımda ilk günkü kadar deli bir Grayu fan girl olmaktan gurur duymaktayım,söz sizde sayın editörüm.


*****by ank-su-namun .............................

5 Şubat 2009 Perşembe

GLAY: Yıllar Önce.......




Yıllar yıllar önce, uzak bir boyutta, Asya kıtasından bir arkadaş sayesinde tanıştığımız ilk göz ağrılarımızdan... İlk dinlediğimiz parçaları olan "Rain"' de - tesadüf ki grubun da yayınlanan ilk parçasıdır single olarak- Teru' nun sesine vurulmuştuk bir arkadaş (?) ile... Tabi o zaman böyle internet yok, emuledur soulseektiR, bloglardır yok. Neyse azimle yolumuza devam ettik efendim, azimle araştırdık ettik, klip bulunca sevindik, kanjileri sökmeye çalıştık, kahve falı bakar gibi kanjileri yorumlayarak bilgi toplamaya çalıştık.... (çok güçlük ve acı çektik aah aah ). İşte bu yazıyı büyük bir duygu seli içerisinde ilk gözağrımız Glay için yazıyorum....:P (yaşlanıyor muyuz nedir?)

Japonya' da oldukça popüler olan ve bilinen j-rock grubu olan Glay' ın kuruluşu üyelerinin daha lise öğrencisi olduğu 1988 yılına kadar uzanır. Teru ve Takuro tarafından o zamanlar kurulmuş olan grup için aslında "Gray" denmek istenmiş fakat kelime bir şekilde "Glay" e dönmüştür. Gray olayındaki kasıt belli bir müzik tarzına bağlı kalmayalım kafamıza göre takılalım olmuş ve grup hakikaten bu mentalitede hayatına devam etmektedir.

Teru ve Takuro' ya o zamanlar Ari' de çalan ve Ari dağıldıktan sonra katılan Hisahi ve Pierrot'ta çalan Jiro'nun biraz zorlama ile de olsa katılmasıyla grubun çekirdek kadrosu oluşmuştur. (çekirdek değil bildiğiniz ana kadro. Davulcu ve klavyeyi geçici eleman olarak sağlıyorlar :P). Müzik kariyerine davulcu olarak başlayan Teru daha sonra vokale geçmiş, Takuro ve Hisashi gitarları almış, Jiro da bası yüklenmiştir.

Gruba bir bakalım;

Takuro (takuro kubo): gitar
Teru (teruhiko kobashi): vokal
Jiro (yoshihito wayama): bass
Hisashi (hisashi tonomura): gitar





Bu arkadaşlar Tokyo' ya geldiklerinde bir süre parlayamazlar. İşte o anda yüce insan Yoshiki elemanlarımızı keşfederek onlara kol kanat gerer. Böylece 1994 yılında ilk singleları "Rain" ve ilk albümleri "Hai to Diamond" yayınlanır.

Bundan sonra bu arkadaşlar kopup giderler zaten.... Albümlerini sıralamamız gerekirse buyrun şöyledir (bunlar için bir gün ayrı yazılar yazarız)

hai to diamond - 1994
speed pop - 1995
beat out! - 1996
beloved - 1996
pure soul - 1998
heavy gauge - 1999
one love - 2001
unity roots & family, away - 2002
the frustrated - 2004
love is beautiful - 2007

Glay' in bir de herkesin genelde farklı enstrümanlar çaldığı yada gizli canlı performanslar için kullandıkları "Never Mind" adı vardır. Bu isim altında da iki adet albümleri var eğer yanılmıyorsam. Gayet eğlenceli...

Bir ara çalışmalara ara veren grup sonra tekrar geri döner... Bu arada üyelerin kendi projeleri de devam etmektedir. Misal; Teru ile Hisahi'nin "rally" adlı grupları var. Takuro bir ara Vanesse Mae ile "A flow of Soul" adlı bir albüm çıkarmıştı. (piano:Takuro, keman :Vanessa Mae). Bu albümün içeriği Glay parçalarının enstrümantal olarak yorumlanışı. Güzeldir, dinleyin. Jiro da The Predators adlı grupta bas çalmaktadır aynı zamanda.

Efendim Rain ile başlayan maceramızda neleri beğenmedik ki "winter, again", "together", "special thanks", "soul love", "however" (teru'nun bu şarkıyı söylerken ağlaması ayrı bir konudur) gibi pek çok dinlenilesi, güzel parçalara sahip bu grubun canlı performansları da ilgiye değerdir, sahne de oldukça canlı ve samimi görünürler. Çin' de verdikleri konserde ağlayan Çinliler gördüğümüzde kendimizi görmüş gibi olduk :) - dağılmadan canlı izleyebilecek miyiz acaba? -

Son çıkardıkları single Verb de bir adet "with or without you" coverı bulunmaktadır. Şarkının orijinalini pek sevmeyen biri olarak yorumu başarılı buldum, takdir dinleyenlerin... Bir de Exile ile birlikte "Scream" adlı bir single çıkardılar bir ara. Oldukça eğlenceli, farklı bir tat...

Velhasıl, yıllar geçti, çoluk çocuğa karıştılar ama bizim için yerleri her zaman aynıdır. Umarım ki müziğe hep devam ederler biz de keyifleniriz...

Glay hakkında daha sonra daha detaylı yazılar yazmak üzere....

Böyle bir kapı aralayalım....

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...