Shawn Yue etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Shawn Yue etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2015 Çarşamba

As The Light Goes Out: Hong Kong Yapımı Felaket Filmi



Yönetmenliğini Derek Kwok' un yaptığı bu 2014 Hong Kong filmini en sonunda uzun uğraşlardan sonra izlemeyi başardım. Çok büyük teknik badireler atlattım. Anlatsam   teknolojinin bana olan nefretine üzülür ve halime acırsınız. Neyse sonunda "sana yenilmeyeceğim lanet teknoloji!!!"  dedim (aslında diyemedi, uzun süre kuzu gibi bekledi) ve sonunda izleyebildim ve böylece  benzer temaya sahip üç filmi de tamamlamış oldum. Hangi filmler bunlar? İşte bu "As the Light Goes Out", Güney Kore yapımı "The Tower "ve yine Hong Kong yapımı "Out of Inferno". Artık bir gün Uzak Doğu' da bir gökdelende yangına yakalanırsam aklıma sırasıyla bu üç film gelecek.


Filmde Nicholas Tse, Shawn Yue, Andy On, Hu Jun, Simon Yam gibi isimler yer alıyor. Bir de aradan bonus olarak giren ve film içinde itfaiye müdürlüğünün reklamında yer alan Jackie Chan "the  süper itfaiyeci" var. Bu olay filmde insanı eğlendiren tek nokta zaten. Bunun dışında film aksiyon, dram ve iç hesaplaşmalar üzerine kurulu bir felaket filmi.



Film itfaiyeci olan üç arkadaşın sorgulanmalarıyla açılıyor. (İsimleri yazamayacağım, yaşlandım artık zor geliyor) Girdikleri binada anlık karar alarak yaralandıkları için haklarında açılan soruşturmaya ilişkin ifade veriyorlar. Bir tanesi "ben bunların yöntemlerini zaten sevmiyorum" diyor, diğeri "kararı ben vermedim" diyor. Üçüncüsü "birini suçlayacaksanız  tüm suçu üzerime alıyorum" diyor. Sonuçta bir şey olmuyor, diğer ikisinin terfi yolu açık kalırken  üçüncüye bir yıl gözetim altında kalma cezası veriliyor. Sonra bu olaydan bir sene sonraya atlanıyor. Bunların yöntemlerini sevmiyorum diyen istasyon müdürü olmuş, diğer ikisi de aynı yerde çalışıyor. Aralarında hır gür yok, sonuçta uzun süreden beri kanka modundalar. Hayatlarına devam ederken bir yılbaşı akşamı olaylar zincirleme olarak gelişiyor ve Hong Kong' un enerji reaktörü ve kontrol binası patlayarak filmin gerektirdiği aksiyon alanını yaratıyor.


Doğal afetler beklenmedik falan ama ihmalkarlık can yakar!! Pek çok felaket filminde bu durum vurgulanır aslında. Gerçi mesaj kaygısından ziyade bu ihmalkarlık durumu akışı başlatmak için normal bir durummuş gibi sunulur burada da olduğu gibi. İşte efendim son model akıllı gökdelen işletiyorsanız ya da enerji reaktörünün güvenliği ya da işletmesinden sorumluysanız, müteahhitseniz vs... ihmalkarlık hele hele baştan savmacılık yapmayacaksınız. Bu filmde de gözümüze bu sokulduktan sonra can pazarı başlıyor işte.


As The Light Goes Out, diğer iki benzerine göre biraz daha karakterlerin içine dönük. Özellikle ana karakter kendi iç hesaplaşmalarıyla meşgul ve büyük patlamalardan ziyade daha yoğun olarak dumana odaklanmış durumda.


Aksiyon sahneleri iyi hoş ama özellikle ilk bölümlerde baret ve kıyafetleriyle karanlık koridorlarda koştukları bölümlerde kim kimdir takip etmesi zor.  Bunun dışında muhteşem ya da harika değil ama kötü bir film de değil. Vakit geçirmek için ideal. Bu arada filmin müzikleri güzel.

Bu da filmin parçalarından bir tanesi. Nicholas Tse söylüyor...

