j-metal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
j-metal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2016 Pazartesi

TERRA FORMARS REVENGE : Anime






2016 animelerinden  13 bölümlük Terra Formars Revenge, Terra Formars'ın ikinci sezonu. Bu sezon işler kaldığı yerden devam ediyor diyeceğim ama animenin şekli, havası, atmosferi değişikliğe uğramış görünüyor.


İlk sezonun o karanlık havası, ağır ve umutsuz atmosferi, etrafa saçılan kanları gitmiş yerine daha aydınlık bir hava, moronlaşmış hamamböcekleri, sıklaştırılmış espriler ve hatta içi chibi dolu baloncuklar gelmiş. Anime sanki boyut değiştirmiş gibi.


En son 6 acil iniş mekiği farklı noktalara inmek zorunda kalmış, hepsi saldırıya uğramış, arkada bazı olayların döndüğü hissettirilmiş, Mars' a inen 100 kişiden pek çoğu hayata veda etmişti. Grup 1 ile 2 birleşmiş ve son tercihleri olan Grup 6 ile birleşmeye ve ana gemiye ulaşmaya çalışıyorlardı. İletişimleri de hem birbirleri ile hem de dünya ile kesilmişti.İkinci sezon, bu noktadan devam ediyor.



Bu 100 kişi Mars' a dünyaya musallat olan ve dozunu arttırmaya başlamış olan bir virüse karşı serum yapılabilmesi için terra formars örneklerini toplamak için gelmişti. 6 bölümün başında 6 adet uzman vardı.


Bu sezon bu arkada dönen dolapların en azından bir kısmı ortaya çıktı hafiften. İnsanlar Mars' ta can derdindeyken  dünyada, dünya liderlerinin güç peşinde olduğu ortaya net bir şekilde kondu. Diğer ülkelerin teknolojilerini kaçırıp onları kendine geçirme, örnekleri kendine saklayıp mutlak güce ulaşma. Eh tabi,  bunu tek başına  yapabilmek mümkün değilse sürekli değişen ittifaklar kurabilmek en iyi alternatif. Mars üzerindeki ekipleri baştaki planlarına sadık bir şekilde yollarına devam edip, hem terra formarlarla hem de birbirleriyle kapışırken masa başındakiler birbirleri arasındaki pazarlıklara ve stratejilere devam etmekten bir kurtarma aracını bile gönderemediler henüz, bu da ayrı konu.



Bunun dışında, bu böceklerin  geçirdikleri evrimin neden bu kadar hızlı ve mükemmel olduğunu henüz tam anlayamadım. Rahap teorisinin, en azından Rusya buna inanıyordu,  mümkün olmadığına piramitleri inceledikten sonra karar verdiler. Yanlış hesap olayı neydi bunu anlamadım ya da kaçırdım. (evet olayın en can alıcı noktasını kaçırmış olabilirim)


**İlerisi henüz Terra Formars' ı izlememiş olanlar ve Terra Formars Revenge'i tamamlamamış olanlar için sakıncalı olabilir, söylemedi demeyin **



Bölüm 1 - Japonya. Komachi Shoukichi' nin önderliğinde çeşitli badireler atlattıktan sonra bir şekilde hala varlıklarını sürdüren bu ekip içinde Komachi Shoukichi ki kendisi gönül insanıdır, kendini sevdirir, Marcos (seiyuusu Ishikawa Kaito) ve Keichi (seiyuusu Ono Daisuke bu arada ) gibi savaşçı karakterler, uçan hatun (adını hatırlayamadım) ile savaşçı olmayan mühendisleri  barındırıyor.  Bölüm 2 ile başından beri müttefiklerdi, bunu pekiştirerek devam ediyorlar.



Bölüm 2 - Amerika. En şanslı ekip bu bence. Michelle hatuna da saygım sonsuz yalnız. Bu arada Michelle' in Akari bir yana Joseph 'i de etkilemiş olması takdir edilesi ama bu durumu çeşitli nedenlerden ötürü normal karşılıyorum. Michelle ile birlikte Mars sıralamasında 6. olan Akari  ve yanlış hatırlamıyorsam 11. Alex de  bu ekipte ki Alex giderek daha bir hoş oluyor :P (yani napayım? Atmosfer öyle bir kaymış ki ben de bu şekilde kayıyorum) Yaeko (isim böyle sanırım ) eğlenceli hatun. Yanlış hatırlamıyorsam şimdiye kadar en az kaybı bu ekip verdi. Üstelik tüm komploların başlıca nedeninin genetik olarak önem taşıyan Michelle ve Akari' yi canlı şekilde ele geçirmek olmasına rağmen.



Bölüm 3 -  Rusya ve Doğu Avrupa. En insancıl, en asil duyguların insanı ekip bu çıktı şaka maka. Piramitlere inmelerinin nedeni anlaşıldı. Doğal olarak başlangıçta bir plan ve hedefleri vardı ancak olayları kavrayınca insanlığı seçtik diyerek Amerika-Japonya ortaklığına müttefik olduklarını ilan ederek tereddüt etmeden  yardıma koştular. Takdir edilesi. Ne yazık ki ağır hasar aldılar ki bu üzücü oldu. Diğer başka bir ekiple birlikte sadece askerlerden oluşuyor olması bu grubu güçlü yapıyordu. Ekibin lideri, dünyada da ünlü bir asker ve komutan olan Slyvester Asimov' u sevmemek mümkün değil. Can hıraş mücadelesi  saçımızın teli için falan değil tabii ki. Bunun nedeni kızının ve torununun dünyada hasta olması ve yapılacak seruma acil ihtiyaç duyması. Yine de adil ve başarılı bir lider olduğu söylenebilir. Grubun diğer öne çıkan isimleri Nina, Ivan, Alexander Asimov. Şimdi bu Alexander' a gelelim.




