28 Ocak 2009 Çarşamba

DARKER THAN BLACK: (kuro no keiyakusha ) Episode 14

Kanımca işleniş, öykü ve renkleri ile birlikte serinin en güzel bölümü. Seride var olan gri ton en çok bu bölümde ortaya çıkıyor öyleki kötü olarak adlandıracağımız contractorlar bile öylesine bir sempati yaratıyor ki onlar için bile üzülüyorsunuz. Müzikler ve görüntüler bir başka. Gai bile öyle bir söylev çekiyor ki , şebeleksin ama gönül insanısın diyor insan.

Aslında herşey 13. bölüm ile birlikte başlıyor. 13 ve 14. bölümler geçmiş yaşantısında adı Kirschi olan Yin ve geçmişi ile ilgili.

*********spoiler olabilir ***********

13. bölüm Yin' in henüz doll olmadan önce küçük bir kızken piyano dersleri aldığı Kastinen' in bizim müthiş dedektif Gai ve süper ortağı Kiko' ya başvurması ile başlar. Kendisi dünya çapında bir piyanisttir ve gittiği her ülkede Kirschi' yi aramaktadır. Böylece ufaktan Yin' in geçmişi parça parça ortaya çıkar. En belirgin özelliği, ayışığını çok sevmesi ve kendine ilham verdiğini belirtmesidir.Olaylar gelişir, Yin' i bulurlar ve ayrılmak için birlikte trene binerler.

Bu arada Syndicate boş durmaz olayı öğreni, iki adet contractor Yin' i aramaktadır. Bu arada Huang ve ekibine de Yin' i öldürme emri verilir.

14. bölümde burada başlar. Mao Hei' ye ana soruyu yöneltir. Yin' i bulduğunda onu öldürebilecek midir? Hei her ne kadar Yin' in sadece bir doll olduğunu ve öldürebileceğini söylese de muhtemelen kendiside emin değildir.

Kirschi, trende Kastinen' e onunla eve dönmek istemediğini söylemekte ancak nedenini bilmemektedir.

Bu arada Yin' in peşindeki sanatçı ruhlu iki adet contractor Bertha ve Itzak kendi düşünceleri ve bahsettikleri kadarıyla geçmişleri ile dikkate değer. Sanırım tüm seri içerisindeki en sempatik /kötü contractorlar. Bertha, insanken opera sanatçısı olduğunu anlatır, çok önemli rollere çıkmışlığı olmasa da o günleri hatırlamadan edemez. Gücü ses ile ilgilidir, kızını anar... Itzak daha çok dollların izleme için kullandıklarını kendi içinde hapsedebilmektedir. Bu arkadaşta contractor olduktan sonra şiir yazmaya başlamıştır.

Olaylar gelişir, saklandıkları eski bir okulda Yin piyano çalarken, çaldığı parça ile birlikte görüntüler akar ve böylece geçmişini hatırlar. Bu arada Hei ile Kastinen karşı karşıya kalır ancak Yin kendi isteği ile kaçtığını çünkü- en birebir şekliyle- kalbinin hareketlendiğini söyler. -sessizlik- . Az önce Gai' ın Hei' ye verdiği ders ile birlikte double efekt yapmıştır.



Bölümde değinilen bir ayışığı vardır ki hem Yin hem Bertha ve Itzak için çok anlamlıdır. Yin, küçükken ayışığını çok sever ancak annesinin ölümünden sonra- ve hell gate in oluşumuyla- ay yokolur. Bertha ve Itzak - sürekli bu satırlar üzerinde konuşurlar- sözlerin kimin olduğunu bilmemekle birlikte, Bertha bir aryanın parçası olabileceğini söyler- ay günahları öder. Itzak, ay artık görünmediğine göre hepsinin sonsuza kadar günah ödemek zorunda olduklarını söyler.

Ve final... Hei Bertha' yı haklar, Huang Itzak' ı vurur. Itzak, düşerken o ana kadar hapsetmiş olduğu izleyicileri salar ve bunlar havada bir ışık yaratırlar. Yin, bu ışığa kendini kaptır, geçmişin görüntüleri ile birlikte, tıpkı ayışığında piyano çaldığı gibi ...ve ağlar...



Bertha, ölmeden önce ışığın ne olduğunu sorar, görememektedir. Itzak ayışığı olduğunu söyler ve mısraları söyler...

Üçü içinde o an çok ama çok önemlidir. Uzun zamandır mahrum kaldıkları ay onlara geri dönmüştür.

Huang, Yin' in ağladığına inanamaz doğal olarak onun mantığına aykırıdır ancak yine de onu vuramaz daha sonra Yin' i geri istediklerinde onu vermeye de yanaşmaz.Yin, Hei' nin onu arkadaşı olarak gördüğünü söylemiş olmasından da etkilenerek Yin olarak kalmayı seçer.

Diyaloglardan ziyade görüntü ve müzik ağırlıklı bölümde dengeler çok yerinde. Gai bile hem komik hem ciddi. Bir tek hala Kiko sulu. Yine bu bölüm Yin' e yeni bir bakış açısı için gayet güzel. Bir de contractor un bile sanatçı ruhlusu bir başka oluyor.:P

25 Ocak 2009 Pazar

DARKER THAN BLACK: kuro no keiyakusha


25 Bölümlük bir anime serisi. Yönetmeni Tensai Okamura

Güney Amerika ve Japonya da birden ortaya çıkan Heaven ve Hell Gate ile birlikte gerçek yıldızlarda yok olur ve yerlerine yapay bir gökyüzü yerleştirilir. Bu kapılar ile birlikte ortaya contractor ve doll denilen doğaüstü güçlere sahip insanlar ortaya çıkar.Kahramanımız Hei ve arkadaşları diyelim bağlı oldukları organizasyonun talimatları doğrultusunda çeşitli görevler alırlar. İnsanlar belli rütbeler, görevler dışında kapıların varlığından haberdar olmakla birlikte, contractor ve doll ların varlıklarından habersizdirler.Bu bilgi yönetenler tarafından kaos olacağı düşüncesi nedeniyle dünyadan saklanmaktadır.

