kim myung min etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kim myung min etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2014 Pazar

What's Up? - Zero Plus : Bir K-Drama



Taşınırken izlenebilen diziler serisinin ikinci bölümüyle karşınızdayım tekrar. Bu 20 bölümlük K-Drama da esasında müzik üzerine kurulu, izlemesi keyifli dizilerden bir tanesi.

Bunu seçme nedenlerimden bir tanesi Monstar' ın üzerine iyi gideceğini düşünmem, ikincisi ise Im Ju Hwan faktörüydü.

Konusu için kısaca üniversitenin müzikal bölümünde bir araya gelen, farklı geçmişlere ve  hikayelere sahip öğrencilerin hayatından bir kesit diyeyim. İzlerken Bigbang Daesung'u görünce de şaşırdım.

Bu diziyi beğendim ben ve bunun için pek çok sebebim var ama öncelikle karakterler üzerinden söylemek istediklerim var.

Jang Jae Hun (Im Ju Hwan ): Im Ju Hwan ' ın oyunculuğunu beğeniyorum ben nedense. Bu nedenle onun olması diziyi tercih etmemdeki nedenlerden bir tanesiydi. What's Up?' da beklentimi boşa çıkarmadı.

Jang Jae Hun, yoksul bir aileden gelen, sokaklarda serserilik yapan, bu esnada oyunculuk yeteneğini de konuşturan bir elemanken, bir gece neden olduğu bir olay hayata bakışını değiştirir. Bir süre sonra rastgele seçtiği bu okulun sınavlarını geçer ve okul hayatı başlar.



Park Tae Hee (Kim Ji Won): İşte her dizide olması gereken, saf, hafif çatlak, insanların yardımına muhtaç, hatta aptal, şanslı, masum ama yetenekli kız modeli. Çok ağlıyor dizide bu da bir gerçek! Zaman zaman aptallıklarıyla çok sinir bozucu da oluyor ama bir farkı var. Etrafındaki insanları çok dertlendirdiğinin farkında, hatta bunu bilerek yaptığını itiraf edecek şuur seviyesine ulaşıyor. İnsanlar da bunu çatır çatır yüzüne söylüyor. Yani belli bir noktaya kadar endişeleniyorlar ama kimse bir noktadan sonra "aman da Tae Hee" diye etrafında pervane olmuyor. (dizinin güzel noktalarından biri) Yer yön özürünü anlayabiliyorum, ben de aynı dertten muzdaribim ama bir yere kadar.

Bu arada Park Tae Hee & Kim Byung Gun' un bir parçası var ki zaman zaman fon müziği olarak kullanılıyor, ost' un en güzel parçalarından bir tanesi benim için.

(İşte o parça)




Oh Doo Ri (Im Joo Eun) : Benim açımdan dizinin en sağlam ve güçlü karakteri olabilir Oh Doo Ri. Hayata bakış açısı, annesi ile ilişkisi, hayat felsefesi, aşkı... Aşık ama ne cıvık kız modeline dönüyor, ne sınırları aşıyor, ne dramatize ediyor, ne başkalarına sıkıntı veriyor. (dizinin güzel noktalarından ikincisi). Böyle olunca Oh Doo Ri ve aşık olduğu adam arasındaki bölümleri izlemek ızdırap vermiyor aksine keyifli oluyor. Ayrıca "What's Up"  bilindiği gibi aynı zamanda  bir "4nonblondes" parçası. Kendisi bunu da dizi içinde sürpriz katılımcılarla icra ediyor. Oh Doo Ri reyiz kısaca :)


Kim Byung Gun (Jo Jung Suk): Kim Byung Gun dizide Ha Do Sung birlikte yer alan en büyük loser'lardan bir tanesi. Zaman zaman sinir bozucu bir karakter yapısına sahip olsa da, hayalini gerçekleştirebilmek için yaptıkları göz ardı edilemez.  Jo Jung Suk' un performansı da göz doldurucu. Kendisinden dinlenilen "those magic changes" de çok eğenceli.






