29 Ocak 2017 Pazar

TERRA FORMARS BUGS 2 - HEN: OVA ve LIVE ACTION MOVIE




BUGS 2 -HEN OVA (Anime)




Terra Formars' ın iki bölümlük OVA' sı Bugs 2-Hen,  adı üzerinde Bugs2 ekibinin Mars hikayesini anlatıyor. Bu Bugs 2 ekibi kim? Birinci  ve ikinci sezonda izlediğimiz kaptan Shoukichi Komachi (Hidenobu Kiuchi ) ve Japonya başkanı Hiruma Ichirou' nun  (Tomakazu Sugita) içinde yer aldığı ekip.



Terra Formars' ın mangasını takip etmiyorum ancak birinci sezonu ile beni kendine bağlamıştı. Ardından gelen ikinci sezon, ilk sezonun o sevdiğim atmosfer ve havasından uzak olması dolayısıyla hayal kırıklığı sayılırdı.



Bugs 2 ekibi, birinci sezonda Mars' a giden ekibin bir öncesi. Bugs 2' den önce ilk kez Mars' a gönderilen bir ekip daha var, hepsi bilim adamı fakat talihsizler çünkü böceklerin geldiği noktayı bilmiyorlar ve hepsi pert oluyor.


Bunun üzerine, proje sahipleri diyor ki parlak zekaları öldürtmeyelim, bunlar bize lazım, sokaktaki suçlulardan ekibi toplayalım. Bir de para karşılığı hayatta kalma riski az olan ameliyatlara sokalım ve DNA'larında böceksi değişimler yaparak kendilerine, eğer ameliyat nedeniyle ölmezlerse, savunma yeteneği kazandıralım.


Bu nedenle Bugs 2 ekibinin hepsi,  teröristinden katiline uzanan geniş bir yelpaze, toplumdan bir şekilde dışlanmış suçlulardan oluşuyor. Tabii ki, birinci ve ikinci sezonda da görülebileceği üzere  en büyük suç parasızlık! Bugs 2 ekibindeki diğer tanıdık bir sima ise ekibin komutanı. Bu ekibin komutanı Michelle' in babası Donatello K. Davis (Rikiya Koyama).


Ekip Mars' a iner, ameliyat falan olmuşlardır ama neyle karşılaşacaklarını kimse bunlara söylememiştir, o yüzden hafif bir şok yaşarlar. Olaylar gelişir... (Hadi, izlemeyenler için yazmayayım)






2 bölümlük OVA' yı beğendim ben.  Atmosfer ve gelişim olarak ilk sezona daha yakın. İşleyiş ve aksiyon iyi gidiyor.





Shoukichi' nin daha o zamanlarda bir gönül insanı olduğunu görüyor izleyen. Bunun dışında bu bölümde en üzücü, vurucu kısım Thien' e ait bana kalırsa. Bugs 2 -hen' i hem hikayenin geçmişine ait bilgileri oturtmak hem de Terra Formars Revenge' den sonra oluşan bir hayal kırıklığınız varsa, bunu gidermek için izleyin. (Gerçi benim izleme sıram bu şekildeydi, belki çoğu kişi çoktan izlemiştir.)








LIVE ACTION



Bu boş satırlara öncelikle şu şekilde seslenmek  istiyorum; Neden? Neden Terra Formars live action? Neden bu işler? Ben dahi bunu diyorsam, Terra Formars' ın anime ve mangası hakkında bilgisi veya fikri olmayanlar neler der acaba?



2016 yapımı Terra Formars' ın yönetmeni Takashi Miike. Film, Bugs 2- hen' i baz alıyor. Ova 'yı - bir kısım değişiklikle - film haline getirmişler. Benim için tesadüf oldu çünkü filmin ova' yı temel alacağını tahmin etmemiştim. Filmde nereden başlatıp nereye kadar uzattılar acaba diye işi gücü bırakmış düşünüyordum. Ova' yı da yeni izlemiş sayılırdım, bir akşam dayanamadım filmi açıp izlemeye başladım. Aslında ne ile karşılaşacağımı az çok tahmin ediyordum ( konudan bahsetmiyorum bu noktada) ama çaktırmıyordum. Hatta film bitene kadar kendime de çaktırmadım, çok başarılıydım.



Filmin kadrosunda Hideaki Ito, Emi Takei, Tomohisa Yamashita, Takayuki Yamada, Shun Oguri , Kenichi Takito  gibi isimler yer alıyor.



Şimdi tamam yönetmen Takashi Miike, tam O' na göre malzeme. Kendisinin tarzını, kullanmayı sevdiği öğeleri, filmi kafasında nasıl canlandırdığını ya da neler kullandığını, nasıl oyunculuk istediğini falan da bilip bunlara da tamam diyorum ama.... (ya aslında şu böcekler ellerine silah alıyorlar ya orası tam bana göre ^^)






Diyebilirim ki filmin en güzel yanı masada oturup hep birlikte bu dünyada ve zamanda parasız olmanın en büyük suç olduğu konusunda hem fikir olmalarıydı. Bu da rüzgar gibi geçti zaten. OVA' nın filme göre daha gerçekçi ve daha çarpıcı olduğunu belirtmeliyim ve filmde bazı şeyler fazla abartılmış. Tercih vs.. tamam ama bu yöneylem olayları kopup götürmüş.



Oyunculuk için ne desem ki? Tüm koşullara ve duruşuna karşı yine de bir gönül insanı olan Shokichi, filmde bir tepkisizlik ya da zoraki tepki abidesi olmuş.


Burada en sevdiğim karakterlerden biri olan Thien ( Jin yapmışlar bunu) ve arka planı  heba olup gitmiş.


Ko Honda,  tavır olarak Alexander Gustav Nevton' a kaymış. Oguri Shun bir şeyler yapmış, eh  hadi diyelim bir renk getirmeye çalışmış.


Mesela God Lee' nin bir şok etkisi yaratması lazım ama hiçbir şey birbirini tutmayınca, her şey havada kalmış.


Amaç, tercihler ve isteklere bağlı olarak  bağımsız bir ürün ortaya koymaksa o zaman neden Terra Formars? Hele bir final sahnesi var ki...  Nanao' nun geldiği işte o an kapatsam mı acaba diye düşündüm sonra tavana baktım bir süre, akabinde acıktığımı fark edip ne yesem diye düşündüm, elime telefonumu aldım biraz oynadım. Geçen sürede sahne bitmişti bir şekilde.





Efektlere gelirsek, böcekler fena değildi aslında, hareket etmedikleri sürece. Hatta sempatik bile buldum niyeyse. Ama hareketler olmamış. Efektler bazı aksiyon sahnelerinde  göze hoş gelmiyor ama beğeniye bağlı olarak göz ardı edilebilir.



