chinese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chinese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2017 Çarşamba

10. Yıla Girerken - The End -



Eveeeet, bugün Tawannanna' nın yani bu bloğun doğum günü. 10. yılına giriyor ablaları, abileri, kardeşleri, arkadaşları ama soranlara "10. yaşımdan gün alıyorum fakat 9 yaşındayım" diyecek (ti).


Zamanında biraz can sıkıntısından, biraz boşluktan biraz da değişiklik olsun diye bu bloğa başlamıştım. O zamanlar anime, k-pop, efendim j-rock hatta bunları geçtim komple Uzak doğu bile pek tanınmazdı o nedenle biraz da paylaşım olsun, benim gibileri bulayım diye başlamıştım yazmaya.

Yıllar geçti... Gerçi ben pek üretken bir insan olmadığım için toplam içerik sayım çok yüksek değil ama olsun...



Artık bu bloğu sonlandırmanın bir zamanı geldiğine karar verdim ve bunun için  bu tarihi seçtim.

Tamamlayamadığım bir kitap maratonu olacak. Ben kitapları okumaya devam ediyorum gerçi ( 3- 4 kitabım kaldı ) ancak yorum yazılarımı buraya eklerim dersem yalan olur :) Tek eksik konu bu oldu.

Tüm bu süre içinde eğlendim, şahsen  güzel insanları tanıma fırsatım oldu, okudum, paylaştım. Sonuç olarak oldukça keyif aldım. 

 Bu zamana kadar burayı ziyaret eden herkese teşekkür ederim ^^

Buralarda bir okuyucu olarak olurum muhtemelen.



İletişim için twitter ya da mail yolunu kullanabilirsiniz.

Kendinize iyi bakın ^^

Aksi bir durum olmadığı sürece  "The End" diyorum. 


^^







18 Ağustos 2017 Cuma

Qin's Moon (S5): 5. Sezon ( İlk 46 bölüm): Olala... (III)






Qin's Moon 5 sezon yazıma kaldığım yerden devam edeyim. Gönül ister 46. bölümden sonrasının çevirileri çabuk gelsin,  ben de sezonu bitireyim ama sabır önemli işte.


Yazının ilk bölümünde demiştim ki; ne karakterler girdi, öyle böyle değil. Gerçekten karakter bombardımanı oldu fakat güzel oldu.




Değinmek istediğim karakterlerden bir diğeri Zhongli Mei. Bu arkadaş bu sezon Sheng Qi ile birlikte en fazla arka arkaya karşılıklı mücadeleye giren karakter. Kimlerle yüz yüze gelmedi ki?


Zhongli Mei, Qin Ordusunun düşük rütbeli bir üyesi olarak karşımıza çıkıyor,o muhteşem zırhına rağmen. General Bai Tu' nun altında çalışıyor. General Bai Tu, seride sık sık karşılaşılan yozlaşmış, aslen ödleğin önde gideni olan, ne adamlarına ne halka acıyan biri. Söylenenlerden anlıyoruz ki, aslında Zhongli Mei çok daha yüksek bir rütbede olabilirmiş, kendisine teklif de edilmiş ancak Zhongli Mei bunu kesinlikle reddetmiş. Zhongli Mei her ne kadar Qin Ordusunda hizmet veriyor olsa da aslen Chu eyaletinden.  Ayrıca enfes bir ok tekniği var ki eminim buna da ilerleyen zamanlarda daha fazla değinilecektir.




Zhongli Mei ile Han Xin hemen hemen aynı anda seride gözüküyor. İki yakın arkadaş oldukları anlaşılıyor. Zhongli Mei ve Gao Jiangli - Xiaoya Zi arasındaki tatsızlığı  bir süreliğine sona erdiren Han Xin oluyor. 


(Han Xin' e daha sonra değineceğim)

Ardından Zhongli Mei kimlerle karşı karşıya gelmiyor ki? Zaten girdiği andan anlaşabileceği üzere seride önemli bir rolü olacak. Long Ju' nun Shao Yu için bulması gereken 4 kişiden bir tanesi kendisi. Zhongli Mei bir görev  insanı olmak ile birlikte şeref  kavramının bir nevi tanımı. Seriye giren en sevilesi karakterlerden bir tanesi bana kalırsa. Bu arada kafasındaki miğferi çıkardığında daha da bir güzelleşiyor ^^


(Tarihte de bir Zhongli Mei var. Bazı kaynaklar  adındaki karakterin yanlış çevrildiğini aslında adının Zhongli Mo olduğunu söylüyor. Zhongli Mei (ya da Mo) Qin karşıtı ayaklanmalara katılıyor. Sıradan bir asker olarak girdiği orduda generalliğe yükseliyor. Önce amcasına sonra da Xiang Yu' ya hizmet ediyor. Öyle ki Long Ju ile birlikte Xiang Yu' nun en önemli iki generalinden bir tanesi oluyor. Bu arada Han Xin ile gerçekten arkadaşlar. Han Xin' e çoğu kez referans oluyor ama Han Xin' in durumu daha farklı. Neyse geleceğe fazla girmeyeyim)



Ve kardeşler, bu sezon Hunlar da işin içine girdi. Merak ediyordum acaba Hunları işin içine katacaklar mı diye. Gerçi hikayeyi bu kadar açıp, genişletmişken Hunların resme dahil edilmemesi düşünülemezdi. 



Doğrusunu söylemek gerekirse Hunları salakça yansıtmışlar. Barbar desen değil, kuvvetli desen değil. Kabilemsi ama beceriksiz görünüyorlar. Gerçi şimdilik sadece bir kol dahil oldu olaya ve bunların da içeriden (yani Qin Sarayındaki entrika döndürenlerle) bağlantılı olduğu hissi verildi. 


Ying Zhen' in zaten başına bela olan Hunlar bir anda kendisi için en önemli tehlike konumuna yükseldi. Nasıl? Ying Zheng içerideki karışıklılar, saraydaki soru işaretleri, reformları, gemisi ile uğraşırken bir meteor düşüverdi kuzey batıya. Ve Hunlar ile sınır olan ve Çin Seddi' nin yapılmakta olduğu civar sınırdaki bir dağın üzerinde bir anda lavlarla yazılmış  "Qin"in sonu Hunlardan olacak" yazısı beliriverdi. Tabii bunlar hep hile hurda. Esasen Qin' in sonu ile ilgili kehanet başka, bu seride de dile getiriliyor ve hakikaten de başka bir yerden gelecek sonu. Neyse, kendisine rapor edilen bu durum karşısında Ying Zheng deliriyor tabii ki ve Çin Seddi' nin yapımının hızlandırılmasını emrederken, kuzeybatıdan gelen bu kabileyi İmparatorluğun bir numaralı düşmanı ilan ediyor ve en iyi generallerinden olan Meng Tian' ı oraya yolluyor.




Hunları kötü çizmişler falan dedim ama şu hanım kızımız hariç. Ortamlarda kurduyla birlikte dolaşan bu kadın hakkında çok bir bilgi çıkmadı henüz. Kabilenin bir esiri mi yoksa üyesi mi gibi bir detay vermedi kendisi henüz ancak son derece karizmatik olduğunu kabul etmek gerek. Meng Tian' ın azılı rakiplerinden bir tanesi oluverdi.


( Şimdi seriden kopup tarihe gelirsek; Qin Hanedanlığının var olduğu dönem MÖ 221-206 yani Ying Zheng' in tahta çıktıktan sonra kalan 6 eyaleti hükmüne aldığı ve kendini ilk imparator ilan ettiği dönem MÖ 221 ile başlıyor. Bu tarih, Hunların Teoman önderliğinde örgütlenerek bilinirliğini arttırdığı döneme denk geliyor. Özellikle Çinli kaynaklara göre Hunlar ya da Kuzeyli barbarlar bu tarihlerden çok daha önce de varlıklarını hissettirip Çin' e saldırlarda bulunuyor. Zaten Ying Zheng, Çin Seddi' ni baştan yaratmıyor. Kendisinden önceki kral ya da hükümdarların inşa ettirdiği kale, karakol ve duvarları sağlam bir mühendislikle birleştirerek işe başlıyor. Aslında tarih eğlenceli. Aynı dönemlerde iki büyük isim tarih sahnesine adım atıyor. 