Ha Do Sung (Kang Dae Sung) : Ha Do Sung, dizinin eziği. Eun Chae Young' ın dediği gibi gırtlağı sıkılasıcalardan. Yeteneğine çöp muamelesi yapanlardan. Gerçi çocuğun bu şekilde saklanarak yaşamak için ağır sebepleri var. ( söylemeden geçemeyeceğim, annesi tam bir felaket) Daesung' un zaman zaman yapay kaldığı hissedilebiliyor - müzikalite olarak lafım yok - Deneyimli bir aktör ile  ana dalı müzik olan ve deneyimi bulunmayan Dae Sung' u karşılaştırmak gibi bir amacım yok zaten elma ile armudu karşılaştırmak olmaz ancak derdimi anlatabilmek adına Jo Jung Suk ne kadar doğal ve itici olmadan Kim Byung Gun' u canlandırması gibi  Daesung' un da belli mizansenlerde biraz daha doğal olmasını dileyebilirdik. Kötü mü? Değil ama daha iyisini istemek kötü bir şey değil :)  Bu arada dizinin güzel noktalarından bir tanesi, çoğunluğun oyuncu kökenli olmasından kaynaklı olarak  castın kimyası iyi olduğu için Daesung sahnelerde yalnız bırakılmamış ve  sahneler   akıllıca dengelenmiş böylece  kimse batmıyor. Daesung' un Lunatic' ini de bol bol dinlemek mümkün. Ayrıca Ha Do Sung gönül insanıdır. Pek efendi, pek masum, pek bir saf.

(Daeusung/Lunatic)


DAESUNG_LUNATIC_What's Up OST paylaşan: linunrata


Eun Chae Young (Jang Hee Jin): Tabii ki okula kayıt olan bir tane star gerekliydi, o da Chae Young oluyor ama dönüşmüyor, güzel olan noktalardan bir diğeri. Kendi arayışında, çoğu zaman haklı olarak. Zor bir hayat. Özünde kötü mü, değil? Biraz haksızlık ediliyor kendisine ya da kendisini anlamak mümkün. Sunwoo Young' nun Che Young' a verdiği öğüt gerçekçi değil mi? " İyi tarafa geçmek zorunda değilsin. özünde iyisin ama iyi tarafa geçersen bu hiç eğlenceli olmaz. Hayattan keyif al." Şu kadın da yolunu buldu  ya buna sevindim.



Sunwoo Young(Oh Man Seok ) İşte okulun hayattan geçmiş, çatlak hocası. Dizideki en sevdiğim karakter olabilir, kim bilir? İzlerken çok eğlendim zaman zaman duygulandım. Dizinin dinamolarından bir tanesi.

Yang Soo Jung (Kim Mi Kyung): Son bölümlere kadar nereden hatırlıyorum bu kadını diye kendime sordum. Sonra duvara tekme attığı bir sahne vardı o noktada aydınlandım. Tamra Island' dan hatırladığımı anladım. Bana kalırsa arka planı, beklentileri, hayal kırıklıkları, amatörlükle profesyonelliği karıştırmaya başlaması, başarısızlığı vs.. nedenlerle önemli karakterlerden bir tanesi. Sunwoo Young ile diyalogları eğlendirici zaman zaman hüzünlü.

Daha pek çok karakter var. Mesela dedektif eleman sert görünür ama gönül insanıdır. Jang Jae Hun' un annesi polislere;  "İstiyorsanız beni içeri alın, üzerime biber gazı sıkar, işkence eder, rahatlarsınız " diyerek diziye damgasını vurur.

Neden beğendim bu diziyi?

Şimdi 20 bölüm ama göz korkutmasın. Normalden daha mı kısa bölümler ya da akıyor mu bilemiyorum? Tamam ara sıra bazı sahneler fazla uzuyor ama bu durum sıkıntı yaratmıyor.

Karakterler doğal. Hiç biri mükemmel bir aydınlanmaya ulaşmıyor, sadece hayatlarından bir kesit sunuluyor ama büyüyorlar bir şekilde. İlişkileri de normal. Ne "senin için ölürüm kanka" modundalar ne de birbirlerini görmezden geliyorlar. Dizinin özündeki ortak bir üretim içine girmek fikri onları bir şekilde buluşturuyor. Bununla birlikte oyunculuklar iyi.

Konu güzel ilerliyor. İlk bölüm bir sahne ile başlıyor,  insan "noluyor, reklamlar da mıyız?" diyor ama son bölümde bu sahne bir yere bağlanıyor. Ben bu sahneyi ve arkadaki parçayı çok beğendim.