Birinci sezonda Adolf' un bölümleri gayet iyiydi buna daha sonra değineceğim. Bu sezonda da ne yazık ki bu şekilde aramızdan göçüp gidecek olan kişi olarak Alexander' ı seçmişler ki kendisi Komutan Asimov' un damadı. İnsan üzülüyor doğal olarak esprili ve iş bilir birinin heba olup gitmesine. Yine de, insanı ne kadar üzerse üzsün bir Adolph' un etkileyeceliğini yakalayamadı sahneleri. Akari' ye kılıç gönderme olayı ne kadar zorlama olursa olsun, kabul ettim o akış içerisinde. Arkasından gelen yorum ve olaylarla yüceltilmesini  kendisi göçüp giderken hoş buldum.



Bölüm 4 -  Çin ve o civar. Liderliğini Çin' in yaptığı ekipte, Çinliler, Tayvanlılar, Moğollar var. Hatırladıklarım bunlar. İşte her şey bunların başının altından çıkıyor, bu anlaşıldı. Hedefleri Michelle ve Akari' yi canlı ele geçirip  kurtarmaya gelen Çin' in gönderdiği mekiğe atlayıp diğerlerini bırakmak ya da kendileriyle iş birliği yapmayanları muhtemelen öldürerek kaza diye olayı kapatmak. Böylece kendi birlikleri Michelle ve Akari üzerinde deneyler yapabilecek, bu ikisinin içinde barındırdığı genleri vs..  inceleyerek kendi silahlarını hatta mutasyona uğramış ordularını yaratacak, yanlarında getirdikleri terraformarları inceleyerek serum hazırlayacak ve bu cesetleri de inceleyip teknolojilerini geliştirecek ve dünya üzerinde mutlak güce hakim olacaklar. Eh, bu ekipte bu planın maşası işte. Rusya ekibi gibi askerlerden oluşuyor. Anlaşılıyor ki Çin ve Rusya, mekik Mars' a inmeden önce Mars üzerinde bu planı birlikte uygulamaya karar vermiş ancak Rusya ekibi piramitleri inceledikten sonra ve Çin ekibinin plan detaylarını anladıktan sonra manevra yaparak Amerika-Japonya bloğuna kayıyor. Ayrıca tüm program ortaklarını kandırıyorlar. Program içerisinde, Çin ekibinin içinde Mars sıralamasının en güçsüz isimler bulunuyor  ama 99. sıradaki elemana bir bakıyorsun gücünden ötürü tebrik ediyorsun. Bir nevi salağa yatıp herkesi kandırmışlar durumu. Ağır ameliyatlardan geçmişler birer görev insanı olarak, bu durumda eğer dünyaya geri dönebilirlerse normal hayata nasıl uyum sağlayacakları şüphe konusu. Aslında kafa dengi tipler olabilirlermiş ama tutturdukları çizgi hoş değil. Pek çok kişinin ölümünden de bunlar sorumlu. Bir diğer soru,onca alet edevatı, füzeyi, ırtı zırtı Annex 1' e nasıl sokup depoladıkları. Normalde tüm mürettebat silahsız çünkü programda silah yok diye anlaşılmış ancak bu arkadaşlara bravo, bayağı bir mühimmat sokmuşlar içeri. Eh bu durumda terraformarslara karşı işleri daha kolay diğerlerine nazaran.



Bölüm 5 - Almanya -  Komple pert oldu bu ekip ne yazık ki. Halbuki liderleri Adolf' un (Kouji Yusa)  ne derece güçlü olduğu ortaya aksiyon vasıtası ile konmuş daha sonra da Mars derecesinin 2  olduğu söylenmişti ancak tüm bunlar iş işten geçtikten sonra oldu. Bu ekipte sadece Adolf ve Isabel savaşçı özelliği taşıyordu. Geri kalanların hepsi teknisyen. Annex' e ulaşacak ilk ekipken ne yazık ki ayakları kaydırılıyor.






Yalnız çok yüklendiler lan bu ekibe!!  Adolf' un sahneleri ise dokunaklı ve etkileyici idi bana kalırsa. İnsafsız böcekler ayrıca insafsız hayat, bir insana bu kadar yüklenilir mi? Bu bölümler beni üzdü. Güzel bölümlerdi bence. İlk sezonun en iyi bölümleri olmaya aday. Adolf böceklere dalarken çalan müzik ile birlikte Musa göndermeleri birinci sezonun tavan noktasıdır bence.



Bölüm 6- Roma ve bağlı ülkeler. Joseph başkanın liderliğindeki bu ekibi, ilk indiklerinde bir görüyoruz, başları belada! Sonra ikinci sezonun sonlarında  "Joseph' e ne oldu, ne oldu?" diye diye nihayet görüyoruz. Joseph iyi de, ekibin geri kalanının ruhları şad olsun.