Seride insanlar ile birlikte contractor denilen bu doğaüstü güce sahip insanlar yer alır. Contractorları insanlardan ayıran bir diğer özellik duygulara sahip olmayıp tamamen analitik bir zekaya sahip olmalıdır. Hem güç hem duygusuzluk olunca silah olarak kullanılmaya başlarlar. doll denilen diğer tür ise pasif medyum özellikleri taşıyarak çoğu zaman contractorlara ve organizasyona bağlı insanlara iz sürme ve takip konularında yardımcı olur.Bu arkadaşların varlığıyla beraber yeni silah sektörlerine yatırım yerine bunlar -contractor & doll - savaşlarda yada gizli görevlerde kullanılmaya başlarlar.

Serinin güzel olan tarafı çoğu zaman herkesin tarafının belirsiz olması, en acımasız katil olarak etiketlenen ve contractor iken binlerce kişiyi öldürmüş olan biri, hafızasını kaybettikten sonra insanlar ile birlikte yaşayarak bazı duygularını tam olarak olmasa da kazanabilmekte ve kendini sorgulayabilmektedir yada tam tersi. Genelde bu iki türün -contractor & human - birlikte yaşayıp yaşayamayacağı hakkında kimsenin net bir fikri olmasa da esas soru kimin aslında kötü olduğuna kadar ilerleyebilir. Bu varlıkları silah olarak kullanan güçler mi yada var olmak için düşünmeden insanları öldürebilen contractorlar mı?




Tüm bu noktalara gönderme yapan birbirinden güzel bölümler barındırmakta bu seri. Bununla birlikte müziklerinin dinlenmesi şiddetle tavsiye edilir. Müziklere girmişken serinin ilk 15 bölümünün Abingdon Boys School "Howling" ile açıldığını bildirmeyi özellikle görev sayarım. İkinci açılış parçası ise An Cafe "kakasei heroism- the hero without a name" . Kapanışlar Rie Fu ve High and Mighty Colour. Ve ve ve Yoko Kanno tarafından hazırlanmış müzikler tek kelime ile enfes. Seriyi izlemeseniz bile bunları dinleyin.

İlk bölümler biraz soğuk gelsede biraz direnmekte fayda var zira 8. bölümden itibaren kopup gidiyor. Konuda ilerleyen bölümlerde daha fazla açılarak başlarda anlaşılmayan parçalar zamanla anlaşılır kılıyor. Aynı durum karakter içinde geçerli zira serinin jönü Hei /Li-Kun ilk başlarda soğuk - kıl bir tipken sonradan ısınıveriyorsunuz hatta benim gibi taş çocukmuş da diyebilirsiniz. Zira bunu diyen sadece ben değilim anime içerisindeki hatunlar da genelde böyle düşünüyorlar. Mao - bir hata sonucu kedi vücuduna hapsolmuş bir contractor- ara sıra felsefe parçalıyor bazen bir bakıyorsunuz 4 kişilik hücrenin içerisindeki en aklı başında olan varlık oluvermiş. Gerçi onunda dişi kedilerden çektiği nedir? Hei nin grubunun Doll u olan Yin ilk andan dikkat çekerken 13/14. bölümle tavan yapıyor, seveceksiniz kendisini. Bu dörtlünün bir nevi organizasyon tarafından atanmış olan lideri Huang en taş kalplerin yumuşayabileceğinin bir örneği olarak seri boyunca misyonunu tamamlıyor.

Bunun dışında Şef Kirihara keşke tüm anime hatunları böyle olsa dedirtiyor. Bir kere birini belleyip adını sayıklayıp dolaşmıyor. Kısacası cool hatun gerçi hei ye yazıyor bir süre sonra ama olsun affedilebilir. Kendisi ve ekibi gayet hoş.

Yanlış hatırlamıyorsam 8 bölüm ile birlikte MI6 ajanı November 11 /Jack Simons ve ekibiyle tanışıyoruz. November 11 i ilk gördüğünüzde görüntüsü yada karakteri ile değil eğer benim gibi Kakashi hayranıysanız sesiyle ilgileneceksiniz tabi november sonradan kendisini sevdiriyor mu? Tabi ki evet!!! Geyik esprileri, eğlenceli kişiliği, ses tonu !! , olaylara bakış açısıyla vazgeçilmez karakterlerden biri haline geliyor. Ajan olması yanıltmasın kendisi de bir contractor olmak ile birlikte , tipik contractorlardan farklı bir çizgide yürümekte. Ekip arkadaşları April (contractor) ve July (doll) ile birlikte seyredilesi bir üçlü oluşturuyorlar, gerisini yazmıyorum izlemeyenlere spoiler olmasın .

Ve son olarak dedektif kardeşimiz Gai Kurosawa -ki kendisi eski bir polistir- ve süper yardımcısı Kiko . Serinin en komik en eğlenceli ikilisi. Gerçekten bir ara baydığınız noktada devreye girip sizi kalan 17 bölümü izlemeye ikna edebiliyorlar. Gai ne kadar pervasız, zibidi, yeteneksiz, boşvermiş görünürse görünsün kendisi bir gönül insanı.

Hadi saymadan geçmeyelim bir de Amber yada MI6 ajanıyken kullandığı adıyla February var. Her bölümde daha sevimli oluyor :) Ve Hei nin kız kardeşi Pai ki Hei animenin başından beri bir şekilde kendisini arıyor , son bölümlere doğru geçmişleride netleşiyor.

Tüm bu karakterlerle birlikte adını anmadıklarımdan özür diler, her bölümde yeni kişilerle tanışacağınızı söyleyebilirim. Bölümler kendi içlerinde bir bütün taşımakla birlikte, genel çizgiden ayrılmıyorlar, renk kullanımları özellikle kayda değer.

Konusu biraz karmaşıkta gelse sabırla izlenilmesinde fayda var. Sonunda insan öncelikle sanki havada kaldığını hissetse de aslında temelde incelediği konu babında çok rahatsız edici durmuyor. Yıldızların kıymetini anlamakta fayda var tabi :)

Tüm bu kısa özetin arkasından sonuç olarak diyebiliriz ki izlenmesi gereken bir anime serisi. Hele bir 14. bölüm var ki of off...

