bleach etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bleach etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2016 Pazar

ÜÇ ELMA MİMİ: Gökten 3 Elma Düşmüş.... (Ben yaptım ^^)






Eylül ayının ilk günlerini yaşadığımız şu günlerde benim beyin devrelerim iyice yandı. O derece yandı ki artık eriyip damlamaya başladılar. Bu yetmezmiş gibi yapmam ve yetiştirmem gereken işler var ancak karakterimin bir özelliği olarak onları son ana kadar bekletmeli ve bu esnada boş kalacağım için başka şeylerle uğraşmalıyım. İşte bu mim böyle bir durumun ürünü.



Bilemiyorum mimler böyle mi hazırlanıyor ancak oturup tüm ilgi ve alakamı bu mimi hazırlamaya sonra kendime sorup cevaplamaya verdim :)) (Daha önce hazırlanmış, böyle bir mim var mıydı bilmiyorum.Umarım yoktur.)



Adından da anlaşılabileceği gibi gökten üç elma düşüyor. İlk iki elma belli, üçüncüyü biz buluyoruz.

 Kurallar şöyle;

I - Doğal olarak 3. elma için tek bir doğru bir cevap yok, cevap bize kalmış ancak yanıtlarken sorunun ya da cevapların içindeki kısıtlara dikkat ediyoruz.

Örneğin;

Dostoyesvki' den 3 elma düşmüş, 1. si Karamazov Kardeşler  2. si Beyaz Geceler  3. ise ..... imiş.

Cevaplarda bir kısıt yok, soru Dostoyevski olarak sınırlamış. Dostoyevski' nin eserleri bol, içinden istediğimiz, sevdiğimiz birini seçiyoruz.


Gökten üç spor dalı düşmüş, birincisi futbol, ikincisi voleybol üçüncüsü ise .... miş.

Burada, ilk iki elma takım sporu olduğu için 3.yü seçerken bunun da bir takım sporu olmasına dikkat ediyoruz.



II- "Çünkü" kısmını mutlaka doldurmak. Burası tamamen yanıtlayana kalmış. İsterseniz kısaca, isterseniz uzun uzun nedeninizi yazabilirsiniz. İsterseniz, çünkü gökte yürürken başı dönmüş pat diye aşağı düşmüş de diyebilirsiniz. Burası cevaplayanın. Önemli olan burayı boş bırakmamak.



III - Herkes alıp yapabilir. (Olur da hoşuna giden, yapmak isteyen olur diye yazıyorum bunu :P) Herkesin ilgi alanı farklı olduğu için kimse tüm soruları cevaplamak zorunda değil. İsteyen hepsini cevaplar, isteyen hoşuna giden soruları alıp cevaplar. Tek şart; en az 10 soruyu cevaplamak.



Neyse, insanlar kendi mimlerini cevaplıyor mu çoğunlukla, bilmiyorum ama ben cevaplayacağım :)) Şimdi kendi kendimle diyaloğa giriyorum izninizle...



1- Gökten üç Shakespeare trajedisi düşmüş. İlki Hamlet imiş, ikincisi Kral Lear, üçüncüsü ise .... imiş.

Çünkü....

Othello

 Çünkü, aslında ilk anda Macbeth diyecektim - çok severim - ama" Arabın İntikamı" hatırına Othello diyorum. :)



2 - Rusya'dan 3 elma düşmüş. 1. Dostoyevski imiş. 2. Turgenyev 3. ise ....

Çünkü...


Gogol

Çünkü, bu aralar Gogol' ün tüm eserlerini tekrar elime alasım var.


3 - Gökten 3 elma düşmüş. 1 Oğuz Atay imiş 2. Reşat Nuri Güntekin 3. ise ....

Çünkü...

İhsan Oktay Anar

Çünkü  çok iyi, mutlaka okuyun (bence) En son Amat' ı okuduktan sonra bir iki gün ne yapacağımı bilememiştim.


4 - Gökten 3 elma düşmüş. Birincisi Raistlin Majere imiş. İkincisi Meursault' muş. (A. Camus/ Yabancı) Üçüncüsü ise .....

Çünkü....

Sun Wukong (Batıya Yolculuk)

Çünkü, en büyük anti kahraman bizim anti kahraman :)) Geyik bir yana Sun Wukong' un anti kahramanlığı biraz tartışmalı bir konu olabilir. Her şeyden önce kitabın yazıldığı yıllarda son dönemlerde popülerliği yükselmiş bir anti kahraman tanımı yoktu. Buna rağmen bana kalırsa Sun Wukong, tanım içerisinde birden fazla öğeyi içinde barındırması nedeniyle anti kahraman sayılır (en azından ilk bölümde). Geçerli nedenlerim var, gerçekten, ama uzun uzun yazamayacağım şimdi.


5 -  Yüzük Kardeşliğinden 3 elma düşmüş. Birincisi Aragorn, ikincisi Frodo, üçüncü ise .... imiş.

Çünkü...

Legolas

Çünkü, ah Legolas elf gözlerim olsun isterdim.


6 - Gökten 3 elma düşmüş.

Birincisi; Molloy - Malone ölüyor - Adlandıralamayan (S. Beckett) imiş.

İkincisi; Yüzük Kardeşliği - İki Kule -Kralın Dönüşü ( Tolkien) imiş.

Üçüncüsü ise ....

Çünkü....

Efsaneler Üçlemesi  ( İkizlerin Sınavı - İkizlerin Savaşı - İkizlerin Zamanı)

Çünkü Raistlin Majere :)


7 - Gökten üç elma düşmüş. Birincisi müzik imiş, ikincisi bale, üçüncü ise ....

Çünkü ...

Tiyatro

Çünkü anlatılmaz yaşanır.


8 - Gökten üç elmanın içinde üç masal düşmüş. 1. Pamuk Prenses ve 7 Cüceler  imiş 2. Hansel ile Gretel  imiş  3. ......   imiş.

Çünkü.....

Kurbağa Prens

Çünkü nice nesil öpülünce kurbağanın yakışıklı bir prense dönüşeceğini düşünerek perişan oldu.


9 - Gökten 3 elma düşmüş. 1. Yunan Mitolojisi imiş. 2. İskandinav Mitolojisi imiş 3...... imiş.

Çünkü....

Çin Mitolojisi

Çünkü, sınırlar ve çizgiler çok iç içe. Ayrıca isimleri aklımda hiç tutamıyorum. Yani kısacası içinden henüz çıkamadım.


10 - Gökten 3 elma düşmüş. 1. Ilyada imiş 2. Ramayana imiş  3. ...... imiş.

Çünkü....

Gılgamış (Gılgameş) Destanı

Çünkü, işin yok kayalara, tabletlere destan yazmışsın. Ondan da öte ölümsüzlük arayışı:)



11 - Gökte 3 elma asılı duruyormuş. 1. Dünya 2. Mars 3. ise  .... imiş.

Çünkü...

Satürn

Çünkü çok şık ve kendine münhasır. Halkalarına ayrıca bayılmakla birlikte tek sorunum (eğer bilgiler hala güncelse) bin yılda bir yağmur alması :(

Not: Pluton, kalbim seninle....



(Satürn: Şu endama şu karizmaya bakar mısınız? )


12- Gökten ak sakallı dede sarkıp fısıldamış; "Kardeş elimde üç elma var. Her biri ayrı bir zaman dilimini temsil ediyor. Hangi yy. a  gitmek istersin? Ama  ikisini sana hayatta vermem." Ak sakallı dedenin elindeki ilk elma   13. yy'mış. İkinci elma 24.yy. 3. elma ise...

