jrock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jrock etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2017 Çarşamba

10. Yıla Girerken - The End -



Eveeeet, bugün Tawannanna' nın yani bu bloğun doğum günü. 10. yılına giriyor ablaları, abileri, kardeşleri, arkadaşları ama soranlara "10. yaşımdan gün alıyorum fakat 9 yaşındayım" diyecek (ti).


Zamanında biraz can sıkıntısından, biraz boşluktan biraz da değişiklik olsun diye bu bloğa başlamıştım. O zamanlar anime, k-pop, efendim j-rock hatta bunları geçtim komple Uzak doğu bile pek tanınmazdı o nedenle biraz da paylaşım olsun, benim gibileri bulayım diye başlamıştım yazmaya.

Yıllar geçti... Gerçi ben pek üretken bir insan olmadığım için toplam içerik sayım çok yüksek değil ama olsun...



Artık bu bloğu sonlandırmanın bir zamanı geldiğine karar verdim ve bunun için  bu tarihi seçtim.

Tamamlayamadığım bir kitap maratonu olacak. Ben kitapları okumaya devam ediyorum gerçi ( 3- 4 kitabım kaldı ) ancak yorum yazılarımı buraya eklerim dersem yalan olur :) Tek eksik konu bu oldu.

Tüm bu süre içinde eğlendim, şahsen  güzel insanları tanıma fırsatım oldu, okudum, paylaştım. Sonuç olarak oldukça keyif aldım. 

 Bu zamana kadar burayı ziyaret eden herkese teşekkür ederim ^^

Buralarda bir okuyucu olarak olurum muhtemelen.



İletişim için twitter ya da mail yolunu kullanabilirsiniz.

Kendinize iyi bakın ^^

Aksi bir durum olmadığı sürece  "The End" diyorum. 


^^







22 Eylül 2017 Cuma

Owari No Seraph: Anime





Owari No Seraph, shounen izleme isteğimin tavan yaptığı günlerde elime geçti. Birinci sezonu 12 bölüm olan 2015 animelerinden bir tanesi. İkinci sezonu Owari No Seraph: Nagoya Kessen-hen de 12 bölüm ve 2015 yapımı.

İzlemeye başlamadan önce seri hakkında pek bir fikrim yoktu. Bir manga cahili olarak mangası hakkında da izledikten önce ve sonra olmak üzere bir bilgim yok.


Animede bir virüs nedeniyle dünyanın sonu geliyor. Anlaşılıyor ki insanların yaptığı bir deney insanlığın elinde patlamış. 12 ya da 13 yaşın üzerindeki ( yaş kısmını net hatırlamıyorum) herkes pert oluyor. Bu yaş sınırının altındakilerin ise virüse doğal bağışıklığı var ki onları etkilemiyor. Vampirler toplayabildikleri çocukları toplayarak onlara güvenlik vadediyor. Zaten "korumaya aldık" diyorlar. Karşılığında ise kendi ortamlarında bu çocukların kanlarından besleniyorlar. Karşılıklı fayda ilkesi güdülüyor ama bu söylediklerime kanıp "ayyy görüyor musun, vampirler ne kadar hoş" demeyin. Çocukları bir nevi uzun ömürlü besin kaynağı olarak görüyorlar ve buna göre davranıyorlar.



Ana karakter Yuu ise bu patlamaya kadar bir yetimhanede sıkı sıkıya bağlı olduğu bir grup çocuk ile yaşarken, vampirler tarafından "ailesi" ile yani diğer çocuklarla alınarak bir gıda aracına dönüşenlerden bir tanesi. Gün geliyor, Yuu' nun arkadaşı olan Mika "Hadi kaçalım" diyor ancak karşılarına vampir asilzadelerinden Ferid çıkarak hepsini öldürüyor. Mika' nın çabası ile Yuu koşarak "mahvoldu, yaşayan hiçbir şey kalmadı" denilen dünyaya kaçmayı başarıyor ama o da ne? Dünyada kalan bir yaşam varmış!!



Dünyaya çıkan Yuu, Guren adlı bir komutan tarafından bulunuyor. Ailemin kanını yerde koymayacağım diyerek vampir kesmeye ant içen Yuu, Guren' in de parçası olduğu Japan Demon Army' e girerek tam anlamıyla vampir kesebilecek duruma gelebilmek için çırpınıyor. Bunu bir şekilde başarırken yeni arkadaşlar ve kendince yeni bir aile kazanıyor. Vampirler ve insanlar savaşı devam ediyor bu esnada vs...






(Silahlarını kapan ve 5 kişilik ekibi tamamlayan çocuklarımız mutlu)



Ben ilk sezonu daha keyifli buldum. Özellikle Mika' nın yalnızlığından etkilenmediğimi söylersem yalan söylemiş olurum.Her ne kadar ilk sezon olay ve durum tam olarak açılmamış olsa da karakterlerin ortaya çıkışı bir keyif veriyordu.


İkinci sezon da fena değil ama özellikle Yuu' nun tam anlamıyla mala bağlaması, ilk sezon eğlenceli bir karakter olan Shinoa' nın vasıfsız bir dadıya dönüşmesi, herkesin başka adam yokmuşçasına "Yuu"ya odaklanması, Mitsuba, Yoichi ve Kimizuki' nin iyice geri plana atılması baydı.



Haa, bakın bu ikinci sezondaki Yuu konusunu biraz açayım. Diğer adamlar ölüyor ediyor kimseden gık yok. Yuu' nun kolu çiziliyor bunlar özellikle Shinoa "Yuu" diye koşturuyor. Sayın arkadaşlar, bakın; Kimizuki' nin kardeşi ne olduğu belli olmayan bir şeye dönmüş, kimse çocukla ilgilenmiyor sadece "Yuu" diyor. Mika form değiştirmiş, yıllarca vampirlerle yaşamış etmiş kimse Mika'ya acımıyor da hala Yuu' ya üzülüyor. Yani anlam veremedim.



