miyano mamoru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
miyano mamoru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Eylül 2017 Cuma

Nanatsu No Taizai (Anime): Yedi Ölümcül Günah





2014 animelerinden olan Nanatsu No Taizai 24 bölüm. Ben henüz mini sezonunu izlemedim. Birinci sezonu tamamlamışken taze taze geleyim dedim. Bu arada benim zaman zaman oluşan müthiş yer değiştirmelerim ve hatalı çağrışımlarımın kurbanı olan anime ve filmler vardır. Fark ettim ki Nanatsu No Taizai da buna kurban gitmiş. Nanatsu No Taizai' yı hangi anime ile karıştırdığımı söylemeyeceğim zira çok saçma ve komik.



Nanatsu No Taizai'da olaylar farklı bir evrendeki Britannia'da geçiyor. Britanya olur da şövalye olmaz mı, olur. Şövalyeler var. Bunlar, krallığı özellikle insan olmayan kötülerden korumayı amaçlıyor. Zamanında bu şövalyelik kurumu içerisinde yedi kişiden özel bir ekip kurulmuş. Bu kişilerin hepsi bir günahı temsil ediyor. Kaptanları  Meliodas ancak animenin geçtiği tarihten 10 yıl önce bazı olaylar olmuş ve Nanatsu No Taizai adı verilen grup krallığı düşürmeye çalışan hainler olarak damgalanmış ve ortadan kaybolmuşlar.





(Animenin müzikleri çok hoş)




10 yıl sonra krallığın üçüncü prensesi olan Elizabeth,  Nanatsu No Taizai' yı bulmak için saraydan  kaçıyor çünkü şövalyeler kralı ve prensesleri hapsetmişler ve kutsal bir savaşa hazırlanıyorlar. Elizabeth ise şövalyelerin bu tutumunu değiştirebilecek tek gücün biraz da düşmanımın düşmanı dostumdur düsturundan esinle Nanatsu No Taizai olduğunu düşünüyor. Neyse, Elizabeth önce kaptanı buluyor sonra birlikte diğer üyeleri buluyorlar.


Bazı ince detay ve bağlantıları iyi düşünülmüş, izlemesi eğlenceli, kolay izlenebilen bir anime Nanatsu No Taizai.







Bu sezonun içinde bu ekibin 7. üyesi ortaya çıkmamış olsa da bu ekip içerisinde en eğlenceli bulduğum karakter Ban (Suzuki Tatsuhisa) oldu. Gerçi King de çok şeker ^^



Açılış parçalarından ilki Ikimonogakari' ye ait, güzel parça ancak benim favorim ikinci açılış parçası.

Man With A Mission/ Seven Deadly Sins









Şövalyeler arasında Hauser candır.





Ayrıca Gilthunder da (Miyano Mamoru)  güzel karakter  ^^ 


Kapanışlar arasında tercihim; 7 -seven - FLOW x GRANRODEO 





İzlediğime pişman mıyım? Hayır. Şimdi şu mini seriye göz atayım ^^





20 Mart 2017 Pazartesi

Bungou Stray Dogs (Anime): 2. Sezon






Bungou Strays Dogs' un 2. sezonu da ilk sezonu gibi 12 bölüm ve 2016' da tamamlanan animelerden.
İkinci Sezonun tamamlanmasını bekledikten sonra oturdum, izlemeye başladım. Karşımda bulduğum ilk sezondan daha karamsar, daha karanlık bir sezondu. Özellikle ilk dört bölüm... Bu demek değil ki anime kökten şekilde ton değiştirmiş. Espriler ve karakterler yine yerli yerindeydi. Şahsen ben ikinci sezonu daha fazla beğendim.



Bu sezon  animeye giren yeni karakterler var. Birinci sezonun sonunda The Guild ekibinin gelişi haber verilmişti zaten. Böylece şehirde, polisi ayrı tutarsak, üç farklı grup olmuş oldu. Port Mafia, Detektif Acentası ve The Guild.





Yurt dışından gelerek Yokohama'ya hakim olmak isteyen The Guild ekibinin karakterlerine bakacak olursak;

Francis Fitzgerald (Takahiro Sakurai ): Yabancı bir organizasyon olan The Guild' in lideri olan Francis Fitzgerald  şehirdeki tek güç olmayı amaçlamak ile birlikte gizli ajandasını animenin sonlarına doğru açıklıyor. Animede Fitzgerald' ın gücü The Great Gatsby (Muhteşem Gatsby).
Bungou Stray Dogs' un en önemli özelliği karakterlerinin Japon ve dünya edebiyatının önde gelen yazarlarının adlarını ve güç olarak bu yazarların eserleri ya da eserlerindeki karakterlerin isimlerini kullanması. Bunları sadece kullanmakla kalmayarak bir şekilde animedeki karakterlere de oturtuyor. Francis Fitzgerald ve diğer tüm The Guild ekibi de bu şekilde.  (Dedektifler ve Port Mafia burada)






Çoğunluğun bildiği üzere gerçek zamanda Francis Scott Fitzgerald Amerikalı bir yazar. En popüler eseri ise ölümünden daha sonra popülerlik  kazanan Muhteşem Gatsby.


Francis Scott Fitzgerald, varlıklı bir kişi değilken yazdığı bir kısım hikaye ve roman ile iyi para kazanmaya başlıyor. Animede de değinildiği üzere Zelda ile evleniyor. Zelda para harcamayı seven bir kadın ve gerçekten bir süre sonra ciddi bir şekilde ruhsal problemleri iyice su yüzüne çıkıyor ve şizofrenisi tavan yapıyor.

Fitzgerald' ın Türkçe olarak bulabileceğiniz kitaplarının bir kısmı şöyle;

Muhteşem Gatsby

Benjamin Button' un Tuhaf Hikayesi ( Bir kısmınız hatırlar belki, bu öykü  aynı zaman da sinemaya da uyarlandı. Tarihini hatırlayamıyorum ancak filmin yönetmeni David Fincher' dı ve Brad Pitt, Cate Blanchett gibi isimler yer alıyordu filmde. Aynı zamanda sinemaya gittiğim en ilginç toplulukla izlediğim film olma ünvanını elinde bulunduruyor.)

Son Düş

Güzel ve Lanetlenmiş

Animedeki Fiztgerald' ın üzerinde ve arka planında  hem yazarın hem de Muhteşem Gatsby' nin izleri görülüyor.







John Steinbeck (Kengo Kawanishi ) Animedeki  The Guild üyesi John Steinbeck, sevimli ve rahat gözüken bir çiftçi çocuğu. Zaman zaman oldukça soğuk ve acımasız da olabilen John Steinbeck' in gücünün adı Gazap Üzümleri. (Şaşırtıcı değil mi? ^^)


Animedeki karakter adını Amerikalı yazar John Steinbeck' ten alıyor.  Ödüllü ve en bilinen eserleri, edebiyat ile haşır neşir olan herkesin bildiği, Gazap Üzümleri ve Fareler ve İnsanlar. Ortaokul zamanıma kadar yazarı soyadından dolayı Alman sandığım bir gerçek. Ne bileyim, "Steinbeck" pek bir Almanvari geliyordu ki konu açıldığında bu algımı gülerek annem ve babam düzeltmişti. Yine o yaşlarda ilk kez elime aldığım kitabı Gazap Üzümleri idi. İlk günler biraz eziyet haline gelmişti kitap, bitirince rahatlamıştım. İlerleyen yıllarda tekrar okudum tabii ki. Fareler ve İnsanlar' ı, kendime teşekkürler, lise yıllarıma denk getirmeyi başarmıştım.  Bunların dışında Bitmeyen Kavga' yı da herkese tavsiye edebilirim.