Çünkü....

20. yy gibimsi.

Çünkü, eski maceraperest ben olsam MÖ 1 yy ya da 26. yy (insanlık yoksa da gidip bakacağız işte) falan derdim ama ben eski ben değilim artık. O nedenle 90' lar hatta 2000' lerin başı . (hahahaha şu anda kendimi çalımlayarak kendime gol attım yalnız!) Hadi 20.yy sonları diyeyim bari.



13- Gökten 3 elma düşmüş. 1. piyano imiş. 2. gitar 3. ise .... imiş.

Çünkü.....

Keman

Çünkü, çalabilmeyi en çok istediğim alet.


14 - Gökten üç elma düşmüş. Birincisi Joe Hisaishi imiş 2. Hans Zimmer 3. ise ....

Çünkü


Çünkü  John Williams demek Star Wars, Indiana Jones, E.T, Jaws, Minority Report, Jurassic Park, Saving Private Ryan ... falan demek.


15- Gökten 3 K-Pop grubu düşmüş. 1. DBSK imiş 2. Super Junior 3....imiş.

Çünkü....


Çünkü bir anda aklıma geliverdiler. (Bu arada yaşıyorlar mı, bilgim yok)


16- Göklerin kafasına esmiş, yönleri elma yapmış eğlenmek için jonklörlük yapıp bunları çeviriyormuş ki üç elmayı düşürmüş. 1. elma batı imiş 2. elma güney 3. ise... imiş.

Çünkü....

Kuzey

Çünkü karizmatik. Her dilde bu kelimenin bir karizması, bir ağırlığı var bence.



17- Gökten elma şeklinde üç adet film türü düşmüş. 1. si bilim kurgu imiş. 2. si komedi imiş.  si  3. sü ise ..... imiş.

Çünkü.....

Aksiyon. 

Çünkü derinliğe ya da detaylı alt metne gerek yok. Aksiyon- hareket olsun. Dünyayı kurtar kahraman ol, insanlığı kurtar kahraman ol, en zor durumlardan kurtul dünyadaki en cesur insan ol. Hepsinde kötü adamları döv, yen, kazan. Fazla kafa yorma.  Oh bir nevi katarsis, mis... Rahatlamak için ideal.



18 -  Gökten 3 elma düşmüş 1. Star Wars (Triology) 2. The Godfather 3. ..... imiş.

Çünkü....

Geleceğe Dönüş (Back to the Future)

Çünkü, Marty Mcfly ve Profesör.


19 - Gökten üç elma düşmüş. 1. Cha Seung Won imiş. 2. Dong won Kang imiş 3. ise .... imiş.

Çünkü........

Park Hae Jin

Çünkü en son Bad Guys' ı izledim ve hoşuma gitti. (Aslında 3. elma için de Dong won Kang diyebilirdim :P)



20 - Gökten 3 elma düşmüş. 1.Takuya Kimura imiş. 2.Shun Oguri imiş. 3. ....... imiş.

Çünkü.......


Çünkü eğlenceli.


21-Gökten 3 elma düşmüş. Yaşamak için 1. ve 2.de kontenjanlar doluymuş, 3. elmada kontenjan boşluğu varmış.  1. Beijing imiş 2. Londra  3. ...... miş.

Çünkü.....

Hmmm, şu aralar Seul.

Çünkü, biraz gözümüz gönlümüz açılsın, fena mı olur?


22- Gintama' dan üç elma düşmüş. Birincisi Sakata Gintoki, ikincisi Hijikata, üçüncüsü ise ...

Çünkü....

Iyyyy, bu zor olmuş biraz. Kagura

Çünkü ( zaten karar verirken çok zorlandım) yağmur yağıyor, şemsiye.




23- One Piece' den üç elma düşmüş. Birincisi Luffy, ikincisi Zoro, üçüncüsü ise ...

Çünkü....

Sanji

Çünkü Sanji, sevmemek mümkün değil!!



24- Gökten 3 elma düşmüş 1. Hateke Kakashi 2. Kisuke Uruhara 3....... imiş.

Çünkü.....

All Might

En son izlediğim  bu tanıma uyan bir karaktere sahip anime Boku no Hero Academia idi. Yine de Kakashi ve Uruhara, All Might' a nazaran daha şanslı çünkü ne Naruto ne de Ichigo, Midoriya kadar ağlak.


25 - Gökte üç elma süzülüyormuş. 1. Planör 2. Uçak 3. ise ..... imiş.

Çünkü ....

Zeplin

Çünkü hep merak etmişimdir içinde olmak nasıl bir duygu diye.




İşte böyle... Şimdi yapmak isterler belki diye bu mimi öncelikle  Paul Muad-Dib, Shuu, esra, Alice Lawliet  ve   görüpte yapmak isteyen herkese paslıyorum. (sevipte kavuşamayanlar gibi oldu ^^)


Umarım görürsünüz ve yapmak istersiniz.



See you soon!!!






1 Haziran 2016 Çarşamba

Rainy Day Rainy Mind: Müzik










Geçen hafta canım çok sıkkınken yaptım bu listeyi, öylesine... 


Liste anime müziklerinden oluşuyor. Ağırlıklı olarak enstrümantal parçalardan oluşuyor. 

Anime açılış ve kapanış parçaları bu listede yer almıyor, daha çok anime esnasında çalan parçalar, tema müzikleri gibiler yer alıyor.

Youtube üzerinden dinlenince arada sırada saçma şeyler karşınıza çıkabiliyor 8tracks' in politikası gereği ama bu konuda yapılabilecek bir şey yok ne yazık ki.

Belki dinlemek isteyen olur.



8 Kasım 2015 Pazar

Tawannanna 8. Yaşına Girer: Doğum Günü Kutlaması :P


Bugün bu blog yani Tawannanna 8. yılına giriyor. Bloğun ilk yazısını   08.11.2008' de yazmış ve buraya eklemişim. O zaman başlayan macera hala devam ediyor. Kendimi tebrik ederim. Bu azim ve istikrar karşısında kendimi tebrik ve takdir ettim ki bunu yaptığım çok nadirdir. Yani şu azim ve istikrarı başka noktalarda gösterseymişim neler olurmuş kimbilir?  Ama abartmayayım. Senelik yazı sayım öyle çok fazla değil :)


Doğumgünü tebrikleri geliyor. İnsanlar "benim parçamı seç", "beni seç" diye birbirini eziyor. Doğum günü şarkılarını sırasıyla hemen açıklayayım da zaiyat fazla olmasın.


Öncelikle bir hoş geldiniz demek adına  Tayvan semalarından  Alan Kuo' dan gelsin. "Welcome to My World"





Geçen sene şöyle bir değerlendirme yapmışım. O zaman bu sene buna devam edeyim. Öncelikle geçen doğum gününden bu güne kadar en fazla okunan beş yazıyı sıralayayım;







Hepsi animelerle ilgiliymiş.



Ay bir doğum günü kutlama şarkısı daha :)  Bu sefer Kore'den. Biraz eski bir parça olsa da çok şeker; Kwon JinWon  / Happy Birthday to You





Teşekkürler... Teşekkürler...





En az okunmuş olan beş yazıyı ise şu şekilde;



 2 - Sacrifice









Japonya durur mu? Japonya' yı temsilen Kiyoharu' dan geliyor. Happy Birthday.





Sağolun, sağolun ^^




Öyle çok okunan bir blog değil biliyorum ama 8 senede GFC 125 takipçi sanırım epic fail oluyor hahahaha. Neyse, kendi kendimize kavruluyoruz burada...


