Eveeeet, bugün Tawannanna' nın yani bu bloğun doğum günü. 10. yılına giriyor ablaları, abileri, kardeşleri, arkadaşları ama soranlara "10. yaşımdan gün alıyorum fakat 9 yaşındayım" diyecek (ti).
Zamanında biraz can sıkıntısından, biraz boşluktan biraz da değişiklik olsun diye bu bloğa başlamıştım. O zamanlar anime, k-pop, efendim j-rock hatta bunları geçtim komple Uzak doğu bile pek tanınmazdı o nedenle biraz da paylaşım olsun, benim gibileri bulayım diye başlamıştım yazmaya.
Yıllar geçti... Gerçi ben pek üretken bir insan olmadığım için toplam içerik sayım çok yüksek değil ama olsun...
Artık bu bloğu sonlandırmanın bir zamanı geldiğine karar verdim ve bunun için bu tarihi seçtim.
Tamamlayamadığım bir kitap maratonu olacak. Ben kitapları okumaya devam ediyorum gerçi ( 3- 4 kitabım kaldı ) ancak yorum yazılarımı buraya eklerim dersem yalan olur :) Tek eksik konu bu oldu.
Tüm bu süre içinde eğlendim, şahsen güzel insanları tanıma fırsatım oldu, okudum, paylaştım. Sonuç olarak oldukça keyif aldım.
Bu zamana kadar burayı ziyaret eden herkese teşekkür ederim ^^
Buralarda bir okuyucu olarak olurum muhtemelen.
İletişim için twitter ya da mail yolunu kullanabilirsiniz.
Crisis, 2017 yapımı 10 bölümlük bir Japon dizisi. Bu diziyi bitirmiş olmanın hüznünü yaşamaktayım zira oldukça sarmıştı.
Polisiye bir dizi olan Crisis içinde odak noktamız Tokyo Metropol Emniyetine bağlı kamu güvenliği bürosu içinde oluşturulmuş özel bir birim. Bu ekip direkt olarak büro sekreterinin altında görev yapıyor ve ekibin öncelikli amacı politik krizlerin yaşanmasına engel olmak. Şöyle ki misal şantaj yapan teröristleri ortadan kaldır, suikast girişimi varsa engelle gibi, kısaca görev tanımı ülkeyi çıkabilecek bir politik krizden koru.
Ekip 5 kişiden oluşuyor ve bunların hepsi en üst müdürleri tarafından özel olarak seçilmiş ve bir süre birlikte eğitim almışlar. Her birinin ayrı bir uzmanlığı var. Biri hacker, biri bomba uzmanı gibi. Ortak iki adet özellikleri var; özel hayatları normalden kötü ve hepsi kariyerlerinin veya hayatlarının bir bölümünde patlamış.
Mitsunari Yoshinaga (Tetsushi Tanaka) ekibin lideri. İş bağlantılarının yanında sahada da becerikli olduğu görülüyor. Bunun ötesinde kişilerin tepki ve reaksiyonlarını izleyerek veya buna zorlayarak bilgi alma ve sorgu teknikleri konusunda uzman.
Saburo Tamaru (Hidetoshi Nishijima) Ekibin ağır abisi. Inami ile beraber ekibin kolları yani vurdu kırdı, kavga dövüş, koşturmaca gibi aksiyon gerektiren konularında ileri gelen iki isim. Bu elemanın tam hikayesi ortaya çıkmadı ama diğerleri gibi ağır bir karanlık dönemi var. Uzun yıllar kamu güvenliğinin çeşitli bölümlerinde özellikle de dış işlerinde çalışmış. Tamaru 10 bölüm içine çok az güldü, dişlerini göstermedi bile ama ağır abilik görevini şefkatle yerine getirdi.
Akira Inami (Shun Oguri) Shun Oguri bu dizide biraz daha ağır abi ya da kasvetli polis rolünden sıyrılıp, insancıl ve fırlama sayılabilecek bir karaktere yönelmiş çünkü ekipteki ağır abilik rolü Tamaru' ya düşmüş. Bu arada Tamaru ile Inami' nin kimyası birbirine dizinin gerektirdiği durum itibari ile çok uymuş. Birinin geçtiği yollardan yeni geçen (her ikisi de tecrübeli çalışanlar olsa da) iki ekip arkadaşının arasındaki ilişki diyaloğa fazla dökülmeden karşıya güzel geçirilmiş. Inami için daha insancıl dedim ama O'nun geçmişi ortaya çıktı, biraz karanlık ve buhranlı bir dönem içeriyor. Fazla detaya girmeden bu ekibe katılmadan önce ordunun özel kuvvetlerinde bir asker iken şüphelere düşen ve yaptığı işi sorgulamaya başlayan en sonunda da dayanamayan bu elemanı içinde yüzdüğü boşluktan bu ekibi kuran kişi çıkarıyor sayılır.
Şimdiye kadar Shun Oguri' nin yer aldığı diziler beni haksız çıkarmayıp hep tatmin etmişti. Crisis için de durum böyle oldu. Fakat diziler diyorum sadece. Filmler konusunda yakın zamanda bir Terra Formars örneği var mesela. Tamam suçu O'na yıkamam gerçi ama olsun ^^ Gintama' yı izlemeye korkuyorum mesela :)
Ekip ayrıca bir adet bomba uzmanı ve bir adet hackerı kapsıyor ki onların da ekip içindeki yeri önemli.
Dizi akıcı, kolay izlenebilen, yeri geldiğinde eğlenceli bir hava yakalayan ve güzel aksiyon koreografilerine sahip olan bir dizi olmakla birlikte aslında karanlık bir havaya sahip. Aksiyon eksik olmuyor ama esasında biraz daha bu çizgide görev yapanların psikolojik ve zihinsel durumlarına odaklanıyor denilebilir. Çünkü hem geçmişleri hem de karşılaştıkları olaylar karşısında sisteme karşı öfkeleri artan, adalet kavramını sorgulamaya başlayan, biz napıyoruz sorularına yönelen
bu ekip ve diğerleri gayet iyi biliyorlar ki kullan- at önemine sahipler. Diziyi karanlık yapan yön ise biraz sistem sorgusu ve sistemin insanlar üzerindeki etkisine yönelmiş olması. Dediğim gibi bu ekip üzerinde bakılırsa bunlar ülke menfaati için politik krizleri önlemekten sorumlular ama bölümlerde işlenen olaylar bunlara biz ülkeyi mi koruyoruz yoksa bir kısım politikacının şahsi menfaatlerini mi sorusunu sorduruyor. Zaten dizinin ana noktası bu. Burada da yorum izleyene bırakılıyor. Yine dizinin biraz epizodik ilerliyor olması da dizideki kötü veya sistemin düşman olarak tanımladığı kişilerin o noktaya gelmesindeki nedenselliğini de vermek sanırım.
Kötüler denince (bu kelimeyi genel bir tanımlama amacıyla kullandım) dizinin en karizmatik kötüsünden bahsetmeden geçemeyeceğim.
Nobuaki Kaneko' nun Yuki' si diziye bir tat katmış ve karizmatik şimdi yani. Bu arada bildiğiniz gibi Nobuaki Kaneko aynı zamanda J Rock grubu RİZE' nin davulcusu.
Crisis' i izlerken ben büyük keyif aldım. Oldukça akıcı. Sonunu ucu açık bıraktılar sanki devamı gelecekmiş gibi. Gelir mi bilmem ama gelirse kesin izlerim. Tavsiye ederim.
Ben ki böyle romantik komedilerden ya da genelinde bu tarz dizilerden uzak dururum ancak sanırım gülmeye ihtiyacım olduğuna karar verip bu diziye başladım ve ilk bölümde dizinin şirinliğine kapılıp devam ettim. Büyük bir beklentim yoktu başlarken, bakalım nasılmış, nereye kadar devam ederim diye başlamıştım, işin sırrı bu olsa gerek. Eğer Strong Woman Do Bong Soon' u izleyecekseniz büyük beklentilerle başlamayın. Bırakın kendinizi, öylesine vakit geçirmek için başlayın o zaman dizi işini yapıp izlerken keyifli bir süreç yaşatıyor.
2017 - Kore dizilerinden olan Strong Woman Do Bong Soon' da Park Bo-Young, Park Hyun Sik , Ji Soo, Kim Won Hae, Lim Won Hee gibi isimler yer alıyor.