Qin İmparatorluğunun ilk döneminde Hunlar saldırılarıyla oldukça ilerleyip, Xianyang' ı yani Ying Zheng' in sarayının bulunduğu dönemin başkentini tehdit edebilecek şekilde ilerliyorlar. Hunları büyük tehdit olarak gören Ying Zheng oldukça büyük bir orduyu  Meng Tian' ın emrine veriyor ve "git bu akınları durdur, Çin Seddi projesini tamamla" diyor. Meng Tian ordusu ile birlikte Hunlarla mücadeleye başlıyor ve Hunlar karşısında başarılı oluyor. ( Bu arada Çin kaynaklarında ve seride Xiongnu' dur Hunlara verilen ad. Bu çeşitli kaynaklarda Hiung-nu, Hsiung-nu ya da Hiong-nu gibi isimlerle de geçer. Seride Kuzeyli Barbarlar ya da Kuzeyin Kurtları gibi isimler de veriliyor) Hunları oldukça geriye sürülüyorlar hatta bu mücadele sonucu Hunlar için oldukça önemli olan Ordos Vadisi de Hunların elinden çıkıyor. Her ne kadar Hunlar için bir yenilgi olsa da Hunların ufak atakları hiç bitmiyor ve yeniden vurmak için düzenleniyorlar. (Buralara değinmeyeceğim çünkü bunlar seri kapsamında ele aldığım tarihten sonra olacak) Bu arada Ying Zheng başka işlerle uğraşıyor dedik ama aynı sürede Hunların da tek cephesi Qin değil. Onlar da Yueçilerle bir münakaşa içinde ^^. )





Hani bu yazının taaaa ilk bölümünde dedim ya neler neler yok, hangi karakterler yok bu sezon diye!! İşte adamlar  Makedonyalıları ( seride böyle adlandırılmış) da işin içine sokmuş hahahah. Makedonyalılar ya da Kayıp Roma Lejyonu hikayesi ciddi anlamda bir gerçeğe dönüşmek üzere sanırım. ( Konuyla ilgili daha önce detaylı sayılabilecek bir yazı yazmışım. Merak edenler için şurada) Hunların tarafında yer alıyorlar seride şu anda. Tarihe meraklı olan ya da daha önce bilgisi olanlar için bu Romalıların kalkan ve mızrak ile oluşturdukları çeşitli formasyonlar vardır. Seri bu detaya özenle değinmiş. Şimdilik pek konuşmadılar ancak Hunlu hatunun ardından Meng Tian' ın diğer bir baş ağrısı oldular. 



(Romalıların komutanı. Meng Tian ile birebir kavgaya girince Meng Tian' a nezaketen yerden kalkan al, eşit olalım diye anlattı vücut diliyle ama Meng Tian kabul etmedi. Tarzlar farklı sonuçta)



(Yalnız bir nokta var. Seriye girmeleri hoş ama biraz tarih atlaması var sanırım. Bu lejyonun tarihsel olarak biraz daha ilerleyen bir dönemde Çin'de ortaya çıkması gerekiyor, söylenenleri doğru sayarsak. Neyse, yine de renk getirmiş. 

Amma velakin bir nokta daha var ki belirtmeden geçemeyeceğim; Şimdi serideki dönemde Hunların kağan ya da hakanı ya da shan yu'su  Teoman. - Yanlış hatırlamıyorsam seride Touman ismi zikrediliyor - Sonra Mete Han gelecek, 10'luk sisteme dayanan ilk düzenli orduyu kuran Mete Han değil miydi? Ondan da bir ordu bekliyoruz.  Meng Tian' ın süper bir ordusu var, Romalıların bir düzeni hatta formasyon(ları)u bile var. İşin geyiği bir yana, seride Mete Han' ın dönemine gelinmesine henüz biraz süre var ki Çinlilerin lider olarak tanıyacağı ilk hükümdar olacak. Seride o dönemleri ölmeden görebilecek miyiz acaba bu yavaşlıkla?)



Bu arada Meng Tian' a da değinmek lazım. Daha önce mutlaka yapmışımdır gerçi ama serinin bir nevi R2 D2' su kendisi. Görev insanı ve son derece sadık bir hizmetkar. General Zhang ile duygu dolu yazışmaları insanın içini buruyor vallahi.



(Tarihteki Meng Tian  da başarılı bir general. Ailesi de askeri kanattan geliyor. Aynı zamanda Çin Seddi' nin tüm toparlaması, lojistiği, koordinasyonu ile uğraşan, mühendislikten de anlayan biri. Seride buna ufaktan değinilmiş. Gerçekten de hayatı bir noktadan sonra Hunlarla savaşmak ve Çin Seddini tamamlamak ile geçiyor. Hatta Fu Su da babası tarafından bir süre donra git orada biraz imparator olmayı öğren diye Meng Tian' ın yanına yollanıyor. İkisi uzun yıllar boyunca Hunlarla çarpışıyor.)


Farklı bir Ying Zheng ve Meng Tian yorumunu Kingdom  adlı animede bulabilirsiniz.


Yani daha bitmedi. Çoook karakter var. Peasant School, bu 46 bölüm içinde liderlik adına birbirine girdi. Ayıp ettiler aslında ama sayelerinde nice bomba karakter ortaya çıktı ama onlara artık daha sonra değineceğim. Şimdilik bunların haricinde adını anmadığım karakterlerin affına sığınayım ve ilk 46 bölüm için olan yazının sonuna geleyim.

Qin's Moon' un 5. sezonu enfes ilerliyor. Kurgu, akıcılık, derinlik büyük tat. Bence bir yerlerinden başlayın ^^




Yılbaşına denk gelen bölümlerin kapanışı için şöyle bir şey yapmışlar. Tek tek kontrol etmedim ama karakterleri seslendirenler söylüyor parçayı.




Olur da 5. sezona göz atmak, izlemek isteyen olursa İngilizce alt yazılı hali için, buraya göz atabilirsiniz.



6 Ağustos 2017 Pazar

Qin's Moon (S5): 5. Sezon ( İlk 46 bölüm): Olala... (II)





 Qin's Moon 5. sezonun ilk 46 bölümünü içeren yazıma ilk bölümün ardından kaldığım yerden devam edeyim.  En son Fu Su' nun Konfüçyus Okuluna yaptığı ziyarette kalmıştım. Doğal sevgisinden kaynaklanmıyor bu ziyaret, amaçları var doğal olarak. Kendisi yalnız da gitmiyor. Bu gezide Zhao Gao, Li Sı ve diğer eşraf kendisine eşlik ediyor. Ufak bir eğlence de hazırlamışlar gelirken, elleri boş gelmemişler.


Konfüçyüs Okulu, Fu Nian' ın önderliğinde ilerliyor. Aslında Fu Nian, Yan Lu ve Zhang Liang okulun lider üçlüsü. 




Fu Nian' dan önceki isim olan Xun Kuang da okulda emekliliğinin tadını çıkarıyor. Xun Kuang önemli bir isim aslında çünkü Li Sı ve Han Fei' nin öğretmeni. Fu Nian, Yan Lu ve Zhang Liang' ın  aynı zamanda Qilu' nun üç kahramanı olarak adlandırıldığı çıtlatılıyor bu sezon ancak kimse  bu üçlünün geçmişini tam olarak bilemiyor. Bu ziyaret esnasında okulun ve üyelerinin heybetli göründüğü şüphe götürmez bir gerçek.



Fu Su kütüphaneye övgüler düzüp, biraz göz dağı verdikten ve Fu Nian' a "iyi düşün, İmparatorluğun yasal olarak yanında yer açayım sana" teklifini sunduktan sonra bu hediyeyi açıklıyorlar; "Bugün, konuşma değil ama kılıçlar üzerinden biraz maç izleyelim, her iki taraftan da katılımcılar kılıçlar üzerinden maharetini göstersin. " Fu Nian ve diğerleri bu öneriyi reddedemeyeceği için sonunda Fu Nian ve Yan Lu' nun gerçek güçleri ile ilgili (belki hepsi değil) bilgi sahibi olma fırsatımız oluyor.



Önce sahneye üçüncü kardeş olarak Zhang Liang çıkıyor. Aksiyon var mı? Yok :( Ama dahası var...

Şimdi serideki tüm karakterler favorim ama Zhang Liang' ın yeri başka. Favorilerimin favorisi oluyor kendisi. (Fan girl modu tekrar devrede) Zekasına ve becerisine daha önceki sezonlarda değinilmişti zaten. Kendisi bu üçlü içerisinde Mohistleri direkt destekleyen kişi. Qin' e karşı ayaklananların stratejisti. Şimdi buralardan yola çıkarak methiyeler düzebilirim kendisine ama iş zıvanadan çıkacağı için kesiyorum bu noktada.


(Zhang Liang' ın tarihsel karakterinden daha öncelerde bahsetmiş olmam lazım. Bahsetmediysem ileride bahsederim. Bu arada aklıma gelmişken yakın zamanlı yazılar içerisinde seçmem gerekirse, mesela Kralların Merhameti' nde de Zhang Liang yorumlanıyor.)


Şimdi napıyor Zhang Liang ya da Zifang? Rakibini seçme hakkı doğunca 6 Kılıcı birden rakip olarak kendisine seçiyor. Canım benim ( Şuraya bir kalp çizdim)  Ki bu hareket ve ardından yaptığı aslında çok zekice işler. Yalnız taktiksel olarak  yerinden gram kıpırdamamak ile birlikte çok konuştuğunu da söylemem lazım. Gerçekten yapması gerektiği gibi 6 Kılıcı konuşarak yıpratırken neredeyse beni de yıprattı canım benim. 