İşin geyiği bir yana, güzel şeylere vesile olduğunu çoğunluk biliyor, o yüzden uzun uzun yazmayacağım. Takip edenlere, okuyanlara, yorum bırakanlara teşekkürler...

Onlar için gelsin o zaman. Home Made Kazoku - Thank You!!



Şöyle bir Bleach havası da esti ortamda, hoş oldu...


Teşekkür için Kore' den FT Island' ı konuk ediyoruz ama Japonca söyleyecekler; Arigato




Böyle işte. Uzun zaman olmuş, şok içindeyim ^^ İstikrar demişken, bloğa başlarken yazım kuralları, imla falan takmayacağım, bu bloğun kurallarından biri de bu olacak demiştim. Bakıyorum da gerçekten başarmışım.


Yine de hatırlamakta fayda var. Tawannanna 8. yılına giriyor yani 8' den gün alıyor ama soranlara 7 diyecek :)))


Bu da benden bonus gelsin. Nicholas Tse' den ( ayrıca parçanın bestesi Sugizo' nun yani bir nevi combo ^^) - Today is your Birthday




Evet, bugün doğum günüm, teşekkürler ...



7 Aralık 2014 Pazar

Hakkenden Touhou Hakken Ibun: İlk iki sezon




Yine tek seferde adını yazmayı başaramadığım animelerden birindeyiz. Buna rağmen Hakkenden Touhou Hakken Ibun' a bağlandım ben. Alışkanlığım dolayısıyla ilk bölümde burun kıvırdım tabii ki ama artık anladım ki bu iyi bir işaret. İlk bölümde mıymıylık yapmazsam o animenin ileriki bölümlerde patlama ihtimali yüksek.


Hakkenden Touhou Hakken Ibun' un ilk sezonu 13 bölüm. İkinci sezonu da 13 bölüm. Toplamda yapıyor 26...

Anime, Miyuki Abe' nin aynı isimli mangasından uyarlanmış. Miyuki Abe' de mangayı Kyokutei Bakin' in "Nanso Satomi Hakkenden" adlı romanlarından uyarlamış. Nanso Satomi Hakkenden 106 ciltten oluşuyormuş. İnanılmaz şekilde merakım kabardı bu tarz şeylere çok düşkün biri olarak. Bunu okuyacak kadar Japoncam olsa hiç düşünmeyeceğim. Bu şekilde Nanso Satomi Hakkenden' i de, Journey to the West (Xi You Ji) ile birlikte ömrüm tükenmeden kendi dilimde okuyamayacağım romanlar arasına ekliyorum. Gerçi Xi You Ji' nin daha önce elime geçmemiş tam metin güzel bir İngilizce basımını buldum ama bu hayale  nedensizce ve öylesine kalpten bağlıyım ki Türkçe okuyacağım günü umarsızca bekliyorum hala. Nanso Satomi Hakkenden' in ise İngilizce' ye çevrilmiş bir kaç bölümü varmış yalnızca :((

Bu arada animenin ost' u çok güzel. Araya serpiştireceğim bayağı...




(久遠の旅路 - bu bir güzellik...)


İlk sezon biraz daha karakterleri tanımaya yönelik. Yavaş yavaş ortaya çıkıyorlar ve hikaye şekillenmeye başlıyor. İlk sezonun sonunda hikaye, eski bir efsaneye dayandırılıyor. Karanlığa düşmüş bir kıtaya yanında 8 erkekle birlikte gelerek kıtayı kurtaran ve kötülüğün nedeni prensesi kendi içine mühürleyen bir prenses hikayesi.


İkinci sezonda buna dayanarak kurgu daha da açılıyor, daha da bir keyifli oluyor. İki sezonda da karakter bol. Arka planda güzel hikayeler ile birlikte eğlence de yerinde.



(Yukihime's Song)


Tahmin edilebileceği gibi, zamanında prensesin adamları olmuş olan, her biri bir taş taşıyan 8 kişi bir araya toplanırken aynı zamanda kilisenin himayesine aldığı, her biri ayrı bir güce sahip 4 ailenin çocuğu da hikayenin içinde. Bunlara yan karakterler de ekleniyor. Ayrıca "demon" ve "ayakashi" ler işin içine giriyor. Daha ne olsun...


Böyle bayıla bayıla anlatıyorum ama öyle çok ahım şahım, harika bir anime yok karşınızda. Eli yüzü düzgün, kolay izlenebilecek iki sezon sadece. Ben bu tarz hikayelere, arka planlara, öykülere bayıldığım için, karakterlerin de etkisiyle bağlandım izlerken sadece. Bu arada bunun da üçüncü sezonu gelmezse fena bozuşuruz!! (ki gelmeli zaten, bu hikaye burada bitmedi)



(Mitsumete İtai)


Karakterler dedim, hepsini yazmaya kalksam bu iş bitmez. Kısaca bazı noktalara değineyim aklıma geldiğince...

Shino ve Sousuke arasındaki bağ güzel. Ne shonen ai, ne broromance. Bu çizgiyi beğendim. Souseke' nin arka planı ayrı bir derinlik katmış olaya.




Serinin en kurnazı: Osaki Kaname ama bu elemanı sevmemek mümkün değil.




Serinin en efendisi: Sousuke




Serinin en çocuğu: Shino (18 hali tam taş yalnız :))




Serinin en güzeli: Keno Inuzaka ( ilk anda kadın olarak düşünülmesi gayet doğal)





Serinin en karizması: Satomi Riou (Satomi noktasında şurada kendime bir kalp açıyorum :) )

Serinin en benzeyeni: Nachi Hinozuka. Bleach kaptanlarından Shunsui Kyouraku' yu andırıyor

Serinin en odunu: Inukai Genpachi. Bu eleman sizi hayretler içerisinde bırakabileceği kadar gülmekten de öldürebilir. Kobungo ile birlikte en iyi kalpli şeytanlar olabilirler.


Açılış kapanış parçaları içerisinde en beğendiğim ikinci sezon kapanışı  "Souai Calendula" /Ceui.

Bunun dışında söylediğim gibi bölüm içi parçaları oldukça hoş bana göre.



Bu arada serinin en taş karakteri küçük tengu bence ahahaha....

Bu tarz olayları, aksiyonları, hikayeleri seviyorsanız göz atın bence.



(bu var ya, bağımlılık yaratıyor)

14 Haziran 2014 Cumartesi

GÜNLÜK HAYATTA ANİME: Sahip olunmak istenen aletler





Bildiğimiz gibi pek çok animede karakterlerin bir şekilde kendilerini ifade ettikleri, güç ve yetilerini dışa vurmalarına yardımcı olan, o animenin olmazsa olması bazı alet edavatlar var. Daha önce şurada anime karakterlerinin teknik ve güçlerinin günlük hayatta nasıl kullanılabileceğine ait bir çalışma yapmıştım. Bu sefer ise  çoğu zaman izlerken "keşke bende de olsa dediğimiz bu alet edevatlar" hakkında aklıma ilk gelenlerden bir liste yaptım ve günlük hayatta nasıl kullanılabilecekleri üzerine biraz kafa yordum. (boş işler müdürlüğü)




1 - İlk sırada tabii ki animeyi her izleyenin "yaaaa ben de istiyorum!!!!!" diye sızlandığı defter var. Anime Death Note.

Kira' nın kullandığı bu defteri istemeyen var mı? Üzerine çat çut isim yazacağız.