Dizide bir adet Do Bong Soon var. Ailenin geçmişinden itibaren ailenin kadınları inanılmaz bir fiziksel güce sahip ancak bunu kötü ve kontrolsüz şekilde kullanmamaları lazım zira o zaman bu gücü kaybediyorlar. Bu kızımız da hayatı boyunca bu güçle tam barışamamış, okumaktan zevk almayan, kendi video oyununu yapmak isteyen, zaman zaman mız mız, zaman zaman garip tavırlar içerisine girebilen biri. Çocukluk arkadaşı ve polis olan In Kook-Doo' ya yanık ancak In Kook Doo' nun konuya yaklaşımı mesafeli. Bu esnada Do Bong Soon' un hayatına An Min-Hyuk giriyor ve O'nu koruması olarak işe alıyor. Park Bo-Young sevimli, zaman zaman karakteri insanı deli etse de işi götürmüş. Bir de rujunun rengini pek beğendim.
Ayrıca bir de dizide seri bir suçlu var, kadınları kaçırıyor.
Hani her türden biraz var içinde dizinin, dizi de kendini pek sallamıyor. Dümdüz ilerliyor, gelişmeleri saklamıyor yani aslında beklediğiniz olaylar oluyor ve sonuçlanıyor. Eğlenceli mi? Evet. Bu nedenle ve biraz da oyuncuların hatırına izliyoruz.
(Bununla eller havaya moduna giriyoruz, hep birlikte...)
Öncelikle ben de CEO olmak ve An Min Hyuk gibi bir iş stili oluşturmak istiyorum. Bir el atıp beni CEO yapsak olmaz mı acaba? Bu arada Park Hyung Sik dizinin ana dinomosu olmuş, kendisini tebrik etmek lazım. Doğal, enerjik ve sevimli. Kendini biraz daha geliştirebilirse ileride çok daha iyi bir oyuncu olacak. Ayrıca bu çocuğun yüzü çok güzel bence ^^
In-Kook Doo, dizinin odunu ve kaybedeni ödülünü kazanıyor. Ha, iyi ki odun çıktı da iş üçgenlere beşgenlere pek sarmadı. Buradan beni ve benim gibileri bu ağır ve ızdıraplı yükten kurtaran senaristlere de selamlarımı gönderirim, sağ olsunlar.
Karakoldaki çocukların mimikleri de en az bu ikisi kadar sevimliydi. Bu arada en çok eğlendiğim noktalardan bir diğeri ise TED konferanslarına yapılan gönderme idi.
Kim Won Hae her ne kadar birbirinden kılçık iki karakteri canlandırmış olsa da oldukça başarılı olmuş. Diziye renk gelmiş.
Bu dizide de arkaya mavi sakal hikayesini kitlemişler. Olmuş aslında sadece polis biraz daha uyanık olsa daha iyi olacakmış ama olsun.
Neyse, izledim ve pişman değilim. Böyle eğlenceli, pek ciddi olmayan, iç baymayan dizi arıyorsanız deneyin bence.
Man to Man 2017 Kore dizilerinden bir tanesi. İzlerken keyifli zaman geçireceğiniz, ajanlı kaçanlı, aksiyonel ama aynı zamanda sıcak ve sevimli bir dizi mi arıyorsunuz? O zaman size bir adet, 16 bölümlük Man to Man hediye ediyoruz.
Park Hae Jin, Park Sung Woong, Kim Min Jung, Chae Jung An, Yeon Jeong Hun gibi isimlerin yer aldığı dizi eğlenceli.
Ajan K (Park Hae Jin) var elimizde bir tane. Şimdi, Kore istihbaratında Ghost dedikleri bir tür varmış. Bunlar gerçek kimliği tamamen saklı birer hayalet gibiler. İsim yok, şan, şöhret yok. Genellikle yurt dışı operasyonlarında görev alıyorlar. Ajan K da böyle biri işte. Gelin görün ki bir gün Kore'deki üç tahta oyma Buda heykelini bulma görevi için geri çağrılıyor. Bu gizli görevde yeni kimliği ünlü Koreli aktör Yeo Woon-Gwang' in koruması olmak oluyor.
Yeo Woon-Gwang (Park Sung-Woong) Dark Death rolüyle kendini dünyaya tanıttıktan sonra işleri biraz daha yoluna girmiş bir aksiyon filmi yıldızı. Kendisine biraz düşkün, zaman zaman kaprisli bir kişi.
Cha Do-Ha ( Kim Min Jung), Yeo Woon- Gwang' ın bir numaralı fan girl' ü ve menajeri. Kendisini tamamen bu aktöre adamış durumda.
İşte zavallı Ajan K, onca James Bondculuktan sonra bu ekibin bir parçası ve koruması oluveriyor. Bununla birlikte gizli görev devam ediyor.
Dizinin ilk iki bölümü klişelikten ölüyor. Özellikle ilk bölüm. Ha, kötü mü? Eğleniyoruz çünkü dizi de kendini çok ciddiye almıyor. Devamında daha iyi toparlıyor dizi kendisini.
Bu arada dizide Park Hae Jin' in oynadığını birinci bölümün sonunda idrak edebildim. Onu da kendim idrak edemedim, açıp dizide kimler oynuyormuş baktım. Neyse bu çocuğu sevmeme rağmen birinci bölümün sonunda tanıyabilmiş olmam da başarı. Dizi bittikten sonra da durumun farkına varabilirdim ^^
Yeon Woon Gwang ( Park Sung Woon ) : Dizinin aslında en kral insanı. Bu arada bu adam da hiç yaşlanmıyor sanki, gerçekten moralim bozuluyor bakın. Gerçi dizide kullandıkları kadar maske ve bakım ürünü kullansam ben de biraz daha farklı olabilirdim belki.
Bu arada sabahları kalkmamak için verdiği mücadele ve taktikler aynı ben. Zaten bu sahneleri gördüm, hemen diziye ve karaktere kanım ısınıverdi.
Guard Kim yani bizim koruma Kim yani Agent K' nın bu film ekürisine başlarda tavırları çok eğlenceliydi sonlarda daha bir tatlı oldu. Ajanımızı takdir ediyoruz ki kendisi mükemmele yakın bir karakter oluyor. Park Hae Jin iyi bir iş çıkarmış, zaman zaman Park Hae Jin ve mimiklerini seyrediyoruz zaten. İyi götürmüş diziyi.
Cha Do Ha (Kim Min Jung): Başlarda eğlenceli bir karakter sayılırdı Cha Do Ha ancak ilerleyen bölümlerde karakter biraz sıkıcılaştı sanki? Kim Min Jung güzel kadın, performansı da fena değil ancak sanki zaman zaman abartıya çok düştü. Bu arada gözleri çok tatlı.
Song Mi-Eun ( Chae Jung An) : Dizinin en "acıları kadını" vakası olmasına rağmen bunu çaktırmaması takdire şayan. Bir nevi amazon kendisi birilerine göre ^^
Lee Dong-Hyun (Jeong Man-Sik): Dizinin en neşeli karakteri kendisi olabilir. Son derece renkli bir o kadar da doğrucu.
Bu arada arada Namgung Min de misafir oyuncu olarak belirdi ya, o esnada keyiflerden keyif beğeniyordum :))
Dizinin en pislik karakterinin kim olduğunu ben söylemiyorum, izleyince öğreneceksiniz.
Yani diziyi bence izleyin. Tamam, ikinci bölümdeydi sanırım, o fantastik trafik kazası falan ne oluyoruz dedirtebilir ancak diziyi izlemenin şartı bu. Kendimizi rahat bırakıyoruz, kafamızı takmıyoruz çünkü dizinin konsepti bu. Bunun dışında oyunculuklar iyi, aksiyon iyi, komedi iyi. Bir tek bazen Cha Do Ha ve Cha Do ha &Kim Sul Wul sahneleri uzuyor, onu da görmezden geliyoruz.
Yalnız bu esnada Türk Hava Yolları nasıl sponsor olduysa bu diziye, dizideki tüm uçuşlar Türk Hava Yolları ile ahahahaha..Ayrıca dizide yer alan David McInnis' i de kutluyoruz. Petrov'luk kendisine çok yakışmış
Bana kalırsa Man to Man' e şans verin. Pişman olmayacaksınız.
2017' de yayınlanan Kore dizilerinden bir tanesi olan Voice polisiye/gerilim tarzında 16 bölümlük bir dizi.