(Les Choristes - Voir Sur Ton Chemin)




İnanılmaz ama gerçek; aşk üçgeni yok! Ağlamak istiyorum, gerçekten yok. Tae Hee diye ağlayıp, kapışan, etrafındakileri görmezden gelen iki erkek yok. Olay daha normal. (belli açılardan). Çocuklar arasındaki dostluk daha doğal ve insani.

Dizinin altında üç tane olay örgüsü var. Birincisi gençlerin toplu olarak hayatları. Diğer ikisi aslında ciddi anlamda dramatik. Ne olduklarını söylemeyeceğim ama manyak bir dramatizasyona açık. Dizide bu dengede tutuluyor. Arka plan üzücü ama izleyeni salya sümük ağlatmaya oynamamışlar, çeşitlendirmişler, espriler eklemişler vs.. sonuçta insanlara dram izletmekten uzak durmayı başarmışlar.

Amatör/profesyonel tanımlarına güzel bakış açıları var. Yaptığından zevk almak önemli ama diğer taraftan para kazanmakta önemli. Sanat, seyirci gelip beğendiğinde mi sanat? Yatırım yoksa sanat yapabilir misin? (gerçi tüketim noktası bir öğe olarak alınmamış gibi) ...
Bana kalırsa amatör ruh iyidir :))

Her bölümün sonuna yerleştirilmiş karakterlerin geçmişine dair bölümcükler de güzel bir fikir olmuş.



Dizide bir nokta var, ilk anda insanı biraz rahatsız ediyor. O da çok vurucu sahnelerin olmaması. Aslında var ama alışmışız bir "battle" oluyorsa mucizeler yaratılacak, muhteşem prodüksiyonlar ortaya çıkacak diye. Performanslar yine göz doldurucu ama bu sadelik ilk anda noluyoruz dedirtiyor. İlerledikçe bu rahatsızlık hissi ortadan kalkıyor çünkü esasında anlatılan daha başka bir nokta; o performansın arka planı, topluca üretmek, yaratıcılık, imkanlar dahilinde ortaya bir şey koyabilmek ve eğlenmek, kendini bulmak... Son bölümde bu çok daha net izleyene ulaşacaktır zaten. Bu noktada türdeşlerinden daha farklı bir  bakış açısına sahip ve bu nedenle diziyi farklı bir yere koymak lazım sanki.

Ve kırmızılı hayalet ya da herkesin kendine göre anlamlandırabileceği varlık. Dizinin ana karakteri sensin bence :)

İzlemeye değer bir dizi, ostu güzel hele ending theme var ki...

(işte ne olduğunu bilemediğim o güzelim kapanış parçası, bir kulak verin bence)




Not: Manager Oh, yumurta gibi adam... :)

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Beethooven Virus: Ciddi Anlamda Bulaşıcı...


Geç izlediğim diziler kervanına katılan bir k-drama daha... Bu kadar geç izlemiş olmanın üzüntüsünü yaşarken aynı zamanda bu dizinin yapımında emeği geçen yönetmeninden yapımcısına herkesi tebrik ediyorum. Özellikle müzik/parça seçimleri ve bunları senaryoya yedirmek konusunda oldukça başarılı buldum naçizane.



Hayallerinin peşinden koşmak, tutku, bunlar için fedakarlık yapmadan bir adım atamayacağının doğruluğu  ancak attığın her adımda iki adım geriye gideceğin gerçeğiyle yüzleşmen, yaratıcılık, bir üretimde bulunmanın yıpratıcılığı aynı zamanda sonunda yaşanan yarı tatmin ve daha pek çok temayı müzik daha da özelleştirirsek klasik müzik ve bir orkestra üzerinden estetik, gerçekçi, derin bir şekilde ortaya koymayı başarmış bir yapım genel hatlarıyla. Bu da benim için diziyi başarılı yapıyor. Klasik müzik olmazdı da başka bir öğe olurdu, spor vs... ama klasik müziğin o ahengini, rengini, derinliğini kimseyi sıkmayacak şekilde ağırlaştırmadan içinde gayet dengeli olarak taşıyabilmiş.

Zaten hemen hemen herkes izlemiştir o nedenle konu vesaireye pek dalmayacağım.



