2015 animelerinden Gate' in ilk sezonu 12 bölüm. Animenin aslı Takumi Yanai' nin "light novel" serisine dayanıyor. Bir manga adaptasyonu da var.
Gate, modern dünya ile fantazi dünyasını buluşturan bir seri. Günün birinde Japonya' ya bir kapı açılıyor ve bu kapının içinden atlı süvariler, fantazi dünyasına ait canlılar ve ejderhalar çıkıyor. Kendileri de vardıkları bu dünyayı şaşkınlıkla karşılamakla birlikte önlerine çıkan herkese ve her şeye saldırıyor, pek çok sivilin ölümüne neden oluyorlar. İlk şaşkınlık atlatılırken, Müdafaa Kuvvetleri olaya müdahale ederek daha fazla kayıp olmadan olayın önüne geçiyor.
Serinin ana kahramanı Youji Itami de ( Junichi Suwabe ) bu saldırıya yakalanıyor. İlk bölümde Itami, boş gezenin boş kalfası bir otaku olarak tasvir ediliyor ve düzenlenen bir etkinliğe heyecanla varmaya çalışırken görülüyor.
Bu saldırıyı anladığında pek çok sivilin kurtulmasını sağlayacak hamleler yapılıyor ve anlaşılıyor ki kendisi otaku kıvamını koruyan bir müdafa kuvvetleri çalışanı yani asker. Ginza saldırısındaki başarısı nedeniyle terfi ettiriliyor ancak ilgi çekmeyi ya da üzerine fazla sorumluluk getirecek işlerden kaçan bir karakter yapısına sahip bir insan olarak bu terfiden pek memnun olmuyor. Bu ilk sezonun en güzel yanlarından bir tanesi Itami' nin kimliğinin yavaş yavaş ortaya çıkması.
Bu saldırıdan sonra Japonya durur mu? Hemen karar alınıyor; "kapının ötesini keşfetmeliyiz! Bakalım neler var?" olayına girerek kapıdan tersine yönde birlik yollamaya başlıyorlar. İlk aylar kayıplarla geçiyor. Itami' nin birliği de ilerleyen aylarda kapıdan giriyor.
Kapının ötesi, evet bir fantazi dünyası. Çoğunluğu insan olmakla birlikte, bir imparatorluk altında birleştirilmeye çalışılmış köy ve kasabalardan oluşuyor. İnsanı var, elfi var, muhtemelen cücesi var, ejderhası var. Var da var...
Böylece iki dünya karşı karşıya gelmiş oluyor. Itami her ne kadar bir asker ve daha önemlisi bir otaku olarak tanımlanmış olursa olsun, iletişim ve uzlaşmadan yana bir insan olarak bu dünyadaki insanların bir kaçının güvenini kazanmayı başarıyor ki bunlar daha sonra Itami' nin çevresinden ayrılmayacak.
İlk dostları bir adet elf, bir adet büyücü ve bir adet yarı-tanrı. Üçünün de Itami' ye bir şekilde bağlılığı oluşuyor.
Serinin sıkıntılı olduğu bazı noktalar var ancak olumlu yanları daha fazla. Bunlardan bir tanesi yan karakterler sayılabilir. Öyle çok derinlikli falan olmasalar da renkli ve eğlenceli sayılabilecek karakterler.
12 bölüm iki dünya arasındaki etkileşimlerle bu şekilde devam ediyor. Bu etkileşimlerden bir tanesi ise prenses ve ekibinin BL manga kavramı ile tanışması. Tabii ki bunu sanat olarak adlandırıp gönlümüzde taht kuruyorlar.
İnsanın sıkmayan, eğlenceli bir anime.
İKİNCİ SEZON:
İlk sezonu eğlenceli ve keyifli bulmuş olsam da ikinci sezonu zorla izledim. Bitirmek için müthiş azim ve irademi kullandım. Bu sezon bana çok gereksiz ve zorlama geldi. Olmasaymış da olurmuş.
2016 dizilerinden 16 bölümlük Task Force 38 (Squad 38), son zamanlar içinde izlediğim en iyi Kore dizilerinden bir tanesi. Gerçi benim adıma çeşitli nedenlerden dolayı uzun bir süreye yayıldı ve bu nedenle diziyi bitirmem zaman aldı.
Kore dizilerini takip edenler izlemiştir zaten ancak henüz izlememiş olanlar için yazının henüz daha başında izleyin diyerek gönül rahatlığıyla tavsiyede bulunabilirim.
Task Force 38 iyi kurgusu, akıcılığı, başarılı oyunculuk performansları ve karakterizasyonunun yanında aslında hoş ve seyirlik bir sistem eleştirisini arka plana yerleştirmiş olmasından dolayı da keyifli bir dizi bana kalırsa.
Olaylar belediyede yer alan bir vergi dairesinde ( sistem bizden biraz daha farklı tabii) başlıyor. Diziyi izleyenler fark etmiştir, ofiste şöyle bir tabela asılı - tam hatırlamıyorum ancak yaklaşık - "Sonuna kadar kovalayın ve parayı tahsil edin ". Burada kovalayacak olanlar bu dairede çalışan vergi memurları, parayı da vergi mükelleflerinden toplayacaklar.