Joseph, geyik ve esprili bir arkadaş. İlk sezonda ilk bölümde kendini bu konuda gösteriyor zaten. Ayrıca renkli kişiliğine Ishida Akira' nın seslendirmesi ayrı bir genişlik katıyor. Kendisinin insanoğlunun en önemli yaratımlarından biri olduğu açıklanıyor. Bir nevi üst insan çalışması. Zeka, fiziksel özellikler vb...  açısından organik bir sonuç. Ari ırk saçmalığına girmemesi adına evlilik için eşlerin ırk, sosyal konum gibi kavramlarla sınırlanmadığı ancak üç noktaya dikkat edildiği özellikle vurgulanıyor. Kabiliyet, direnç ve yetenek. Bu prensiplerden hareketle yaklaşık 600 yılın sonunda Joseph olmuş işte. Joseph' in Michelle' e evlilik teklifi de bu noktada uygun. Michelle de taşıdığı genler bakımından bu prensiplere uygun hatta en uygun adaylardan bir tanesi. Joseph de doğal olarak onu istiyor. Schopenhauer'in Aşkın Metafiziği' ne bir gönderme gibi bir açıdan. Joseph' in tüm bu gücü ve üstün özellikleri ne yazık ki tüm ekibini kaybettiği gerçeğini değiştirmiyor.



**-----------------------------------------------------------------------------------------------**






İkinci sezonun sonlarına doğru, her zamanki gibi dünyada liderlerin masa başındaki ikili pazarlıkları mevcut. Yine taşlar değişecek ya da değiştirilmeye çalışılacak eğer  Mars üzerindekiler dünyaya haber gönderemezse derken zor da olsa bunu başarıyorlar. Michelle ve Akari durumdan kendilerine pay çıkarıyor olsa bile en büyük alkış belli kişilere gidiyor.


Terra Formars Revenge' in bir diğer olumlu özelliği - benim için-  Seikima II faktörü. Açılış parçalarının ikisi de Seikima II'den. Özellikle Planet/The  Hell çok iyi gitmiş.





Terra Formars Revenge' de değinilmeden geçilemeyecek bir karakter daha var. Alexander ve Joseph kadar parlayan bir diğer karakter Keiji. Mars ekibine katılmadan önce dünya şampiyonu bir boksör olan Keiji, basitliğin ve disiplinin bir yansıması aslında.  Korneasında oluşan sorun nedeniyle görme kaybı yaşamasından dolayı boksörlüğe veda ederken annesini de kaybedince ekibe katılıyor ve mutasyon ameliyatında seçim yaparken tercihini en iyi gören böcek türünden yana kullanıyor. Keiji (Ono Daisuke)  de diğer karakterler gibi hayatın anlamını ve dostluğun güzelliğini Mars üzerinde daha doğrusu ekibin içinde bulanlardan. Keiji' yi parlatan ilkelerine,duruşuna ve sadeliğine hayran olmamak elde değil şimdi.




Terra Formars Revenge, animasyon ve ortamın genel havasında yaptığı değişiklikler nedeniyle çok eleştiri aldı. Mars üzerindeki olaylar bir noktada kaldı. Böcekler dünyaya da inmişken (burada hikikomorilerin dünyaya karşı yarattığı tehlikeye bir değinme yapılmış :P) bir 3. sezon gelir mi bilinmez.

Ben de izlerken çok saydırdım animeye ama 3. sezon gelsin, lütfen. Mangaya sarmak istemiyorum!!!!




1 Nisan 2016 Cuma

JROCK Favori 15: İlk Üç Ay (I)




Neden böyle işlerle uğraşıyorum, anlamak benim için bile güç gerçekten ama (olur böyle şeyler diyerek kendimi teselli ediyorum)  ilk üç ay için JRock içerisinde yer alan en sevdiğim 15 parçayı listeledim. Doğal olarak kendi dinlediklerim ile sınırlı bu liste daha öncekilerde olduğu gibi, buraya eklenecek olması sebebi ile, videosu olan parçaları içeriyor.

O zaman sondan başlıyorum;


15 - THE ORAL CIGARETTES - Kyouran Hey Kids!!






Aynı zamanda Noragami Aragato' nun açılışı olan parça single olarak Kasım'da yayınlanmıştı. THE ORAL CIGARETTES' in Ocak tarihli albümünde de yer aldığı için bu listeye dahil oldu. Ve evet, Noragami Aragato'yu sevdim. (Her ne kadar ilk sezonun daha iyi olduğunu düşünsem de...)


14 - Pentagon - Shounen Waltz



Pentagon bir visual kei grubu. Shounen Waltz, grubun Ocak tarihli albümünde yer alıyor.


13 - BURNOUT SYNDROMES - Fly High!!





Burnout Syndromes, 2005 çıkışlı bir grup. Fly High!!, Haikyuu' nun 2. sezonunun açılış parçası. Güzel parça ve evet Haikyuu candır.


12 - R- Shitei - Hachijuuhachi Kasho Junrei





R- Shitei, 2007 çıkışlı bir visual kei grubu. Bu parça Mart ayında çıkan aynı isimli single'dan. Eğleniyorum.


11 - Matenrou Opera - Pandora




Grubun son albümü Chikyu' da yer alıyor Pandora. Matenrou Opera iyidir, güzeldir.




Bu bölümün bonus parçası Galneryus' dan gelecek. Raise My Sword




Galneryus  son albümü Under The Flag Of Courage' ı Aralık' ta yayınladı. Parça bu albümde yer alıyor. Albüm güzel bir albüm, uzun zamandır bir albümü dinlerken bu kadar heyecanlanmamıştım. Galneryus' un bir önceki albümü VETELGYUS, güzel bir albümdü. Bu albümde yer alan iki parçayı özellikle çok beğenmiştim. Bunlardan ilki enstrümental bir parça olan The Voyage idi, diğeri ise Attitude to Life. Attitude to Life aynı zamanda  Donten ni Warau' nun kapanış parçası olarak kullanıldı. Daha sonra aynı isimli single olarak yayınlandı.