Hayaller gerçekten sadece hayalse gökteki yıldızlardan pek farkı kalmaz. Önemli olan onlara ulaşmak için adım atabilmek en azından denemektir belki de. Bu nedenle dizideki çatlakları sevmemek elde değil. Para almadan sadece sevdikleri şeyle uğraşmak aynı zamanda kendilerini önce Kötü Kang Gu Woo' ya ve sonra herkese kanıtlamak zorunda olmalarına rağmen bu seçimlerinin arkasında durmaları nedeniyle saygı duymamak elde değil. Her ne kadar Du Ru Mi' nin salaklığıyla bu tohumlar etrafa saçılmış olsa ve bu ekip zaman zaman salaklaşsa da takdir edilesi... İçlerinde en cesur olanı hiçte öyle görünmese de Park Hyun Kwok olsa gerek. Ofis işine noktayı koyarak özüne dönmesi - ailesine rağmen - çok şık bir hareket. Bu noktada karısını da ayrıca takdir etmek lazım.

Sanatın bir politika aracı olarak kullanılmasına da değinilmesi ayrı bir boyut katmış. Altını çiziyorum;  sanatın  politik bir  araç olarak kullanılması yoksa kastım sanatın politik duruşu değil. Sadece aslında el değiştiren yönetimde yok edilmek istenmesinden ziyade yaratılan bir ürünün direncini göstermesi ve hiç bir görüşe ya da kimseye bağlı kalmadan duruşunu korumaya çalışması da başka bir boyut olarak yerini almış burada. En şık direnişlerden ve cevaplardan bir tanesi Kang Mae' den John Cage'in 4'33'' yle geldi. Zaten aksi beklenmezdi ama bana kalırsa oldukça şıktı.


Yine Kang Mae' nin seçilen başkana verdiği diğer ayar da gözleri dolduracak cinsten. Çalan parçada geçen duyguları tarif et noktası. Müzikte insanların neler algıladığı, hissettiği görecelidir. Kimi için çok derindir kimi içinse iki kelime ile tanımlanacak bir ürün ama önemli olan bundan ilham alacaklar, bunu hissedecekler varken iki kelime ile tanımlayanların elinde  bunun önüne geçilmesidir. Doğru bir nokta.

Diziyi hoş kılan noktalardan bir tanesi karakterlerin gerçekçiliği. Misal Jung Hee Yoon, varolduğunu kanıtlamak için insanlara adını özellikle söyleyen, evde köle gibi çalışırken varlığı bir zorunlulukmuş gibi görülen ama varlığının kabulünü bırakın varlığı bile hissedilmeyen ... Manavda otlarla ilgili olarak kadına yaptığı çıkışı herkes yapmıştır belki... Var olduğunun, yaşayan bir kişi olduğunun bilinmesini istemek, hem diğer insanlar tarafından hem kendisi tarafından. .. Bu nedenle çellosuna sarılıp  müzikle uğraştığı günlere dönmek istemesi oldukça anlaşılır. Aynı zamanda ara sıra tepkileri, düşünceleriyle can sıkıcı bir insan haline gelebilmekte çünkü insan...

(Dizide oldukça hoş sahneler bulunmakta. Piazzola nı Libertangosu buraya çok yakışmış.)



Kim Gab Yong' un , anlayışına rağmen hastalığını kabul etmemekte direnmesi, Ha Yi Deun' un inişli çıkışlı duyguları, Bae Yong Gi' nin çoğu zaman sinir bozucu konuşmalarına rağmen Kang Mae hasta olduğunda burnunu temizlemesi... Daha da ilerisi bunların Kang Mae' ye karşı tatmin oldukları ilk anda, ilk gazla birlik olarak saldırmaları. Çünkü insanlar :)

Kang Mae' nin (yani kötü olanın) yaşadığı ufak geçişler ve değişim ayrı bir tat katıyor konuya. "Müzik tarzım bu velet yüzünden değişiyor mu?"  Daha gerçekçi bir şey olabilir mi? Daha olgun ve yaşlı olmasına rağmen kıskançlık geçirmesi ve iyinin dehasından ve insancıllığından hafiften tırsması...