Kötü diyemiyorum, bir şekilde tutarsızlık içinde tutarlılık var gibi ya da ben Terra Formars' ı sevdiğim için objektif bakmak istemiyorum. Buna rağmen diyebileceğim şu, neden yani Terra Formars?  Bu enerji, bu emek başka yere harcansaymış keşke.


Terra Formars ile ilgisi olmayanların filmi izlerken yaşayıp hissedeceklerini merak ediyorum aslında hahaha. Yine de ilginiz varsa animeyi izleyin. Mangayı okuyun diyeceğim ama ben kendim de okumuyorum ancak sanırım özellikle Terra Formars Revenge' den sonra mangaya başlamam gerekecek?



25 Ocak 2017 Çarşamba

Missing Noir M: Kore Dizisi






Missing Noir M, 2015 yapımı, polisiye/gerilim tarzında bir  Kore dizisi. İzlememin üzerinden çok  zaman geçti. Bu kadar süre sonra neden üzerine bir şeyler karalamak istedim, ben de bilmiyorum.


Bu dizi bana Paul-Muad-Dib' in önerisi idi (O' nun yazısına buradan ulaşabilirsiniz). O dönem, Missing Noir M' i de tamamlayarak kendimce bir üçleme yapmıştım. Üçleme dediysem üçünün de içinde polisiye öğe barındırmasından daha ziyade önemli olan ortak noktaları üçünü üst üste izlememiş  olmamdı.


Doğal olarak sıralamam şöyle oldu;

You're All Surrounded <  Bad Guys < Missing Noir M




Missing Noir M' i böyle bir üçleme içine almış olmam yanlış anlaşılmasın. Dediğim gibi bunun nedeni üçünü üst üste izlemiş olmamdan kaynaklanıyor. Yoksa 10 bölümlük Missing Noir M, polisiye olması bir yana, (istisnalar hariç, çoğunlukla) alışılagelmiş cicili bicili, eğlenceli, ne olursa olsun aydınlık tona sahip Kore dizilerinden daha farklı. Kendi içinde yine bir mizah barındırıyor ama bunun biraz daha ötesi var.



3 adet  ana karakter var. Bunlar kayıpları bulmak üzere bir ekip oluşturacaklar.


Gil Soo-Hyun (Kim Kang Woo ) Bir dahi, 14 yaşında falan üniversiteyi bitiriyor. Nasa'da çalışacak ama sonra FBI' ya geçiyor. Daha sonra çeşitli nedenlerden ötürü Kore' ye geri dönüyor. IQ tavan ancak genellikle zeki karakter egosu ve kendini beğenmişliğinden bir nebze daha uzak bir profil çiziyor. Belli sorunları var, bu  belli. Bunların bir kısmı ilerleyen bölümler sırasında yüzeye çıkacak.



Oh Dae Young (Park Hee-Soon ) Yıllarını polis teşkilatında geçirmiş, sokakları çözmüş, becerikli bir polis. İnsancıllığı hissediliyor.



Jin Seo Joon ( Jo Bo Ah) - Ekibe teknik destek sağlayan kişi, grubun hackerı.



Dizide sadece bu üçünün değil ancak yardımcı oyuncularında performansları da iyi. Bu durum bana kalırsa diziye akışkanlık ve inandırıcılık kazandırıyor. Örneğin ilk bölümlerde karşımıza çıkan Lee Jung Su yani Kang Ha- Neul . Bir yerden tanıdık geliyor diyordum, Monstar'danmış.





İçimden bir ses bu dizinin biraz hakkının yendiğini ve yeterli ilgiyi görmediğini söylüyor oysaki oldukça başarılı bir yapım. 



Missing Noir M, polisiye ekseninde dönen ancak aslında insanın doğasını anlatan bir dizi bana kalırsa. İyiyle kötü, toplumla ile birey, güçlü ile güçsüz, suçlu ile mağdur, aydınlık ile karanlık arasındaki çizginin üzerinde zarifçe dans ediyor. En önemlisi kendi algımız ile başkalarının algısı arasındaki o bölgede buz pateni yapıyor.



Olumsuz yanı ne? 10 bölüm çabuk bitti. Karakterler evet yeterince açılıyorlar ama bir kısım detaylar henüz tam ortaya çıkmadı  sanki. Bunun ötesinde son  bölümde etkiledi, çarptı ama, eee peki ya gerisi? (Tatminsiz izleyici serzenişi ^^)



İzleyecek dizi arıyorsanız, şans verin, hatta bence mutlaka göz atın. Ayrıca ikinci sezon lütfen...




22 Ocak 2017 Pazar

2017 KLASİK KİTAP OKUMA MARATONU



 (Görsel Okuyan Muggle' a ait)



Bu maratonu  ilk kez Hayata Dair Her Şey' de gördüm. Fikir Okuyan Muggle bloğunun sahibine ait. Yazıyı okuduktan sonra bir süre düşündüm zira hem fikir hoşuma gitmiş hem de bir an heveslenmiştim.



Maratonlara ya da benzer aktivitelere şimdiye kadar katılmadım, listeleme yapmaktan da hoşlanmadığımı bir kısım biliyor. Her ne kadar bu blog içinde zaman zaman kitap yorumlarına yer versem de esasen kitap yorumu yapmaktan biraz çekiniyorum. Eh,  zaten Tawannanna bir kitap bloğu değil.



Ama, dediğim gibi bu fikir çok hoşuma gitti. Her şeyden önce klasiklerin okunacak olmasını tatlı buldum. Katılmaya karar vermemin diğer bir nedeni de bu sayede aradan kaçırdığım ya da beklettiğim bazı klasikleri elime alacak motivasyon sağlayabilecek olmasıydı. Okuyacak bir sürü kitap arasında genellikle bunları ertelemeyi seçtiğim doğrudur ^^. Kendi adıma en önemli nokta ise Türk Klasikleri konusundaki eksiğimi biraz daha kapatmama yardımcı olabilecek olması. ( Bu eksikliğin doğal olarak bazı sebepleri var, onlara ilerleyen yazılarda değineceğim ^^)



Ayrıca, liste yapan diğer blog sahiplerinin yorumlarını okumanın  keyifli ve unuttuklarımı hatırlamama hatta gelen ani şevklerle tekrar bunları ele alacak olmama neden olacağını düşündüm.


Böylece ben de bu maratona, bir istisna yaparak, katılmaya karar verdim. Zevkli ve keyifli olacağını düşünüyorum.