Animeden fazla ayrılmamak için tüm yazarların tüm kitaplarının üzerinde tek tek durmak istemiyorum. Steinbeck' in Türkçe bulabileceğiniz diğer bazı kitapları şöyle;

İnci, Uzun Vadi, Tatlı Perşembe, Altın Kupa

John Steinbeck, küçük yaşlarından itibaren tarla ve çiftliklerde çalıştığı için işçi sınıfı içinde sayılır. Eserlerinde ağırlıklı olarak bunlara değinir. Bu nedenle Fitzgerald ile hayata bakış açılarında daha doğrusu onu yorumlayışlarında bir fark olması normal. Aynı zamanda  zıtlıkların birlikte var olup olamayacağı konusunda da bir ayrılıkları var genel anlamda.


Animede Steinbeck her ne kadar Fitzgerald için çalışsa da aslında O'ndan ve tarzından pek hoşlanmadığı animenin sonlarında açığa vuruluyor. Bunun da arka zemini (yukarıdakiler nedeniyle) mantıksal bir boyuta oturmuş oluyor (bence). Yani ben keyif aldım bu bağlantıdan.


Howard Philipps Lovecraft (Shunsuke Takeuchi) Animede Steinbeck' in ortağı, The Guild üyesi Lovecraft çoğunlukla tembel ve uyumayı düşünen bir karakter olarak görülüyor. Garip bir gücü var^^



Amerikalı bir yazar olan Lovecraft' ın ise geride bıraktığı pek çok eseri var.  Ağırlıklı şekilde korku edebiyatının önde gelenlerinden olan Lovecraft, kendisinde sonra gelen pek çok yazara ilham kaynağı olmuş  etkileyici bir yazar.


Hem gerçek hayatında annesinin akıl hastalığı ve üzerindeki etkileri hem de kendisinin aşmış hayal gücü hakkında da animede ufak bir gönderme var. Diyorlar ki karakterlerden birine ; "Sen bu zihin kontrolü gücünü Lovecraft üzerinde mi kullanıyorsun? "


Ayrıca mangada nasıl çizilmiş bilmiyorum ama animede karakterin yüzü bir şekilde biraz  H.P Lovecraft' ı anımsatacak şekilde çizilmiş.


Yazarın pek çok eseri, hikayesi var ancak Cthulhu Mitosunun yeri başka. Lovecraft' ın yarattığı kurgusal evreni ve içindeki tüm hikayeleri içeriyor. Bu dünyada Yüce Eskiler (The Great Old Ones) var ve bunlardan bir tanesi de Cthulhu.


Animede Lovecraft' ın kullandığı güç The Great Old Ones. Tüm bunlara bağlı olarak, Dazai ve Nakahara'  nın dediği gibi bunun aslında bir güçten ziyade çok daha kadim ve farklı bir şey olması da bu şekilde mantıksal bir zemine oturuyor ve hoş bir saygı gösterisi olmuş bana kalırsa.



Loisa May Alcott: Animede The Guild' ın stratejisti, utangaç bir karakter. Stratejilerini, tüm olasılıkları göz önüne alarak (edindiği bilgiler kadarıyla) senaryolaştırıyor ve The Guild bunu uyguluyor.


Loisa May Alcott da Amerikalı bir yazar. Küçük Kadınları bilirsiniz, kendisinin eseri. Bunun dışında hayatı boyunca kadın hakları için çalışan biri.


Mark Twain (Yoshino Hiroyuki )  The Guild' in az görünen ancak en sempatik elemanlarından bir tanesi. Keskin nişancı olarak arz-ı endam eden Mark Twain' in gücü (ikili) bilin bakalım neler? Doğru bilmişsinizdir... Huckleberry Finn ve Tom Sawyer :))



Tom Sawyer' in Maceraları ve Huckleberry Finn' in Maceraları Amerikalı yazar Mark Twain' in en çok bilinen iki eseri. Animede hem Tom hem de Finn çok tatlı. Çocukluğumda keyifle okuduğum kitaplardı. Bu ikisinin dışında da keyifli kitapları mevcut doğal olarak.


Bu yazı gittikçe daha da uzuyor onun için The Guild ekibini şimdilik burada keseceğim. Değinmediklerim kusuruma bakmasın, olur mu ^^ Belki daha sonra , ileride bir gün...

(Şu tembellik,üşengeçlik problemim olmasa iyi insanım aslında :P)


The Guild animeye girince şehirdeki güç odağı üç tane oluyor. The Guild kendi hakimiyeti istemekte, Port Mafia bunu kabullenmez, Dedektifler de bu ikisi kapışırken etrafın zarar görmesini istemez. Port Mafia ve The Guild zaten dedektifleri istemez. Gizli bir güç daha var aslında, özel güçlere sahip polis birimi ancak onlar pek karış(a)mıyorlar. Bu üçgendeki güç mücadelesi 2. sezonu oluşturuyor. Ancak bu üçlü mücadele başlamadan önce anime, tüm bunlardan daha farklı bir öykü ile açılıyor. 2. sezonun ilk dört bölümü Dazai Osamu' nun geçmişini ve Port Mafia günlerini anlatıyor.






Port Mafia' nın en genç yaşta uzman olmayı başarmış elemanı, patronun neredeyse sağ kolu, etrafındakilerin ve adamlarının çekindiği bir karakter olarak görüyoruz Dazai Osamu' yu. İntihar isteği var olmak  ile birlikte karakterin tonu birinci sezondakinden daha farklı. Normal gevşek haline bir nebze döndüğü zamanlar bir barda yine Port Mafia elemanları olan Sakunosuke Oda ve Ango Sakaguchi ile içtiği zamanlar. Sakunosuke Oda, gücüne rağmen organizasyonun en alt tabakasında yer alan ( kendi tercihi ile) bir üye iken Ango ise organizasyonun istihbarat elemanı.



Gerçek hayatta da Dazai Osamu, Ango Sakaguchi ve Sakunosuke Oda' nın arkadaş olmaları, animedeki bu üçlüye bir anlam kazandırıyor. Bu arada animede gördüğümüz Bar Lupin yani animede bu üçünün içtiği bar gerçek bir mekanmış. Dönemin edebiyat etiketlerine uymayarak, kendilerine göre takılan ve birbirleri ile ilişki içinde olan yazarlar bunlar.


Animenin bu ilk dört bölümü her ne kadar Dazai Osamu' nun geçmişini anlatsa da parlayan yıldızı Oda Sakunosuke. Karakter zaten karizmatik ancak animeye inanılmaz bir ağırlık (olumlu anlamda) getiriyor.