(Mika'yı (Ono Kensho) sevdim ben. Özellikle birinci sezonda ayrı bir sempati duydum)




Bu ve benzeri nedenlerden dolayı ilk sezon bana göre daha hoştu.


Bunu dışında aslında eğlenceli karakterler var, aksiyon potansiyeli çok yüksek, ne bileyim konu bir yöne gidiyor ama bir yerlerde bir sıkıntı var.


Neyse seride iyi ki Guren var. Serinin - iki sezon için konuşuyorum- kendisini en çok izlettirebilen karakteri Guren bana kalırsa.



(Guren (Nakamura Yuuchi) sevilmeyecek karakter değil ama çok ucuzdu ya...değil mi?)




         

( Ferid' i  (Takahiro Sakurai )sevmemekle birlikte hakkını yiyemem, seriye bir renk getiriyor. Soyadını da Bathory yapmış ^^)






(Veee Crowley (Kenichi Suzumura). Bazen aptal gibi görünüyor ama aslında olmadığını da gösteriyor. İkisi arasında canı nasıl isterse öyle takılıyor. Eğlenceli mi? Evet)



Anime konusunda bir kısım şikayetim olsa dahi, bu kadar söylendiğime bakmayın. İzlerken eğlendim diyebilirim. Belki de o andaki shounen krizime iyi geldiği içindir. Yine de çok kötü bir anime olduğunu düşünmüyorum. Ammaaaa... 3. sezon gelmezse ve burada keserlerse bozuşuruz.


Tüm bunların dışında Owari no Seraph' ın birinci sezonu içinde bir mücevher taşıyor; kapanış parçası Scapegoat. Sawano Hiroyuki imzası taşıyan ( bu adamın yaptığı kötü bir parça var mı?) ve Rock grubu Survive Said The Prophet' ten Yosh' un seslendirdiği parça çok çok güzel. Animenin kapanışına da cuk oturmuş.







15 Eylül 2017 Cuma

Nanatsu No Taizai (Anime): Yedi Ölümcül Günah





2014 animelerinden olan Nanatsu No Taizai 24 bölüm. Ben henüz mini sezonunu izlemedim. Birinci sezonu tamamlamışken taze taze geleyim dedim. Bu arada benim zaman zaman oluşan müthiş yer değiştirmelerim ve hatalı çağrışımlarımın kurbanı olan anime ve filmler vardır. Fark ettim ki Nanatsu No Taizai da buna kurban gitmiş. Nanatsu No Taizai' yı hangi anime ile karıştırdığımı söylemeyeceğim zira çok saçma ve komik.



Nanatsu No Taizai'da olaylar farklı bir evrendeki Britannia'da geçiyor. Britanya olur da şövalye olmaz mı, olur. Şövalyeler var. Bunlar, krallığı özellikle insan olmayan kötülerden korumayı amaçlıyor. Zamanında bu şövalyelik kurumu içerisinde yedi kişiden özel bir ekip kurulmuş. Bu kişilerin hepsi bir günahı temsil ediyor. Kaptanları  Meliodas ancak animenin geçtiği tarihten 10 yıl önce bazı olaylar olmuş ve Nanatsu No Taizai adı verilen grup krallığı düşürmeye çalışan hainler olarak damgalanmış ve ortadan kaybolmuşlar.





(Animenin müzikleri çok hoş)




10 yıl sonra krallığın üçüncü prensesi olan Elizabeth,  Nanatsu No Taizai' yı bulmak için saraydan  kaçıyor çünkü şövalyeler kralı ve prensesleri hapsetmişler ve kutsal bir savaşa hazırlanıyorlar. Elizabeth ise şövalyelerin bu tutumunu değiştirebilecek tek gücün biraz da düşmanımın düşmanı dostumdur düsturundan esinle Nanatsu No Taizai olduğunu düşünüyor. Neyse, Elizabeth önce kaptanı buluyor sonra birlikte diğer üyeleri buluyorlar.


Bazı ince detay ve bağlantıları iyi düşünülmüş, izlemesi eğlenceli, kolay izlenebilen bir anime Nanatsu No Taizai.







Bu sezonun içinde bu ekibin 7. üyesi ortaya çıkmamış olsa da bu ekip içerisinde en eğlenceli bulduğum karakter Ban (Suzuki Tatsuhisa) oldu. Gerçi King de çok şeker ^^



Açılış parçalarından ilki Ikimonogakari' ye ait, güzel parça ancak benim favorim ikinci açılış parçası.

Man With A Mission/ Seven Deadly Sins









Şövalyeler arasında Hauser candır.





Ayrıca Gilthunder da (Miyano Mamoru)  güzel karakter  ^^ 


Kapanışlar arasında tercihim; 7 -seven - FLOW x GRANRODEO 





İzlediğime pişman mıyım? Hayır. Şimdi şu mini seriye göz atayım ^^





24 Ağustos 2017 Perşembe

Crisis Koan Kido Sosatai Tokusohan: Japon Dizisi




Crisis, 2017 yapımı 10 bölümlük bir Japon dizisi. Bu diziyi bitirmiş olmanın hüznünü yaşamaktayım zira oldukça sarmıştı.

Polisiye bir dizi olan Crisis içinde odak noktamız Tokyo Metropol Emniyetine bağlı kamu güvenliği bürosu içinde oluşturulmuş özel bir birim. Bu ekip direkt olarak büro sekreterinin altında görev yapıyor ve ekibin öncelikli amacı politik krizlerin yaşanmasına engel olmak. Şöyle ki misal şantaj yapan teröristleri ortadan kaldır, suikast girişimi varsa engelle gibi,  kısaca görev tanımı ülkeyi çıkabilecek bir politik krizden koru.




Ekip 5 kişiden oluşuyor ve bunların hepsi en üst müdürleri tarafından özel olarak seçilmiş ve bir süre birlikte eğitim almışlar. Her birinin ayrı bir uzmanlığı var. Biri hacker, biri bomba uzmanı gibi. Ortak iki adet özellikleri var; özel hayatları normalden kötü ve hepsi kariyerlerinin veya hayatlarının bir bölümünde patlamış.





