23 Şubat 2011 Çarşamba

BLEACH: Ulquiorra Schiffer ....




Bir bleach vardır bilir misiniz? İnsanın ömrünü tüketecek cinsten bir manga ve anime serisidir. Özellikle animesi araya dahil edilen fillerlarla, bir önceki bölümün tekrarı ile tüm bölümün yarısının geçiştirildiği ömür tüketecek cinstendir. - Ancak her ne kadar saydırsam da manevi değeri nedeniyle laf ettirmem ve izlemeye devam ederim – Tüm bunlara rağmen insan bu seriyi izlemeye devam eder. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi de bu seride yer alan bağımlılık yaratıcı karakterlerdir. Bunlardan bir tanesi de Ulquiorra Schiffer' dır.


Bu animede shinigamiler kadar espadaların da yeri vardır (dı) ki bazı espadaları sevmemek ayıptır.

Seride var olan ve bir süre sonra hepsi Aizen tipsizinin etrafında birleşen toplamda 10 espada bulunmaktadır. Bu espadalar içinde Ulquirra Schiffer benim için bir tanedir (bir stark ya da halibel ya da grimmj' in yeri de ayrıdır tabii). Hafif emocan görünüşlü olan bu kardeşimiz aslında oldukça cool dur. 10 espada aslında varlık sebeplerini oluşturan belli fraksiyonları temsil eder. Bu kardeşimizde hiçlik ya da boşluğu başarı ile temsil etmekte ve varoluşunun her karesine itinayla yedirmektedir. Duygusuzluğu soyut kavramları anlama yetisini kısırlaştırmıştır ve gözü ile göremeyeceği hiçbirşeyin var olamayacağını düşünmektedir. Emo görünüşlü oluşuna aldanmamak lazımdır zira sıralamada 4. sırada yer almaktadır. Özellikle yaşamının son bölümünde ve ichigo ile son kapışmasında çenesi düşmüş ve ota topa neden diye sormaya başlamıştır ve bu nedenle fani hayatında robot asimov olduğunu düşündürtmüştür. Öyle de olsa bu arkadaşımızın varoluşu ağırlıklı olarak mantık üzerine kuruludur ve espadalar arasındaki en zekisidir – bana kalırsa – Tek kusuru Aizen'in altında çalışmasıdır ve Aizen' i patronu olarak görmesidir ki o kadar kusur kadı kızında da olur.



Oldukça güçlüdür bu arkadaş – demiştim değil mi? - bir iki kapışması hariç tek eli hep ceptedir. Kılıcını çıkarmaz. Gelen atakları elinin tersiyle savuşturur ve genellikle rakibine yıldırıcı sorular sorarak karşısındakini yıpratır.




Ulqi/Daisuke Namikawa - Our World , favorimdir :))


Ulquiorra' nın göründüğü sahnelerde kulaklara yansıyan tema müziği bu espada nın duruşuna duruş, karizmasına karizma katar... Zaten Bleach'i anime olarak güzelleştiren noktalardan biri de müzikleridir. Neyse efendim Ulquiorra' ya dönelim...


Bleach/139



Ahahahah bu episode da bu bölümün hastasıyım ahaha. sanırım ilk izlerken ağzım açık kalmıştı. Karizma değil de nedir herşeyden öte Orihime ye konuşma hakkı vermeyerek gözüme girmiştir.
Ayrıca fondaki müzik ile daha da çarpıcı olmuştur bu sahne. Parça:fiesta de guerra //Shiro Sagisu


Mantık ve akıl kavramlarının bu seride vücut formu bulmuş temsilcisi olan – bir iki tane daha istisna vardır – pek gülmez, tepki vermez. Ara sıra “ olamaz” dediği duyulur ve gözleri büyür o kadar.


Hueco Mundo' da İchigo' yu oymuşluğu vardır ama bilindiği üzere İchigo'lar ölmez. Bunun cerosu da şekildir. Ağırlıklı rengi yeşildir.





***İlerleyen satırlar seride yeni olanlar için oldukça gereksiz bilgiler taşıyabilir **


Espadalar içerisinde iki salınıma sahip olan ve kendini yenileyebilen tek espadadır, yakışır ki bu güzellikleri İchigo ile olan son kapışmasında izleyenlere sunmuştur. Karizmasına karizma eklemiştir.


Ne yazık ki hollowicationın tavanına vurup kontrolünü kaybeden hollow İchigo karşısında tepelenmiş ve bir kolu ve bacağı işlemez hale gelmiştir. Kendini kaybeden İchigo İshida ile Orihime' ye dalacakken son bir hamle ile İchigo' yu o halinde kendine getirmiştir ve beni üzmüştür. İshida candır ona zarar gelmesin ama Orihime' den kurtulacağı günü heyecanla bekleyen beni bu davranışı ile hayal kırıklığına uğratmıştır. Neyse efendim gerçi Aizen' in daha önce verdiği bir direktifte olabilecek bu hareketi yine bu çocuklara yaramış giderayak bunlara da kıyağını yapmıştır. İchigo ile son dövüşünde limitlerine ulaşmış ve buharlaşarak yok olmuş ve sevenlerini üzmüştür. En güzel ölüm sahnesini bu cool ölümü ve tavrı ile kazanmıştır. Eleman ne yapsa güzel zaten...


Bleach ep 269 // Buraya kadar gelmediyseniz izlemeyin!!!

Bunun dışında güzelliğe bak :))




Şimdi bu duruma üzüldüm, duygu seli oldum zaten ama beni daha da yaralayan nokta Ulqi' nin geçmişine yönelik bir bilgi edinememel oldu. Bleach' te gelenek sayılır flashbackler ama Ulqi cikte bir şey olmadı. Merak işte insanoğlunun en temel noktalarından biri. Neyse bununla da farkını koymuş oldu diyerek gereksiz şekilde bağlayayım...


Belach ep 270 // Ulqi yine şekil oluyor...


Şimdi çemkirme bölümüne geçiyorum;


Ulquiorra seni severim amma şu Orihime ile olan bağın beni öldürüyor. Bir kere son anda o eli uzatmalar, bir anlamaya çalışmalar, kafan kırılsın... Sana emo demek içimden gelmezdi ama emonun önde gideniymişsin emocan... Aizen' in emir kulu olmana bile ses çıkarmadım ama gittin Orihime' ye o eli uzattın ya en sonda – ki ben hala bunun daha farklı anlamları olduğunu düşünüyorum fakat olası bir Ulqihime yakınlaşmasının önünü kesmek için çemkiriryorum - sana da daha bir şey demem... Herkes olur ama Orihime ne bea.....????? Bir daha olmasın, hatasız kul olmaz diyip geçiyorum bak sakince akıllı ol. Zaten öldün gittin...


Bu bölümü de atlattıktan sonra Kubo Tite' ye dönüyoruz “ arkadaş Orihime ölmedi Ulqi öldü, diğerleri öldü, gıcık mısın nesin? “


Bunu da geçiyoruz...



********************************************************************************


Ulquiorra' yı animede karizmanın tavanına vurduran nedenlerden bir tanesi de seeiyudur dur kanımca...Kendisi Daisuke Namikawa' dır.



Bu da Ulqi' nin ( Daisuke Namikawa) Bleach Beat Collection için seslendirdiği diğer parça - Crush The World Down


Ulqi' nin küllerinden yeniden doğacağı günler olacağını ummaktayım...


20 Şubat 2011 Pazar

Yamamoto Genryuusai: Yaşlı Bunak...




Uzun süre ara verdikten sonra son sürat bleach izleyip animede 309 u görmüş ve akabinde fazla bleach izlemekten kafayı tırlatmış biri olarak bu yazıyı bleach aleminde hiç sevmediğim ve kendime göre oldukça gereksiz bulduğum yaşlı bunak yamamato genryuusai' ya ayırdım.


Şimdi zaten belach takipçileri bu amcayı tanırlar. 13 takımıdan 1 . sinin taichosu olan bu amca aynı zamanda diğer 13 takımında kaptanıdır bir nevi alemin en güçlüsü bir numarası. 1000 küsur yıldır bulunduğu poziyonda takılmaktadır, bu süre içerisinde kendisinden daha güçlü bir shinigami ne yazık ki var olmamıştır.


Şimdi bu tanımdan yola çıkarak normal insanoğlu ne düşünür? Bu amca hem yaşlı, hem güçlü, hem ss' in 13 takımının kaptanı, hem ak sakallı... Ne beklenir? Yaşlılığı ile bilgelikte kazanmış, iyi bir lider, kafası çalışan bir komutan olduğunu düşünür... Yanlış!! Yamamoto tamamen bunun tersidir. Bilgelikten hiç nasiplenmemiştir, olayları anlamaktan uzaktır, elemanlarıyla bir ilişkisi var mıdır yok mudur bilemiyorum, ezbercidir, bir sorun olması karşısında sadece var olan kuralları uygular.


Tüm bunlar neticesinde bleach içinde en gıcık olduğum karakterdir belki bir de yammy ayısı... hani aizen' e ya da szayel aporro' ya bile zaman zaman sempati duyarım zaman zaman takdir ederim ama bu elemanın bir tane bile sempati kıvılcımı uyandıracak hareketi yok bana göre ve bence soul society' nin bu kadar ezik olmasının ana nedenlerinden bir tanesidir bu 1000 küsur yıl yaşamış, ateş topuna dönmüş ama bilgelikten bir o kadar uzak kalmış olan bunak. gücüne bir şey demem ama zaten onun da bir faydası dokunmadı kimseye şu zamana kadar. bunun kafayla ortam yönetmek gayet kolay. gidişata göre hiçbir öngörüsü olmayan, ne hikmetse her olayı en son öğrenen, kimseyi dinlemeyen, aklı selim kişilerin sözlerini kesen, topladığı bilgilerle geneli görmeyi beceremeyen komutan. komutanlık ona kolay; biri hata mı yaptı? " tez kellesini vurun !", bir sorun mu var? "suçluları yakalayın gebertin! "' den öte işlevi olmayan bu taichoyu da iyi ki kimse pek sallamıyor esasen sonuçta herkes bildiğini okuyor bir şekilde. ichigo bile o ergen haliyle bunun yanında akıllı falan kalıyor ya daha ne diyeyim...



( Görüldüğü üzere suratında meymenet yok )


Tüm soul society gibi aizen' i çözemeyip gidişatı anlamayan, vaizardların durumu (ben kişisel olarak dolaylı yoldan sorumlu tutuyorum bunu) ve akabinde uruhara kisuke' nin sürgününü destekleyen ve daha bir çok fiyaskoya imza atan bir taichodur maalesef belki sürekli gözleri kapalı dolaşıyor bu nedenle.


En büyük atraksiyonunda aizen' e "seni de yakacam, kendimi de yakacam, herkesi de yakacam" diyerek alevli meyve tabağı kıvamı alıp alevlere verdi ortalığı fakat yine yaşlılıktan kaynaklanan ağır işitme sorunu nedeniyle neredeyse tüm ortamı uçuruyordu da son anda topladı zaten başlangıçtan beri başka da numarası yok.


Ne yazık ki Soul society' nin başına gelmiş en olumsuz şeylerden biridir bana göre. Gerçi işte bu olmasa ss biraz adam olur işler de bu kadar uzamazdı ama bunun da serideki misyonu dallamalık yapıp ortamı ss' den alakasız kişilerin temizlemesine neden olmak.


