Jang Geun-Sook etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jang Geun-Sook etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2012 Pazar

OPPALAR KAPIŞIYOR: K-POP Takımı vs KORELİ AKTÖRLER Takımı... Bir Futbol Mücadelesi









Vidalarımın gevşediği ve moralimin çok bozuk olduğu bir günün sonunda - öyle ki sinir bozukluğundan gülme krizine bile girmiştim gün içinde etrafımdaki canlıların şaşkın bakışları arasında- yolda boş boş yürürken ayaklarımın beni 150 000 kişilik futbol stadına getirdiğini farketmemişim. İçerisi gelen seslerden anlaşılacağı üzere çok kalabalık olmalıydı. İşin ilginci etrafta giriş kapısını bulabilmek için koşturan insanların kadın ağırlıklı olmasıydı. O esnada köşeden " pştt pştt" diye seslenen karaborsacı amca;

"Az önce bana lotodan büyük ikramiye çıktı, bu karaborsacılık işine tövbe ediyorum. Elimde kalan son bileti al sana veriyorum"  dedi ve ninjavari bir şekilde dumanlar arasında yok oldu.

Bu işte bir gariplik var ama hadi neyse diye giriş kapısının yolunu tutarken bir yandan da bileti inceliyor, "ne maçı var ki acaba?" diye düşünüyordum.

Sonra gözlerim milyonlarca galaksinin içinde barınan milyarlarca yıldız ışıltısında parladı.

K-pop üyeleri, Koreli aktörlere karşıydı!!!! Bir nevi klasik tabirle oppalar kapışıyor futbol müsabakasında kendimi bulabileceğim aklımın ucuna gelmezdi !...

Yerimi aradım durdum, içerisi oldukça renkliydi bu arada. Bir baktım benim koltuk kale arkasının en üstünde... Karaborsaya tövbe eden karaborsacı adamın hediye edeceği bilet bu kadar olur zaten dedim kendi kendime. Gittim, koltuğun üzerinde cup noodle. "Bu ne ki ?" dedim. Önde oturan kızlar "Oppa oppa en büyük oppa bizim oppa" diye halay çekerken elime bir kağıt verdiler. Verilen notta şöyle yazıyordu;

" Kusura bakma, tezahurat ve koreografiyi bozamıyoruz. Noodle firmasının promosyonu. Afiyet olsun. Biz de yedik bizim koltuktakileri "


Bu gelişmenin iyi mi kötü mü olduğuna karar veremeden oturdum koltuğa..."Dürbün getirseydim bari" diye düşünürken yanımda "Oppa Oppa" adlı koreografiyi sergileyen hatunun olası  darbelerinden korunmak için biraz ilerisinde durmaya gayret gösteren hayatından bezmiş çocuk; "Biz kamera ve evden LCD televizyonu getirdik, kuracağız buraya. Sen de buradan izlersin" dedi. Bu arada kız gözünde şimşekler çakarak bana döndü; "Sakın oppama üç saniyeden fazla bakma ekranda" dedi.O an soramadım " 22 oppadan hangisi seninki kardeş?" diye o yüzden" Eywallah" dedim. Sonra kız "şaka yaptım" dedi. Hepimiz kardeşiz adlı parçasına geçti.

Tam oturup noodlemı açacakken eski dostum, ünlü spor spikeri 150 000 kişilik stadta karşılaşmayı sunacağı noktadan beni görüp el salladı. İki dakika sonra kağıttan bir uçak ayaklarımın önünde belirdi.

"Buraya gel, karşılaşmayı beraber sunalım. Hem sen kim kimdir seçebiliyorsun, yardımcı olursun. Ben de bu arada ikinci el arabalara bakarım" yazıyordu.

Bu fırsat kaçmazdı! Hemen oraya doğru yol aldım. Sahayı gayet yakın ve net görebilen bu noktaya ulaşmak için 15 farklı grupla halay çektim, 20 farklı grupla tezahürat yaptım.

Oraya ulaşınca öncelikle elime ilk 11 leri verdiler.

K-POP TAKIMI

Kaleci: Kadroyu kuran kaleye Chang Min'i (DBSK) almıştı.