İzlemeyenler için gereksiz detay vermek istemediğim için buraya kadar kuşbakışı yazdım. İlerleyen satırlar izlemeyenler için gereksiz bilgiler içerebilir.



Tarih içinde  Dazai Osamu ve Sakunosuke Oda arkadaşlar. Oda' nın ölümünde sonra Dazai' nin inanılmaz şekilde kırıldığı ve karamsarlığa düştüğü yazılıyor.


Animedeki Sakunosuke bir kiralık katilken  bir adamın kendisine verdiği öğüt ile yazar olma hayali kuruyor. Bu nedenle öldürmekten vazgeçiyor çünkü "yazar yazarak hayat verir" gibi bir şeyler söyleyen adamı kabulleniyor ve can alırsa yazarlığa hakkının kalmayacağını düşünüyor. Oldukça basit ve naif bir hayal onunki. Çok çocuksu ancak bir o kadar gerçek ve bu hayali için elini kana bulamadan para kazanmaya çalışıyor. Dazai' nin içindeki boşluğu en iyi anlayan insan olduğu da söylenebilir. Gelin görün ki işler istediği gibi gitmiyor ve sıra geliyor 2. sezonun dördüncü bölümüne...


Bu bölüm belki mükemmel değil ama 2016 animeleri içindeki en iyilerden bir tanesi. Oldukça sembolik, oldukça estetik, oldukça akıcı ve etkileyici.





Oda' nın karşısına çıkan kişi Gide  (  Miki Shinichiro ). Askerleri ile birlikte Avrupa' da cefakarca savaşan ancak politikacılar tarafından bir anda satılarak vatan haini ilan edilen ve Avrupa' dan kaçmak zorunda kalan profesyonel askerler ve bunların lideri. Aradıkları şey anlamlı bir ölüm.


Pek çok kişi gibi animedeki Gide' nin Andre Gide olduğunu düşünüyorum. Adı da öyle geçiyor zaten. Andre Gide' nin buradaki gibi askeri bir geçmişi yok ancak yine de Oda vs Gide' yi anlamlı buldum.
Bir yazar ve bir kişi olarak Oda, sosyal normlara uymaktan kaçınan, toplumun dışladığı ya da topluma uymak istemeyen biri. Keza Andre Gide  de hem eserleri hem kişiliğiyle sosyal normlara kendi zamanı içinde karşı çıkmış ve uymamaya özen göstermiş biri. Aynı zamanda Andre Gide sıkı bir dini eğitim görmüş biri bu da animedeki Gide' nin İncil' den alıntılar yapmasını anlamlı kılıyor.
Ve yine bu ikisinin animede karşılaşması ve hatta aynı güce sahip olmaları insanı keyiflendiren bir detay oluyor benim için.



Ve yine bu bölüm, estetiğinin dışında sembollerle dolu. Hepsini tek tek oturup sayamam, sabrım kaldırmaz ama en bariz olanı Oda' nın tek dostu olan Dazai' ye vedasında "İçindeki boşluğu hiçbir şey dolduramaz. İyi ve kötü senin için bir şey anlam ifade etmiyor biliyorum. Bu boşluğu da ne kötülükle ne de iyilikle doldurabilirsin ancak en azından insanları kurtaran tarafta ol. Asla değişmeyeceksin ama en azından iyi tarafta olursun" (Yazamadım ama animede çok manalı duruyor) sözlerinin ardından o zamana kadar tek göz bandajlı olan Dazai' nin bandajının çözülerek çift taraflı  bir perspektife dönüşmesi..


Bu arada, Oda' yı yazarlığa yönelten ve detektiflik bürosunun kurulmasında katkısı olan, kim olduğu çok az görülen adam Souseki Natsume. İki sezonda da etrafta dolaşan kedileri de göreceksiniz. Bu da Natsume' nin Japon Edebiyatındaki öncü rolü ve ardından etkilediği yazarları  temsil etmesi bakımından sembolik bir özellik taşıyor.




Neyse, çok uzattım. Toparlamak gerekirse, 2. sezon ilk sezondan biraz daha karanlık ancak yine de içindeki eğlenceyi yitirmiyor. İkinci sezonu beğendim ben ama özellikle ilk dört bölümü.




(Animenin kapanışlarından biri. Luck Life / Watashi no namae wo yobu yo)






15 Ocak 2017 Pazar

Bungou Stray Dogs (Anime): 1. Sezon




2016 animelerinden Bungou Stray Dogs' a beklentim olmadan başlamıştım. Kafka Asagiri' nin mangasından uyarlama bu anime bir çırpıda bitirilecek bir yapım olmuş. Her zaman olduğu gibi manga hakkında bir bilgim yok. Anime açısından bakarsak bu konuda hiç bir şikayetim yok. Belki de ben sıkıntıdan kusacak durumda olduğum bir zaman denk getirdiğim için keyif alarak izledim. Çerezlik bir anime zaten.


Özel güçleri olan insanların etrafında dönen animede, bu insanların çoğu ya mafyaya dahil oluyor ya da dedektiflik acentesine. Atsushi Nakajima' da yetimhaneden kovulduktan sonra tanıştığı iki dedektif sayesinde dedektiflik kariyerine başlayarak bu dünyaya giriş yapıyor.

Açılış parçası GRANRODEO' dan "Thrash Candy" . Güzel parça.





Seslendirme kadrosu güzel, bu da Bungou Stray Dogs' un artı özelliklerinden bir tanesi. Bir tek Naomi' nin (Omigawa Chiaki) sesi kulaklarımı tırmaladı. Onun dışındakileri huşu içinde dinledim.


Animenin tatlı bir özelliği daha var. Karakterlerin çoğunun isimleri gerçek yazarlardan ya da bu yazarların eserlerindeki karakterlerden geliyor. İzlerken bir iki tanesini yakalamıştım ama emin değildim. Doğruymuş.





Atsushi Nakajima: (Uemura Yuto ) Adını Japon yazardan alan animenin ana karakteri. Eğlenceli bir karakter.




Dazai Osamu: (Mamoru Miyano) Muhtemelen animenin en eğlenceli yeri geldiğinde en cool karakteri. Mamoru Miyano' nun  katkısı büyük. İzlerken eğlendim.


Diğer taraftan Osamu Dazai, Japon Edebiyatının önde gelen kurgu yazarlarından. Pek çok kez intiharı deneyen yazar sonunda başarılı oluyor. Önemli eserlerinden biri olan Ningen Shikkaku, İngilizce haliyle No Longer Human aynı zamanda -yanlış hatırlamyorsam - animedeki Dazai' nin gücünün adı. Kitap İnsanlığımı Yitirirken adıyla Türkçe haliyle de bulunabilir.






Doppo Kunikida ( Hosoya Yoshimasa ) Dazai' nin ortağı, idealler insanı. Dazai ile iyi ve eğlenceli bir ikili oluşturduklarını kabul etmek lazım. İdealler konusunda zaman zaman sıkıntı verici olsa da izlemesi keyifli bir karakter. Hosoya Yoshimasa' nın  da etkisi büyük.