Mitsunari Yoshinaga (Tetsushi Tanaka)  ekibin lideri. İş bağlantılarının yanında sahada da becerikli olduğu görülüyor. Bunun ötesinde kişilerin tepki ve reaksiyonlarını izleyerek veya buna zorlayarak bilgi alma ve sorgu teknikleri konusunda uzman.





Saburo Tamaru (Hidetoshi Nishijima) Ekibin ağır abisi. Inami ile beraber ekibin kolları yani vurdu kırdı, kavga dövüş, koşturmaca gibi aksiyon gerektiren konularında ileri gelen iki isim. Bu elemanın tam hikayesi ortaya çıkmadı ama diğerleri gibi ağır bir karanlık dönemi var. Uzun yıllar kamu güvenliğinin çeşitli bölümlerinde özellikle de dış işlerinde çalışmış. Tamaru 10 bölüm içine çok az güldü, dişlerini göstermedi bile ama ağır abilik görevini şefkatle yerine getirdi.





Akira Inami (Shun Oguri) Shun Oguri bu dizide biraz daha ağır abi ya da kasvetli polis rolünden sıyrılıp, insancıl ve fırlama sayılabilecek bir karaktere yönelmiş çünkü ekipteki ağır abilik rolü Tamaru' ya düşmüş. Bu arada Tamaru ile Inami' nin kimyası birbirine dizinin gerektirdiği durum itibari ile çok uymuş. Birinin geçtiği yollardan yeni geçen (her ikisi de tecrübeli çalışanlar olsa da) iki ekip arkadaşının arasındaki ilişki diyaloğa fazla dökülmeden karşıya güzel geçirilmiş. Inami için daha insancıl dedim ama O'nun geçmişi ortaya çıktı, biraz karanlık ve buhranlı bir dönem içeriyor. Fazla detaya girmeden bu ekibe katılmadan önce ordunun özel kuvvetlerinde bir asker iken şüphelere düşen ve yaptığı işi sorgulamaya başlayan en sonunda da dayanamayan bu elemanı içinde yüzdüğü boşluktan bu ekibi kuran kişi çıkarıyor sayılır.


Şimdiye kadar Shun Oguri' nin yer aldığı diziler beni haksız çıkarmayıp hep tatmin etmişti. Crisis için de durum böyle oldu. Fakat diziler diyorum sadece. Filmler konusunda yakın zamanda bir Terra Formars örneği var mesela. Tamam suçu  O'na yıkamam gerçi ama olsun ^^ Gintama' yı izlemeye korkuyorum mesela :)


Ekip ayrıca bir adet bomba uzmanı ve bir adet hackerı kapsıyor ki onların da ekip içindeki yeri önemli.

Dizi akıcı, kolay izlenebilen, yeri geldiğinde eğlenceli bir hava yakalayan ve güzel aksiyon koreografilerine sahip olan bir dizi olmakla birlikte aslında karanlık bir havaya sahip. Aksiyon eksik olmuyor ama esasında biraz daha bu çizgide görev yapanların psikolojik ve zihinsel durumlarına odaklanıyor denilebilir. Çünkü hem geçmişleri hem de karşılaştıkları olaylar karşısında sisteme karşı öfkeleri artan, adalet kavramını sorgulamaya başlayan, biz napıyoruz sorularına yönelen
bu ekip ve diğerleri gayet iyi biliyorlar ki kullan- at önemine sahipler. Diziyi karanlık yapan yön ise biraz sistem sorgusu ve  sistemin insanlar üzerindeki etkisine yönelmiş olması. Dediğim gibi bu ekip üzerinde bakılırsa bunlar ülke menfaati için politik krizleri önlemekten sorumlular ama bölümlerde işlenen olaylar bunlara biz ülkeyi mi koruyoruz yoksa bir kısım politikacının şahsi menfaatlerini mi sorusunu sorduruyor. Zaten dizinin ana noktası bu. Burada da yorum izleyene bırakılıyor. Yine dizinin biraz epizodik ilerliyor olması da dizideki kötü veya sistemin düşman olarak tanımladığı kişilerin o noktaya gelmesindeki nedenselliğini de vermek sanırım.


Kötüler denince (bu kelimeyi genel bir tanımlama amacıyla kullandım) dizinin en karizmatik kötüsünden  bahsetmeden geçemeyeceğim.





Nobuaki Kaneko' nun  Yuki' si diziye bir tat katmış ve karizmatik şimdi yani. Bu arada bildiğiniz gibi Nobuaki Kaneko aynı zamanda J Rock grubu RİZE' nin davulcusu.


Crisis' i izlerken ben büyük keyif aldım. Oldukça akıcı. Sonunu ucu açık bıraktılar sanki devamı gelecekmiş gibi. Gelir mi bilmem ama gelirse kesin izlerim. Tavsiye ederim.


Bu arada dizinin müzikleri çok güzel...

20 Mart 2017 Pazartesi

Bungou Stray Dogs (Anime): 2. Sezon






Bungou Strays Dogs' un 2. sezonu da ilk sezonu gibi 12 bölüm ve 2016' da tamamlanan animelerden.
İkinci Sezonun tamamlanmasını bekledikten sonra oturdum, izlemeye başladım. Karşımda bulduğum ilk sezondan daha karamsar, daha karanlık bir sezondu. Özellikle ilk dört bölüm... Bu demek değil ki anime kökten şekilde ton değiştirmiş. Espriler ve karakterler yine yerli yerindeydi. Şahsen ben ikinci sezonu daha fazla beğendim.



Bu sezon  animeye giren yeni karakterler var. Birinci sezonun sonunda The Guild ekibinin gelişi haber verilmişti zaten. Böylece şehirde, polisi ayrı tutarsak, üç farklı grup olmuş oldu. Port Mafia, Detektif Acentası ve The Guild.