Kendisi sayesinde anlıyoruz ki her yaşlı ve ak sakallı akıllı ve bilge olmaz hatta öğretici hiç olmaz.





Not: Bu arada anladım ki asla bleach hakkında oturup detaylı bir yazı yazamayacağım bu nedenle gelecekte yazmayı düşündüğüm yazı için salladığım opening ve ending kısımlarını araya böyle parça parça serpiştirmeye karar verdim.


Bu nedenle törenle bleach' in ilk açılış parçasını şöyle ortalıyorum;

Orange Range /Asterisk




Oha ya duygu seli oldum... Yıllar yıllar önce zorlama ile başladığım bu serinin ilk açılışı olması çok duygulandırdı beni o zamanda şu açılış hafif heyecan yaratıyordu tabii pek çok şey gizemli falan 13. bölüme kadar nolacak acaba devam etsem mi düşünceleri ile ilerlemişken sonra geri dönüşüm olmadı zaten.


Bu parça ve açılış bana kalırsa bir klasiktir. Sanırım 80 yaşında bile hala bleach te nolacak diyor olacağım, Kubo Tite nin mantığıyla... - benden önce ölürse kurtarırız belki :P -


Bu da ilk kapanış parçası;


Rie Fu/ Life is like a boat




Serinin en iyi kapanış parçalarından bir tanesidir bana kalırsa ve Rie Fu' yi fazla takip etmememe rağmen maneviyattan da ötürü bu parçayı severim. Çok duygu seli oldum zangetsu gibi şiir okumaya başlamadan önce parçanın normal halini de ekleyerek yok oluyorum.





17 Şubat 2011 Perşembe

Yamato Nadeshiko Shichi Henge... Sunako- chan....



Perfect Girl Evolution olarakta bilinen bu serinin animesini izlemeye henüz fırsatım olmadı mangasını da henüz okuyamadım ancak tamamen tesadüfler sonucu - bu sefer kolaya kaçma değil - 10 bölümlük japon yapımı dizisini izledim ve diyorum ki iyi ki izlemişim... Durum neticesi ile doğal olarak şu anda animesi ya da mangası ile kıyaslayamıyorum ancak dizi olarak gayet eli yüzü düzgün, derli toplu ve oldukça eğlenceli bulduğumu söyleyebilirim. İzlerken o kadar keyif aldım ve o kadar eğlendim ki kat- tun ' a ait olan açılış parçasını "love yourself" - kimi ga kirai na kimi ga suki - bile atlamadım, o derece !! Kat- tun Kamenashi Kazuya Kyouhei' yi canlandırmış o bile batmadı. - hakkını yemeyelim performansı iyi - bu Takenaga ne güzel çocukmuş diyip duruyordum o da kanjani8' den gönderilen Uchi Hiroki imiş. - bu kadar güzel değildi sanki bu çocuk ? - konusu, yapısı ve yaklaşımı gereği kendini keyifle izleten bir seri olmuş.





Çok komik birşey bu ya!! Her izleyişimde itinayla gülüyorum...



Fazla güzel olmaktan kafayı yemiş ve hayatı her seferinde mahvolduğu için baymış, stalkerlardan illallah demiş olan ters kyohei'yi dediğim gibi kamenashi canlandırmış. Akıllı ve mantık insanı ancak bir o kadar da utangaç takenaga da uchi hiroki olmuş - hakkaten güzel çocukmuş ya da bu dizide güzel görünüyor :p - . lady killer, kalbi bir kelebek misali olan Ranmoru' yu Miyao Shuntaro canlandırıken, çocuksu, ürkek ancak oldukça hassas olan Toyama' yı da Tegoshi Yuya canlandırmış. Bu dört elemanda tahmin edilebileceği gibi her çeşit hatun zevkine hitap eden geniş bir yelpazeye sahip güzel güzel çocuklar olarak Sunako' nun teyzesinin evinde teyzenin oğlu ve bir nevi ev sahibi sayılabilecek velet Takeru ile birlikte yaşamaktadırlar. Şahane bir karakter olan Sunako' nun teyzesi yeğeninin gidişatından endişelendiği için bu gençlere kira ödemeden oturabileceklerini ancak karşılığında yeğenini bir "lady" e çevirmeleri gerektiğini söyler. Bizimkiler de - bazıları zorunluluktan - olaya atlar ancak işlerinin hiçte kolay olmayacağını muhteşem Sunako' yu gördüklerinde anlarlar. Sunako candır, sevilesidir. Sunako genelde alışkın olduğumuz dişi karakterlerden farklı olarak küçüklük ya da gençlik diyeyim yaşadığı - salakça diyeceğim ama ergenlikte olur böyle şeyler- travmaya bağlı olarak kendini kara büyüye vermiş, korku filmlerine bayılan, oldukça asosyal, yüzünü insanlara göstermeyen, pelerinini ve kapşonunu üzerinden ve başından eksik etmeyen - canım benim - hastası olduğum bir kızcağızdır ve evdeki 4 sosyal, yakışıklı, parlak, popüler, sunako' nun tam tersi özelliklere sahip olan bu dörtlüye hayatı zindan etmeye başlar. Gerçi kızcağızın bir şey yaptığı yok ama zıt kutupların öncelikli itişmesi diyelim. Böylece seri ilerlemeye başlar, hakkında daha fazla bir şey yazmayacağım.




Şu var ki seri boyunca "parlak" "parlak" diyerek Sunako bu gençlere ve özellikle kyouhei' ye kafayı koydukça ben mutlu oldum ve kyohei' nin aldığı bu müthiş darbeler sonucu hala yaşadığını görünce kafatasının ne kadar kalın olduğunu anlamış oldum. İlerleyen bölümlerde düşündüm sonra tekrar düşündüm :P; kyouhei olmak zor fakat kyohei sapığı olan o onlarca kızdan biri olmak çok daha zor. Nasıl bir yaşam formu olduklarını çözemedim. Sunako candır, teyzesi şahanedir ancak adını anmadan geçemeyeceğim iki karakter daha var. Bunlardan bir tanesi kafe sahibi olan amcadır ki kafe sahneleri diziye ayrı bir hava katmış bana kalırsa... Bu amca kafesinde her seferinde kendi uslubuyla kyohei' ye ders verirken fonda çalan led zeppelin, guns n' roses vs... ayrıca keyiflendirdi beni. Ve dizisinin esas oğlanı ve favorim Hiroshi - kun müthiştir, kendisini tek geçerim.


Şöyle eğlenmek istiyorum ama izleyecek dizi bulamıyorum diyorsanız kesinlikle izleyin derim. Oha tekrar izleyesim geldi sırada animesi olmasa kesin tekrar izlerdim :))


http://www.youtube.com/watch?v=VkXSO3dgiHs&playnext=1&list=PL9D8DCEFCED78A5F7

13 Şubat 2011 Pazar

Uragiri wa Boku no Namae wo Shitteiru: Luka....



Öncelikle çat diye konuya girip bu seride bir Luka güzelliği gerçeği var diyorum.

Sonra birşey olmamış gibi yazıya devam ediyorum. Mangadan uyarlanan ve bildiğim kadarıyla mangası hala devam eden bu uyarlama için yine çoğunlukta olduğu gibi bu yazıda da animesini ele alıyorum ve yazacağım herşey tamamen mangasını okumamış ve bu nedenle değerlendirmesi tamamen bu 24 bölümlük anime serisi üzerinden olan birisi olan bana ait.

Efendim konuyu özetlemek zor geliyor ama kısaca anlatayım. Bir adet çocuğumuz var yaş 16 falan, yetimhanede abisi kadar yakın olan Kanata ile büyüyorlar sonra bu evladımız doğaüstü güçlerini hafiften keşfediyor. Yok bu böyle kılıçla etrafa dalmıyor ya da hayalet falan görmüyor. Daha çok iyileştirme yetisi ve dokunduğu insanların hislerini hissedebilme yeteneği olduğunu anlıyor. Günlerden bir gün yetimhaneye bir adam geliyor ve Yuki (yani esas oğlan) benim kardeşim diyor ve Yuki' ye "gel benimle yaşa" diyor. Saf oğlanımızda "olur" diyor. Burada diğer karakterlerle tanışıyor.

Bu seri de pek çok seride olduğu gibi aslında bir nevi iyi -kötü çatışması üzerine. Duras ve türevleri kötüler ordusunu zweilt ve insanlar iyiler tarafını oluşturuyor. - rezil özet konusunda çığır açıyorum - Falan filan ... İşte aslında zweiltler reenkarne oluyorlar ve bulundukları bu dünyada hepsi 16 -18 yaş aralığında (çoğunluğu diyeyim ayıp olmasın) çıtır ve güzel oğlan ve kızlar görünümünde. Duraslar opastlar karizma zaten.

Neyse.... İşte aslında Yuki' nin aslında God' s Light olduğu söyleniyor ve tüm zweiltlerin hayatının merkezini oluşturuyor...

Konu bana kalırsa fena değil. Merak uyandırıcı bir kaç bölümle ilgi yaratıyor sonra tempo düşüyor sonra biraz hareketleniyor sonra yine düşüyor kısacası gelgitli bir seri. Onun için fazla bir beklenti ile izlememek lazım bana kalırsa.

İyi yanlarına değineyim tabii ki türünün de etkisiyle görselliği hem karakterleri hem renkleri açısından. Renkler ve fonlar genelde güzel. Karakterler birbirinden şekil. En şekili Luka o ayrı bir konu zaten. Bunun dışında kayda değer yanı bir önceki hayatında kadın olan fakat bu sefer erkek olarak hayata gözlerini açmış olan Yuki ile Luka' nın ilişkisi. Shounen ai lığında falan değilim de anime süresince anlayamıyoruz ne olmuş bu ikisinin arasında, Yuki niye ölmüş, neden erkek olarak reenkarne olmuş, Yuki neden Luka' yı ya da geçmişine dair en ufak bir ayrıntıyı hatırlamıyor. Belki de anlaşılıyordur da ben anlamadım, bu da olabilir. Bir diğer nokta bir çift olarak savaşan ve genelde öyle takılan zweiltler ve bunların kendi aralarındaki bağlılıkları ve ilişkileri ve genel olarak birbirleriyle olan ilişkileri. Bazen etkileyici olabilme potansiyeline sahip olabilmekle birlikte hep acıların çocuğu durumundalar."Yuki", "Yuki" diye boş boş sayıkladıkları zamanlar yerine biraz daha ilişkilerini derinleştirmeye ya da geçmişleri daha etkileyici ve ayrıntılı verilmeye çalışılsaymış eldeki malzeme daha etkileyici olurmuş bence. Haa kötü mü bu haliyle değil ama iyisi de olabilirmiş. Daha sonra Takashiro - Reiga olayı var şu Reiga' nın kırılma olayını daha net anlatsalarmış daha vurucu olacakmış. Neyse... Görsellik iyi. Açılış ve kapanış parçaları ikişerden dört Rayflower' a ait. Fena değiller.

Açılış parçaları:

"Uragiri no Nai Sekai Made" (裏切りのない世界まで)

"Inishie" (イニシエ)"

Kapanışlar:

"Aoi Ito" (蒼い糸)

"Kizuna" ()


Bölüm içi müzikleri de hoş. Onlarda Kaida Shogo ya aitmiş.