Yin Yang Okulunun eski bir üyesi olan yaşlı amca gibi - ki kendisi seride çok önemli bir yere sahip aslında- Zifang'cığım yani Zhang Liang beni de hayal kırıklığına uğratmadı.


(Bu sezon yeteri kadar göremediğimi düşünüyorum kendisini ama fan girllükten gözüm dönmüş olabilir, bilemiyorum. )





Sıra Yan Lu' ya gelince rakibi Sheng Qi oluyor. Şu ana kadar Yan Lu' yu kibar, nazik, sessiz sakin bir beyefendi , Zifang' a arka çıkan ve Mohistler ile olan iş birliğini destekleyen ortanca kişi olarak bildik. Potansiyelini hissettiriyordu ama hiç dışarı vurmamıştı. İşte Yan Lu vs Sheng Qi aksiyonunda kendisini gösterdi. Yan Lu' nun geçmişi hiç bilinmiyor. Müthişliği hakkında yapılan yorumları da aktarmayacağım sadece kılıç sıralamasında 16. sırada yer alan kılıca sahip olduğu notunu düşeyim. Bu sıralama aslında kılıcın gücü hakkında hiçbir fikir vermiyor  çünkü güçleri bambaşka. Ve Yan Lu ile Sheng Qi arasındaki mücadele Yan Lu' nun eşsiz karakterine uygun olarak sonlanıyor. Kendisinin Zhao Gao' nun dikkatini çekmesi üzücü bir durum tabii.


(Tadaa...... ve Yan Lu)



Sheng Qi ise bu sezon en fazla aksiyona giren karakterlerden bir tanesi. Yan Lu ile başlayan aksiyonları bir sürü insanla devam ediyor. Bu sezon geçmişine dair önemli bilgiler öğrendik. Öncelikle aradığı kardeşinin Net Trap' in içinde olduğu bilgisi verildi izleyene. Kimdir, ne amaçla oradadır, köle mi oldu bilemiyoruz henüz. İkinci olarak kendisinin bir zamanlar Köylü Okulunun ( İngilizce "Peasant School" olarak geçiyor, kısaca Köylü dedim ben) bir üyesi olduğu hatta bu okulun liderliğine oynadığını ancak daha sonra okuldan ayrıldığını öğrendik. Detaylar henüz netleşmedi ancak bir kısım O'nu hain olarak nitelendiriyor. Üzücü. Halbuki kendisi biraz düz mantık ve zaman zaman acımasız olmak ile birlikte söylediğini yapan, azimli bir karakter. 



Üçüncü olarak mücadele sırası Fu Nian ile Taoist okuldan, kendisine göre cennetten bana göre dünyanın hangi aptal köşesinden kopup geldiğini bilemediğim Xiomeng' e geliyor.



Bu sezon seriye yeni giren karakterlerden bir tanesi olan Xiomeng, sevmediğim karakterler olan Zhao Gao ve Li Sı' yı sollayarak birinciliğe oturdu. Taoist Okulun Cennet Klanından olan hatta klanın lideri olan bu kişi gerçekten kendini insanın üzerinde gören bununla yetinmeyip doruklara vardığını düşünen, içindeki kibrin farkında olmayan 18 yaşında bir kız esasen. Taoist Okulun İnsan Klanından nefret ettiğini düşündüğüm (ama kendisine sorsanız nefret diye bir duyguyu bilmiyordur çünkü fani işlerle uğraşmaz) , yüce doruklarına tam anlamıyla oturmak için kendi okulundan adam kesmekte sakınca görmeyen bu zibidi - hahahaha yerden yere vurdum yalnız - bu sezon etrafta arz ediyor. (Senin Qin ile ne işin var?)  Bu kadar yerden yere vurduğuma bakmayın. 8 yaşında Klanının 6 bilgesini yere sermeye başarmış ve aslında serinin en güçlü bir iki isminden biri. Buna rağmen kalpsizin ve beyinsizin teki bana kalırsa. Neyse ki bu mücadelede de Fu Nian bunu biraz çiziyor. Ardında İnsan Klanının lideri ve Mohistlerin dostu Xioayao Zi ile girdiği mücadeleden de ayrılıyor. Gerçi bana kalırsa sadece havayı kokluyor şu aralar ama bakalım. Yalnız General Zhang bundan etkilendi mi yoksa ardındaki güçten endişelendi mi bilemiyorum.


Gelelim Fu Nian' a. Okulun lideri olmak dışında da ne olduğunu bu sezonda göstermiş oldu. Elinde bulundurduğu kılıcın da kılıç sıralamasında 3. olduğunu öğrendik ki bunu kullanmak her babayiğidin harcı değil. Aynı zamanda sert görünen, disiplinli ve Zifang' ın aksine Konfüçyüs Okulunu iklimden ayrı tutmak için uğraş veren Fu Nian' ın zibidi Xiomeng' in boyunun ölçüsünü Taoist yoldan vermesi ayrıca hoşuma gitti.

Tüm bunlar yaşanırken Shao Yu, Shi Lan ve Tian Ming  Mirage' ın içinde bir yandan hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da Yu'er' ı arıyorlar.



Shao Yu' nun Shi Lan' a yanık olduğunu biliyorduk aslında - Tian Ming bile farkındaydı - Hoş Shi Lan' ın da gönlü yok değildi ama bu sezon dışa vurdu sonunda. Bu ikisi böyle aksiyon içinde romantizm yaşadı.


5. sezonun en önemli gelişmelerinden bir tanesi ise Yu'er ın annesinin kim olduğunu öğrenmek oldu. Çok bomba bir karakter olmak ile birlikte serinin en güçlü bir iki isminden bir olduğu da anlaşılmış oldu. Hikayeler, hikayeler...

Neyse, burada keseyim ve bu 46 bölüm için bir üçüncü bölüm oluşturayım ^^



5 Ağustos 2017 Cumartesi

Qin's Moon (S5) : 5. Sezon ( İlk 46 bölüm): Olala... (I)






Uzun bir süre sonra yeni yeniden Qin's Moon ve merakla beklediğim 5. sezonun zamanı gelmişti artık. Uzun zaman olmuştu gerçekten ancak sezonun birikmesi ve çevirilerin gelmesi oldukça zaman alıyor. Buna rağmen yıllar geçmiş olmasına rağmen 4. sezonu nasıl bir heyecan ve tebessüm ile izlediğimi hala hatırlıyorum, ilginç! Üzücü olan tek nokta bunca beklemeye rağmen 5. sezonun sadece 46 bölümünü izleyebilmiş olmam. Gördüğüm kadarıyla bu sezonda bölüm sayısı 70' lere dayanacak,  şu anda bile 60. küsur bölüm yayınlandı ama işte kardeşler, bu noktada çeviri işin içine giriyor. İngilizce çevirileri beklemek zor. Alt yazısız Çince izlemek benim adıma yemez, arada bir şey kaçırmak istemiyorum, süper olaylar dönüyor çünkü.



Neyse, bu 46 bölüm bile iyi geldi. Neler olmadı ki? Bu seriyi nasılsa benden başka izleyen olmadığına göre istediğim şekilde, spoiler kaygısı olmaksızın, keyfimce yazıp, heyecanımı paylaşabilirim hahaha.


Bu sezonda 4. sezonun kaldığı yerden devam ediyor.  4. sezonda İmparator Ying Zheng' in ölümsüzlük iksirini elde etme ve ölümsüzlüğe ulaşma adına yaptırdığı gemi Mirage faaliyete geçmişti. Tianming, Shao Yu ve Shi Lan gemiye kaçak olarak giriş yapmıştı.


(Tarihi açıdan bakıldığında Ying Zheng' in gerçekten böyle bir çabası, ölümsüzlük ve ölümsüzlük iksiri üzerine böyle bir saplantısı var ve bir gemi yaptırdığı biliniyor.)


Mohistlerden olan efsanevi aşcı Pao Ding ise yakalanarak hapishaneye kapatılmıştı.

İmparator Ying Zheng' in en büyük oğlu Fu Su ise  Shanghai' ya gelmişti.



Olaylar bu noktadan sonra başlıyor. İlk olarak Fu Su' ya karşı düzenlenen bir suikast girişimi ile sahne açılıyor. Bunun akabinde dikkatler ve şüpheler hemen Konfüçyüs Okulu' na çekiliyor. Li Si' nin kışkırtmalarına rağmen olaya temkinli yaklaşan Fu Su, Konfüçyüs Okulu' na bir gezi düzenliyor. ( İyi ki de bunu yapıyor çünkü bu sayede harika sahnelerle karşılaşıyoruz ^^)



Bu esnada Dao Zhi, Pao Ding' i kurtarmak için kendi planlarını uyguluyor.