Yurt dışından gelerek Yokohama'ya hakim olmak isteyen The Guild ekibinin karakterlerine bakacak olursak;

Francis Fitzgerald (Takahiro Sakurai ): Yabancı bir organizasyon olan The Guild' in lideri olan Francis Fitzgerald  şehirdeki tek güç olmayı amaçlamak ile birlikte gizli ajandasını animenin sonlarına doğru açıklıyor. Animede Fitzgerald' ın gücü The Great Gatsby (Muhteşem Gatsby).
Bungou Stray Dogs' un en önemli özelliği karakterlerinin Japon ve dünya edebiyatının önde gelen yazarlarının adlarını ve güç olarak bu yazarların eserleri ya da eserlerindeki karakterlerin isimlerini kullanması. Bunları sadece kullanmakla kalmayarak bir şekilde animedeki karakterlere de oturtuyor. Francis Fitzgerald ve diğer tüm The Guild ekibi de bu şekilde.  (Dedektifler ve Port Mafia burada)






Çoğunluğun bildiği üzere gerçek zamanda Francis Scott Fitzgerald Amerikalı bir yazar. En popüler eseri ise ölümünden daha sonra popülerlik  kazanan Muhteşem Gatsby.


Francis Scott Fitzgerald, varlıklı bir kişi değilken yazdığı bir kısım hikaye ve roman ile iyi para kazanmaya başlıyor. Animede de değinildiği üzere Zelda ile evleniyor. Zelda para harcamayı seven bir kadın ve gerçekten bir süre sonra ciddi bir şekilde ruhsal problemleri iyice su yüzüne çıkıyor ve şizofrenisi tavan yapıyor.

Fitzgerald' ın Türkçe olarak bulabileceğiniz kitaplarının bir kısmı şöyle;

Muhteşem Gatsby

Benjamin Button' un Tuhaf Hikayesi ( Bir kısmınız hatırlar belki, bu öykü  aynı zaman da sinemaya da uyarlandı. Tarihini hatırlayamıyorum ancak filmin yönetmeni David Fincher' dı ve Brad Pitt, Cate Blanchett gibi isimler yer alıyordu filmde. Aynı zamanda sinemaya gittiğim en ilginç toplulukla izlediğim film olma ünvanını elinde bulunduruyor.)

Son Düş

Güzel ve Lanetlenmiş

Animedeki Fiztgerald' ın üzerinde ve arka planında  hem yazarın hem de Muhteşem Gatsby' nin izleri görülüyor.







John Steinbeck (Kengo Kawanishi ) Animedeki  The Guild üyesi John Steinbeck, sevimli ve rahat gözüken bir çiftçi çocuğu. Zaman zaman oldukça soğuk ve acımasız da olabilen John Steinbeck' in gücünün adı Gazap Üzümleri. (Şaşırtıcı değil mi? ^^)


Animedeki karakter adını Amerikalı yazar John Steinbeck' ten alıyor.  Ödüllü ve en bilinen eserleri, edebiyat ile haşır neşir olan herkesin bildiği, Gazap Üzümleri ve Fareler ve İnsanlar. Ortaokul zamanıma kadar yazarı soyadından dolayı Alman sandığım bir gerçek. Ne bileyim, "Steinbeck" pek bir Almanvari geliyordu ki konu açıldığında bu algımı gülerek annem ve babam düzeltmişti. Yine o yaşlarda ilk kez elime aldığım kitabı Gazap Üzümleri idi. İlk günler biraz eziyet haline gelmişti kitap, bitirince rahatlamıştım. İlerleyen yıllarda tekrar okudum tabii ki. Fareler ve İnsanlar' ı, kendime teşekkürler, lise yıllarıma denk getirmeyi başarmıştım.  Bunların dışında Bitmeyen Kavga' yı da herkese tavsiye edebilirim.

Animeden fazla ayrılmamak için tüm yazarların tüm kitaplarının üzerinde tek tek durmak istemiyorum. Steinbeck' in Türkçe bulabileceğiniz diğer bazı kitapları şöyle;

İnci, Uzun Vadi, Tatlı Perşembe, Altın Kupa

John Steinbeck, küçük yaşlarından itibaren tarla ve çiftliklerde çalıştığı için işçi sınıfı içinde sayılır. Eserlerinde ağırlıklı olarak bunlara değinir. Bu nedenle Fitzgerald ile hayata bakış açılarında daha doğrusu onu yorumlayışlarında bir fark olması normal. Aynı zamanda  zıtlıkların birlikte var olup olamayacağı konusunda da bir ayrılıkları var genel anlamda.


Animede Steinbeck her ne kadar Fitzgerald için çalışsa da aslında O'ndan ve tarzından pek hoşlanmadığı animenin sonlarında açığa vuruluyor. Bunun da arka zemini (yukarıdakiler nedeniyle) mantıksal bir boyuta oturmuş oluyor (bence). Yani ben keyif aldım bu bağlantıdan.


Howard Philipps Lovecraft (Shunsuke Takeuchi) Animede Steinbeck' in ortağı, The Guild üyesi Lovecraft çoğunlukla tembel ve uyumayı düşünen bir karakter olarak görülüyor. Garip bir gücü var^^



Amerikalı bir yazar olan Lovecraft' ın ise geride bıraktığı pek çok eseri var.  Ağırlıklı şekilde korku edebiyatının önde gelenlerinden olan Lovecraft, kendisinde sonra gelen pek çok yazara ilham kaynağı olmuş  etkileyici bir yazar.


Hem gerçek hayatında annesinin akıl hastalığı ve üzerindeki etkileri hem de kendisinin aşmış hayal gücü hakkında da animede ufak bir gönderme var. Diyorlar ki karakterlerden birine ; "Sen bu zihin kontrolü gücünü Lovecraft üzerinde mi kullanıyorsun? "


Ayrıca mangada nasıl çizilmiş bilmiyorum ama animede karakterin yüzü bir şekilde biraz  H.P Lovecraft' ı anımsatacak şekilde çizilmiş.


Yazarın pek çok eseri, hikayesi var ancak Cthulhu Mitosunun yeri başka. Lovecraft' ın yarattığı kurgusal evreni ve içindeki tüm hikayeleri içeriyor. Bu dünyada Yüce Eskiler (The Great Old Ones) var ve bunlardan bir tanesi de Cthulhu.