Bir adet dedektifimiz var, Moo Jin-Hyuk (Jang Hyuk). Kendisi gayet başarılı bir dedektif öyle ki ödüller falan alıyor ancak ne yazık ki bir gün karısı bir katilin ellerinde can veriyor. Moo Jin Hyuk' un eşi öldürülmeden önce acil durum çağrı merkezini arıyor yani dizide bu numara 112 ancak büyük bir hata nedeniyle katile avlanıveriyor. Sonucunda tüm suç bu çağrı merkezinin bir çalışanı olan Kang Kwoon-Joo' ya atılıyor (Lee Ha-na) her ne kadar kendisi durumun hiç de göründüğü gibi olmadığına ve çağrı merkezinin kayıtlarının silindiğini iddia etse bile.
Aradan zaman geçiyor, başarılı dedektif bir tür depresyon içerisinde rütbesi düşürülmüş bir şekilde yine polis organizasyonu içinde çalışmaya devam etmekte. İşitme yeteneği çok yüksek hatta özel olan Kang Kwon-Joo ise yurt dışına çıkıp konu ile ilgili eğitim aldıktan sonra Kore' ye geri dönmüş. Yaptığı ilk iş, Jin-Hyuk' un çalıştığı karakola gelip 112 merkezi açtırmak ve özel bir ekip kurdurmak. Tabii ki hem üstleri hem de Jin-Hyuk' u ikna etmek kolay değil. Her ne kadar her ikisi de geçmişteki bu olaydan etkilenmiş olsa da birbirlerine pek güvenleri yok.
Dizi, bu çağrı merkezine gelen ihbarlar ve polisin buna verdiği tepkileri bölümlerde işlerken arka tarafta hem Moo Jin-Hyuk hem de Kang Kwon Joo bu bir türlü ulaşılamayan, korunan seri katili arıyor.
Bu diziye bir türlü elim gitmiyordu açıkçası. İlk bölümden sonra da acaba bıraksam mı diye düşünmüştüm. Sorun diziden değil benden kaynaklıydı aslında ama devam ettiğim iyi olmuş.
Dizinin dinamosu kesinlikle Jang Hyuk, adam kendini ve diziyi izletiyor. Kurgu fena değil, oyunculuklar iyi. Takıldığım tek nokta Lee Ha Na. Oyunculuğu iyi hoş ama tüm dizi boyunca koruduğu ağlamaklı ses tonu bana battı. Belki sadece ben takılmışımdır buna. Dizide bonus olarak bir adet Yesung da bulabilirsiniz.
Dizide ayrıca görüyoruz ki acil durumlarda iletişim ve olaya anında müdahale önemli. Bu esnada geçen zaman kritik. Herkesin bunun farkında olması çok hoş olurdu zira bir olay için aradığınızda ekiplerin bir saat sonra varması pek hoş olmuyor.
Bana kalırsa Voice, 2017' nin kayda değer ve iyi dizilerinden bir tanesi. Göz atmakta ve izlemekte fayda var.
Bir anlaşma yapsak ve bu tarz dizilerin sayısı artsa daha hoş olmaz mı acaba?
Pied Piper 2016 yapımı Kore dizilerinden bir tanesi. Nicedir romantizmden uzak polisiye tarzı dizi arayışlarım esnasında dizinin övüldüğünü görüyordum. Sonunda diziyi izlemeye zamanım oldu.
16 bölümlük bu Kore dizisi temelini Fareli Köyün Kavalcısı üzerine oturtmuş. Hemen hemen hepimiz bu masalı biliriz. Hamelin' i fareler basınca kavalcı halk ile anlaşır ve fareleri kavalından çıkan müzik eşliğinde kasabadan uzaklaştırır. İşini bitirip insanları bu büyük dertten uzaklaştırdığında ise kasabanın önde gelenleri anlaşmayı bozar ve hiçbir şekilde kavalcıya verdikleri sözü yerine getirmez. Sonunda kavalcı bu sefer kavalının peşine kasabanın tüm çocuklarını takar ve onları alır götürür, geride ise sadece bacakları sakat bir çoban kalır. Grimm Kardeşlerin tüm masalları gibi bu masal da son derece karamsar. Çocukken bu masalı okuduğumda hiç kimseyi haklı bulmamış bir de üzerine böyle masal mı olur diye isyan etmiştim, diğerlerinden farklı olarak. Bana en karanlık gelen masallardan biriydi sanırım.
(Kim Bo Hyung / Spica) - Our Story)
Dizide Joo Sung-Chan ( Shin Ha-Kyun ) bağımsız bir arabulucu olarak hayatını sürdüren biri. Her ne kadar bağımsız olsa da aslında ağırlıklı olarak ilişki içinde bulunduğu bir firmanın iş ile ilgili ara buluculuğunu yapmakta çoğunlukta. Günün birinde bu şirketin Filipinler' deki çalışanları kaçırılır ve üstüne şirketten fidye istenir. Böylece Joo Sung-Chan' a Filipinler yolu düşer. Hayatı ve pazarlığı bir al-ver ilişkisi içinde gören Joo Sung Chan, bu 5 rehineden dört tanesi kurtarır. Kore' ye döndüğünde bir kahraman olarak karşılanırken bir süre sonra o esnada bulunduğu bir restorana bir saldırı düzenlenir. Bu sırada restorandaki bu saldırıya polis çatısı altında zorla kurulmuş olan arabulucu takımı ile bir muhabir olan Yoon Hee-Sung (Yu Jun-Sang) da bu dahil olur. Kavalcının ilk işi olan bu saldırıda bir takım şeyler yüz üstüne çıkarken (aslında bunun buz dağının görünen kısmı olduğu pek anlaşılmıyor) bu durum bazı insanların hayatını etkiler. Bunun ardından Kavalcının diğer planları sırasıyla gelmeye başlar...
Aslında bir toplum ve sistem eleştirisi olan dizide karşıtlıklar, doğru- yanlış, yöntemler, toplumun unutkanlığı, vicdan azapları, öfke ve intikam duyguları bireysel ve kitlesel olarak işlenirken ajitasyondan olabildiğince uzak durulmuş ki bu benim için artı puan. Bunun dışında oyunculukları ben beğendim, doğal ve sırıtmıyor. Dizinin konusunu anlatınca çok karamsarmış gibi geliyor ancak bunu iyi dengelemişler ve dizi kendisini soluksuz izletiyor. Bir alt metni var, bunu ne sloganist ne de baskın bir şekilde sunuyor sadece aslında günümüzde uzak olmadığımız çoğu olayı mümkün olduğu derecede tarafsız bir şekilde izleyenin önüne koyuyor. Öyle geniş ölçekli de değil aslında, küçük bir olay, küçük bir mekan ancak evrensel bir durum denilebilir kısaca...
(Bunu dizi boyunca sık sık duyacaksınız. Diziye ayrı bir hava katmasının yanında çok yakışmış. Bu arada aslında bu sözler Heinrich Heine' e ait ve Schubert tarafından bestelenmiş parçalardan bir tanesi ve orijinal adı Der Doppelganger. Yazının altında Schubert versiyonunu bulabilirsiniz)
Bir noktaya ayrıca değinelim. Dizi 14. bölüme kadar kurgu açısından, derlilik topluluk, karakter gelişimi ve diğer açılardan çok iyi ilerliyor. 14. bölümde de bitirebilirlermiş aslında. 15. ve 16. bölümde "olay açısından abartmışlar ama" diyebilirsiniz ancak aslında bu iki bölümde özellikle değinilen bazı noktalar var. Bana kalırsa bu söylenecek olanlar söylenmese eğer eksik kalırmış. Yani belirtmeden geçemeyeceğim, 16. bölümde duygulanmadım değil. Oldukça duygulanmış olabilirim...
( Ost' un güzel parçalarından bir tanesi daha...)
Aslında Pied Piper hakkında yazılacak çok şey var ancak izlemeyenlere haksızlık olmasın, tadı kaçmasın. Çok detaylı bakmadım sadece göz ucuyla okudum ancak yanlış anlamadıysam dizinin reytingleri düşükmüş Kore'de. İlginç bir durum daha...Yine de siz onlara bakmayın ve Pied Piper' a şans verin hatta normalde Kore dizisi izlemiyor olsanız bile bunu atlamayın bence, şiddetle tavsiye ederim.
Love Me, If You Dare 2015 yılında gösterime giren, baş rollerinde Wallece Huo, Ma Sichun, Wang Kai, Andrew Yin, Edward Zhang' ın yer aldığı bir Çin Dizisi. Dizi aslen Çinli yazar Ding Mo' nun aynı isimli romanından uyarlama.
Dizi gerilim - polisiye tarzında ilerliyor ve tabii ki romantizm de dizide yerini buluyor. Romanı okumadığım için kitap hakkında yorum yapamayacağım ancak bu romantik sahneler biraz iç bayıyor dizide.