Bu maraton için şeker bir liste yaptım hemen kendime. İşte şu şekilde;


Yerli   Eserler:

Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan

Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali

Kitab' ül Hiyel - İhsan Oktay Anar (burada)

Galiz Kahraman - İhsan Oktay Anar

Gulyabani- Hüseyin Rahmi Gürpınar (burada)



Yabancı Eserler:

Satranç - Stefan Zweig (burada)

Müfettiş -  Gogol   (burada)

Beyaz Gemi - Cengiz Aytmatov 

Don Hikayeleri - Solohov

Oblomov - Ivan Gonçarov

Cennetin Doğuşu- John Steinbeck

Beş Paralık  Roman- Bertolt Brecht (burada)

Ölümcül Yumurtalar -Mihail Bulgakov (burada)

Fındıkkıran ile Fare Kral - E.T.A Hoffman

Zadig - Voltaire  (burada)



Bunlar içerisinde yer alan Müfettiş ve Oblomov,  yıllar önce, üniversite zamanlarımda okuduğum eserlerdi ancak ne zamandan beri tekrar okumayı istiyordum. Sırf bu nedenden dolayı kütüphanemde kolayca görebileceğim yerlere almıştım onları. Bu listeyi hazırlarken, "Bizi de dahil et" dercesine sürekli göz kırptılar. Sonucunda dayanamayıp listeye dahil ettim onları, sanırım bir sakıncası yoktur.


Sürekli kafasına göre takılan, listelerden kaçınan biri olarak bakalım liste ile imtihanım nasıl olacak ^^

Bu arada maraton herkese açık, dileyen herkes listesini hazırlayıp katılabiliyor. Maratonun tek kuralı her ay listedeki kitaplardan birini yorumlamak.






19 Ocak 2017 Perşembe

Fukigen Na Mononokean: Anime




Fukigen na Mononokean bana kalırsa 2016' nın kendi halindeki animelerinden bir tanesi. 13 bölümlük bir anime olan Fukigen na Mononokean, neredeyse bir oturuşta izlenebilecek, izleyeni derde tasaya boğmayan, bir çeşit rahatlık veren bir anime.



İtiraf etmem lazım ki beni animeye en fazla bağlayan nokta açılış parçası oldu. Öyle pek ahım şahım bir parça olmasa bile  The Super Ball' ın Tomodachi Meter' i kulaklarıma pek şirin geldi.





Ashiya Hanae, liseye başlayacak olmanın heyecanını yaşarken kendisine yapışan bir yokai' ın da tetiklemesi ile birlikte yokaileri görmeye başlar. Bu esnada Abeno Haruitsuki ile tanışır. Şansa bakın ki Abeno ile sınıf arkadaşıdırlar. Bu şekilde Hanae bu farklı dünya ile tanışmaya başlar.

Hemen "en"lerime geçiyorum.



Animenin en sevimlisi

Yahiko




Animenin en şaşkını 

Ashiya Hanae (Kaji Yuki )






Animenin en sarışını

Abeno Haruitsuki (Maeno Tomoaki)

Ayrıca bu tondaki göz renklerini de seviyorum sanırım ^^



Animenin en taşı

Rippou ( Junichi Suwabe )







15 Ocak 2017 Pazar

Bungou Stray Dogs (Anime): 1. Sezon




2016 animelerinden Bungou Stray Dogs' a beklentim olmadan başlamıştım. Kafka Asagiri' nin mangasından uyarlama bu anime bir çırpıda bitirilecek bir yapım olmuş. Her zaman olduğu gibi manga hakkında bir bilgim yok. Anime açısından bakarsak bu konuda hiç bir şikayetim yok. Belki de ben sıkıntıdan kusacak durumda olduğum bir zaman denk getirdiğim için keyif alarak izledim. Çerezlik bir anime zaten.


Özel güçleri olan insanların etrafında dönen animede, bu insanların çoğu ya mafyaya dahil oluyor ya da dedektiflik acentesine. Atsushi Nakajima' da yetimhaneden kovulduktan sonra tanıştığı iki dedektif sayesinde dedektiflik kariyerine başlayarak bu dünyaya giriş yapıyor.

Açılış parçası GRANRODEO' dan "Thrash Candy" . Güzel parça.





Seslendirme kadrosu güzel, bu da Bungou Stray Dogs' un artı özelliklerinden bir tanesi. Bir tek Naomi' nin (Omigawa Chiaki) sesi kulaklarımı tırmaladı. Onun dışındakileri huşu içinde dinledim.


Animenin tatlı bir özelliği daha var. Karakterlerin çoğunun isimleri gerçek yazarlardan ya da bu yazarların eserlerindeki karakterlerden geliyor. İzlerken bir iki tanesini yakalamıştım ama emin değildim. Doğruymuş.





Atsushi Nakajima: (Uemura Yuto ) Adını Japon yazardan alan animenin ana karakteri. Eğlenceli bir karakter.




Dazai Osamu: (Mamoru Miyano) Muhtemelen animenin en eğlenceli yeri geldiğinde en cool karakteri. Mamoru Miyano' nun  katkısı büyük. İzlerken eğlendim.


Diğer taraftan Osamu Dazai, Japon Edebiyatının önde gelen kurgu yazarlarından. Pek çok kez intiharı deneyen yazar sonunda başarılı oluyor. Önemli eserlerinden biri olan Ningen Shikkaku, İngilizce haliyle No Longer Human aynı zamanda -yanlış hatırlamyorsam - animedeki Dazai' nin gücünün adı. Kitap İnsanlığımı Yitirirken adıyla Türkçe haliyle de bulunabilir.






Doppo Kunikida ( Hosoya Yoshimasa ) Dazai' nin ortağı, idealler insanı. Dazai ile iyi ve eğlenceli bir ikili oluşturduklarını kabul etmek lazım. İdealler konusunda zaman zaman sıkıntı verici olsa da izlemesi keyifli bir karakter. Hosoya Yoshimasa' nın  da etkisi büyük.

Öte yandan Doppo Kunikida, naturalizm bayrağı taşıyan Meiji dönemi yazar ve şairlerinden.





Ranpo Edogawa (Kamiya Hiroshi ) Büronun eksantirik dedektifi. Sağolsun,  Kamiya Hiroshi   de dinliyoruz sayesinde. Polisin çözemediği cinayet ve kaçırılma olaylarının uzmanı.


Edogawa Ranpo,  Japon Edebiyatında gizem-kurgu tarzının önde gelen yazarlarından ve bir eleştirmen. İsimde  Edgar Allan Poe çağrışımı var diye bir kanal açılmıştı beynimde izlerken ama saçmalama Tawannanna  diye o kanalı kapatmıştım ki aslında açılan kanal kendince haklıymış zira yazar, bir Edgar Allan Poe hayranı olarak kullandığı bu isimde O'ndan esinlenmiş. Gerçek ismi Hirai Tarou.


Ranpo karakteri klasik bir detektif profili gösteriyor, giyim tarzı da dahil olmak üzere. Piposu da olsa tam Sherlock Holmes diyeceksiniz ki yazar aynı zaman da Sir Arthur Conan Doyle' dan da esinlenmiş hayatı boyunca. Bu şekilde Ranpo karakteri de oturmuş oluyor.


Bu böyle devam ediyor...  Gelelim mafya ekibine;



Ryunosuke Akutagawa (Kensho Ono) İlk anlarda mafyanın en tehlikeli üyesi olarak tanıtıldı. Kensho Ono  ile de keyifli olmuş.


