shoujo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
shoujo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ağustos 2016 Pazar

Akagami No Shirayukihime (Anime): 2. Sezon



2016 animelerinden Akagami no Shirayuki-hime' nin 2. sezonu ilki gibi 12 bölüm. Bana kalırsa bu sezon en az ilk sezon kadar iyi hatta ondan biraz daha iyi.


İkinci sezonda olaylar gelişiyor, ilişkiler değişiyor (ilerliyor ya da derinleşiyor diyelim),  karakterler daha fazla ortaya çıkıyor, karakterler arası bağlar daha net ortaya seriliyor, değişiyorlar, gelişiyorlar. Tüm bunlar sezonu güzelleştiriyor.


Bir de Prens Raj faktörü var :) Daha tam olmadı ama kendisi ve Sakaki ilgiyi hak ediyor.

Hemen geçiyorum "en"lerime;


En Taş karakter: Neredeyse bir mükemmellik örneği olan, hafif sayko olsa da beğenerek takip ettiğim karakter tabii ki Prens Izana (Ishida Akira) . Evlendiği zaman tüm Clarines sakinleri gibi ben de üzüleceğim sanırım :(





En Güzel Karakter: Güzelliği ile olduğu kadar, duruşu ve karakteri ile de takdir toplayan Kiki. Ayrıca Kiki - Mitsuhide çifti dünyanın en eğlenceli  çiftlerinden bir tanesi olabilir.





En Sinir Bozucu Tipler: Rona ve Euguna. Raj' ın ikiz kardeşleri olan bu ikili biraz sinir bozucu. Çocuk aslında efendi biri ama  kız kardeşi Rona dominantlığı ile sinir bozuyor.



En Seksi: Obi. Sonunda kendini bir yere ait hissetmeyi başarabildiğine ve efendisi Zen' e bağlılığına ikna olmasına sevinmekle birlikte doğal olarak Shirayuki' den de bir hayli etkilenen Obi kardeşimiz bence animenin en seksi kişisi. Bunda seiyusu Nobuhiko Okamoto' nun   da etkisi olabilir.



En Hırslı karakter: Mihaya (Toshiyuki Toyonaga). Adam ne yaptı ne etti istediğini aldı.



Hikaye etraflarında döndüğü için en hoş çift Shirayuki ve Zen. Zen kardeş örnek alınması gereken bir insan bu arada hehehe. Kiki ve Mitsuhide çifti de gayet eğlenceli ve hoş. Yazının bu bölümünde kendimi, sarayın iki bekçisinden genç olanı gibi hissettim.




Akagami no Shirayukihime' nin 2.sezonu da hoş, kendini izleten ve eğlenceli dakikalar vadeden 12 bölüm bence.

28 Haziran 2016 Salı

Akagami no Shirayukihime (Anime): Kırmızı Saçlı Pamuk Prenses - Birinci Sezon





Akagami no Shirayukihime' nin ilk sezonu 12 bölüm, 2015 animelerinden. " İzle" demeseler izlemek aklıma gelmezdi diye düşünüyorum. İzlenecek bir shoujo arayışı içinde olanlara, kenarından döndüğüm bu yanlışa düşmemeleri adına Akagami no Shirayukihime' yi tavsiye ederim.



Shirayuki, Tanbarun adlı bir ülkede yaşayan, bitki bilimi ile ilgilenen (bunu animede  tıp olarak düşünün ya da alternatif tıp) ve kırmızı saçlı bir kız. İlk anlarda saçlarının ilgi çektiğini anlamasak bile daha sonraları bu kırmızı saçlar yüzünden başının derde girdiğini ve ileride derde girme potansiyelinin yüksekliğini anlıyor insan. Tam da bu saçlar nedeniyle Tanbarun prensi Raj adamını yollar ve Shirayuki' ye saraya gelmesini ve metresi olmasını emreder. Özgürlüğüne düşkün olan Shirayuki, bunun üzerine artık bu ülkede kalamayacağını anlar, gidip metres olmaktan başka diğer seçeneğe oynar ve ülkeden kaçmaya başlar. Bu esnada tesadüf sonucu, başka bir ülkenin ikinci prensi olan Zen ile tanışır. Bir takım olaylardan sonra arkadaş olurlar ve Zen' in ülkesine yerleşir.