Animede Lovecraft' ın kullandığı güç The Great Old Ones. Tüm bunlara bağlı olarak, Dazai ve Nakahara'  nın dediği gibi bunun aslında bir güçten ziyade çok daha kadim ve farklı bir şey olması da bu şekilde mantıksal bir zemine oturuyor ve hoş bir saygı gösterisi olmuş bana kalırsa.



Loisa May Alcott: Animede The Guild' ın stratejisti, utangaç bir karakter. Stratejilerini, tüm olasılıkları göz önüne alarak (edindiği bilgiler kadarıyla) senaryolaştırıyor ve The Guild bunu uyguluyor.


Loisa May Alcott da Amerikalı bir yazar. Küçük Kadınları bilirsiniz, kendisinin eseri. Bunun dışında hayatı boyunca kadın hakları için çalışan biri.


Mark Twain (Yoshino Hiroyuki )  The Guild' in az görünen ancak en sempatik elemanlarından bir tanesi. Keskin nişancı olarak arz-ı endam eden Mark Twain' in gücü (ikili) bilin bakalım neler? Doğru bilmişsinizdir... Huckleberry Finn ve Tom Sawyer :))



Tom Sawyer' in Maceraları ve Huckleberry Finn' in Maceraları Amerikalı yazar Mark Twain' in en çok bilinen iki eseri. Animede hem Tom hem de Finn çok tatlı. Çocukluğumda keyifle okuduğum kitaplardı. Bu ikisinin dışında da keyifli kitapları mevcut doğal olarak.


Bu yazı gittikçe daha da uzuyor onun için The Guild ekibini şimdilik burada keseceğim. Değinmediklerim kusuruma bakmasın, olur mu ^^ Belki daha sonra , ileride bir gün...

(Şu tembellik,üşengeçlik problemim olmasa iyi insanım aslında :P)


The Guild animeye girince şehirdeki güç odağı üç tane oluyor. The Guild kendi hakimiyeti istemekte, Port Mafia bunu kabullenmez, Dedektifler de bu ikisi kapışırken etrafın zarar görmesini istemez. Port Mafia ve The Guild zaten dedektifleri istemez. Gizli bir güç daha var aslında, özel güçlere sahip polis birimi ancak onlar pek karış(a)mıyorlar. Bu üçgendeki güç mücadelesi 2. sezonu oluşturuyor. Ancak bu üçlü mücadele başlamadan önce anime, tüm bunlardan daha farklı bir öykü ile açılıyor. 2. sezonun ilk dört bölümü Dazai Osamu' nun geçmişini ve Port Mafia günlerini anlatıyor.






Port Mafia' nın en genç yaşta uzman olmayı başarmış elemanı, patronun neredeyse sağ kolu, etrafındakilerin ve adamlarının çekindiği bir karakter olarak görüyoruz Dazai Osamu' yu. İntihar isteği var olmak  ile birlikte karakterin tonu birinci sezondakinden daha farklı. Normal gevşek haline bir nebze döndüğü zamanlar bir barda yine Port Mafia elemanları olan Sakunosuke Oda ve Ango Sakaguchi ile içtiği zamanlar. Sakunosuke Oda, gücüne rağmen organizasyonun en alt tabakasında yer alan ( kendi tercihi ile) bir üye iken Ango ise organizasyonun istihbarat elemanı.



Gerçek hayatta da Dazai Osamu, Ango Sakaguchi ve Sakunosuke Oda' nın arkadaş olmaları, animedeki bu üçlüye bir anlam kazandırıyor. Bu arada animede gördüğümüz Bar Lupin yani animede bu üçünün içtiği bar gerçek bir mekanmış. Dönemin edebiyat etiketlerine uymayarak, kendilerine göre takılan ve birbirleri ile ilişki içinde olan yazarlar bunlar.


Animenin bu ilk dört bölümü her ne kadar Dazai Osamu' nun geçmişini anlatsa da parlayan yıldızı Oda Sakunosuke. Karakter zaten karizmatik ancak animeye inanılmaz bir ağırlık (olumlu anlamda) getiriyor.






İzlemeyenler için gereksiz detay vermek istemediğim için buraya kadar kuşbakışı yazdım. İlerleyen satırlar izlemeyenler için gereksiz bilgiler içerebilir.



Tarih içinde  Dazai Osamu ve Sakunosuke Oda arkadaşlar. Oda' nın ölümünde sonra Dazai' nin inanılmaz şekilde kırıldığı ve karamsarlığa düştüğü yazılıyor.


Animedeki Sakunosuke bir kiralık katilken  bir adamın kendisine verdiği öğüt ile yazar olma hayali kuruyor. Bu nedenle öldürmekten vazgeçiyor çünkü "yazar yazarak hayat verir" gibi bir şeyler söyleyen adamı kabulleniyor ve can alırsa yazarlığa hakkının kalmayacağını düşünüyor. Oldukça basit ve naif bir hayal onunki. Çok çocuksu ancak bir o kadar gerçek ve bu hayali için elini kana bulamadan para kazanmaya çalışıyor. Dazai' nin içindeki boşluğu en iyi anlayan insan olduğu da söylenebilir. Gelin görün ki işler istediği gibi gitmiyor ve sıra geliyor 2. sezonun dördüncü bölümüne...


Bu bölüm belki mükemmel değil ama 2016 animeleri içindeki en iyilerden bir tanesi. Oldukça sembolik, oldukça estetik, oldukça akıcı ve etkileyici.





Oda' nın karşısına çıkan kişi Gide  (  Miki Shinichiro ). Askerleri ile birlikte Avrupa' da cefakarca savaşan ancak politikacılar tarafından bir anda satılarak vatan haini ilan edilen ve Avrupa' dan kaçmak zorunda kalan profesyonel askerler ve bunların lideri. Aradıkları şey anlamlı bir ölüm.