Güzel yanlarından bir diğeri de tanıdık seiyuuları duymak.




Karakterlere her zamanki gibi sığbakışı olarak bakarsak;

Yuki: Esas oğlan. Geçmişte kadın. Tanrı' nın ışığı, etrafındaki herkesin dünyasının merkezine aldıkları kişi. Diğerlerinin acısını alırken kendi acı çeken karakter falan. Kanata ile abi-kardeş gibi büyüyorlar. Sonra Luka ile geçmiş yaşantısından gelen ilişki ve bağı bulunmakta.

Luka: Bir kere çok cool. Aslında bir Duras en güçlülerinden. Sonra Yuki nedeniyle tarafına ihanet edip Yuki' nin tarafında saf tutuyor. Çok sadık. Yuki' ye yıllar önce "nolursa olsun seni bekleyeceğim, nasıl dönersen dön ruhunu bulacağım" diyerek verdiği sözünü tutuyor. Cool, Cool, Cool... başka da bir şey demem.

Reiga ve Takashiro: Ben bunları çift yaptım yani öyle çift değil ama geçmişte yakın arkadaş olmaları ve güç dengesi nedeniyle eşit olmaları nedeniyle. Biri bir tarafta diğeri diğer tarafta anlaşılacağı gibi. Geçmişlerinde bana kalırsa bir de Yomi muhabbeti var da neyse :P Takashiro başta oldukça gıcık - ama taş - amacım için kurban da veririm sertliğindeyken sonraları hafiften yumuşuyor sanki ama onunla ilgili bazı sorularda havada kalıyor anime serisi içinde.

Shusei - Hotsuma: Zweilt çifti. Hotsuma sinirli, ters ve kafası kıt çalışan aynı zamanda bilgisayar oyunu manyağı bir genç iken Shusei bu çiftin daha hassas, daha akılcı ve daha duyarlı olan tarafı.

Tsukumo - Toko: Abla - kardeş zweilt çifti. Bunlar da birbirlerine çok bağlı. Toko daha eğlenceli ve salak iken Tsukumo ikilinin daha akılcı ve sessiz sakin tarafı

Kuroto-Senshirou :Bunlarda sonradan ortaya çıkan başka bir çift. En hazin hikaye sanırım kuroto' nun hikayesidir.

Tachibana Giou: Twilight Mansion' da ki en eğlenceli karakterdir sağolsun.

Serinin olumsuz yanlarına gelirsek ilk söylenmesi gereken sonudur. Herşey havada kaldı bana kalırsa sürekli bir savaş, savaş, savaş lafı ortada ama sonu yok. Bir çok soru havada. En heyecanlı bölümler sanırım Cadenza, Reiga ve zweiltlerin tapınak gibi alanda toplaştığı bölümdür. Bir de Reiga' nın bariyerine daldıkları bölüm (aksiyon açısından). Konu ilgi çekici olmasına rağmen tam işlenememiş gibi. Diğer nokatada karakterler arasındaki ilişkilerin düzgün ele alınamamış olması. Hepsi hazin hikayeler tamam da bir süre sonra oldukça tahmin edilebilir falan...

Ayrıca Eelegy ve Cadenza bu kadar maymun edilebilirdi.

Sonuç olarak fazla beklentiye girmeden vakit geçirmek için izlenebilecek bir seri. Olumlu yanlarından bir tanesi de kolay izleniyor olması. Çok durağan olmadığı için sıkılmadan izlenebiliyor. Bazı aksiyon sahneleri tatmin edici.


Luka dışında en sevdiğim karakter olarak Sodom u seçtim kendime ayrıca ortama renk, neşe ve eğlence getirmesinden ötürü bir Shusei, Tsukumo (ki zweilt ler içinde en efendisi olarak ilan ettim kendisini) ya da Hotsuma kadar güzel olarak görünmese bile Ashley' i tebrik ediyor, gözlerinden öpüyorum :P


6 Şubat 2011 Pazar

31 ARALIK - YENİ YIL VE BI RAIN ADIEU 2010







Öncelikle şöyle başlayayım ki bundan bir süre önce birileri bana Rain' i canlı göreceksin dese "ahahahah tabii tabiii.... " der güler geçerdim. Tabii gönül ister sevdiğimiz, dinlediğimiz herkesi canlı canlı görelim sahnede izleyelim amma velakin uzak düşünceler olarak gelirdi tıpkı diğerlerinde olduğu gibi. Neyse geçen sene içerisinde arka arkaya yaşanan olumsuzluklar, sürekli insanın karşısına çıkan aksilikler ve yaşanan kötü gelişmelere ilginç tesadüfler eklenince bir anda kendimi yılbaşı gecesinde binlerce insanla birlikte Rain' in konserinde buldum. Bilindiği gibi kendisini sever takip ederdim özellikle iyi bir dansçı olması ve sahne şovu algısı nedeniyle. Oldukça sempatik, kompleksiz ve çalışkan bulur ve takdir ederdim ki canlı izledikten sonra tüm bu düşüncelerim oldukça pekişti. Bunun dışında Rain' i izlemekle birlikte bu derece bir performansı kendi gözlerimle görebildiğim için ayrıca mutlu oldum. Ahahahah ayrıca hemen belirtmem gerek ki bu sefer sallayabileceğim bir çubuğumda vardı :)






31 Aralıktan dört ya da beş gün önce Seoul' de bulunmama ve mutluluktan ölmeme rağmen o gün içerisinde yaşanan olumsuz bir olay nedeniyle gece - 15 derece soğukta sokakta tek başıma yürüken görmüştüm ilk olarak bu posteri. Ha şunu da özellikle belirtmek istiyorum ki özellikle konserlere bakmama rağmen orada bulunduğum süre içerisinde hiçbir konser bilgisine ulaşamamış olmamı da açıklayamıyorum. Bu sayede bir adet 2pm ve bir de Cherry Filter konserini kaçırdığımı öğrenmem hiçte hoş olmadı. Neyse posterde anlayabildiğim sadece Rain konseri olduğu ve 31 Aralık tarihli olduğu idi. Moral bozukluğu nedeniyle ne yalan söyleyeyim pekte aldırmadım. Bilet almak, doğru alanı bulmak, yılbaşı gecesi olması vs... bir sürü sebep nedeniyle bu işin gerçekleşmesi oldukça zor görünüyordu ama sanırım diğer taraftan o anda o konsere gideceğimi anlamıştım. Bir süre sonra kaldığım yere geri döndüğümde artık kanki olduğumuz Taywanlı arkadaş yeni gelen Tayvanlılar için "bak bunlarda sizlerden, Kore idollerine bayılıyorlar. Sen de Bi Rain' i seviyordun değil mi? Bak onlar da hastası ..." diyerek ortama bir uçuş yaptı. Bu arada bizleri Kore idolü sever olarak tanımlayan bu arkadaşımız da Kore idollerini seviyor dememe gerek var mı bilemiyorum. O uçusun altında kalmayarak zaten bozuk moral nedeniye baymış olan ben " Bi Rain' i kim seviyor?..." diyerek kendi dillerinde ortaya atladığımda bir an büyük bir sessizlik oluştu. Bu duruma bıyık altından gülen sadece bir kaç kişi vardı onlarda günlerdir birlikte kaldığımız Tayvanlı ve Hong Kong lulardı. Neyse bir süre sonra oluşan hayret ve duraksama ortadan kalktığında yaklaşık bir 6-7 kişi ile Rain hakkında sohbet ediyordum. Bu alanda gelen ilk sorulardan bir tanesi " konsere geliyor musun? " oldu. İşte dedim beklediğim soru.. Anlattım ya gördüm de ama önceden haberim yoktu falan filan. Akabindeki soru " Gelmek ister misin?" oldu. Arkadaşa baktım pek gitmeye niyeti olmadığından bizden uzakta oturmuş bana sorulan soruları duymazdan geliyordu. Heheh bende ay isterim ama biletler nasıl yer var mıdır gibi teknik sorularımı bu arkadaşlara yönelttim ki aradığım tüm cevaplar 5 dk içerisinde önüme geldi. Hemen yer durumuna baktılar, bilet durumu konusundaki bilgileri paylaştılar. İşte o anda öğrendim Bi Rain efendinin aynı gün içerisinde üst üste iki konser vereceğini. Biri saat 18.00 da başlarken diğeri 23.30 da başlayacaktı. Heyecanlanan arkadaşlar hangisine gelirsin diye üst üste soruyorlardı ki aynı soruyu benim onlara yöneltmem sonucu aldığım cevaba aslında pek şaşırmadım. Bu arkadaşlar her ikisi içinde biletlerini almışlar ve Kore' ye bu nedenle gelmişler. Israrlı sorular üzerine ben gitmeyi çok isityorum ama arkadaşımı bilemiyorum o nedenle bilemiyorum diyerek konser durumuna geçici bir süre noktayı koydum. Sohbet geç saatlere kadar her zaman ki gibi devam etti. Arada ünlü bir düşünürümüze ait olan " Siz Rain'i bilir misiniz? " diye sormayı da ihmal etmedim tabii ki.



Bu şehirde kaldığım süre içerisinde tanıdığım bu arkadaşlarla güzel anılarımız hoş ve çok eğlenceli sohbetlerimiz oldu. Bize her konuda oldukça yardımcı oldular. Bu ortamda Tayvanlı, Japon, Çinli ve Hong Kong lular arasında bulunan tek yabancılar olan ben ve arkadaşım bulunduğumuz süre içerisinde oldukça el üzerinde tutulduk. Uzakdoğu ve özellikle Kore ve Japon grupları ve dizileri üzerine bu kadar bilgi sahibi olup bir de kendi dillerinde muhabbet çevirmemiz de oldukça hoşlarına gitti bir o kadar duruma şaşırdılar ki her biri ayrı bir yazı konusudur. Neyse bu durumu uzatmayacağım ama 10 kişi oturmuş geyik yaparken sevdiği grup elemanın adı geçince yan odadan uçarak ortama dalanlar, sabah çıkıp akşam bir sırt çantasını dolduracak kadar malzeme - cd, poster aklınıza gelecek her türlü malzeme - ile geri dönenler, çat diye fotoğraf makinesini çıkarıp Lee Min Ho ile yaptığı röportajı izletenler vs...,Kang Dong-Won ile tanışmış olanlar ( aaaah ahhh içimde uktedir), Mary Stayed Out All Night ' ın çekimleri pazartesi cuma hemen şu arka sokaklarda yapılıyor mutlaka gidin çekimlere diye tavsiye verenler, bu çocuk japonca da konuşuyor onunla gidip konuşabilirsin diye tavsiyelerde bulunulan oldukça fantastik ve eğlenceli bir ortam. Hepsine bu yardım, eğlenceli zaman ve ilgileri için tekrar teşekkürler.