Her ülkede (tamam hepsi değil ama dünyadaki çoğu ülkede) vergi sistemi önemli bir kaynak. Yönetim tarzı ne olursa olsun toplanan vergiler idareciler için önemli bir gelir. Neden? Çünkü bunları geri dönüştürerek, bu vergiyi ödeyen topluma hizmet sunmalılar. (Normalde)
Çok eskiden, bilmiyorum hatırlayan var mıdır, şimdiki kamu spotları gibi çeşitli reklamlar olurdu; "Her alışveriş, bir fiş" ya da "Vergi size yol, su, hizmet olarak geri döner" diye. Gerçekten de ideal sistemlerde toplanan vergilerin birilerinin ceplerine gitmemesi aksine eğitim, sağlık, ulaşım ve güvenlik şeklinde geri dönmesi lazım. Ve en önemlisi, verginin istisnasız herkesten, zengin ve fakir demeden, alınması lazım. ( İdeal sistemde hahahaha )
Her neyse, işte bu ofiste çalışan kamu görevlileri de canla başla vergi borcu olanlardan borçlarını toplamaya çalışmaktalar. Her ofiste yaşanan klasikleri burada da görüyoruz, bu da insanın diziye daha bir kanının kaynamasını sağlıyor. Mesela çok yoğun gözüküp aslında bilgisayarda solitaire oynuyor olmak, sorun çıktığında ortadan kaybolmak gibi... En önemli klasik, müdürlerin " Bu ay az toplamışsınız, daha fazlasını getirin" diyerek çalışanların tepesine binmesi. Onları fakir ve zor durumdakilerin üzerine salarken, imtiyazlılar listesine dokunulmamasını sağlamaları.
Dizi, ağırlıkla bu ofisteki bir ekibe odaklanıyor. Onlar da diğer ekipler gibi zaman zaman sahaya çıkıyorlar (bizdeki hacizcilere benzer şekilde), mallara el koymak için gittiklerinde dayak yiyorlar, hakaret dinliyorlar, delicesine bir mücadele verirken aynı zamanda vicdan azabı da çekiyorlar ve sistemi içten içe sorguluyorlar.
Dizide işler bu ekibin en büyük vergi borçlularından biri olan Ma Jin Suk' un kuyruğuna basmasıyla kopuyor. Fakirlerden, dayısı amcası olmayanlardan dayak yiyerek olsa da para toplamak yani vergi tahsil etmek kolay ancak azizim zengin adamlara yaklaşmak öyle kolay değil! Başlarına gelmeyen kalmıyor ve aslında sistem içindeki adaletsizlik biraz daha gözler önüne serilirken izleyen ile birlikte kayışı koparan ekibin şefi Baek Sung II, hafiften "dark side" a geçmeyi göze alarak, yakın zamanlarda çeşitli olaylar sonucu tanıştığı, usta bir dolandırıcı olan Yang Jung-Do ile, bu adamın parasını alıp vergisini ödemek için bir anlaşma yapıyor. Amaçları Jung-Do' nun kurduğu profesyonel dolandırıcılardan oluşan bir ekip ile bu zengin adamın parasını cukkalayıp, cukkalanan bu paranın vergi dairesine gitmesini - bu şekilde vergi borcunu ödemesini - sağlamak ve hem adama bir ders vermek hem de biraz da olsa adalet sağlamak.
Olaylar adım adım devam ederken aslında dizi ilerlerken ve kurgu akarken bir merdivenin basamakları çıkılıyormuş gibi hissediyor insan. Yani şehrin tek zengin adamı Ma Jin Suk değil sonuçta. Kazdıkça gerisi, daha büyük balıklar, daha önemli isimler geliyor ister istemez diyerek burada sonlandırayım.
Dizinin üzerine yoğunlaştığı kavramlardan bir tanesi "yozlaşmışlık". Belki, kamuda yozlaşmışlık diyerek biraz daha daraltabiliriz bunu. Polis rüşvet alıyor, savcı rüşvet alıyor, şehir idarecileri rüşvet alıyor, iş adamları rüşvet alıyor... Bu o kadar rayına oturmuş ve içselleştirilmiş ki almayanı dışlıyorlar :) Şakası bir yana herkesin "Bu işler böyle döner" tavrı rahatça hissediliyor. Buradaki rüşvet sadece para bazlı değil. Aslında daha çok güçten yana olmak. Sen güçlü olanın pis işlerini yapacaksın ki, o da seni ileride görecek konusu. Kısacası çoğu kamu görevlisi halk için değil, kendisi ve güç için çalışıyor. Bunu değiştirmek isteyenler, kamuda çalışıp bu düzene bulaşmak istemeyenler ayrıca buna başkaldırmak isteyenler kendilerince çabalıyor ancak bunu başaramıyor zira her şey oturmuş. Ağ çok kuvvetli.
Sonra noluyor, dolandırıcılar bir nevi modern Robin Hood oluveriyorlar.
"Bizler, elimizi kirletmeden suç işleriz. Fakirler bizim için savaşıp birbirlerini öldürecekler."
