25 Aralık 2012 Salı

THE MYTH: Endless Love



2005 tarihli Stanley Tong imzalı bu Hong Kong filmini izlemeyen azdır sanırım. İzlemeyenler için de söyleyebileceğim;  eğer çok kafa yormayacak, eğlenceli, aksiyonlu bir film arıyorsanız bu film sizin için tercihlerden biri olabilir.

Jackie Chan, Tony Leung Ka-fai, Patrick Tam ve diğerlerini barındıran kadroya Kim Hee-sun da (G) Kore kontenjanından dahil.

Bu filmin tema parçası Endless Love, Korece ve Mandarin olarak seslendiriliyor.

Öncelikle hatırlamak için buyrunuz Jackie Chan ve Kim Hee-sun versiyonunu;



Sempatik ve yetenekli ve daha bir sürü insan (bu adamı sevmemek ve  takdir etmemek mümkün değil)  Jackie Chan' ın canlı performansı;




Bu da benim  en sevdiğim versiyonu. Sun Nan ve Han Hong düeti.. (parçanın adı Beautiful myth ama)
Sun Nan Çin' de tanınmış bir pop şarkıcısı.

Han Hong için de uzun bir yazı yazmak lazım aslında. Çin' in en tanınmış divalarından biri bu kadın ama gerçekten... hem icracı, hem söz yazarı olarak ve kendisini dinlemek çok keyifli...



Hadi bunu da ekleyeyim. Bu da aynı isimle çekilmiş  fakat daha değişik bir kurguya sahip dizi için Hu Ge ve Bai Bing' in seslendirdiği versiyonu...



23 Aralık 2012 Pazar

252: Signal Of Life




Efendim, oturdum bu 2008 yapımı Japon filmini de izledim. Yönetmeni Nobuo Mizuta olan film beklentimin üzerinde çıktı açıkçası çünkü pek bir beklentim yoktu :))

Ito Hideaki, Maasaki Uchino, Takayuki Yamada gibi isimleri barındıran filmde Minji de Kore kontenjanından yer almakta.

Japonya' da vuk u bulan depremin ardından okyanus dibi kocaman bir fırtına alarmı vermektedir de insanoğlu bunu anlamlandıramaz nitekim bir anda okyanus dibinde meydana gelen olay neticesinde hayvani bir tsunami Tokyo' yu vurur ki bu henüz başlangıç sayılır... İnsanlar yollarda, normal gündelik hayatlarında bu tsunamiye yakalanırlar. Bir kısmı hayatını kaybederken bir kısmı yaralanır ya da bir yerlerde sıkışıp kalır. Bunları kurtarmakla görevli olan kurtarma ekipleri bir yandan ellerinden geleni ortaya koyarken diğer yandan gelen ikinci fırtına ile başa çıkmak zorunda kalır.

Filmin trailerı... göz atmak isteyenler için...



Felaket filmlerinin klasik durumu. Türünün en iyi örneklerinden bir tanesi değil ancak bana kalırsa ortalamanın üzerinde. Zaman zaman insanı geren zaman zaman etkileyen sahneleri barındırmakta o nedenle bu türü seven insanlardansa kişi izlemesinde fayda var, eksik kalmasın derim.

Minji' nin filmde yer alan parçası... Love Alive



Metroda tsunamiye yakalanmanın nasıl bir durum olduğunu göstermesiyle birlikte aslında filmin adından da anlaşılacağı üzere işlevsel bazı bilgileri de barındırıyor. Metro demişken insanın kıskanmaması mümkün değil. Biz daha iki istasyonlu, tek hatlı metromuz var diye sevinelim insanlar bir anda anlaması zor manyak bir metro ağı inşa etmişken bir de bunları delicesine dayanıklı yapmış ki üzerinden bir tsunami, bir bilmem ne geçiyor hala diplere indikçe insan o delikte yaşayabiliyor. Peh bizde olsa tsunamiye gerek yok kolona dayansan çökme potansiyeline sahip ki ne yalan söyleyeyim bir Türk olarak filmde adamlar sinyal vermek için kolona vurdukça aman da çökecek şimdi diye gerildim (işte kültürel farklılık !)

Bir not daha düşmek isterim ki filmde Shiori' yi canlandıran Ayane Omori' ye bayıldım, hem sevimliliği hem inandırıcılığı açısından. Ayrıca Shiori, zekası, soğukkanlılığı ve söz dinlemesiyle her ailenin hayalindeki çocuk olabilir.