Jung Myun Hwang' ın zirvede olabilmek ve Kang Mae' nin önüne geçmesini engellemek için verdiği mücadeleyi dile getirebilmesi... ( ki bu eleman çok matrak gerçekten) Kang Mae' nin tüm kıskançlığına rağmen benim öğrencime bunu nasıl yaparlar diyerek intikam planını ( :P ) konuşturması ya da küçük Gun Woo' yu içtenlikle teselli etmesi  (ki onu anlayabilmesi)  ki yeteneği dolayısıyla sadece kendi için değil kontrolsüz güç, güç değildir diyerek onun için endişelenip güvenli ellere teslim etmek istemesi...

Hep Kang Mae oldu burası ama derin ve çok yönlü bir karakter yaratmışlar özünde. Gıcık bir insan olmasına rağmen dizi boyunca iç dünyasını, düşüncelerini, devinimlerini izledikçe sevmemek elde değil.  Ki bana kalırsa Du Ru Mi' den ziyade Gun Woo ile daha ilgili. İkisi arasındaki ilişki çok daha etkileyici olmuş.



Cücük Gun Woo da ara sıra dellenmesine,  delikanlılığın verdiği coşkuyla dikleşmesine, toyluğuna rağmen efendi çocuk şimdi hakkını yemeyelim ama onun o pozitifliği zaman zaman insana batıyor ya da yavrum yaptığın işten zevk almak gülümseyerek orkestra yönetmek değil demek istiyor insan. Şimdi bu çocukta da zorlama ile başlayan bu müzik aşkının nasıl zirve yaptığını gördükçe insan çekici buluyor diziyi... ki Kang Mae sırf buna ders olsun diye Nella Fantasia aracılığıyla bunları hayal diyarına taşıdığında yüzündeki ifade bambaşka bir boyuta geliyor Jang Geun Suk' un yani ufak Gun Woo' nun.

İkisi arasındaki tarz ve yetkinliğin farkını ikisinin yönettiği konserlerdeki yüz ifadelerinin dışa vurumunda daha iyi görüyor izleyen sanki. Cücüğün doğal yetenek olması bir yana, Kang Mae' nin hakimiyeti, deneyimi, kendi müzik anlayışına samimiyeti ve güveni ile cücüğün daha naif duruşu ve yüzündeki anlamsız sırıtışı arasında ki fark henüz cücüğün yolu olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda Du Ru Mi' nin neden zavallı  (:P ),  samimi, içten, paylaşımcı, çözüm bulmak için enerjisiyle kendini parçalayan Kang' dan ziyade aksi, ciddi, sivri dilli, bildiğini okuyan, düşündüğünü dile getirmeyen kötü Kang' ı seçtiğini anlamak mümkün.


The Legend ın Sujuni' si bu dizinin Du Ru Mi' si Lee Ji Ah,  dizinin  en gereksiz insanı olmakla birlikte kendisinin sanki büyüdüğünü görür gibi oldum. Rahatsızlığı ve Kang Gun Woo' ya olan hisleri, o anlamsız gülümsemesi ve enerjisini alarak daha farklı bir insan ortaya çıkardı sanki.  Çoğu zaman korku filmlerindeki burnunu her şeye sokan ve ölen kızlar kategorisini hatırlatsa da yine de arka planı göz önüne alındığında en silik karakterdi ne yazık ki.



Karakterlerin gerçekçiliği ile birlikte dizinin genel akışı da gerçekçi... Pembe hayaller dizisi değil çünkü sonunda herkes istediğini alamıyor belki ama birlikte zorlu ama aynı zamanda keyifli bir yolculuktan geçiyorlar. Bir insanın diğerinde iz bırakması da hayatta çoğu insanı yakalayamadığı bir başarıdır belki de...


Bu sahnede birden farklı nedenden ötürü gözlerim doldu ( klişe olsa da)



Oldukça zaman yayarak izlediğim bu k-dramanın biraz fazla uzamış olduğunu düşünsem de yine de izlemekten keyif aldım. Jang Geun Suk tatlıydı, karakteri de sevimliydi. (kıskanmadım değil ayrıca) ama dizinin oyunculuk anlamındaki yıldızı Kim Myung Min' dir bana kalırsa.

Bu da JGS' den gelsin...



Ayrıca kafamda yarattığı en önemli soru şudur; Nedir bu köpeklere Beethoven ismi koyma sendromu?

(Çok fazla video koyarak olayın suyunu çıkardım biliyorum ama elimde değildi...)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...