İlk bölümde Raj (Jun Fukuyama), "Ayna ayna söyle bana. Ülkedeki en güzel kim?" diye olaya girişince, Shirayuki kaçışı esnasında Zen ve ekibinin konakladığı binaya vardığında içinde cüceler çıkacak sanmıştım çünkü animeye dair hiç bir bilgim yoktu ancak cüceler yerine Zen ve adamları Kiki ile Mitsuhide çıktılar.





Akagami no Shirayukihime aslında türe yeni bir şey falan getirmiyor. Bildiğiniz shoujo işte ama onu güzel yapan şey tutturduğu çizgi ve atmosferi. Bir kere akış tam bir masal havasında seyrediyor ve bu insanı çekiyor. İkincisi karakterler aklı başında karakterler ve buna bağlı olarak olaylar cıvımıyor ya da insanın içini baymıyor. Dediğim gibi tutturduğu çizgi nedeniyle türün örnekleri arasında üst sıralara taşıyor. (en azından benim adıma) O naifliği, tatlılığı o kadar güzel ki ben izlerken şeker kıvamına geldim. Tavsiye ederim, gergin ve sinirli zamanınızda rahatlamak için izleyin.






Shirayuki, aklı başında ve ayakları yere basan bir karakter. Daha en başından beri olayların akışını sağlayan O' nun "hayatıma ben karar veririm, yaşamak istediğim yolu ben seçmek istiyorum" iradesi zaten. Öyle erkek fatma tarzında da değil ya da güçsüz ve cıvık bir karakter de değil. Nazik, ölçülü ve doğrucu.


Her shoujo' da olan kural; herkes ana kadın karakteri bir şekilde sever, bir şekilde etkilenir. Çok küçük ve lafı edilmeyecek ya da oldukça klişe bir şey yapsa bile ana karakter takdir görür, beğenilir, etki yaratır falan...

Evet, Akagami no Shirayukihime de bu kalıba dahil ama animenin atmosferi içerisinde pek göze batmıyor bu durum.


Zen için  (seiyuusu Osaka  Ryota) pek bir laf söylemeye gerek yok zaten. Romantik, eğlenceli, canı isteyince hırslı, zaman zaman komik... Mitsuhide ve Kiki de izlenesi elemanlar. Bu üçlüye bir de Obi' yi (Okamoto Nobuhiko) eklemek lazım.




Prens Izana, Zen' in ağabeyi,  serinin en taş karakteri sanırım. (Seslendirme  Akira Ishida ' dan olunca ayrıca sevildi)  Karakter hafif sarkastik , zeki ve başarılı bir adam. Bir giriş yaptı, ağırlığını koydu. Ve diğerleri...







Anti depresan niyetine izleyebilirsiniz...

8 Haziran 2014 Pazar

Kaichou wa Maid-sama!: Anime ... anime



İşte bir beyin dağıtan shoujo animeyi daha  bitirmenin verdiği muzafferiyeti ve animenin üzerimde bıraktığı salaklığı taşımaktayım.

Hep diyorum, böyle animeler yapmayın, siz yapıyorsanız ben uzak durayım diye ama sonunda biri ile yollarımız hep kesişiyor ve bir süre beyin devrelerim yaşıma bakmasızın yanıveriyor. Şimdi ben ciddi ciddi ne yazayım bunun üzerine?

26 bölümlük bu animeyi seyretmeyen kalmış mıdır bilemiyorum. Normalde ben hep geriden gelirim ama türünün klişelerini üzerinde taşımasına rağmen izlemesi gayet keyifli ve eğlenceli olan animenin konusu kısaca şöyle.