Öte yandan Doppo Kunikida, naturalizm bayrağı taşıyan Meiji dönemi yazar ve şairlerinden.





Ranpo Edogawa (Kamiya Hiroshi ) Büronun eksantirik dedektifi. Sağolsun,  Kamiya Hiroshi   de dinliyoruz sayesinde. Polisin çözemediği cinayet ve kaçırılma olaylarının uzmanı.


Edogawa Ranpo,  Japon Edebiyatında gizem-kurgu tarzının önde gelen yazarlarından ve bir eleştirmen. İsimde  Edgar Allan Poe çağrışımı var diye bir kanal açılmıştı beynimde izlerken ama saçmalama Tawannanna  diye o kanalı kapatmıştım ki aslında açılan kanal kendince haklıymış zira yazar, bir Edgar Allan Poe hayranı olarak kullandığı bu isimde O'ndan esinlenmiş. Gerçek ismi Hirai Tarou.


Ranpo karakteri klasik bir detektif profili gösteriyor, giyim tarzı da dahil olmak üzere. Piposu da olsa tam Sherlock Holmes diyeceksiniz ki yazar aynı zaman da Sir Arthur Conan Doyle' dan da esinlenmiş hayatı boyunca. Bu şekilde Ranpo karakteri de oturmuş oluyor.


Bu böyle devam ediyor...  Gelelim mafya ekibine;



Ryunosuke Akutagawa (Kensho Ono) İlk anlarda mafyanın en tehlikeli üyesi olarak tanıtıldı. Kensho Ono  ile de keyifli olmuş.


Özellikle hikaye/öykü alanında önemli bir yazar olan Ryunosuke Akutagawa' nın eserlerini Türkçe olarak bulmak mümkün. Adına ödül de verilen yazarın Rashomon ve Kappa' sı Türkçe olarak bulunuyor. Rashomon aynı zaman da animede Akutagawa' nın gücü.






Chuya Nakahara ( Taniyama Kishou ) Akutagawa her ne kadar karizmatik olsa da bölümler ilerledikçe atarlı ergen modunun öne çıkmasından mütevellit mafya ekibinde en sevdiğim karakter Nakahara oldu. Ayrıca moda anlayışını da takdir ettim ancak bunun daha derin bir göndermesi var doğal olarak.


Chuya Nakahara ayn zamanda Japon edebiyatında adı geçen önemli şairlerden biri.


The Gulid ekibinde ise görülen iki kişi var fakat 2. sezonda değinmek daha iyi olur bunlara.


Haydi bakalım  2. sezon gelsin...

26 Mayıs 2016 Perşembe

Anime: K (K Project) ve K: Return of Kings






K (K Project)




K ya da K Project,  insanı değişik duygulara sürükleyen animelerden biri. İnsan beğendi mi yoksa beğenmedi mi pek anlayamıyor. Bazı açılardan başarılı ama hikayeyi sunuş ve kurgu sorunları var ne yazık ki. Ha daha kişisel bakarsak beni sıkmadı. Zaten 13 bölüm. Hemen izlenebiliyor. Malzeme iyi, daha iyisini hak ediyormuş tarzı animelerden.


Kurguya ileride değineceğim ama şu tema müziği benim sinirlerimi gerdi. Animede hoşlanmadığım noktalardan bir tanesiydi benim için.


Animenin konusuna girmeyeceğim. Yaratılan alternatif dünya, atmosfer, karakterler, bahsedilen 7 kral, bunların güçlerinin dayandırıldığı noktalar iyi, hoş.


13 bölüm için çok fazla karakter var sanki. Hepsi de ayrı ayrı üzerinde durulası ama işte 13 bölümden bahsediyoruz. 7 kraldan söz ediliyor ama bazıları hiç görünmüyor. Hoş seride geçen ve bizlere görünen karakterlerin de bir kısmı arada heba olmuş hissiyatı yaşatıyor. (Renkler ve çizimler bana göre güzel)



Karakterler bakacak olursak, misal Fushimi' yi ele alalım. (seiyuusu Miyano Mamaro bu arada)
Şimdi bu eleman kırmızılardan mavilere geçmiş. Eski takım arkadaşı Misaki ile doğal olarak aralarındaki bağ nedeniyle sürekli kapışıyor. Karakterin güç istencini de anlıyorum. Fushumi- Misaki en fazla ele alınan ikili ama Fushimi' nin tam olarak ne istediği veya eyleminin nedenselliği bana kalırsa yine de havada kalıyor ya da ben anlamadım.




Suoh Mikoto: Serinin en taş, en karizmatik  karakterlerinden, orası tamam. Ayrıca eleman, tek kelimelik cevapları ve en kısa şekilde cümle kurma anlayışıyla benim rekorumu da elimden aldı. 13 bölüm boyunca adamın ağzından bir paragraflık malzeme çıkmamıştır ana karakter olmasına rağmen. Bu nedenle kendisine idolüm gözüyle bakıyorum.




Munakata: Mavi Kral. Mikoto' nun hem dostu hem iş nedeniyle düşmanı. Bunlar boş bulduklarında kapışıyor zaten. (seiiyusu Sugita Tomokazu)





Yatogami Kuroh: Serinin en sevdiğim karakteri olabilir. ( Seiyuusu Ono Daisuke bu arada ) Karizmasının yanında yemek yapıp, dikiş dikebilmesi de gözüme girme sebeplerinden. Ara ara maymuna bağlıyor ama yapacak bir şey yok.

Isano Yashiro (Seiyusu Namikawa Daisuke) Animenin ana karakteri.  Üzerine çok bir şey yazmayacağım ama oradan oraya savruluyor işte.

Neko, sevimli ama ara  sıra sinir bozucu olabiliyor.


Şu animenin kurgusu daha adam akıllı ele alınsa, hikaye gidişatı daha düzgün sunulsa , biraz daha fazla bölüme yayılsa daha iyi olurmuş.


Kısa olduğu ve fazla vakit istemediği için izlenebilir bir çalışma olmuş.


K: Return of Kings





Bana kalırsa çizim, renk falan iyi hoş ama geri kalan açısından yine vasat olmuş. Üzerinde çok bir şey yazmaya da gerek yok ama kesinlikle o tema müziğinden hiç hoşlanmıyorum.

Keşke Awashima' nın göğüslerini ve iç çamaşırını sürekli göze sokacaklarına biraz karaktere yüklenselermiş.  Bu sezonun en iş yapanı Kusanagi. Green ekibi renk getirmiş biraz.

İyi ki 13 bölüm. Bu haliyle daha fazlası olmazmış.

26 Temmuz 2015 Pazar

Mekakucity Actors: Anime... Biraz Karışık



2014 yapımı bu Mekakucity Actors' e normal, kısa, sıradan bir anime diye başlamıştım ben. Bu kadar dallı budaklı olduğunu bilseydim olaya hazırlıklı girişirdim. Bu yazı, anime dışında bilgisi olmayan, öncesinde şarkıları hiç dinlememiş, videolarını izlememiş, mangadan zaten habersiz birinin yani benim ağzımdan yazılıyor.


