l'arc en ciel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
l'arc en ciel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Wild 7: ワイルド7



Mikiya Mochizuki' nin 1969 dan itibaren on yıl süreyle yayınlanan bu mangası 2011 de film olarak ekranları süslemiş. Yönetmeni Eiichiro Hasumi olan filmde Eita, Ruhei Maruyama, Kyoko Fukada, Jun Kaname gibi isimler yer almakta.

Japon polis teşkilatı, artan şiddet olayları karşısında polisin bir işe yaramadığı ya da elinin kolunun bağlandığı durumlarda kullanmak üzere yedi suçludan oluşan gizli bir ekip kurmuştur. Polis bir işe yaramadığı ya da olayları eline yüzüne bulaştırdığında yetki sizde diyerek olayları bu gizli ekibe devretmektedir. Bu motorsikletli grup öyle pek insancıl bir grup olmadığından dolayı olaya dahil olduklarında konu kapatılmaktadır ki bir gazeteci de bu duruma takmıştır.

Günlerden bir gün Tokyo bir virüs nedeniyle tehdit edilince Tokyo' yu kurtarmak bu ekibe kalır ancak bu olay esnasında polis ve devletin içindeki derin oluşumun bam teline basınca bu ekibin ortadan kaldırılma emri verilir. Böylece ekip için olaylar karışıverir.

Zaman zaman Kara Şimşek' i hatırlatan görüntüleri ile birlikte yine zaman zaman pek akıcı olmasa da özü mangaya dayandığı için kendini izlettiren bir film. Çok dallı budaklı da değil. Hoş aksiyon sahnelerini içinde barındırmakta. Tüm bunlar nedeniyle izlenebilir.

Ayrıca kapanış parçasını duyduğumda çıldırmış bir an acaba mı diye kendime sormuştum ama yanılmamışım. Evet L'arc en Ciel' in "chase" i bu Japon filmine cuk oturmuş zannımca...

L' arc en Ciel - Chase



15 Nisan 2012 Pazar

MOBILE SUIT GUNDAM 00: Birinci Sezon...





Bu seriye başlamam dan dun oldu. Animeye kapılmam da... Çok mu muhteşem bilemiyorum nesnel açıdan ancak konusu, karakterleri, aksiyonu, içinde barındırdığı ikilemleri ve çelişkileri, çizimleri ve müzikleri itibariyle sardım feci şekilde... Eksikleri yok mu? Var ama dediğim gibi bu seriye nedensizce öznel bakmayı tercih edeceğim.

İlk sezon üzerine çok bir şey yazmayacağım aksi takdirde izlemeyenler için can acıtıcı olacak. Dünya üzerinde savaşı silmek adına güç kullanan ( yani gücü güçle, savaşı savaşla ortadan kaldıracağını iddia eden bir grup) Celestial Being' in ortaya çıkışı ile olaylar başlıyor. Dediğim gibi kurgu içindeki ikilemler çok özgün ya da ilk kez ortaya konan durumlar olmasa bile bir kaç farklı yönden gelerek birbirlerini tamamlıyor sayılır.

Açılış parçası L' arc en Ciel olunca bir de gözlerim doldu :P Doğruyu söylemek gerekirse uzun zamandır ne Laruku ne de The Brilliant Green dinlemiştim. Bir anda eski arkadaşlarımı bulmuş gibi hissettim kendimi.

İlk açılış: L' arc en Ciel "Daybreak's Bell"



(Şimdi şöyle bir açılışa sahip bir animeden daha azı beklenebilir mi? )

İkinci açılış: The Brilliant Green "Ash Like Snow"



Bazı şeyleri güzel resmettiği düşüncesindeyim bu ilk sezonun. Ayrıca bir noktada isyanım var ama bunu seslendirmeyeceğim :)




( Setsuna' ya süt ısmarlayan Lockon, sen bir tanesin... )



The Back Horn' un bana kalırsa harika kapanış parçası "Wana"






İkinci kapanış Stephanie "Friends". Nacizane ben Wana 25 bölüm kullanılsın isterdim ama ne yazık ki yapımcılar bana sormadılar :P



Her ne kadar bana sormamış olsalar da Mobile Suit Gundam 00 ' ın bu 25 bölümlük ilk sezonunu çok sevdim ben.

31 Mart 2012 Cumartesi

ÇAMAŞIR MAKİNESİ: Darth Makine' ye Veda...

Elektirkli ev aletleriyle başarılı(!) ilişkilerim devam ediyor... En son buzdolabı olayından sonra irili ufaklı çeşitlli olaylar atlatarak hayatıma devam ettim. Bu yazının sebebi ise çoooook sevdiğim çamaşır makinesinin yokoluşa attığı adımdır ancak aşağıdaki sebeplerden de anlaşılacağı üzerine hiç cıvımıyorum ve saygıyla yazıya devam ediyorum...

Öncelikle bu acı(!) olay için SS501' den Bye Bye geliyor...



Aslında hedefim sadece bu parçayı paylaşmakken gece rüyama girip "ayağını denk al" mesajını vermesi nedeniyle daha ağır ve oturaklı davranıp kendisine bir de J-Rock dünyasında uzun yıllardan beri varlığını devam ettiren ve benim de pek bir sevdiğim L' arc en Ciel armağan etmeye karar verdim.