18 Ocak 2009 Pazar

TRIGUN

1998 yapımı, gözden kaçmaması ve izlenmesi gereken, keyifli, eğlenceli, şaşırtıcı 26 bölümlük anime serisi.Yasuhiro Nightow tarafından çizilmiş ve 1995 senesinde manga serisi olarak yayınlanmaya başlamış. Anime 1998 yapımı, yönetmen: Satoshi Nishimura Senaryo:Yosuke Kuroda . Müzikler Tsuneo Imahori ye ait.

Bir çöl gezegeninde geçen hikayede, esas elemanımız Vash The Stampede (Vaşş Dı StAmpİdoo diye çağrılmaktadır kendisi), başına yıllar önce patlattığı July kenti nedeniyle ödül koyulmuş olan bir kanun kaçağı, sakar, silahşör, efsanedir. Kendisinin geçtiği tüm kasabalar bir şekilde hasar almakta, yanmakta, patlamakta, çatlamaktadır, bu nedenle bu kasabaların sigortasından sorumlu olan şirket iki çalışanına Merly ve Milly' e Vash The Stampede' i bulmaları ve rapor etmeleri için görev verir. Bu şekilde bu iki kızımızda hikayeye dahil olur ve aylarca süren aramaları sonunda - neyi aradıkları konusunda ellerinde çeşit çeşit bilgi vardır- tüm bilgilerin ortak noktası kırmızı mont ve sarı saçlardır- Vash ile karşılaşırlar ki onun Vash olduklarına inanmaları biraz zaman alacaktır çünkü karşılarındaki kişi kafalarında canlandırdıklarından oldukça farklıdır. Zamanla aslında kasabaları, kentleri yıkanın Vash dan ziyade peşindeki ödül avcıları yada vesaireler olduklarını görürler. Vash, karşısındakilere -düşmanlarına dahil- kendisinden daha fazla değer veren, kimseyi öldürmeyen, mümkün oldukça silahını kullanmayan eğlenceli bir tiptir. Böylece hikaye devam ederken bu üçlüye bir de Mr. Priest yada adıyla Nicholas D. Wolfwood katılınca eğlenecenin dozu daha da artar.

Seri gerçekten çok eğlenceli, espriler, diyaloglar, her bölümde ortaya çıkan kara kedi, çizimler ciddi bir eğlence yaratmış. Belli bir noktadan sonra hikayenin atmosferi karamsarlaşsa da, komik öğeler yine performansından bir şey kaybetmiyor. Bununla birlikte, bölümler ilerledikçe sonlara doğru karakterlerin geçmişi ile birlikte konu çok güzel bir açılım sağlıyor, eğlenerek bölümlere devam ederken vayy be demekten de alamıyorsunuz kendinizi. Bağlantılar hoş... Neyse konu ve karakterlerde detaya inmeyelim, spoiler yaratmayalım şimdilik....

Gelelim şöyle bir karakterlere; Vash ciddi eğlenceli bir karakter. Salak ama zeki, cool ama şabalak vs... bir nevi görünenin ardındaki gerçek durumunun iki ayaklı temsilcisi. İzlemesi geyet keyifli -bazen hüzün verici- ancak esasen benim serideki favorim Nicholas Wolfwood dur. Karizması, eğlence anlayışı, hayata bakışı kendine özgü ki bu arada Vash ile Priest in harika bir ikili oluşturduklarını düşünmekteyim. Meryl ve Milly ikilisinden Milly kanımca seriye daha fazla katkı sağlamaktadır. Kocaman cüssesine rağmen özündeki saflık, izleyeni sıkmadan, olayları ajite etmeden tam dozunda yansıtılmış. Meryln bir yerde "belki de ben sana madam diye hitap etmeliyim " gibi bir şey söylüyordu, haklıydı, aferin...

Bu arada dayanamayıp Legato ya değinmeden geçemeyeceğim. Amca hakkaten karizmatik ve zeki. Ayrıca tema müziği seriye ayrı bir hava katmış.



Tüm bu eğlence devam ederken, karakter ve kurgu derinleşirken aslında bir yandan da karakterler ve durumlar üzerinden ahlaki sorgulamalar yapılmış ve herşey gayet dozunda. Belki sadece bir iki bölüm daha konu derinleştirilebilirmiş ama olsun bu kadarı da yeter.

Bu arada müzikler güzel ve yaratılan arka plana gayet uyumlu.

Sıkılmadan keyifle izlenecek, güzel bir hikayeye sahip, ilerledikçe çıkan karakterler ve gerçeklerle şaşırtıcı olacak bir seri...

Son olarak diyoruz ki.............................


11 Ocak 2009 Pazar

NIGHT WIZARD

2007 yılında yayınlanmış olan 13 bölümlük sevimli anime serisi. Yaptığımız araştırmalara göre aslen oldukça ünlü bir RPG oyunu olduğunu öğrendik.

Animenin yönetmeni Yuusuke Yamamoto. Müzikler Tamayo. Açılış parcaşı Ui Miyazaki den (kendisi ayrıca Elis Shihō' nün seiyusudur) Kurenai, kapanış parçası eğer yanılmıyorsam Erinyes BETTA FLASH. Bu arada kapanış parçasına hasta olduğumu belirtmeyi görev sayarım ki 13. bölüme kadar tüm kapanışları izledim sayesinde . (ehehe 13 benim gibileri bu anlamda mutlu etti)

Karakterlerimiz tam bir loser olan Hiragi Renji- ki kendisi düşen adam olarak anlamlandırılmaktadır- , çocukluk arkadaşı Kureha Akabane hem okula devam edip hem de wizard olarak takılmaktadırlar. Wizardları, dünyayı Internal World olarak adlandırılan mekanda yaşayan emulatorlerden korumak için canla başla çalışan bir grup olarak adlandırabiliriz. Protector of World ünvanını elinde bulunduran Anzelotte nun himayesinde fedakarca savaştan savaşa, maceradan maceraya koşmaktadırlar.