Mekakucity Actors Jin' in Kagerou Project adlı olayına dayanıyor, bir hikayeye dayalı vocaloid şarkı serilerinden oluşuyor proje. Oldukça beğenilince romanları ve mangası çıkıyor ve olaylar olaylar...

Aslında fikir güzel, potansiyel de büyük. Sonradan baktığım kadarıyla (mangayı okumadım tabii ki, romanlar cazip ama mümkün değil, çevirisi ne durumda bilmiyorum ) kurgunun alternatif senaryoları falan da var. Anime sanırım bunlardan biraz daha farklı bir noktada ya da ben öyle olmasını istiyorum.


Animesine gelirsek yakınacak çok şeyim var hatta animenin sonunu ve bazı noktaları anlayıp anlamadığımdan emin bile değilim.


Mekakucity Actors' e devam edebilmek için bana kalırsa ilk iki bölümü atlatabilmek gerekiyor.
İlk bölüm esas kişi ama öyle olduğunu belli etmeyen Shintaro ile ilgili. İki yıldır evden çıkmayan, hikikomori olarak takılarak yaşayan Shintaro tam bir kaybolmuşluk içinde gözüküyor. Bir de Shintaro' nun bir yıl önce kimden geldiği belli olmayan bir maili açmasıyla çocuğun bilgisayarına yerleşen ve orada yaşayan Ene var ki bölümü izlenebilir kılan kendisidir bana göre. Neyse Shintaro' nun konuştuğu tek varlık olarak görünen Ene de az değil aslında. Shintaro' ya hayatı zehir edermiş gibi gözükmekte. Bunlar bir gün yine gıcıklaşırken Ene nedeniyle Shintaro klavyeye içecek döküyor, Teknolojinin boş bulduğu her insana yapmaktan gurur duyduğu pislik ve mutluluk ile klavye "hadi benim miadım doldu, eyvalla" diyerek hayata veda ediyor. Tahmin edersiniz ki bilgisayara bağımlı olarak yaşayan her insan için bu bir intihar sebebi. On line sipariş mümkün değil çünkü üç dört günlük bir tatil var. Bu nedenle Shintaro' ya dış dünya yolları görünüyor. Telefonunda Ene ile birlikte bir alışveriş merkezinin yolunu tutan Shintaro merkezde iken şansa bakın ki merkez kimliği belirsiz kişilerce  saldırıya uğruyor. Bu bölümde orada tanıştığı bir iki kişi ile birlikte Shintaro bir şekilde olayı çözüme kavuşturuyor.

İkinci bölüm ise Momo Kisaragi ile ilgili. İdol olma yolunda sağlam adımlarla ilerleyen Momo' nun kendisinin bile emin olmadığı ve kontrol edemediği bir özelliği varmış; ilgi çekmek. İnsanların istemsizce ilgisini kendi üzerine odaklıyor, onları mıknatıs olarak çekiyor. Bu bölümde en eğlenceli sahne öğretmeni Kenjiro Tateyama ile diyaloğu ve Hibiya ile karşıaşması sanırım. Sonra Momo, Kido diye biriyle karşılaşıyor, Kido "bizim de benzer güçlerimiz var" diyor. ( bu arada Kido' yu ilk bölümde de görüyoruz) "Gel bizim gruba katıl" diyor. Momo da "hee" diyor.


Bu iki bölümde insan ne alaka, bu böyle mi devam edecek ki, pöfff derken eğer sabır ve dayanıklılık gösterip 3.bölüme geçebilirse 9. ya da 10. bölüme kadar durmadan ilerleyebilir. Bağlantılar bağlantılar.... 11 ve 12 de fena değil aslında ama yani bu son bölümler biraz hayal kırıklığı, kazandığı o heyecan ivmesini kaybetmemek ile birlikte pek bir şey de anlamıyor insan :) Böyle bir grafiği var işte Mekakucity Actors' ün. Bu arada her bölümde bir canavarın hikayesi anlatılıyor sonra bu canavarın olayı anime ile bağlanıyor.


Birincisi sanırım 12 bölüm bu hikayeye az gelmiş. İkincisi anime senaryosunu sadece bilen kitleye göre mi yapmışlar, nolmuş? Açıklama ya da bir olayın nedeni için kasılır mı bu kadar. Benim hala anlamadığım noktalar var, birazdan değineceğim. Çoğu yerde net bir yaklaşım da getirmiyor. Hatta sonundan bile emin değilim. Anlaşılması güç bir çalışma olmuş.


İyi yanları:

1- Müzikler


Animede yer alan en sevdiğim parça. Summertime Record/ Jin





2- Karakterler. Anime içinde çok iyi açıklanmışlar, gelişimleri iyi falan demiyorum bu noktada. Hatta öyle ki ölüm tarihleri dışında neden sadece bu çocukların geri dönüp bu güçleri kazandığı bile açıklanmıyor doğru düzgün. Ben bunu kendimce bir mantığa oturttum ilerleyen bölümlerde. İşi biraz hayal gücüme bıraktım öte yandan hikayenin garip bir etkileyiciliği var, bu atmosferde sanırım sempati oluşturdum bunlara karşı. Hepsini sevdim aslında ama en sevdiğim iki karakter Ene ve Kano oldu.


Bu arada Takene - Haruka ve Shintaro -Ayane ilişkisini oldukça etkileyici buldum. Sanırım hikayenin atmosferinden kaynaklanıyor ama ne bileyim dokunaklı olmuş.


3 - Seiyuular. Toplu olarak ivme katmışlar gibi geldi bana.

Kano' yu Tachibana  Shinnosuke , Tateyama Kenjiro' yu Fujiwara Keiji ( zaten severim ama burada bayıldım), Shintaro' yu Terashima  Takuma , Haruka' yı Mamoru Miyano , az da olsa Tsukihiko' yu Koyasu Takehito  seslendiriyor.


Dediğim gibi açıkta kalan durumlar var. Bunun dışında bazı sahneler var o anda farketmemiştim sonrasında yorumları okuyunca alternatif versiyonlarda yer aldığını gördüm. mesela Shintaro sonlara doğru makası boğazına dayıyor. Alternatif versiyonu bilmediğimden sonrasında olan olayları kendime göre yorumlayıp mutlu son demiştim. Animenin hala öyle olduğuna inanıyorum ama orijinali öyle değilmiş mesela. Neyse karışık işler bunlar, ben sorularıma geçeyi; (anime için)


1- En önemli sorum. Şimdi mutlu bittiğini söyleyin bana, öyle oldu di mi? Hepsi canlı bunların?Anime versiyonu için mutlu sona inanmak istiyorum.

2- Haruka ya da Konoha  da yaşıyor mu? Ben yaşadığına inandırdım kendimi, banane!!

3- Hiyori' ye ne oldu?

4- Şimdi ben geri döndüklerine inanıyorum ya ( Ayano döndü ya animede bu ikisi de dönsün ama Shintaro Haruka' ya neden ağladı?) nasıl oldu bu iş ? Diğerleri ölümden dönüyor yani öldü denilmiyor ama bu üçü bildiğin ölüyorlar?