Bu çamaşır makinesi ile ilişkimiz aslında oldukça normal başlamıştı. Mesafeli ve saygıya dayalıydı. Ben işim olmadıkça onu rahatsız etmezdim o da boş vakitlerinde kendince takılırdı ama bir süre sonra bir isyankar olmaya başladı. Çamaşır yıkarken orası burası oynamaya ve zamanla içindeki suyu kapağından doğru banyoya kusmaya başladı. İlk zamanlar hastadır dedim dokunmadım ama ben alttan aldıkça daha da ukalalaştı artık çamaşır yıkamak bir eziyete dönmüştü. taa ki o güne kadar... Yine banyoyu su basmış ve ben bir elimde süpürge suları ittirmeye çalışırken ve bir yandan da suçum neydi benim diye isyan ederken o sesi duydum;

" sen çok gebeşsin, bu kıyaklarımı unutma! formda kalman için sana egzersiz yaptırıyorum nihahaha".

Elim ayağım dolaşmıştı sadece bir anlığına ama önemsemedim, hayata devam ettim.

Zamanla ton daha da sertleşti...

" Kör müsün ? Bak şurada su kaldı, çalış köle!!!Al sana daha fazla suuuu!!" diyerek tam ben banyoyu kurulamanın verdiği rahatlığı yaşarken fıskiye misali daha fazla su fışkırtıyor, üzerime üzerime yürüyordu.

Psikolojim bozulmuştu. Artık dünyayı ele geçirmeyi amaçlayan ve bu esnada birbirlerine verdikleri gizli sinyallerle sahiplerini öldürmeye çalışan gizli bir çamaşır makinesi örgütünün üyesi olduğunu düşünmeye başlamıştım.

Bir gün canıma tak etmişti. Ortam yine havuza dönmüşken Karete Kid' in cilala parlat tekniğini uygulayıp;

" Artık yeter hurdacıya veriyorum seni düdük!!" diye tehditkar bir tonda gürledim.
Tüm gürültü bir anda yok oldu. Sonra sanırım kendimden geçtim ki böyle mavi, mor, kırmızı, turuncu bir koridordan geçerek kendimi bir platformda buldum. Önümde her iki yana dizilerek arada bir koridor oluşturmuş yüzlerce çamaşır makinesi sıralanmıştı. Bir kruvaziyer platforma yaklaştı. Noluyoruz derken kruvaziyerin kapısı açıldı ve kapının ardında parlayan mavi ışığın önünde merdivenlerin başında arkasında siyah pelerini ile birlikte benim düdük göründü. Tüm makineler kapaklarını yep yep yaparak sanırım onu selamlıyordu. Merdivenlerden indi - nasıl indiğini göremedim - ve bana doğru yavaşça ilerlemeye başladı. Bu sırada makineler yep yepe devam ediyordu. Önümde durunca bana arkadan birşey çarptı baktım küçük merdaneli bir makine imiş. O ani darbeyle dizlerimin üzerine düştüm. "Oha noluyoruz?aaa naber düdük?" dedim ve aramızdaki diyalog - daha doğrusu ağırlıklı olarak monolog -şöyle devam etti;

Düdük: Ağzını topla!! Ben tümale galaksisinin büyük generali ve çamak gezegeninin lorduyum! Sen dizlerinin üzerinde benim sadece bir kölemsin ve burada deplasmandasın, akıllı ol!

Ben: (neredeyim??)

Düdük: burada gördüklerinin ve daha fazlasının hepsi bana itaat eder. evet gizlice bir başkaldırı planladığımızı düşünmen doğruydu. Senin o minik galaksindeki gezegenleri patlatacak çamaşır yıldızını inşa ediyoruz nihohohoho! bu plan tamamlanana kadar benim kölemsin ve ben senin evinde kalacağım. hareketlerine dikkat et, kafan kırılmasın! - bunu derken gerçekten tek kaşının kalktığını gördüm sanki -

Nutkum tutuldu, ağzımı açamamıştım. Tam açıp yep yep demeye çalışıyordum ki teker teker pat pat pat sesleri çıkarmaya başladılar. Ses o kadar korkunçtu ki bayılmışım kendime geldiğimde yine banyodaydım.

Gerçekliğine kanaat getiremediğim bu durum nedeniyle düdüğü atmayı erteledim ancak hala banyoya girdiğimde kötü bakışlarını üzerimde hissediyor tırstığımdan saygıda kusur etmiyordum ancak her gün elektrikli süpürgeye sarılıyor ve alaaddin' in sihirli lambası gibi onu okşuyor ve içinden çıkacak "Tawannanna tek umudum sensin..." temalı mesajı bekliyordum.

Taaki bu haftaya kadar... Sonunda cesaretimi toplayıp ondan kurtuldum. Yeni gelene sesleniyorum Shinee ile. K-pop' un cıvıltısıyla...



Şu anda bu videoda dans eden çocuklar yerine dans eden çamaşırları görüyorum...

Gerçi bu geleninde bir suikastçi falan olup olmadığını bilemiyorum ama umudum var :)

O zaman J- Rock' ı da atlamayarak onun için seçtiğim Heidi.' nin "Hello" su da gelsin... Dinleyelim güzelleşelim...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...