Wallace Huo, dizinin ana karakteri Bo Jin Yan' ı canlandırıyor. Bo Jin Yan, dahi bir kriminolog ve narsisizmin doruğunda yaşayan biri. Egosunun ve zekasının yüksekliğine tezat olarak duygusal zeka fakiri olduğu için insanlarla pek iletişim kur (a)mayan birisi. Dizinin ilk bölümlerinde parça parça verilen geçmişine dair detaylar merak uyandırıp pek bir şey anlaşılmazken ve kendisini hayattaki tek dostu Fu Zi Yu ile idare ederken hayatlarına önce Bo Jin Yan' ın çevirmeni daha sonra asistanı olarak Jian Yao giriyor. Ağır polisiye vakalar bir şekilde Bo Jin Yan' ın önüne gelirken ve bunları çözerlerken arkada daha farklı olaylar dönüyor.
Wallece Huo' ya Bo Jin Yan' lik yakışmış. Oyunculuk güzel. Jian Yao zaman zaman çok can sıkıyor ve abartıya düşüyor. Dizinin katalizörü Fu Zi Yi. Gönül işlerinde bazen ufak konuşmalar önemlidir mesajını bize iletiyor ayrıca.
Fena dizi değil ancak bazı şeyler eksik bu dizide bu nedenle tam performansını yakalayamamış bence. Bir de 24 bölüm olmasaymış çok daha şeker olacakmış. Yine de bu tarz bir yapım arıyorsanız göz atmanızda fayda var. Muhtemelen bir ikinci sezon gelecek.
2017 yapımı Kore dizilerinden Chief Kim' in yılın en iyi dizilerinden bir tanesi olabileceğini düşünüyorum. Komedi ağırlıklı dizi karakterleri, kurgusu, eğlencesi ile insanı alıp götürüyor. Son zamanlarda güzel diziler izliyordum zaten. Gelen tavsiyelerin de bunda etkisi büyük o yüzden çıtam iyice yükselmiş durumdaydı. Buna rağmen Chief Kim buna yeni bir seviye getirdi diyebilirim.
Namgung Min, Nam Sang Mi, Lee Joon-Ho, Kim Won Hae ve daha nicesinin yer aldığı dizide elimizde bir adet Kim Seong Ryong (Namgung Min) var. Kırsal bir yerleşim alanında mafyavari bir organizasyonun muhasebesini tutan, bu alanda doğal ve üstün bir yeteneğe sahip, kendi halinde takılan, hayattaki tek gayesi Danimarka' ya gidip yerleşmek ve vatandaşlık almak olan biri. Bu Danimarka konusunda kim haksız olduğunu söylebilir ki? Motivasyonunu süreğen kılabilmek için Danimarka bayrağını yanından hiç ayırmayan Kim Seong Ryong' un Danimarka seçiminin nedeni ise yolsuzluk oranının en az olduğu ülkelerden bir tanesi olması. Kendisi muhasebe ve finans teknikleri ve özelikle sayılar konusunda bir dahi olduğu için mafya patronunun bilgisi dahilinde cukkalamakta, patronun da vergi kaçırmasına yardımcı olmakta ve polis tarafından yakalanamamakta.
Günün birinde ülkenin en büyük şirketlerinden sayılan TQ Grup çeşitli nedenlerden dolayı bir departmanı için şef ilanı verir. Kim Seong Ryong da çeşitli nedenlerden dolayı işinden ayrılmak üzerededir. İlan o derece hoş verilmiştir ki ne mezun olunan okula ne de referanslara bakılmaktadır. Tam Kim Seong Ryong' a göre. Bir şekilde işe girer bu esnada iş mülakatlarında nasıl planlı hareket edilir ve nasıl yaratıcı olunurun cevabını bu dizide nice cevap arayana sunar kendisi.
Aynı esnada genç yaşında büyük başarılar kazanmış, genç yaşta savcılık kariyerinde yükselmiş olan Seo Yool da savcılık kariyerine nokta koyarak TQ Grupta Finans Direktörü olarak çalışmaya başlar.
Dizi çok eğlenceli. Öncelikle iş hayatının, şirket yaşamının farkında olunmayan ya da çalışanların görmezden gelmek istediği saçmalıklarını güzelce ve eğlenceli şekilde biraz da abartarak ortaya seriyor. Özellikle TQ Grup gibi yapılardaki departmanlar arasındaki sürtüşme ve dalaşmalar, sesin çıkmazsa, elin güçlü değilse üzerine binerler gibi örnekler mevcut. Sanki x departmanında çalışmak kişinin karakterine 100 deneyim puanı kazandırıyormuş gibi takılan tipler, son derece gereksiz giyim tarzları gibi nice örnek dizi içinde bulunabilir. Bunun dışında her departmanda bulunan bir adet solitaire oynayan müdür ile birlikte bölümdeki çıkıntı karakter de dizide bulunmakta. Dizinin gerçekçiliğine katkı sağlıyor bu durum ^^ Bu çıkıntının aynı zamanda diğer departmanlara göz kırpması da bonus. (İleride bu durum değişiyor tabii)
Tüm bu komedi içerisinde aslında iş hayatı ve daha şıkırtılı bir tabirle şirket kültürü içerisinde kendisini kaybeden karakterler güzelce ortaya seriliyor. Kimisi gerçekten kaybetmiş, kimisi gerçek kimliğini içine saklamış, bu kültür ve anlayış içerisinde kendisine biçtiği rolü oynuyor, kimisi emekliliğini bekliyor falan... Çok komik ama bazen insanın içine bir dert oluşturmuyor değil.
Tüm bu iş hayatı görünümünün arkasında bir de şirketin mali durumu olayı var. Çok kötü yönetildiği için mali anlamda iyi görünmüyor (görünürde) ancak anlaşılıyor ki defter ve kayıtlarla oynanıyor. Vergi kaçakçılığından, yanlış beyanlara kadar her türlü iş dönüyor. Doğal olarak her zaman olduğu gibi birilerinin paralara yasa dışı konması neticesinde kabağın çalışanlara patladığı da dizide bir şekilde karşımıza çıkıveriyor. Yani patronlar son model arabalarıyla gezerken işçiler üç kuruş alacakları ya da hakları için grevlere başlıyor ve yedikleri dayakla ya da işten atılmakla çözüme doğru varmaları isteniyor gibi, misal.
Şef Kim ( Namgung Min) ve Seo Yul (Lee Joon-Ho), her ikisi de finans ve muhasebe alanında zekaca yüksek seviyede bulunduklarından sık sık karşı karşıya geliyorlar. Dizideki tüm oyuncular çok doğal ve çok başarılı. Dizinin akışkanlığını bu performanslar sağlıyor ancak Namgung Min ve Lee Joon-ho diziyi alıp götürüyorlar. Ayrı ayrı performansları iyi olmak ile birlikte çok tatlı bir eşleşme olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim.
Görünürde farklı taraflardaki iki rakip, alanlarında becerikli ve yetenekliler, kocaman adamlar ama aslında ikisi de oldukça çocuk. Özellikle karşılıklı çocuklaştıkları sahneler tadından yenilmez oluyor.
Kim Sung Ryon - Chief Kim
Hakkını yemeyelim Namgung Min harika. Şimdi Kim Seong Ryun kağıt üzerinde eğlenceli bir karakter ancak Namgung Min' in performansı - bana kalırsa- muazzam ve karaktere çok değer katıyor.
Chief Kim yani Kim Sung Ryon, her şirkette her departmanda olması gereken, olması dilenen bir kişi. Bir kere çok eğlenceli. Öyle genel kuralları falan da fazla salladığı yok ancak bunu sinirlendirmek istemedikleri dışındakileri rahatsız etmeyecek şekilde uyguluyor. Kafa ve çene çok çalışıyor, takdir etmek lazım. Garibim, işe başladıktan sonra epey bir olayla karşılaşıyor, bazılarına kendi aranıyor ama ne eğlencesi ne de keyfi düşüyor.
TQ' nün psikopatı ünvanını boşuna almadı adam. Bir gelişim göstererek gönülleri kazandı, savaşlarını destekçileriyle kazandı, Seo Yul ile kapıştı, eğlendi falan...
Fazla bir şey yazamayacağım çünkü anlatılmaz izlenir :P
Yoon Ha- Kyung
Departmanın olgun, tecrübeli ve anlayışlı kadını. Bundan da lazım her yere bir tane. Akıllı ve adalet anlayışı yüksek zaman zaman ara bulucu bir karakter.