Chang Min, geniş kulaklarıyla meşin yuvarlaktan gelen sesleri duyacak şekilde kendini geliştirmişti. Ayrıca hayvani  tiz bir  sesi olduğu için gelen atakları ve şutları sololarıyla savuşturabilecek yeteneğe sahipti. Ne yazık ki bizler takdir etmesek de  kendine 2 beden büyük gelen vatkalı ceketini giydiğinden kalesini dolduran bir rugby oyuncusuna benziyordu( rugby ve kaleci ilişkisi hahahahah) Genç, atletik ve yetenekliydi...







Defans üçlüsü: Bu üçlünün ortasında Yunho  yer alıyordu. Liderliğe alışkın yapısı, atikliğiyle iyi bir organizatör, tehlikeyi sezen bir oyuncuydu. Maç esnasında tribünlerden bir ayının attığı pet şişe kafasına isabet edince bir an baygınlık geçirdi. O anlarda stadda büyük bir sessizlik oldu. Bu esnada güvenlik güçleri suçluyu fan girllerin linç girişiminden güçlükle kurtardı.  Pet şişeyi atan kişinin bir Türk olduğu ortaya çıktı. İfadesinde "Ben bizim oradaki derbilerden biri sanmıştım, baktım tüm oyuncular çekik gözlü, hepsi aynı. Bizde adettir, sinirlendim, el alışkanlığıyla fırlattım şişeyi "dedi.

Fan girller yakasını bırakmadı. Bu arada Yunho maç sonrasında konuyla ilgili sorular üzerine yaptığı açıklamada olgun bir tavır sergileyerek;                                

 " Arkadaşı gördüm, genç bir arkadaş. Benden özür diledi. Hatalı bir hareket yaptı ama hatasını anlayacağını umuyorum, bir daha bu tarz bir girişimde bulunmayacağını düşünerek şikayetçi olmayacağım" dedi.

Yunho' nun solunda K-POP vs J-POP karşılaşmasında kadroya giremediği için ağlama krizine giren Kyuhkun'a (Super Junior) yer verilmişti. Röportajlarında çok çalışacağını belirtmiş. Defansın sağ tarafında ise Hyun Jun (SS501) yer alıyordu.


Orta Beşli: Orta beşlinin ortasında aynı zamanda takım kaptanı olan Bi Rain oynuyordu. Fazla söze gerek yok sanırım. Organizatörlüğü, dans olayında tanıklık ettiğimiz tekniği, kıvraklığı ve oyun zekasıyla takım için daha iyi bir kaptan düşünülemezdi. Aynı zamanda futbol otoriteleri Bi Rain'in şu klibinde sergilediği tekniklerden üçünü sahada üst üste uygulaması durumunda tribünlerdeki kaç yüz bin seyircinin aynı anda fenalık geçireceğine dair bahis oynuyordu.

Bi Rain' in solunda Yoochun (JYJ) sağ tarafında ise Young Saeong( SS501) yer alıyordu.

Sağ kanat ise Jae' ye teslim edilmişti. Yırtıcı, zaman zaman zarif tekniği ile kanatlardan bindirmeler yapmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Karşısında rakip takımdan JGS' nin olması tribündekileri çıldırtmaya yetmişti gerçi. İkisinin de gülümseme tekniği çok güçlüydü. Çok dişli bir karşılaşma olacaktı. Maç boyunca bu ikisinin karşılık düet yaptığı ama birlikte şarkı söylerken ikili mücadeleyi de bırakmadığı görüldü. Kapılarda bekletilen ambulanslar seyircilere yetmedi.


K-POP orta sahasının sol kanadı  Park Jungmin' e teslim edilmişti. (SS501)


Forvet: İleri ikilide Junsu (JYJ) ve T.O.P (Big bang)yer alıyordu.

İkisi de atletik yapılı, atak, çevik ve tekniktiler. K-Pop takımı ikisinden de çok şey bekliyordu. Ayrıca Junsu' nun suratını büzme tekniğinin karşı takım kalecisinin üzerinde etkili olup olmayacağı merak konusuydu. En büyük beklenti ve merak konusu ise bu ikisi gol attıktan sonra gol atanın önderliğinde sergilenecek gol sevinci koreografisiydi.