Bu sezon olaylar olaylar.... Bunun üzerine o kadar karakter işin içine giriyor ki sevince boğulmamak elde değil. Delicesine bir karakter akını var ki coşmamak elde değil. Karakterler arasındaki bağlar, ilişkiler, arkada dönen komplolar... Yani 5. sezon delicesine açıldı, hikaye artık tamamen bir zemine oturdu, çoğu nokta anlam kazandı. Hala gizemini koruyan bazı olaylar var tabii ki ancak onların ileride katacağı tat bambaşka olacak.


Tüm sezonda gelişen olayları yazmak mümkün değil, en iyisi karaterlerden gitmek olacak sanırım.


Bu sezon Dao Zhi' ye torpil yapmışlar. Kimdi Dao Zhi?  Mohist Okuldan ve Hırsızlar Kralı olarak bilinen bir karakterdi. Hızı, zekası ve hafifliği en önemli özellikleri. Bu sezonda da bunları gösterdi. Bir de aslında bu adama çirkin falan diyorlardı ama bildiğiniz sevimli bu adam.





Özellikle General Zhang ve Gölge Birliği ile girdiği aksiyonlar kaçırılmaması gerekenler arasında. Bu sezon kendisi bana kalırsa çok karizmatik.



(Yani Zhao Gao' nun çizimine  bayılıyorum, Saçlar, bakışlar ve tırnaklar )




(Kısaca 6 Kılıç diyorum ben bunlara)


Serinin en tehlikeli isimlerinden biri olduğunu daha önce de hissetren Zhao Gao, bu sezon bunu ve elinde tuttuğu tehlikeyi iyice pekiştirdi. Normal şartlarda,  Zhao Gao seride Li Si ile sevmediğim iki karakterden bir tanesi. (Bu sezon bir üçüncüsü daha eklendi buna, ileride değineceğim)  Gerçi bu seri içindeki çizimine hastayım orası ayrı. Daha önceki sezonlarda Net Trap Organizasyonunun kendisine bağlı olduğunu görmüştük. Bu organizasyon serideki en tehlikeli organizasyon, boşuna örümcek ağı demiyorlar. Ayrıca bu organizasyonun en tehlikeli silahı içinde bulunan 6 önemli kılıcı kullanan ve 6 Swords Slaves denilen 6 kişi. Bunların karşısında durmak biraz zor. Bu sezonda bu durum iyice gün yüzüne çıktı. Bununla birlikte sezonun ilerleyen bölümlerinde Zhao Gao' nun planları ve neler çevirdiği de su yüzüne çıkıyor. Bunu biz anlıyoruz gerçi, çok az kişi nice takiplerden sonra farkına varacak.


( Tarihsel bir figür olarak Zhao Gao, Qin İmparatorluğu döneminde sarayda görev almış hadımlardan bir tanesi. Sadece bu sezona kadar olan tarihsel gelişiminden bahsedecek olursam, başarı basamaklarını becerileriyle hızla çıkan ve Ying Zheng' in en güvendiği adamlardan bir tanesi olan Zhao Gao' nun Li Si ile çevirdiği dolaplar... Burada keselim. Seride de olduğu gibi hedeflerinde Fu Su var)



(Burada kendisi baş aşağı, dağdan serbest düşüş yapıyor ^^)



Bu sezon ortama giren, gözlerimizi şenlendiren, izleme keyfimizi yükselten karakterlerden ilki General Zhang Han. Kendisi Qin Ordusunun bir generali ve direkt olarak İmparator Ying Zheng' e bağlı.  Safi güçten oluşmayan bu general aynı zamanda zeki ve olayların arkasını hissedebilme kabiliyetine sahip, ne güzel ki. Ayrıca yemleme konusunda oldukça başarılı. Fu Su' ya düzenlenen başarısız suikast girişimini yememesi ile belli etti kendisini. Yine de sahip olduğu kapasitesi ile  düşmanları için korkutucu bir karakter sayılır.




"Eğer biri almak istiyorsa önce vermelidir"

Han Feizi' nin bu sözlerini Zhang Han' ın ağzından duyuyoruz. Kendisi askeri okulun bir üyesi olması nedeniyle doğal olarak Savaş Sanatı'na hakim olmak ile birlikte döneminin düşünce okullarının eserlerini de es geçmemiş.


(Zhang Han da serideki pek çok karakter gibi tarihsel bir figür. Zaten seri belli bir tarihi olayı anlatıyor biraz daha fantezi ve tatlı bir şekilde. Zhang Han da ilk başlarda Wang Jian' ın altında çalışan sonra terfi eden bir general. Şimdilik sadece bu kadarından bahsedeyim) 



Bu sezonun en güzel olaylarından bir tanesi (yani seriyi sevenler, gerçeklerden bağımsız olarak serinin akışına kendini kaptıranlar için) Mohistler ile Quicksand' in yaptığı ittifak oldu. Sorun şimdi;  buna ön ayak olan, bunu sağlayan kim? Tabii ki Zhang Liang hahaha. ( Fan girl modu bu noktada açıldı ^^) Başka kim olabilir?! Neyse, iyi de oldu aslında bu ittifak, biraz neşe ve eğlence de getirdi. Karakterlerin birbirlerine çocukça yaklaşımları izlenmeye değer. Özellikle Ah Xue ve Crimson Snake dalaşmaları çok eğlenceli. ( Ah Xue kıskandı ya hahahahahah)




Bu ittifakın bir sonucu olarak Ge Nie ve Wei Zhuang birlikte hareket etmeye başladılar. Bu ikisi birlikteyken inanılmaz olduklarına değinmeme gerek var mı bilemiyorum. İşte daha ilk bölümlerde insanı keyfin doruklarına çıkaran sahnelere imza atıyorlar. Dao Zhi ve Pao Ding' i kurtarmak için General Zhang' ın tuzağını bilerek hapsihaneye geldiklerinde ve tam kurtulmalarına ramak kala ilk önce Net Trap Organizasyonunun 6 kılıcı ile kapışmak durumunda kalıyorlar.



Dediğim gibi bu ikisi de ayrı ayrı boş adamlar değiller ancak birlikte hareket ettiklerinde ( ki bunu ilk kez görüyoruz ve Ge Nie kendi kılıcı yerine tahta bir kılıç kullanıyor olsa bile) başka bir boyuta geçiyorlar ancak karşılarındakiler de boş değil.






(İşte Ge Nie, Zhang Han ve Wei Zhuang bir kafesin üzerinde kısa bir süreliğine iletişim kurarken)



Yetmiyor, sonra bir bölüm var ki Wei Zhuang, Ge Nie ve General Zhang' ın üçlü kapışmasıdır, bu sahne bana kalırsa müziği, görselliği ve estetiği açısından serinin tavan yaptığı noktalardan bir tanesi. Çok keyifli. (Birden çok izlediğim doğrudur)




Hazır yeri gelmişken Wei Zhuang' a da değinmek lazım. Bu sezon içinde insaniyeti az da olsa su yüzüne çıktı. Bir kısım konuda kendisini akladı sayılır. Bu 46 bölüm içerisinde daha eğlenceli ve alttan alta laf sokucu. Ge Nie ile ortaklıklarının hiç bozulmamasını diliyor insan. Ge Nie ile yaptığı konuşmalarda bazı noktalar açığa çıkıyor. Yine bu konuşmalardan bir tanesinde Ge Nie' nin ağzından Ying Zheng seri içindeki konumuna oturuluyor.

"O'nun gibi biri dünyaya daha önce gelmedi, bundan sonra da bir daha gelmeyecek"

Bu ikilinin yolculuğu esnasında Wei Zhuang' ın dillendirdiği mısralar ve düşünceler de önemli ve hoş;

" Güç kılıçları kınından çıktı, dünyada yaralar bıraktı.
Daha fazla fethetmek hırsı, sadece daha fazla düşman kazanmak için.
Bu kötü iradenin kaderi mi,
yoksa zirveye tırmanmanın bir yolu mu?
Görkemle yanan belirgin istekler.
Hayatlar doğar ve düşer.
Eğer tarih bir şarkı kadar uzunsa,
Kayıp ruhlar bu müziği besteler.
Cennet ile cehennem arasında,
Kimin dokunulmazlık eli gelip, zitheri çalacak?" 

( Çeviri üzerinde pek durmadım, dursam da daha iyisi olmazdı. Bendeki bu kısıtlı yetenekle idare etmek durumundayız)



Prens Fu su' ya değinmeden geçmek olmaz çünkü kendisi bu sezonun önemli isimlerinden bir tanesi. Daha önceki sezonlarda da az çok değinilen Fu su' nun karakteri bu sezon daha belirgin bir hal alıyor. İmparator' un en büyük oğlu olan ancak babasının resmi olarak varis olarak henüz atamadığı oğlu Fu Su' nun aslında imparatorluk ve insanlarla ilgilenen, daha merhametli, akıllı biri olduğu  ve daha birleştirici bir yaklaşıma sahip olduğu görülüyor. Ne yazık ki, hayatı üzerine çeşitli oyunlar oynanıyor. İlk suikast girişiminin ardından Konfüçyüs Okuluna ziyaret gerçekleştirmesi benim açımda şahane oldu açıkçası ancak kendisi adına da faydalı olduğu söylenebilir.