Pek çok kişi gibi animedeki Gide' nin Andre Gide olduğunu düşünüyorum. Adı da öyle geçiyor zaten. Andre Gide' nin buradaki gibi askeri bir geçmişi yok ancak yine de Oda vs Gide' yi anlamlı buldum.
Bir yazar ve bir kişi olarak Oda, sosyal normlara uymaktan kaçınan, toplumun dışladığı ya da topluma uymak istemeyen biri. Keza Andre Gide  de hem eserleri hem kişiliğiyle sosyal normlara kendi zamanı içinde karşı çıkmış ve uymamaya özen göstermiş biri. Aynı zamanda Andre Gide sıkı bir dini eğitim görmüş biri bu da animedeki Gide' nin İncil' den alıntılar yapmasını anlamlı kılıyor.
Ve yine bu ikisinin animede karşılaşması ve hatta aynı güce sahip olmaları insanı keyiflendiren bir detay oluyor benim için.



Ve yine bu bölüm, estetiğinin dışında sembollerle dolu. Hepsini tek tek oturup sayamam, sabrım kaldırmaz ama en bariz olanı Oda' nın tek dostu olan Dazai' ye vedasında "İçindeki boşluğu hiçbir şey dolduramaz. İyi ve kötü senin için bir şey anlam ifade etmiyor biliyorum. Bu boşluğu da ne kötülükle ne de iyilikle doldurabilirsin ancak en azından insanları kurtaran tarafta ol. Asla değişmeyeceksin ama en azından iyi tarafta olursun" (Yazamadım ama animede çok manalı duruyor) sözlerinin ardından o zamana kadar tek göz bandajlı olan Dazai' nin bandajının çözülerek çift taraflı  bir perspektife dönüşmesi..


Bu arada, Oda' yı yazarlığa yönelten ve detektiflik bürosunun kurulmasında katkısı olan, kim olduğu çok az görülen adam Souseki Natsume. İki sezonda da etrafta dolaşan kedileri de göreceksiniz. Bu da Natsume' nin Japon Edebiyatındaki öncü rolü ve ardından etkilediği yazarları  temsil etmesi bakımından sembolik bir özellik taşıyor.




Neyse, çok uzattım. Toparlamak gerekirse, 2. sezon ilk sezondan biraz daha karanlık ancak yine de içindeki eğlenceyi yitirmiyor. İkinci sezonu beğendim ben ama özellikle ilk dört bölümü.




(Animenin kapanışlarından biri. Luck Life / Watashi no namae wo yobu yo)






15 Ocak 2017 Pazar

Bungou Stray Dogs (Anime): 1. Sezon




2016 animelerinden Bungou Stray Dogs' a beklentim olmadan başlamıştım. Kafka Asagiri' nin mangasından uyarlama bu anime bir çırpıda bitirilecek bir yapım olmuş. Her zaman olduğu gibi manga hakkında bir bilgim yok. Anime açısından bakarsak bu konuda hiç bir şikayetim yok. Belki de ben sıkıntıdan kusacak durumda olduğum bir zaman denk getirdiğim için keyif alarak izledim. Çerezlik bir anime zaten.


Özel güçleri olan insanların etrafında dönen animede, bu insanların çoğu ya mafyaya dahil oluyor ya da dedektiflik acentesine. Atsushi Nakajima' da yetimhaneden kovulduktan sonra tanıştığı iki dedektif sayesinde dedektiflik kariyerine başlayarak bu dünyaya giriş yapıyor.

Açılış parçası GRANRODEO' dan "Thrash Candy" . Güzel parça.





Seslendirme kadrosu güzel, bu da Bungou Stray Dogs' un artı özelliklerinden bir tanesi. Bir tek Naomi' nin (Omigawa Chiaki) sesi kulaklarımı tırmaladı. Onun dışındakileri huşu içinde dinledim.


Animenin tatlı bir özelliği daha var. Karakterlerin çoğunun isimleri gerçek yazarlardan ya da bu yazarların eserlerindeki karakterlerden geliyor. İzlerken bir iki tanesini yakalamıştım ama emin değildim. Doğruymuş.





Atsushi Nakajima: (Uemura Yuto ) Adını Japon yazardan alan animenin ana karakteri. Eğlenceli bir karakter.




Dazai Osamu: (Mamoru Miyano) Muhtemelen animenin en eğlenceli yeri geldiğinde en cool karakteri. Mamoru Miyano' nun  katkısı büyük. İzlerken eğlendim.


Diğer taraftan Osamu Dazai, Japon Edebiyatının önde gelen kurgu yazarlarından. Pek çok kez intiharı deneyen yazar sonunda başarılı oluyor. Önemli eserlerinden biri olan Ningen Shikkaku, İngilizce haliyle No Longer Human aynı zamanda -yanlış hatırlamyorsam - animedeki Dazai' nin gücünün adı. Kitap İnsanlığımı Yitirirken adıyla Türkçe haliyle de bulunabilir.






Doppo Kunikida ( Hosoya Yoshimasa ) Dazai' nin ortağı, idealler insanı. Dazai ile iyi ve eğlenceli bir ikili oluşturduklarını kabul etmek lazım. İdealler konusunda zaman zaman sıkıntı verici olsa da izlemesi keyifli bir karakter. Hosoya Yoshimasa' nın  da etkisi büyük.

Öte yandan Doppo Kunikida, naturalizm bayrağı taşıyan Meiji dönemi yazar ve şairlerinden.





Ranpo Edogawa (Kamiya Hiroshi ) Büronun eksantirik dedektifi. Sağolsun,  Kamiya Hiroshi   de dinliyoruz sayesinde. Polisin çözemediği cinayet ve kaçırılma olaylarının uzmanı.


Edogawa Ranpo,  Japon Edebiyatında gizem-kurgu tarzının önde gelen yazarlarından ve bir eleştirmen. İsimde  Edgar Allan Poe çağrışımı var diye bir kanal açılmıştı beynimde izlerken ama saçmalama Tawannanna  diye o kanalı kapatmıştım ki aslında açılan kanal kendince haklıymış zira yazar, bir Edgar Allan Poe hayranı olarak kullandığı bu isimde O'ndan esinlenmiş. Gerçek ismi Hirai Tarou.