Seo Yool (Lee Joon - Ho)
Bu da ayrı bir manyak. Savcılıktan şirketin finans direktörlüğüne geçiyor. Arayışını ve hareketini anlamak mümkün. Göstermese de en az Chief Kim kadar deli.
Seo Yul hakkında söylemek istendiğim bir şey var; Arkadaş ne yedi.... Öyle böyle yemedi, dünyaları yedi, iştahla yedi. Daha ilk bölümde kızarmış tavukları götürürken iştahımın kabarması bir işaretti. Yemekler, tostlar, pizzalar, ramenler... yani çok iyi yedi^^
Dizide kendisini tanımlayacak bir sürü ifade geçiyor. En çok güldüklerimden biri" kapitalizmin yarattığı canavar"dı. Bunun üzerinde tek bir sıfat var o da Chief Kim' in kullandığı obur psikopat sıfatı.
Normal şartlar altında dizinin kötüsü olması gerekiyor ancak dizi zaten normal değil bu nedenle bu karakterden nefret edemiyorsunuz. Hatta ben zaman zaman üzüldüm Seo Yul' a, bazen acıdım. Yoon-Ha' dan etkilendiğinde ben de onun kadar etkilendim...
Namgung Min' in peformansı harika demiştim, Joon Ho' da altta kalmamış. Böyle olunca, ikisi bir de ortak bir ritim yakalayınca keyiften keyife koşmak izleyene kalmış.
Choo Nam-Ho (Kim Wo Hae)
Departmanın müdürü olan Choo dizinin en eğlenceli karakteri olabilir Chief Kim' den sonra. O pasif duruşu, işten kaytarmaya çalışması, ek gelir sağlama hevesi, beklenmedik anlarda verdiği zekice öğütlerin yanında aslında babacan bir karakter olması ve ekibindekileri düşünmesi ve elinden geldiğince onlara destek sağlaması O'nu daha da sevimli bir karakter yapıyor. Normalde bezgin ve salaş bir halde etrafta dolaşırken ara sıra beklenmedik aksiyonlara girmesi de cabası.
Hong Ga-Eun (Jung Hye-Seong)
Dizinin şapşiklerinden bir tanesi. Çok sevimli. Diziye ilk girdiğinde endişelenmiştim dizinin gidişatını bozar mı acaba diye ama çok tatlı bir çizgide tuttular böylece diziye tat verdi. Ayrıca Savcı Han ile olan ikili sahneleri de bir o kadar eğlenceli. Fighting!
Park Myung-Suk (Dong Ha)
İşte dizinin enteresan ve eğlenceli karakterlerinden bir tanesi daha. İzleyin göreceksiniz ^^
Na Hee-Yong (Kim Jae-Hwa)
Şirketin etik departmanı müdiresi Hee-Yong' u sadece izleyin. Demek istediklerimi anlarsınız sanırım ayrıca putlaştırma ya da aşırı fanlığın kişinin üzerinde nasıl durduğuna bir örnek olarak gösterebiliriz kendisini.
Oh Gwang-Sook (Lim Hwa-Young)
Dizinin en şeker şeyi olabilir. Ben de kıvırcık saçlı halini tercih ederim yalnız. Özelikle Chief Kim ile dertleşmeleri çok eğlencelidir.
Dizide bir de avukatlar var ki evlere şenlik. Gerçekten dizinin tuzu biberi olmuşlar. İzlerken çok eğlendim bu amcaları.
Dizide o kadar çok malzeme var ki; Chief Kim' in bekleme odasında verdiği mücadele aslında şirketteki yıldırma politikası çok eğlenceli bir süreç. Şirketler tazminatsız adam atmak için bu tarz yöntemlere başvurur zaman zaman ancak bu dizide yanlış adama çattılar. Patronların yanlış yönetim politikalarını ya da şahsi çıkarlarını istihdama katkı sağlıyoruz bize torpil geçin şeklinde savunmasının da bir örneği görülebilir.
Dizi komedi ama doğal ve akıcı bir komedi. Replikler, göndermeleri, oyunculuklar bana kalırsa iyi oturmuş. Bunun dışında iki ana karakterin tüm zeka ve kapasitelerine karşı aslında birbirinde çocuk olmaları, yan yana iyice zıvanadan çıkmaları, yalakalar, iş birlikçiler, adalet arayanlar, karakter değişimleri, özellikle karakterlerin birbirlerini doğal şekilde etkilemeleri insana keyif veriyor. Evet, sonuçta bir dizi bu nedenle rastlantılar, olayların bağlanmalarının bazen tesadüfi olması gibi durumlar var ama hiiiiiç göze batmıyor ^^
Fikrimi soracak olursanız bu diziyi kaçırmayın derim. İzlerken gerçekten çok keyif aldım ve eğlendim. Üzgünüm çünkü dizi bitti, eğlencem bitti :(
Hwarang, 2016-2017 yapımlarından 20 bölümlük bir Kore dizisi. Hwarang' a başlamadan önce biraz yoğun ve sıkıntılı bir dönemdeydim. Tek amacım izlerken eğleneceğim, kafamı yormayacak, tatlı ve ağır olmayan hafif bir şeyler izlemekti. Hwarang' ın ne olduğu hakkında fikrim vardı (En büyük Hwarang Alchontabii :P), belki dizi beni içine çeker, kadrosundan dolayı gözüm gönlüm açılır ve diziyi izlerken diğer düşünceleri kafamdan atarım diye Hwarang' a başladım. Sonuç mu? Evet, dizi bu konuda çok başarılı oldu.
Çoğunluk izlemiştir sanırım o nedenle konuya falan değinmeyeceğim. Açıklama kısmına bakmamıştım pek fazla, ciddi ve tarihi bir dizi bekliyordum (ve umarım böyle değildir diyordum içimden zira kaldıramayacaktım) beklediğimden daha farklı çıktı. Dediğim gibi ilk bölüm eğlenceli ve renkli görünüyordu. Geçişler ve efektleri beğenmiştim. Dizi "çok ciddiye alınacak bir yapım değilim, izle ve keyfine bak" diye bağırıyordu. Bu sayede ikinci bölüme geçtim ve sonra devamı geldi.
Zamanında, tahtını oğluna devretmek istemeyen (kendine göre nedenleri olabilir) bir kraliçe anne Hwarang adı verilen, Silla' nın asilzade ve devlet görevlilerinin oğullarından oluşacak bir yapı kurmak istiyor. Buraya dahil edilmenin en önemli kuralı güzel olmak hahaha. Çok akıllıca, bu noktada kraliçeyi takdir ediyorum. Sözde burayı, yıllardır sakladığı bu nedenle yüzü bilinmeyen oğluna verecek ve oğlu kullanacak... İşte böylece, Hwarang kuruluyor, güzel güzel çocuklar bu kuruma dahil oluyorlar, çoğunluk izlemiştir o nedenle konuya devam etme gereği duymuyorum.
Şimdi başlayayım geyik yapmaya o zaman ama spoiler içerebilir.
Sun Woo (Park Seo Joon) dizinin ana karakterlerinden bir tanesi. Gerçekten karizmatik bir karakter olmakla birlikte dizinin çoğunluğunda sadece belli birinin değil sanki herkesin abisiymiş gibi takılması da ayrı bir hoşluk. Park Seo Joon' un performansını da beğendim ben.
A-Ro ile ilişkileri de güzel ve hoştu. Ben ki böyle şeyleri sevmem gerçi ama bu dizi için bunu es geçiyorum.
A- Ro ( Go Ara ) Çok ağlıyor görünüyor ama dizinin bir kısmında ağlıyor zaten. Kızcağızın hakkını yemeyeyim gerçi ama çok ağladı yahu!! Neyse, bunu yanında iyi ki aman da arada kaldım ayağına yatmadı, sonuna kadar tercihi tek bir kişi oldu. Bakın bu konuda takdir etmek lazım.
Ji Dwi (Park Hyun Sik) Bu çocuğu çok üzdünüz, çok itip kaktınız ama... :( Neyse sonu güzel bağlandı ama alışık değil çocuk yapmayın :) Ji Dwi, güzel bir karakter olmuş.
Park Hyun Sik' in performansı bana kalırsa başarılıydı, valla etkilendim ben. Takdir ettim.
Ayrıca çocuğun yüzü güzel ama uzun siyah saçlarla bambaşka bir şey olmuş. Bu yönden de takdir ediyorum, daha genç olsam daha çok takdir ederdim.