Bu arada soyunma odasından aldığım duyumlara göre Junsu ve TOP' a bir kısım taraftar not göndermiş ve maç günü ikisinin de saçının sarı olmaması rica etmiş. Junsu ve TOP aralarında yazı tura atarak kimin sarı saçlı kalacağına karar vermişler.

KORELİ AKTÖRLER TAKIMI:


Kaleci: Kalede Hang Jung Soo yer alıyordu. Muazzam yapısı, dizilerde sergilediği çevikliği ve deneyimiyle Koreli Aktörler Takımı, kaleyi emin ellere teslim ettiğini düşünüyordu.











Defans Üçlüsü: Defans üçlüsünün ortasında Gong Yoo yer alıyordu. Efendi, naif ama teknik. Defans ekibini başarıyla yönlendireceğine inanılıyordu. Solunda Uhm Tae Woong, sağında ise Kim Nam Gil yer alıyordu.









Soyunma odasından gelen dedikodulara göre ilk yarı boyunca Uhm Tae Woong ve Kim Nam Gil birbirlerine Yooşin ve Bidam diye seslenerek (Muhteşem Kraliçe' nin etkisinde kalmışlar) sen bana şunu yaptın, sen Dog Man'ı kaptın diye tartışmaya girmişler. Hatta Uhm Tae demiş ki;  " Mishıl' ın oğlu, tahtın varisi olabilirsin ama ben de azimle kayaları yardım!", Kim Nam Gil' de şöyle yanıt vermiş; "Yardın da ne oldu? Bire karşı 50 kişi kavgaya girilir mi, raconun bu mu oğlum?". Devre arasında Gong Yoo muhteşem gülümsemesini bozmadan ikisini barıştırmış.

Orta Beşli: Orta beşlinin ortasında takım kaptanı olacak şekilde Bae Yonh Jun yer alıyordu. Yaşının ileri olması dezavantaj olarak görülse de maç esnasında gayet formda olduğunu ispatladı. Gülümsemesi yüzünden hiç eksilmedi. Sağında Hyun Bin yer aldı. Yoochun ile karşılıklı gülüşüp ara ara gamze yarışına girdiler.

Solunda ise Lee Minho oynuyordu...


Orta sahanın sol kanadı JGS' ye emanet edilmişti. Gözlerine sürme çekip Jae' yi korkutma girişimine Jae de gözlerine sürme çekerek karşılık verdi. Maç bitiminde JGS dekolte formasını Jae' ye verirken, Jae' de ışıltılı kramponlarını JGS' ye verdi.

Sağ kanat ise Lee Jun Ki' ye emanet edilmişti. Hızı ve estetiği ile tribünleri kendine hayran bırakırken bir ara sıcak nedeniyle yelpazesini  çıkarıp yelpaze dansı yapmaktan da geri durmadı.








Forvet: İleri ikilide Kang Dong Won ve Jong Hyuk oynuyordu. Kang Dong Won o güzel bakışlarıyla her tribüne döndüğünde ambulans sirenlerinin seslerinde artış oldu. Gayet estetik, atik ve zekice oyun anlayışıyla başarılı bir performans ortaya koydu. Hava toplarına oldukça hakimdi.

Jang Hyuk ise kendinden beklendiği şekilde forvette oldukça hızlı ve yırtıcı idi. Chuno' nun etkisinde kalmış olacak ki ataklar esnasında " Ben Lee DaeGiiiiilliiiim" diye hönkürdüğü sıklıkla duyuldu.




K-pop takımı daha genç bir yaş ortalamasına sahip olduğundan ötürü daha enerjik ve deli doluydu. Aktörler takımı ise yaş ortalamasının daha yüksek olmasını deneyimleriyle avantaja çeviriyordu...

Maçtan kareleri ve maçın akışını sizlere daha sonra bildireceğim... Ama maç başlangıcında ben de düşünüyordum; kazanan kim olur acaba? Kim olur ki?