Internal World e hükmeden Great Devil Lord Bell Zephyr olmakta ve Lion Gunta ile bunlar birlikte takılmakta, wizardlarla karşılıklı bir döngü içerisinde zaman geçirmektedirler.
(Anzelotte ve Belly Zephyr e ayrıca değineceğim)

Hiragi ve Kureha nın okuduğu okula transfer olan Elis Shihō nün, 7 mücevheri toplayabilmek gibi bir yeteneği olduğunun ortaya çıkması üzerine Anzelotte tarafından Hiragi ve Kureha, Elis i 7/24 korumak ile görevlendirilir. Bu üçlüye eklenen Akari Himuro ile birlikte bu 4 lü, 7 taşın peşine düşer. Eveet, buraya kadar herşey böyle, gayet eğlenceli ve sevimli olduğu için, müzikleri güzel olduğu için izlemeye devam ediyorsunuz veeee olaylar çat diye değişiyor. Devamını yazamayalım şimdi ancak herhalde beklentiyi bu kadar az tutulmasını sağlayıp izleyeni ters köşeye yatırmak belli bir başarı olsa gerek.





Hiragi, Kureha, Akira ve Elis arasındaki diyaloglar gayet eğlenceli, dediğimiz gibi Hiragi bir loser, wizard olarak ise sınıfı swordmen olarak adlandırılıyor. Yalnız bu çocuğun seri boyunca Anzelotte ve görevlerinde kurtularak okula gidebilme çabası tüm gençlere örnek olması açısından izletilmeli. Bu ne azimdir zavallım. Kureha deli dolu, enerjik bir can olmakta iken Akari ise serinin cool hatunudur. Elis maşallah sevgi pıtırcığı. Bu arada karakterler bölüm ortasında çıkıp Nighto Vizardooo diyorlar korkmayın.

Gelelim Anzelotte ile Belly Zephyr' e , afacanlar sizi... İkisi de pek şirin... Anzelotte gerçi pek dominant "şimdi soracağım soruya evetyada evet diye cevap vermeni istiyorum" gibi sürekli kullandığı bir cümlesi var. Belly Zephyr ise Lion ile sewimli ikili ki kendsini takdir ediyorum, ünvanı için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayıp kendisini dövüş sahalarına attı, izledik , takdir ettik buna rağmen Anzelotte, sarayından fazla ayrılmadı... neyse fazla saçmalamayalım....

Bizim bu dörtlüye bir iki bölümde eşlik eden Nightmare var ki, iyi hoş karizmatik falan ama durup durup DOrimmm (dream demek istiyor) demesi karizmasını bozuyor biraz.

İlerleyen bölümlerde Kirihito ile tanışıyoruz ben kendisini hem sevdim hem sevmedim....ancak son bölümde bir gülüşü vardı afacan ışık saçtı etrafa :P

Spoiler etmemek için bu kadar konudan saparak yazıyorum, eğlenceli, güzel dövüş sahnelerini barındıran, müzikleri güzel olan, sıcak, sevimli ve süprizli bir seri.

Bu arada 13. bölüm ortalarında tavan yaptı, konu olarak vs den ziyade estetik olarak kanımca... Dorimmm........

3 Ocak 2009 Cumartesi

NARUTO MOVIE 3

Guardians of the Crescent Moon Kingdom

Dai Kōfun! Mikazuki-jima no Animaru Panikku Dattebayo!

2006 yapımı, Toshiyuki Tsuru tarafından yazılmış ve yönetilmiş üçüncü Naruto filmi. Dönem şu yüz küsurluk filler bölümlerine denk geliyor.

Öncelikle filmin başında, ortasında, sonunda Kakashi var onun için nesnel olmayacağız tabiki...

Efendim filmdeki ekip Kakashi, Naruto, Sakura ve Rock lee, Tsunade tarafından Ay Ülkesi Prensi Michiru ve oğlu Hikaru' yu korumak için görevlendirilirler. Yazlık suitlerini çeken ekibimiz yolda Michiru ve konvoyuyla karşılaşırlar. Doğal olarak Naruto velet Hikaru ile gıcıklaşır, aksiyona girerler, konvoya eşkiyalar saldırır (bu arada Kakashi yi izleriz...) sonra bir sirke denk gelirler. Hikaru kocaman gözlüklerine rağmen çok iyi ok kullanmaktadır. Sirkte Hikaru kaplanı çok beğenir, babası gider tüm sirki satın alır . (!!!!). Sirk ekibi ile birlikte Ay ülkesine yolculuklarına devam ederler. Denizi aşarlarken yakalandıkları fırtınada Hikaru yakınlaşmayı çok istediği ancak sürekli red edildiği kaplan ve kaplanın biricik dostu olan maymunu Naruto nun etkisiyle kurtarır. Sonra kaplan, Hikaru, Naruto, Sakura, Rock Lee dost olurlar, sevgi yumağına dönüşürler. Ay Ülkesine vardıklarında, Michiru' nun babasının yani kralın sağ kolu tarafından arkasında dönen dolaplar nedeniyle tahttan indirildiğini görürüz. Michiru ile oğluda kaçıp saklanmak durumunda kalır. Tabi kötü adam, mutlaka bir grup ninja kiralamıştır. Sonra bir şekilde Michiru' yu bu ninjalar kaçırır sonra Naruto ve filmedeki tüm iyi karakterler gidip Michiru' yu kurtarırlar, Michiru bu süre içerisinde bencil, açgözlü, bir işe yaramayan bir insandan, sorumluluk duygusunu anlamaya başlayan, herşey halkım için diye düşünmeye başlayan bir insana dönüşür. Hikaru üzerindeki çekingenliği, şımarıklığı atarak babasının destekleyicisi olgun oğul olur.

Filmde genel olarak aksiyon va, güzel. Kakashi var, yoruma bile gerek yok ama sanki o pembe saçlı ninjayı Kakashi dövseydi Naruto ve diğerleri yerine... Kakashi biraz daha sahneyi hak etmiyor mu? Cıvıtmayalım neyse, bu arada kendisine sirk aksesuarları gayet yakışıyor.