Bir lise var, önceden erkek lisesiymiş ama sonra kızlar da alınmaya başlamış ama erkek nüfus yoğunluğu hala oldukça fazla. Bu okulda okuyan Misaki Ayuzawa, aileden fakir, gönül olarak zengin, baskın, güçlü, manyak bir aura taşıyan, çok çalışan, çalışmaktan gocunmayan bir hatun kişi olarak bir sene boyunca yememiş içmemiş, kendini güçlendirmiş etmiş ve ikinci senesinde kendini okul başkanı seçtirmiş. Amacı öncelikli olarak okuldaki erkeklere ayar vermek, hayatı onlara zindan etmek, sayısı az olan kız nüfusunu korumak ve okula daha fazla kız öğrenci gelmesini sağlamak. Ki okuldaki erkekleri adam etmekte, okulu nizama sokmakta, kısaca amaçları gereği bir başkan olarak oldukça başarılı bir portre çizmekte kendisi.  Dolayısıyla okulda imajı çok yüksek. (erkek öğrencilerin bakış açısından Ayuzawa' yı izlemek çok keyifli:) )

Kızcağızımızın bir açık noktası var, o da mecburiyetten part-time iş olarak maid kafede çalışıyor olması ki bunu bir devlet sırrı gibi saklamakta. Ta ki, animenin bir diğer kahramanı, okulun en yakışıklısı, en zekisi, en başarılısı, en atletiği kısaca her alanda Ayuzawa yı geçebilen tek kişi olan, umursamaz tavırlarıyla karizmasına karizma katan Usui Takumi' nin  tesadüfen Misaki' nin bir maid olarak bu kafede çalıştığını öğrenmesine kadar... Olaylar bu noktadan itibaren gelişiyor...



(kapanış parçalarından ilki. Heidi. /Yokan)


Mangasını okumadığım için sadece anime üzerinden kendi düşüncelerimi aktaracağım.

Misaki Ayuzawa: Eğlenceli bir insan kendisi. Zaman zaman iyilik yapacağım, insanları koruyacağım saplantısına düşmesi insanın sinirini bozsa da olur o kadar diyerek geçiştiriyorum. Azmi takdir edilesi. Üzerine o kadar iş almasa da olur gerçi ama onun yapısı öyle diyerek bu konuyu da geçiyorum. Bu kızcağız adına üzüldüğüm iki nokta var;

Birincisi okuldaki kızları bu kadar korumaya çalışmasına rağmen, genellikle ortamda yalnız bırakılması. Ne bileyim diğerleri de biraz daha yardımcı olsa sanki buna. Bir de okul konseyine en azından kendi kontenjanında bir iki kız alsa iyi olacak.

İkinci nokta ise kız kardeşi. Bu kadar sinir bozucu ve tek boyutlu bir kız kardeşim olsa çok üzülürdüm herhalde.



Usui Takumi: Yani bu mangayı ve animeyi okuyanların ortak derdi Usui' nin mükemmelliğidir herhalde. Eleman her konuda mükemmel neredeyse. Diyorum işte bu manga-kalara, böyle karakterler yaratmayın, etmeyin, kalıcı hasar bırakma riski yüksek insan beyninde.

Bay mükemmel hakkında çok fazla bir şey yazmaya gerek yok. Misaki son bölümlere doğru değişiyor hafiften ama Usui' de bu değişim net görülmüyor. Misaki' ye olan tepkileri dışında ya da girdiği kıskançlık dalganlanmaları dışında Usui zaten baştan sona kadar maskesini pek çıkarmıyor.

Usui demişken yazayım, delicesine güldüğüm sahnelerden biri;  Yukimura' nın prenses olma saplantısına sahip kız kardeşi  Usui' nin etrafında çemberler çizerek koştururken, Usui' nin kızcağızı sinek gibi kafasından yakalamasıdır.

Mitsuki, aşk meşk konularında kafası az çalışan biri olduğundan, ne Usui' nin ne de sonradan olaylara dahil olan Hinata' nın kendisinden hoşlandığını anlayamaz tabii. Gerçi Misaki olmakta zor yani Usui' nin eziyetlerine falan katlanmak kolay değil.

Hinata sanki biraz hayal kırıklığı oldu. Sen ninjalar gibi ağaçlardan düş ama kolay geri çekil, yemek yemekten başka numaran olmasın. Usui vs Hinata arasındaki köpekler on numaradır tabii ki.