Neyse... aradan geçen günler içerisinde ben kafaya koydum tabii ki konseri ama arkadaşa da çok baskı yapmak istemiyorum zaten kendisini ben tüm sarayları göreceğim diyerek kapalı bir baskı altına almışım ve sayemde -15 derecede karlar içerisinde günlerimiz sokaklarda geçiyor. Bu arada tanıştığımız tüm Korelilere de yılbaşında ne yapılabileceğini hangi mekanı tavsiye ettiklerini soruyoruz ancak tatminkar bir cevap alamıyoruz. Tabii her gün konsere gelecek misin sorusu geliyor. En sonunda 30 Aralık ta arkadaş hadi konsere gidelim çıkışta da bir şeyler yaparız dedi kendiliğinden. Şaşırmadım değil ama belki Rain hakkında verdiğim ufak bilgiler etkili olmuştur :P Gece bizimkilerle konsere gidiyoruz dediğimizde bir tek topluca halay çekmediğimiz kaldı.plan yaptık. Biz 23.30 dakine gitmeye karar verdik bu nedenle onlarla belirtilen saatte istasyonda buluşamayacaktık. Sağolsunlar harita, telaffuz, kroki, ulaşım ve bilet konularını komple hallettiler. Zaten onların bu yardımı olmasa zor giderdik. Konserden sonra da çıkışta buluşmaya karar verdik.


Günümüzü geçirdik. Sonra her zaman ki gibi yine geç kalacak şekilde - ki bu geç kalma konusunda ikimizde ayrı ayrı tarih yazmış insanlarız - kendimizi metroya ve bir bilinmezliğe attık. Çünkü sormayı unutmuşuz ineceğimiz yerde birden fazla stad var ve konserin hangisinde olduğunu sormamışız işte. Eğer İngilizce bilen birini bulmazsak konserin sonuna yetişme durumumuz bile olabilir alan geniş. Ben mutluyum ama arkadaş " ya napıyorum ben" düşünceleri içerisinde. " eğleneceksin merak etme diyerek teselli ediyorum ve Rain in bu konudda başarılı olacağından hiç şüphem yok. Velhasıl indik ve doğru çıkışı ararken birden satıcı bir adam önümüze çıkarak Rain Rain diyinc e doğru kapıyı da bulmuş olduk. Hemen bir çubuk aldım içimde kalmasın. Önce başka bir konserin olduğu yalnız stada gittikten sonra doğru stadın yolunu bulup yürümeye başladık. Bu arada o kadar soğuk ki herşeyden vazgeçmiş olan arkadaş umarım kapalı salondur diyip duruyor. Stadı bulduk oldukça kalabalık etraf. Bir ekranda Rain reklamı dönüyor... Ortam karla kaplı ama aslında oldukça renkli. Biletler geldi... Ve biz kapımıza ilerledik. Sonra yerlerimizi bulduk. Şimdi başlar diyoruz ama sonra gözlerimize inanamadık ki biraz erken gelmişiz...Biraz fotoğraf çektik etraftakilerle sohbet ettik vs... Sahne yine ana sahne ve öne uzatılmış T sahne şeklinde. Her iki tarafta dev ekranlar var. Biz geyik yaparken ekranlarda Rain in reklamları dönmeye başlayınca yine bir çığlık koptu (şaşırdınız değil mi?) Sonra ekranlarda görüntü ve fotoğraf almanın yasak olması ile ilgili ufak bir uyarı geçti... Tam hatırlamıyorum ama yaklaşık şöyle bir şeydi;" bırakın kameralarınız kapalı kalsın, gözleriniz sahnedeki estetiğe kulaklarınız güzel müziğe eşlik etsin " gibi bir cümle vardı - ki rain' e ait olduğuna eminim - . Ancak ve ancak oldukça gerçekmiş çünkü aralıksız ve hızlı akan bir düzen, güzel ve akıcı koreografiler, basit ancak oldukça estetik düzenlemeler hızla sahnede akıyor ki fotoğraf çekerken insan olayı kaçırıyor. kimi kısımlarda insan gerçekten gözlerini bile kapatmak istemiyor. Hatırladığım bir diğer notta yaklaşık şöyleydi; unutmayın ki burada olan sizler de bu şovun bir parçası ve aynı zamanda sahibisiniz, dilediğiniz gibi bu performansa katılabilirsiniz amacımız hep birlikte eğlenmek. Birinin bunu anlayabilmesi için sanırım gerçekten orada bulunması gerekli.


Dinleyici kitlesinin yaş aralığı da tahminimden oldukça genişmiş 15 yaşında çocuklarla birlikte 50 yaşında kadın ve amcaları bir arada görmek mümkün aynı şekilde oldukça fazla erkek hayranı da bulunmakta. - hahah bir de erkek hayranların yanında kız arkadaşlarını konsere getirenler mevcut ama onlar hemen kendini belli ediyor ( ki bir örneği önümdeki elemandır, sevgilisi çoştukça daha da kasıldı hatta nefes almıyor gibi geldi öldü mü acaba diye merak ettim bir ara ahahahaha kıskanç!!!) - Bununla birlikte konser alanında oldukça fazla sayıda yabancının olduğunu da söyleyebilirim. Günün ikinci konseri olmasına rağmen stadın tıklım tıklım olduğunu gözlerimle gördüm. Hatta bir ara bir bloğa dinleyicilerin alımı devam ederken görünen kalabalık nedeniyle başka bir blokta olmamıza rağmen biz baygınlık geçiriyorduk. Bi Rain Kore' de gerçekten sevilen, sayılan bir idolmüş bunu gördük ki şahsi kanaatim bu sevgiyi sonuna kadar hak ettiği yönünde. Bu arada çok sayıda fan club ta konser alanında idi ki kendilerini yakından görmek ve tanımak gerçekten başka bir deneyim :))





Efendiiiimmmmmmm ışıklar tam saatinde çaaaattttttt diye söndü veeeeeee bomba bir şekilde başladı. Önce muhteşem bir lazer şovu ama Rain dansıyla birlikte. Sonra ard arda durmaksızın üç parça, inanılmaz bir enerji !! Yerimize zımbalandık !Koreografiler, dansçılar ve rain tabii ki muhteşem... Sonra Rain efendi konuşmaya başladı, salon kırılıyor gülmekten biz ise bir şey anlamadık tabii ki ama Rain o kadar sempatikti ve salonda öyle bir hava yarattı ki ve girişte aldığımız o enerji ile birlikte biz de sanki anlarmışcasına gülüyoruz, acayip eğlendik. Sonra herkes bir ağızdan countdowna başladı ve yeni yıla girdik. Bir sene önce yeni yıla girerken gelecek sene yeni yıla burada gireceğimi biri bana söylese hayatta inanmazdım :) Yeni yıla girildikten sonra ve herkes birbirini tebrik ederken yeni yıl şarkısı söyledi sonra baktık ki herkes birlikte eşlik ediyor. Hoş anlardı... İki parçadan sonra yine konuşmaya başladı yine espriler havada uçuşuyor... Biz yine bir şey anlamıyoruz ama salak salak gülüyoruz. Sonra ışıklar birden söndü hemen ardından ekrana görüntü geldi. Meğer kostüm değiştirecekmiş görüntü kulisten geliyor :) Ahahah kostüm değiştiriyorum ama sizi de bekletmiyorum tarzında şebeklikler yapıyor ekiple eğleniyor vs... O kadar şebelekti ki yarıldık gülmekten. Sonra kırmız kostümleri ve elinde fan mektupları ile sahneye geri geldi. Bu arada sarıya boyatıp perma yaptırdığı saçlarıyla çok dalga geçmiştim sanki duyuyormuş gibi her laf ettiğimde ay saçlarımda şöyle falan diyerek eş zamanlı olarak saçlarından bahsetmesi yanımdaki arkadaşı bile koparttı. Fan mektuplarını okumaya başladı, o kadar doğaldı ki hepsine cevap verdi 0 olumsuzluk... Ki fanları Rain' i gerçekten çok seviyor. Ardından sahneye bir adam ve bir kadın çıkardı seyircilerin arasından. O anlar o kadar komik ve o kadar hoştu ki. İkisine de sarıldı önce sonra ikisini de sahneye getirilmiş olan sandalyelere oturttu. Sandalyelere giderken kıza sarılıyor komiklik olsun diye sonra adama pardon diyor falan gülmekten öldük. İkisi karşılıklı oturdular konuştular. Havada inanılmaz bir romans... Adam Rain' den büyük sanırım ama Rain cik elemana ağabeylik yapıyor...Sonra ikisine şarkı söyledi inanılmaz romantik dakikalar. Ardından kız adamı öpecekti yanlışlıkla Rain i öptü vs.. gibi komklikler... Gerçekten sanırım herkes hem eğlendi hem de gözlerini kırpmadan sahneyi izledi. Biz adam kadına evlenme teklif ediyor sanmıştık Korecemiz olmadığı için ancak olay esnasında ve sonrasında aldığımız bilgilere göre bu kadın büyük bir Rain hayranıymış. Adamda Rain' e bir mektup yazmış, evlenme teklif etmek istiyorum ama konuyu açamıyorum tarzında. Bir önceki konserine de Rain bu çifti davet etmiş ve yine süpriz bir şekilde ikisini sahneye çıkarmış ve o konserde adam kadına evlenme teklif etmiş. Bulunduğumuz bu konserden iki gün öncede bu çift evlenmiş ve bu sefer sahneye evli bir çift olarak çıkmışlar. Yine konuşmalar vss derke ( ancak özellikle kadının halini görmenizi isterdim heyecan, hafif utanmış vs...) Rain evlilik hediyesini bile hazırlamış çaktırmadan hediyeyi adama vermesi de oldukça hoştu. Çift oldukça tatlıydı ama bu dakikalar oldukça doğaldı. Ne bir gösteri, ne bir çıkar ne de bir şey ... Bu hareketleri ile zaten oldukça sempati topladığına eminim.. Sanki herkes aynı ailenin üyesiymiş gibi. ahahah bu arada yanlışlıkla Rain'i öpen kadını sevimli ama azıcıkta çakal bulduğumu söylemeliyim :))



Bu arkadaşlar sahneden indikten sonra sanırım kim sahneye gelmek ister diye sordu. Bunun üzerine öndeki kızlar birbirlerini ezmeye başladılar ki birisi ölmesin diye bir tanesini sahneye davet etti. Yalnız kızı kapıp kucaklayıp sahneye çıkaran bodyguard da da takdirlerimi iletiyorum. Oldukça genç bir kız zaten sonra öğrendim ki 16 yaşında falanmış fakat sahneye çıktığında titriyordu ağladı ağlayacak durumunda idi ki ben koptum. Kızı bir koltuğa oturttu fakat kızcağız titriyor bir de buna bir buket çicek verince kız tatmamen koptu. Kızla sohbet ediyor ama kız edemiyır çünkü ağlamaya başladı. Biz acımasız ve vicdansız iki kişi olarak koptuk ancak bu kızla hiç dalga geçmedi ne de ağlamasını sahte bir ciddiyetle ele aldı. Oldukça doğal bir şekilde konuşmaya, espriler yapmaya devam etti ki bu eylem işe yaradı kız biraz kendine geldi. Rain de oldukça doğal ve ağabey gibiydi. Kız etek giymişti ve sandalye boyuna göre biraz yüksek olduğu için rahat oturamamıştı, öndende kameralar görüntü alıyordu, Rain kendisi bu durumdan rahatsız oldu hem kız rahat etsin hem de kötü görüntü oluşmasın diye sahnenin önüne bıraktığı gönleği gitti aldı kızın bacaklarını örttü ama bu gömlek kız giderken düşmesine neden oluyordu az kalsın :) Kız biraz sakinleştikten sonra kıza my girl ü söylemeye başladı. Eline de bir tane boyum kadar oyuncak ayı verdi. Kızcağız dondu kaldı olaya verebildiği tek tepki Rain şarkı söylerken oturduğu yerde elindeki çubuğu sallamaktı. Biz gülerken Rain de çok eğlendi aldı çubuğu kızın elinden kendi sallamaya başladı. Biraz daha muhabbet ettiler. Korelilerin çevirdiğine göre kız okul birincisiymiş falan... Neyse Rain buna sarılıyor, ortamı eğlendiriyor falan...Sahneden indirecek kızı ama kızcağız artık yüreyemeyecek kıvama gelmişti. Düşmesin diye sonuna kadar eşlik etti kıza. Ben gerçekten kız bayılacak diye korktum.