3 Ağustos 2012 Cuma

You' re Beautiful (Minami Shineyo)...Eğlenceli




Bu Kore dizisini izlemeyen kalmamıştır tahminimce. Her zamanki gibi geriden gelerek ben de tamamlamanın o tarif edilemez mutluluğuna eriştim sonunda :P Şimdiye kadar izlememiş olmamın tek nedeni afişiydi, itiraf ediyorum :)

Prototip bir konu olarak erkek kılığına girmiş bir adet kızmız bulunmakta ki kendisi duruma sürüklenmiş hatta azıcık zorlanmıştır ikizi kardeşi nedeniyle. Bu kızımız kendini erkeklerin arasında bulur - ki parlak parlak güzel çocuklar -  ki bu bunlarda AN jell üyeleri... Böyle bir harem ortamında bir klişe olarak olması gereken üç erkek tipi var ve üçü de dizide mevcut;

Tae  Kyung: (Jang Geun Suk) Dışarıdan bakıldığında karizmatik, işinde başarılı ve titiz, yetenekli, elemanların içinde lider durumunda. İç dünyası incelendiğinde çocuksu, hafif salak, esas kızla başlarda gıcıklaşma üzerine kurulu bir ilişki.

Kang Shin Woo:( Jung Yong Hwa)  Duyarlı, ince, hassas, sağduyulu, ortamın arka plandaki ağır abisi tadında.

Jeremy: (Lee Hong Ki) Ortamın şebelek oğlanı. Benim cinsel tercihim diye sorgulama yapması lazım birinin o da bu dizide Jeremy' e düşüyor.

Sonra karakterlerin olayları salak salak seyretmesi lazım, yanlış anlaşılmalar olmalı. İkinci adam da kıza aşık olmalı falan...



Klişe işte ama dizi güzel mi? Ne yalan söyleyeyim güzel zaten bu Kore olsun Japon olsun dizilerini konuları ele alışlarından, işleyişlerinden, yarattıkları atmosferden dolayı sevmiyor muyum? Ondan seviyorum...



Sonuç olarak bu diziyide keyifle izledim işte...Şimdi söylemek istediklerime gelelim...


Go Mi Nam (Park Shin Hye); Gerçekten saf mısın salak mısın anlamak mümkün değil... Hoş görüyoruz hadi iyisin. Bu arada o kadar çok ağladı ki Go Mi Nam kardeşim, sular idaresine telefon açıp sayaç bağlatmak istedim. Sular idaresinin gözlerinde dolar ışıltısı oluşur da bu fikirden ötürü  belki bizim faturalar düşer?

Tae Kyung: Öncelikle bu dizide Jang Geun Suk' a  kalem midir sürme midir her neyse çeken makyözü tebrik ediyor yanında kalfa olup kendimi bu konuda geliştirmek istiyorum. Elemana da yakışmış ama. Jang Geun Suk (şu çocuğun adını yazmak çok zor geliyor bana)  abartılı gözükse de diziyi kastırmayacak ve uyumlu şekilde güzel götürmüş oyunculuk anlamında...(Izdırap dolu bakışları zaman zaman bende gülme krizine neden olsa da, sanki anaokulunda tuvalete gitmek isteyen çocuk gibi ara sıra). Tae Kyung karakteri nedenleri olsa da aksi , cins, korkunç bakışlarıyla gel gitleriyle, düştüğü salak durumlarla falan eğlenceli karakter özünde, sevimli. Ayrıca kıza el ense çekerek öpmeye kalkması hayde bre pehlivan dedirtiyor ara ara. Hem JGS  hem Tae tam yanakları sıkılmalık. Zaten diziyi bir yerden sonra Tae Kyung sürüklüyor.

Bir de arkadaşım bu çocukların etrafında bunlara öğüt verecek, dertlerini paylaşacak, evladım sen aşık olmuşsun diyecek falan hiç mi büyük yok yahu...