22 Aralık 2012 Cumartesi

Müzik ve Gerçekler Part I: Yoon Sang Hyun - Saigo no Ame



Şimdi malumunuz mevsime bağlı olarak yağmur, kar, fırtına gibi doğal olaylar görülmeye başladı. Buna bağlı olarak ben de kar, fırtına, yağmur,sel ve  iklime bağlı diğer  doğal afetler sezonunu bu yazıyla açmış olayım bari dedim.

Kışa bayılırım daha atraksiyonel daha heyecanlı :) Evde oturup efendim bir yağmur olsun bir kar olsun yağmasını izlemek bambaşka bir keyif... lakin  hepimizin belirli nedenlerle bu kış kıyamette sıcak evi bırakıp, kapıdan süzülerek doğal şartlarla değil ama yaşamın etkisiyle karışan damlacıklarla zorlu mücadelelere girmemiz  gerekiyor.

Neyse girizgahı fazla uzatmayalım ...

Bu şarkıyı ilk dinlediğimde çok beğenmiştim hala da etkileyici buluyorum. Bana göre güzel parça. İcracı Yoon Sang Hyun adından da anlaşılacağı gibi bir Koreli (Secret Garden diyeyim) ancak bu parçayı Japonca icra ediyor. buraya ekleyeyim dedim...



Şimdi melodinin yanında sözler de hoş... Canım benim nasıl duygusal, ne kadar romantik ne kadar nazik... Aman da yağmurda ıslanmayasın diye arkandan koştum da, aşkımdan gözyaşlarımı akıtmayacağım unutmak mümkünse falan... insan yağmur altında kendini bunlara kaptırmışken hoşuna gidiyor tabii :) diğer yandan ise gerçek yaşam ile yüzleşirken bir beyin yanması geçiriyor...

Tavsiye ederim, yolda bu parçayı dinleyin.. en basitinden (ciddi anlamda en basit sorunlar)  üzerinize su sıçratan ayıların varlığı iliklerinizi ıslatırken, arabayı yokuşta kaydırırken, nehire dönmüş sokaklarda atlayıp sıçrarken, yolda kayıp düşmüş ve sırılsıklam olmuş teyzenin yanından kafasını bile çevirmeden gidenleri görürken ve benzeri görüntüler oluşturanlara yağmurda yürüme keyfimi mahvettiniz laannn diye saydırırken dinleyin özellikle... paralel evrenlerin varlığına inanacaksınız ve kendinizi parçayla kavga ederken bulma ihtimaliniz olacak...:))

Ama en güzeli tüm koşturmaca, kaos bittiğinde aman beee diyip şemsiyeyi atma zamanı geldiğinde ve mümkünse kimsenin olmadığı bir noktada yağan yağmurun altında gökyüzünü izlerken dinlemek :))

Çelişkiler...çelişkiler...çelişkiler... :))

16 Aralık 2012 Pazar

Troubleshooter: Haegyeolsa



2010 yapımı, yönetmeni  Kwon Hyeok-Jae  olan bu Güney Kore filminde Sol Kyung Gu, Lee Jung-Jin, Joo Jin Mo, Oh Dal Su gibi isimler yer almakta.

Eskinin polisi yeninin detektifi Kang Tae-Sik, son işinde birileri tarafından tongaya düşürülür ve başı böylece ciddi bir belaya girer. Tam kaçmaya çalışırken garip bir telefon alır ve telefondaki kişi dediklerini yaparsa eğer ona adını temizlemekte yardım edeceğinin sözünü verir. Başka bir çaresi olmayan Kang Tae-Sik de telefondan gelen komutları yerine getirirken aynı zaman da bir çıkış yolu aramaya başlar.

Gerilim adına pek bir şey beklememek lazım ama aksiyon/komedi olarak izleyene keyifli süreler  yaşatabilen bir film. Özellikle aksiyon sahneleri hoş.

Bir not filmin psikopatı ( Lee Young Hoon) için. Pek bir lastik elastik kendisi hafiften tırstırabilen cinsten. Bir notta yardımcı memur (Song Sae Byeok) için; o nasıl bir bezgin bekirlik nasıl bir saflık..

Kadronun ortaya hoş bir iş çıkarttığı söylenebilir.