Sonra One ve sonunda inanılmaz bir müthiş bir gitar solosu... Sonra Love Song ki bu parçada kafayı yedim :)) Sonra muhteşem bir lazer şovu. Çok iyiydi ve arka fonda metal müzik ahahahahaha. Bu arada lazer şovu diyorum basitçe ama lazer kullılarak yapılan dans koreografilerinden bahsediyorum yanlış anlaşılma olmasın :)) Ki son bölümde Rain ve dansçıların aynı mantıkla sahne önünde yaptıkları bir koreografi yine muhteşemdi ve bir bölümünde kendimi star wars içerisinde padawan ve jediler arasına imiş gibi hissettim...



Love Song dan sonra.... sonra.... veeeeeee Hip Song.... O anda ben cozuttum zaten... Benle birlikte tüm salon Hip Song diye bağırıyordu zaten ve konserin geneli gibi herkes ayaktaydı... Ya şu parçayı canlı görmek bambaşka ahahahahaha ......Sonra Show Time..... Sonra Rainism..... ve böyle devam etti.... Kopup gittik gerçekten... Bütün salon topluca cozutmuştu :)) Show Time da sanırım tüm salon aynı figürleri yaparak sahnedekilerle birlikte dans ediyordu...


Bu arada şimdi bu arkadaş sahnede o derece profesyonel ama o derece şebelek ve enerjik ki nasıl başardığını bilmiyorum fakat izleyicilerle inanılmaz bir etkileşim yaratıyor ve sahnede inanılmaz eğleniyor ve o eğlendikçe ekibi de eğleniyor ve onlar eğlendikçe salondaki enerji daha da yükseliyor öyle ki izleyici gerçekten bir şekilde şovun bir parçası oluyor. İşte buna örneklerden bir tanesi de bu andı sanırım. Yine üstünü başını parçaladığı parçalardan birinin akabinde - ki vücudu şahane dememe gerek yok sanırım :) - diğer parçaya geçmeden önce sahnede yukarıdan aşağıya bir kostüm indirdiler giysin diye. Rain efendi sahneye ve olaya o kadar hakim aynı zamanda oldukça da ooyuncu ki yavaş hareketlerle cekete doğru uzandıkça salondan yükselen "hayıırrrrrr, giymeeeeeee" çığlıklarıyla ben yarıldım ama benle birlikte bağıranlar - ki salonun hepsi - ve Rain'in kendisi de yarılıyordu... Çok eğlendik ancak özellikle belirtmek istiyorum öyle bir ambiyans vardı ki ucuz bir çıplaklık anlayışından ziyade herkes olayın bir şov olduğunun ve bunun bir parçası olduğunun bilincinde olarak sahnedeki performansçı ve izleyenler olarak ufak bir espri olan bu durum üzerinden karşılıklı oynuyor ve eğleniyordu....



Sonra yine lazer dansı - bu kendimi Star wars da sandığım bölüm - ki ben bu lazer fikrine ve koreografilerine gerçekten bayıldım ardından manyakça koreografiler eşliğinde parçalar. Sonra bir rapçi iel birlikte çıktılar parçadan sonra free style kapışmalar hareketleri yapamayıp sempatikçe yerlerde sürünmeler dansçıların mimikleri vs.... Çok ama çok zevkli ve eğlenceli idi. Arada konuşmalar espriler yine havada uçuşuyor. Bu Rain ayrıca hiperaktif bir arkadaş adam iki dakika yerinde durmadı. Sonra hep birlikte sahneye oturup arka ekranda başlayan bir videoyuyu izlemeye başladılar. İlk yıllarından bugüne Rain .... :)) aldığımız bilgilere göre Kore fan club ın hazırladığı ve hediye ettiği bir video imiş. Sanırım burada hafiften ağladı...



Sonra hep birlikte selamladılar seyirciyi sonra Rain yere eğilerek dört tarafı selamladı 4. taraf dansçı ve müzisyenlerin bulunduğu sahnenin arkası. Buna yabancı olmayanlar bilir ama yine de belirteyim Kore ve Tayvanlılardan aldığım bilgiye göre yere eğilerek selamlamayı anne, baba ya da ataların için yaparmışsın. Gösterebileceğin en büyük saygı ifadesiymiş. Sonra yine muhabbet vs...



Ardından tekrar ekibini tanıttı. Dansçılar zaten muazzam... Müzisyenlerde beni dehşete uğrattı... tek tek solo ve sonunda toplu olarak çalarken hip hop tan r&b ' ye jazz dan blues a rock tan metal e kadar uzandılar ve beni mest ettiler özellikle dozunda şovşaklığı, heyecandan zaman zaman eli ayağına dolaşan hafif salak hallerine rağmen attığı güzel sololarla ortamı gazlayan gitariste sevgilerimi yolluyorum. Hehe kısacası ekibi de en az Rain kadar çatlak ve eğlenceli :)

Pek çok noktayı atladım biliyorum ama kısaca söyleyebileceğim şey şudur ki bu ekip tam zamanında bomba bir şekilde başladıkları bu konseri ve şovu tempoyu hiç düşürmeden aksine yükselterek yaklaşık bir üç saat boyunca tam gaz sürdürmeyi başardılar. Koreografiler üst düzey olmakla birlikte - ki zaten daha aşağısını beklemiyordum- kendisi ve ekibini canlı şekilde dans ederken görmek oldukça keyifli.


Kendisinde aynı zamanda bir stand upçı potansiyeli de varmış bunu da anlamış oldum tüm salonu kırıp geçirmeyi başarırken izleyici ile de inanılmaz bir iletişimi olduğunu tekrar ettiğimi biliyorum ama doğallığı, neşesi, müzevazi tavırları vs.. ile ne dediğini nalmasanız bile bir şekilde iletişim kurabiliyorsunuz... Bu arada ara ara " nihahahahaha" ya da "hah hah hah " şeklinde deli deli gülüp insanları gülme krizine sokması da ayrı bir olaydır.

Bu arada genel olarak sahneden bahsetmek gerekirse akıcı düzenlenme, akıllıca ve hızlı geçişler, akşamayan bir tempo, zeki uygulamalar ve estetik bir sahne anlayışı. Tüm bu olayda kendi parmağı olduğu o kadar belli ki ve buna da bağlı olarak sahneye ve akışa o kadar hakim ki bu zekiliği ve güveni de takdir etmemek mümkün değil. Bu ayrıntıları bilinçli olarak izlediğiniz de tüm bu güzelliğin üzerine bir de ayrıca bundan keyif alıyorsunuz.... Hep derdim ama bu eleman bu işi yalayıp yutmuş, nerede ne yapılacağını, ne yapılması gerektiğini, koreografi dışında genel anlamda shane olayını ve düzenlemesini, teknik detayları çok ama çok iyi biliyor ve farkında. Buna herkesin vakıf olamadığı bir özellik bence. Rain'i Rain yapan unsurlardan bir tanesi...

Daha fazla uzatmayayım Rain bana göre sahnede olmaktan zevk alan, eğlenen eğlendikçe etrafındakileri de eğlendiren ekibini ve fanlarını kollayan, star triplerinden uzak, ara ara deli deli gülüp herkesi kopartan hafif kırık, azıcık hiperaktif ve oldukça profesyonel ve çok çalışkan bir insan görünümünde. Hiperaktif. Gerçekten teşhirci ahahahah ama bunu tam bir profesyonellik çizgisi içinde yapıyor yani show business ama suyunu çıkarmadan eğlenmek için çok güzel kullanıyor. İnanılmaz sempatikmiş gerçekten, kompleksiz, süper star havasından çok uzak -ki Kore de gerçekten tam bir süper star - Kesinlikle sahne için yaratılmış. Muhteşem bir dansçı. Ekibine çok değer veriyor ve kolluyor. Tüm organizasyonlarda parmağı var. Tüm detaylara inanılmaz derecede hakim zaten dediğim gibi hangi efektin ne zaman gelmesini istediği o kadar belli ki ve çok zekice organize edilmiş. Zeki dedim de bu eleman hakkaten zeki ve kafası oldukça çalışıyor. Çok disiplinli ve oldukça profesyonel. Çok eğleniyor ayrıca hafif çatlak. Stand upçı olabilirmiş kendisi. Fanlarını çok seviyor, seviyor seviliyor inanılmaz bir aurası var elemanın. Sahne performansı muteşem ve muhteşem...... Böyle devam eder bu. Bence gerçekten saygıyı hak ediyor ve yaptığı işin hakkını sonuna kadar veriyor. Zaten saygı duyardım elamana oldukça pekişti ne diyeyim...


one, same, love song, rainism, hip song, it's raining ve diğerlerinin performansları oldukça etkileyici idi ve canlı dinlemek bambaşka. Başta da dediğim gibi Rain ile birlikte bu derece bir performansı kendi gözlerimle görebildiğim için ayrıca mutlu oldum.

Haa bu arada yanımdaki arkadaşa ne mi oldu? Konser başında " biraz Justin havası var".... " hafif şebelek ya bu :) "... " oha nasıl bir enerjisi var bunun?" .... " muhteşem bir performan" grafiğini gösterdikten sonra konser sonunda bir Rain fanı olmuştu. 2011 yılında tura çıkıyormuş pek çok yerde konser verecekmiş bu arada.

Konser bitti ama bittiğini anlamamız biraz vakit aldı. Bu arada daha biz salondayken yüzbin ışık yılı öteden beni görebilen ve çubuklarını sallayan arkadaşlara saygılarımı ve takdirlerimi ilettim...Çıkışta herkesin suratında aptal bir ifade vardı ve toplaşıp önce genel bir kritik yaptık. Bu arada aldığım bilgilere göre ilk konser de en az bunun kadar bombaymış. Sonra biraz maceralı bir yolculukla yüklendiğimiz enerjiyi boşaltabilme ve yeni yıl gecesi uyunur mu yaaaa dememiz sebebiyle daha da eğlenmeye gittik...

Aslında daha anlatılacak çok detay var da çok uzattım ama eklemek istediğim son bir nokta var. Aynı gün içinde - kazancı ve mantığı olsa da - her ne kadar zekice düzenlenmiş ve geçişlerin akıllıca kurgulanmış olduğunu düşünsem de yaklaşık bir buçuk saat arayla üst üste bu derece bir performansı yüksek başlayan tempodan düşürmeden daha da üste taşıyarak sürdürdürmek her insan evladının harcı değildir bunu da özellikle belirtmek istedim.

Bi Rain' e saygılar...ve darısı her seveninin başına...


Not 1: Fotoğraflar çok kötü biliyorum ama nedenlerim var :)

Not 2: Parçaların adlarını ve tam sıralamasını yazmadım... Aklınıza ne geliyorsa diyeyim...