Kang Shin Woo: Jung Yong Hwa güzel çocuk dizide daha da güzel göründü sanki gözüme. Karakteri iyi, güzel, sevdik beğendik, alımlı, ince hassas falan da bir süre sonra çok baydın be güzel kardeşim. Fakat  sanırım diziyi izleyen tüm dişilerin kalbinde bir yer edinmiştir bu karakter. Demek ki neymiş mal mal bakmıyormuşuz sadece... Bir de ne yalan söyleyeyim hani bunun efsanesine istinaden ara ara yumruğunu sıktığı yerlerde çok bekledim kafa göz sağa sola dalsın diye ama kırdın beni Shin Woo.

Jeremy: Eğlenceli ama elma armut yerken ekrana girip ağzını burnunu kırmak geldi içimden ne yalan söyleyeyim. Köpeğinin adını Angelina Jolie koyması da ayrı geyik olmuş. Bu arada Go Mi Nam' ı "bu otobüs benim, defol!" gibi bir çirkeflikle kovdun ama o otobüs benim bir kere tamam mı!!!! Koca koca, tanımadığım bilmediğim ve yalnız olduğum şehirlerde bulduğum boş otobüsler benim, sen in otobüsten.

Jeremy bu fikri yaydı ortaya  bu nedenle artık herkese mutsuzken bu tarz turları tavsiye ederim çok iyi geliyor ama dönüşümlü binelim ahali, kilit nokta otobüsün boş olması, unutmayalım! Bir de güvenli olmayan şehirlerde uygulamak pek mantıklı olmayabilir.

Go Mi Nam ve etrafındaki harem konusundaki en doğru tespit menejer ve koordinatörün Japonya'da yaptığı muhabbetteydi sanırım.



Yo Hei Shi: (Uee) Kardeşim, topukluları da giydin mi boyum kadar bacağın oluyor sanırım. Topuklu giyme canım benim... ayrıca çekilmez çilesin ama bu tarz dizilerin vazgeçilmez öğesisin biliyorum, kızmıyorum.

Dizinin en güzel kızı şu fanların lideri konumundaki kızcağızdı bana kalırsa. Fanlar da ayrı konu zaten burada.

Tae' nin annesi: korkunçsun!!

Adlarını anmadıklarım üzgünüm ama çok gebeşimdir ben.

Müzikler güzel. Fly Me to The Moon ve ayrıca  Moonlight Sonatanın gitar versiyonu ayrıca hoş olmuş.





Yo he Shi' nin burnunu kırdıktan sonra onu fotograflamaya çalışan kitle çok sevimsizsin,  biraz nazik biraz insan olun.

Bir süre sonra biraz sıkılsam da Jang Geun Suk'un oyunculuğu ve karakterin sürükleyiciliği toparladı iyi ki. Bu arada JGS  kafayı sağa sola yatırıyor ya balkona konan serçeyi anmadım değil her seferinde.

Dizi boyunca pek çok eğlenceli, güldüren sahne var ama soyunma odası ve çıplak bebeler geyiği bambaşka...

Sonuç olarak direndim direndim ama bu k - dramayı da izledim bir çırpıda hatta ikemen desu ne yi izlesem mi diye düşünüyorum şu anda. iyi ki bu k dramalar var.



2 Temmuz 2012 Pazartesi

Beethooven Virus: Ciddi Anlamda Bulaşıcı...


Geç izlediğim diziler kervanına katılan bir k-drama daha... Bu kadar geç izlemiş olmanın üzüntüsünü yaşarken aynı zamanda bu dizinin yapımında emeği geçen yönetmeninden yapımcısına herkesi tebrik ediyorum. Özellikle müzik/parça seçimleri ve bunları senaryoya yedirmek konusunda oldukça başarılı buldum naçizane.



Hayallerinin peşinden koşmak, tutku, bunlar için fedakarlık yapmadan bir adım atamayacağının doğruluğu  ancak attığın her adımda iki adım geriye gideceğin gerçeğiyle yüzleşmen, yaratıcılık, bir üretimde bulunmanın yıpratıcılığı aynı zamanda sonunda yaşanan yarı tatmin ve daha pek çok temayı müzik daha da özelleştirirsek klasik müzik ve bir orkestra üzerinden estetik, gerçekçi, derin bir şekilde ortaya koymayı başarmış bir yapım genel hatlarıyla. Bu da benim için diziyi başarılı yapıyor. Klasik müzik olmazdı da başka bir öğe olurdu, spor vs... ama klasik müziğin o ahengini, rengini, derinliğini kimseyi sıkmayacak şekilde ağırlaştırmadan içinde gayet dengeli olarak taşıyabilmiş.