Dizinin güzel noktalarından bir tanesi - bilinçli olmayabilir doğal olarak - benim için Park Hyun Sik ile Park Seo Joon' un performanslarındaki tezattı. Tezat derken ikisi de iyiydi ancak karakterleri ortaya koyma şekillerindeki farklılık çok tatlı yapmış olayı.
(Dizinin ost' u çok güzel. Aralarında seçim yapmak çok zor ama benim için ilk sırayı bu parça aldı.)
Sung Dong II : Bu adam dizinin en eğlenceli karakteri olabilir. Ben eğlendim şahsen. Kırıklıkla- ciddiyet arasında çok hoş geçişler yapıyor.
Pa Oh
Bu amca da dizideki en eğlenceli ve tatlı karakter olabilir. Ayrıca yirmi iki yaşında. Yanlış olmasın ^^
Soo Ho - Minho
Çok eğlenceli. Karakter Minho' nun üzerine güzel oturmuş. Ayrıca gülmek çok yakışıyor Soo Ho' ya ^^
Ban Ryu
Dizideki esas acıların çocuğu Ban Ryu'dur ( Do Ji Han ). Neyse ki O' nun da yüzünü güldüren biri çıktı.
Ve şu ikisi, dizinin en tatlı en şirin detayı bence. Az sahne ama çok tatlılar. Ben bayıldım.
Dizinin en gereksizi; prenses Sookmyung (Seo Ye-Ji ). Gerçekten gereksiz, girişi anlamsız, çıkışı yok zaten.
(Ost içindeki ikincim bu )
Dizide ilk bölümlerde ortamı/atmosferi güzel kurmuşlar. Modern tatlar katmışlar. Bir çeşit disko bile yapmışlar, daha ne yapsınlar :P Ayrıca anlıyoruz ki kopya çekmek tarihin en eski dönemlerinden günümüze gelen bir miras ancak yöntemler günümüzde biraz daha geliştirilmeli.
Dizinin ost' u çok iyi ayrıca dizideki davul sahnesi pek bir estetik.
Diziyi sevdiğim için böyle konuşuyorum yoksa dizinin çok iyi olduğu düşünülmesin. Güzel başlıyor sonra biraz sapıtıyor. Zevk almanın koşulu öyle çok mantık aramayacaksınız. Oyuncu kadrosu güzel denk gelmiş, onlar izletiyor, müzikler güzel. Yalnız sonunu tatlı bir şekilde bağlamasalar, bu pembe masalcılıktan aniden ciddiyete ve gerçekliğe dönselerdi fena bozuşurduk. İyi ki dizi ne olduğunu anladı da böyle bir hayata düşmedi.
( Benim 3. sıramda bu yer alıyor. Park Seo Joon yorumu da güzel ama bu hali bir adım daha önde)
Dizi ile ilgili iki sorum var yalnız. Bilenler varsa cevap vermelerini rica edeceğim.
1- Dizinin sonunda Soo Ho' ya ne oldu. Son sahnelerde yoktu sanki?
2 - Minnoşu (Han Sung- Kim Tae Hyung) niye öldürdünüz, amacınız neydi? Hiç gerekli değildi ölümü, dram falan mı katalım dediler anlamadım. Havada kalmış sanki...
İşte böyle... Sonuç olarak Hwarang iyi bir dizi olmasa bile bana istediğimi verdi. İzlerken eğlendim, zaman zaman güldüm, beynim düşüncelerden arındı. Aradığım "light" ve eğlenceli diziyi bulmuş oldum. Haa, keşke senaryo ara sıra boşluğa düşmek yerine biraz daha Hwarang evine odaklansaydı, bizim de gözümüz gönlümüz açılsaydı kötü mü olurdu :P Finali ile de üzmedi.
Şimdi benzer şekilde, kafamı oyalayacak ve beni eğlendirecek neşeli bir başka diziye ihtiyacım var. Arama mode-on.
Mimi başlatan ise Bir Küçük Elif Meselesibloğunun sahibi Elif' miş. Onun da ellerine sağlık. ^^
Öyleyse hemen başlıyorum.
1- Almaktan asla vazgeçemeyeceğin bir şey var mı?
Normalde alış veriş yapmaya üşenen biriyim, mümkün olduğu kadar uzak duruyorum ancak zaman zaman bana bir tüketim çılgınlığı geldiği doğrudur. Bunun dışında almaktan en büyük keyif aldığım ve vazgeçemeyeceğim şey kitaplardır sanırım. Severim kitapları, satın alması da zevkli, okuması da zevkli.
2- Büyük kocaman bir acı hissettiniz mi ?
Evet, bu soruyu sadece evet diyerek geçeceğim. Umarım bir benzerini daha uzun süre tekrar yaşamam, kimse yaşamaz.
3- Altın günlerine dair korkunç bir anın var mı ?
Altın günlerine çok maruz kalmadım ama kaldığım tek bir seferi bile travma yaşamama yetti. Yemekler, çeşitler güzel ancak kadınların birden müzikle dansa geçme kısmını, müzik eşliğinde kendilerinden geçmesini bir kenarda nasıl hayretle izlediğimi hatırlıyorum. Yani içlerinden hört diye başka bir karakter çıkmıştı. Aniden gelen bu değişim, çorapların, kolların sıvanması, kaşıkların şıklatılmaya çalışılması, insanlara birden gelen gayret ve enerji önce beni çok şaşırtmış sonrasında kahkahalara boğmuştu. (Yani teyzeciğin bir tanesi on dakika önce tansiyon, yorgunluk, bel ağrısı anlatıp öleceğini iddia ediyordu ancak kendisi bir anda bir ergene dönüşüverdi) . Benim (küçüğüm o zamanlar daha) kahkahalarımdan motivasyon bulup danslarına daha da asılmaları beni daha da fazla güldürmüştü. Anladım ki saklı kalmış çok cevher var ^^
4- Özel bir yeteneğin olsa ne olmasını isterdin ?
Ay bu konuda çok kararsızım. Çok sinirli ve yoğun olduğum günlerde ellerimden ya da gözlerimden bir miktar alev ya da elektrik fırlatmak istiyorum ki karşımdaki kendime gelsin. Bunun üst versiyonu bunu telefondan da yapabilmek.
Zaman zaman kendimi klonlayabilmek istiyorum. Şimdi bir klon kitap okuyacak, bir klon günlük işleri halledecek, bir klon alış veriş yapacak falan... Böylece süper bir iş bölümü ile her şey halledilecek.
Hem çalışıp hem tez yazdığım dönemde bankaim olsun istiyordum. Uykusuzluk yormuştu, gün içinde fazla konuşanları bankai açarak korkutma hayalleriyle yaşıyordum. (Uykunuzu iyi alın)
Uçabilmek de fena olmazdı hani ama önce yükseklik korkusunu halletmem gerekiyor.
5- '' Etraf ne der '' diye düşünmeden hareket edebilir misin ?
Eğer konu baskıcı kısıt koyma ise evet. Eskiden bu kadar net söyleyemezdim bunu ama yıllar ilerledikçe bu konuda daha rahatım. Kimseye yaranamıyorsunuz zaten o yüzden artık iyice çokta tınnnnn modundayım.
Eğer ne derler diye taksaydım, zamanında her şeyden bunaldığımda sırt çantamı kapıp, tek başına dünyanın bir ucuna gidip orada yaşayamazdım ya da bir anda işte U dönüşü falan olmazdı ^^
6- Hangi mevsimi seversin ?
Öncelikle sıcak ve güneşten pek haz etmem. İlkbahar fena değil ama ardı kış. O yüzden hoşlanmıyorum.
Sonbahar iyidir, en çok onu seviyorum. Ardından da kış geliyor, oh mis!!
Bir de benim için yıl hala eylülde başlıyor. Hep o ilkokuldaki mevsim tablosu yüzünden. Hep sonbahar en baştaydı. O yüzden ocak ile birlikte yıl değişince falan hala bozuluyorum.
7- Blog yazmak sana ne kattı ?
Kendime ayrıca eğlenebileceğim bir alan kattı. Normal hayatta pek fazla anime, kitap ya da diziler üzerine konuşmam. Burada içimi döküyorum, saçmalıyorum, cıvıyorum, rahatlıyorum. Beğendiklerimi paylaşıyorum...
Blog yazmak sayesinde başka bloglarla tanıştım (blog okumayı seviyorum ben), gerçek hayatta tanımasam bile seviyorum onları. Böyle yorumlar, fikirler, yazılar okumak bana keyif veriyor, öğreniyorum.