Dizideki zengin amcaların mottosu bu. Amcalardan biri bunu açıkça dile getiriyor zaten. "Adalet fakirler için yaratılmış bir yanılsamadır ve bırakalım bu fakirler bunu sağlamaya çalışırken birbirlerini öldürsünler. Bizler temiziz". İşte görüldüğü gibi, insan eliyle yaratılan tüm sistemlerin açıkları var ve bu açıktan içeri sızan virüsler hiç de alçak gönüllü değil. Adalet bir yanılsama olarak kaldığı sürece ve herkese adalet sağlanmadığı sürece virüsler her zaman var olup yayılacak ve güçlenecekler.
Bu zengin takımının en sinir bozucu yanı taşıdıkları; "Biz bu şehir için neler yaptık! Vergi borcumuzdan daha fazlasını sağladık. Öyleyse neden vergi verelim ki?" mantığı. Dizi içindeki vergi ve yozlaşmışlık konularında olduğu gibi bu kendini haklı görüş de evrensel.
"Ne yaptınız?" diye soruyorum. Yani kara para aklamak için paravan şirketler kurmak bir yandan da şehir içindeki tefecilik ağını yönetmek, kurulan şirketlerde sigortasız eleman çalıştırmak, vergi kaçırmak, düzgün istihdam sağlamak yerine kukla şirketler ya da sahtekar şirketler açıp sonrada sorumluluğu haberi olmayan çalışana sallamak, değerli arazileri ucuza kapatmak ve rantçılık ise konu, evet dizideki amcalar çok şey yapmışlar. Diziden bahsediyorum ha, yanlış anlaşılma olmasın.
Neyse, işte bu evrensel konuların dışında dizideki karakterler ve performanslar da iyi. Seo In Guk, Jung Do olarak çok doğal. Yeterince övgü almış zaten ancak bir o kadar övgüyü de Ma Dong Seok hak ediyor kanımca. Çünkü Baek Sung II, izleyene çok yakın gelecek şekilde dürüst, kendini sorgulayan, çabalayan, kimseyi kırmak istemeyen, alttan alan, ekibine düzgün davranan ve bu nedenlerle yıpranan ve daha çok yıpranan bir vergi memuru olarak canlandırılıyor. İnsanı en çok etkileyen noktalardan bir tanesi, bu derece dürüst, işine saygılı ve iyi niyetli bir insanın karşısındakilerle temiz yollarla baş edemeyeceğinin farkında olarak yaşamaya çalışması. Fırsatını bulduğunda yani anlayacakları dilden konuşacak imkanı bulduğunda dahi buna temkinli yaklaşması. Ve daha da etkileyici olanı, aslında eğlenceli olanı, Baek Sung II bu yola girdiğinde benim de sevinçle halaya kalkmam hahaha. (Yalnız değilimdir eminim ^^) Öte yandan, karakteri daha hoş yapan nokta, bu karanlık yolda ilerlerken bile ilkesini kaybetmemesi. Bu ilke ve prensip, bir karakter için önemli öğeler.
No Bang Sil (Song Ok Suk ) Öncelikle dizideki göz makyajını çok beğendim. İkincisi dizideki ekibe inanılmaz ağırlık (olumlu anlamda) katan bir performansı var. Ben izlerken pek keyif aldım.
İşte dizideki en güzel iki kadın;
Jo Mi joo (Lee Sun Bin)
Kendisini sadece güzelliğiyle değerlendirdiğim düşünülmesin. Dizi içindeki performansı da oldukça oturaklıydı ancak bu güzel göründüğünü değiştirmiyor.
Choi Ji-Yeon ( Kim Joo Ri)
Dizide pek bir şey yapmıyordu ancak duruşu yeter. Özellikle saç ve makyaj uyumuna bayıldım. Ayrıca Bolshoi mezunuymuş, kendisini ayrıca takdir ettim.
Dizide göze çarpan başka bir karakter Ahn Tae- Wook (Jo Woo-Jin). İş hayatında böyle tipleri (ya da karakter mi demeliyim?) çok görürsünüz. Giyimine kuşamına özen gösteren, sosyal kuralları önemseyen (piramidin üstüne doğru olanları), tavırlarına dikkat eden, hesaplayıcı, kurnaz, iş bilen, kendilerinin çok zeki olduklarını düşünen kişilerin yanlış ata oynamaları beni eğlendiriyor.
Dizi ile ilgili bir sorum var. O da Park Deok Bae (Oh Man-seok) ile ilgili yani bizim Baek II' nin çocukluk arkadaşı, dedektif olan. Öncelikle Oh Man Seok' u beğeniyorum (ha hahaha) o nedenle dizide görünce bu durum pek hoşuma gitti ancak O'na ne oldu sonra? Keşke gül yüzünü sonlara doğru bir görseydik yahu?