Zaten hemen hemen herkes izlemiştir o nedenle konu vesaireye pek dalmayacağım.



Hayaller gerçekten sadece hayalse gökteki yıldızlardan pek farkı kalmaz. Önemli olan onlara ulaşmak için adım atabilmek en azından denemektir belki de. Bu nedenle dizideki çatlakları sevmemek elde değil. Para almadan sadece sevdikleri şeyle uğraşmak aynı zamanda kendilerini önce Kötü Kang Gu Woo' ya ve sonra herkese kanıtlamak zorunda olmalarına rağmen bu seçimlerinin arkasında durmaları nedeniyle saygı duymamak elde değil. Her ne kadar Du Ru Mi' nin salaklığıyla bu tohumlar etrafa saçılmış olsa ve bu ekip zaman zaman salaklaşsa da takdir edilesi... İçlerinde en cesur olanı hiçte öyle görünmese de Park Hyun Kwok olsa gerek. Ofis işine noktayı koyarak özüne dönmesi - ailesine rağmen - çok şık bir hareket. Bu noktada karısını da ayrıca takdir etmek lazım.

Sanatın bir politika aracı olarak kullanılmasına da değinilmesi ayrı bir boyut katmış. Altını çiziyorum;  sanatın  politik bir  araç olarak kullanılması yoksa kastım sanatın politik duruşu değil. Sadece aslında el değiştiren yönetimde yok edilmek istenmesinden ziyade yaratılan bir ürünün direncini göstermesi ve hiç bir görüşe ya da kimseye bağlı kalmadan duruşunu korumaya çalışması da başka bir boyut olarak yerini almış burada. En şık direnişlerden ve cevaplardan bir tanesi Kang Mae' den John Cage'in 4'33'' yle geldi. Zaten aksi beklenmezdi ama bana kalırsa oldukça şıktı.


Yine Kang Mae' nin seçilen başkana verdiği diğer ayar da gözleri dolduracak cinsten. Çalan parçada geçen duyguları tarif et noktası. Müzikte insanların neler algıladığı, hissettiği görecelidir. Kimi için çok derindir kimi içinse iki kelime ile tanımlanacak bir ürün ama önemli olan bundan ilham alacaklar, bunu hissedecekler varken iki kelime ile tanımlayanların elinde  bunun önüne geçilmesidir. Doğru bir nokta.

Diziyi hoş kılan noktalardan bir tanesi karakterlerin gerçekçiliği. Misal Jung Hee Yoon, varolduğunu kanıtlamak için insanlara adını özellikle söyleyen, evde köle gibi çalışırken varlığı bir zorunlulukmuş gibi görülen ama varlığının kabulünü bırakın varlığı bile hissedilmeyen ... Manavda otlarla ilgili olarak kadına yaptığı çıkışı herkes yapmıştır belki... Var olduğunun, yaşayan bir kişi olduğunun bilinmesini istemek, hem diğer insanlar tarafından hem kendisi tarafından. .. Bu nedenle çellosuna sarılıp  müzikle uğraştığı günlere dönmek istemesi oldukça anlaşılır. Aynı zamanda ara sıra tepkileri, düşünceleriyle can sıkıcı bir insan haline gelebilmekte çünkü insan...

(Dizide oldukça hoş sahneler bulunmakta. Piazzola nı Libertangosu buraya çok yakışmış.)



Kim Gab Yong' un , anlayışına rağmen hastalığını kabul etmemekte direnmesi, Ha Yi Deun' un inişli çıkışlı duyguları, Bae Yong Gi' nin çoğu zaman sinir bozucu konuşmalarına rağmen Kang Mae hasta olduğunda burnunu temizlemesi... Daha da ilerisi bunların Kang Mae' ye karşı tatmin oldukları ilk anda, ilk gazla birlik olarak saldırmaları. Çünkü insanlar :)

Kang Mae' nin (yani kötü olanın) yaşadığı ufak geçişler ve değişim ayrı bir tat katıyor konuya. "Müzik tarzım bu velet yüzünden değişiyor mu?"  Daha gerçekçi bir şey olabilir mi? Daha olgun ve yaşlı olmasına rağmen kıskançlık geçirmesi ve iyinin dehasından ve insancıllığından hafiften tırsması...