Under The Flag Of Courage' ı bütün bir albüm olarak beğendim. Albümün girişi ayrıca heyecan verici. Bu öznel bir durum da olabilir zira albümü ilk dinlediğim seferlerde  nostaljilere sürüklendim. Ne bileyim, sabahları okula gitmek için otobüse koştururken Stratovarius'un High and Low' undan  motivasyon aldığım ve  mutlu olduğum günler, Shadow Gallery' nin Tyranny' si ile aşk yaşadığım dönemler, Queensryche' in Operation Mindcrime' nı her boşlukta kulağıma soktuğum zamanlar ve daha nicesi  aklıma geldi birdenbire... Öyle işte, türün meraklıları bu albüme bir göz atmak isteyebilir bence.

3 Haziran 2015 Çarşamba

Space Battleship Yamato (2010) : J- Movie




70' li yılların gözdesi Space Battleship Yamato adlı animenin 2010 yılında gösterime giren filmi. Space Battleship  Yamato 2199' dan  sonra çok hevesle izlemeye oturdum hatta bir baktım Takuya Kimura oynuyor daha da şevke geldim. Velhasıl muhtemelen 26 bölümlük Space Battleship Yamato 2199' un üzerine izlediğimden ya da beklentimin müthiş yüksek olmasından film için çok iyi gibi bir yorum yapamadım. Ortalamanın üzeri diyebilirim sadece.


Bilindiği gibi Gamilanlılar dünyayı yok olma noktasına getirme başarısı göstermiş, dünyanın sonuna yaklaşık bir yıl kalmış durumda. Dünya üzerinde yaşam olmadığı için, sağ kalan insanlar yer altında yaşamaya çalışmaktalar. Gamilanlarla baş etme olanağı yok gibi görünüyor ki filmin açılış sahnesinde Kaptan Okita " bu uzay ırkıyla baş edebilecek dünya teknolojisi yok" diyor. Uzak bir galakside yer alan Iscandar adlı bir gezegenden gelen mesaj dünyanın son umudu oluyor. Bu gezegenin temsilcisi mesajında diyor ki; "bizim gezegene gelin, görüşelim" :P yanında da tatlı olarak bir kısım çizim gönderiyor.


Başka çare yok, umut fakirin ekmeğidir misali, insanlık bu çizimlerden bilmem kaç bin ışık yılı uzaklığa varabilecek bir gemi inşa ediyor. Bu mesaj nedir necidir, Iscandar neresidir, bizi niye çağırıyorlar bilmiyoruz ama bir kısım insanı toplayıp gidip bir bakalım, hem geride kalanlara da biraz umut olur diyor insanoğlu. Gönüllüler gemiye yazılıyor. Kaptan Okita geminin kaptanı oluyor. Böylece Yamato' nun bilinmeyene yolculuğu başlıyor.


Koca bir yolculuk tek filme sığdırıldığı için öncelikle bana her şey dan dun geldi. Film orijinal animeye daha sadık muhtemelen zira Kaptan Okita yolun başında hasta yatağına çekiliyor ve tüm odak noktası Susumu Kodai oluyor. Karakterler üzerinde çok durma gereği duymamış olabilirler çünkü izleyici kitlesi ağırlıklı olarak animeyi bilenlerden oluşacak ama buna rağmen sığ kalmış gibi geldi bana. İç mekan dizaynlarından hoşlanmadım ben ama beğenini çok. Takuya Kimura, Susumu Kodai olarak elinden geleni yapsa da özellikle son bölümlerde ben filmden çok koptum. Bunun dışında da karakter ilişkilerinde bir donukluk vardı sanki. Yuki Mori rolündeki Meisa Kuroki, çok hoş bir kadın olsa da bu filmdeki halinden pek hoşlanmadım. Bilemedim ben, bana göre boşlukta  kalan çok nokta var bu filmde.





İyi yanları şöyle; görsel efektleri çok iyi şimdi hakkını yememek lazım. Gamilanlar ve gemileri , düşündüğüm gibi olmasa da Gamilan gemileri filmin mantığına göre çok şık olmuş. Ortada bir estetik var. Yer altı sahneleri ve atmosferi insanı filmin içine çekiyor. Saymadığım daha nice keyifli yanı var filmin.


Eksik noktalara rağmen yine de izleyen kendisine göre gerekenleri alabiliyor filmden.
Ama filmin sonu beni deli etti. Vedalaşma bölümü gereksiz uzun, sırayla girip çıkmalar. En son tipler göründüğünde Obi Wan Kenobi' yi aradım etrafta. Ve son olarak o geri sayımdan sonra ichi den gelen Yuki (yani şöyle bir şey geri sayım yapıyorlar -  go - yon - san -ni -ichi - Yuki diye) beni filmden komple koparttı.


Filmin trailerı




Neyse işte muhtemelen animenin hemen üzerine izlediğim için ben yeterli keyfi alamadım, ortalama üstü buldum yine de izlenmeye değer.



Filmin Ostundan




Ve eklemeden yapamazdım. Animetal' ın Uchuu Senkan Yamato yorumu. Enfes!



22 Mayıs 2015 Cuma

Digimon: Butter-fly



Digimon' u dünya nüfusunun büyük bir kısmı biliyordur sanırım. En azından sadece adını. Bizdeki çocuklar da nasibini almıştı bundan. Yıl oldu 2015 ve Digimon ile ilgili yeni gelişmeler var ama bu yazının konusu bunlar değil.