Animenin içindeki yan karakterlerde bir o kadar eğlenceli. Şu meşhur üçlü, eğlenceye eğlence katıyor. Animenin olmazsa olmazı bunlar. Shiroyan' ın ortaokul geyiği bile eğlenceliydi. (değişime gel!) Yukimura ile Kanou, Sakura ile diğer kız, diğer lisenin vokali falan hepsini izlemesi oldukça keyifli.

Mangasını okumaya yüreğim dayanmaz muhtemelen ama anime tadında tuzunda, kafa dağıtmak için, başka bir boyuta geçmek için, Usui gibi insanlar nerede diye sormak için izlenebilir.

Bu arada iyi ki Türk anneleri böyle animeleri izlemiyor. Yoksa kızını evlendirmek için yolda, pazardan, marketten aldığı meyve poşetlerini patlatıp, yola saçılan meyveleri toplayan gençleri iyi birer damat adayı olarak değerlendirip eve yemeğe davet eden anneler görür, cinnet geçiren kızların haberlerini gazetelerin üçüncü sayfalarında okurduk.

Neyse işte anime bitti, gerçek dünyaya döndük.

Bu arada ben neden hala bu animeye Kaichou wa mama said diyorum?



(Diğer kapanış parçası Heidi. /Loop)

17 Nisan 2010 Cumartesi

HANA YORI DANGO: YABANİ OT ÇİÇEK DÖRTLÜSÜNE KARŞI



*****************Bu yazı Anck- su- namun' a aittir ***************************

Yakın geçmişte internette takılırken Uzakdoğu dizileri izlenebilen yerli bir sitede yurdumun enerjik genç kızları Hana Yori Dango’nun Kore versiyonunun mu Japon versiyonunun mu daha özgün olduğuna dair ateşli bir tartışmaya tutuşmuşlardı forum şeysinde. Durum böyle olunca yurdum gençlerini aydınlatmak adına bu polemiğe son noktayı koymak isterim arkadaşlar. Hana Yori Dango (Boys Over Flowers) bir M-A-N-G-A serisidir, bu durumda bu mangadan apartılan dizilerin özgünlüğünü tartışmanın pek bir anlamı kalmıyor değil mi? Neyse efem bu yazımda 3 günde dewirdiğim bu nadide mangayı irdeleyeceğim. Dizi versiyonlarının “Albenilik Oranı”nın tespitini Sayın Bishie Guru’muza bırakıyorum. 花より男子 (Hana Yori Dango) Yoko Kamio’nun 37 volümlük (yaklaşık 244 bölüm) shoujo manga serisidir.doyamayanlar içün 51 bölümlük bir animesi de war .Serimiz bir tür reverse harem,zengin yakışıklılar arasında düşen fakir kız temasıyla fena halde Ouran High School Host Club’ı andırıyor ancak Ouran’daki gençlerimiz dünyalar tatlısı iken buradakiler fena halde hanzo oldukları için okuyucuyu baya bir yoruyorlar.Esas kızımız Makino da Ouran’daki Haruhi’yi biraz anımsatsa da onun kadar erkek Fatma değildir.Makino’yu ebeveynleri büyük(?) umutlarla zenginlerin okuduğu elit bir okula göndermişlerdir.Kıt kanaat geçinen bir aileden gelen “normal” bir genç kız olan Makino,bu sürekli marka giyinen,yurtdışı gezilerine çıkan,lüks düşkünü tikky-chan ve tikky-kun’lar içinde kabusumsu bir okul hayatı yaşamaktadır.Tek misyonu göze batmadan şu okulu tamamlamak olan Makino’nun kaderi ona insancıl dawranan tek kızın kazara okulun belalılarından birine çarpmasıyla değişir.Okulun en zengin ve ünlü ailelerine üye olan dört yakışıklı gençten kurulu F4 (Flower 4,çiçek dörtlüsü) okulda tam anlamıyla terör estirmektedir.Bir şekilde canlarını sıkan ya da sadece yanlış yerde yanlış zamanda bulunan random kişilerin dolaplarına astıkları kırmızı kart ilgili kişinin tüm okul tarafından inanılmaz eziyetlere mağruz kalması ve süklüm püklüm okulu bırakmalarıyla sonuçlanmaktadır.Makino’ya iyi dawranan kızcağız da şans eseri bu çetenin saykonun önde giden lideri Domyouji’ye çarpar ve sürekli her şeyi içine atıp dikkat çekmemek için elinden geleni yapan Makino arkadaşını kurtarmak için ekibe karşı durup arkadaşını kurtarmak ister ancak F4’ten kırmızı kart alır.O günden sonra hem başta Domyouji olmak üzere F4 ekibi hem de ona “yabani ot” adını weren okul arkadaşları tarafından inanılmaz eziyetlere mağruz kalmaya başlar.Ancak sanılanın aksine Makino irade gücü yerinde esaslı bir kızdır,tüm bu eziyetlere göğüs germenin üstünde o da F4 çetesine karşı kendi sawaşını açar.Tüm bu hengamenin ortasında bir seri yanlış anlama sonucu Domyouji,yabani ot’umuza aşık olur ancak Makino çetenin daha sessiz elemanı Hanazawa Rui’ye karşı hisler beslemektedir ve olaylar gelişir.Seri ilerledikçe zengin hanzo dörtlümüzün hepsinin hayatlarında bir takım trawmalara mağruz kaldığına şahit oluruz.Seri tahmin edilen mutlu sona ulaşana dek F4’ün hayranı çirkef tikkychan’lardan erkek olarak algılanmayan yakın arkadaşa yakın arkadaş gibi dawranıp esas kızın kuyusunu kazan hatundan dominant anneye kadar bir shoujoda görülebilecek her tür klişeyi bünyesinde barındırmaktadır.Ayrıca belirtmeliyim bu serideki dominant anne o kadar korkutucu idi ki bir süre kabus malzemem olmuştur.Makino’ya sorumluluk kelimesinin anlamını zerre kadar algılamamış olan anne-babası yüzünden çok büyük bir sempati duymakla birlikte -ki kendisi ewin masrafını çıkarabilmek için sürekli çalışmaktadır- bitmek bilmeyen anlamsız duygusal bir karmaşa içinde olması sebebiyle derin bir antipati de beslemekten kendini alamıyor insan.Serinin en bomba karakteri ise Domyouji’nin dominant ama dünyalar tatlısı ablası Tsubaki’dir.Bu seriyi shoujo fanatiklerine (ki klasik sayılabilecek bir seridir bu) ve oldukça boş wakti olan okuyuculara tawsiye ediyorum.Serinin dizilerine gönül wermiş fan girl’ler de okusunlar kendilerini geliştirsinler.