Ayrıca herkese güvenmeyin, insanoğlu ve çıkar dünyası üzerine bir mesajı mevcut:P

9 Aralık 2012 Pazar

OPPALAR KAPIŞIYOR: K-POP Takımı vs KORELİ AKTÖRLER Takımı... Bir Futbol Mücadelesi









Vidalarımın gevşediği ve moralimin çok bozuk olduğu bir günün sonunda - öyle ki sinir bozukluğundan gülme krizine bile girmiştim gün içinde etrafımdaki canlıların şaşkın bakışları arasında- yolda boş boş yürürken ayaklarımın beni 150 000 kişilik futbol stadına getirdiğini farketmemişim. İçerisi gelen seslerden anlaşılacağı üzere çok kalabalık olmalıydı. İşin ilginci etrafta giriş kapısını bulabilmek için koşturan insanların kadın ağırlıklı olmasıydı. O esnada köşeden " pştt pştt" diye seslenen karaborsacı amca;

"Az önce bana lotodan büyük ikramiye çıktı, bu karaborsacılık işine tövbe ediyorum. Elimde kalan son bileti al sana veriyorum"  dedi ve ninjavari bir şekilde dumanlar arasında yok oldu.

Bu işte bir gariplik var ama hadi neyse diye giriş kapısının yolunu tutarken bir yandan da bileti inceliyor, "ne maçı var ki acaba?" diye düşünüyordum.

Sonra gözlerim milyonlarca galaksinin içinde barınan milyarlarca yıldız ışıltısında parladı.

K-pop üyeleri, Koreli aktörlere karşıydı!!!! Bir nevi klasik tabirle oppalar kapışıyor futbol müsabakasında kendimi bulabileceğim aklımın ucuna gelmezdi !...

Yerimi aradım durdum, içerisi oldukça renkliydi bu arada. Bir baktım benim koltuk kale arkasının en üstünde... Karaborsaya tövbe eden karaborsacı adamın hediye edeceği bilet bu kadar olur zaten dedim kendi kendime. Gittim, koltuğun üzerinde cup noodle. "Bu ne ki ?" dedim. Önde oturan kızlar "Oppa oppa en büyük oppa bizim oppa" diye halay çekerken elime bir kağıt verdiler. Verilen notta şöyle yazıyordu;

" Kusura bakma, tezahurat ve koreografiyi bozamıyoruz. Noodle firmasının promosyonu. Afiyet olsun. Biz de yedik bizim koltuktakileri "


Bu gelişmenin iyi mi kötü mü olduğuna karar veremeden oturdum koltuğa..."Dürbün getirseydim bari" diye düşünürken yanımda "Oppa Oppa" adlı koreografiyi sergileyen hatunun olası  darbelerinden korunmak için biraz ilerisinde durmaya gayret gösteren hayatından bezmiş çocuk; "Biz kamera ve evden LCD televizyonu getirdik, kuracağız buraya. Sen de buradan izlersin" dedi. Bu arada kız gözünde şimşekler çakarak bana döndü; "Sakın oppama üç saniyeden fazla bakma ekranda" dedi.O an soramadım " 22 oppadan hangisi seninki kardeş?" diye o yüzden" Eywallah" dedim. Sonra kız "şaka yaptım" dedi. Hepimiz kardeşiz adlı parçasına geçti.

Tam oturup noodlemı açacakken eski dostum, ünlü spor spikeri 150 000 kişilik stadta karşılaşmayı sunacağı noktadan beni görüp el salladı. İki dakika sonra kağıttan bir uçak ayaklarımın önünde belirdi.

"Buraya gel, karşılaşmayı beraber sunalım. Hem sen kim kimdir seçebiliyorsun, yardımcı olursun. Ben de bu arada ikinci el arabalara bakarım" yazıyordu.

Bu fırsat kaçmazdı! Hemen oraya doğru yol aldım. Sahayı gayet yakın ve net görebilen bu noktaya ulaşmak için 15 farklı grupla halay çektim, 20 farklı grupla tezahürat yaptım.

Oraya ulaşınca öncelikle elime ilk 11 leri verdiler.

K-POP TAKIMI

Kaleci: Kadroyu kuran kaleye Chang Min'i (DBSK) almıştı.


Chang Min, geniş kulaklarıyla meşin yuvarlaktan gelen sesleri duyacak şekilde kendini geliştirmişti. Ayrıca hayvani  tiz bir  sesi olduğu için gelen atakları ve şutları sololarıyla savuşturabilecek yeteneğe sahipti. Ne yazık ki bizler takdir etmesek de  kendine 2 beden büyük gelen vatkalı ceketini giydiğinden kalesini dolduran bir rugby oyuncusuna benziyordu( rugby ve kaleci ilişkisi hahahahah) Genç, atletik ve yetenekliydi...