Büyük ihtimalle Digimon' un kendisi kadar bilinen bir diğer noktası açılış parçası olan Kouji Wada' nın Butter-fly' ı.  Dünya çapında yayılmış bu serinin bu meşhur parçası da elli bin farklı dile çevrilmiş.  Japoncası benim için bir numara.



Ancak Ekin Cheng tarafından seslendirilen Kantoncası da gayet hoş. Benim için ikinci sırada.Şimdi aşağıdaki canlı performansı iyi izleyin !





Ahahahah, hala gülüyorum, çok eğlenceli olmuş. Çok gençmiş Ekin Cheng o zamanlar. Programda çocuk programı gibi bir şey sanırım ama beni bitiren dansçılardır. Öncelikle ciddiyetleri ve canla başla koreografi uygulamaları nedeniyle kendilerini tebrik ediyorum ancak Ekin Cheng' in her zaman ki müthiş tepkisizliği ile büyük zıtlık yaratmışlar. Genel bir absürdlük var olayda. Bu arada koreografinin ilk aşamalarında hareketler nedeniyle Power Rangers çağrışımı yapıyorlar.  Neyse işte... Parçanın stüdyo versiyonu daha iyi.

İngilizce versiyonunu anmak bile istemiyorum şu yazıda.

O nedenle Eizo Japan versiyonunu buyrunuz... (Animetal ve Anthem vokali Eizo Sakamato' nun 2009 ylında AREA51 gitaristi Yoichiro Ishino ile kurduğu proje grubu)





17 Mayıs 2015 Pazar

Donten Ni Warau: Laughing Under The Clouds (Anime)



2014 yapımı Donten Ni Warau' nun  aslı Karakara-Kemuri' nin mangasına dayanıyor ama her zaman olduğu  gibi manga kısmını es geçiyorum  ve 12 bölümlük animeyi ele alıyorum.


Olaylar Meiji Döneminde geçiyor. Bu yeni dönemde kılıçlar yasaklanmış ve reformasyon dönemi başlamış. Doğal olarak buna karşı olanlar bol. Yetkililer isyankar olarak adlandırdıklarını göndermek ve huzuru sağlamak amacıyla Biwa Gölü' ne kocaman bir hapishane inşa etmiş ancak ara sıra kaçaklar olmakta. Bunları yakalama ve bölgenin yerel güvenliğini sağlama görevi Kumou Ailesinin üç oğluna düşmüş.

Kumou' nun üç oğlanı - anne ve babaları yıllar önce öldüğü için büyük kardeş küçüklerin hem annesi hem babası sayıyor kendisini - eğlenceli tipler. En büyüğü Tenka' ya ayrıca hastayım ki benim için serinin en gözde  karakteri. Küçük kardeşler de Tenka' ya derinden bağlı. Ortanca Soramaru, Tenka' ya yetişebilmek ve onun gibi olabilmek için çabalamaktan sürekli depresyona girse de tahammül edilebilir. En küçük olan Chuutarou ise oldukça sevimli.


Arkadaki hikayede ise bir efsane yer alıyor. 300 yılda bir kendine bir taşıyıcı bularak tekrar doğmaya ve ortalığı darmaduman etmeye niyetli bir şeytan ya da bir kötü ruh Orochi hikayesi.

Kumou' lar dışında animede daha pek çok karakter yer alıyor. Misal Shirasu, Botan ya da Yamainu ekibi.


Donten Ni Warau' yu sevdim ben. Bunun en büyük nedeni uzun zamandır anime izlemiyor oluşum olabilir fakat bunun yanında aslında sevdiğim öğeleri barındırıyor olması da bir etken. Eğlenceli, fazla karakterli, efsaneler ve hikayelerle süslenmiş hafif tarihi...

12 bölüm olması bir dezavantaj olmuş. Tenka, Soramaru, Chuutarou hatta Shirasu arasındaki bağ tatmin edici şekilde yansısa dahi daha sonra giren karakterler ve onlar arasındaki ilişkiler anime daha uzun olsa daha hoş olabilirmiş sanki.  Buna rağmen karakterleri, eğlencesi, karakterler  arasındaki bağları, kendi içinde geçmişten gelen bağlantıları, ters köşe yatırmaları ile sürükleyici bulduğumu inkar edemem.


Kendi adıma uzun süreden sonra izlemek için iyi bir seçim olmuş. Bu arada Donten Ni Warau' nun bir güzelliği daha var!  Kapanış parçası Galneryus' dan Attitude to Life. 2014 albümleri VETELGYUS' da bu parçaya yapışmıştım, animenin ilk bölümünün sonunda çalmaya başlayınca hafif çaplı bir şok sarsıntısı geçirdim. Animeye yakışmış. ( Galneryus Aralık 2014' de bu parçayı içeren bir single da yayınladı. Meraklılarına ileteyim.)




Ryuuji Aoki' nin seslendirdiği açılış parçaları da  hoş...

22 Nisan 2014 Salı

Random Play Mimi





2014 yılı benim için çok ama çok kötü geçiyor. Pek çok durum oldu, acılar, üzüntüler, sıkıntılar. Hele öyle bir tanesi var ki burada yazmayacağım hatta hiçbir  yerde bahsetmeyeceğim çünkü yazarsam sanki gerçek olduğuna inanacağım. Her ne kadar bu acı gerçek olsa ve ben görünüşte bunu kabullenmiş görünsem de içimde hala bir şeyler bunu reddediyor sanırım.