5- Son bölümde Konoha Kuroha oldu sanırım. Sonra Haruka ne diledi de ne oldu? Geri geldi mi, Konoha olarak mı Haruka olarak mı? Konoha neden ve nasıl Kuroha oldu?

Haruka diyip duruyorum ama içime oturdu bu ve Takeneda ne bileyim işte

6- Monsterı da tuzağa düşüren,çocukları öldürmeye çalışan bu clearing eye dedikleri yılan mı yani şimdi?

7 - Şimdi bu loop tekrarlanacak mı? Bu loop paralel boyutlarda gelişen düzlemsel bir olay mı yoksa aynı düzlemde döngüsel olarak kendini tekrarlayan bir şey mi? Şimdi animede  bitti mi?
vs...


Görüldüğü üzere son iki bölümden hiçbir şey anlamamışım :)

Neyse bana göre (Hiyori' ye ne oldu bilmiyorum) nasıl oldu bilmiyorum ama hepsi sağlam, mutlu son :)

Benim için anlaşılması güç ama  çekici gelen bir anime oldu...


En sevdiğim ikinci parça. Lost Time Memory






29 Nisan 2015 Çarşamba

Inu x Boku SS: Anime





Nasıldır acaba  diyerek başladığım 2012 yapımı 12 bölümlük animeyi beğendim ben. Aslı Cocoa Fujiwaea' nın mangasına dayanıyor ve bu manga konusunda bir bilgim yok.

Shirakiin ailesinden Ririchiyo Shirakiin yalnız kalabilmek için Ayakashi Rezidansına taşınır. Burası Rririchiyo gibi, ülkenin belli ailelerine mensup, doğaüstü güçler taşıyan kişilerin güvenliklerinin sağlandığı bir yer. Burada yaşayanlara ayrıca bir de koruma veriliyor ki kızımız taşındığı ilk gün, kendisi herhangi bir kontrat imzalamadığı halde, kapısında korumanız benim diyen Miketsukami Soushi' yi buluyor. Böylece Ririchiyo' nun bu yapıda Miketsumi ve diğerleriyle olan yaşamı başlıyor.

Ririchiyo Shiirakiin: geçmişten gelen bazı travmaları nedeniyle her zaman düşündüğünün tersini söyleyen, yüzünde yarattığı bir maske ile dolaşan, yalnız, ukala ve sert görünen ama özünde hassas biri.





Miketsukami Soushi ise Ririchiyo' nun tam tersi gözüken, koruması olacağım diye kendini öldüren, kibar ve nazik görünen biri. Bu ikisinin ilerleyen ilişkileri ve arka planları animeyi etkileyeci kılıyor zaten.

Bu arada Miketsukami' nin seiyuusu Yuuichi Nakamura.

Rezidansın diğer elemanları da bir o kadar çatlak. Yemekten başka bir şey düşünmüyormuş gibi gözüken Karuta, genç kızlara düşkün Nobara, dünyanın en rahat insanı olabilme kapasitesine sahip Sorinozuka ve diğerleri. Animeye sonradan giren şu üçlüyü unutmamak lazım:

Watanuki Banri: Bu çocuğun geeçirdiği travmalar ve hayatı ayrı bir dram.





Natsume Zange: Watanuki' nin ortağı, tavşan kulaklı Natsume. Tavşanlarla hikaye anlatmaya bayılan, eğlenceli karakter. Seiyuusu Mamoru Miyano  bu arada. Bu da ayrı bir tat katıyor duruma.

Shoukiin Kagerou: Dizinin en çatlak, en fırlama belki de en gönül insanı. Ayrıca muhteşem sadist- mazoşist teoremi üzerinden oluşturduğu dünya görüşü nedeniyle bir düşünce insanı olduğunu da gösteriyor. Seeiyusnun Sugita Tomakazu ( gintama/ gintoki) olduğunu belirtmeden geçemem.

Hikaye, gidişat etkileyici değil ama Soushi- Ririchiyo ilişkisi ve ilerleyişini etkileyeci buldum ben. Bunun dışında eğlenceli zaman zaman komik. 12 bölüm zaten.

Açılış parçası ayrı bir güzellik. Mucc/ Nirvana.







Kapanış parçalarının dört tanesi karakterlere özel. seiyuular seslendiriyor, çok eğlencelileri.
Ünlü düşünür Kagerou' nun bölüm sonlarından birinde bulunan bir vecizesi ile bitirmek istiyorum. ( eğer yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık şöyle bir şeydi): "Bu anime kendini sonuna kadar izlettiği için sadist. Alttaki küçük yazıları okuyorsanız mazosiştsiniz"

8 Mayıs 2014 Perşembe

KOUTETSU SANGOKUSHI: Bir Anime




Oldukça rastlantısal bir şekilde denk geldiğim 25 bölümlük bu animeye ruhsal durumum nedeniyle  bağlanmam çok zor olmadı. Kimine göre vasattır ama benim vakit geçirmeme yardımcı oldu.

Shonen ai olduğunu başlarken bilmiyordum tabii. Düşündüğüm gibi tarihsel bağlantıları olan güzel bir hikaye olmuş. Wiki' ye göre "Romance of Brotherhood"' dan etkilenerek oluşturulmuş bir adaptasyon. "brotherhood" noktası dışında pek bir bağlantı kuramadım gerçi ama Komei' ye Zhuge Liang demişler daha ne olsun :)

Rikuson (Lu Xun' muş) öğretmeni Komei ( Zhuge Liang) tarafından yetiştirilmekte ve birlikte dolaşmaktadırlar. Go Hanedanlığı büyülü güçleri olan İmparatorluk Mühürünü ele geçirmiştir. Rikuson' un mührü hayatları pahasına  koruyan Riku ailesinin bir üyesi olduğu ilk bölümde ortaya çıkar. Komei, Rikuson' u  Go' ya kendi yolunu seçmesi için gönderir. Böylece olaylar, kader başlar. Karakterler ortaya çıkar.
Serinin en güzel yanlarından bir tanesi  çatır çatır adam harcaması. Diğer noktası karakterler. Bir diğer yanı da ele alınan "brotherhood" olayı.

Seride hiç kadın karakter olmadığını ben biraz geç fark ettim. Zira 20. bölüme kadar Sonken' in kadın olduğundan emindim. Ryubi' yi daha erken keşfettim iyi ki.

Animede çok fazla karakter var ve karakterlerin dönüşümleri ve birbirleri ile olan iletişimlerini ben beğendim. ( bu tarz tarihsel animeleri sevdiğimden de kaynaklanmış olabilir.) . Karakter bolluğu nedeniyle top 5' ime değineceğim aşağıda. (bu arada seiyuulara dikkat!!)



Shuyu: Her imparatorluğun ihtiyaç duyduğu, her imparatorun adamı olsun isteyeceği, zeki, stratejist, sadık, dürüst, kendine hakim, muhteşem bir savaşçı ve yetenekli bir flütçü. Serideki en sağlam karakterdir bana kalırsa. Hayranıyım. Bir de kaşların çatık olmadan bir görebilseydik seni. Seiyuusu Miki  Shinichiro. Efendim Bleach' in Uruhara Kisuke'si, Fullmetal Alchemist: Brotherhood' un Roy Mustang' ı, Gintama' nın Sakamato'su, Hakuouki' nin Hijikata Toshizou' su vs...