29 Mayıs 2013 Çarşamba

The Guillotines: 血滴子



2012 yapımı, yönetmeni  Andrew Lau Wai-Keung olan bu Hong Kong filmini izleyebilmek için çok uğraş verdim. Bir gün ne izlesem diye dolanırken aniden karşıma çıkan ve aklıma yerleşen bu filmi izleyebilmek için çok bekledim açıkçası. O zaman Shaw Brothers' ın 1975 yapımı aynı isimli filminin remake i olduğunu da farketmemiştim üstelik.

Neyse çeşitli girişimlerden sonra izlemeyi başardım ama sanırım o ilk anın heyecanı beklentilerimi tavan yapmıştı.

Kadroya bakalım öncelikle: Huang Xioming, Shawn Yue, Ethan Ruan, Jing Boran vs... çok ilgi çekici sanki :))

Atraksiyonel bir açılıştan sonra ufaktan karakterleri tanımaya başlıyoruz. Oin Hanedanlığı esnasında "The Guillotines" imparatora bağlı bir suikast takımıdır.Ellerinden kimse kurtulamaz.Korkunç görünümlerine rağmen ilerleyen bölümlerde onların da insan olduğunu anlıyoruz. Yetimlerden oluşturulmuş bu 7 kişilik ekibin lideri Leng ( Ethan Ruan) olmakta.



Wolf (Huang Xioming) Han kökenli, Oİn hanedanlığının başına bela olmuş bir isyankar.

Guillotines takımı bunu yakalar ama eleman kurnaz  bir hamleyle aralarından birini kaçırarak kaçar.




Bunlarda peşlerine düşer. İmparatorun görevlisi Haidu (Shawn Yue) da bunlara katılır. Olaylar devam eder...

Giriş ne kadar efektli falan olsa da aksiyon vaad ediyor görünüyor ama ilerleyen bölümlerde giriş kadar aksiyon görmek mümkün değil. Leng ve Haidu arasındaki ilişki bir konu iken, birbirlerine daha fazla yakışan Wolf ve Leng ilişkisi ayrı bir açılım.

Oyunculuklar fena değil aslında, kişisel olarak herkes iyi bir iş çıkarmış ama senaryoya bağlı olarak Haidu (Shawn Yue) sırıtmış fazlasıyla ama çok sinirliyseniz ve birine saydırmak istiyorsanız filmi açın ve bu elemana karşı dökün içinizi!



Ethan Ruan, bir insan kaç çeşit şekilde ağlayabilir konulu bir çalışma yapmış.

Aslında hikaye ya da olay örgüsü çok fazla tema barındırıyor; kardeşlik, ırk ayrımı, tarih, insan doğası ve daha nicesi... ama olaylar öylesine akıyor ki elemanlar kendilerini yırtsa da bazı duygular havada kalıyor.

Buna rağmen, göz atmakta fayda olan bir yapım. türün meraklıları izleyebilir.

Ben izledim, rahatladım.

14 Eylül 2011 Çarşamba

DRAGON SQUAD: MANG LUNG




Ambalajı güzel içi vasat altı olan 2005 Hong Kong yapımı bir Daniel Lee filmi.

Neden ambalaj güzel? Çünkü kadroya bakıyoruz ve Sammo Hung, Vanessa Wu, Shawn Yue ve daha nice ismi görüyoruz.


Kadro göz doldurucu, aksiyon sahneleri genel anlamda iyi. Karakter kurgusu yok denilebilir ama karakterlerin etiketleri cafcaflı. hikaye için basit bile denemez. Yine de güzel görüntüleri ve klasik Hong Kong atraksiyonlarıyla vakit geçirmek için izlenebilecek bir film.

Filmin en güzel yanı ise bana göre filmden daha fazla anlam taşıyan oldukça hoş bulduğum kapanış parçası "xue de mingzi shi hui yin".

31 Temmuz 2011 Pazar

THE DRUMMER: Davulu Fethetmeyi Denemediğin Zaman Artık Hazırsındır....