by anck-su-namun ....................................................................................................................................

9 Ağustos 2009 Pazar

OTHELLO: Wowww Shakespeare mi?


Tabiki hayır ! Ufak bir çağrışım sadece zaten şu ana kadar Othello için binlerce yorum ve makale yayınlanmıştır. Buraya benim de bununla ilgili yazı yazmama gerek yok. Her ne kadar Shakespeare in en sevdiğim eseri olmasada saygıyla adını geçirelim. - sıcağın beyin üzerindeki etkileri; ders # -




Bu Othello, Satomi IKEZAWA yapımı olan shoujo bir manga serisi. İçinde aşk, entrika, çift kişilik sendromu, cosplay, visual kei esintileri, rock, hatta ve hatta ucundan kıyısından led zeppelin bile barındıran bu seriyi eğlenmek için herkese tavsiye edeyim öncelikle. Galiba shoujo serileri seviyorum, kendime inanamıyorum ve bunu yaşlılığa bağlıyorum.

Hatırlıyorumda aylar önce hasta hasta okumuştum bu 28 bölümü. Her tarafım ağrıyordu sonra zaten iki gün yataktan çıkamamıştım ama manga okumak için çektiğim ağrıların karşılığını verip beni çok eğlendirmişti.

Konuya değinmek lazım tabi, hmmm bakalım nasıl özetleyebiliriz.