Ranpo karakteri klasik bir detektif profili gösteriyor, giyim tarzı da dahil olmak üzere. Piposu da olsa tam Sherlock Holmes diyeceksiniz ki yazar aynı zaman da Sir Arthur Conan Doyle' dan da esinlenmiş hayatı boyunca. Bu şekilde Ranpo karakteri de oturmuş oluyor.


Bu böyle devam ediyor...  Gelelim mafya ekibine;



Ryunosuke Akutagawa (Kensho Ono) İlk anlarda mafyanın en tehlikeli üyesi olarak tanıtıldı. Kensho Ono  ile de keyifli olmuş.


Özellikle hikaye/öykü alanında önemli bir yazar olan Ryunosuke Akutagawa' nın eserlerini Türkçe olarak bulmak mümkün. Adına ödül de verilen yazarın Rashomon ve Kappa' sı Türkçe olarak bulunuyor. Rashomon aynı zaman da animede Akutagawa' nın gücü.






Chuya Nakahara ( Taniyama Kishou ) Akutagawa her ne kadar karizmatik olsa da bölümler ilerledikçe atarlı ergen modunun öne çıkmasından mütevellit mafya ekibinde en sevdiğim karakter Nakahara oldu. Ayrıca moda anlayışını da takdir ettim ancak bunun daha derin bir göndermesi var doğal olarak.


Chuya Nakahara ayn zamanda Japon edebiyatında adı geçen önemli şairlerden biri.


The Gulid ekibinde ise görülen iki kişi var fakat 2. sezonda değinmek daha iyi olur bunlara.


Haydi bakalım  2. sezon gelsin...

10 Ocak 2017 Salı

Bir 2016 Değerlendirmesi






Şaka maka 2017 geldi. 21. yy.' da yıllar hızla ilerlerken mümkün olsaydı 60'ların, 70'lerin bilim-kurgu yazarlarına hissiyatlarını sormak isterdim. Gerçi, bu yazarları çok takdir ediyorum.


Yeni bir yıla girerken  2017' nin hepinizin dileklerinin gerçekleşeceği bir yıl olmasını dilerim.
2017' nin bu ilk yazısında, Tawannanna 2016 yılında ne yapmış bir bakmak istedim. Klasik şekilde sadece en fazla okunan ve en az okunan yazıları ele alacağım, hem de iki ay (doğum günü) içinde şuradaki sıralamada bir  değişiklik var mı, ona bir göz atacağım.


2016 yılının en çok okunan yazıları:


1- Dragon Blade: Bir Film ve İpek Yolu

Yerini  kaptırmamış.

2- Ouroboros: J Drama

Bu Japon dizisine bir göz atın derim.

3 -  Kitap - Birim 701: Rüzgarı dinleyenler (Mai Jia)

Mai Jia'nın kitabı hakkındaki yorumlarım.


4- Akagami no Shirayukihime (Anime) Kırmızı Saçlı Pamuk Prenses ( Birinci Sezon) 

Hoş bir anime...


5 - Legend of Qin (Qin's Moon):C Drama - İlk 10 Bölüm


Dizisinden ziyade animesini izleyen varsa bana haber etsin.





2016 yılında Tawannanna'da en az okunan yazılar:

1 - JRock Favori 15: İlk 3 Ay (3 )


Serinin sonu diye dışlanmış :P


2 -Ushio to Tora (2015): Anime


 3 - Servamp

Aslında şirin bir anime

4 - Futbol Adası: Turnuva (1)

:((

5 - Heat:  J Drama

Bunu da pek izleyen yok sanırım






Hazır el atmışken, bir önceki seneye de tekrar bakayım ve 2016' nın başındaki şu durum ile bir fark var mı göreyim dedim.


2016' nın son günlerinde 2015' in en çok okunan yazıları şöyle çıktı:


1  Saiunkoku Monogatari  2: (İkinci Sezon) Bir Anime


2015 yazıları içerisinde zirveye yerleşmiş.


2 - Kuroko no Basket : İlk İki Sezon


Bir yıl sonra kendi dönemi içinde bir basamak gerilemiş.

3 - Haikyuu !! Voleybol ve Anime  
       
Aynen olduğu yerde.

4 - Kuroko no Basket 3  Üçüncü Sezon

Aynı olduğu yerde.

5  -  Küçük Bey (Botchan) Soseki Natsume

Atak yaparak Space Battleship Yamato 2199' un önüne geçerek, konu beşe girmiş.


2015' in en az okunan yazıları:


1  Çince Müzik  2015 En İyi 20 (2)   


Bu garibim geçen sene bu listede değilmiş ancak bir sene içerisinde 2015' in en az okunanlarına zirveden giriş yapmış. Büyük başarı ya da büyük bir yerinde sayma.

2  East Meets West

3 Digimon Butter- fly 

Geçen sene de bu listede 5. sırada yer alıyormuş

4  Çiçekler Neden Bu Kadar Kırmızı ?

:((( Geçen sene bu listede değilmiş.

5  Cold Eyes  Kore Filmi

Bu da bu listenin yenilerinden.

Demek ki en az okunanlar listesi köklü bir değişiklik geçirmiş.

Eveeet, bu yılın başlangıç geyiği bu kadar....


Umarım 2017 herkese sağlık, iyilik, güzellik ve huzur getirir. (Mümkünse!!)






22 Aralık 2016 Perşembe

Ace of Diamond (Diamond no Ace) - Anime: İkinci Sezon






 Ace of Diamond ilk sezonun finalini çok hoş bir bölümle bağladıklarından bahsetmiştim. İkinci sezonun ilk üç bölümü, birinci sezonun bir özeti. 


Ben sanırım şanslı kısımdaydım. Ace of Diamond' un her iki sezonunu da üst üste, kesintisiz izledim,  hahahahah... -Raichi gülüşü- Biraz beynim bulanmadı desem yalan olur (iyi anlamda) ve hala beyzboldan pek haz etmiyorum ancak Ace of Diamond' un yeri pek bir ayrı diyorum.