Veeee son olarak Başkan Chun. Dizinin belediye başkanı Chun, aslında siyasette yer alan ya da siyasete atılmayı hedefleyenlere önemli dersler veriyor. Kendisinin iyi niyetini mümkün olduğunca korumaya ve kuklası olmak zorunda kaldığı adamlardan gerçekten nefret ettiğine inanıyor izleyen. Peki verdiği ders ne? İşte siyasi kariyerinizin başlangıcında elinizi verirseniz sonra kolunuzu kaptırıverirsiniz. Bunun çıkışı yok ne yazık ki. En ufak zafiyet, en ufak hata size ilerleyen kariyerinizde manevra şansı vermez. Kendinizi kurtaramazsınız. Kendisi bunun örneği olmakla birlikte aynı zamanda seçim kampanyalarında adaylara paranın nereden aktığının da oldukça önemli olduğuna vurgu yapıyor. ( Bizdeki sistemden biraz farklı oradaki durum ama merak etmeyin, işleyiş aynı sayılır)
(Bu ne zaman çalsa eller havaya moduna girdiğim doğrudur ^^)
İşte dizi bir şekilde bizim gazımızı alıyor. Bu ekip, kötülere onların dilinden meydan okudukça rahatlıyoruz. Dizi olduğu için pembe yanları bizi rahatlatmak için yapılmış. Bunların içinde en sevdiğim - genellikle dizilerde bulunan - halkın sesi çıkınca sorumluların geri atması. Hatta istifa falan ediyorlar. Vatandaş bilinci önemli işte diye seviniyoruz bir şekilde.
İnsan eliyle yaratılmış her sistemin suistimale açık yanı var. Önemli olan bunun kötü niyetli şekilde kullanımına izin vermemek. Kamu görevlilerinin kim için çalıştığını bilmesi. Ve en önemlisi adalet. Sıradan geçim derdindekileri aldatmak için yaratılan adalet yerine önünde herkesin eşit olduğu bir adalet.
Ay işte nereden nereye geldi yazı. Neyse, bitiriyorum. Kurgusu, mantığı, rahatlatıcılığı ile güzel bir dizi. Bence şans verin.
"Hırsızlar, farklı kıyafetler içinde aslında aynı kişiler"
(Diziden)
Esra beni mimlemiş. Bu mim için O'na teşekkür ediyorum.
Hayallerle ilgili bir mim yani ucu bucağı yok aslında. Başlayalım bakalım...
1.Hayal kurmaktan hoşlandığınız yer ya da zaman dilimi var mı ?
Özel olarak bir yer ya da zaman dilimi yok. Duruma göre her yerde, her zaman hayal kurmaya hazırım. Biraz kontrol altında tutmaya çalışıyorum zira hayal kurmanın sınırı yok. Hayal alemine dalınca gerçekliğe dönüş ve adaptasyon zaman zaman zor olabiliyor ^^
2.En çok neyin hayal hayalini kurarsınız ?
Bilmiyorum. Renk paletim çok geniş. Duruma, ruh halime, güne bağlı olarak değişir.
3-Şimdiye kadar çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi ?
Şöyle bir geriye dönüp bakınca bir kısmını gerçekleştirmişim. Buna ben de şaşıyorum. Çok mu değil ama bazıları asla olmaz dediklerimden. Hayat bir garip işte...
4.Henüz gerçekleşmemiş ama ileride gerçekleşecek dediğiniz bir hayalimiz var mı ?
Çok var, çoook...
Örnek toplarının olduğu torbaya elimi atıyorum. Bu torba ipe sapa gelmez hayallerden ( bir uzay kolonisinde yaşamak, bir kitap karakteri olmak vs...) ziyade gerçekleşmesi daha olası olanların içinde bulunduğu torba ^^ Bakalım, hangisi çıkacak?
Şu çıktı: Trans Sibirya Ekspresi ile yolculuğa henüz çıkamadım ama çok istiyorum, hayal ediyorum. Biraz para biriktirmem lazım...
Konu hayaller olunca şu parçayı eklemek içimden geçti nedense...
Bileşim Yayınlarının Çocuk Kitapları - Mitolojisi serisinde Kaybolan Güneş, Çin Mitolojisini temsilen yer alıyor. Kaybolan Güneş de Ookuninuşi gibi çizimleriyle ve öyküsüyle şirin bir kitap.
Kitap, Levent Gönül tarafından yazılmış ve Tolga Kınalı tarafından resimlenmiş.
Kitap, esasen Çin Mitolojisi ya da halk söylenceleri içerisinde yer alan iki öyküyü birleştirmiş.
Bunlardan bir tanesi 10 güneş. Zamanında, bir haftanın 10 gün olduğu zamanlarda,bir ağacın dallarında yaşayan 10 güneş kardeşin hayatı ve yaptıkları muziplik sonucu hem kendilerinin hem de dünyanın başına gelenleri anlatıyor bu öykü.
Öyküde, kralın yardımını istediği kişi annesi tanrıça olan, ülkenin en iyi okçusu Okçu Yi, Çin Mitolojisinin ölümsüz kahramanlarından bir tanesi kendisi ya da en azından kariyerine ölümsüz olarak başladığını söylemek doğru olur. Okçu Yi, bu 10 Güneş hikayesi ile ilgili olmayan farklı bir takım olaylar neticesinde ölümsüzlüğünü kaybediyor. Sonu biraz meçhul sayılabilir. Kimi hikayelerde ölümsüzlüğünü geri aldığı kimilerinde ise bir fani olarak öldüğü söyleniyor.