Bu maddeyi fazla uzatmak istemiyorum. Her ne kadar izleyicilerin en fazla istediği alet - edavat sıralamasında ilk sıralara oynasa da (kaynak: hislerim) bu defter bir o kadar  tehlikeli. Adalet ve genel doğruların göreceli olması ve kişiselliğe eğimi, insanın adil yargılama yetisinin zamanla yine insanın doğasında bulunan duygularla körleşmeye başlaması ve daha pek çok nedenden dolayı dünya üzerinde insan kalmamasına sebep verebilir! İşte bu noktada Kira'yı tekrar anıyorum.

Ve diyorum ki düşünün!! Şu defterin 13-14 yaşlarında, dünyadan nefret eden, aşk acısıyla ve ebeveyn düşmanlığıyla kıvranan, okulda itilip kakılan  bir ergenin eline geçtiğini. Şimdi size kolay gelsin diyor, diğer maddeye geçiyorum.



2 - Shingeki no Kyoujin' deki manevra aletleri. Günlük hayatta kullanılması gayet olumlu sonuçlar verecek, pratik bu aletlerden ben de istiyorum. 

Büyük şehirlerde trafik malum. Bir yerden bir yere gitmek için sinir krizine gireceğimize aletimizi kuşanıyor, kendimizi boşluğa bırakıyor, arada zevkten zik zaklar çizerek şekil yapıyoruz. Tabii ki her yolculuktan önce gazımızı kontrol ediyoruz ki akülü motorsikletlerin yollarda yaşadığı talihsizliklere benzer olaylar yaşamayalım..

Bir kaç kişi yola çıkarsak daha eğlenceli olur diye düşünüyorum. Nelere dikkat ediyoruz?

(I) Son sürat giderken kendimizin ve etrafımızdakilerin güvenliğini tehlikeye atmıyoruz, önümüze çıkabilecek elektrik tellerine büyük dikkat gösteriyoruz.

(II) Bu dünyada biz küçükken  "topunuzu keseceğim" diye topu bıçaklayan büyüklerin ardıllarının olduğunu unutmuyor, mümkünse kimselere duyurmadan  gezimizi tamamlamaya çalışıyoruz. Pislik olsun diye balkona çıkıp ipinizi kesmeye çalışacak insanların olabileceğini asla  unutmuyoruz.

(III) Artık pek ağaç mağaç kalmadığından binalara odaklanmak zorunda olunduğunu aklımızda tutuyoruz.


Tabii  şehircilik ve estetik anlayışından uzak, herkesin şekil, ebat olarak kafasına göre takıldığı, ardı ardına, yan yana dizilmiş düzensiz binaların bulunduğu şehirlerde yolculuk yapacağımızı lütfen unutmayalım. Rehavete kapılmayalım ki bu estetik ve nizam yoksunu şehirlerdeki tehlikenin birini atlatıp ardından kendimizi şekilsiz bir binanın duvarından kazıtmayalım.

Bu aletler yaygınlaşınca kurnaz girişimcilerden gaz istasyonları ve yedek parça istasyonları bekliyorum.



3- Uruhara Bastonu

 Bleach' ten Uruhara' nın çoğunlukla yanında bulundurduğu bu baston biliyorsunuz ki çok işlevli. Burada sadece bir baston olarak ele alacağım ( gerçekçi olalım lütfen hahahah) bu alet günlük hayatımızı kolaylaştıracak eminim ki. Eh sonuçta bir baston, yanınızda bulundurun, dayanır, destek alırsınız, Yolda biri size bel altı laflar söyler ya da eylemde bulunmaya kalkışırsa bir savunma aleti olarak kullanırsınız. Bu bastonun altında bir şekil vardı yanılmıyorsam yoksa da damga gibi oyup şekillendirebiliriz, kendimizi savunurken adamın ya da kadının alnına mühür gibi yapıştırırız onu. (buradaki hayalgücü size kalmış artık).



4 - Magi'den Alaaddin' in flütü. 

İşte boynumuzda bir kolye halinde taşıyabileceğimiz, küçük ama pratik bir alet. Üstelik müzikten anlamaya, flüt çalmayı bilmeye gerek yok. Gerçi ülke insanlarının %90' ı okullarda aldığı zorunlu ders neticesinde flüt ile seviyeli bir ilişki yaşamış ve yaşıyordur, en azından üflemeyi biliyordur.

Yolda başımıza bir iş mi geldi? Sinirlendik mi? 10 kişi birlik olup tek başına bizi dövmeye mi çalışıyor? Hemen üflüyoruz ve dev geliyor.

Daha ironiği, müzik dersinde öğretmen gıcık bir parçayı çaldırmaya mı çalışıyor ısrarla. Not alamamakla mı tehdit ediliyoruz? Hemen üflüyoruz ve dev gelip öğretmene nazik bir dille açıklama yapıyor ve onun hayal gücünü genişletiyor.

Boyumuz rafa yetişmiyor mu? Üflüyoruz ve dev rafa bizim için uzanıp, gerekli eşyaları oradan alıyor.

Çok acil bir yere mi yetişmemiz gerekiyor?  Hemen üflüyoruz ve dev geliyor. Omuzuna atlıyor ve o dev adımlarla koşarken biz saçımızı tarayarak gideceğimiz yere varıyoruz.

Saymakla bitmez, çok kullanışlı. Tavsiye ediyorum.



5 - Gintama'dan Madao gözlüğü. 

Şimdi bu gözlük tek başına bir şey ifade etmeyebilir, içinden dev çıkmayabilir ya da baktığınız insana elektrik çarptırmayabilir ama bu gözlük sizi var eder.





6 - Bir adet Kon.

Bleach' te yer alan Kon' u hemen hemen herkes biliyordur. Biz de evimizde bir adet Kon besleyeceğiz ki, sinirlenince üzerine basacağız, onu alıp cama yapıştıracağız, sinirimizi stresimizi ondan çıkaracağız. Hafif röntgenci olsa da ara ara yaptığı geyiklerle canımız sıkkınken bizi neşelendirebilir.



7- Captain Harlock Kılıcı

Hem kılıç hem farklı dizaynlı bir lazer tabancası olarak kullanılabilen bu alet  oldukça işe yarama potansiyeline sahip fakat bunu kullanmak için öncelikle kılıç kullanmayı öğreniyoruz. Bir de normal hayatta bunu dışarıda taşımamız sorun yaratabileceğinden alternatif taşıma yolları araştırıyoruz. Bulamazsak evdeki duvara asıyoruz, eve hırsız girdiğinde kullanıyoruz.



8- Kagura şemsiyesi

 İşte tüm kadınların sahip olmak isteyebileceği bir ürün. Güneşli günlerde cildimizi koruyoruz. Gerektiğinde baston şeklinde adam dövüyoruz. Hiç olmadı ve çok kötü durumdayız bir silaha dönüşüyor. Daha ne olsun?



Bu liste daha böyle uzayıp gider. İlerleyen zaman da devamını da gelir. Şimdi önemli olan bu ilk 8 arasında bir değerlendirme  yapıp, ak sakallı dede "evladım, hangisini istiyorsun?" diye sorduğunda kalbimizde 1. sırada yatanı şak diye yapıştırmak.