Defans üçlüsü: Bu üçlünün ortasında Yunho  yer alıyordu. Liderliğe alışkın yapısı, atikliğiyle iyi bir organizatör, tehlikeyi sezen bir oyuncuydu. Maç esnasında tribünlerden bir ayının attığı pet şişe kafasına isabet edince bir an baygınlık geçirdi. O anlarda stadda büyük bir sessizlik oldu. Bu esnada güvenlik güçleri suçluyu fan girllerin linç girişiminden güçlükle kurtardı.  Pet şişeyi atan kişinin bir Türk olduğu ortaya çıktı. İfadesinde "Ben bizim oradaki derbilerden biri sanmıştım, baktım tüm oyuncular çekik gözlü, hepsi aynı. Bizde adettir, sinirlendim, el alışkanlığıyla fırlattım şişeyi "dedi.

Fan girller yakasını bırakmadı. Bu arada Yunho maç sonrasında konuyla ilgili sorular üzerine yaptığı açıklamada olgun bir tavır sergileyerek;                                

 " Arkadaşı gördüm, genç bir arkadaş. Benden özür diledi. Hatalı bir hareket yaptı ama hatasını anlayacağını umuyorum, bir daha bu tarz bir girişimde bulunmayacağını düşünerek şikayetçi olmayacağım" dedi.

Yunho' nun solunda K-POP vs J-POP karşılaşmasında kadroya giremediği için ağlama krizine giren Kyuhkun'a (Super Junior) yer verilmişti. Röportajlarında çok çalışacağını belirtmiş. Defansın sağ tarafında ise Hyun Jun (SS501) yer alıyordu.


Orta Beşli: Orta beşlinin ortasında aynı zamanda takım kaptanı olan Bi Rain oynuyordu. Fazla söze gerek yok sanırım. Organizatörlüğü, dans olayında tanıklık ettiğimiz tekniği, kıvraklığı ve oyun zekasıyla takım için daha iyi bir kaptan düşünülemezdi. Aynı zamanda futbol otoriteleri Bi Rain'in şu klibinde sergilediği tekniklerden üçünü sahada üst üste uygulaması durumunda tribünlerdeki kaç yüz bin seyircinin aynı anda fenalık geçireceğine dair bahis oynuyordu.

Bi Rain' in solunda Yoochun (JYJ) sağ tarafında ise Young Saeong( SS501) yer alıyordu.

Sağ kanat ise Jae' ye teslim edilmişti. Yırtıcı, zaman zaman zarif tekniği ile kanatlardan bindirmeler yapmasına kesin gözüyle bakılıyordu. Karşısında rakip takımdan JGS' nin olması tribündekileri çıldırtmaya yetmişti gerçi. İkisinin de gülümseme tekniği çok güçlüydü. Çok dişli bir karşılaşma olacaktı. Maç boyunca bu ikisinin karşılık düet yaptığı ama birlikte şarkı söylerken ikili mücadeleyi de bırakmadığı görüldü. Kapılarda bekletilen ambulanslar seyircilere yetmedi.


K-POP orta sahasının sol kanadı  Park Jungmin' e teslim edilmişti. (SS501)


Forvet: İleri ikilide Junsu (JYJ) ve T.O.P (Big bang)yer alıyordu.

İkisi de atletik yapılı, atak, çevik ve tekniktiler. K-Pop takımı ikisinden de çok şey bekliyordu. Ayrıca Junsu' nun suratını büzme tekniğinin karşı takım kalecisinin üzerinde etkili olup olmayacağı merak konusuydu. En büyük beklenti ve merak konusu ise bu ikisi gol attıktan sonra gol atanın önderliğinde sergilenecek gol sevinci koreografisiydi.


Bu arada soyunma odasından aldığım duyumlara göre Junsu ve TOP' a bir kısım taraftar not göndermiş ve maç günü ikisinin de saçının sarı olmaması rica etmiş. Junsu ve TOP aralarında yazı tura atarak kimin sarı saçlı kalacağına karar vermişler.

KORELİ AKTÖRLER TAKIMI:


Kaleci: Kalede Hang Jung Soo yer alıyordu. Muazzam yapısı, dizilerde sergilediği çevikliği ve deneyimiyle Koreli Aktörler Takımı, kaleyi emin ellere teslim ettiğini düşünüyordu.