 Her neyse, kötü ve çok üzücü bir yıl. Üstesinden geldim mi, gelmiş gibi görünüyorum ama doğruyu söylemek gerekirse bilmiyorum ve bu kişisel girizgahı burada noktalıyorum.

  Paul Muad-Dib beni mimlemiş sağolsun. İyi gelebileceğini de düşünerek, şehirler arası taşınmamı noktaladıktan sonra bu gece yapmaya niyetlendim, biraz da kafa dağıtmak istedim. Üstelik uzun zamandır müzik dinlemiyorum.

 KURALLAR :

1.Müzik listenizi - her nerede olursa olsun- açın ve karışık çal moduna alın.
2. Her soru için play'e basarak bir sonraki şarkıya geçin
3. Her ne kadar komikli ya da uyumsuz olursa olsun, çıkan şarkı ismini sorunun cevabı olarak yazmanız gerekiyor!
4. Dilediğiniz kadar arkadaşınızı mimleyin
5. Mim'lenmiş isimler mutlaka yapsın
6. Tadını çıkarın!

Şimdi taşınırken bilgisayardaki pek çok parçayı yer açmak için sildim. Eldekilerle idare edeceğiz artık. O zaman başlıyorum


 Birisi “iyi misin” diye sorarsa cevabın…      Man with a mission - white world

 

 hehehe iyi ki bu kadar konuşmuyorum. kafadaki sorular, insanın içindeki düşünceler falan. parçanın sözleri için buraya bakabilirsiniz: http://lyricstranslate.com/en/white-world-white-world.html


 Kendini nasıl tanımlarsın?    Mari Hamada - Lights
 

 alakaya gel :))

 Bir erkekte/kadında hoşlandığın şey nedir?    animetal - dark side of the angel yok artık !! pek cool durdu ama ters köşe. ben ki obi wan kenobiiiiii diye ağlayan bir insanım :) animetal marathon vıı de yer alan bu enstrümental parçaya hastayım orası ayrı.


 Bugün nasıl hissediyorsun? stormriders (chinese)
 

 uhhh baby! inişli çıkışlı. storm riders ost'undan bir parça. storm riders da ekin cheng ve aaron kwok' un seslendirdiği wind meets cloud un enstrümental hali.

 Yaşam amacın nedir?    coldrain - time to go

 time to go dediğim çok zaman var...


 Motton nedir?        mozart - requiem vay arkadaş diyorum sadece!

 Arkadaşların senin hakkında ne düşünür?      kotoko - absurd
 


 buna çok güldüm :) öyle düşününen var mı ki?


 Ailen senin hakkında ne düşünüyor?   concerto moon - half way to the sun

hiç sanmam :)


 En çok düşündüğün şey nedir? anathema - eternal rise of the sun
 

 ahaha bilemedim, hem öyle hem böyle

 2+2 ?       show ya survivor yorumsuz :)


 En iyi arkadaşın hakkında ne düşünüyorsun? poisonblack -rush


Hayat hikayen nedir?     russian circles - death rides a horse

 hayat hikayem mi bilemem ama parça şahane.


 Büyüyünce ne olmak istiyorsun? kamagata eiichi - kabuki machi blues heyyyy.... eşek kadar oldum ama Gintama karakteri olmak istiyorum, evet!


 Hoşlandığın insanı görünce ne düşünürsün? manipulated slaves - escape
 

evet, ergen zamanlarımı hatırladım.


 Düğününde hangi şarkıyla dans edeceksin? double dealer - already feel sick düğün o noktada sonlanacak sanırım :)

 Cenazende ne çalacak? kingdom ost parça 13.

 http://www.divshare.com/download/25453296-d98 (çalacak şekilde yerleştiremedim)

 evet, evet. vasiyetim olsun bunu çalın mutlaka.

 Hobin/ilgi alanın nedir? takayoshi ohmura - cry for the faith

ilgi alanına bak...

 En büyük korkun nedir? sebastian bach - falling into you

 ahah gülmek ben.

 En büyük sırrın nedir? tvx - purple line çok büyük sırlarım var.


 Şu anda ne istiyorsun? Konno Yukari - tokimeki no doukasen ta daaammm



 Arkadaşların hakkında ne düşünüyorsun? racer x - Technical Difficulties arkadaşlarım hakkında böyle düşünmüyorum ama 10 numara parça olduğunu düşünüyorum


 Bunu ne olarak yayınlayacaksın? azrael - brocken dream

 şu anda gecenin üçü olmasının etkisi var sanırım.



Mimi hazırlayana ve bana paslayan  Paul Muad-Dib' e teşekkürler. Sayelerinde gerçekten bir kaç saat kafa dağıttım, uzun zamandan sonra müzik dinledim ve boyut değiştirdim.

Ben gecikmeli yaptığım için bu zamana kadar herkesler yapmıştır sanırım, yine de yapmamış olan varsa buyursun.


Not1: Eldekilerle yetineceğiz dedim ama stoklar fena değilmiş. playlistte 10066 parçadan oluştu.
Not2: youtube a giremeyenlerdenim ve kafayı yedim şurada parçaları bulacağım diye. Youtube konusunda emeği geçen herkese saygılarımı iletiyorum.
Not3: Şekil şemal, yerleşim, imla konusunda kimse kusura bakmasın lütfen.

3 Mayıs 2013 Cuma

The Phantom Of The Opera: Liv Moon - Takayoshi Ohmura


The Phantom Of The Opera' nın Çince, Korece ve Japonca versiyonlarına değinmiştim.

İngilizce yorumlarına da bulaşmamıştım, buna girilince içinden çıkılamaz çünkü.