Komei: Rikuson' un hocası, Sokatsukin' in kardeşi. Güzellikte ve bilgelikte aşmış. Şimdi düşünüyorum da bir Komei olmak insanı sıkabilir. İyi mi kötü mü bilinmez. Zeka konusuna değinmiyorum bile. Seiyuusu Koyasu Takehito; efendim Gintama' da Shinsuke Takasugi, Saiunkoku Monogatari' de  Sakujun vs...

Hele bir de Shuyu vs Komei sahneleri var ki oy oy... Derbi heyecanı!

Taijishi: Salak ama güçlü ve sadık kontenjanını dolduran Taijishi gürültücü bir can dostu.

Kannei: Bu ne sadakat, ne olgunluk, ne cool luk diyorum.

Ryomo: Eleman "art of war"' u hatmetmiş de meğer yemek yaparak bu yeteneğini gizliyormuş. Sevilesi ve sevimli. Elemanın Three Kingdoms' da kim olduğunu direkt çözersiniz zaten, oldukça net. Seiyuusu  Ishida Akira yani Gintama' nın Katsura' sı, Naruto' nun Gaara'sı, Psycho-Pass' ın Kagari' si vs...

Shokatsukin: Komei' in abisi. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İlk görüşe aldırmamak lazım.
seiyususu  Yusa Kouji yani amatsuki' nin kon'u, Bleach' in Ichimaru Gin'i , Nurarihyon no Mago' nun Nurarihyon' u,



Gelelim serinin ana oğlanı Rikuson' a. Öncelikle belirtmeliyim ki;

Miyano Mamoru 'nun ağlak seslendirmesine çoğu zaman tahammül edemedim. Bunda Rikuson' un şamarla dövülesi karakter yapısının da etkisi var elbette ki. Evladım bir harekete geç, bir kılıcını kaldır da işe yara. Etrafındakiler helak oldu seni idare etmekten.

Bu arada Komei ile Rikuson arasındaki öğrenci öğretmen ilişkisi dokunaklıdır. Benzer şekilde Komei-Shokatsukin arasındaki kan bağı ile kurulmuş ağabey-kardeş ilişkisine dokunaklıdır. Sonsaku - Shuyu bağı da dokunaklıdır. Taishijin- Ryomo öğrenci öğretmen ilişkisi göz yaşartır.

Benim en zayıf bulduğum bağ Rikuson- Ryoto bağı oldu bu da Rikuson kaynaklı muhetemelen.

Gelelim özel bölüm olan 26. bölüme;  Ryoto büyümüş delikanlılığa adım atmış. Mal tip olarak babasına benzeyeceğine ağlak Rikuson' a benzemiş üzerine de babasının cübbesini giymiş. Eh be salak oğlanım, anladık serideki temalardan biri kardeşlikte, babanın o karizması varken o Rikuson saçları ne be?

Neyse Sonken ve Ryomo' yu da görüyoruz da Kannei ile Shokatsukin nerede? Onlar nerede ha?

Tüm bunlar bir yana animenin açılış parçası olan Camino' dan Nostalgia' yı pek beğendim. Kapanış parçası da Miyano Mamoru' nun seslendirdiği Kuon. Dinleyin bence.

(Camino - Nostalgia)



Velhasıl Romance of Three Kingdom karakterlerinden ve aralarındaki bağlardan esinlenerek tarza oturtulmuş ve kendi kurgusallığını yaratmış bu anime ara sıra power rangers' a bağlasa da insanı pek rahatsız etmiyor. Ben beğendim -duygusal bağım var-



16 Kasım 2013 Cumartesi

Skip Beat! : Haksızlık Ettiğim Bir Anime Daha






Evet, Skip Beat' e haksızlık etmişim şimdiye kadar izlemeyi erteleyerek. Muhtemelen başka bir anime ile karıştırıp bekletiyordum. Çaresiz kaldığım bir gün izlemeye başladım ve o da ne ? Çok eğlendim!!

Kyoko adlı kızımızın feleğin sillesi olarak adlandıracağım (başka bir deyim bulamadım) bir durum neticesinde şov bizınıs dünyasına girmesiyle olaylar başlıyor ve nice ilginç ve birbirinden eğlenceli karakter ile tanışıyoruz.

Bu noktadan itibaren hemen karakterlere dönüyorum:

Mogami Kyouko: Ne mutlu ki bize, etrafındaki erkeklere yazan, aşk acısı çeken klişe anime kızından ziyade, 16 yaşında ne istediğini anlamaya başlayan, hafif çatlak, azmine hayran olunası ve içindeki nefret ve intikam duygusundan uzak durulması iyi olacak bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Çok eğlenceli.





Fuwa Shoutarou: Tam bir egoist, ne oldum delisi :) kyoko' ya yaptığı yamuğun da bu düşüncemde önemli etkisi olabilir tabii :) güzel çocuk ama çocuk işte.. Bu arada seeiyusu Miyano Mamoru olduğunu  belirtmeden geçemedim.









Tsuruga Ren: Şimdi böyle bir hakikat var itiraf edeyim :) iyi oyuncu, ilginç bir karakter. ne yazsam boş... ben etkilendim kendisinden :))
Daha bir sürü karakter var ele alınması gereken ama benim hepsini yazabilecek kadar sabrım yok ne yazık ki, hepsine özürlerimi sunuyorum.









Dediğim gibi bence çok eğlenceli bir seri. Bunun öncelikli nedeni karakterler ve durumlara verdikleri tepkiler ve bunların çizimleri bana kalırsa. Yani bir Kyoko yüz bin tane surat şekli gösteriyor.
Kyoko' nun şeytanları ve melekleri de ayrı bir konudur bana kalırsa. Şeytanların masa başında strateji değerlendirmesi yaptığı an unutulabilir mi?

Animede yer alan ve Miyano Mamoru tarafından seslendirilen, Fuwa Sho' nun parçası Prisoner (*);





Kyoko her ne kadar neşeli ve canlı olsa ve seri eğlenceli ve komik olsa da es geçilmemesi gereken nokta Kyoko' nun yapmaya çalıştığı iştir. 16 yıllık hayatının aslında hep başkaları üzerine kurulu olduğunu fark etmek, kendin için hiçbir şey yapmadığının farkına varmak gibi bir depresyondan sonra kendini tekrar aramak ve üstüne inşa etmek ve bunun için de oyunculuğu kullanmak  gibi bir durum bu kadar hafif anlatılabilirdi sanırım ki bu konuda oldukça başarılı anime (ve manga demeliyim ama okumadığım için burada geçirmek istemedim)

Bunun dışında oyunculuk anlamında verilen bilgiler, uygulama ve anlatımlarla hoş bir arka plan yaratılmış.

karaktere girmek, karakterle ilgili arka planı kendini süzerek ortaya çıkarıp buna göre yorumlamak, karakteri içselleştirebilmek, doğal oyunculuk,  inandırıcılık, karşındakini yönlendirmek, bir adım sonrayı planlayarak hareket etmek, karşında tanımadığın birinden gelebilecek tepkiyi ölçebilmek, doğaçlama esnasında karşındakinin düşüncelerini ölçebilmek ve herşeyden öte güven veren duruş...