10 güneş hikayesi kitapta kaybolan güneşe bağlanıyor. Ne yazık ki dünyada kalan son güneş, denizin dibinde yaşayan kötü bir kral tarafından kaçırılıyor. Dünya karanlığa ve soğuğa boğuluyor. Güneşi aramaya giden ilk kişi, yardımına gelen anka kuşu ile birlikte, Liu Çin oluyor ancak görevinde başarılı olamayarak kendisinden sonra gelenlere yol göstermek amacıyla bir yıldıza dönüşüyor. Oğlu Bao Çu ise, her kahramanlık hikayesinde olduğu üzere, garip bir şekilde doğuyor, farklı nitelikler gösteriyor ve babasının izinden giderek güneşi bulmaya koyuluyor.
Hikaye doğal olarak mutlu son ile bitiyor.
Güzel hikayelerin anlatıldığı hoş bir kitap olmuş. Etrafınızda hediye edebileceğiniz, verebileceğiniz çocuk varsa bence önce kendiniz okuyun sonra da çocuklara verin.
Terra Formars' ın iki bölümlük OVA' sı Bugs 2-Hen, adı üzerinde Bugs2 ekibinin Mars hikayesini anlatıyor. Bu Bugs 2 ekibi kim? Birinci ve ikincisezonda izlediğimiz kaptan Shoukichi Komachi (Hidenobu Kiuchi ) ve Japonya başkanı Hiruma Ichirou' nun (Tomakazu Sugita) içinde yer aldığı ekip.
Terra Formars' ın mangasını takip etmiyorum ancak birinci sezonu ile beni kendine bağlamıştı. Ardından gelen ikinci sezon, ilk sezonun o sevdiğim atmosfer ve havasından uzak olması dolayısıyla hayal kırıklığı sayılırdı.
Bugs 2 ekibi, birinci sezonda Mars' a giden ekibin bir öncesi. Bugs 2' den önce ilk kez Mars' a gönderilen bir ekip daha var, hepsi bilim adamı fakat talihsizler çünkü böceklerin geldiği noktayı bilmiyorlar ve hepsi pert oluyor.
Bunun üzerine, proje sahipleri diyor ki parlak zekaları öldürtmeyelim, bunlar bize lazım, sokaktaki suçlulardan ekibi toplayalım. Bir de para karşılığı hayatta kalma riski az olan ameliyatlara sokalım ve DNA'larında böceksi değişimler yaparak kendilerine, eğer ameliyat nedeniyle ölmezlerse, savunma yeteneği kazandıralım.
Bu nedenle Bugs 2 ekibinin hepsi, teröristinden katiline uzanan geniş bir yelpaze, toplumdan bir şekilde dışlanmış suçlulardan oluşuyor. Tabii ki, birinci ve ikinci sezonda da görülebileceği üzere en büyük suç parasızlık! Bugs 2 ekibindeki diğer tanıdık bir sima ise ekibin komutanı. Bu ekibin komutanı Michelle' in babası Donatello K. Davis (Rikiya Koyama).
Ekip Mars' a iner, ameliyat falan olmuşlardır ama neyle karşılaşacaklarını kimse bunlara söylememiştir, o yüzden hafif bir şok yaşarlar. Olaylar gelişir... (Hadi, izlemeyenler için yazmayayım)
2 bölümlük OVA' yı beğendim ben. Atmosfer ve gelişim olarak ilk sezona daha yakın. İşleyiş ve aksiyon iyi gidiyor.
Shoukichi' nin daha o zamanlarda bir gönül insanı olduğunu görüyor izleyen. Bunun dışında bu bölümde en üzücü, vurucu kısım Thien' e ait bana kalırsa. Bugs 2 -hen' i hem hikayenin geçmişine ait bilgileri oturtmak hem de Terra Formars Revenge' den sonra oluşan bir hayal kırıklığınız varsa, bunu gidermek için izleyin. (Gerçi benim izleme sıram bu şekildeydi, belki çoğu kişi çoktan izlemiştir.)
LIVE ACTION
Bu boş satırlara öncelikle şu şekilde seslenmek istiyorum; Neden? Neden Terra Formars live action? Neden bu işler? Ben dahi bunu diyorsam, Terra Formars' ın anime ve mangası hakkında bilgisi veya fikri olmayanlar neler der acaba?
2016 yapımı Terra Formars' ın yönetmeni Takashi Miike. Film, Bugs 2- hen' i baz alıyor. Ova 'yı - bir kısım değişiklikle - film haline getirmişler. Benim için tesadüf oldu çünkü filmin ova' yı temel alacağını tahmin etmemiştim. Filmde nereden başlatıp nereye kadar uzattılar acaba diye işi gücü bırakmış düşünüyordum. Ova' yı da yeni izlemiş sayılırdım, bir akşam dayanamadım filmi açıp izlemeye başladım. Aslında ne ile karşılaşacağımı az çok tahmin ediyordum ( konudan bahsetmiyorum bu noktada) ama çaktırmıyordum. Hatta film bitene kadar kendime de çaktırmadım, çok başarılıydım.
Şimdi tamam yönetmen Takashi Miike, tam O' na göre malzeme. Kendisinin tarzını, kullanmayı sevdiği öğeleri, filmi kafasında nasıl canlandırdığını ya da neler kullandığını, nasıl oyunculuk istediğini falan da bilip bunlara da tamam diyorum ama.... (ya aslında şu böcekler ellerine silah alıyorlar ya orası tam bana göre ^^)
Diyebilirim ki filmin en güzel yanı masada oturup hep birlikte bu dünyada ve zamanda parasız olmanın en büyük suç olduğu konusunda hem fikir olmalarıydı. Bu da rüzgar gibi geçti zaten. OVA' nın filme göre daha gerçekçi ve daha çarpıcı olduğunu belirtmeliyim ve filmde bazı şeyler fazla abartılmış. Tercih vs.. tamam ama bu yöneylem olayları kopup götürmüş.