(Tarihsel bir figür olarak Fu Su' ya değinmek gerekirse yine bu sezonun işlediği kadarından bahsedeyim. Ying Zheng' in büyük oğlu. Kaynakların söylediğine göre daha merhametli, sakin bir yapıya sahip. Babasının sert ve yıkıcı politikalarına biraz ters düşüyor. Ve gerçekten babasının sinir olduğu ve yıkmak istediği Konfüçyüs Okulu' nu biraz savunarak babası ile ilk zıtlaşmasını yaşıyor)

Görüyorum ki bu yazı biraz uzun olacak. O nedenle ikiye bölmekte fayda var diyerek şimdilik buraya bir nokta koyayım.

Qin's Moon' u izlemeyenler çok şey kaçırıyor bence hahahah ^^


Bu sezonun açılışı;




(Parça hala aynı, ne güzel)


Bu ise en sevdiğim kapanış parçası. Görüntülerin bir kısmı bu sezona bir kısmı eski sezonlara ait




25 Mayıs 2017 Perşembe

Love Me, If You Dare: Çin Dizisi





Love Me, If You Dare   2015 yılında gösterime giren, baş rollerinde Wallece Huo, Ma  Sichun, Wang Kai, Andrew Yin, Edward Zhang' ın yer aldığı bir Çin Dizisi. Dizi aslen Çinli yazar Ding Mo' nun aynı isimli romanından uyarlama.



Dizi gerilim - polisiye tarzında ilerliyor ve tabii ki romantizm de dizide yerini buluyor. Romanı okumadığım için kitap hakkında yorum yapamayacağım ancak bu romantik sahneler biraz iç bayıyor dizide.


Wallace Huo, dizinin ana karakteri Bo Jin Yan' ı canlandırıyor. Bo Jin Yan, dahi bir kriminolog ve narsisizmin doruğunda yaşayan biri. Egosunun ve zekasının yüksekliğine tezat olarak duygusal zeka fakiri olduğu için  insanlarla pek iletişim kur (a)mayan birisi. Dizinin ilk bölümlerinde parça parça verilen geçmişine dair detaylar merak uyandırıp  pek bir şey anlaşılmazken ve  kendisini hayattaki tek dostu Fu Zi Yu ile idare ederken hayatlarına önce Bo Jin Yan' ın çevirmeni daha sonra asistanı olarak Jian Yao giriyor. Ağır polisiye vakalar bir şekilde Bo Jin Yan' ın önüne gelirken ve bunları çözerlerken arkada daha farklı olaylar dönüyor.



Wallece Huo' ya Bo Jin Yan' lik yakışmış. Oyunculuk güzel. Jian Yao zaman zaman çok can sıkıyor ve abartıya düşüyor. Dizinin katalizörü Fu Zi Yi. Gönül işlerinde bazen ufak konuşmalar önemlidir mesajını bize iletiyor ayrıca.



Fena dizi değil ancak bazı şeyler eksik bu dizide bu nedenle tam performansını yakalayamamış bence. Bir de 24 bölüm olmasaymış çok daha şeker olacakmış. Yine de bu tarz bir yapım arıyorsanız göz atmanızda fayda var. Muhtemelen bir ikinci sezon gelecek.




19 Şubat 2017 Pazar

KRALLARIN MERHAMETİ (Ken Liu) : KİTAP




"...Fakat iktidarın, bir insanın dostlarını nasıl gördüğüne göre değiştiğini iyi biliyorum"



Kralların Merhameti, Çin doğumlu Amerikalı yazar Ken Liu' nun  Karahindiba Hanedanlığı serisinin birinci kitabı. İthaki' den çıkan kitap  600 sayfa.


Kitabı gördüğümde gözlerim parlamıştı, bu kadar çabuk yayınlanacağını ummuyordum açıkçası. Uygun bir fiyatla da alınca sarılasım gelmişti kitaba ve büyük bir beklentiyle başladım okumaya.



Kralların Merhameti' nin konusuna girmeyeceğim ancak bu kitapta yazar  Çin mitolojisi ve tarihinden esinlenerek, belli bir tarih çizelgesi üzerinde zaman ve mekan kırılması yaratarak konuyu ele almış. Yarattığı Adalar Devleti üzerinden, Savaşan Devletler dönemi, Qin Hanedanlığının düşüşü ve Han Hanedanlığının doğuşunu farklı bir mekan ve zaman üzerinde kurgulamış. Doğal olarak karakterlerin çoğu gerçek tarihi karakterlerden kurgulanmış Örneğin kitapta yer alan İmparator Mapidere, zamanında birbiriyle savaşan diğer altı krallığı kendi bayrağı altında birleştiren, bunu yaparken nice acılara sebep olan, tarihte bilinen ilk toplu kitap yakma eylemine imza atan, büyük bir hayali olan Qin Shi Huang' ın bir iz düşümü. Benzer şekilde Kuni  Garu   Liu Bang' ın  ve Mata' da Xiang Yu' nun yansımaları. Bu üçü kitapta yer alan ve tarihi kişilere  dayanan pek çok karakterden sadece üç tanesi.


Dediğim gibi, tarihi bir çizelgede mekan ve zamanı kırmış. Üzerine bir de soslar eklemiş. Aynı zamanda  tanrıları işin içine sokmuş. Tanrılar, kendi aralarındaki anlaşmaya bağlı olarak her ne kadar insanların işine direkt müdahalede bulunmasalar da onların gözlemciliği ve yorumları olaya farklı bir açı kazandırmış. Ayrıca Tanrı bunlar, ne yapacakları, ne tür oyunlar oynayacakları belli mi olur?



Kitabı  akıcı bulduğumu söylemeliyim. Olaylar hızlı gelişiyor ancak anlaşılır şekilde ele alınıyor. Bilemiyorum belki de bu tarihe ve olaylara aşina olduğum için  bana öyle gelmiştir, diğer okuyucular nasıl hisseder bilemiyorum. Hikaye ilerledikçe pek çok karakter işin içine giriyor, olaylara dahil oluyor. Çoğunun kendi bakış açısı, algısı ve durumlara getirdiği yorumları var. Farklı bakış açılarının harmonisi bazen karşıtlığı hatta fazlalığı  bence keyif verici. Buna ek olarak diyebilirim ki  kitapta komutan rütbesiyle boy gösteren ya da  kendisine bu ünvanın verildiği karakterlerin savaş taktikleri, savaş hakkındaki yorumları oldukça haz vermek ile birlikte uzak doğu savaş stratejilerinin de bir nevi özetini önünüze seriveriyor.


"Ömrünü fetihlerle geçiren bütün erkekler gibi o da, düşüncelerini kaçınılmaz düşmana yoğunlaştırmıştı. Pan, yıllar boyunca ölümsüzlük ve gençlik iksiri üzerine çalışan simyacılarla dolup taşmıştı. Dolandırıcılar ve sahtekarlar olarak yeni başkente akın etmişler ve yararlı bir sonuç vermeyen gelişmiş araştırma laboratuvarları ve araştırma teklifleriyle hazineyi boşaltmışlardı...."



Kitabın güzel noktalarından diğer bir tanesi ise, benim için, Mapidere' in yaptıklarının hem tanrılar hem de karakterler tarafından sorgulanması idi. Daha önce de söylemişimdir, bu eleman iki yüzlü bir madalyon. Ne taraftan baktığınıza bağlı. Burada da O'nun zalim yönetimine son vermeye karar veren - bazı - karakterler kendilerini bir iktidar zaferi ve güç yoğunluğu içinde bulunca, "ne için başlamıştık, nereye vardık" sorgulamalarına girip bazı sonuçlara ulaşıyorlar. Hep merak ederdim bu adam ölümsüzlük iksiri arayışına kapılmasa, aslında önemli olan ancak daha sonraya bırakılabilecek mühendislik projelerine girişmese ve belki de en önemlisi gücün avucuna oturmasa tarihte farklı şekilde anılabilir miydi diye? (Veya böyle bir süreğenlik aslında mümkün mü?) Burada da karakterler tam da  bu soruları soruyorlar. Ben keyif aldım şahsen.




" Feüji' nin, içinde bulundukları şartları çok çalışıp kendi inisiyatifleriyle iyileştirecek olan halkın yolunu tıkamadan, ülkeyi nazikçe idare edecek bir yöneticiye olan inancı, Crupa' ya iflah olmaz derecede safça görünüyordu. Savaşlarla yıpranmış Tiro devletlerinde yaşamanın insanlara öğrettiği bir şey varsa, o da, sıradan insanların, vizyon sahibi adamların yol gösterdiği güçlü yöneticiler tarafından güdülmesi ve ahıra konulması gereken hayvanlardan biraz daha iyi olduklarıydı. Güçlü devletlerin ihtiyacı olan şey, merhamet göstermeden etkili bir şekilde uygulanan katı kanunlardı."