Jung Myun Hwang' ın zirvede olabilmek ve Kang Mae' nin önüne geçmesini engellemek için verdiği mücadeleyi dile getirebilmesi... ( ki bu eleman çok matrak gerçekten) Kang Mae' nin tüm kıskançlığına rağmen benim öğrencime bunu nasıl yaparlar diyerek intikam planını ( :P ) konuşturması ya da küçük Gun Woo' yu içtenlikle teselli etmesi  (ki onu anlayabilmesi)  ki yeteneği dolayısıyla sadece kendi için değil kontrolsüz güç, güç değildir diyerek onun için endişelenip güvenli ellere teslim etmek istemesi...

Hep Kang Mae oldu burası ama derin ve çok yönlü bir karakter yaratmışlar özünde. Gıcık bir insan olmasına rağmen dizi boyunca iç dünyasını, düşüncelerini, devinimlerini izledikçe sevmemek elde değil.  Ki bana kalırsa Du Ru Mi' den ziyade Gun Woo ile daha ilgili. İkisi arasındaki ilişki çok daha etkileyici olmuş.



Cücük Gun Woo da ara sıra dellenmesine,  delikanlılığın verdiği coşkuyla dikleşmesine, toyluğuna rağmen efendi çocuk şimdi hakkını yemeyelim ama onun o pozitifliği zaman zaman insana batıyor ya da yavrum yaptığın işten zevk almak gülümseyerek orkestra yönetmek değil demek istiyor insan. Şimdi bu çocukta da zorlama ile başlayan bu müzik aşkının nasıl zirve yaptığını gördükçe insan çekici buluyor diziyi... ki Kang Mae sırf buna ders olsun diye Nella Fantasia aracılığıyla bunları hayal diyarına taşıdığında yüzündeki ifade bambaşka bir boyuta geliyor Jang Geun Suk' un yani ufak Gun Woo' nun.

İkisi arasındaki tarz ve yetkinliğin farkını ikisinin yönettiği konserlerdeki yüz ifadelerinin dışa vurumunda daha iyi görüyor izleyen sanki. Cücüğün doğal yetenek olması bir yana, Kang Mae' nin hakimiyeti, deneyimi, kendi müzik anlayışına samimiyeti ve güveni ile cücüğün daha naif duruşu ve yüzündeki anlamsız sırıtışı arasında ki fark henüz cücüğün yolu olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda Du Ru Mi' nin neden zavallı  (:P ),  samimi, içten, paylaşımcı, çözüm bulmak için enerjisiyle kendini parçalayan Kang' dan ziyade aksi, ciddi, sivri dilli, bildiğini okuyan, düşündüğünü dile getirmeyen kötü Kang' ı seçtiğini anlamak mümkün.


The Legend ın Sujuni' si bu dizinin Du Ru Mi' si Lee Ji Ah,  dizinin  en gereksiz insanı olmakla birlikte kendisinin sanki büyüdüğünü görür gibi oldum. Rahatsızlığı ve Kang Gun Woo' ya olan hisleri, o anlamsız gülümsemesi ve enerjisini alarak daha farklı bir insan ortaya çıkardı sanki.  Çoğu zaman korku filmlerindeki burnunu her şeye sokan ve ölen kızlar kategorisini hatırlatsa da yine de arka planı göz önüne alındığında en silik karakterdi ne yazık ki.



Karakterlerin gerçekçiliği ile birlikte dizinin genel akışı da gerçekçi... Pembe hayaller dizisi değil çünkü sonunda herkes istediğini alamıyor belki ama birlikte zorlu ama aynı zamanda keyifli bir yolculuktan geçiyorlar. Bir insanın diğerinde iz bırakması da hayatta çoğu insanı yakalayamadığı bir başarıdır belki de...