30 Ocak 2011 Pazar

KONUSUZ

Günün anlam ve önemini belirten parça;





http://www.youtube.com/watch?v=MXMMSL6EZTk

28 Aralık 2010 Salı

COFFEE PRINCE: Choi Han Kyul olmadan tadı oluyor mu? :)




Uzun süredir teknik arızalar nedeniyle yazamamaktan ötürü medeniyete kavuşup interneti bulunca hemen fırsattan yararlanmak lazım diye düşünerek bugünün bir ayrıntısını aktaralım...

Soğuk seoul günlerinde hava - 10 civarlarında iken ve ben sokaklarda dolanmakta iken içim ısınsın diye en sonunda bu dizinin çekildiği kafeye girdim. Burada iki gün içinde tanıştığım ve kanımın bir anda kaynadığı çünkü kendileri de birer kore dizisi manyağı olan bir adet Japon, bir adet Hong Konglu ve bir adet Tayvanlı nın ayrı ayrı adını verip gitmelisin demeleri üzerine işkillenmiştim zaten demek ki arada bilinç altıma işlemiş.

Coffee Prince iyidir, hoştur dedik ve bakalım çekildiği yeri gözlerimizle görelim diyerek bir yandan da içim ısınsın sıcak bir şeyler içeyim diyerek burayı bularak girdim.

Bu arada şunu belirtmeliyim ki Seoul' e gelen özellikle Asyalı hemcinslerimizin çoğu birer Kore dizisi manyağı... Kore gerçekten celebrityleri üzerinden turizm yapıyor demek yanlış olmaz ki bu stratejiyi takdir ediyor ve bu güzellikleri dünya ile paylaşmalarından ötürü sevgilerimi yolluyorum.

Neyse sonunda kafeye vardım. Hayalkırıklığımı tabii ki... tabii ki dizideki halini beklemiyordum ama insan en azından oraya çalışan hatun yerine bir tane güzel çocuk koyar :P kahveler fena değil ama mekan sadece isminden kazanıyor işliyor belirtmeden de geçmek istemem bu detayı...

Neyse en azından bu mekanı canlı gözlerle görmenin verdiği hafif ve gereksiz mutluluğu yaşarken fotoğraflar pek iyi değil diyerek ayrılıyorum...







19 Eylül 2010 Pazar

SM TOWN 2010 WORLD TOUR SHANGHAI

bugünleri de görmek varmış ya ne diyelim... Gerçi SM den zerre hazzetmem ama hazır böyle bir fırsat bulmuşuz değerlendirelim mantığı hem de Yunho ve Changmin' i gerçekten şu gözler canlı canlı görebilir mi? merakı ile bu maceramıza başladık.

Shanghai konserini haber aldıktan sonra bir süre gidip gitmemekle ilgili kararsızlık yaşamadım değil tabii çünkü benimle birlikte konsere gelebilecek hiçbir arkadaş Shanghai da değildi o sırada, konsere tek başına gitmekten çekinmemekle birlikte böyle garip ve anlamsız bir duraksama oldu ama hala nedneini çözemiyorum ancak akabinde kendime yaptığım motivasyonlarla ben bu konsere giderim kararını almam uzun sürmedi.

Tabiki kararı almakla herşey bitmiyor. Sıra bilet derdine gelmişti. Öncelikle şu online bilet sitesini safi çince yapan ekibi kutluyorum sağolsunlar varolsunlar. peki ya benim gibiler nolacak? Doğal olarak kendi başlarının çaresine bakacaklar ve Nanjing Road taraflarındaki ofisten elden almaya gidecekler. Ben şu bileti alana kadar günler geçti artık bilet kalmaz diyordum ama denemeye kararlıydım ve bir gün aniden bilet almak için yola çıktım. Bilet maceralarımı detalı yazıp kimseyi sıkmayacağım ama şurada kendime bir not düşmek istiyorum; "ey sivri zekalı saat 19.00 da kapanacağı söylenen ofise gitmek için niye 17 30 da yola çıkarsın?". Epey maceralı bir yolculuk sonucunda - metroda bir gerizekalı nedeniyle bir önceki durakta inmek zorunda kalmam, taksi ile gideyim bari çırpınışlarımda taksicinin beni anlamaması akabinde bana yardımcı olan çinlilerle kanka olmam, sonra bir de elemanlara artistlik yapıp "tamam yeaa ben kendim bulurum zahmet etmeyin" demem ve akabinde nanjing sokaklarında kaybolmam, tüm o sokağı baştan sona gece karanlığında tek başıma yürümem ve sonradan anlamam ki aslında eğer metrodan ilk indiğim anda köşeyi dönsem çok rahat bulabileceğim gerçeği, neyse bu sayede süpersonik mekanlar keşfettim, saat 20.00 da ofisin kapısına gidip dayanmam içerideki adama yalvaran gözlerle bakmam ve "kapandı mı ?"sorum akabinde adamın "gel gel hadi verelim sana bilet" diye kapıyı açması falan. Bu arada amcanın hakkını yememyeyim 2. kattan alayım ben bileti dediğimde "hmm madem yalnız gideceksin sana en iyi yerden vereceğim bileti" dediğinde inanmamıştım ama amcanın gerçekten güzel ve sote yerden bileti vermiş olmasına mutlu olmadım değil. Sonra mutlulukla eve dönmem.
Ben bileti aldıktan birkaç gün sonra zaten konser tarihi gelmişti. 11 Eylül 2010... Şimdi programda başlangıç saati 19.30 yazarken bilette 18.30 u görünce sordum tabii adama hangisi doğru diye. Eleman dedi 18.30. Bu durumda normal insanevladı ne yapar zamanında evinden çıkar ortama en azından yarım saat önce gider ki hem yerleşsin hem etrafa baksın hem ortamı sindirsin biz naptık yine oldukça maceralı geçen girişimlerimiz ve öncesinde ki müthiş gebeşliğimiz sayesinde saat 19.00 gibi konserin yapıldığı stada vardık. İyi ki metro dibindeymiş ama aktarma tarihinde rekor kırdım. Her neyse ortam çok kalabalık ve yıkılıyor içeriden Çinli fan girllerin çığlıkları duyuluyor. İşte esas uzamanlık alanı bundan sonra başlıyor. Doğru giriş kapısını bulabilmek... Ben etrafta salak salak dolaşırken konser görevlileri yönlendirdiler, polislere sordum - hepsi benim tipi görünce salaklaşıyor tabii sanırım tüm konserdeki tek yabancı bendim japonlar hariç- falan yaklaşık aşağıda bir 10 kişiye sorduktan sonra üst kat alanına çıkan merdivenleri buldum. Orada da bir 10 polise sorduktan sonra çıkmam gereken merdivenleri buldum. Bu arada etrafta benim gibi sağa sola koşturan pek çok çinlinin bulunduğunu belirteyim yani tek salak ben değilmişim ama elemanlar kapılarını buluyorlar çat diye. Bu arada içeri biletsiz dalmaya çalışan güruhlarda gördüm ancak güvenlik görevlilerin tüm kapıları özel olarak bezlerle kapattığını da belirteyim. Neyse en sonunda giriş kapımı buldum ve stada adımımı attım ki iki tane bişi çinli tarafından karşılandım. Ohoo şansa bak ne iyi dedim. Bilete baktılar daha bişi olanı yerimi tarif etti. Üst katın ilk sıraları neyse binbir güçlükle indim ama biletin neresine koltuk sandalye yazdıklarını anlayamadığımdan etrafa bakıyorum bu arada sahnede Super Junior elemanlarından biri solo şarkısını seslendiriyor. Neyse her yer her koltuk dolu. Nerede benim yerim nasıl geçeceğim ben oraya diye sağa sola bakarken sanırım benim bişi görevli " aha bu salak bulamadı yerini" diyerek içinde bulunduğum durumu anladı, yanıma geldi biletime tekrar baktı sonra kolumdan tuttu çinli fangirlleri büyük bir başarıyla yararak beni koltuğuma kadar geçirdi, yerimi kapmış olan fan girlleri itinayla ayıklayıp kadırdıktan sonra beni koltuğa yerleştirdi. Çok komik bir hissiyat elemanın güzel olması çok hoşta insan kendini ilkokul çocuğu gibi hissediyor ve böylece ben bu konsere gülmekten yarılarak başlamış oldum. Bir süre daha solo performanslar devam etti. Eğleniyoruz, ediyoruz önce tabii etrafı inceledik. Benim arkamdaki çılgın fan girllerin delicesine Super Junior fanı olmaları hiç şaşırtmadı beni. Karşı tribün komple Casseopedia ve E.l.f ' e aitti. Bu esnada Girls Generation ve Super Junior elemanlarının ikili düetleri devam ediyordu. Genel olarak sahneden bahsetmem gerekirse ana sahnenin bir staddaki bir kale tarafına kurulduğunu düşünün. Ana sahneden öne doğru T şeklinde dikey çizgisi oldukça uzun olan bir sahne daha çıkarmışlar ve bu dikeyi de tekrar ikiye bölmüşler. Alt kat izleyicileri bu alanlarda toplaşmış. Sahne bu kadar parçalı olduğu için alt katta olmanın pek bir numarası kalmıyor bence çünkü izleyici tüm sahneye hakim olamıyor. Üst kat ise hem tüm sahneye (ana ve ön sahneye) hakim, koreografiler ve tüm grup elemanları tam olarak görülüyor hem de sahneye yakın her şey net. Bu sahneler ana sahnede 3 dev ekranla tamamlanmış. Alt katı çok fazla tutmamışlar. Stadın yarısında alanı kapatmışlar ve dev ışık kabinini kurmuşlar ve altına da bir dev ekran yerleştirmişler, Geri kalan alanda giriş çıkışların yapılacağı bir alan bırakıldıktan sonra kalan çimlik alan olduğu şekilde muhafaza edilmiş ve giriş çıkışa kapatılmış. Bu arada stadı çeviren tüm tribünlerin full olduğunu belirteyim sadece sahnenin yanındaki üst tribünler boş bırakılmış. Elf inin satd girişine ve stadyuma astığı dev super junior ve s. junior a sevgilerini gösteren diğer afişler dışında daha küçük afişler bulunmakta. Yunho ve Max için de çeşitli afişler asılmış yalnız karşı tribündeki My Yunho afişinden hiç hoşlanmadığımı belirteyim :P Herkese afiş var Boa' ya yok işte ilk anda bu benim süper hoşuma gitti. - Fotoğrafları en kısa sürede buraya yükleyeceğim tabii düzgün çıkanları-
Şimdi bu noktadan sonrasını pek sıra halinde yazacağıma garanti veremiyorum çünkü bu noktalardan sonra olay ve zaman zinciri benim için koptu. Bu noktada öncelikle herkese özürlerimi sunarım...