11 Mayıs 2014 Pazar

Antik Yunan Futbol Takımı: Bir Futbol Müsabakası


Şimdiye kadar bu blogta anime kahramanları arası futbol müsabakaları, Japon ve Koreli popçular arası müsabaka ya da Koreli aktörler ve popçular arası müsabakalardan bahsettim. İşte  benim bu spor ve özellikle futbol merakım ve deneyimlerim taaaaa eski zamanlara hatta Antik Çağlara  dayanıyor. Bu nedenle sizlere bugün eski anılarımdan bahsederken bu sayede zamanının efsanevi takımlarından bir tanesi olan sevgili dostlarımdan oluşan Antik Yunan takımını da anacağım. Hey gidi ne günlerdi!!!

O zamanlar gençtik... Şimdiki gibi dünya şampiyonası yerine tüm faniler olarak 4 yılda bir yapılan bu mitolojiler arası şampiyonayı dört gözle bekliyor, zamanı geldiğinde stat içinde yerlerimizi alıyorduk. Gerçi o zamanlar zor çağlar... Büyük bir heyecanla takımlarını desteklemek için stadları dolduran fanilerin bir kısmı maç esnasında bir anlık öfkeye kapılıp centilmenlik ve spor ahlakının dışına taşan tanrıların öfke nöbetleri nedeniyle pert oluyordu ama tanık olduklarımın hepsi "burada bu şekilde öldüm ya artık gam yemem" diyerek gözlerinden gözyaşları süzülerek hayata veda ediyordu. Bu olaylar heyecanımızı iki katına çıkarıyordu.

Çok prestijli olan bu şampiyonalarda İskandinav, Japon, Babil ve daha nicesinin tanrılarını izlemek mümkün oluyordu ve ilginç olaylara tanıklık ediyorduk. Her bölgenin en büyük tanrılarının katıldığı bu şampiyonalarda aslında yaşadığımız çağda ortaya çıktığını düşündüğümüz timsah yürüyüşünün Mısır Tanrısı Sobek' in attığı golden sonra delice hayranı olan timsah kostümü giymiş gençlerin tribünlerde yaptığı dans ile ortaya çıktığını buna gözleriyle tanık olmuş biri olarak söyleyebilirim. Neyse tüm bunlar başka anılar başka hikayeler...

Bir spor yazarı olarak çalıştığım o dönemlerde olimpiyatları da takip etmem nedeniyle ve  Antik Yunan Halkı ve tanrıları arasında sevildiğim için aziz dostum Achilles ve maçlar esnasında ciğerini kargaya yedirmekle meşgul olan sevgili arkadaşım Prometheus' un sponsorluğunda bu takımın tüm maçlarını izleme şerefine eriştim.

Stada her seferinde ellerinde değişik pankartlarla teknik direktör Zeus önderliğinde çıkardı bu Olympos Takımı. Zeus o zamanlar 5 - 3 - 2 yi çok severdi. Bu konu üzerine çok tartışmışlığımız vardı ama bildiğinden vazgeçmezdi.

Kalede Poseidon elinde tridentiyle fotoğraflık kareler verirdi, onu geçmek çok zordu. Defansın ortasında yerini alan Hades, karanlık bakışlarıyla defans bloğunun bel kemiğiydi. Bir şef gibi yönetirdi takımı çoğu zaman ancak bazı zamanlarda Poseidon ile birlikte maç esnasında Zeus' un taktik anlayışı üzerine girdikleri ateşli muhabbetler nedeniyle rakibin kolay goller atmasına sebep olurlardı ve eğer Zeus tribünlerde güzel kadın kesmekten sıkılıp dikkatini oyuna yöneltmiş ve bunu yakalamışsa üçü arasında kavgalar çıkar, zaman zaman oyun dururdu. Esasında Hades' in yeri yerin dibiydi, Olymposlu değildi. Zeus aslında Hades' in yerinde oynaması gereken Hera' ya gıcıklık olsun diye onu kadroya alırdı çoğu zaman  ve sonu kötü biterdi, neyse bu da başka bir hikaye... Aslında Hades' in yerinde Hera' nın oynaması gerekiyordu.

Defans Bloğun ortasının iki yanında Hephaistos ve Aphrodite yerlerini alıyordu. Hephaistos tam bir görev adamıydı, Aphrodite ise aman yüzüme top çarpmasın tribinde olurdu çoğu zaman. Zaman zaman savaşçılığı özellikle rakibi bir kadın ise tutardı. Aphrodite ve İskandinav Mitolojisinden  Freya' nın karşı karşıya kaldığı müsabakalar nesilden nesile hala aktarılır. Defans çizgisinin sağ kanadında Demeter, kızını yer altına kaçıran Hades'e olan öfkesinden aldığı güçle oynardı, sol kanatta ise Hestia kibar, hanım hanımcık ve tam bir fair play ruhu içinde alanını savunurdu.

Orta sahanın tam ortasında takım kaptanı, takımını müthiş bir yetenekle yöneten, zeka dolu incelikli paslarıyla forvetin gol pozisyonlarına girmesini sağlayan Athena yer alırdı. Onun bu estetik ve akıl dolu oyununu izlemek her izleyiciye zevk verirdi. Çok hayranı vardı. Söylenen o ki imza istemeye gelen hayranları onu kızdırmaz ve iyi huylu davranırsa onlara at hediye edermiş. Solunda Apollon tüm heybeti ile iyi oyunlar çıkarırdı, sağında Ares ise çoğu zaman önce rakibini sert faullerle durdurmaya kalktığı için sarı kart görür akabinde ise kendini durup dururken yere atıp hakemi kandırmaya yönelik hareketten ikinci kartı görüp oyundan atılırdı.

Bir keresinde Ares oyundan atıldıktan sonra Aphrodite de rakibinin saçını başını yolduğu için kırmızı kartla oyun dışında kalıp soyunma odasına gönderilmişti. Durumdan şüphelenen, kadroda oyuncu olarak yer bulamadığı zaman amigoluk yapan Hades, ikisini soyunma odasında basınca bu haber tüm tanrılar ve ölümlüler arasında bir magazin konusu olmuştu. Zavallı Hephaistos bir süre futbolu bırakıp kendisini dağa kapatmıştı.

Takımın forveti Hermes ve Artemis'ten oluşuyordu. Hermes çabukluğu, aklı, fırsatçılığı ve doğası gereği sağ gösterip sola vurduğu şutlarla pek çok jeneriklik gole imza atmıştı, tabii o zamanlar jeneriğin ne olduğu bilinmiyordu. Şakacıydı Hermes... bir keresinde maçı bırakıp Apollon' a şaka olsun diye Apollon' da olan topu gidip çalmış, ayağında sektirmeye başlamış sonra çamurlaşıp "bu top benim topum!" diyerek Apollon ve takım arkadaşlarını sinirlendirmiş ancak rakip takım tarafından kahraman ilan edilmişti. Berabere giden maçın bu son dakikasında yaptığı hareket nedeniyle takım sinir krizleri geçirmiş, Apollon, Zeus' tan Hermes' in ölmesini talep etmiş, Zeus ise o esnada tribünde gördüğü güzel kadının şerefine Hermes' i aynı hareketi bir daha tekrarlamayacağına dair verdiği söz üzerine affetmiş, Zeus' un bakışlarından kadını yakalayan Hera maç çıkışında kadını zehirlemişti. Artemis ise çevik vücudu ve avcılıktan gelen içgüdüleri ile takımı sırtlıyordu.

Bu takım güzel ve eğlenceli bir takımdı zaman zaman maçı bırakıp birbirleriyle kavgaya tutuşup taraftarlarını üzseler, normal liglerinde başka takımlarda yer alsalar da zamanı geldiğinde voltron gibi birleşip güzel maçlar çıkarıp pek çok galibiyete imza atıyorlardı. güzel ve spor dolu günlerdi...