Böyle farklı bir pencere açtı bana. Ayrıca, biraz daha kısa cümleler kurmayı ve sabırla bir yazıyı bitirme disiplinini edindim.
Kısaca mutluluk kattı ^^
8- En sevdiğin dizi , film , animasyon ve kitap hangileri ?
Hmmm dizi işi zor. Şu aralar Lucifer' den çok keyif alıyorum. Bunun dışında Battlestar Galactica' ya bayılırım.
Kore civarında son zamanlarda gözüme çarpan ve sevdiğim Missing Noir M var ancak Bad Guys' ın ikinci sezonunu da sabırsızlıkla bekliyorum. Japon dünyasından yine son zamanlar içinde sayılabilecek Nobunaga Concerto var.
Film; Star Wars hahahahahahaha. Son üçlemeyi dışarıda tutacağım ileride sanırım ancak şimdilik sesimi çıkarmıyorum.
(Hiçbir konuda "en" lerini belirleyemeyen, bu konuda zorlanan ben film konusunda çok rahatım ^^)
Güç sizinle olsun....
Animasyon dersek Ejderhanı Nasıl Eğitirsin derim sanırım.
Anime dersek, bu daha zor. Çok var ama Gintama biraz daha ön planda. One Piece' i de çok seviyorum ama. Ghibli'lerin yeri ayrı mesela... (Buradan ayrılıyoruz yoksa çoook uzun liste gelecek)
Kitap, bu cidden çok ama çok zor. İlk aklıma gelenler; (böyle bir yol buldum)
Fiyasko- Stanislaw Lem
Ben, Robot - I. Asimov
Ecinniler - Dostoyevski
Gediksavaşları Efsanesi - Raymond E. Feist (Bu alandan son zamanda sardığım bir seriyi seçtim yoksa seçenek o kadar bol ki düşün düşün işin içinden çıkamayacaktım.)
9- Düşlediğin hayatı yaşayabildin mi ?
Bu sorunun cevabı nereden baktığıma göre değişir. Mesela, şu anda uzun yıllardır hayalini kurduğum kitaplı, animeli, kendime ayırabildiğim zaman olan, rahat bir hayat yaşıyorum ama fazla boşluk beni sıkmaya başladı. Daha fazla aksiyon istiyorum. Fazla aksiyona girince de neden diye sorgulamaya başlayacağım. (Yaşandı!) Seyahatlere bayılıyorum, böyle bir hayata başlayınca sonra yoruluyorum.
Mesela şimdi keşke sporcu ya da bilim insanı olsaydım diye hayıflanıyorum.... gibi. Uzay yolculuğuna asla çıkamayacağımı bilmek kalbimi kırıyor mesela. Sonuçta sıradan bir insan oğluyum işte, istekler düşler bitmez...
Sanırım her şey olayım derken hiçbir şey olamadım. (Cyrano de Bergerac a selam olsun... )
10- Gece yarısı uyanıp sevdiğiniz birinin nefesini dinlediniz mi ?
Normalde zaten genellikle geç yatıyorum. "Bu saatte yatmışsın, uyanma felsefeme" göre tekrar uyanmak ters düşüyor. Ne yazık ki uykum çok hafif. Evde dolaşan birine, yukarıdakinin terliklerine, rüzgarın, yağmurun sesine, dışarıdaki köpeklerin havlamalarına, evde yalnızsam sessizliğin sesine falan uyanıyorsam onları dinliyorum. Böyle hoş bir şey dinlemek için uyanmadım. Seslere takılmadan atlatıp uykuya dönersem ses yok. Dönemezsem ve ertesi sabah erken kalkmam gerekiyorsa sabahın ilk saatleri iğrenç bir insan oluyorum zaten.
Mimlenmeyen kalmadı sanırım, o yüzden tekrar isim yazmadım. Olur da yolu buraya düşen ve bu mimi gören olursa, mim sizindir. (Bana da haber verin ama ^^)
2016 dizilerinden 16 bölümlük Task Force 38 (Squad 38), son zamanlar içinde izlediğim en iyi Kore dizilerinden bir tanesi. Gerçi benim adıma çeşitli nedenlerden dolayı uzun bir süreye yayıldı ve bu nedenle diziyi bitirmem zaman aldı.
Kore dizilerini takip edenler izlemiştir zaten ancak henüz izlememiş olanlar için yazının henüz daha başında izleyin diyerek gönül rahatlığıyla tavsiyede bulunabilirim.
Task Force 38 iyi kurgusu, akıcılığı, başarılı oyunculuk performansları ve karakterizasyonunun yanında aslında hoş ve seyirlik bir sistem eleştirisini arka plana yerleştirmiş olmasından dolayı da keyifli bir dizi bana kalırsa.
Olaylar belediyede yer alan bir vergi dairesinde ( sistem bizden biraz daha farklı tabii) başlıyor. Diziyi izleyenler fark etmiştir, ofiste şöyle bir tabela asılı - tam hatırlamıyorum ancak yaklaşık - "Sonuna kadar kovalayın ve parayı tahsil edin ". Burada kovalayacak olanlar bu dairede çalışan vergi memurları, parayı da vergi mükelleflerinden toplayacaklar.
Her ülkede (tamam hepsi değil ama dünyadaki çoğu ülkede) vergi sistemi önemli bir kaynak. Yönetim tarzı ne olursa olsun toplanan vergiler idareciler için önemli bir gelir. Neden? Çünkü bunları geri dönüştürerek, bu vergiyi ödeyen topluma hizmet sunmalılar. (Normalde)
Çok eskiden, bilmiyorum hatırlayan var mıdır, şimdiki kamu spotları gibi çeşitli reklamlar olurdu; "Her alışveriş, bir fiş" ya da "Vergi size yol, su, hizmet olarak geri döner" diye. Gerçekten de ideal sistemlerde toplanan vergilerin birilerinin ceplerine gitmemesi aksine eğitim, sağlık, ulaşım ve güvenlik şeklinde geri dönmesi lazım. Ve en önemlisi, verginin istisnasız herkesten, zengin ve fakir demeden, alınması lazım. ( İdeal sistemde hahahaha )
Her neyse, işte bu ofiste çalışan kamu görevlileri de canla başla vergi borcu olanlardan borçlarını toplamaya çalışmaktalar. Her ofiste yaşanan klasikleri burada da görüyoruz, bu da insanın diziye daha bir kanının kaynamasını sağlıyor. Mesela çok yoğun gözüküp aslında bilgisayarda solitaire oynuyor olmak, sorun çıktığında ortadan kaybolmak gibi... En önemli klasik, müdürlerin " Bu ay az toplamışsınız, daha fazlasını getirin" diyerek çalışanların tepesine binmesi. Onları fakir ve zor durumdakilerin üzerine salarken, imtiyazlılar listesine dokunulmamasını sağlamaları.
Dizi, ağırlıkla bu ofisteki bir ekibe odaklanıyor. Onlar da diğer ekipler gibi zaman zaman sahaya çıkıyorlar (bizdeki hacizcilere benzer şekilde), mallara el koymak için gittiklerinde dayak yiyorlar, hakaret dinliyorlar, delicesine bir mücadele verirken aynı zamanda vicdan azabı da çekiyorlar ve sistemi içten içe sorguluyorlar.
Dizide işler bu ekibin en büyük vergi borçlularından biri olan Ma Jin Suk' un kuyruğuna basmasıyla kopuyor. Fakirlerden, dayısı amcası olmayanlardan dayak yiyerek olsa da para toplamak yani vergi tahsil etmek kolay ancak azizim zengin adamlara yaklaşmak öyle kolay değil! Başlarına gelmeyen kalmıyor ve aslında sistem içindeki adaletsizlik biraz daha gözler önüne serilirken izleyen ile birlikte kayışı koparan ekibin şefi Baek Sung II, hafiften "dark side" a geçmeyi göze alarak, yakın zamanlarda çeşitli olaylar sonucu tanıştığı, usta bir dolandırıcı olan Yang Jung-Do ile, bu adamın parasını alıp vergisini ödemek için bir anlaşma yapıyor. Amaçları Jung-Do' nun kurduğu profesyonel dolandırıcılardan oluşan bir ekip ile bu zengin adamın parasını cukkalayıp, cukkalanan bu paranın vergi dairesine gitmesini - bu şekilde vergi borcunu ödemesini - sağlamak ve hem adama bir ders vermek hem de biraz da olsa adalet sağlamak.