Bilinen çizgide ilerleyen bir Naruto filmi, Naruto yu sevenler için eğlenceli, sevmeyenler ne düşünür bilemem.

Rock Lee her zaman olduğu gibi can. Bitmek bilmeyen enerjisi ve hırsıyla düşmanına saldırıken yürü bea!!! dedirtiyor; belirtelim Sakura da aksiyona girip rakibini ezdi...

Naruto her zamanki Naruto...

Kakashi...her zaman ki gibi hayranıyız!! RESPECT

28 Aralık 2008 Pazar

Zettai Kareshi (Absolute Boyfriend) : Zamanında Söylenmeyen Söz Elde Patlar



Berbat bir hafta içerisinde sanırım yaptığım en önemli bir iki faydalı aktiviteden biri beni oldukça eğlendiren bu mangayı okumak oldu. Bu soğuk, kasvetli kış günlerinde sıcak, keyifli bir manga okumak istiyorsanız arayışınıza cevap verecek şeylerden biri de Absolute Boyfriend' dir sanıyorum.

Özellikle hatun kardeşlerime tavsiye ediyorum hem siz okuyun hem sevgiliniz ki Night kardeşimizden örnek alınsın ya da boy friend nasıl olur anlayın :P. Hemen geyiğe sarmayalım tabi.

Konu evet sabun köpüğü, ilerleyen bölümlerde bir bilim kurgu havası esiyor ama yine de konunun özü itibariyle kendini size sevdirme kapasitesine sahip.

***İlerleyen satırlar mangayı henüz okumamış kişiler için gereksiz bilgiler içerme potansiyeline sahiptir***

Riiko arkadaşımız son aldığı red cevabının ardından tüm direncini kaybedip depresyon çukuruna düştükten sonra karşılaştığı satıcıdan aldığı cd vasıtası ile kendisine bir erkek arkadaş ısmarlayınca dünyası değişir. İdealindeki erkek arkadaş tanımı öyle abartılıdır ki istediği tüm özellikler toparlanınca eleman bir milyon yen etmektedir tabi 3 gün free kullanım promosyonu sayesinde Heavenly Kronos Company hakkaten taş bir bishonen i kızcağızımızın evine bırakır. O andan itibaren Riiko' yu bol atraksiyonlu günler beklemektedir.

Gelen arkadaş, Riiko tarafından Night olarak adlandırılmıştır, - neden Night ? mangayı okuyunca cevabı keşfedeceksiniz :) - bir milyon dolar yen eder mi sorusu kritiktir zannımca. Cevap; fazlasıyla hak eder hehe... Riiko ile Night arasındaki ilişki devam ederken - Riiko kızımız biraz salaktır zira ısmarladığı figure un klavuzunu yada sözleşme şartlarını okumaya kesinlikle zahmet etmediği için Night elinde patlayınca satıcı Gaku-san' ın da desteğiyle sorundan soruna yelken açmaktadır tüm seri boyunca (lise öğrencisi olan Riiko da bir milyon yen ne arar tabi) - olaya Riiko' nun çocukluk arkadaşı ve yan komşusu olan, Riiko' nun babası tarafından müstakbel damat adayı olarak görülen Soshi Asamoto da dahil olur.

İlerleyen zamanlarda Soshi ile Night, Riiko için amansız bir mücadeleye girerler, kızımızda istemeden bu mücadeleye olanak yaratmaktadır. Olaylar böylece akıp gider....

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Kronos Heaven Company ve ürünleri gerçek olsa, deli para kırardı. En kısa zamanda, cin fikirli bir girişimciden bu tarz girişimler ve proje yatırımları bekliyorum zira bu işte çok para var. İkincisi bu şirket, yönetim kurulu üyelerinin ve özellikle yönetim kurulu başkanının karizması ile beni benden aldı. Şirket çalışanı olan - pazarlama departmanı- Gaku- San için ne diyeyim bilemiyorum ama kendisi candır.Bu kadar müşteri odaklı olunmaz. Ayrıca mangada yaptığı konuya dalışlar ve mükemmel zamanlı telefon aramaları ile herkesin gönül dostu olmuştur.

Riiko için ne demeli bilmiyorum. Salak malak ama sevimli bir kızcağız.


Soshi Asamoto candır, cool dur, zekidir. Riiko' ya küçüklükten kesiktir, yaptığı hatayı anlamıştır. Ara sıra gelip bize de yemek yapsındır.

Night, her ne kadar süper özellikleri olan; şöyle sayalım, harika dış görünüş zeka, incelik, sportmenlik vs.... saymakla bitmez bir milyon ediyor işte ... bir robot olsa da, mangayı ilk başlardan itibaren sürükleyen, Riiko' ya duyduğu inanılmaz bağlılık, etrafına gösterdiği duyarlılıktır kanımca. Bu arada minyatür hali ile sanırım tüm gönülleri fethetmiştir.
Ayrıca tüm toplumsal duyarlılığına karşı, her ortamda soyunabilmek gibi bir özelliği vardır.

Evet gayet suya sabuna dokunmayan konusu olsa da - hatta bilim kurgu ile ilgilenen arkadaşlar benzer konularda kitaplar okumuş filmler seyretmiştir muhakkak ( Kemal Sunal ve Fatma Girik in yer aldığı bir Türk filmine de konu ve kurgu olarak az biraz benzemektedir -orada da robotu gönderen bir japondu, buradan ne çıkarıyoruz japonlar yapıyor) - saflığı ve eğlenceli öğeleriyle insanın içini ısıtan bir mangadır, tavsiye edilir...

26 Aralık 2008 Cuma

BEHOLD!! INTEGRA- HIME COMES...

Hellsing: Bir karizma abidesi olarak Sir Integral Fairbrook Wingates Hellsing

*Anck-su-namun yazar, Tawannanna sunar .....





"In the name of God,
all impure souls of living dead
shall be banished into eternal damnation...
Amen."