8 Mayıs 2014 Perşembe

KOUTETSU SANGOKUSHI: Bir Anime




Oldukça rastlantısal bir şekilde denk geldiğim 25 bölümlük bu animeye ruhsal durumum nedeniyle  bağlanmam çok zor olmadı. Kimine göre vasattır ama benim vakit geçirmeme yardımcı oldu.

Shonen ai olduğunu başlarken bilmiyordum tabii. Düşündüğüm gibi tarihsel bağlantıları olan güzel bir hikaye olmuş. Wiki' ye göre "Romance of Brotherhood"' dan etkilenerek oluşturulmuş bir adaptasyon. "brotherhood" noktası dışında pek bir bağlantı kuramadım gerçi ama Komei' ye Zhuge Liang demişler daha ne olsun :)

Rikuson (Lu Xun' muş) öğretmeni Komei ( Zhuge Liang) tarafından yetiştirilmekte ve birlikte dolaşmaktadırlar. Go Hanedanlığı büyülü güçleri olan İmparatorluk Mühürünü ele geçirmiştir. Rikuson' un mührü hayatları pahasına  koruyan Riku ailesinin bir üyesi olduğu ilk bölümde ortaya çıkar. Komei, Rikuson' u  Go' ya kendi yolunu seçmesi için gönderir. Böylece olaylar, kader başlar. Karakterler ortaya çıkar.
Serinin en güzel yanlarından bir tanesi  çatır çatır adam harcaması. Diğer noktası karakterler. Bir diğer yanı da ele alınan "brotherhood" olayı.

Seride hiç kadın karakter olmadığını ben biraz geç fark ettim. Zira 20. bölüme kadar Sonken' in kadın olduğundan emindim. Ryubi' yi daha erken keşfettim iyi ki.

Animede çok fazla karakter var ve karakterlerin dönüşümleri ve birbirleri ile olan iletişimlerini ben beğendim. ( bu tarz tarihsel animeleri sevdiğimden de kaynaklanmış olabilir.) . Karakter bolluğu nedeniyle top 5' ime değineceğim aşağıda. (bu arada seiyuulara dikkat!!)



Shuyu: Her imparatorluğun ihtiyaç duyduğu, her imparatorun adamı olsun isteyeceği, zeki, stratejist, sadık, dürüst, kendine hakim, muhteşem bir savaşçı ve yetenekli bir flütçü. Serideki en sağlam karakterdir bana kalırsa. Hayranıyım. Bir de kaşların çatık olmadan bir görebilseydik seni. Seiyuusu Miki  Shinichiro. Efendim Bleach' in Uruhara Kisuke'si, Fullmetal Alchemist: Brotherhood' un Roy Mustang' ı, Gintama' nın Sakamato'su, Hakuouki' nin Hijikata Toshizou' su vs...

Komei: Rikuson' un hocası, Sokatsukin' in kardeşi. Güzellikte ve bilgelikte aşmış. Şimdi düşünüyorum da bir Komei olmak insanı sıkabilir. İyi mi kötü mü bilinmez. Zeka konusuna değinmiyorum bile. Seiyuusu Koyasu Takehito; efendim Gintama' da Shinsuke Takasugi, Saiunkoku Monogatari' de  Sakujun vs...

Hele bir de Shuyu vs Komei sahneleri var ki oy oy... Derbi heyecanı!

Taijishi: Salak ama güçlü ve sadık kontenjanını dolduran Taijishi gürültücü bir can dostu.

Kannei: Bu ne sadakat, ne olgunluk, ne cool luk diyorum.

Ryomo: Eleman "art of war"' u hatmetmiş de meğer yemek yaparak bu yeteneğini gizliyormuş. Sevilesi ve sevimli. Elemanın Three Kingdoms' da kim olduğunu direkt çözersiniz zaten, oldukça net. Seiyuusu  Ishida Akira yani Gintama' nın Katsura' sı, Naruto' nun Gaara'sı, Psycho-Pass' ın Kagari' si vs...

Shokatsukin: Komei' in abisi. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İlk görüşe aldırmamak lazım.
seiyususu  Yusa Kouji yani amatsuki' nin kon'u, Bleach' in Ichimaru Gin'i , Nurarihyon no Mago' nun Nurarihyon' u,



Gelelim serinin ana oğlanı Rikuson' a. Öncelikle belirtmeliyim ki;

Miyano Mamoru 'nun ağlak seslendirmesine çoğu zaman tahammül edemedim. Bunda Rikuson' un şamarla dövülesi karakter yapısının da etkisi var elbette ki. Evladım bir harekete geç, bir kılıcını kaldır da işe yara. Etrafındakiler helak oldu seni idare etmekten.

Bu arada Komei ile Rikuson arasındaki öğrenci öğretmen ilişkisi dokunaklıdır. Benzer şekilde Komei-Shokatsukin arasındaki kan bağı ile kurulmuş ağabey-kardeş ilişkisine dokunaklıdır. Sonsaku - Shuyu bağı da dokunaklıdır. Taishijin- Ryomo öğrenci öğretmen ilişkisi göz yaşartır.

Benim en zayıf bulduğum bağ Rikuson- Ryoto bağı oldu bu da Rikuson kaynaklı muhetemelen.

Gelelim özel bölüm olan 26. bölüme;  Ryoto büyümüş delikanlılığa adım atmış. Mal tip olarak babasına benzeyeceğine ağlak Rikuson' a benzemiş üzerine de babasının cübbesini giymiş. Eh be salak oğlanım, anladık serideki temalardan biri kardeşlikte, babanın o karizması varken o Rikuson saçları ne be?

Neyse Sonken ve Ryomo' yu da görüyoruz da Kannei ile Shokatsukin nerede? Onlar nerede ha?

Tüm bunlar bir yana animenin açılış parçası olan Camino' dan Nostalgia' yı pek beğendim. Kapanış parçası da Miyano Mamoru' nun seslendirdiği Kuon. Dinleyin bence.

(Camino - Nostalgia)



Velhasıl Romance of Three Kingdom karakterlerinden ve aralarındaki bağlardan esinlenerek tarza oturtulmuş ve kendi kurgusallığını yaratmış bu anime ara sıra power rangers' a bağlasa da insanı pek rahatsız etmiyor. Ben beğendim -duygusal bağım var-



19 Ocak 2014 Pazar

BUSOU RENKIN: Bir Anime Macerası Daha...



Bu artık benim klasik cümlelerimden bir tanesi oldu ama ciddi anlamda durumum bu, yapacak bir şey bu.

Günlerden bir gün yine ne izlesem ne izlesem diye dolaşıyordum ki bu 26 bölümlük animeyi izlemeye karar kıldım biraz tereddütle. Mangakası Nobuhiro Watsuki ( Rurouni Kenshin' in mangakası) olan serinin tanıtımlarının çoğunda serinin bir kısım Bleach' e bir kısım Full Metal Alchemist' e benzediği yazıyordu. Aslında hem çekici hem de endişelenecek bir durum ya bir de bu gözler izlesin diye başlayıverdim işte...

Sonda yazmam gerekeni başa alarak devam edeyim; izlediğime pişman olmadım aksine gayet hoşuma gitti bu seri.

İzleyen başlangıcının neden Bleach' e benzediğini hemen anlayacaktır zaten. FMA ya benzetilmesinin nedeni ise ana malzemenin simya olması, felsefe taşından, homunculuslara uzanan bir yelpazenin izleyeni beklemesinden kaynaklanıyor.