Hikaye ya da süreç mi demeliyim bilemiyorum aslında hayat ile ilgili pek çok konuyu ele alıyor ve bunlar üzerindeki zaman zaman farklı yorumları ortaya seriyor. Kader, aşk, savaş, kadının yeri gibi. Tüm bunların ötesinde ise insan doğası ve iktidar isteği yer alıyor. Bu iktidar mücadelesinde aslında herkesin yalnız olabileceği, kardeşliklerin çıkar uğruna bozulabileceği, gücün bir insanı çok çabuk yutabileceği gibi mevzular kitap içinde derinden derinden, inceden inceden işleniyor.



Krallar' ın Merhameti' ni beğendim ben. Okurken büyük keyif aldım. Belki içindeki hikayeye olan aşinalığımın da etkisi olabilir ancak farklı bakış açılarının tatlı bir şekilde kitapta dile getirilmesi, kitabın akıcılığı, çok fazla konunun sade bir şekilde inceden inceye işlenmesi ve içerisinde kullanılan ve anlatımı zenginleştiren öğeler bana haz verdi. Film haklarının satın alındığı söyleniyor, bakalım neler olur ileride.



Serinin ikinci kitabı "The Wall of Storms"' un da Türkçeye çevrilmesini dört gözle bekleyenlerdenim ben.  Ayrıca, ileride düşüncelerim değişir mi bilemem ancak bu Silkpunk olayını tuttuğumu da söylemeliyim.



Ken Liu aynı zamanda benim henüz okuyamadığım Cixin Liu' nun Üç Cisim Problemi adlı kitabının da çevirmeni. Bu kitabı da bir an önce elime geçirmek için çaba sarf ediyorum. Beni heyecanlandıran kitaplardan bir tanesi ne zamandır.



Tekrar Krallar' ın Merhameti' ne dönecek olursak ( bırakamıyorum farkındaysanız ^^) ben şiddetle  öneririm ancak getirilerinden sorumlu olmak istemem (yani kişiden kişiye değişebilir). Okuyan ya da okumayı düşünen varsa yorumları ve düşünceleri  beklerim...




1 Şubat 2017 Çarşamba

Kaybolan Güneş : Çin Mitolojisi - Kitap





Bileşim Yayınlarının Çocuk Kitapları - Mitolojisi serisinde  Kaybolan Güneş, Çin Mitolojisini temsilen yer alıyor. Kaybolan Güneş de Ookuninuşi gibi çizimleriyle ve öyküsüyle şirin bir kitap.

Kitap, Levent Gönül tarafından yazılmış ve Tolga Kınalı tarafından resimlenmiş.



Kitap, esasen Çin Mitolojisi ya da halk söylenceleri içerisinde yer alan iki öyküyü birleştirmiş.

Bunlardan bir tanesi 10 güneş. Zamanında, bir haftanın 10 gün olduğu zamanlarda,bir ağacın dallarında yaşayan 10 güneş kardeşin hayatı ve yaptıkları muziplik sonucu hem kendilerinin hem de dünyanın başına gelenleri anlatıyor bu öykü.


Öyküde, kralın yardımını istediği kişi  annesi tanrıça olan, ülkenin en iyi okçusu Okçu Yi, Çin Mitolojisinin ölümsüz kahramanlarından bir tanesi kendisi ya da en azından kariyerine ölümsüz olarak başladığını söylemek doğru olur. Okçu Yi, bu 10 Güneş hikayesi ile ilgili olmayan farklı  bir takım olaylar neticesinde ölümsüzlüğünü kaybediyor. Sonu biraz meçhul sayılabilir. Kimi hikayelerde ölümsüzlüğünü geri aldığı kimilerinde ise bir fani olarak öldüğü söyleniyor.





10 güneş hikayesi kitapta kaybolan güneşe bağlanıyor. Ne yazık ki dünyada kalan son güneş, denizin dibinde yaşayan kötü bir kral tarafından kaçırılıyor. Dünya karanlığa ve soğuğa boğuluyor. Güneşi aramaya giden ilk kişi, yardımına gelen anka kuşu ile birlikte, Liu Çin oluyor ancak görevinde başarılı olamayarak kendisinden sonra gelenlere yol göstermek amacıyla bir yıldıza dönüşüyor. Oğlu Bao Çu ise, her kahramanlık hikayesinde olduğu üzere, garip bir şekilde doğuyor, farklı nitelikler gösteriyor ve babasının izinden giderek güneşi bulmaya koyuluyor.


Hikaye doğal olarak mutlu son ile bitiyor.


Güzel hikayelerin anlatıldığı hoş bir kitap olmuş. Etrafınızda hediye edebileceğiniz, verebileceğiniz çocuk varsa bence önce kendiniz okuyun sonra da  çocuklara verin.

10 Ocak 2017 Salı

Bir 2016 Değerlendirmesi






Şaka maka 2017 geldi. 21. yy.' da yıllar hızla ilerlerken mümkün olsaydı 60'ların, 70'lerin bilim-kurgu yazarlarına hissiyatlarını sormak isterdim. Gerçi, bu yazarları çok takdir ediyorum.


Yeni bir yıla girerken  2017' nin hepinizin dileklerinin gerçekleşeceği bir yıl olmasını dilerim.
2017' nin bu ilk yazısında, Tawannanna 2016 yılında ne yapmış bir bakmak istedim. Klasik şekilde sadece en fazla okunan ve en az okunan yazıları ele alacağım, hem de iki ay (doğum günü) içinde şuradaki sıralamada bir  değişiklik var mı, ona bir göz atacağım.


2016 yılının en çok okunan yazıları:


1- Dragon Blade: Bir Film ve İpek Yolu

Yerini  kaptırmamış.

2- Ouroboros: J Drama

Bu Japon dizisine bir göz atın derim.

3 -  Kitap - Birim 701: Rüzgarı dinleyenler (Mai Jia)

Mai Jia'nın kitabı hakkındaki yorumlarım.


4- Akagami no Shirayukihime (Anime) Kırmızı Saçlı Pamuk Prenses ( Birinci Sezon) 

Hoş bir anime...


5 - Legend of Qin (Qin's Moon):C Drama - İlk 10 Bölüm


Dizisinden ziyade animesini izleyen varsa bana haber etsin.





2016 yılında Tawannanna'da en az okunan yazılar:

1 - JRock Favori 15: İlk 3 Ay (3 )


Serinin sonu diye dışlanmış :P


2 -Ushio to Tora (2015): Anime


 3 - Servamp

Aslında şirin bir anime

4 - Futbol Adası: Turnuva (1)

:((

5 - Heat:  J Drama

Bunu da pek izleyen yok sanırım






Hazır el atmışken, bir önceki seneye de tekrar bakayım ve 2016' nın başındaki şu durum ile bir fark var mı göreyim dedim.


2016' nın son günlerinde 2015' in en çok okunan yazıları şöyle çıktı:


1  Saiunkoku Monogatari  2: (İkinci Sezon) Bir Anime


2015 yazıları içerisinde zirveye yerleşmiş.


2 - Kuroko no Basket : İlk İki Sezon


Bir yıl sonra kendi dönemi içinde bir basamak gerilemiş.

3 - Haikyuu !! Voleybol ve Anime  
       
Aynen olduğu yerde.

4 - Kuroko no Basket 3  Üçüncü Sezon

Aynı olduğu yerde.

5  -  Küçük Bey (Botchan) Soseki Natsume

Atak yaparak Space Battleship Yamato 2199' un önüne geçerek, konu beşe girmiş.


2015' in en az okunan yazıları:


1  Çince Müzik  2015 En İyi 20 (2)   


Bu garibim geçen sene bu listede değilmiş ancak bir sene içerisinde 2015' in en az okunanlarına zirveden giriş yapmış. Büyük başarı ya da büyük bir yerinde sayma.

2  East Meets West

3 Digimon Butter- fly 

Geçen sene de bu listede 5. sırada yer alıyormuş

4  Çiçekler Neden Bu Kadar Kırmızı ?

:((( Geçen sene bu listede değilmiş.

5  Cold Eyes  Kore Filmi

Bu da bu listenin yenilerinden.

Demek ki en az okunanlar listesi köklü bir değişiklik geçirmiş.

Eveeet, bu yılın başlangıç geyiği bu kadar....


Umarım 2017 herkese sağlık, iyilik, güzellik ve huzur getirir. (Mümkünse!!)






15 Aralık 2016 Perşembe

FUTBOL ADASI: TURNUVA (I)





GİRİŞ


Soğuk bir kış günüydü...