Fakat bu yorumu es geçemezdim :)

Liv Moon ve Takayoshi Ohmura.

Takayoshi Ohmura' yı merak edenler buraya tıklayabilir ya da buraya.

Liv Moon, Akane Liv ( Okamato Akane) ve Nishiwaki Tatsuya' nın proje grubu.

Bu da onların yorumu...



(gitaristliğinin yanında solistliği de başarılıymış Ohmura' nın, değil mi? :) )

30 Ağustos 2012 Perşembe

Takayoshi Ohmura: Power of Reality



2006 yılında yayınlanan bu Takayoshi Ohmura albümü içinde beş parça barındırıyor.

Pleasant Surprise
Dream Pillow
In a Rough State
Material Tone
The Cataclysm

Hepsi benim için eşdeğer belki Material Tone biraz daha az basar ama bu albümü tavsiye ederim.

material tone...



dream pillow /takayoshi ohmura



27 Temmuz 2012 Cuma

Takayoshi Ohmura: Nowhere to Go



83 doğumlu, Japonya/Osaka' dan çıkma gitarist bir insan evladı kendisi. Belki ilerleyen yıllarda adı sanı daha da fazla duyulacak olanlardan. Şu anda J-Metal kulvarında yer almakta.

Richie Kotzen, Doggie White, Marty Friedman ile de bağı olmuş ve hala olan Takayoshi Ohmura aynı zamanda pek çok grup ve faaliyet içinde de yer alıyor. Solo çalışmalarının dışında kendi kurduğu Cross Hard ile çıkardığı albümleri de bulunmakta. Bunun dışında Liv Moon ve Gloaria adlı gruplarla da takılmakta. Marty Friedman ile birlikte de turnelerde dolaşmakta kendisi. (misal burada)

Şimdi yıllardır Asya dışı isimler gitar virtüözlüğüne damga vurdular tabii, bu nedenle ne zaman Asya' dan bir gitarist çıksa aman da onların tekniği iyi ama duygusuzlar geyiği dönmekte. En yakın Syu da görülen bu yorumlar doğal olarak Takayoshi Ohmura ya da yöneltiliyor. Ben bu kanıda olmasam da herkesin dinleyerek kendi kararını vermesini öneririm.

Takoyashi Ohmura adı altında çıkardığı albümler;

Nowhere to go (2004)
Power of Reality (2006)
Emotions in Motions (2007)

Bu yazıda bahsi geçen "Nowhere To Go"' ya değienecek olursak;

Nowhere to Go, altı parçadan oluşan mini albüm sayılır. Albüm içinde favorlerim Nowhere to Go, Cry For The Faith ve Pleasant Surprise. Albüm hoş ve dinlenilesi bir albüm ama bu üçü benim için daha fazla ön plana çıkıyor.

Nowhere to Go; Bu parçada Richie Kotzen gitarda Vitalij Kuprij de vokalde eşlik ediyor.



Cry For The Faith



8 Mart 2012 Perşembe

HAVADA FIRTINA KOKUSU VAR SANKİ?




Bugünkü ruh durumum tehlikeli ancak tehlike kendime... O nedenle hemen dinlemeye başlıyorum...

Yoshida Brothers: Ben ne diyeyim ki size kardeşler. Bu elemanların albümlerini edinip insanların dinlemesini tavsiye ederim.

İlk önce bunu dinleyerek sakinleşmek akabinde gaza gelmek istiyorum kettleda kaynayan su misali...



Sonra sakinleşeyim diye Super Junior' a dönüyorum ki buharım çıksın. Berbat yüz hafızam nedeniyle kim kimdir diye seçmeye çalışırken kafam dağılsın.



Sonra hazır buna dalmışken o zaman Hong Kong' a uzanayım diyerekten Charlene Choi' ye bağlanıyorum. O hortumdan istiyorum!



Kitaro yapmasam olmazdı. Ama bu parça her dinlediğimde bana küçüklüğümde izlediğim daha doğrusu izlemek istemediğim belgeselleri hatırlatıyor. Gözlerimi kapatırdım ama parçayı duyardım.



Sonrasında Gackt... Parçayı çok severim de o kadar şekle şemale o danslar olmamış. Yalnız sahne estetik !!



Ahahahaha unutur muyum? Eski dostlar...Hazır biraz sakinleşmişken.. Ne güzel bir parçadır bu, ne güzel bir giriştir, nasıl bir enerjidir !!!



Luna Sea' den zorla ayrıldıktan sonra... Biraz - sadece biraz- alakasız ama eklemezsem olmayacaktı... Sex Machineguns...........Heavy Metal Thunder!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!



Aradakileri ve devamını es geçerek biraz kendime geldikten sonra fazla uzatmayayım diyorum ve kettleda kaynayan suyu izlemeye gidiyorum...

20 Nisan 2010 Salı

Dir En Grey: Önyargılardan Kurtulmak Lazım...




Bu yazıda uzun yıllardır dinleyicilerine değişik albümler hediye eden Dir en Grey' den bahsedeyim istedim. Öncelikle söylemem gereken nokta en azından bir kez bu grubu dinleyin ve kendi fikirlerinizi oluşturun ve bunları yaparken herkesin ağzından düşmeyen "bir vokalistleri var kendini sahnede kesiyor, kanlı kanlı sahne şovları var" gibi laflardan etkilenmeyin. Doğrudur Kyo' nun kendini sahnede ufaktan jiletlediği amma kendisinin bir mottosu olduğu da biliniyor. Bunun dışında harika bir sahneleri var ve ölmeden önce canlı dinlenecekler Uzakdoğu listemde yerleri var.