Özellikle hikaye/öykü alanında önemli bir yazar olan Ryunosuke Akutagawa' nın eserlerini Türkçe olarak bulmak mümkün. Adına ödül de verilen yazarın Rashomon ve Kappa' sı Türkçe olarak bulunuyor. Rashomon aynı zaman da animede Akutagawa' nın gücü.






Chuya Nakahara ( Taniyama Kishou ) Akutagawa her ne kadar karizmatik olsa da bölümler ilerledikçe atarlı ergen modunun öne çıkmasından mütevellit mafya ekibinde en sevdiğim karakter Nakahara oldu. Ayrıca moda anlayışını da takdir ettim ancak bunun daha derin bir göndermesi var doğal olarak.


Chuya Nakahara ayn zamanda Japon edebiyatında adı geçen önemli şairlerden biri.


The Gulid ekibinde ise görülen iki kişi var fakat 2. sezonda değinmek daha iyi olur bunlara.


Haydi bakalım  2. sezon gelsin...

10 Ocak 2017 Salı

Bir 2016 Değerlendirmesi






Şaka maka 2017 geldi. 21. yy.' da yıllar hızla ilerlerken mümkün olsaydı 60'ların, 70'lerin bilim-kurgu yazarlarına hissiyatlarını sormak isterdim. Gerçi, bu yazarları çok takdir ediyorum.


Yeni bir yıla girerken  2017' nin hepinizin dileklerinin gerçekleşeceği bir yıl olmasını dilerim.
2017' nin bu ilk yazısında, Tawannanna 2016 yılında ne yapmış bir bakmak istedim. Klasik şekilde sadece en fazla okunan ve en az okunan yazıları ele alacağım, hem de iki ay (doğum günü) içinde şuradaki sıralamada bir  değişiklik var mı, ona bir göz atacağım.


2016 yılının en çok okunan yazıları:


1- Dragon Blade: Bir Film ve İpek Yolu

Yerini  kaptırmamış.

2- Ouroboros: J Drama

Bu Japon dizisine bir göz atın derim.

3 -  Kitap - Birim 701: Rüzgarı dinleyenler (Mai Jia)

Mai Jia'nın kitabı hakkındaki yorumlarım.


4- Akagami no Shirayukihime (Anime) Kırmızı Saçlı Pamuk Prenses ( Birinci Sezon) 

Hoş bir anime...


5 - Legend of Qin (Qin's Moon):C Drama - İlk 10 Bölüm


Dizisinden ziyade animesini izleyen varsa bana haber etsin.





2016 yılında Tawannanna'da en az okunan yazılar:

1 - JRock Favori 15: İlk 3 Ay (3 )


Serinin sonu diye dışlanmış :P


2 -Ushio to Tora (2015): Anime


 3 - Servamp

Aslında şirin bir anime

4 - Futbol Adası: Turnuva (1)

:((

5 - Heat:  J Drama

Bunu da pek izleyen yok sanırım






Hazır el atmışken, bir önceki seneye de tekrar bakayım ve 2016' nın başındaki şu durum ile bir fark var mı göreyim dedim.


2016' nın son günlerinde 2015' in en çok okunan yazıları şöyle çıktı:


1  Saiunkoku Monogatari  2: (İkinci Sezon) Bir Anime


2015 yazıları içerisinde zirveye yerleşmiş.


2 - Kuroko no Basket : İlk İki Sezon


Bir yıl sonra kendi dönemi içinde bir basamak gerilemiş.

3 - Haikyuu !! Voleybol ve Anime  
       
Aynen olduğu yerde.

4 - Kuroko no Basket 3  Üçüncü Sezon

Aynı olduğu yerde.

5  -  Küçük Bey (Botchan) Soseki Natsume

Atak yaparak Space Battleship Yamato 2199' un önüne geçerek, konu beşe girmiş.


2015' in en az okunan yazıları:


1  Çince Müzik  2015 En İyi 20 (2)   


Bu garibim geçen sene bu listede değilmiş ancak bir sene içerisinde 2015' in en az okunanlarına zirveden giriş yapmış. Büyük başarı ya da büyük bir yerinde sayma.

2  East Meets West

3 Digimon Butter- fly 

Geçen sene de bu listede 5. sırada yer alıyormuş

4  Çiçekler Neden Bu Kadar Kırmızı ?

:((( Geçen sene bu listede değilmiş.

5  Cold Eyes  Kore Filmi

Bu da bu listenin yenilerinden.

Demek ki en az okunanlar listesi köklü bir değişiklik geçirmiş.

Eveeet, bu yılın başlangıç geyiği bu kadar....


Umarım 2017 herkese sağlık, iyilik, güzellik ve huzur getirir. (Mümkünse!!)






22 Aralık 2016 Perşembe

Ace of Diamond (Diamond no Ace) - Anime: İkinci Sezon






 Ace of Diamond ilk sezonun finalini çok hoş bir bölümle bağladıklarından bahsetmiştim. İkinci sezonun ilk üç bölümü, birinci sezonun bir özeti. 


Ben sanırım şanslı kısımdaydım. Ace of Diamond' un her iki sezonunu da üst üste, kesintisiz izledim,  hahahahah... -Raichi gülüşü- Biraz beynim bulanmadı desem yalan olur (iyi anlamda) ve hala beyzboldan pek haz etmiyorum ancak Ace of Diamond' un yeri pek bir ayrı diyorum.



Ace of Diamond' un ikinci sezonu 2015 tarihinde yayınlanmaya başlamış ve 51 bölüm. Rüzgar gibi geçen 51 bölüm... Ben bitirdiğim için şu anda (yazının yazıldığı zamanda) mutsuzum biraz.



Eldekilerle tekrar yeni bir takım kurmak, hayal kırıklıkları, korku ve endişeler, üzüntüler, hedefler, yeni sorumluluklar, kendine meydan okumalar, inanç ve güven, rekabet bu sezonun bir kısmı kısaca. Takımın önünde yeni bir amaç ve bunu başarmaları için çok önemli bir motivasyon var... Daha da detaya girmeyeceğim :)



(Sezonun en sevdiğim açılış parçası Glay - Sora ga Aozara de aru Tame ni. Glay' in single' ı çıktığında da en sevdiğim parça bu olmuştu.)





Bu sezonun rakiplerinin bir kısmı eskilerden oluşuyordu.Yeni takımlar da rakip olarak Seido' nun karşısına çıkıyor. Hepsi farklı görüşleri ve idealleri temsil ediyor.