Oyunculuk için ne desem ki? Tüm koşullara ve duruşuna karşı yine de bir gönül insanı olan Shokichi, filmde bir tepkisizlik ya da zoraki tepki abidesi olmuş.
Burada en sevdiğim karakterlerden biri olan Thien ( Jin yapmışlar bunu) ve arka planı heba olup gitmiş.
Ko Honda, tavır olarak Alexander Gustav Nevton' a kaymış. Oguri Shun bir şeyler yapmış, eh hadi diyelim bir renk getirmeye çalışmış.
Mesela God Lee' nin bir şok etkisi yaratması lazım ama hiçbir şey birbirini tutmayınca, her şey havada kalmış.
Amaç, tercihler ve isteklere bağlı olarak bağımsız bir ürün ortaya koymaksa o zaman neden Terra Formars? Hele bir final sahnesi var ki... Nanao' nun geldiği işte o an kapatsam mı acaba diye düşündüm sonra tavana baktım bir süre, akabinde acıktığımı fark edip ne yesem diye düşündüm, elime telefonumu aldım biraz oynadım. Geçen sürede sahne bitmişti bir şekilde.
Efektlere gelirsek, böcekler fena değildi aslında, hareket etmedikleri sürece. Hatta sempatik bile buldum niyeyse. Ama hareketler olmamış. Efektler bazı aksiyon sahnelerinde göze hoş gelmiyor ama beğeniye bağlı olarak göz ardı edilebilir.
Kötü diyemiyorum, bir şekilde tutarsızlık içinde tutarlılık var gibi ya da ben Terra Formars' ı sevdiğim için objektif bakmak istemiyorum. Buna rağmen diyebileceğim şu, neden yani Terra Formars? Bu enerji, bu emek başka yere harcansaymış keşke.
Terra Formars ile ilgisi olmayanların filmi izlerken yaşayıp hissedeceklerini merak ediyorum aslında hahaha. Yine de ilginiz varsa animeyi izleyin. Mangayı okuyun diyeceğim ama ben kendim de okumuyorum ancak sanırım özellikle Terra Formars Revenge' den sonra mangaya başlamam gerekecek?
Missing Noir M, 2015 yapımı, polisiye/gerilim tarzında bir Kore dizisi. İzlememin üzerinden çok zaman geçti. Bu kadar süre sonra neden üzerine bir şeyler karalamak istedim, ben de bilmiyorum.
Bu dizi bana Paul-Muad-Dib' in önerisi idi (O' nun yazısına buradan ulaşabilirsiniz). O dönem, Missing Noir M' i de tamamlayarak kendimce bir üçleme yapmıştım. Üçleme dediysem üçünün de içinde polisiye öğe barındırmasından daha ziyade önemli olan ortak noktaları üçünü üst üste izlememiş olmamdı.
Missing Noir M' i böyle bir üçleme içine almış olmam yanlış anlaşılmasın. Dediğim gibi bunun nedeni üçünü üst üste izlemiş olmamdan kaynaklanıyor. Yoksa 10 bölümlük Missing Noir M, polisiye olması bir yana, (istisnalar hariç, çoğunlukla) alışılagelmiş cicili bicili, eğlenceli, ne olursa olsun aydınlık tona sahip Kore dizilerinden daha farklı. Kendi içinde yine bir mizah barındırıyor ama bunun biraz daha ötesi var.
3 adet ana karakter var. Bunlar kayıpları bulmak üzere bir ekip oluşturacaklar.
Gil Soo-Hyun (Kim Kang Woo) Bir dahi, 14 yaşında falan üniversiteyi bitiriyor. Nasa'da çalışacak ama sonra FBI' ya geçiyor. Daha sonra çeşitli nedenlerden ötürü Kore' ye geri dönüyor. IQ tavan ancak genellikle zeki karakter egosu ve kendini beğenmişliğinden bir nebze daha uzak bir profil çiziyor. Belli sorunları var, bu belli. Bunların bir kısmı ilerleyen bölümler sırasında yüzeye çıkacak.
Oh Dae Young (Park Hee-Soon ) Yıllarını polis teşkilatında geçirmiş, sokakları çözmüş, becerikli bir polis. İnsancıllığı hissediliyor.
Jin Seo Joon ( Jo Bo Ah) - Ekibe teknik destek sağlayan kişi, grubun hackerı.
Dizide sadece bu üçünün değil ancak yardımcı oyuncularında performansları da iyi. Bu durum bana kalırsa diziye akışkanlık ve inandırıcılık kazandırıyor. Örneğin ilk bölümlerde karşımıza çıkan Lee Jung Su yani Kang Ha- Neul . Bir yerden tanıdık geliyor diyordum, Monstar'danmış.
İçimden bir ses bu dizinin biraz hakkının yendiğini ve yeterli ilgiyi görmediğini söylüyor oysaki oldukça başarılı bir yapım.