Ace of Diamond' un ikinci sezonu 2015 tarihinde yayınlanmaya başlamış ve 51 bölüm. Rüzgar gibi geçen 51 bölüm... Ben bitirdiğim için şu anda (yazının yazıldığı zamanda) mutsuzum biraz.



Eldekilerle tekrar yeni bir takım kurmak, hayal kırıklıkları, korku ve endişeler, üzüntüler, hedefler, yeni sorumluluklar, kendine meydan okumalar, inanç ve güven, rekabet bu sezonun bir kısmı kısaca. Takımın önünde yeni bir amaç ve bunu başarmaları için çok önemli bir motivasyon var... Daha da detaya girmeyeceğim :)



(Sezonun en sevdiğim açılış parçası Glay - Sora ga Aozara de aru Tame ni. Glay' in single' ı çıktığında da en sevdiğim parça bu olmuştu.)





Bu sezonun rakiplerinin bir kısmı eskilerden oluşuyordu.Yeni takımlar da rakip olarak Seido' nun karşısına çıkıyor. Hepsi farklı görüşleri ve idealleri temsil ediyor.



Oya Lisesi fena değil. Takım koçu  Ichirou Araki ( Hatano Wataru )kendine bir vizyon çizmiş, enteresan mesela. Felsefesi; "Akademik bir okuluz ve antreman saatlerimiz sınırlı o zaman  aklımızı kullanırız, amaca yönelik antreman yaparız". Yine de bunların ace' i Gou'dan ( Toshiki Masuda) pek hoşlandığımı söyleyemeyeceğim. Mesela, Ugumori Lisesi daha kendine has bir takım ki ben pek sevdim bunları. Özellikle ace'leri Umemiya  (Showtaro Morikubo) ve yanlış hatırlamıyorsam bu takımdaki şişman ve koca gözlü koşucu ve tabii ki Nao çok tatlı karakterler. Şu koca kaslı takıma pek lafım yok (aslında çok var!!) !  Fakat, Miyuki' ye dalan koca adam sana laflar hazırladım. 





Bu sezon garibim Miyuki' yi (Takahiro Sakurai) çok hırpaladılar zaten. Fiziksel açıdan hırpaladılar bir de çocuğun yakışıklılığını dillerinden düşürmediler. Çok kıskandılar, çoook :P Kendi arkadaşları da biraz hırpalamış olabilir, bu ayrı bir konu.






Sağolsun Sawamura ( Ryota Osaka ) maçlarda bizleri yalnız bırakmayarak, yedekler arasından - dahi -  maçlara ayrı bir soluk ve ayrı bir neşe kazandırıyor. 



Ara sıra Furuya ile düet yapıyorlar, daha bir değişik oluyor. 



 Tribünün artık Sawamura' ya ayak uydurması  ve  karşılıklı tezahuratlaşmaları  ayrı bir eğlence.




( Bu olay ise bambaşka :))) )

Sezonun pek çok parlayan, göze batan ismi var ancak bu açıdan bakıldığında sezonun parlayan takımı (tabii ki ana takımı bir yana koyarak) Yakushii.


ve Raichi...




Saha içinde çoğu insan böyle bir tipin karşısında oynamasını istemez sanırım .


Ancak çok tatlı ve komik bir karakter aslında.


Ve çok utangaç...


Ben bayılıyorum kendisine. Sanırım babasının tüm dilekleri gerçek olacak.



Diğer bir Yakushii oyuncusu ve takımın ace' i Sanada. Sanada zaten sevilmeyecek bir karakter değil ve çok seviyorum ancak özellikle son maçtaki çıkarımlarıyla yine gönülleri fethetti. Yakushi' nin başarısının altında belirli isimlerin payı büyük zaten.




Bu sezon oldukça eğlendiğin bölümler, noktalar, espriler oldu ama sanırım favorime yine Sawamura imza attı. Hatırlayanlar vardır, Sawamura bir ara depresyona giriyor ve o andan sonra sınıfta kitap okumaya başlıyor. Bu durum sınıf arkadaşlarının da ilgisini çekiyor hatta bir süre sonra  manga arkadaşları  edinmeye başlıyor. Mesela Kanemaru bu duruma biraz uyuz oluyor. Neyse Sawamura' nın Suç ve Ceza' ya başlayıp bir gün içinde karakterlerin adını hatırlayamadığı için kitabı bırakması benim için eğlencenin doruk noktalarından bir tanesiydi. Doğal olarak bu 51 bölümden sadece bir nokta...



Ace of Diamond ikinci sezonun öne çıkan daha doğrusu çıkmaya çalışan karakterlerinden bir tanesi Zono. Karakter gelişimini izlerken zaten göreceksiniz ancak maçlardaki o tasvir, o renkler,o poz  nedir? Güldüm hem de çok.... ama gülerken utandım da çocuğun o derin konsantrasyonundan.



Senpailer yine kendilerini bir şekilde belli ettiler bu sezon. Özellikle Isshiaki tribünde maç izlerken performansından bir şey kaybetmediğini ortaya koydu. Sevilmeyecek gibi değiller.



Bu sezon, ortalarda çok görünmese de, Mei biraz adam oldu. Özellikle eski takım arkadaşıyla bankta girdiği diyalog hoştur.


Sezonun final bölümü, girişi ve müziği ile harikaydı diyeyim, anlayın. Sonrası karışık duygular. Ace of Diamond' un her sezon  finalinde gözlerim yaşarmak zorunda mı? Sadece bir iki kareliğine de olsa bir şekilde insana dokunuyor sanırım. Neyse, çok tatlı çok güzel ve hoş bir final yapmışlar. Anime olarak devamının gelmeyecek olması çok üzücü.



(Sezonun en sevdiğim kapanış parçası)


Bittikten sonra kendimi kötü hissetsem de diyebileceğim tek şey; İyi ki izlemişim.



LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...