Sonra Kangra denilen eleman -tanımıyorum cahilim bu konuda ve Shinee veletlerinin bir iki solosu derken ışıklar kapandı veeeee Super Junior ortaya çıktı 13 kişi olarak... Öncelikle şunu belirtmek isterim ki şu satırları yazan kişi Super Junior' ı az çok bilen fakat " ahahah 13 kişi mi? Amma kalabalıklar sahnede birbirlerini nasıl bulacak bunlar?", " Ay bunları da seçmek ayırt etmek ne kadar zordur ahahaha" gibi salakça ve densizce fikirlere sahip olan biri -idi- taki o zamana kadar. İşte bu konserde Super Junior tüm bu düşüncelerimi bana yedirtti. Evet Super Junior ortaya çıktı ve ohanneeeesssss, öyle hayvani bir performans!!! Pek çok kez sahne aldılar doğal olarak, arada başka gruplara sahneyi devrettiler sonra tekrar geldiler vs.... Hayvani performansları, muhteşem, deli dehşet hakimiyetleri, harika koreografileri - 13 kişinin üst düzey koreografiyi müthiş bir uyum ve estetikle uygulamaları ve bunu harika bir şekilde taşımalarını düşünün diyeceğim ama zaten bilenler biliyordur, değil mi? - Kırıp geçirdiler ortamı. Bir bakmışım ben bile tanımadığım fan girllerle tepinmeye başlamışım. Tabii geç kaldığım için o parlak çubuklardan alamadım ve buna çoooook üzüldüm onlarsız konserin tadı çıkmıyor ve çok içimde kaldı tabii naptık, türk zekası göstererek telefonumuzu salladık... ama o çubuklara öyle bir bakışım vardı ki sanırım yanımdaki kızını konsere getirmiş anne halime acuyıp arada bana al salla diye kendi çubuğunu verdi ama ayıp olmasın diye bir iki parça sonunda geri verdim... Bu anne ve kıza da sonra değineceğim. Bir parantez daha açıp uzakdoğulu fan girllerle konser izlemeye değinmek istiyorum yine bunu da bilen biliyor ama alkışlama diye bir kavram yok onun yerine ciyaaaklamak var. Neyi en çok seviyorsan ona ciyaaaklıyorsun. Bir de elindeki zımbırtıları çok heyecanlanmışsan ayağa kalkıp yarım gönülle sallıyorsun.... Eh şimdi bir bekle iki bekle elemanlar sahnede coşmuş, müthiş koreografi, harika vokal, deli performans, seyirciyle inanılmaz iletişim yeter beaaa diyip ayağa fırlayıp dans ederek zıplamaya başlayınca - sanırım herkes bir öncü bekliyormuş- yanımdaki kız ile annesi ve arkamdaki super junior manyakları da ayağa fırladılar ve bizim kalabalık ekip ortamı domine etti böylece... Süper Junior sarangheeeee diye bir yandan da anıran bu arkadaşlarımız bir an ciğerlerini üzerime kusacaklar sandım ama bu nidalar eşliğinde eğlenmemize devam ettik ve Super Junior ın performansı o derece muhteşemdi ki fan girl ciyaklamalarına karşı ses teli ameliyatları teknikleri geliştiren, ahh ulan keşke ışın kılıcımı yanımda getirseydim diye düşünen beni hiç etkilemedi, keyfimi kaçıramadı. Bu arada sanırım bunların parçaları zamanında bilinçaltıma işlemiş zira tüm o parçalara nasıl eşlik ettiğimi ben de anlamadım. Özellikle şu anda gerçekten hangi parça olduğunu hatırlamadığım bir parçada elemanlar öyle bir şov, öyle bir performans, ara koreografiler sergilediler ki binlerce insanın huşu dolu bir sessizlik içinde gözlerini alamadan sahneye odaklandığını gördü şu gözler ve bunlardan bir tanesi bendim ve bu mükemmelik karşısında gözlerim doldu. Özetle Super Junior a ettiğim tüm o lafları yaladım orada ve hala yalıyorum. 13 kişi muhteşem grup, gayette kolay ayırıyorsun elemanları birbirinden ve bazıları hakkaten acayip güzel çocuklar :P Elemanlar bir ara terlemekten ölecek sandım da neyse ölmeden konseri tamamladılar ama o performansa ve efora yakışır o kadar terlemek. Kısaca gecenin en bomba grubuydu diyorum Super Junior için ve 10 üzerinden 9 veriyorum ( TVXQ adı altında çıkan Yunho ve Changmin' i gruptan saymıyorum) - aslında 10 verirdim de 10 u başkasına saklıyorum, bilin bakaılm hangi ikiliye???-
Evet burada bir notta yanımdaki anne ile kıza düşmek istiyorum şimdi ufak sanmayın görseniz bende büyük gösteren bu kız annesiyle gelmiş konsere. S. Junior fanı olan bu kızımıza annesinin desteği tam. Elemanlar teker teker kendilerini tanıttıklarında her biri için elindeki çubuğu sallayan ve ciyaklayan bu teyze ayrıca bana çubuğunu vererek takdirimi kazandı ama iyi niyet göstergesi olarak S. Junior performanslarında almadım çubuğu çünkü S. Junior ın her performansında canı gönülden çubuğunu sallayan bu kadıncağız sonra kızına iyi performans gösterdim mi diye soruyordu. Kızı lavabodayken S. Junior tekrar çıktığında panik olarak kamera çekimine başlamasıyla ve sonra elemanları bana sormasıyla ayrıca beni yaran bu sevimli kişiliğin yanaklarını konser bitiminde sıktım ve sonra kaçtım...

Girls Generation fena değil, sevimlilikten kurtarıyorlar bir de ne bacaklar var arkadaş kızlarda neyse ehehehe.... ama Super Junior la dönüşümlü çıktıkları için tabii ki altta kaldılar, parçaları bence eh işte ama dansları sevimli. Seyirci ile iletişimlerinde de oldukça sempatik buldum bunları. Ara ara salaklaşıp ışıklar kapandığında çıkışlarını bulamamaları ve de yanlışlıkla sahnede kalmalarınıda heyecanlarına ve kalabalıklarına veriyorum ama mesela Super Junior da hiç böyle olaylar yok :)) Bu arada 10- 15 erkek yaş grubu içinde acayip bir fan kitleleri var bu çocuklara bakıp ayrıca yarıldım...Bir tanesi neredeyse tribünden atlayacaktı...Haha bu arada bu tarz konserlerde erkek olmaz demeyin gayet taş delikanlı arkadaşlarımızda konserdeki yerlerini almışlar belirteyim ahahaha...
Gelelim f(x) ' e. Bu grubu da pek tanımam bildiğim bir ya da iki parçaları vardır elemanların da neye benzediklerini bilmezdim ama bu grupta özellikle bir hatun var ki harika bir sesi var. Performans olarakta hem dans hem vokal olarak oldukça başarılı buldum. İstikrar yakalarlarsa gelecekte çok daha başarılı bir grup olur bu 4 kızımız.

Shinee.... İnanamıyorum şu ring dong dong mudur nedir onu bile canlı dinledim yahu... Canlı hali en azından dinlenip izlenebilir. Bu arada hakkını yemeyeyim bu parçanın koreografisi efsane olmaya adaydır ve sahnede de çok güzel duruyor ama genel anlamda Shinee' nin sahnesi fena olmamasına rağmen fazla tutmadım yer yer sıkıcı bile geldiler. Artık bir DBSK olmadığı için en azından bir Super Junior olmalarına daha var her ne kadar çoğunluk aksini idda ediyor olsada. Sahne hakimiyeti açısından daha büyümeleri lazım...

Veeee gelelim Boa (salağına/hiç sevmem). Öyle bir kraliçe havalarıyla çıktıki ilk sahneye kelimelerle tarif edemem. İlk performansı bence rezildi. İnanılmaz Lady Gaga, Madonna, Beyonce karışımı bir özentilik, kostüm Rihanna kostümü... Bu arada Boa acayip çirkinleşmiş çakma Mariah Carey olmaya falan mı özeniyor anlamadım. Ben superstarım triplerinde konuşmalar...İkinci parçaya başladığında bir baktım benim tribün ve karşı tribün inanılmaz bir sessizliğe büründüler. Benim arkamdaki çılgınlarda sustular ben de arkama yaslandım esniyorum falan... Arkadakilerden biri sordu bana "Boa yı bilmiyor musun ?"diye, dedim "günahım olsa vermem". Şaka şaka bunu diyecek Çince bende nerede? Sevmem,dinlemem de dedim güldüler falan... Sonra bu kızcağız bir slow parça söylemeye başladı ki şişe olayıda bu esnada sanırım yanlış hatırlamıyorsam. Dansçılarını yolladı bir sandalye getirildi... Artist artist takılıyor şöyle sahne önüne yerleştirilmiş sulardan bir tane aldı biraz içti-- çok yoruldu ya-- sandalyeye yerleşmeye çalışrıken şişeyi fırlattı ileri ahahaha şişe 5 adım ötesinde kaldı. Sonra bir kararsızlık otursam mı diye ama rahat edemedi kesin ayağa kalkınca basar düşerim ben buna diye düşündü gitti şişeyi tekrar aldı bir çalımlarla sahne kenarına attı falan sandalyeye oturmaya çalıştı onu da beceremedi - ay madem yerleşemeyeceksin çok lazım o sandalye orada ayakta söyleyiver- sonra parçaya başladı falan artık iyice uyuklamak üzereydim ki o anda nedenini anlamadım ama millet dong ban shinki diye tezahurata başladı.... - acaba bilinçli mi diye düşündüm bir an- ve parça bu tezhurat eşliğinde bitti. Ahahaha çok üzüldüm gerçekten :)
Yani üst tribünler ve alttakilerin bir kısmı bilinçli mi bilinçsiz mi bilemeyeceğim ama Boa ya hadi yavrum bye bye çekip durdular her seferinde suratı daha çok düşüyordu ya en çok bu keyiiflendirdi beni :))
Sonra Kangra tekrar sahne aldı yanlış hatırlamıyorsam iki parça söyledi. Arkasından F(x), Super Junior ve Girls Generation ın bir kısım üyeleri harika bir dans şov sergilediler. Sonra Boa tekrar sahneye çıktı.. Üff tam havamızı bulurken diyordum, performansı çok içe kapalıydı bende uyukluyordum yine sonra bir elemanı çıkardı ama sesleri senkron olmadı falan. Böyle abla tripleri ama altta öyle yüce gönüllüyüm ki gençlerin elinden tutuyorum metni falan.... Sonra yine bir parçaya başladı ve ahahahahaha işte gelelim o efsane anlara....Bu Boa sahnede bir tarafını yırtarken - ama kasıntılıktan patlayacak sandım -stadın arkasında bir hareketlenme yaşandı. Neyse hareketlenme ciyaaaklamalara dönüştü ve gittikçe bizim taraflara doğru yayılmaya başladı.. Ben sandım ki Super Junior elemanları çimlik alana çıktı futbol oynuyor. Sesler öyle bir yükseldi ki Boa nın parçası falan yalan oldu zaten çok büyük bölüm döndü bir tarafını sahneye arkaya katıldı... Don banshinki tezahuratları falan iyice yayıldı.....Ahahahah meğer Yunho ile Changmin çıkmış... Boa nın şarkı tamamiyle yalan oldu tabii zaten kimse de sallamadı. Işıklar kapatıldı ve işte o an yer yerinden oynadı. İnanılmazdı .... Max ve Yunho arka kaleden sahneye uçarak getirildiler. Bizim de önümüzden uçan Yunho geçti ahahaha.... Ortam yıkılıyordu tabii ki... Neyse bu iki arkadaş sahneye geldiler. The way that you're, don t bring me down ve bir iki parçayı daha sadece kendi bölümlerini söyleyerek seslendirdiler, dans ettiler... Sonra Mirotic başladı işte o an uzaya gidiyoruz sandım. Yunho' nun solosu falan millet kendinden geçti. Sonrasını ben de bir süre hatırlamıyorum. Bir ara müzik durdu ortam tezhuratlarla inliyor. Bu ikisi seyirciyi selamladılar sonra sanırım şöyle bir şey söylediler " Dbsk olarak çağırdığınız için teşekkürler. Hala bu adı duymak çok güzel. Tüm Dbsk elemanları adına ve dbsk adına teşekkür ederiz " ve eğilerek seyriciyi selamladılar. Acaba bu kısmı ben mi bir tarafımdan uyduruyorum diye düşündüm ama yanımdakiler ve çıkışta konuştuğum çinlilerde benzer şeyler söylediler çünkü Yunho ve Max Çince konuşuyorlardı. Neyse danslar falan bir Yunho bir Max... geberdik.... - ama ben buruldum da yanı zamanda- Akabinde sahneye Super Junior çıktı alttan da bir anda Max çıkartıldı. Changmin, gruba harika screamlariyle eşlik etti falan kafayı yemeceler...Elemanda harbi ne ses var arkadaş!!!! Sonra S. Junior eğilerek selam verdi Max ayakta kaldı yani onu alkışlattılar falan...Bu arada bu performans esnasında t-şörtünü parçalayan Max a" oha sende mi fan service!!" dedim ama aynı zamanda bunun kostüm değişikliğini hızlandırmak için kullanılan bir numara olduğunu görünce rahatladım o anlar stadı inletti tabii ne yalan söyleyeyim güzel de manzara yani :P Böyle devam etti işte. Akabinde tekrar Girls Generation, Shinee falan... Ama heyacan doruğa çıkmışken bunları pek sallayamıyor insan, doğal olarak ben de sallamadım...