Missing Noir M, polisiye ekseninde dönen ancak aslında insanın doğasını anlatan bir dizi bana kalırsa. İyiyle kötü, toplumla ile birey, güçlü ile güçsüz, suçlu ile mağdur, aydınlık ile karanlık arasındaki çizginin üzerinde zarifçe dans ediyor. En önemlisi kendi algımız ile başkalarının algısı arasındaki o bölgede buz pateni yapıyor.
Olumsuz yanı ne? 10 bölüm çabuk bitti. Karakterler evet yeterince açılıyorlar ama bir kısım detaylar henüz tam ortaya çıkmadı sanki. Bunun ötesinde son bölümde etkiledi, çarptı ama, eee peki ya gerisi? (Tatminsiz izleyici serzenişi ^^)
İzleyecek dizi arıyorsanız, şans verin, hatta bence mutlaka göz atın. Ayrıca ikinci sezon lütfen...
Bu maratonu ilk kez Hayata Dair Her Şey' de gördüm. Fikir Okuyan Muggle bloğunun sahibine ait. Yazıyı okuduktan sonra bir süre düşündüm zira hem fikir hoşuma gitmiş hem de bir an heveslenmiştim.
Maratonlara ya da benzer aktivitelere şimdiye kadar katılmadım, listeleme yapmaktan da hoşlanmadığımı bir kısım biliyor. Her ne kadar bu blog içinde zaman zaman kitap yorumlarına yer versem de esasen kitap yorumu yapmaktan biraz çekiniyorum. Eh, zaten Tawannanna bir kitap bloğu değil.
Ama, dediğim gibi bu fikir çok hoşuma gitti. Her şeyden önce klasiklerin okunacak olmasını tatlı buldum. Katılmaya karar vermemin diğer bir nedeni de bu sayede aradan kaçırdığım ya da beklettiğim bazı klasikleri elime alacak motivasyon sağlayabilecek olmasıydı. Okuyacak bir sürü kitap arasında genellikle bunları ertelemeyi seçtiğim doğrudur ^^. Kendi adıma en önemli nokta ise Türk Klasikleri konusundaki eksiğimi biraz daha kapatmama yardımcı olabilecek olması. ( Bu eksikliğin doğal olarak bazı sebepleri var, onlara ilerleyen yazılarda değineceğim ^^)
Ayrıca, liste yapan diğer blog sahiplerinin yorumlarını okumanın keyifli ve unuttuklarımı hatırlamama hatta gelen ani şevklerle tekrar bunları ele alacak olmama neden olacağını düşündüm.
Böylece ben de bu maratona, bir istisna yaparak, katılmaya karar verdim. Zevkli ve keyifli olacağını düşünüyorum.
Bu maraton için şeker bir liste yaptım hemen kendime. İşte şu şekilde;
Bunlar içerisinde yer alan Müfettiş ve Oblomov, yıllar önce, üniversite zamanlarımda okuduğum eserlerdi ancak ne zamandan beri tekrar okumayı istiyordum. Sırf bu nedenden dolayı kütüphanemde kolayca görebileceğim yerlere almıştım onları. Bu listeyi hazırlarken, "Bizi de dahil et" dercesine sürekli göz kırptılar. Sonucunda dayanamayıp listeye dahil ettim onları, sanırım bir sakıncası yoktur.
Sürekli kafasına göre takılan, listelerden kaçınan biri olarak bakalım liste ile imtihanım nasıl olacak ^^
Bu arada maraton herkese açık, dileyen herkes listesini hazırlayıp katılabiliyor. Maratonun tek kuralı her ay listedeki kitaplardan birini yorumlamak.
Fukigen na Mononokean bana kalırsa 2016' nın kendi halindeki animelerinden bir tanesi. 13 bölümlük bir anime olan Fukigen na Mononokean, neredeyse bir oturuşta izlenebilecek, izleyeni derde tasaya boğmayan, bir çeşit rahatlık veren bir anime.
İtiraf etmem lazım ki beni animeye en fazla bağlayan nokta açılış parçası oldu. Öyle pek ahım şahım bir parça olmasa bile The Super Ball' ın Tomodachi Meter' i kulaklarıma pek şirin geldi.
Ashiya Hanae, liseye başlayacak olmanın heyecanını yaşarken kendisine yapışan bir yokai' ın da tetiklemesi ile birlikte yokaileri görmeye başlar. Bu esnada Abeno Haruitsuki ile tanışır. Şansa bakın ki Abeno ile sınıf arkadaşıdırlar. Bu şekilde Hanae bu farklı dünya ile tanışmaya başlar.
2016 animelerinden Bungou Stray Dogs' a beklentim olmadan başlamıştım. Kafka Asagiri' nin mangasından uyarlama bu anime bir çırpıda bitirilecek bir yapım olmuş. Her zaman olduğu gibi manga hakkında bir bilgim yok. Anime açısından bakarsak bu konuda hiç bir şikayetim yok. Belki de ben sıkıntıdan kusacak durumda olduğum bir zaman denk getirdiğim için keyif alarak izledim. Çerezlik bir anime zaten.