Gruba öncelikle bir bakalım, kadro şu şekilde;

Vokal: Kyo
Gitar: Kaoru
Gitar: Die
Bass: Toshiya
Davul: Shinya


Dir en Grey ilk zamanlarında taşıdıkları visual kei imajından adım adım uzaklaşarak tamamiyle kendi tarzını yaratmış olan ve bu süre içerisinde izledikleri adımlar, çıkardıkları albümler, - ki her albüm ayrı ayrı dinlenilesi şahsımca - sahne performansları ve yaratıcılıkları ile saygıyı hak eden gruplardan bir tanesidir ve bence dir en grey' i dir en grey yapan en büyük olay ilk albümleri olan Gauze' dan itibaren adım adım Uroboros' a gelmeleri ve bu esnada geçirdikleri süreç ve gelişimdir.




Kisaki ile birlikte visual kei grubu olan La:sadies' te birlikte yer alırken yollarını ayırdıktan sonra basçıları Toshiya' nın da katılmasıyla köklerini attıkları grubun ilk albümü olan Gauze sadece görsel olarak değil ancak müzikal anlamda da visul kei esintileri taşıyan bir albüm olmasına rağmen - ki bu albümü Yoshiki' nin yardımıyla çıkarmışlardır, yine bir grubun elinden tutmuş, - yine de halen dinlenesi bir Diru albümü. Albümde yer alan Cage' ı tamamiyle ayrı bir yere koyuyorum - ki o başka bir şey - şu rahatlıkla söylenebilir ki eğer bu tarzda devam etselerdi ve Raison Detre, Zan ya da Yokan benzeri parçalar üretselerdi bile old school visual kei öğesi taşıyan yaşıyan sayılı gruplardan biri olarak başarıdan başarıya koşarlardı.




Daha sonra gelen ve daha derli toplu görülen, müzikal anlamda farklı bir yönde ve daha enstrümantal bir ağırlık barındıran ve Gauze' a göre daha sakin duran -görünüşte - Macabre' de Hydra ve Deity gibi melodik fakat Kyo' nun vokaliyle şenlenen parçalardaki kompozisyonlara dalarken, Hotorobi yumuşak ve akıcı melodisi ile insanı dinlendirirken, albümün içinde yer alan (kısaca) Macabre başlı başına bir serüven olarak çıkıveriyor insanın karşına. Akabinde gelen ve zamanında bir silah/intikam aracı olarak müzik temalı fantazilerime konu olan Kisou içinde barındırdığı Kigan, Zomboid ve Karasu gibi parçaları nedeniyle maneviyatı büyük olduğu için favori albümümdür hala. Bu üçlü bir yana, 24ko cylinder, Bottom of the Death Valley gibi parçaları barındırıken aynı zamanda Shinsou gibi bir parçaya da ev sahipliği yapabilen bir albümdür ve Macabre' den yine farklıdır.



Drain Away, Obscure , Child Prey ve Kasumi gibi parçaları içeren ve çizdikleri yolu daha da sağlamlaştıran Vulgar' ın akabinde yine bir değişiklik sezdiren ve belki de en catchy albümleri olan Withering to Death ile tekrar ters köşeye yatırmayı başarmışlardır. Ondan sonraki albümleri the Marrow of a Bone' la tavan yaparken ve artık işte Dir en Grey dedirtirken sonrasında Uroboros ile çekik gözlü de müzik yaparmıymış ya da adamlar sahnede kendini kesiyormuş diyenleri bile önyargıdan uzaklaştırabilmişlerdir bir nebze de olsa.








Her albümde farklı tatlar, atmosferler yakalarken ama aynı zamanda her albümden sonra dinleyenlerini ya da fanlarını pek çok alt kümeye bölerken bildiklerinden şaşmayıp kafalarındaki yolda ilerlemeye devam edip buna paralel olarak "evet bu diru parçası" demeyi başartacak şekilde kendi tarzlarını oluşturmayı başarabilmişlerdir şimdiye kadar. Bunu yaparken de kendi gelişimlerini sağlamaları ve Gauze' den Uroboros' a eleştirenleri vs... sallamadan gelebilmeleri ve çıktıkları her basamağın hakkını vermiş olmaları Diru' yu değerli bir grup yapan unsurlardır gözümde. Ha tek eksi puan Kyo' nun İngilizcesine gidiyor orası ayrı. İnsan İngilizce sözleri anlamadan dinleyip sonra İngilizce olduğunu farkedince kendini kötü hissediyor. (Engrish olayı yasaklansın)


Burada Urıoboros' a kadar değindim ancak 2009 da yayınladıkları Hageshisa to, kono mune no naka de karamitsuita shakunetsu no yami' de içinde yer alan Zan ile birlikte doğal olarak kayda değer olmak ile birlikte bu single ı başka bir yazının konusu olacak.


Son olarak diyorum ki; Diru sever her bünye gibi canlı olarak görmeyi dilediğim fakat bu gidişle 80 yaşında kyo kulağında işitme cihazı ile söylerken elimde baston ile dinlemeyi umduğum grup olmaktalar. O günleri de görmek umuduyla :P ...



http://www.youtube.com/watch?v=P1jaOxGICRA
http://www.youtube.com/watch?v=gVt9R_gHKRo
http://www.youtube.com/watch?v=YcZfVo6pNQ8&feature=related
http://www.youtube.com/watch?v=yXu9FNEjChU
http://www.youtube.com/watch?v=kHFTJoZ05-M&feature=related


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...