Oya Lisesi fena değil. Takım koçu  Ichirou Araki ( Hatano Wataru )kendine bir vizyon çizmiş, enteresan mesela. Felsefesi; "Akademik bir okuluz ve antreman saatlerimiz sınırlı o zaman  aklımızı kullanırız, amaca yönelik antreman yaparız". Yine de bunların ace' i Gou'dan ( Toshiki Masuda) pek hoşlandığımı söyleyemeyeceğim. Mesela, Ugumori Lisesi daha kendine has bir takım ki ben pek sevdim bunları. Özellikle ace'leri Umemiya  (Showtaro Morikubo) ve yanlış hatırlamıyorsam bu takımdaki şişman ve koca gözlü koşucu ve tabii ki Nao çok tatlı karakterler. Şu koca kaslı takıma pek lafım yok (aslında çok var!!) !  Fakat, Miyuki' ye dalan koca adam sana laflar hazırladım. 





Bu sezon garibim Miyuki' yi (Takahiro Sakurai) çok hırpaladılar zaten. Fiziksel açıdan hırpaladılar bir de çocuğun yakışıklılığını dillerinden düşürmediler. Çok kıskandılar, çoook :P Kendi arkadaşları da biraz hırpalamış olabilir, bu ayrı bir konu.






Sağolsun Sawamura ( Ryota Osaka ) maçlarda bizleri yalnız bırakmayarak, yedekler arasından - dahi -  maçlara ayrı bir soluk ve ayrı bir neşe kazandırıyor. 



Ara sıra Furuya ile düet yapıyorlar, daha bir değişik oluyor. 



 Tribünün artık Sawamura' ya ayak uydurması  ve  karşılıklı tezahuratlaşmaları  ayrı bir eğlence.




( Bu olay ise bambaşka :))) )

Sezonun pek çok parlayan, göze batan ismi var ancak bu açıdan bakıldığında sezonun parlayan takımı (tabii ki ana takımı bir yana koyarak) Yakushii.


ve Raichi...




Saha içinde çoğu insan böyle bir tipin karşısında oynamasını istemez sanırım .


Ancak çok tatlı ve komik bir karakter aslında.


Ve çok utangaç...


Ben bayılıyorum kendisine. Sanırım babasının tüm dilekleri gerçek olacak.



Diğer bir Yakushii oyuncusu ve takımın ace' i Sanada. Sanada zaten sevilmeyecek bir karakter değil ve çok seviyorum ancak özellikle son maçtaki çıkarımlarıyla yine gönülleri fethetti. Yakushi' nin başarısının altında belirli isimlerin payı büyük zaten.




Bu sezon oldukça eğlendiğin bölümler, noktalar, espriler oldu ama sanırım favorime yine Sawamura imza attı. Hatırlayanlar vardır, Sawamura bir ara depresyona giriyor ve o andan sonra sınıfta kitap okumaya başlıyor. Bu durum sınıf arkadaşlarının da ilgisini çekiyor hatta bir süre sonra  manga arkadaşları  edinmeye başlıyor. Mesela Kanemaru bu duruma biraz uyuz oluyor. Neyse Sawamura' nın Suç ve Ceza' ya başlayıp bir gün içinde karakterlerin adını hatırlayamadığı için kitabı bırakması benim için eğlencenin doruk noktalarından bir tanesiydi. Doğal olarak bu 51 bölümden sadece bir nokta...



Ace of Diamond ikinci sezonun öne çıkan daha doğrusu çıkmaya çalışan karakterlerinden bir tanesi Zono. Karakter gelişimini izlerken zaten göreceksiniz ancak maçlardaki o tasvir, o renkler,o poz  nedir? Güldüm hem de çok.... ama gülerken utandım da çocuğun o derin konsantrasyonundan.



Senpailer yine kendilerini bir şekilde belli ettiler bu sezon. Özellikle Isshiaki tribünde maç izlerken performansından bir şey kaybetmediğini ortaya koydu. Sevilmeyecek gibi değiller.



Bu sezon, ortalarda çok görünmese de, Mei biraz adam oldu. Özellikle eski takım arkadaşıyla bankta girdiği diyalog hoştur.


Sezonun final bölümü, girişi ve müziği ile harikaydı diyeyim, anlayın. Sonrası karışık duygular. Ace of Diamond' un her sezon  finalinde gözlerim yaşarmak zorunda mı? Sadece bir iki kareliğine de olsa bir şekilde insana dokunuyor sanırım. Neyse, çok tatlı çok güzel ve hoş bir final yapmışlar. Anime olarak devamının gelmeyecek olması çok üzücü.



(Sezonun en sevdiğim kapanış parçası)


Bittikten sonra kendimi kötü hissetsem de diyebileceğim tek şey; İyi ki izlemişim.



15 Aralık 2016 Perşembe

FUTBOL ADASI: TURNUVA (I)





GİRİŞ


Soğuk bir kış günüydü...


Bir süredir durmaksızın lapa lapa kar yağıyordu. Günlerdir sadece yağmakla kalmamış, tutmuştu. Yerdeki kar dizlerimin hizasını çoktan geçmişti. Biraz daha kassa kalçalarıma kadar gelecek seviyedeydi ama bu bir ölçü sayılmaz çünkü ben kısa boyluyum. Şu yaşıma kadar bu ölçüde kar görmemiş  olan benim normal şartlar altında sevinçten çıldırıyor olmam ve yağan kar tanelerinin estetiği karşısında gözyaşlarımı tutamamam gerekiyordu aslında ancak ne yazık ki bir süredir oldukça sıkıntılı ve normal insanların tahmin edemeyeceği şekilde bunaltıcı günler geçiriyordum. Yine de kar beni az da olsa mutlu etmişti. Bu buhranlı durumun detaylarını kimseye sıkıntı vermemek adına es geçeceğim fakat günlerdir kaçışım yağan kar ve elimdeki kitaplar olmuştu.



Hayatımda ilk defa kar kütlesine yatıp kelebek izi çıkarmayı başardığımda histerik bir gülme krizine yakalandım etraftan gelip geçenlerin garip  bakışları altında. Sonra karın üzerine "çokta tınnnnn"  yazdım. Boş vakitlerimde, ki maalef az, apartmandaki çocuk irileriyle kardan adam yapıp kar topu oynadım. Artık aralarına nasıl sızdıysam beni hem kendilerinden biri olarak görüp hem de bir şekilde saygı duymayı öğrendiler. Bunda kar topu savaşlarındaki sezgisel stratejik yeteneğimin de faydası olduğunu düşünüyorum ki şimdiye kadar bu derece şiddetli savaşlara girmişliğim yoktu. Dediğim gibi ilk kez tam anlamıyla kar görüyorum sayılır. Daha önce kar topu demek arabaların üzerindeki buz tutmuş 0,05 cm'lik kütleyi sıyırıp "aaa, kartopu" demekten ibaretti. İlk karımı yurt dışında görmüş ve kadınların o kar ve buz kütleleri üzerinde 10 cm' lik topuklularıyla nasıl yürüdüğünü merak etmiştim.