Bu sahnede birden farklı nedenden ötürü gözlerim doldu ( klişe olsa da)



Oldukça zaman yayarak izlediğim bu k-dramanın biraz fazla uzamış olduğunu düşünsem de yine de izlemekten keyif aldım. Jang Geun Suk tatlıydı, karakteri de sevimliydi. (kıskanmadım değil ayrıca) ama dizinin oyunculuk anlamındaki yıldızı Kim Myung Min' dir bana kalırsa.

Bu da JGS' den gelsin...



Ayrıca kafamda yarattığı en önemli soru şudur; Nedir bu köpeklere Beethoven ismi koyma sendromu?

(Çok fazla video koyarak olayın suyunu çıkardım biliyorum ama elimde değildi...)

17 Şubat 2010 Çarşamba

Baby and I: Her Bebeğin Hayali Anne Sütü mü Acaba?



2008 yapımı, yönetmeni Kim Jin-Yeong olan, kadrosunda Kim Byeol, Jang Geun-Sook, ve bebek Mason Moon' u barındıran seyirlik Kore filmi, tabii vakti bol olanlara...

Asi genç - aslında tam olarak neresi asi anlamadım ama!! - Joon-Su - lise öğrencisi bu arada - ile baş edemeyen ve durumdan bayan ebeveynleri evi terk edince ( işte aile trajedisine getirilen yeni boyut!! Çok mantıklı bence. Ey anne - babalar çocuklarınızla baş edemiyorsanız siz evi terk edin, büyük olan sizsiniz, kısa süreli bir ayrılık tüm taraflara iyi gelir, bu süreçte çocuklar mağdur olmasın ) doğal olarak kutlama yapmak isteyen Joon-su' nun hayatı markette sepetine bırakılan ve kendisinin olduğu iddia edilen bebek Woo-Ram nedeniyle kararır. Terk etsem mi etmesem mi bunalımından sonra bebeği sahiplenmeye karar verir. Bu kadar şeker bebek bırakılır mı zaten? Joon - Su' ya yanık olan Kim Byeol de bebeğe bakmasında ufaktan yardımcı olur. Kim Byeol kızımız zaten liseye Joon - Su için dönmüştür, kendisi süper zeka olup yetersiz öğretmenleri ve kıskanç arkadaşları nedeniyle okulu bırakmıştır. İşte başka bir dram!!! Yetersiz ve kapasitesiz insanlar bir şekilde bir şey olup birbirlerinin hayatlarını zehir etmiyor mu zaten? En acısı bu insanların öğretmen olmasıdır herhalde... yetersizlikleri, dar bakışları, öğrenci kavramı konusundaki fikirsizlikleri ve yaratıcılıktan uzak kurulu saat düzenlerine bir de berbat eğitim sistemi etkilenince kabus gibi öğrencilerin üzerine çökerekten hayatlarını karartmıyorlar mı? Neyse... Bu acılı ve zorlu süreçte bebek bakmaya ve aynı zamanda okula devam etmeye çalışan Joon-Su nun dramını ve gelişimini izleriz. Dram dediysem geyik olsun diye söylüyorum yoksa komedi filmi .

Sonra olaylar akar ve film biter...




Filmin yıldızı Wooh-Ram yani bebek Mason Moon' dur. Sevimliliği, oyunculuğu ve yaptığı yorumlarla tek kelime ile insanı kendisine hasta eder. Sadece onun için film izlenebilir. Ayrıca o salonda o bebeği o hale getiren kadınlar size laflar hazırladım.

Yaptığım araştımalara göre- niye araştırıyorsam?- aslı bir manga imiş ama değiştirilerek uyarlanmış.Gülümsemek için beklenti olmadan izlenebilecek film. Anne sütü trajedisi ayrı bir mevzudur.


Bol bol vakti olanlar göz atsın...

Hah ben bu yazıyı niye yazım? Tabii ki bebek Mason Moo için yazdım. Tahminimce kendisine çoktan fan klüpleri açılmıştır. Yakışır !!!


Not: Ha şu öğretmen olayında aslında Joon-su nun kadın olan öğretmenini es geçebilirm ayrıca.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...