(Serinin açılış parçası Yoshiki Fukuyama' dan Makka Na Chikai. Şöyle bir videoyu buraya ekleyeyim.)




Karakterlere bakmak gerekirse;

Muto Kazuki: Serinin esas oğlanı. Kız kardeşi ve arkadaşları ile okulun yurdunda yaşamaktadır. Kardeşiyle özellikle espri anlayışı konusunda feci benzerlik gösterir. Etrafımdakileri korumalıyım motttosuna sahip bir insan olarak simya savaşçılarına kadersel olarak katılmış olur. Eğlencelidir, inatçıdır, sevilesi bir karakterdir bana kalırsa.

Tsumura Tokiko: Serinin diğer ana karakteri. Kazuki ile rastlantısal şekilde denk gelirler ama bir şekilde hayatları aynı rotaya girer. Soğuk bir insandır ve cıvık anime kızlarına benzemez. Geyiğine sinirlenince sevimli oluyor ama şimdi. Anladığım kadarıyla kendi kurumu içinde kendisine yanık pek çok oğlan var :p Ama Tokikocuğun bu taraklarda bezi yoktur.

Captain Bravo: Her şeyden önce çok eğlenceli bir amca bu genel anlamda. Bravo kelimesini söyleyişi pek hoş. Söz konusu iş olunca ise kendi bildiğinden şaşmayan biridir kendisi. Serideki en sevilesi karakterlerden biri olabilir.

Pappillion  diğer adıyla Pappi... yok böyle bir şey. serideki favorim olabilir kendisi. Serinin eğlence anlayışı içerisinde Pappi nin yeri ayrıdır. Hem ciddi hem geyiktir.O elbisesine sadakati ve ona sevgisi insanı öldürür. Pek çok karakterden daha derin görür esasında ama zaman zaman ortamın şebeği olmaktan kurtulamaz.  Pappi anlatılmaz yaşanır.

Aslında daha çok fazla karakter var. Yurttaki çocuklar, simya ordusunun bireyleri, Dr Butterfly ve adamları, ikizler vsss ama üşengeçlik yapıyorum şu anda.

Anlatımı ile birlikte dozunda eğlencesi ve neşesiyle ve ilginç karakterleriyle birlikte bana kalırsa izlenesi bir seri...

(Serinin ilk kapanış parçası Jyukai - Hoshi Akari)

7 Aralık 2013 Cumartesi

GÜNLÜK HAYATTA ANİME...





Bu yazı ile siz anime severlere  amme hizmeti olarak bir çeşit klavuz sunmaya karar verdim. Hepimiz anime seviyoruz zaman zaman hayatı anime tadında yaşamayı düşlüyoruz. İstediğimiz bir animenin içine giremeyeceğimiz ya da bir anime karakteri olamayacağımız şimdilik bir gerçek ama peki ya animelerde geçen bazı teknik ya da güçleri kullanabilseydik, hayat daha eğlenceli daha kolay olmaz mıydı?

İşte bunu düşünerek ola ki bir gün rüyamıza ak sakallı dede girer ve  " ey evladım? Sana bir dilek hakkı veriyorum. Söyle bana eğer bir teknik isteseydin, hangisini isterdin?" diye bize sorar diye bu kılavuzu hazırlamaya karar verdim. Amaç ak sakallı  dede sorduğu anda   şapşal şapşal dedenin suratına bakmayalım, bazıları üzerinde beyin fırtınası yapalım ve kendimizi bu konuda netleştirelim ve hemen cevabımızı yapıştıralım ki  ak sakallı dede  sorduğuna pişman olsun.

İlk bölümde teknikleri ele alıyorum;



Naruto: Şimdi Naruto oğlanı sevmemek mümkün değil. En başta ağzına vurup otutturulacak şımarık çocuk imajı çizse bile, Uzumaki Naruto gönül insanıdır, eğlencelidir, düşüncelidir, sevilesidir. Naruto' nun kage bushin no jutsu' su günlük hayatta pratik kullanıma oldukça uygundur. İstiyorum!

Klonlayacağım kendimi, saatlerce yapacağım bir işte zaman tasarrufu yapacağım. Zaman bana kalacak. Misal ev mi temizlenecek? Saatlerce sürecek iş kendimden oluşan 10 kişilik ordu ile yarım saatte bitecek.

(öyleyse Naruto' dan gelsin; The Raising Fightning Spirit)



Bu jutsuyu başka şekilde de kullanabilirsiniz. Şöyle ki; eve geç geldiniz, çok az zamanınız var zira hem yorgunsunuz hem de ertesi gün sabahın köründe yine kalkmak zorundasınız. Eeeeh ben ne zaman kitap okuyacağım, sakin kafayla müzik dinleyeceğim, manga okuyacağım, anime film izleyeceğim, yemek yapacağım, ütü yapacağım, onu yapacağım, bunu yapacağım diye düşünüyorsunuz değil mi? İşte bu noktada jutsumuzu devreye sokuyoruz. Klonluyoruz kendimizi, birimiz kitap okuyor, kimimiz ütü yapıyor, kimimiz anime izliyor. Oh mis!!!

İkinci kullanım durumunda konunun tehlikeli bir noktası var; klonların birbirine girme olasılığı! Şimdi yemek yapan klon doğal olarak film izleyene uyuz olur, yerleri silen klon da kitap okuyana. Bu nedenle iş bölümünün dağıtımı ve adaletin sağlanması kritik nokta. Hepimiz eşitiz,klonların da hakkı var,unutmayalım lütfen!!



Bleach: flash steps: İşte günlük hayatta en çok işimize yarayacak, hayatın temposuna gayet uygun ve pratik bu teknik Bleach' ten geliyor.

Ülkenin her yöne ve her moddaki ulaştırma konusundaki başarısızlığı malum. Hele bazı şehirler var ki insanı çileden çıkartır. Buna karşın hepimiz her gün bir yerlere ulaşma çabası içindeyiz, işimiz var, gücümüz var, okulumuz var, kursumuz var, sosyal hayatımız var.... amma velakin buralara ulaşana kadar tüm enerjimizi tüketiyor, araba, otobüs peşinde koşarken bir maratoncu, vapura atlarken üç adımcı oluyoruz. İşte çözüm bu teknik!

Vapur iskeleden mi uzaklaşıyor? Korkma, daya adımları!! Servis seni beklemeden önünden mi ilerliyor, korkma daya adımları! ve sakın durma atik ol ki servisin önüne geçip cool bir şekilde bakış atarken ezilmeyesin!

Trafik sıkıştı, yarım saattir aracın içinde olduğunuz yerde duruyorsunuz. Önemli bir sınavınız, yetişmeniz gereken bir toplantı ya da kendi nikahınız var! Durum çok vahim görünüyor. İşte bu noktada kurtarıcı bir çözüm olarak flash stepsi devreye sokuyoruz ve varacağımız yere çok geç kalmadan ulaşıyoruz.

Flash stepsin daha pek çok kullanım alanı mevcut. Sonuç olarak herkese gerekli bir teknik.



Full MetalAlchemist Botherhood: En sevdiğim karakter Roy Mustang'in kabaca  "parmaklarını şıklat ateşi kullan" gücü. (daha kuş bakışı haliyle yazılamazdı sanırım :)) Teee zamanında Prometheus insanlığa ateşi boşuna vermemiş tabii ki, siz de bunu kullanmaktan çekinmeyin ancak kullanıma dikkat ediyoruz amacımız çevreye ya da insanlara, yaşayanlara zarar vermek değil günlük hayatımızı kolaylaştırmak. (eldivenlerinizi yanınızdan ayırmayın))

Unutmayın, kontrolsüz güç güç değildir ve güç sorumluluk ister.