Bu çocuklarla olan kar münasebetim bir tarafımı nasıl kaldırdıysa kendimi kar konusunda tecrübeli saymaya hatta önceki hayatlarımdan bir tanesinde Sibirya' da falan yaşadığımı düşünmeye başlamıştım. Umarım o hayatımda kürek mahkumu olmamışımdır. Kızaklar üzerinde seyahat edebilen biri olduğumu düşünmeyi yeğlerim. Bu kendimi beğenmişliğim, bu çocuk irileriyle kardan adam yapma çalışmalarına başlamamızla söndü tabii ki. Anladım ki bu kadar sabırlı değilim. Yani iki kütleyi üst üste koyduk işte, alın size kardanadam! Hayır efendim, nedir her seferinde evlerden zeytin, havuç falan getirip göz ile burun yapmak, salatalıklarla kulak yapmaya çalışmak? O yuvarlak kütleleri yapmak zaten zavallıların saatlerini alıyor, bir de süsleme ile uğraşıyorlar. Ben oldukça yaşlı biri olarak, komuta zincirinin tepesinde olmamdan kaynaklanan koltuk rahatıyla sadece komutlar vermekten sıkılmışken bu gariplerim ilginç bir neşe içinde çalıştılar her seferinde günlerce. Ama işin en gıcık yanı yine beni buluyordu. Hadi zeytinden göz yapmak sorun değil de, o havuçlardan burun yapma merasimi yok mu!!!! Girmiyor kardeşler, o boy boy havuçlar o salak kardan adamın kafasına girmiyor, oturmuyor, durmuyor! Her seferinde aklımdan, çocuğun biri onu orada tutarken  uzaklardan koşarak atacağım  uçan tekme darbesiyle kafaya oturtmak geçti ancak içimde kalmış olan az miktardaki merhamet kırıntısı çocukların önünde ve onların çabasının üzerine bunu yapmamı engelledi.


Bu karlı günler esnasında, bu bunaltıcı günlerden kaynaklı ve bir nevi mahsur durumunda olmam dolayısıyla kitaplara sardım. Gereğinden fazla okudum, internetten sipariş veremediğim ve bütçem kısıtlı olduğu için etraftaki sahaflara sarmıştım ancak benden kaçtıklarını düşünmeye başladım. Ne var ki, bu benim yanılsamam da olabilir zira içinde bulunduğum fiziksel durum ve atmosfer zihnimin bu tarz yanılsamalar yaratmasına uygun. "Yazsam roman olur" moduna ulaşmışken restim rest diyerek vites arttırarak  "dramsa dram ulan" seviyesine geldim. Yani, fiziksel şartları geçelim ancak atmosfer olarak Çehov' un Üç Kızkardeş'i ya da Dostoyevski romanlarındaki sessiz, karanlık gecelerdeki havada asılı olan o zaman durgunluğunu düşünün bunun üzerine varoluşçu romanların bir kısmındaki o karanlık hatta karanlık değil, o garip  havayı ekleyin ve daha bir sürü...




Bu arada dram demişken, tüm bu sıkıntılara ek olarak yanımda bilgisayarım ve internet olmadığı için ve zaman zaman evde mecburen birarada kaldığımız kişilerden uzakta kitabımı okuyacak sıcak ve tenha bir köşe bulamadığım için televizyona göz atmak durumunda kaldım. Kendisiyle yıllardır pek aramız yok. O nedir? Birbirinden entrikalı, kumpaslı, dedikodulu, dram etiketi altında diziler! Ve beni daha da hayrete düşüren, tüm bu "dram" ın klişeler üzerinden ve yaratıcılıktan uzak bir şekilde gerçekleşmesi. Halbuki dram dediğin daha günlük ve daha küçük durumlardan da kaynaklanabilir, çeşitlenebilir. Yani, benim büyük dramımın altında kendimi eğlendirmek için edindiğim şu deftere yazmak için aldığım üç tükenmez kalemin de yazmaması beni derinden etkileyen bir alt dramdı mesela!



İşte bu şekilde geçen zaman içerisinde soğuk bir kış günüydü. Akşamüstüne geliyordu. Ruh halim biraz düzelsin diye dışarı çıkmaya niyetlenmiş, apartman kapısına kadar gitmiştim ki kapının biraz gerisinde bulunan posta kutularına sıralanmış elektrik faturalarını gördüm. İçimden bir ses; "Hayır, bakma. İyice döşemişlerdir, moralin iyice bozulacak. Görmemezlikten gel ve kendini boyunca karların üzerine at" derken, daha muzip ve biraz daha mazoşist olan diğer ses; "Evet, bak faturaya. Zaten elektriği pahalıya satıyorlar, bir de faturaya ekledikleri kol kadar vergileri gör sonra gözlerini yavaşça toplam miktara indir. Sinirden ısındıktan sonra karlara atla, serinlersin" diyordu.  İkinci sesi dinledim. Faturayı posta kutusunun üstündeki yuvarlak delikten haşince çektim, yavaşça kullanım miktarına odaklandım. Sağ gözbebeğim irileşti. Sonra faturayı daha da şişirecek bir sürü zımbırtı vergi miktarlarına indirdim gözlerimi, sol gözbebeğim büyüdü. Derin bir nefes aldıktan sonra toplam miktara sakince baktım ya da bakmaya çalıştım. O üç haneli rakam karşısında gözlerim daha önceden antremanlı oldukları için soğukkanlılıkla yuvalarından fırlar gibi yapıp yerlerine geri oturdu. Faturayı sağ elime alarak sağ kolumu posta kutularına dayadım, kafamı da kolumun üzerine koydum ve en acılı şarkıların en dramatik kliplerinde oynayan kişilerin yaptıkları gibi çeşitli açılardan farklı pozlar verdim. Posta kutularına ellerimi dayayarak "hayııırr, bu ne derinden acıdır! Acımdan içim yandı!" manalı duruşlar sergiledim. Performansıma yavaş çekimde devam ediyordum ki apartman kapısı dışarıdan açıldı ve bir ses;


"Hayırdır Tawannanna, bu dramatik sanatsal tavrının kaynağı nedir?" diye sordu.


Kafamı yapıştırdığım posta kutusundan utançla ayırmaya çalıştım - oldukça yapıştırmışım - ve kapıya doğru döndüm. Ağzında bir mektupla kapıda  bekleyen Max' i gördüm.


Max, bu apartmanın bahçesinde yaşayan, apartman sakinlerinden birinin köpeği. Köpeklerden ve cinslerinden anlamadığım için tam olarak cinsini söyleyemiyorum. Sahibi de bilmiyor sanırım çünkü sorduğumda bana özel bir kırma olduğunu söylemişti. Ebatlar ve genel tavırlar açısında golden'a benziyor ancak Max aynı zamanda bir avcı köpeği. Kulakları ve yüzü bu şekilde. Bunların dışında Max, insancıl ve çok akıllı bir köpek. Kendisinden korkanlara yanaşmaz, onlardan uzak durur. Çocuklara karşı şefkatlidir. Büyüklerine saygılıdır.  Bana kalırsa Max' in çok babacan ve güzel bir karakteri ile birlikte müthiş bir karizması var. Ayrıca Max çok yakışıklı bir köpek.  Sanırım civardaki pek çok dişi köpek bu fikri benimle paylaşıyor. Bunu geceleri usulca bizim bahçeye süzülmelerinden anlıyorum. Max geceleri ne yapıyor bilmiyorum ama gündüzleri kendi türü arasında lider ve havalı tavırlarıyla dikkat çekiyor. Çapkınlığı da var biraz.