Otaku olup da Hellsing serisine bir şekilde bulaşmamış olmak olası değil tabi ki.
Kouta Hirano'nun bu yıl tamamlanan seinen serisi Hellsing 10 volümlük bir manga serisine,
13 bölümlük tamamlanmış tv anime serisine sahiptir.Tv anime serisi mangadan biraz farklı olduğu için biraz hayal kırıklığı olsa da enfes soundtrack albümüyle arayı kapatmaktadır zannımca.Mangaya daha yakın olan OVA filmlerinden şu ana kadar 5 adet yayınlanmıştır.Ancak hiçbirşey manganın güzelliğinin yerini tutmamaktadır tabi ki.

Konusu kökenleri Abraham Van Helsing'e dayanan doğaüstü güçlerle savaşan İngiliz Holy Order of Protestant Knights namı diğer Hellsing organizasyonunun temizlik işleri (!) üzerine kuruludur.Açıkçası bu yazımda esas olarak organizasyonun başkanı Integra teyzeden bahsetmek istiyorum.Tam adı: Integral Fairbrook Wingates Hellsing olan Integra teyze şu ana kadar en sevilesi bulduğum "badass" hatun anime karakteridir.Babasının ölümüyle 12 yaşında organizasyonunun yönetimini devralmıştır.Onu devirmek isteyen amcasının suikast girişiminden Alucard tarafından kurtarılmıştır.Gelmiş geçmiş en karizmatik anime karakterlerinden biri olan Alucard'ın " master " olarak kabul ettiği kişi olması da ne derece mükemmel olduğuna bir referanstır aslında.




Integra teyze güzeldir,zekidir,güçlü ve dominanttır.Çelik kadar sert dış görünüşüne karşın mangada görüldüğü üzere bazen ayarlarıyla okuyucuyu gülmekten çatlatabilmektedir.(Iscarot ekibine sigarasını yaktırdığı sahneyi asla unutamayacağım) Tv serilerinde baraton sesi,erkek gibi giyindiği ve "sir" ünvanına sahip olduğu içün (bayan olduğu içün aslında dame olarak hitap edilmesi gerekiyor) bazılarınca erkek sanıldığı rivayet edilir,varsa böyle bünyeler kınıyorum onları.Integra teyzeden bahsetmişken ne kadar hızlı ve mükemmel bir kılıç ve silah kullanıcısı olduğunu unutmamak lazım.Sayko Anderson'ın saldırısını durdurmak her babayiğidin harcı değildir.Çok da karizmatik sigar içer,bulunduğu her sahnede Alucard dışındaki tüm karakterleri karizmasıyla ezdiğini düşünmekteyim.Nedendir bilinmez tv serisinde ve ova'larda mangadaki mükemmeliği yeterince yansıtılamamıştır.Özellikle tv serisi onu tek boyutlu,sert dominant ve soğuk bir patron olarak tanıtır oysa ki mangada başta Alucard olmak üzere subordinate'leriyle çok canlı ilişkileri olan,super ayarlar veren,sayılı kez de olsa duygusallaşabilen,görevinin en iyi şekilde yapabilmek için mücade veren "canlı" bir karakterdir.Alucard amcayla olan ilişkisi ise manga-ka tarafından "izin verilebilir dozda çarpık aşk" içeren master-servant ilişkisi olarak nitelenmiş.Hatta mangada aralarındaki bu cinsel gerilime göndermelerde yapılır,her ikisine de delicesine hayran olan benim gibi pervert okuyucuları pek bir eğlendirir.Mangada pek çok kez belirtildiği gibi Integra teyzenin aşk meşk meseleleriyle uğraşacak vakti yoktur görevinden başka birşey düşünmez.(kan içmekte zorlanan Victoria'ya kendi kanını sunup %100 bakire kanı demesini de asla unutamıyorum,çok alem kadınsın Integra) Sadece subordinateleri değil düşmanları bile ona hayran olmaktan kendilerini alamazlar.Serinin en manyak adamı olan Major'ın özetlediği gibi Integra güzel "Fräulein" 'dan planlarının önündeki en azılı düşmana dönüşmüştür; genç yaşında aldığı büyük sorumluluk sebebiyle aldığı her kararla masumiyetinden sıyrılıp çelik gibi bir irade ve kararlılığa sahip bir lidere dönüşmek zorunda kalmıştır.Net olarak açıklanmamakla birlikte serideki diğer karakterlere göre daha koyu bir ten rengine sahip olması nedeniyle anne tarafından hintli olabileği rivayet edilir.Özetle Integra teyzeyi sevmeyen taş olur,nokta.


**** by ank-su-namun....

25 Aralık 2008 Perşembe

Bitter Virgin : Travmatik Aşk


---Bu yazı ank-su-namun a aittir


Kei Kusunoki teyzenin seinen manga serisi Bitter Virgin'den bahsetmek istiyorum.
Öncelikle seinen manga nedir onu açıklayalım.18–30 yaş erkek okuyucu kitlesini hedefleyen ve daha mature bir içeriğe sahip mangalara denir.Bitter Virgin dram ağırlıklı olup 4 volüm;32 bölümdür ve anime adapsiyonu yoktur.(Manga okuyalım,esas olan mangadır sevgili otaku kardeşlerim) Hikayesine gelince esas oğlanımız az biraz yakışıklı (çokca kawaii) kızlar arasında populer olan lise öğrencisi Daisuke Suwa'nın asosyal olup sınıftaki erkek öğrencilerden korku derecesinde çekinen,sınıfta ilgilenmeyeceği tek kız olduğunu açıkça ilan ettiği sınıf arkadaşı Hinako Aikawa'nın travmatik geçmişini öğrenip etkilenmesi ve kademeli olarak ona aşık olması üzerine kuruludur.Genel bir aşk hikayesi olarak görünse de çocuk istismarı,kürtaj,tecavüz gibi "mature" içeriğe sahip olması sebebiyle farklı bir kategoriye dahil edilmesi gerekiyor.Bitter Virgin'ı okunmaya değer kılan şey ise naif yapısı ve Daisuke+ Hinako ikilisinin sevimli/masum halleri.Mature içerikten rahatsız olmayacaksanız tamamlanmış bir seri olan Bitter Virgin'ı gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim.
bkz: http://www.onemanga.com/Bitter_Virgin