Defans Üçlüsü: Defans üçlüsünün ortasında Gong Yoo yer alıyordu. Efendi, naif ama teknik. Defans ekibini başarıyla yönlendireceğine inanılıyordu. Solunda Uhm Tae Woong, sağında ise Kim Nam Gil yer alıyordu.









Soyunma odasından gelen dedikodulara göre ilk yarı boyunca Uhm Tae Woong ve Kim Nam Gil birbirlerine Yooşin ve Bidam diye seslenerek (Muhteşem Kraliçe' nin etkisinde kalmışlar) sen bana şunu yaptın, sen Dog Man'ı kaptın diye tartışmaya girmişler. Hatta Uhm Tae demiş ki;  " Mishıl' ın oğlu, tahtın varisi olabilirsin ama ben de azimle kayaları yardım!", Kim Nam Gil' de şöyle yanıt vermiş; "Yardın da ne oldu? Bire karşı 50 kişi kavgaya girilir mi, raconun bu mu oğlum?". Devre arasında Gong Yoo muhteşem gülümsemesini bozmadan ikisini barıştırmış.

Orta Beşli: Orta beşlinin ortasında takım kaptanı olacak şekilde Bae Yonh Jun yer alıyordu. Yaşının ileri olması dezavantaj olarak görülse de maç esnasında gayet formda olduğunu ispatladı. Gülümsemesi yüzünden hiç eksilmedi. Sağında Hyun Bin yer aldı. Yoochun ile karşılıklı gülüşüp ara ara gamze yarışına girdiler.

Solunda ise Lee Minho oynuyordu...


Orta sahanın sol kanadı JGS' ye emanet edilmişti. Gözlerine sürme çekip Jae' yi korkutma girişimine Jae de gözlerine sürme çekerek karşılık verdi. Maç bitiminde JGS dekolte formasını Jae' ye verirken, Jae' de ışıltılı kramponlarını JGS' ye verdi.

Sağ kanat ise Lee Jun Ki' ye emanet edilmişti. Hızı ve estetiği ile tribünleri kendine hayran bırakırken bir ara sıcak nedeniyle yelpazesini  çıkarıp yelpaze dansı yapmaktan da geri durmadı.








Forvet: İleri ikilide Kang Dong Won ve Jong Hyuk oynuyordu. Kang Dong Won o güzel bakışlarıyla her tribüne döndüğünde ambulans sirenlerinin seslerinde artış oldu. Gayet estetik, atik ve zekice oyun anlayışıyla başarılı bir performans ortaya koydu. Hava toplarına oldukça hakimdi.

Jang Hyuk ise kendinden beklendiği şekilde forvette oldukça hızlı ve yırtıcı idi. Chuno' nun etkisinde kalmış olacak ki ataklar esnasında " Ben Lee DaeGiiiiilliiiim" diye hönkürdüğü sıklıkla duyuldu.




K-pop takımı daha genç bir yaş ortalamasına sahip olduğundan ötürü daha enerjik ve deli doluydu. Aktörler takımı ise yaş ortalamasının daha yüksek olmasını deneyimleriyle avantaja çeviriyordu...

Maçtan kareleri ve maçın akışını sizlere daha sonra bildireceğim... Ama maç başlangıcında ben de düşünüyordum; kazanan kim olur acaba? Kim olur ki?

8 Aralık 2012 Cumartesi

White Vengeance: Hongmen Banquet




2011 yapımı, yönetmeni Daniel Lee olan bu Hong Kong filminde insanın  karşısına Leon Lai, Anthony Wong, Jordan Chan, Andy On, Feng Shaofeng gibi isimler çıkıyor.

Çin tarihinde iyi bilinen bir konuyu ele alan film, bunu kendi içinde yorumlayarak ortaya seriyor. Hongmen ziyafeti olarak bilinen bu olayı ben de pek bilmiyorum o nedenle detaylara girmekte mümkün değil. Kabaca filmde alınan kadarıyla şöyle ki; Qin hakimiyetine son vermek isteyen Han güçlerinde iki general Qin' e karşı savaşmaktadır. Xiang Yu ve Liu Bang. Son noktaya geldiklerinde ortaya atılan bir kehanet işleri tersine döndürür o da şudur ki son kaleyi ele geçiren herşeyin hakimi olacaktır. Böylece birlikte savaşan iki önemli karakter karşı karşıya gelir. Kaleyi ilk fetheden - kan dökmeden- Liu Bang olur. Xiang Yu buna çok öfkelenir. Biraz da danışmalarının etkisiyle masum insanların  kanı dökülmesin diyerek aralarında bu konuyu çözmeye karar verirler ve Hongmen de buluşurlar. Olaylar böyle devam eder. ..