Kapıda bana sorusunu yönelttiği sırada üzerinde o meşhur, renkli çizgili kazağı vardı. Max ile şimdiye kadar seviyeli bir ilişkimiz olmuştu, daha çok tek taraflı. Onu, kulübesinde yalnız gördüğümde "Ooooh Max, naber?", " Üşüdün mü?", "Günün nasıl geçti?" diye sorular sorardım. O ise bana bakar, başını eğer ve sonra ilgisini başka yöne verirdi. Max' in üzerindeki kazaktan pek hoşlanmadığını zaman zaman düşünürdüm ancak bana kalırsa o kazak onu gülünçleştirmekten ziyade daha havalı, daha şirin ve daha cana yakın yapıyordu. Şimdiye kadar bunu kendisine ayıp olur diye söyleyememiştim.

"Fatura işleri, anlarsın" dedim.

"Anlamam mümkün değil" dedi, ona hak verdim. Benim bile anlamadığım bu işi onun anlamasına olanak yoktu.

"Senden naber?" diye sordum. "Dünden bir farkı yok" diye cevap verdi.


Bu sahnede bir gariplik var diye düşünüyordum ancak sebebini bir türlü bulamıyordum. Öte yandan Max ile konuşmaya devam etmek istiyordum. Bir an kapının hala açık olduğunu fark ettim.

"Aah, pardon" dedim, biraz yana çekilerek. "Eve mi girecektin?" diye sordum. Max' in sahibi hemen giriş katında oturuyordu ve yolunun üzerinde duruyordum. "Bu gördüklerin aramızda" diye ekledim hafif çekingen bir ses tonuyla. Aman ha, Max benim o fatura acısı adlı dramatik klibimi civar köpeklerine aktarırsa halim ne olurdu? Zaten elimdeki ekmeği 10km öteden fark edip etrafımda kızılderililer gibi çember çiziyorlardı bir de hafif tırlatmış olduğumu öğrenirlerse Köpeklere Fısıldayan Adam' dan öğrendiğim sakin ruh halimi koruyamaz ve onlar üzerinde otoritemi kuramazdım.


Max bana sanki 40 yıllık asker arkadaşıymışız gibi göz kırptı. Hafifçe gülümsediğine and içebilirim. "Evde işim yok. Dışarıda biraz işlerim var" dedi.

Ben ise dışarı çıkmaktan vaz geçmiştim. "Oldu o zaman, görüşürüz, kolay gelsin" diyerek asansöre doğru dönmüştüm ki "Bunu sana vermem istendi. Bu yüzden kapının dışında seni bekliyordum" dedi. O anda deminden beri Max' in ağzında duran mektubumsu şeyi tekrar fark ettim. Bir an kalakaldım. Benim için tüm bu esnada ortamdaki en fantastik varlık, sağ avucumda duran, sağ elimin bilincim dışında ancak muhtemelen beynimin karanlık bölümlerinden gelen komutlar neticesinde kendince buruşturup parçalama işlemini kolaylaştıracak aktivitelere giriştiği elektrik faturasıydı. Ağzımdan ağlamaklı bir tonla "Hayır, başka bir fatura daha mı?" isyanı döküldü. Max, "nelerle uğraşıyoruz" anlamında başını hafifçe salladı ve derin bir nefes aldı. Sağolsun babacan ve sakin bir tonla beni yanıtladı.


"Tawannanna kardeş,anlıyorum ki siz insanların yaşamı zor, çileli. Yine de içini ferah tutabilirsin. Ağzımdaki bir fatura değil. Bir çeşit davetiye. Davetiyenin ne olduğunu biliyorsun değil mi?"


Başımı evet anlamında salladım. Max yavaşça yanıma kadar geldi. "Şimdi bunu al. Benim görevim bunu sana vermek". Max' in teselli edici yaklaşımı beni rahatlatmıştı. Yavaşça ağzından zarfı aldım. Şaşılacak şekilde salya falan bulaşmamıştı. Max pis bir gülümseme takındı. "Bence bir davetiye bir faturadan daha iyidir, bazen" dedi ve kapıya döndü. "İçinde ne olduğunu bilmesen bile..." Bunu ürkütücü bir tonla söylemişti. Sonra kapıdan hızlıca çıkıp gitti. Loş bir ışıkta, elimde bir zarf, sağ avucumun içinde elimin öğütmeye çalıştığı bir fatura ile öylece kalmıştım.


Bir süre sonra kendime geldim. Faturayı montumun cebine koydum. İki elimde zarfı tuttum. Normal zarf boyutlarından biraz daha büyük, bej renginde bir zarftı. İçindeki her neyse kalındı, karton gibi. Nasılsa buraya kadar gelmiştim, içini açsam nolurdu ki? Böyle diyerek zarfı açtım. İçinden şaşılacak şekilde büyük, katlanmış, kalın bir kağıt çıktı. Yine bej rengiydi. Yazılar siyah mürekkeple kalınca yazılmıştı.


Sayın Tawannanna,


Uzun zamandır sizi takip ediyor, Uzakdoğu' ya olan ilginizi biliyoruz. Bir süredir bu ortamlardan uzak kaldığınızın da farkındayız. Buna rağmen, daha önce canlı izlediğiniz futbol müsabakalarına ve bir dostunuzun referansına dayanarak sizi  Adamızda düzenleyecek olduğumuz futbol turnuvasına davet ediyor, bu turnuvada sizi aramızda görmekten mutlu olacağımızı bildirmek istiyoruz. Bu özel davetimizi olumlu bir şekilde değerlendireceğinize inanıyoruz.


Detaylar alt bölümde sırasıyla iletilmiştir.

Saygılar,


Ada Komitesi adına Ada Lideri




İçimden Thor' un çekici adına diye haykırdım. Bu neydi şimdi? Siz kimsiniz, Ada neresi? Oldukça şaşkındım. Aynı zamanda birilerinin bana feci bir oyun oynadığını düşünüyordum ama böyle bir oyun oynayabilecek kimseler yoktu. Devamını okumaya başladım.



Eğer Adamızda gerçekleşecek turnuvaya davette belirtildiği üzere bir seyirci olarak katılmayı diliyorsanız bu gece saat 00.30' da balkonunuzda hazır bulunun. Ada Komitemiz tarafından balkonunuzdan aldırılacaksınız.


Neremle güleceğimi bilemedim. Yöntem neydi? Işınlama?