by ank-su-namun

22 Aralık 2008 Pazartesi

Zettai Kareshi (Absolute Boyfriend) : Ismarlama Aşk



***Bu yazı Ank-su-namun tarafından kaleme alınmıştır.

Geçen hafta bitirdiğim Yuu Watase'nin 6 volümlük romantik komedi shojo serisi.Esas kızımız Riiko oldukça şaşkın bir liselidir.Teklif ettiği tüm gerzeklerce red edildiği içün hiçbir zaman erkek arkadaşı olmayacağına inanıp teenage bunalımı yapmaktadır.Oysaki eli yüzü düzgün bir kızdır,boşuna geriyodur kendini,sadece birazcık şanssız ve oldukça salaktır.Gel gelelim bir gün cosplay yaparmışçasına giyinen bir tüccara denk gelir,bu esrarengiz ve acayip konuşan eğlenceli kişilikten bir cd alır.Bu cd internette ısmarlama erkek arkadaş servisine aittir ve Riiko gerçek olmadığını düşündüğü bu siteyi kullanarak sırf geyiğine bir erkek arkadaş siparişi verir.Ertesi sabah ısmarladığı paketlenmiş taş bir bishonen kendisine teslim edilince oldukça şaşırır.Bu "action figure" erkek arkadaşın 3 günlük bir deneme süresi vardır,3 gün sonunda iade edilmezse satın alınmış sayılıyodur ve 1 milyon yen değerindedir.Ve olaylar gelişir.Gayet sabun köpüğü konusuna rağmen itiraf etmeliyim oldukça eğlendirici bir seriydi.Bir de seriyi sevmemin asıl nedeni Riiko salağının çocukluk arkadaşı ve komşusu Soshi Asamoto kişisidir.Hem gözlüklü hem de gözlüksüz hali pek bir taş olan olan Soshi-kun enfestir,candır.Serinin anime adaptasyonu yok ancak tv dizisi çekilmiş.Belirtmeden geçemeyeceğim,dizide Soshi-kun'ı Hiro Mizushima adlı taş bir japon genç oynamaktadır.
Bu seriyi sabun köpüğü hikayelerden rahatsız olmayan hatun otaku kardeşlere tavsiye ediyorum,Soshi-kun'dan mahrum kalmayın.
bkz: http://www.onemanga.com/Absolute_Boyfriend/

by ank-su-namun

21 Aralık 2008 Pazar

DEATH NOTE:Domine Kira ~Raito Yagami,Mello ve Mikami üzerine...

***By ank-su-namun-

*Uyarı: Bu yazı spoiler içermektedir, seriyi okumadıysanız lütfen görmezden geliniz*






Bir manga canavarı olarak mangasını bir solukta okuduğum,Tsugumi Ohba-Takeshi Obata ikilisinin Death Note (Desu Nōto) serisi hakkında 2 kelam yazmamak ayıp olurdu tabi ki..Öncelikle bu yazıyı editor kişisinin saf kan bir L fan girl olmasından ötürü Raito (Light) Yagami'yi ezen tarzdaki yazısına olan isyanımdan ötürü kaleme aldığımı belirteyim.Evet L (Eru/Ryuzaki) candır, muhtemelen gelmiş geçmiş en karizmatik anime karakteri sıralamasında kafadan ilk üçe oynar. Oturuşuna, tüm o tatlıları lüp lüp mideye indirmesine, çay kaşıklarını estetik tutuşuna, siyah halkalı gözlerine ayrı ayrı hastayız orası tartışılmaz. Ancak en az L kadar sevdiğim bir tanecik Kira namı diğer Raito-kun' ı da kimselere ezdirtmem kardeşim. Öncelikle onun meşhum "tanrı olma tutkusu" olmasaydı zaten Ryuk' un muzipçe attığı o defteri gerçek olduğunu fark ettiği ilk anda yokederdi, biz de bu kadar eğlenemezdik. Kendisi analiz yeteneği, pratik zekası, yaratıcılığı ve hastalıklı kişiliği ile manganın bir noktasına kadar okuyucuya kendisine delicesine hayran bırakmaktadır.

Ve evet Raito-kun'ın egosu oldukça fazla. Herkes pohpohlamış bunu sen kralsın sen aslansın. Okul döneminde derslerde doğru cevap verince "Raito her zamanki gibi supersin" yorumları geliyo sensei'leirden. Ailenin göz bebeği, polis şefi olan babasının bıraktığı yerden devam etmesi beklenen altın çocuk...Bu kadar gazdan sonra çocuk "tanrı olucam lan" deyince şaşırmamak lazım. Raito'nun 25.bölüme kadar ki kişilik gelişimi ve yaptıkları gayet normaldir.
Buraya kadar biraz da şansın yardımıyla L tarafından köşeye sıkıştırıldıkça elinden kurtulmayı başarır. Dünyanın en nefret edilesi hatun karakteri Misa Misa salağına duyduğu sempati nedeniyle Remu' yu kafalayıp L'i öldürtmesi kanaatimce Raito için bir dönüm noktasıdır ve çöküşün başlangıcıdır. Zira onu Kira yapan herşey aslında L ile olan kapışmasından ileri gelmektedir ki gerçekte Kira ve L düşman olsalar da Raito ve Ryuzaki arkadaştırlar.Öyle ki L onun tek arkadaşı olduğuna inanır en başından Raito'nun Kira olduğuna inanmasına rağmen.
Raito ve L özünde birbirlerine çok benzeyen ancak çok da farklı olan karakterler. Her ikisi de olağanüstü zekaya sahipler (ki bence L daha zeki orası ayrı) Raito kendisine biçilen mükemmel (oğul,öğrenci vs) kimliğinden sıyrılmak isteyen problemli bir çocuk görüntüsü de çiziyor başlarda. Ancak Raito'nun Kira kişiliği zamanla ezici bir şekilde baskın hale geliyor. Kendini tanrı olduğuna inandırmış bir karakter olarak Misa, Mikami vs diğer karakterlerin hayatının onun için pek bir anlamı olmaması gayet normal ancak hesaplamadığı şey L'i denklemden çıkartınca hayatında oluşacak boşluktu. Çöküşünün başlangıcı da budur bence. Bu arada yeri gelmişken şu ünlü yağmur sahnesine değinmek istiyorum. Genel olarak shounen-ai dokundurmalardan hiç rahatsız olmayan beni bu sahne ilk etapta çok rahatsız etmişti. Ancak bu iki karakterin ilişkisi biraz da bir tür aşk/nefret gibi ne beraber de ayrı varolamamak cinsinden. Bu yaoi subtext de buradan geliyor olabilir. Laf aramızda Raito'nun Misa ya da sunucu teyze yerine gay olmasını tercih ederdim. L'i ise hiçkimselere yakıştıramıyorum. L fan-girl'lerden gelen negatif enerjileri hisedebiliyorum en iyisi bu konuyu kapatalım.