Efendim Yaya 16 yaşında, kimseye hayır diyemeyen, iyi niyeti salaklık boyutlarına varabilen, kendi dünyasında takılmaya çalışan- etrafındakilerden fırsat bulabilirse- küçük yaşta annesini kaybetmiş, babasıyla birlikte yaşayan, çekingen , utangaç, kendini dışarı vuramayan, en büyük hayali şarkı söylemek olan liseli bir kızcağızdır.16. yaşının yılbaşında, annesi hayatta iken 6 yaşında 16 yaşındaki Yaya ya gönderdiği kapsul mektubu alınca depresyona girer ve kendinden nefret ettiğini iyice anlar. Yaya, bir yıl önce dağılmış olan Juliet adlı visual kei grubunun ve özellikle vokali Shohei nin delicesine hayranıdır. ( ehehe ) . Duvarına astığı posterle dertleşir, konuşur, Shoehei öper falan. Böyle sessiz sakin takılır, genelde okuldan nefret eder çünkü en yakın arkadaşları olduğunu düşündüğü ancak içten içe taraflarından kullanıldığını bildiği Seri ve Moe nin şiddet boyu dalgalı olan espri, şaka, yada kısaca biz eziyet diyelim, eziyetlerine maruz kalmaktadır ancak arkadaşlığını da bir türlü bitirememektedir. Sei ve Moe de okulun hallice kızlarından sayılan, Yaya ile eğlenen, onu aralarına almakla büyük bir lütufta bulunduklarını düşünen hatun kişilerdir. Bunlardan bir tanesi- hangisi hatırlayamadım şimdi- Moriyama ya hastadır.

Moriyama da Yaya, Seri ve Moe nin sınıf arkadaşı olan sevimli ancak mangadaki kızlar tarafından çok beğenilen, Yaya nın çekindiği- çok direkt ve ukala ve parantez bacak olduğunu düşündüğü- , Black Dog adlı bir grupta gitar çalıp söyleyen Led Zeppelin sever bir arkadaştır. -zaten bu noktada + puanlar kendisine yağıyor-

Neyse günlerden bir gün Moriyama, Yaya nın Juliet dinlediğini farkeder, muhabbet açılır, Moriyama Juliet eğer makyaj yapmasaydı nutkuna girer, olay Led zeppelin e uzanır sonra Yaya ya bir cd vereceğini söyler. Kısaca Moriyama - kun kardeşimiz Yaya dan hafifçe hoşlanmaktadır. Seri ve Moe buna uyuz olur.

Yaya' nın en büyük hobisi hafta sonu cosplay ile uğraşmaktır. Kimin cosplayi? Tabi ki Juliet ve Shoehi nin. Bu aktivite Yaya ve buna katılan kişiler için oldukça rahatlatıcıdır. Hem eğlenirler, hem konuşurlar.Önemli olan kimse kimseyi tanımaz, adını bilmez, makyajı çıkardığında yolda görse kim olduğunu tanımaz.Gerçek kimliğin olmadığı, kimsenin kimsenin hayatını sorgulamadığı, tek ortak paydanın Juliet olduğu bu ortam Yaya için çöldeki vaha gibidir ancak Moe ve Seri nin olayı keşfetmesi uzun sürmez.

İşte böyle bir giriş yaptıktan sonra, Yaya nın üzerindeki baskılar arttıkça ve arttıkça ortaya Yaya nın diğer kişiliği ve tam zıttı olan Nana çıkar. Dediğimiz gibi Nana, Yaya' nın aksine cool, kendini her anlamda ifade edebilen, adalet anlayışı olan, karşısında ki uyuz, hain, kötü niyetli kişlere tahammül edemeyen ve gerektiğinde anladıkları dilden konuşabilen bir karakterdir.

Bundan sonraki bölümlerde Yaya ne zaman sıkışsa ortaya Nana çıkar ve tam anlamıyla ortamın dengesini sarsar. Nana ya hayran olmayan ve ilk başlarda ondan çekinen ve asılmalarından rahatsız olan tek kişi Moriyama dır. Ne de olsa Yaya dan hoşlanmaktadır. -şekerr şey :P-