Epik savaş filmleri kategorisinde sınıflandırılamaz film ancak yine de içinde barındırdığı aksiyon sahneleri oldukça güzel.Görüntüler ve çekimlerde oldukça başarılı. Film aksiyondan ziyade daha çok karşılıklı zeka oyunları çizgisinde ilerliyor. Bu nokta da her iki generalin akıl danışmanları devreye giriyor. Zhang Liang ve Yafu. Bir nevi Go aksiyonu.. Ki Yafu rolünde Anthony Wong ve Zhang Liang rolünde Zhang Hanyu film içindeki en başarılı performansları sergiliyorlar.


Film aslında güzel bir konuya sahip ve gidişat ve sonuç derli toplu. Tek eksik noktası içinde barındırdığı pek çok sağlam karakteri tam olarak ortaya serememesi. Xiang Yu ( Feng Shaofeng) karizmatik ama sert ve daha aksiyonel iken Liu Bang daha barışçıl görünen ve adamlarına daha fazla değer veren taraf. İkisi arasındaki ilişki biraz daha ortaya çıksa çok daha etkileyici olurmuş. Yine Fang Kuai, General Han ve Xiang Yu nun adını hatırlamadığım generali falan da karizmatik amcalar ki bunlar gibi nicesi var film içinde ama sadece varlar. Bir diğer olumsuz noktada özellikle başlangıçta filmi takip etmenin zor olduğunu düşünmem. Ben takip ederim ama Kaplan ve Ejderha yı izlerken bile bu ne yaa adamlar ağaçlarda uçuyor diye yarım saatte sıkılan dangoz arkadaşlarım olduğunu bildiğimden ve karakterler tanıtılmadığından noluyoruz dedirtme potansiyeline sahip film. Bunun dışında ilerledikçe her ne kadar mükemmel olmasa da kendini keyifle izleten bir film. Özellikle Yafu ve Zhang Liang arasındaki hamleler ve diyaloglar Art of War pratiği yapmak isteyenler için ideal. 

Bana kalırsa bir eksi noktada şu, gerçi filmin sonunda sözlere dökülüyor ama karakterlerin özellikle Liu Bang ve Xiang Yu nun içinde bulundukları - aslında izlerken bulunduklarını anlamıyoruz pek ve bu da filmi etkileyici olmaktan uzak yapıyor - ikilemi görmüyor oluşumuz. Bu ziyafette ödedikleri bedeller göründüğünden çok daha fazla. 

Sun Tzu nun liderlik konusundaki düşüncelerine katılmamak mümkün değil :P - sonuca gel ! -


3 Aralık 2012 Pazartesi

TALES OF SYMPHONIA: Sylvarant-hen




Aslı bir bilgisayar oyunu olan Tales of Symphonia, OVA lar halinde bir anime serisine döndürülmüş. Oyunu bilmediğim için yorumlarım buna dayalı olmayacak.

Bu 4 bölümlük ovada öğreniriz ki Sylvarant adlı dünyanın devamı için seçilmiş olanın meleğe dönerek insanlıktan çıkması, bu şekilde kendini feda etmesi gerekmektedir. Seçilmiş olan kişi Colette bir kasabada yaşamaktadır. Lloyd ile birlikte büyümüştür. Öğretmeni Rainie' nin kardeşi Genius da Lloyd' un kankasıdır.
O zaman gelir. Kilise der ki seçilmiş olan, zamanın geldi, meleğe dönüşeceğin yolculuğa çık bakalım...  Lloyd ve Genius bunu kabullenmekte zorlanırlar. Bir meleğin yol göstermesiyle uzun yolculuğuna çıkacak Collette e eşlik etmeye karar verirler. Bu esnada Dresdian denilen half elflerin varlığını öğreniriz onlar seçilmişi ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar. Bu esnada Lloyd un elinde exisphere denilen bir taşın olduğu ortaya çıkar. Half elfler bunu ele geçirmek için delirmektedir.