Anime serisinin 25.bölümü dönüm noktası olmasının yanı sıra inanılmaz estetik ve imgesel sahnelere sahip çok dokunaklı bir bölümdür. Animenin de manganın yorumu izleyene bırakma trendini takip etmesi harika.Ve L en büyük kumarını oynar...Mangayı okurken bu bölümden sonra manganın bitirilmiş olmasını dilerdim. Her ne kadar Mello ve Mikami'yi çok sevsem de L ve Kira'nın birbirini öldürdüğü bir sondan başkasının kabul edemiyorum çünkü Kira ancak ve ancak L tarafından yakalanabilir. Raito'nun içten içe bunu istediğine inanıyorum.Serideki en itici kararkter olan Near veledi tarafından yakalanmasını da L'in ölümünden sonra Raito'nun yaşadığı depresyona bağlıyorum hatta.
(bkz: anime karakterlerini yaşayan insanlar sanma ekolü)




Şimdi gelelim Teru Mikami mevzuğuna. Ne yalan söyleyeyim Mikami'yi kafayı sıyırmadan önce pek bir sevmiştim, serde bishonen karakterlere olan zaaf var tabi ki..Öncelikle sağlam bir adalet duygusuna sahip olan bu yakışıklı savcı bey kardeşimizin en büyük hatası belki de çakma bir Kira olması..Adalet duygusunun sapkınlaşması, Kira'ya tanrı gibi tapması ve özgün bir karakter olamaması (Kira'nın emirlerini yerine getirmekten öte bir işleve sahip olmaması gerektiği düşünülmüştü) onun kendine başına işler yapmaya çalışırken kontrolü kaybetmesine ve hem kendini hem de Raito'yu yakalatmasına sebebiyet veriyor. Mikami-kun kontrolü kaybettiği andan itibaren hastalıklı adalet duygusu tarafından yanlış yönlendirilen bir deliye dönüşüyor.Hoş deftere öleceklerin ismini yazarken "eliminate" diye sayıklamasını pek sevmiştim. Kira'nın uydusu olmaktansa en baştan kendi kişiliğini Kira'lığına yansıtabilseydi herşey çok daha farklı olurdu gibime geliyor.

Şu ünlü "kami" meselesine gelince (bilmeyenlere için hemen not düşelim kami japonca tanrı demek olup şintoizm ile ilgilidir) öncelikle tanrı rolüne soyunan karakterlere karşı Raistlin Majere'den bu yana önlenemez bir sempati duyduğumu belirtmem lazım.Şahsen o defter elime düşseydi hiç düşünmeden kullanırdım.(Hatta Türkiye'de insan kalmazdı muhtemelen ehehehe) Tanrı'yı oynamak da bir sakınca görmüyorum zira her egoist insan evladı gibi benim evrenim de kendi varlığımın etrafında şekillenmektedir.Bu sebeple sonuna kadar "Domine Kira.."Ve Mikami-kun seni de hiçkimselere ezdirmem.





Raito dedik..Mikami dedik..Near beyaz saçlı gıcık bir veletten başka bir şey değil o yüzden kendisinden bahsetmeye gerek duymuyorum.Ancak Mello'cuğum öyle mi ki..
İnanılmaz bir şekilde salakça harcanmış olmasına karşın çok "unique" bir karakterdir.O kocaman çikolataları kemirmesine, sabırsız-baskın-rekabetçi kişiliğine ve olayları şiddetle çözme güdüsüne bayılıyorum. Bishonen kankası Matt ile ölümü beni derinden yaralamıştı.Onun yerine Near ölse daha mutlu olurdum.

Hakkaten Mikami'dir Mello'dur Raito'dur L'dir herbiri tadından yenmeyen karakterler birbir ölürken niçin o gıcık Misa Misa ölmüyordur, sorarım size ey yazar ve çizer ikilisi..

Son olarak Death Note çok önemli bir seridir öyle ki otaku olmayan bünyeleri bile kendine hayran bırakabilmektedir.Yakın çevrem üzerinde bizzat test ettim,gördüm.
Yeni izleyecek/okuyacak arkadaşlar için biraz bilgi verelim.

Anime serisi 37 bölüm,manga serisi 108 bölümdür.Tavsiyemiz her ikisinin senkronize takip edilmesidir zira her otaku bilir ki aynı hikayeyi anlatsa da anime ve manga aynı şey değildir farklı tatlar barındırır biribinde olmayan ekstra şeyler olabilir herhangi birinden mahrum kalmak istemezsiniz inanın bana.

Bir de o kadar müziklerinden bahsedilmiş download sitelerinde arayıp helak olmayın diye tarafımdan ziplenip rapidshare'e upload edilmiş 3 albüme ait linkleri yazarak bitiriyorum,bu kıyağımı da unutmayın.

http://rapidshare.com/files/175320470/DEATH.NOTE.Original.Soundtrack._320.kbps_.rar.html


http://rapidshare.com/files/175469296/DEATH_NOTE_Original_Soundtrack_II.rar.html
http://rapidshare.com/files/175518385/DEATH_NOTE_Original_Soundtrack_III.rar.html


by ank-su-namun .....

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...