4 Ocak 2015 Pazar
EAST MEETS WEST (東成西就): Dung Sing Sai Tsau 2011
2011 yapımı bu Jeffrey Lau filmi izlediğim dönemde en ilginç bulduğum Hong Kong filmlerinden bir tanesiydi... İlginçliği şu ki insan iyi mi kötü mü bir anda karar veremiyor.
Ölümsüz olan sekiz ejderha bilmem kaç bininci kez yaşadığımız yüzyılda dünyada dolaşmaktadır, doğal olarak ne olduklarından habersiz. Bu sekizli dünyaya ilk indiklerinde amaçları insan doğasını kötülükten korumaktır ama içlerinden bir tanesi, Yaksha, diğer yedisinden ayrılır ve bu nedenle iki taraf kapışmaya başlar. Ölürler tekrar gelirler, ölürler tekrar gelirler. .. Bu hikayede dediğim gibi bu yüzyılda geçmektedir.
Kaderin bir cilvesi olarak ya da karma diyeyim de içeriğe uygun olsun birbirlerini bulurlar. Film bu hikaye üzerine kurulu ana hatlarıyla...
Filmdeki ilk çarpıcı nokta çılgın bir kadroya sahip oluşu; Karen Mok, Kenny Bee , Eason Chan, Ekin Cheng, Jaycee Chan, Huang Yi ve diğerleri... Jeffrey Lau sağlam ekip toplamış.
(Ekip ve yönetmenden gelsin. Filmin içinde de duyabileceğiniz bu parça çok eğlenceli)
Şimdi sekiz ejder dedik, ölümsüzler dedik öyle çok efsanevi ya da epik bir tarzı yok filmin, komedi filmi bu, her şeyi kafayı almış... basit bir kurgu ama arkada göndermeler ve diyaloglarla kendini gösteren komedi... göndermeler oldukça bol ki muhtemelen hepsini yakalayamamışımdır, Filmlere, günümüze... Jaycee Chan - Jackie Chan ailevi ilişkisine bile değinilmiş ki Stephen Chow ile oldukça güldürdü durup duruken. Bunca komedinin ardında bir aşk öyküsü/döngüsü...
İlk anlarda takip etmesi biraz sıkıntılı ama korkutmayın kendinizi ilerledikçe açılıyor olaylar...
Efektler gayet hoş... oyunculuklar çok sade ve içeriğe ters düşmüyor. Filmin en güzel yanlarından bir tanesi ise kesinlikle müzikleri.
Şu filmi Jeffrey Lau' dan başkası eline alsaydı madara olurdu muhtemelen ama sonuç olarak filmin eğlenceli olduğuna kanaat getiriyorum. Herkes sever mi bilmem ama aşina olanların beğeneceğini düşünüyorum. Filmi beğenmeseniz bile ince detaylar var ki insanı güldürüyor...
(Karen Mok ve Eason Chan söylüyor...)
31 Temmuz 2011 Pazar
THE DRUMMER: Davulu Fethetmeyi Denemediğin Zaman Artık Hazırsındır....

Her zamanki gibi oldukça sıkıcı ve manasız geçen bir günün ardından sıcaklardan bunalmış ve bu sıcakta dışarıda ne yapacağım düşüncesine dayanmış bir şekilde kendimi eve attıktan ve “yaşasın kurtuluuuşşş!” nidalarını seslendirdikten sonra ilerleyen saatlerde bünyede oluşan sıkıntı kaynaklı “ne yapsak?”, “ ne yapsak?” baskılarının sonucu bir film izlemeye karar verdim. Şansıma çıkan film 2007 yapımı Kenneth Bi filmi olan The Drummer oldu. Seçimde iki öğe ağır bastı. Birincisi davullar üzerine olması. Şimdiye kadar bu tarz davul gösterileri anlamında hep Japon gruplarını izlemiş ve bu canlı gösterilerden hayli etkilenmiş olduğumdan “bu Zen Davulcuları nasılmış bakalım?” merakı oluştu. İkincisi ise Invisible Target ile tanıştığım ki bu filmde Shawn Yue ve Nicholas Tse ile birlikte üçü bir arada olmuşlardı Jaycee Chan’ ın performansını (kendisi Jackie Chan’ın oğlu) merak etmemdi.
Hong Kong’ da bir mafya babasının (Tony Leung Ka-Fai) oğlu olarak, vahşi babasıyla sevgi-nefret ilişkisi içinde yaşayan bir grupta davul çalan ve bu şekilde serserice takılan Sid (Jaycee Chan) takım elbiseli başka bir mafyatik amcanın manitaya kancayı takınca bu yaşlı amcanın tehditleri nedeniyle babası tarafında, babasının sağ kolu ile birlikte Tayvan’ a gönderilir. Burada dağda yaşayan Zen Davulcularıyla tanışır.Zen davulcuları işte; yüzlerinde nur var ki Sid’ in başlardaki şımarık ve yüksek egolu tavırlarına sabretmeyi bilip onu gruba dahil ederler ve Sid’ in dönüşüm yolculuğu için bir vesile olurlar. Daha sonra olaylar yine bir şekilde Hong Kong’ a döner ancak artık eski Sid yerine bir yandan Zen öğretisinin bir yandan da davulun ruhsallığının değiştirdiği Sid görülür.
Genel olarak bakıldığı zaman klişe bir senaryo, benzeri, aynı kalıpta olan pek çok film vardır. Asi çocuk, karşılaştığı bir grup ya da bir insan, asi çocuğu etkileyen bir aktivite (karate, yemek yapmak,futbol vs...) ve bununla birlikte kendine göre hayatını tekrar anlamlandırması. Bu filmde bu tarz filmlerden sadece bir tanesi üstelik senaryo iki farklı dünyayı ve geçişleri – Hong Kong ve ahalisinin suça yatkın ve vahşi yaşamı, Zen davulcularının doğayla bütünleşik, dingin hayatı ve bu ikisi arasında birinde diğerine geçmeye çalışan Sid – birleştirme konusunda pek başarılı değil. Senaryonun bu eksikliği ve manayı tam oturtamamasına rağmen film en azından davullar, Zen davulcularının dağdaki hayatları ve kendilerini doğayla bütünleştirdikleri sahneler için bile izlenebilir.
Zaten filmin ilk sahnesi bir şekilde insanı kendine bağlamayı başarıyor. Bir sahnede davulcuların bir performansından bir kesit... Arkada ağır bir davul ritmi ve soru; “hayata ilk göz açtığınızda duyduğunuz ilk ses nedir?”. Film bunun dışında zaman zaman güzel anlamlar ve anlatımlar yakalıyor.
Tony Leung Ka-Fai doğal olarak iyi bir iş çıkarıyor. Jaycee Chan’ de senaryonun müsaade ettiği kadarıyla iyi bir oyunculuk sergilemiş. Geleceği daha parlak olacak sanırım bu çocuğum bir de babasına çok benziyor tip olarak. Son olarak sözüm Roy Cheung’ e: “Abicim ne biçim bir insan ve oyuncusun? Sadece dursa bile o filmde, sahnede kendini bir şekilde hissettiriyor bu da başka bir yeti olmalı...