evet ortaya çok şey çıkıyor. Rainie hoca, Genius, Lloyd, Coletto ve yanlarında koruma olarak Kratos( acayip karizma ) yolculuğa çıkarlar. Kartos, Lloyd a pek çok şey öğretir. Colletto her görevden sonra bir duyusunu kaybetmeye başlar. Bu esnada ortaya Sheena çıkar amacı Collette i öldürmektir, ninjadır kendisi.
Yolculuk devam eder, son OVA da işler karışır... :)) burada duruyorum.

açılış parçası. Kawai Eri- Altemeria




Colette: sevimli ama sakar kızlar kategorisinde. küçüklüğünden beri başını yemişler bunun sen seçilmiş olansın, dünyanın devamı için kendini feda etmelisin diye. bu zavallım da yemiş. Lloyd a da yanık tabii bir taraftan, Lloyd un yaşayacağı dünya için canım feda olsun modunda garibim.

Lloyd: Hafif aptal ama iyi yürekli cesur tiplerden. Colette e yanık tabii ki de.  Zamanla öğreniriz ki annesi bunda olan taş yüzünden kendini kaybetmiş ve babası tarafından öldürülmüş. İkisini de tanımıyor. Bir dwarf tarafından büyütülmüş bu zamana kadar.

Genius: Çok sevimli velet. aslen elf.

Rainie: Genius un ablası. Kasabanın öğretmeni. Yolculuk için seçilmişlerden. Sakladığı bir sır var ama bilemiyoruz.

Kratos: Çok karizma amca. bir olayı çakıyor izleyen hemen de neyse.. Son ova da ne olduğu ortaya çıkıyor.



Sheena: Slyvarant dan olmadığını biliyoruz. Collette i öldürmek için gönderiliyor ama bundan daha sonra vazgeçiyor.

Kurgu ve alt metin aslına bakılırsa oldukça sağlam. İnsanlara öğretilen ve beyin yıkanan herşey doğru değildir tabii ki de, bu izi de taşıyor.

Kapanış: Negai - Kaori Hikita




Dostluk, destek, amaç, sorgulama gibi temaları taşımasına rağmen cıvık cıvık değil, uzatmamışlar, her şey tadında ve kesinlikle ilgiye değer...

25 Kasım 2012 Pazar

Vampire Knight: Vampirler, Avcılar, Bir de sivri zekalı Yuuki





Yine çoğunlukla olduğu gibi arşive gömüp zamanından sonra izleyerek gündemi geriden takip ettiğimin göstergesi olacak şekilde geç izlediğim serilerden bir tanesi.

2008 animelerinden bir tanesi, teeeh yıl olmuş 2012... neyse benden başka geride izlememiş olan kalmadığını düşündüğümden hiç konu monu mevzularına girmeyeceğim...

Serinin çizimleri göze hoş gelen tarzdan...



Arabeske bağlayarak diyorum ki;  Zero o menekşe moru mudur, gri midir (renk özürlüsü olduğumu düşünüyorum!!) gözlerinden sen sorumlusun. Güzel ve cool bir çocuk şimdi hakkını yememek lazım ama ara sıra o ağlak zırlak tonda konuşmaları (burada seeiyu Miyano Mamaro ya selamlarımı iletiyorum)  adamın asabını bozuyor. İşte bu dakikalarda zaten günün geriliminin verdiği şiddete ve yetkiye dayanarak ekranın içine uçan tekme ile dalmak istedim... Hak veriyorum ama ben de insanım, tamam çocuk özünde safkan vampir avcılarından, dark side a geçmiş ikizi var, ailesi Shizuka tarafından öldürüldü, başında bir Yuuki belası var, vampire dönüşüyor ki vampirlerden nefret ediyor da yok benim yüzümden kör oldu ühühüh, yok bilmem ne ühühüh, zorlu bir hayat tamam  ama da neyse uzatmıyorum...Bir de kızları çok güzel korkutuyor...

Bu anime müziklerini kendisinden daha önce tanıdığım animeler kategorisinde... Şimdi On/Off un Futatsu no Kodou to Akai Tsumi ni dinlememiş olmak mümkün mü?



Yuuki: Aslında değinmek bile istemiyorum  diyecektim vazgeçtim. Değinmiyorum.



Kuran Kaname: Pure Blood efendi.. Gizli depresyon sahibi :P Yalnız... Yuukici :P Güzel çocuk ne diyeyim... En büyük silahı tokat atmak. Çat çut... Level atladığında Shizuka üzerinde gördük, gizli silahını çıkardı:P Tebrik ediyorum kendisini Shizuka ile çok büyük bir satranç oyunu çevirdi:P çok anlamlıydı.