Bir süredir durmaksızın lapa lapa kar yağıyordu. Günlerdir sadece yağmakla kalmamış, tutmuştu. Yerdeki kar dizlerimin hizasını çoktan geçmişti. Biraz daha kassa kalçalarıma kadar gelecek seviyedeydi ama bu bir ölçü sayılmaz çünkü ben kısa boyluyum. Şu yaşıma kadar bu ölçüde kar görmemiş  olan benim normal şartlar altında sevinçten çıldırıyor olmam ve yağan kar tanelerinin estetiği karşısında gözyaşlarımı tutamamam gerekiyordu aslında ancak ne yazık ki bir süredir oldukça sıkıntılı ve normal insanların tahmin edemeyeceği şekilde bunaltıcı günler geçiriyordum. Yine de kar beni az da olsa mutlu etmişti. Bu buhranlı durumun detaylarını kimseye sıkıntı vermemek adına es geçeceğim fakat günlerdir kaçışım yağan kar ve elimdeki kitaplar olmuştu.



Hayatımda ilk defa kar kütlesine yatıp kelebek izi çıkarmayı başardığımda histerik bir gülme krizine yakalandım etraftan gelip geçenlerin garip  bakışları altında. Sonra karın üzerine "çokta tınnnnn"  yazdım. Boş vakitlerimde, ki maalef az, apartmandaki çocuk irileriyle kardan adam yapıp kar topu oynadım. Artık aralarına nasıl sızdıysam beni hem kendilerinden biri olarak görüp hem de bir şekilde saygı duymayı öğrendiler. Bunda kar topu savaşlarındaki sezgisel stratejik yeteneğimin de faydası olduğunu düşünüyorum ki şimdiye kadar bu derece şiddetli savaşlara girmişliğim yoktu. Dediğim gibi ilk kez tam anlamıyla kar görüyorum sayılır. Daha önce kar topu demek arabaların üzerindeki buz tutmuş 0,05 cm'lik kütleyi sıyırıp "aaa, kartopu" demekten ibaretti. İlk karımı yurt dışında görmüş ve kadınların o kar ve buz kütleleri üzerinde 10 cm' lik topuklularıyla nasıl yürüdüğünü merak etmiştim.



Bu çocuklarla olan kar münasebetim bir tarafımı nasıl kaldırdıysa kendimi kar konusunda tecrübeli saymaya hatta önceki hayatlarımdan bir tanesinde Sibirya' da falan yaşadığımı düşünmeye başlamıştım. Umarım o hayatımda kürek mahkumu olmamışımdır. Kızaklar üzerinde seyahat edebilen biri olduğumu düşünmeyi yeğlerim. Bu kendimi beğenmişliğim, bu çocuk irileriyle kardan adam yapma çalışmalarına başlamamızla söndü tabii ki. Anladım ki bu kadar sabırlı değilim. Yani iki kütleyi üst üste koyduk işte, alın size kardanadam! Hayır efendim, nedir her seferinde evlerden zeytin, havuç falan getirip göz ile burun yapmak, salatalıklarla kulak yapmaya çalışmak? O yuvarlak kütleleri yapmak zaten zavallıların saatlerini alıyor, bir de süsleme ile uğraşıyorlar. Ben oldukça yaşlı biri olarak, komuta zincirinin tepesinde olmamdan kaynaklanan koltuk rahatıyla sadece komutlar vermekten sıkılmışken bu gariplerim ilginç bir neşe içinde çalıştılar her seferinde günlerce. Ama işin en gıcık yanı yine beni buluyordu. Hadi zeytinden göz yapmak sorun değil de, o havuçlardan burun yapma merasimi yok mu!!!! Girmiyor kardeşler, o boy boy havuçlar o salak kardan adamın kafasına girmiyor, oturmuyor, durmuyor! Her seferinde aklımdan, çocuğun biri onu orada tutarken  uzaklardan koşarak atacağım  uçan tekme darbesiyle kafaya oturtmak geçti ancak içimde kalmış olan az miktardaki merhamet kırıntısı çocukların önünde ve onların çabasının üzerine bunu yapmamı engelledi.


Bu karlı günler esnasında, bu bunaltıcı günlerden kaynaklı ve bir nevi mahsur durumunda olmam dolayısıyla kitaplara sardım. Gereğinden fazla okudum, internetten sipariş veremediğim ve bütçem kısıtlı olduğu için etraftaki sahaflara sarmıştım ancak benden kaçtıklarını düşünmeye başladım. Ne var ki, bu benim yanılsamam da olabilir zira içinde bulunduğum fiziksel durum ve atmosfer zihnimin bu tarz yanılsamalar yaratmasına uygun. "Yazsam roman olur" moduna ulaşmışken restim rest diyerek vites arttırarak  "dramsa dram ulan" seviyesine geldim. Yani, fiziksel şartları geçelim ancak atmosfer olarak Çehov' un Üç Kızkardeş'i ya da Dostoyevski romanlarındaki sessiz, karanlık gecelerdeki havada asılı olan o zaman durgunluğunu düşünün bunun üzerine varoluşçu romanların bir kısmındaki o karanlık hatta karanlık değil, o garip  havayı ekleyin ve daha bir sürü...




Bu arada dram demişken, tüm bu sıkıntılara ek olarak yanımda bilgisayarım ve internet olmadığı için ve zaman zaman evde mecburen birarada kaldığımız kişilerden uzakta kitabımı okuyacak sıcak ve tenha bir köşe bulamadığım için televizyona göz atmak durumunda kaldım. Kendisiyle yıllardır pek aramız yok. O nedir? Birbirinden entrikalı, kumpaslı, dedikodulu, dram etiketi altında diziler! Ve beni daha da hayrete düşüren, tüm bu "dram" ın klişeler üzerinden ve yaratıcılıktan uzak bir şekilde gerçekleşmesi. Halbuki dram dediğin daha günlük ve daha küçük durumlardan da kaynaklanabilir, çeşitlenebilir. Yani, benim büyük dramımın altında kendimi eğlendirmek için edindiğim şu deftere yazmak için aldığım üç tükenmez kalemin de yazmaması beni derinden etkileyen bir alt dramdı mesela!



İşte bu şekilde geçen zaman içerisinde soğuk bir kış günüydü. Akşamüstüne geliyordu. Ruh halim biraz düzelsin diye dışarı çıkmaya niyetlenmiş, apartman kapısına kadar gitmiştim ki kapının biraz gerisinde bulunan posta kutularına sıralanmış elektrik faturalarını gördüm. İçimden bir ses; "Hayır, bakma. İyice döşemişlerdir, moralin iyice bozulacak. Görmemezlikten gel ve kendini boyunca karların üzerine at" derken, daha muzip ve biraz daha mazoşist olan diğer ses; "Evet, bak faturaya. Zaten elektriği pahalıya satıyorlar, bir de faturaya ekledikleri kol kadar vergileri gör sonra gözlerini yavaşça toplam miktara indir. Sinirden ısındıktan sonra karlara atla, serinlersin" diyordu.  İkinci sesi dinledim. Faturayı posta kutusunun üstündeki yuvarlak delikten haşince çektim, yavaşça kullanım miktarına odaklandım. Sağ gözbebeğim irileşti. Sonra faturayı daha da şişirecek bir sürü zımbırtı vergi miktarlarına indirdim gözlerimi, sol gözbebeğim büyüdü. Derin bir nefes aldıktan sonra toplam miktara sakince baktım ya da bakmaya çalıştım. O üç haneli rakam karşısında gözlerim daha önceden antremanlı oldukları için soğukkanlılıkla yuvalarından fırlar gibi yapıp yerlerine geri oturdu. Faturayı sağ elime alarak sağ kolumu posta kutularına dayadım, kafamı da kolumun üzerine koydum ve en acılı şarkıların en dramatik kliplerinde oynayan kişilerin yaptıkları gibi çeşitli açılardan farklı pozlar verdim. Posta kutularına ellerimi dayayarak "hayııırr, bu ne derinden acıdır! Acımdan içim yandı!" manalı duruşlar sergiledim. Performansıma yavaş çekimde devam ediyordum ki apartman kapısı dışarıdan açıldı ve bir ses;


"Hayırdır Tawannanna, bu dramatik sanatsal tavrının kaynağı nedir?" diye sordu.


Kafamı yapıştırdığım posta kutusundan utançla ayırmaya çalıştım - oldukça yapıştırmışım - ve kapıya doğru döndüm. Ağzında bir mektupla kapıda  bekleyen Max' i gördüm.