Her zamanki gibi oldukça sıkıcı ve manasız geçen bir günün ardından sıcaklardan bunalmış ve bu sıcakta dışarıda ne yapacağım düşüncesine dayanmış bir şekilde kendimi eve attıktan ve “yaşasın kurtuluuuşşş!” nidalarını seslendirdikten sonra ilerleyen saatlerde bünyede oluşan sıkıntı kaynaklı “ne yapsak?”, “ ne yapsak?” baskılarının sonucu bir film izlemeye karar verdim. Şansıma çıkan film 2007 yapımı Kenneth Bi filmi olan The Drummer oldu. Seçimde iki öğe ağır bastı. Birincisi davullar üzerine olması. Şimdiye kadar bu tarz davul gösterileri anlamında hep Japon gruplarını izlemiş ve bu canlı gösterilerden hayli etkilenmiş olduğumdan “bu Zen Davulcuları nasılmış bakalım?” merakı oluştu. İkincisi ise Invisible Target ile tanıştığım ki bu filmde Shawn Yue ve Nicholas Tse ile birlikte üçü bir arada olmuşlardı Jaycee Chan’ ın performansını (kendisi Jackie Chan’ın oğlu) merak etmemdi.

Hong Kong’ da bir mafya babasının (Tony Leung Ka-Fai) oğlu olarak, vahşi babasıyla sevgi-nefret ilişkisi içinde yaşayan bir grupta davul çalan ve bu şekilde serserice takılan Sid (Jaycee Chan) takım elbiseli başka bir mafyatik amcanın manitaya kancayı takınca bu yaşlı amcanın tehditleri nedeniyle babası tarafında, babasının sağ kolu ile birlikte Tayvan’ a gönderilir. Burada dağda yaşayan Zen Davulcularıyla tanışır.Zen davulcuları işte; yüzlerinde nur var ki Sid’ in başlardaki şımarık ve yüksek egolu tavırlarına sabretmeyi bilip onu gruba dahil ederler ve Sid’ in dönüşüm yolculuğu için bir vesile olurlar. Daha sonra olaylar yine bir şekilde Hong Kong’ a döner ancak artık eski Sid yerine bir yandan Zen öğretisinin bir yandan da davulun ruhsallığının değiştirdiği Sid görülür.

Genel olarak bakıldığı zaman klişe bir senaryo, benzeri, aynı kalıpta olan pek çok film vardır. Asi çocuk, karşılaştığı bir grup ya da bir insan, asi çocuğu etkileyen bir aktivite (karate, yemek yapmak,futbol vs...) ve bununla birlikte kendine göre hayatını tekrar anlamlandırması. Bu filmde bu tarz filmlerden sadece bir tanesi üstelik senaryo iki farklı dünyayı ve geçişleri – Hong Kong ve ahalisinin suça yatkın ve vahşi yaşamı, Zen davulcularının doğayla bütünleşik, dingin hayatı ve bu ikisi arasında birinde diğerine geçmeye çalışan Sid – birleştirme konusunda pek başarılı değil. Senaryonun bu eksikliği ve manayı tam oturtamamasına rağmen film en azından davullar, Zen davulcularının dağdaki hayatları ve kendilerini doğayla bütünleştirdikleri sahneler için bile izlenebilir.

Zaten filmin ilk sahnesi bir şekilde insanı kendine bağlamayı başarıyor. Bir sahnede davulcuların bir performansından bir kesit... Arkada ağır bir davul ritmi ve soru; “hayata ilk göz açtığınızda duyduğunuz ilk ses nedir?”. Film bunun dışında zaman zaman güzel anlamlar ve anlatımlar yakalıyor.

Tony Leung Ka-Fai doğal olarak iyi bir iş çıkarıyor. Jaycee Chan’ de senaryonun müsaade ettiği kadarıyla iyi bir oyunculuk sergilemiş. Geleceği daha parlak olacak sanırım bu çocuğum bir de babasına çok benziyor tip olarak. Son olarak sözüm Roy Cheung’ e: “Abicim ne biçim bir insan ve oyuncusun? Sadece dursa bile o filmde, sahnede kendini bir şekilde hissettiriyor bu da başka bir yeti olmalı...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...