Not: Bunu akıl etmeyeceğinizi düşünerek belirtmek istedik. Balkonda sap gibi beklemeyin. Lütfen üzerinizde montunuz, bereniz ve atkınız bulunsun. Sizin oralarda havalar soğuk. Hasta seyirciler turnuvada görmek isteyeceğimiz son kişilerdir. Adamızda sağlık sigortası geçerli değildir.



Bu nottaki üslup bir anda beni çok sinirlendirmişti. Tiplere bak sen! diye düşündüm ama içimdeki iyilik meleği böyle keskin bir üslubun şaşırmış bir insan üzerinde etkili olacağını ve önlem almaya teşvik edici olduğunu bu yüzden bu Adalı tiplere sinirlenmemem gerektiğini fısıldadı.


Okumaya devam ettim.



Not 2: Bu davet gizlidir ve davetiye siz içindeki bilgileri sindirdikten sonra kendini yok edecektir. Sindirdiniz mi?


"Lan, yaprağa bak" diye hönkürdedim içimden. Nesini sindireceğim ben bunun? Saçmalığı bir kenara sanki çok büyük bilgiler var içinde diye içimde kaynar sular fokurduyordu. Kağıda nanik yaptıktan sonra bir alt sıraya geçtim.


Sindirdiniz mi?

Kendime sabırlar diledim. Artık bu iş çok uzamıştı. "Heee, evet dedim" seslice. Davetiye bir anda küle dönmeye başladı ve saniyeler içinde ne kendisi ne de kalıntıları yoktu.


Dondum kaldım. Ne kadar süre olduğunu bilmiyorum ama bir süre ellerim zarfı tutar pozisyonda öylece kaldım. Sonra acaba fatura hala cebimde mi  diye merak edip faturayı kontrol ettim. Korku artık beni eli geçirmişti, tüm soğukkanlı tavrım yok olmuştu. Son sürat apartmandan çıktım ve kendimi karların üzerine attım.

9 Kasım 2016 Çarşamba

Tawannanna ve 9 Yaş




Dün itibariyle bu blog yani Tawannanna 9 yaşından gün almaya başlıyor. Daha doğrusu 8. yılını tamamlamış oluyor sanırım. Soranlara 8 yaşındayım diyecek :P (Yaşları yuvarlamak ^^) Aslına bakarsanız doğum günü dündü yani 8 Kasım' dı ancak yoğunluktan kutlamaya fırsat kalmadı.  Hazır fırsat bulmuşken  Tawannanna' nın doğum gününü kutlayalım.





Müziksiz olmaz diyorum ve bu kutlama için seçtiğim parçalardan ilki olan Mayday - Party Animal' ı sunuyorum. Eee, madem doğum günü; parti,parti,parti... (Klip tam oturdu sanki ^^) Parça grubun Haziran'da yayınlanan single' ından.








Bu vesile ile bir önceki doğum gününden bu güne en çok okunanlar ile en az okunanlara da bir göz atalım....


Müziksiz olmaz demiştim değil mi? Biraz yavaşlayalım öyleyse... Kore'den gelsin.






8 Kasım 2015 - 9 Kasım 2016 arasında en çok okunan yazılar şunlarmış;


1 - Dragon Blade - Bir Film ve İpek Yolu


Alkışlar Dragon Blade' e. En çok okunan yazı olmuş kendisi, ben de şaşkınım. Jackie Chan ile filme konu olan kitabın yer aldığı bu yazıyı tebrik ediyorum.



2 - The Legend Of Qin (Qin's Moon): C-Drama - İlk 10 Bölüm


Ohhh, bu dizi yazısına cidden şaşırdım. Henüz 20 bölümden ileri gidemedim ama zamanla bitireceğim. İlerlemememin bir diğer nedeni ise önce animenin 5. sezonunu görmek istemem.


3 - Akagami no Shirayuki - hime (Anime): Kırmızı Saçlı Pamuk Prenses - Birinci Sezon 


Çok tatlı bir anime, ikinci sezonu da güzel. Bu sene içindeki en popüler anime yazısı olmuş.


4 - Kitap - Birim 701: Rüzgarı Dinleyenler (Mai Jia) 

İlginç bir şekilde bir kitap yorumunun buraya girmesi hoş oldu.


5 - Üç Elma Mimi

Bu mimin ne koşullarda hazırlandığı içinde yazıyor. Tam o esnada ben evden uzak yerlerdeydim, bağlantım sınırlıydı. Yapan herkesin eline sağlık.


Doğum günü şerefine :) Benim için bir klasik. Çok seviyorum; Luna Sea - Rosier






Burası ve ben kendi halimizde devam ediyoruz bunca zamandır. Ne kadar başarılı olduğumu anlayın. Bu nedenle burada  artık  ben ve kısıtlı sayıdaki takipçi -şu anda aklıma geldi - butik blog olarak takılıyoruz. Her ne kadar parlak olmayan bir performans sergiliyor olsam da takip eden, yazıları okuyan herkese teşekkür ederim. Hele bazen yorum bırakıyorsunuz, çok mutlu oluyorum.






Bir yıl içinde en az okunan yazılar şunlar olmuş;

1 - Servamp  (En az okunan)

Şaşırtıcı ölçüde az ilgilenen olmuş Servamp ile. Yazı süper, harika ya da iyi değil, biliyorum ama Servamp' a da ilgi yok sanki ya da var ? Bilemiyorum.


2 - Ace of Diamond (Diamond no Ace) Anime: Birinci Sezon

Bunu  en son eklenen yazı olmasına veriyorum.


3 - Çince Müzik 2015 - En İyi 20 (2)

Serinin  ikinci yazısı pek tutmamış.


4 - Ushio to Tora (2015) Anime

İkinci sezonu ne yapacak acaba?


5 - 3 Adet Aamir Khan Filmi: Hint Sineması 

Bu yazı da en az  okunanlardan...



Son zamanlarda (bayağıdır) severek takip ettiğim bir grup Hanggai, sizlere de tavsiye ederim. Parçalarını dinledikçe ne tarz müzik yaptıklarını anlayacaksınız. Son albümleri Horse of Colors yine güzel. Bu parça oradan -The Vast Grassland







Çok fazla yazı eklemesem de bloğa, uzun zaman olmuş. Yine de bloğu ilk açtığım günü hatırlıyorum. Bana epey faydası dokunmuştu. Burası her ne kadar pek sallanan bir yer olmasa da kendimce çalıp oynuyor, eğlenmek için bir şeyler paylaşıyorum, halimden çok mutsuz değilim ama dediğim gibi uzun zaman olmuş. Ara sıra bloğu kapatmayı düşünüyorum son zamanlarda. Çeşitli sorular zaman zaman planlar var kafamda ancak bakmayın bu istikrara aslında çok tembel bir insanım.( Yine de önerisi olan var mı?) Neyse ama sanırım bu kapatma kararını gelecek seneye bırakacağım.


Ve doğum gününün son parçası. Bir ayrıcalık yaptım ama değer ^^










LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...