Max, bu apartmanın bahçesinde yaşayan, apartman sakinlerinden birinin köpeği. Köpeklerden ve cinslerinden anlamadığım için tam olarak cinsini söyleyemiyorum. Sahibi de bilmiyor sanırım çünkü sorduğumda bana özel bir kırma olduğunu söylemişti. Ebatlar ve genel tavırlar açısında golden'a benziyor ancak Max aynı zamanda bir avcı köpeği. Kulakları ve yüzü bu şekilde. Bunların dışında Max, insancıl ve çok akıllı bir köpek. Kendisinden korkanlara yanaşmaz, onlardan uzak durur. Çocuklara karşı şefkatlidir. Büyüklerine saygılıdır.  Bana kalırsa Max' in çok babacan ve güzel bir karakteri ile birlikte müthiş bir karizması var. Ayrıca Max çok yakışıklı bir köpek.  Sanırım civardaki pek çok dişi köpek bu fikri benimle paylaşıyor. Bunu geceleri usulca bizim bahçeye süzülmelerinden anlıyorum. Max geceleri ne yapıyor bilmiyorum ama gündüzleri kendi türü arasında lider ve havalı tavırlarıyla dikkat çekiyor. Çapkınlığı da var biraz.


Kapıda bana sorusunu yönelttiği sırada üzerinde o meşhur, renkli çizgili kazağı vardı. Max ile şimdiye kadar seviyeli bir ilişkimiz olmuştu, daha çok tek taraflı. Onu, kulübesinde yalnız gördüğümde "Ooooh Max, naber?", " Üşüdün mü?", "Günün nasıl geçti?" diye sorular sorardım. O ise bana bakar, başını eğer ve sonra ilgisini başka yöne verirdi. Max' in üzerindeki kazaktan pek hoşlanmadığını zaman zaman düşünürdüm ancak bana kalırsa o kazak onu gülünçleştirmekten ziyade daha havalı, daha şirin ve daha cana yakın yapıyordu. Şimdiye kadar bunu kendisine ayıp olur diye söyleyememiştim.

"Fatura işleri, anlarsın" dedim.

"Anlamam mümkün değil" dedi, ona hak verdim. Benim bile anlamadığım bu işi onun anlamasına olanak yoktu.

"Senden naber?" diye sordum. "Dünden bir farkı yok" diye cevap verdi.


Bu sahnede bir gariplik var diye düşünüyordum ancak sebebini bir türlü bulamıyordum. Öte yandan Max ile konuşmaya devam etmek istiyordum. Bir an kapının hala açık olduğunu fark ettim.

"Aah, pardon" dedim, biraz yana çekilerek. "Eve mi girecektin?" diye sordum. Max' in sahibi hemen giriş katında oturuyordu ve yolunun üzerinde duruyordum. "Bu gördüklerin aramızda" diye ekledim hafif çekingen bir ses tonuyla. Aman ha, Max benim o fatura acısı adlı dramatik klibimi civar köpeklerine aktarırsa halim ne olurdu? Zaten elimdeki ekmeği 10km öteden fark edip etrafımda kızılderililer gibi çember çiziyorlardı bir de hafif tırlatmış olduğumu öğrenirlerse Köpeklere Fısıldayan Adam' dan öğrendiğim sakin ruh halimi koruyamaz ve onlar üzerinde otoritemi kuramazdım.


Max bana sanki 40 yıllık asker arkadaşıymışız gibi göz kırptı. Hafifçe gülümsediğine and içebilirim. "Evde işim yok. Dışarıda biraz işlerim var" dedi.

Ben ise dışarı çıkmaktan vaz geçmiştim. "Oldu o zaman, görüşürüz, kolay gelsin" diyerek asansöre doğru dönmüştüm ki "Bunu sana vermem istendi. Bu yüzden kapının dışında seni bekliyordum" dedi. O anda deminden beri Max' in ağzında duran mektubumsu şeyi tekrar fark ettim. Bir an kalakaldım. Benim için tüm bu esnada ortamdaki en fantastik varlık, sağ avucumda duran, sağ elimin bilincim dışında ancak muhtemelen beynimin karanlık bölümlerinden gelen komutlar neticesinde kendince buruşturup parçalama işlemini kolaylaştıracak aktivitelere giriştiği elektrik faturasıydı. Ağzımdan ağlamaklı bir tonla "Hayır, başka bir fatura daha mı?" isyanı döküldü. Max, "nelerle uğraşıyoruz" anlamında başını hafifçe salladı ve derin bir nefes aldı. Sağolsun babacan ve sakin bir tonla beni yanıtladı.


"Tawannanna kardeş,anlıyorum ki siz insanların yaşamı zor, çileli. Yine de içini ferah tutabilirsin. Ağzımdaki bir fatura değil. Bir çeşit davetiye. Davetiyenin ne olduğunu biliyorsun değil mi?"


Başımı evet anlamında salladım. Max yavaşça yanıma kadar geldi. "Şimdi bunu al. Benim görevim bunu sana vermek". Max' in teselli edici yaklaşımı beni rahatlatmıştı. Yavaşça ağzından zarfı aldım. Şaşılacak şekilde salya falan bulaşmamıştı. Max pis bir gülümseme takındı. "Bence bir davetiye bir faturadan daha iyidir, bazen" dedi ve kapıya döndü. "İçinde ne olduğunu bilmesen bile..." Bunu ürkütücü bir tonla söylemişti. Sonra kapıdan hızlıca çıkıp gitti. Loş bir ışıkta, elimde bir zarf, sağ avucumun içinde elimin öğütmeye çalıştığı bir fatura ile öylece kalmıştım.


Bir süre sonra kendime geldim. Faturayı montumun cebine koydum. İki elimde zarfı tuttum. Normal zarf boyutlarından biraz daha büyük, bej renginde bir zarftı. İçindeki her neyse kalındı, karton gibi. Nasılsa buraya kadar gelmiştim, içini açsam nolurdu ki? Böyle diyerek zarfı açtım. İçinden şaşılacak şekilde büyük, katlanmış, kalın bir kağıt çıktı. Yine bej rengiydi. Yazılar siyah mürekkeple kalınca yazılmıştı.


Sayın Tawannanna,


Uzun zamandır sizi takip ediyor, Uzakdoğu' ya olan ilginizi biliyoruz. Bir süredir bu ortamlardan uzak kaldığınızın da farkındayız. Buna rağmen, daha önce canlı izlediğiniz futbol müsabakalarına ve bir dostunuzun referansına dayanarak sizi  Adamızda düzenleyecek olduğumuz futbol turnuvasına davet ediyor, bu turnuvada sizi aramızda görmekten mutlu olacağımızı bildirmek istiyoruz. Bu özel davetimizi olumlu bir şekilde değerlendireceğinize inanıyoruz.


Detaylar alt bölümde sırasıyla iletilmiştir.

Saygılar,


Ada Komitesi adına Ada Lideri




İçimden Thor' un çekici adına diye haykırdım. Bu neydi şimdi? Siz kimsiniz, Ada neresi? Oldukça şaşkındım. Aynı zamanda birilerinin bana feci bir oyun oynadığını düşünüyordum ama böyle bir oyun oynayabilecek kimseler yoktu. Devamını okumaya başladım.



Eğer Adamızda gerçekleşecek turnuvaya davette belirtildiği üzere bir seyirci olarak katılmayı diliyorsanız bu gece saat 00.30' da balkonunuzda hazır bulunun. Ada Komitemiz tarafından balkonunuzdan aldırılacaksınız.


Neremle güleceğimi bilemedim. Yöntem neydi? Işınlama?



Not: Bunu akıl etmeyeceğinizi düşünerek belirtmek istedik. Balkonda sap gibi beklemeyin. Lütfen üzerinizde montunuz, bereniz ve atkınız bulunsun. Sizin oralarda havalar soğuk. Hasta seyirciler turnuvada görmek isteyeceğimiz son kişilerdir. Adamızda sağlık sigortası geçerli değildir.



Bu nottaki üslup bir anda beni çok sinirlendirmişti. Tiplere bak sen! diye düşündüm ama içimdeki iyilik meleği böyle keskin bir üslubun şaşırmış bir insan üzerinde etkili olacağını ve önlem almaya teşvik edici olduğunu bu yüzden bu Adalı tiplere sinirlenmemem gerektiğini fısıldadı.


Okumaya devam ettim.



Not 2: Bu davet gizlidir ve davetiye siz içindeki bilgileri sindirdikten sonra kendini yok edecektir. Sindirdiniz mi?


"Lan, yaprağa bak" diye hönkürdedim içimden. Nesini sindireceğim ben bunun? Saçmalığı bir kenara sanki çok büyük bilgiler var içinde diye içimde kaynar sular fokurduyordu. Kağıda nanik yaptıktan sonra bir alt sıraya geçtim.


Sindirdiniz mi?

Kendime sabırlar diledim. Artık bu iş çok uzamıştı. "Heee, evet dedim" seslice. Davetiye bir anda küle dönmeye başladı ve saniyeler içinde ne kendisi ne de kalıntıları yoktu.


Dondum kaldım. Ne kadar süre olduğunu bilmiyorum ama bir süre ellerim zarfı tutar pozisyonda öylece kaldım. Sonra acaba fatura hala cebimde mi  diye merak edip faturayı kontrol ettim. Korku artık beni eli geçirmişti, tüm soğukkanlı tavrım yok olmuştu. Son sürat apartmandan çıktım ve kendimi karların üzerine attım.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...