Ne diyeyim, çok keyif aldım. Mangasını okumaya ömrüm yetmez muhtemelen ama bir ikinci sezon olsa tadından yenmeyecek sanki.

Açılış ve kapanış parçaları içersinde en beğendiğim Yusaku Kiyama' nın Eien' i (**);



http://www.youtube.com/watch?v=0odw3wg9SS4

**http://www.youtube.com/watch?v=BcKnoL78xws


19 Mayıs 2013 Pazar

Uta No Prince Sama Maji Love 1000%





Tavsiye üzerine başladığım bu seri iyi ki fazla uzun değildi. Özünde otome game  olan sonradan anime olarak uyarlanan seri fazla uzatmadan ilk sezonunu tamamlıyor.

İdol ve bestecilerin bir arada ders aldığı okula giren Haruka kızımız, yetenekli ama saf, sakar bir kızcağız. Okulda işte bir sürü şey oluyor ve kendisini bir sürü güzel erkek tarafından çevrelenmiş buluyor.

İnsanların tapabileceği kadar güzel ve yetenekleri olan bu idol adayları ise Haruka' ya saflığı, yeteneği ve kendilerine müzik aşkı verdiği için hasta oluyorlar (bak bak :P)

Birbirinden bencil ve farklı dünyada yaşayan, kendi sorunları olan bu oğlanlar bir şekilde Haruka' nın etrafında toplanıyorlar.

Müzik üzerine demiştim değil mi? Tamam kulağa hoş gelen parçalar var ama seri boyunca  kulak tırmalayan, sürekli ağlak bir sesle konuşan Haruka' da var. Karıştırmışlar; duygusal patlamalar ya da samimiyeti illaha ağlak sesle vurgulanmak zorunda değisiniz!! Gelin vazgeçin şu anlayıştan

Bu kadar saydırıyorsun madem niye izledin diye bir soru olabilir. Açıklıyorum bu seri ilk bölümde Hayato-Sama (esasında Miyano Mamoru) nun seslendirdiği "Nanairo no compass" adlı parça ile vurdu beni ey ahali. Vurmak ki ne vurmak! Duygusal olarak dengesiz yakalandım sanırım ki o bölümü yüz kere izleyip hızımı alamayışımı başka şekilde açıklayamıyorum.

Parçayı bulamadım bu hariç:


O ağlak Haruka ile aynı safa geçtim ya kendime diyecek söz bulamıyorum :)

Seriyi güzel kılan noktalardan bir tanesi seiyuular kesinlikle.

Haruka' yı geçiyorum.

Hijirikawa  Masato - Suzumura  Kenichi (misal Gintama - Okita Sougo, Ouran Koukou Host Club - Hitachiin Hikaru, Zombie Loan - Akatsuki, Chika)




Ichinose  Tokiya - Miyano Mamoru (misal Death Note - Yagami Light, Mobile Suit Gundam 00 - Seiei, Setsuna F, Ouran Koukou Host Club - Tamaki, Vampire Knight - Kiryuu, Zero)

Ittoki  Otoya - Terashima  Takuma ( Kokoro Connect - Aoki, Yoshifumi)

Jinguuji  Ren    - Suwabe, Junichi (Bleach - Jaegerjaquez, Grimmjow, Kuroshitsuji - Undertaker)



Kurusu, Shou - Shimono, Hiro (Baka to Test to Shoukanjuu-Yoshii, Akihisa, Nurarihyon no Mago - Kuromaru)




Shinomiya  Natsuki -Taniyama, Kishou  ( kendisi seslendirme sanatçılığının yanında aynı zamanda j-rock mensubu. )

Seiyuulara bu kadar değinmişken kendi ağızlarından seriye adını veren parçayı dinlemeden olmaz.



Son olarak Satsuki' nin müthiş parçasını anmazsam olmaz.

Orion de Shout out.



25 Kasım 2012 Pazar

Vampire Knight: Vampirler, Avcılar, Bir de sivri zekalı Yuuki





Yine çoğunlukla olduğu gibi arşive gömüp zamanından sonra izleyerek gündemi geriden takip ettiğimin göstergesi olacak şekilde geç izlediğim serilerden bir tanesi.

2008 animelerinden bir tanesi, teeeh yıl olmuş 2012... neyse benden başka geride izlememiş olan kalmadığını düşündüğümden hiç konu monu mevzularına girmeyeceğim...

Serinin çizimleri göze hoş gelen tarzdan...



Arabeske bağlayarak diyorum ki;  Zero o menekşe moru mudur, gri midir (renk özürlüsü olduğumu düşünüyorum!!) gözlerinden sen sorumlusun. Güzel ve cool bir çocuk şimdi hakkını yememek lazım ama ara sıra o ağlak zırlak tonda konuşmaları (burada seeiyu Miyano Mamaro ya selamlarımı iletiyorum)  adamın asabını bozuyor. İşte bu dakikalarda zaten günün geriliminin verdiği şiddete ve yetkiye dayanarak ekranın içine uçan tekme ile dalmak istedim... Hak veriyorum ama ben de insanım, tamam çocuk özünde safkan vampir avcılarından, dark side a geçmiş ikizi var, ailesi Shizuka tarafından öldürüldü, başında bir Yuuki belası var, vampire dönüşüyor ki vampirlerden nefret ediyor da yok benim yüzümden kör oldu ühühüh, yok bilmem ne ühühüh, zorlu bir hayat tamam  ama da neyse uzatmıyorum...Bir de kızları çok güzel korkutuyor...

Bu anime müziklerini kendisinden daha önce tanıdığım animeler kategorisinde... Şimdi On/Off un Futatsu no Kodou to Akai Tsumi ni dinlememiş olmak mümkün mü?



Yuuki: Aslında değinmek bile istemiyorum  diyecektim vazgeçtim. Değinmiyorum.



Kuran Kaname: Pure Blood efendi.. Gizli depresyon sahibi :P Yalnız... Yuukici :P Güzel çocuk ne diyeyim... En büyük silahı tokat atmak. Çat çut... Level atladığında Shizuka üzerinde gördük, gizli silahını çıkardı:P Tebrik ediyorum kendisini Shizuka ile çok büyük bir satranç oyunu çevirdi:P çok anlamlıydı.

Shizuka: Al insanları ye diye önüne attıkları sahnelerde ki bakışları ve duyguları hafiften duygulandırdı beni niyeyse... şaka maka serinin en yiğidi sayabilirim belki bu hatunu...

Ruka: İşte pek çok filmde, yapımda gördüğümüz acı çeken esas oğlanın yancı kızı.. Çok gıcık..Kain Akatsuki çok delikanlı çocukmuş...

En sevdiğim ikili:Shi Senri ve Touya Rima...

En göz alıcı:  Yagari Toga

En sevimli ve salağa yatan: Cross Kaien.

En centilmen ve ince ruhlu: Ichijou Takuma...

Kapanış...Kanon Wakeshima "still doll"



LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...