Özel güçleri olan insanların etrafında dönen animede, bu insanların çoğu ya mafyaya dahil oluyor ya da dedektiflik acentesine. Atsushi Nakajima' da yetimhaneden kovulduktan sonra tanıştığı iki dedektif sayesinde dedektiflik kariyerine başlayarak bu dünyaya giriş yapıyor.
Açılış parçası GRANRODEO' dan "Thrash Candy" . Güzel parça.
Seslendirme kadrosu güzel, bu da Bungou Stray Dogs' un artı özelliklerinden bir tanesi. Bir tek Naomi' nin (Omigawa Chiaki) sesi kulaklarımı tırmaladı. Onun dışındakileri huşu içinde dinledim.
Animenin tatlı bir özelliği daha var. Karakterlerin çoğunun isimleri gerçek yazarlardan ya da bu yazarların eserlerindeki karakterlerden geliyor. İzlerken bir iki tanesini yakalamıştım ama emin değildim. Doğruymuş.
Atsushi Nakajima: (Uemura Yuto ) Adını Japon yazardan alan animenin ana karakteri. Eğlenceli bir karakter.
Dazai Osamu: (Mamoru Miyano) Muhtemelen animenin en eğlenceli yeri geldiğinde en cool karakteri. Mamoru Miyano' nun katkısı büyük. İzlerken eğlendim.
Diğer taraftan Osamu Dazai, Japon Edebiyatının önde gelen kurgu yazarlarından. Pek çok kez intiharı deneyen yazar sonunda başarılı oluyor. Önemli eserlerinden biri olan Ningen Shikkaku, İngilizce haliyle No Longer Human aynı zamanda -yanlış hatırlamyorsam - animedeki Dazai' nin gücünün adı. Kitap İnsanlığımı Yitirirken adıyla Türkçe haliyle de bulunabilir.
Doppo Kunikida ( Hosoya Yoshimasa ) Dazai' nin ortağı, idealler insanı. Dazai ile iyi ve eğlenceli bir ikili oluşturduklarını kabul etmek lazım. İdealler konusunda zaman zaman sıkıntı verici olsa da izlemesi keyifli bir karakter. Hosoya Yoshimasa' nın da etkisi büyük.
Öte yandan Doppo Kunikida, naturalizm bayrağı taşıyan Meiji dönemi yazar ve şairlerinden.
Edogawa Ranpo, Japon Edebiyatında gizem-kurgu tarzının önde gelen yazarlarından ve bir eleştirmen. İsimde Edgar Allan Poe çağrışımı var diye bir kanal açılmıştı beynimde izlerken ama saçmalama Tawannanna diye o kanalı kapatmıştım ki aslında açılan kanal kendince haklıymış zira yazar, bir Edgar Allan Poe hayranı olarak kullandığı bu isimde O'ndan esinlenmiş. Gerçek ismi Hirai Tarou.
Ranpo karakteri klasik bir detektif profili gösteriyor, giyim tarzı da dahil olmak üzere. Piposu da olsa tam Sherlock Holmes diyeceksiniz ki yazar aynı zaman da Sir Arthur Conan Doyle' dan da esinlenmiş hayatı boyunca. Bu şekilde Ranpo karakteri de oturmuş oluyor.
Bu böyle devam ediyor... Gelelim mafya ekibine;
Ryunosuke Akutagawa (Kensho Ono) İlk anlarda mafyanın en tehlikeli üyesi olarak tanıtıldı. Kensho Ono ile de keyifli olmuş.
Özellikle hikaye/öykü alanında önemli bir yazar olan Ryunosuke Akutagawa' nın eserlerini Türkçe olarak bulmak mümkün. Adına ödül de verilen yazarın Rashomon ve Kappa' sı Türkçe olarak bulunuyor. Rashomon aynı zaman da animede Akutagawa' nın gücü.
Chuya Nakahara ( Taniyama Kishou ) Akutagawa her ne kadar karizmatik olsa da bölümler ilerledikçe atarlı ergen modunun öne çıkmasından mütevellit mafya ekibinde en sevdiğim karakter Nakahara oldu. Ayrıca moda anlayışını da takdir ettim ancak bunun daha derin bir göndermesi var doğal olarak.
Chuya Nakahara ayn zamanda Japon edebiyatında adı geçen önemli şairlerden biri.
The Gulid ekibinde ise görülen iki kişi var fakat 2. sezonda değinmek daha iyi olur bunlara.
Şaka maka 2017 geldi. 21. yy.' da yıllar hızla ilerlerken mümkün olsaydı 60'ların, 70'lerin bilim-kurgu yazarlarına hissiyatlarını sormak isterdim. Gerçi, bu yazarları çok takdir ediyorum.
Yeni bir yıla girerken 2017' nin hepinizin dileklerinin gerçekleşeceği bir yıl olmasını dilerim.
2017' nin bu ilk yazısında, Tawannanna 2016 yılında ne yapmış bir bakmak istedim. Klasik şekilde sadece en fazla okunan ve en az okunan yazıları ele alacağım, hem de iki ay (doğum günü) içinde şuradaki sıralamadabir değişiklik var mı, ona bir göz atacağım.
Bu garibim geçen sene bu listede değilmiş ancak bir sene içerisinde 2015' in en az okunanlarına zirveden giriş yapmış. Büyük başarı ya da büyük bir yerinde sayma.