Nana, Yaya yı tehdit eden her kişi ve durumdan Yaya yı kurtarır- tabi bunlardan ve en önemlisi Nana dan Yaya nın haberi yoktur, o sadece bilinç kaybı yaşadığını düşünmektedir.Seri ve Moe' ye nokta konulduktan ve Moriyama ile Yaya nın ilişkisi yakınlaştıktan sonra ortaya daha üst level olan diğer karakter Megumi çıkar. Megumi nin babası müzik piyasasındandır. Bu kurgu açısından önemli sayılabilecek bağlantılardan bir tanesidir.Megumi, Moriyama nın Yaya ile birlikte olmasına anlam vermez hırs yapar ve gülümseyen yüzünün altından Yaya ya işkenceye başlar. Nana bu konuya duyarsız kalamaz ve bir nevi Nana vs Megumi arcı başlar :P.Bu esnada Nana, Black Dog ile şarkı söylemeye başlar hatta ilk tanışmalarında onu öldürmeyi düşünen Akabe nin bile sempatisini kazanır. Moriyama ile bir bağı olan Shoehei nin de ilgisini çeker öyle ki Shoehei Nana nın peşine düşer ancak Nana bu Shoehei ye pabuç bırakmaz, cosplay konusunda kimliği deşifre olan Yaya, Nana nın sayesinde cosplay idolü olur vs....Tüm bunlardan haberi olmayan tek kişi maelesef Yaya dır. Bu sıralarda, önce Moriyama daha sonra Megumi Yaya nın çift kişilik sendromuna sahip oduğunun farkına varır. Moriyama, Yaya nın incinmesini engellemek için elinden geleni yaparken, Megumi planlarını ortaya serer ancak Nana onu da ezer geçer ve Moriyama ile aralarını düzelterek Yaya yı korumak için çalışırlar. En sonunda hem Nana nın hem Yaya nın hem de Moriyama nın en büyük arzusu olan Rock Festivali ne katılırlar. Shohei de müzikal anlamda Black Dog u desteklemektedir.

Biraz uzun bir özet olmuş. Velhasıl istenilebilecek herşey var seride o nedenle sabun köpüğü konusuna rağmen gayet eğlenceli. -Daha Moriyama nın eski kız arkadaşına değinmemiştim ahahaha-. Düşünün ki rüyanızda, sevgilinizi görüyorsunuz daha yeni tanıştığınız zamanlar falan bu arada arkadan sitemkar bir ses sesleniyor. HOOOP , şşşt , beni unuttun mu diyor. Bir bakıyorsunuz müzisyen yada oyuncu yada bilmem ne idolünüz. Yok valla unutur muyum falan derken rüya bitiyor. ahahaha bu bile var bu mangada.


Şahsi kanaatim olarak mangada favori karakterim Shohei nin timsahı Elisabeth tir. Gayet karakterli, alanını koruyan, şahsiyetli bir dişi timsah olmasının yanında Nana ile berabere kalabilmiş, Shohei yi Nana ile birlikte bitirebilmiş bir timsahtır kendisi.

Diğer bir karakter olarak Akabene ye değinmeden geçemeyeceğim. - adı bu olmayabilir de , bakmaya üşeniyorum, Black Dog taki basçı idi sanırım, siyah saçlı olan- Bu arkadaş Nana konserlerinde Moriyama yı öptüğünde ve herkes bundan çok hoşlanmışken, Nana ya sinirinden dalmaya çalışan, başka bir boyutta yaşayan ve bölümlerden birinde açtığı "grup içi ilişkiye hayır" pankartıyla beni benden almış karakterdir.



Gelelim Nana ya; herkesin bir Nana sı olsa, bilinçli değişsek falan ne güzel olurdu herşey. Gerektiğinde insanın içindeki Nana ortaya çıksa sokaktaki hırbo ve magandaların ağzını burnunu kırsa, yüzünüze gülümseyen ama arkadan kuyunuzu kazan dostumsulara, mecburen aynı ortamı paylaşmak zorunda kaldığınız insancıklara, elindeki gücü şahsi menfaatleri için harcayan güç budalalarına vs... heavenly punishment uygulasa ... o zaman herkes daha direkt ve olduğu gibi olurdu herhalde.

Sonuç olarak oldukça eğlenceli olan bu mangayı, v.kei, rock, shoujo, sabun köpüğü konu, cosplay gibi temaları vss... seven herkese tavsiye ederim. Hep birlikte evimizde Elisabeth gibi timsahlar besleyelim.......

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...