Muhtemelen aradaki pek çok detayı ve olayı atladım ama böyle işte...Bir o bir bu derken son bölüm geldi... Selam bölümünde hepsi sahneye çıkıp birlikte ikili üçlü şarkı söylediler. Sonra Shinee elamanları sahnede su savaşı başlattı. Shinee elemanlarından biri Changmin' in kafasından aşağıya bir şişe su boşalttı. Changmin hss noluyoruz tepkisi falan ama hala gülüyor. Çok sevimli yaaa.. Sonra selam esnasında kameralar özellikle bir ara Yunho ile Changmin' i çektiler böyle ikisi bir durulmuş, salaklaşmış, garip olmuş. Yunho' nun surat düşmüş ama hala gülüyor falan. - çok etkilendim ya ben- Bu arada Super Junior elemanları selamlamada bu ikisini hiç yalnız bırakmadılar, hep yanlarında durdular, bir yere giderken bunlarıda birlikte götürdüler... Bu esnada yani herkesler önde seyriciyi selamlarken Boa hazretleri ana sahnede tek başına duruyor. Kraliçe ya ön sahneye adımını atmadı hatun, arkada kaldı. Chang gördü bunu ve bence muhteşem bir efendilik yaparak yanına gitti tek kalmasın diye çünkü elemanlar önde bir kısmı su savaşı yapıyor bir kısmı seyirciyi selamlıyor, seyirci s. junior lideri ve Yunho ya tezahurat yapıyor kimsenin Boa yı salladığı falan yok. Sonra herkes kendi halindeyken kameralar Boa yı gösterdi yani hatun tezahurat bekliyor ya da Yunho veya S. Junior ın lideri kendisini çağırsın selamlatsın diye bekliyor. Bu arada ilginçtir lider elemanda hiç sallamadı Boa' yı, seyirci de sallamadı sonra kameralar yanındaki Chang Mİn i gösterince stad ciyakladı. İşte o andır Boa nın dönüp sahneyi terkettiği an. Ahahahahaha çok eğlendim ya... Öldüm bittim ama tüm o eğlence esnasında Chang ve Yunho gerçekten çok buruktular... Acaba sadece ben mi böyle hissetim diye düşündüm fakat çıkışta konuştuğum Çinli ve Japonlar da aynı şeyi söylediler. Bu arada Super Junior elemanları hem selamda bu ikisini yalnız bırakmadıları için hem de konser esnasında en azından benim gözlemlediğim kadarıyla bu ikisine sahip çıktıkları ve gösterdikleri destek nedeniyle ve bundan hiçbir gocunma duymamaları nedeniyle de benden ayrıca çook büyük sempati topladılar.

Şu var ki DBSK nin ölüsü yeter ve herkese basar ancak Yunho, Chang Min ve genel anlamda Dbsk için gerçekten çok üzüldüm çünkü sahneye çıkıyorlar ama kendi besteleri yok parçaları yarım söylüyorlar ya da dans ediyorlar, böyle sanki yamama gibiler tam olarak anlatamıyorum ancak buna rağmen oldukça profesyoneller ve seyirciyi acayip umursuyorlar.

Sonra konser bitti. O anda elf ve casseopedia birleşip DBSK tezahuratına başladılar acaba Sm e mi saydırıyorlar diye düşündüm. Çok uzun süre özellikle casseopedia tribünü boşaltmadı. Polisler zorla boşalttı ben de sonuna kadar kaldım fotoğraflarını falan çekiyorum polis amca geldi " sen çince anlamıyorsun hadi gel çıkış burada bak boşaltıyoruz " dedi, tamam amca çıkıyorum bir iki fotoğraf çekeyim dedim gülüyor. En komiği casseopedia nın liverpool taraftarları u will never walk alone u söylerken atkı tutarlar ya o tarz atkı ve kumaşları açıp hiç susmaması ve uzun süre o şekilde beklemesiydi.

Son kez genel bir değerlendirme yaparsam;
Girls Generation: Sevimli. Gecenin en iyi 3. sahnesi ödülünü onlara verdim.
F(x): İleride daha çok bahsettirirler kendilerinden.
Shinee: Daha çok büyümeleri gerek. Seyirci ile iletişim - seyirci neredeyse bunları yönlendirecek- , sahnede yapmacık hareketlerden uzak durmak ve genel anlamda sahne hakimiyetlerinin bence daha artması lazım. Bir de evlatlarım o sulu sahnede kayıp kafanızı kıracaksınız bir de son bölümde sahneyi hakkaten şovşaklık yapacaz diye terketmediler neyse fazla uzatmadılar iyi ki gençliklerine veriyorum sevinmek istediler sanırım.

Super Junior: Deneyimli olmalarına rağmen, profesyonelliklerine, hakimiyetlerine, makina gibi işlemelerine rağmen hala sahnede çok eğlenmelerine ve kendileri eğlendikçe izleyeni de eğlendirmelerine, iletişimlerine, - hatta aradaki ufak fan servicelarine-e, semaptikliklerine, ve genel anlamdaki sevimli ve mütevazi tavırlarına bittim. Onlara sadece sorry, sorry, sorry diye sesleniyorum.... ( Bu arada bu sadece bir gözlem ama Elf i casseopedia dan çok daha organize ve derli toplu gördüm)
Sahne aldıkları isimle TVXQ demeyeceğim ve DBSK hiç demeyeceğim o yüzden Yunho ve Changmin diyerek bahsedeceğim. Bu ikisi de her şeyden önce sahneye çok yakışıyor ve çok profesyonel. Her şeyi geçtim bu kadar yamama bir şekilde sahnede olmak bile aslında motivasyon kırıcı olmalı ama bunu hiç bir şekilde yansıtmamaları gerçekten takdire değer. Performansları da ayrıca çok iyiydi belirteyim bir yanlış anlaşılma olmasın. Ama o sondaki halleri gerçekten insanın kalbini yaralıyordu bunlara rağmen çok sempatik, çok yetenekli ve sahneye çok yakışıyorlar. (10 puanı bunlara verim :P)

Bu vesile ile de öncelikle SM e ya da bu ayrılma olayında kimin ya da kimlerin payı varsa kafam girsin diyorum.

DBSK: Ben bu grubu gerçekten tahminimden de fazla seviyormuşum sanırım. Gecede beni üzen en önemli öğelerden biri orada bir DBSK nin olmaması oldu. Eğer olsalardı zaten şunları yazıyor olabilir miydim bilmiyorum :) Ama çok özel ve güzel bir grup DBSK. Bir gün canlı dinleyebilmek dileğiyle....

Çıkıştada bir sürü maceradan sonra ki anlatmayacağım hepsini çıktım ve ben ömrümde böyle kalabalık görmedim, metal konserlerinde bile... Neyse arada çinli ve japonlarla muhabbet falan fakat taksi bulmanın imkanı yok... Bir ara beklesem acaba elemanları görür müyüm diye düşündüm ama DBSK izleyememenin verdiği mutsuzluk aynı zamanda konserin yaşatmış olduğu duygu kaosları nedeniyle de zaten böyle bir girişimde bulunmak istemediğimn farkına vardım. Bu arada konser yaklaşık 5 saat sürdü... Fan girllerden ayrılıp taksi bulabileceğim bir yerlere doğru yürümeye başladım fakat mümkün değil. Ben birilerine dalmadan önce hem biraz sakinleşeyim, dinleneyim hemde vakit geçsin diye kendimi ilk görüdüğüm strabucks a attım. Orada otururken yan masadaki çekik gözlü kadının kamerada birşeyler izlediğini gördüm. acaba nedir ki diye düşünürken kahvem bitti şimdi bir yandan da acayip merak ediyorum ama çinli ise nasıl anlaşacağız derken tam yanından geçiyordum ki ekranda chang ı görünce dayanamadım "bu akşam ki konser mi diye sordum" evet dedi. ahaha japon çıktı iyiki de sohbetimiz japonca devam etti. Bende oradaydım falan dedim. Hangi grubu daha çok seviyorsun diye sordu. Ben yunho ile Max için geldim dedim o da ne çat diye onların bölümlerini açtı izleyelim dedi. Bir de bir güzel yakından çekmiş. Süper iş yapmışsın dedim çekmekle dedim gülüyor falan bu esnada bayağı muahbbet ettik. O da aynı şeyleri bana sordu, "konserin sonunda ikisi çok üzgün görünüyordu değil mi ?" dedi. Evet dedim ben de aynı şeyi düşünüyorum. Muhabbetimiz uzadıkça uzadı hatta araya kat-tun ve arashi bile girdi hayır şu güzel sohbete nasıl girdiler anlamadım. Böylece konseri bir güzel bir de ekrandan izlemiş oldum :)) Bu benden yaşça büyük Japon hatun inanılmaz bir DBSK sever çıktı. Japonya da ki tüm konserlerine gitmiş olan teyze bana özellikle Mirotic konserini anlata anlata bitiremedi. Tapıyorum sana dedim gülmekten öldük. Diğer üçünden falan bahsetti. 1 saati aşkınca muhabbet ettikten sonra keşke tekrar birleşseler diyerek sohbetimizi bitirdik ve sonra birleşsnler diye dua ederek ayrıldık.

Sonra benim eve dönüş maceram başladı ki bunun konserle bir alakası yok.

Böyle işte bu da bir anımdır ama diyeceğim şu ki şu tarz grupları canlı izlemek gerçekten bambaşka, diliyorum ki her sevenin hayatta en az bir kere başına gelir ve bunu yaşar. Hatta Türkiye ye gelsinler hep birlikte izleyelim... Ama siz siz olun o ışıklı zımbırtılardan almayı unutmayın ( sapıtıp çakmak yakıp sallasaydım ne olurdu acaba diye düşünüyorum ? :P)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...