Pek biz bununla napabiliriz?

Mesela arkadaşlarınızla soğuk bir havada dağa kampa ya da pikniğe gittiniz. Şu işe bakın ki hiç bir zeki arkadaşınız yanına ateş yakacak bir alet almamış ve kimse ateş yakmayı bilmiyor. (olmaz demeyin, hayatta böyle insanlar var ve hayat böyle insanları yan yana topluyor) Bu durumda napıyoruz?  Hemen şık yapıyoruz ve kendimize ve arkadaşlarımıza bir ateş yakıyoruz. Hem ısınıyoruz, hem birbirimizi görüyoruz hem üzerinde patates közlüyoruz bonus olarakta hiçbir ağacı kesmiyoruz. Dönerken ateşi söndürüyoruz.

Evde akşam oturuyoruz ve şaaaaak! elektrikler gitti. Olmaz demeyin, 21. yy dayız demeyin, hepimizin başına gelebilir. Nerede yaşıyoruz sanıyorsunuz? Neyse, el yordamıyla mum bulduk ama çakmak ya da kibrite ulaşamıyoruz. Eh ne yapıyoruz? Evet bildiniz, hemen ateşi yakıyoruz.

Malum önümüz kar kış. Buzlanmış sokaklar, caddeler bizi bekler.Sabah uzun bir güne uyandınız ve evden çıkıyorsunuz. Aaaaa!!!  bir de baktınız önünüzde uzanan sokak bir buz pisti, üzerinde düz bir çizgide seyredebilen bir araç ya da insan yok. Ne yazık ki tuzlamayı unutmuşlar!!! İşte burada gücümüzü insanlık adına büyük miktarda kullanıyor ateşimizi yola salıyoruz. Gerçi sonucunda su, çamur bizi bekleyecek ama kafayı, gözü kırmaktan iyidir diyerek, varış noktamıza kadar bu şekilde ilerliyor hem de soğuk havayı kırarak,ısınıyoruz.

Bitmedi...  evdeyiz ve eve inatla kibrit ya da çakmak almıyoruz ve ocak yakacağız. Evden çıkıp markete gitmek zor geliyor ama ocağın yanması da hayati yoksa açlıktan öleceğiz. İşte çok elzem bir noktada gücümüzü devreye sokuyoruz.



Naruto: Kakashi' nin köpekleri çağırdğı Jutsu: -üşengeç insanım işte, şu jutsunun adını hatırlayamadım ama bakmakta zor geliyor. Klonum olsaydı baktırırdım -  Bu jutsuyu özellikle kendim gibi yer yön kavramını bir dönemden sonra yitirmişler için şiddetle öneriyorum. Ben de eskiden kaybolmaz, geçtiğim bir yeri unutmazdım. Ne olduysa üç dört yıl önce oldu. Artık yön duygum yok!

İşte bu jutsu benim gibiler için... Kaybolduk, evin yolunu bulacağız ama bu yetimizde hiç tık yok! Napıyoruz?  çağırıyoruz abileri hadi evin yolunu göster diyoruz. Sağ salim, vakit kaybetmeden evimizin yolunu buluyoruz.

Bu jutsuyu yine yol tarifi konusunda yeteneksizler için öneriyorum. Arkadaşlarınız evinize gelecek ama yolu tarif etmeyi beceremiyorsunuz ya da aslında siz ediyorsunuz da onlar anlamıyor. Durum fena. Napıyoruz? Köpeklerimizi çağırıyoruz hadi bakalım git şunları al getir diyoruz.

Bu liste daha yaz yaz bitmez, parça parça klavuzu genişleteceğim. Bu arada sizlerin de aklına gelen olursa eklemekten çekinmeyin. Burada yaptığımız bir nevi amme hizmeti olup, niyet  madem hayatı anime tadında yaşayamıyoruz en azında bir iki bir şey kapsak diye düşünürken  karşımıza çıkıp bize böyle bir teklifte bulunan ak sakallı dedeyi el birliğiyle ters köşe yapmak.

İsteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü kara demişler.

* devamı gelecek *

19 Mayıs 2013 Pazar

Uta No Prince Sama Maji Love 1000%





Tavsiye üzerine başladığım bu seri iyi ki fazla uzun değildi. Özünde otome game  olan sonradan anime olarak uyarlanan seri fazla uzatmadan ilk sezonunu tamamlıyor.

İdol ve bestecilerin bir arada ders aldığı okula giren Haruka kızımız, yetenekli ama saf, sakar bir kızcağız. Okulda işte bir sürü şey oluyor ve kendisini bir sürü güzel erkek tarafından çevrelenmiş buluyor.

İnsanların tapabileceği kadar güzel ve yetenekleri olan bu idol adayları ise Haruka' ya saflığı, yeteneği ve kendilerine müzik aşkı verdiği için hasta oluyorlar (bak bak :P)

Birbirinden bencil ve farklı dünyada yaşayan, kendi sorunları olan bu oğlanlar bir şekilde Haruka' nın etrafında toplanıyorlar.

Müzik üzerine demiştim değil mi? Tamam kulağa hoş gelen parçalar var ama seri boyunca  kulak tırmalayan, sürekli ağlak bir sesle konuşan Haruka' da var. Karıştırmışlar; duygusal patlamalar ya da samimiyeti illaha ağlak sesle vurgulanmak zorunda değisiniz!! Gelin vazgeçin şu anlayıştan

Bu kadar saydırıyorsun madem niye izledin diye bir soru olabilir. Açıklıyorum bu seri ilk bölümde Hayato-Sama (esasında Miyano Mamoru) nun seslendirdiği "Nanairo no compass" adlı parça ile vurdu beni ey ahali. Vurmak ki ne vurmak! Duygusal olarak dengesiz yakalandım sanırım ki o bölümü yüz kere izleyip hızımı alamayışımı başka şekilde açıklayamıyorum.

Parçayı bulamadım bu hariç:


O ağlak Haruka ile aynı safa geçtim ya kendime diyecek söz bulamıyorum :)

Seriyi güzel kılan noktalardan bir tanesi seiyuular kesinlikle.

Haruka' yı geçiyorum.

Hijirikawa  Masato - Suzumura  Kenichi (misal Gintama - Okita Sougo, Ouran Koukou Host Club - Hitachiin Hikaru, Zombie Loan - Akatsuki, Chika)




Ichinose  Tokiya - Miyano Mamoru (misal Death Note - Yagami Light, Mobile Suit Gundam 00 - Seiei, Setsuna F, Ouran Koukou Host Club - Tamaki, Vampire Knight - Kiryuu, Zero)

Ittoki  Otoya - Terashima  Takuma ( Kokoro Connect - Aoki, Yoshifumi)

Jinguuji  Ren    - Suwabe, Junichi (Bleach - Jaegerjaquez, Grimmjow, Kuroshitsuji - Undertaker)



Kurusu, Shou - Shimono, Hiro (Baka to Test to Shoukanjuu-Yoshii, Akihisa, Nurarihyon no Mago - Kuromaru)




Shinomiya  Natsuki -Taniyama, Kishou  ( kendisi seslendirme sanatçılığının yanında aynı zamanda j-rock mensubu. )

Seiyuulara bu kadar değinmişken kendi ağızlarından seriye adını veren parçayı dinlemeden olmaz.



Son olarak Satsuki' nin müthiş parçasını anmazsam olmaz.

Orion de Shout out.



LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...