Olaylar adım adım devam ederken aslında dizi ilerlerken ve kurgu akarken bir merdivenin basamakları çıkılıyormuş gibi hissediyor insan. Yani şehrin tek zengin adamı Ma Jin Suk değil sonuçta. Kazdıkça gerisi, daha büyük balıklar, daha önemli isimler geliyor ister istemez diyerek burada sonlandırayım.
Dizinin üzerine yoğunlaştığı kavramlardan bir tanesi "yozlaşmışlık". Belki, kamuda yozlaşmışlık diyerek biraz daha daraltabiliriz bunu. Polis rüşvet alıyor, savcı rüşvet alıyor, şehir idarecileri rüşvet alıyor, iş adamları rüşvet alıyor... Bu o kadar rayına oturmuş ve içselleştirilmiş ki almayanı dışlıyorlar :) Şakası bir yana herkesin "Bu işler böyle döner" tavrı rahatça hissediliyor. Buradaki rüşvet sadece para bazlı değil. Aslında daha çok güçten yana olmak. Sen güçlü olanın pis işlerini yapacaksın ki, o da seni ileride görecek konusu. Kısacası çoğu kamu görevlisi halk için değil, kendisi ve güç için çalışıyor. Bunu değiştirmek isteyenler, kamuda çalışıp bu düzene bulaşmak istemeyenler ayrıca buna başkaldırmak isteyenler kendilerince çabalıyor ancak bunu başaramıyor zira her şey oturmuş. Ağ çok kuvvetli.
Sonra noluyor, dolandırıcılar bir nevi modern Robin Hood oluveriyorlar.
"Bizler, elimizi kirletmeden suç işleriz. Fakirler bizim için savaşıp birbirlerini öldürecekler."
Dizideki zengin amcaların mottosu bu. Amcalardan biri bunu açıkça dile getiriyor zaten. "Adalet fakirler için yaratılmış bir yanılsamadır ve bırakalım bu fakirler bunu sağlamaya çalışırken birbirlerini öldürsünler. Bizler temiziz". İşte görüldüğü gibi, insan eliyle yaratılan tüm sistemlerin açıkları var ve bu açıktan içeri sızan virüsler hiç de alçak gönüllü değil. Adalet bir yanılsama olarak kaldığı sürece ve herkese adalet sağlanmadığı sürece virüsler her zaman var olup yayılacak ve güçlenecekler.
Bu zengin takımının en sinir bozucu yanı taşıdıkları; "Biz bu şehir için neler yaptık! Vergi borcumuzdan daha fazlasını sağladık. Öyleyse neden vergi verelim ki?" mantığı. Dizi içindeki vergi ve yozlaşmışlık konularında olduğu gibi bu kendini haklı görüş de evrensel.
"Ne yaptınız?" diye soruyorum. Yani kara para aklamak için paravan şirketler kurmak bir yandan da şehir içindeki tefecilik ağını yönetmek, kurulan şirketlerde sigortasız eleman çalıştırmak, vergi kaçırmak, düzgün istihdam sağlamak yerine kukla şirketler ya da sahtekar şirketler açıp sonrada sorumluluğu haberi olmayan çalışana sallamak, değerli arazileri ucuza kapatmak ve rantçılık ise konu, evet dizideki amcalar çok şey yapmışlar. Diziden bahsediyorum ha, yanlış anlaşılma olmasın.
Neyse, işte bu evrensel konuların dışında dizideki karakterler ve performanslar da iyi. Seo In Guk, Jung Do olarak çok doğal. Yeterince övgü almış zaten ancak bir o kadar övgüyü de Ma Dong Seok hak ediyor kanımca. Çünkü Baek Sung II, izleyene çok yakın gelecek şekilde dürüst, kendini sorgulayan, çabalayan, kimseyi kırmak istemeyen, alttan alan, ekibine düzgün davranan ve bu nedenlerle yıpranan ve daha çok yıpranan bir vergi memuru olarak canlandırılıyor. İnsanı en çok etkileyen noktalardan bir tanesi, bu derece dürüst, işine saygılı ve iyi niyetli bir insanın karşısındakilerle temiz yollarla baş edemeyeceğinin farkında olarak yaşamaya çalışması. Fırsatını bulduğunda yani anlayacakları dilden konuşacak imkanı bulduğunda dahi buna temkinli yaklaşması. Ve daha da etkileyici olanı, aslında eğlenceli olanı, Baek Sung II bu yola girdiğinde benim de sevinçle halaya kalkmam hahaha. (Yalnız değilimdir eminim ^^) Öte yandan, karakteri daha hoş yapan nokta, bu karanlık yolda ilerlerken bile ilkesini kaybetmemesi. Bu ilke ve prensip, bir karakter için önemli öğeler.
No Bang Sil (Song Ok Suk ) Öncelikle dizideki göz makyajını çok beğendim. İkincisi dizideki ekibe inanılmaz ağırlık (olumlu anlamda) katan bir performansı var. Ben izlerken pek keyif aldım.
İşte dizideki en güzel iki kadın;
Jo Mi joo (Lee Sun Bin)
Kendisini sadece güzelliğiyle değerlendirdiğim düşünülmesin. Dizi içindeki performansı da oldukça oturaklıydı ancak bu güzel göründüğünü değiştirmiyor.
Choi Ji-Yeon ( Kim Joo Ri)
Dizide pek bir şey yapmıyordu ancak duruşu yeter. Özellikle saç ve makyaj uyumuna bayıldım. Ayrıca Bolshoi mezunuymuş, kendisini ayrıca takdir ettim.
Dizide göze çarpan başka bir karakter Ahn Tae- Wook (Jo Woo-Jin). İş hayatında böyle tipleri (ya da karakter mi demeliyim?) çok görürsünüz. Giyimine kuşamına özen gösteren, sosyal kuralları önemseyen (piramidin üstüne doğru olanları), tavırlarına dikkat eden, hesaplayıcı, kurnaz, iş bilen, kendilerinin çok zeki olduklarını düşünen kişilerin yanlış ata oynamaları beni eğlendiriyor.
Dizi ile ilgili bir sorum var. O da Park Deok Bae (Oh Man-seok) ile ilgili yani bizim Baek II' nin çocukluk arkadaşı, dedektif olan. Öncelikle Oh Man Seok' u beğeniyorum (ha hahaha) o nedenle dizide görünce bu durum pek hoşuma gitti ancak O'na ne oldu sonra? Keşke gül yüzünü sonlara doğru bir görseydik yahu?
Veeee son olarak Başkan Chun. Dizinin belediye başkanı Chun, aslında siyasette yer alan ya da siyasete atılmayı hedefleyenlere önemli dersler veriyor. Kendisinin iyi niyetini mümkün olduğunca korumaya ve kuklası olmak zorunda kaldığı adamlardan gerçekten nefret ettiğine inanıyor izleyen. Peki verdiği ders ne? İşte siyasi kariyerinizin başlangıcında elinizi verirseniz sonra kolunuzu kaptırıverirsiniz. Bunun çıkışı yok ne yazık ki. En ufak zafiyet, en ufak hata size ilerleyen kariyerinizde manevra şansı vermez. Kendinizi kurtaramazsınız. Kendisi bunun örneği olmakla birlikte aynı zamanda seçim kampanyalarında adaylara paranın nereden aktığının da oldukça önemli olduğuna vurgu yapıyor. ( Bizdeki sistemden biraz farklı oradaki durum ama merak etmeyin, işleyiş aynı sayılır)
(Bu ne zaman çalsa eller havaya moduna girdiğim doğrudur ^^)
İşte dizi bir şekilde bizim gazımızı alıyor. Bu ekip, kötülere onların dilinden meydan okudukça rahatlıyoruz. Dizi olduğu için pembe yanları bizi rahatlatmak için yapılmış. Bunların içinde en sevdiğim - genellikle dizilerde bulunan - halkın sesi çıkınca sorumluların geri atması. Hatta istifa falan ediyorlar. Vatandaş bilinci önemli işte diye seviniyoruz bir şekilde.
İnsan eliyle yaratılmış her sistemin suistimale açık yanı var. Önemli olan bunun kötü niyetli şekilde kullanımına izin vermemek. Kamu görevlilerinin kim için çalıştığını bilmesi. Ve en önemlisi adalet. Sıradan geçim derdindekileri aldatmak için yaratılan adalet yerine önünde herkesin eşit olduğu bir adalet.
Ay işte nereden nereye geldi yazı. Neyse, bitiriyorum. Kurgusu, mantığı, rahatlatıcılığı ile güzel bir dizi. Bence şans verin.
"Hırsızlar, farklı kıyafetler içinde aslında aynı kişiler"
(Diziden)