Shizuka: Al insanları ye diye önüne attıkları sahnelerde ki bakışları ve duyguları hafiften duygulandırdı beni niyeyse... şaka maka serinin en yiğidi sayabilirim belki bu hatunu...

Ruka: İşte pek çok filmde, yapımda gördüğümüz acı çeken esas oğlanın yancı kızı.. Çok gıcık..Kain Akatsuki çok delikanlı çocukmuş...

En sevdiğim ikili:Shi Senri ve Touya Rima...

En göz alıcı:  Yagari Toga

En sevimli ve salağa yatan: Cross Kaien.

En centilmen ve ince ruhlu: Ichijou Takuma...

Kapanış...Kanon Wakeshima "still doll"



18 Kasım 2012 Pazar

CHUNO.. Slave Hunters...





hoooo... bu yazıyı 2010 yapımı bu K-dramayı  ilk bitirdiğim anda yazmalıydım, o anda çok gaza gelmiştim... böyle bekletip yazarken o heyecan sönüp kayboluyor esasında ama napalım... Bu şekilde atladığım sonra yazmaktan vazgeçtiğim pek çok yazı vardır amma Chuno' ya bir kıyak yapacağım.. herşeyden önce ost u adına :))




Tarihi diziler klasmanında sayabileceğim bu K-drama Joseon döneminde geçmekte...Köleliğe olur verildiği dönemler... Elimizde bir adet Lee Dae- gil var... Soylu bir ailenin oğlu olarak hayata gelen bu eleman ailenin kölesi  Un-nyun'a aşık olur. Aşkın da verdiği coşkuyla bu dönemlerinde  sistemi sorgulayan, eşitlik, adalet gibi kavramları düşünen Dae-gil' in hayali bu eşitsizliği ortadan kaldırmak olur. - genç arkadaş o zamanlar tabii, biraz da olaya çocukça yaklaşmakta ama samimiyeti sorgulanmayacak düzeyde- Tabii ki köleye olan aşkı babası tarafından hoş karşılanmaz ve olan Un-nyun a olur, işkenceye maruz kalır. Un-nyun' un ağabeyi bunu ailenin yanına koymaz ve Dae gil in evini yakar, Dae gil i yaralar ve öldü sandıkları Dae gil i bırakarak ağabey ve kardeş kaçıp giderler.

Dae Gil ölmemiştir ama aileyi kaybettikten daha da önemlisi eski kimliğini manevi olarak kaybettiğinden köle avcısı Lee Dae Gil olur ve on yıl boyunca Un nyun ve ağabeyini aramaya koyulur yanında ekibi  General Choi ve Wang-son ile beraber...

Dae Gil ve ekibi ortalıkta köle avlayıp Dae Gil ben Lee Dae Gil diye bağırırken, kraliyet cephesinde de olaylar gelişmektedir. İçişleri bakanı fesat kişiliğiyle ortamı kaosa vererek kendine sağlam bir konum açmaya kastırırken, Song Tae-ha (ikinci esas adam diyeyim) da varis prensi korumak için  uzun vadeli planlarını işleyişe koyar.



Ta daaammm bu esanada yani Dae Gil, Un yun u araken, Un nyun on yıl önceki olaydan sonra adını Hye Won olarak değiştirmiş, Dae Gil i unutamadığı için zorunlu evliliğine başkaldırmak adına isyan ederek ortamında kaçmış, Song Tae da bir kaç yıldır yaptığı köle taklidinden sıyrılarak prensi kurtaramaya giderken, Song Tae ile Hye Won karşılaşırlar... Olaylar bundan sonra devam eder...

Daha fazla spoiler vermeden ancak bu kadar anlatabiliyorum ben...Neyse, biraz karakterlerden bahsederek bir kısmına içimi dökmek istiyorum...

Lee Dae Gil (Jang Hyuk ): Bana kalırsa Jang Hyuk, Lee Dae Gil liğe cuk oturmuş zaten ara sıra kendini kaybediyor.. Başarılı performans.. Durumundan bahsettik... Ama özünü ve esasında vicdanını kaybetmemiş olması Lee Dae Gil in takdir edilecek yanı. Ayrıca soylu Dae Gil ne kadar naif ve fiziksel aksiyondan nefret ediyorsa başarılı bir gelişme sergilemiş kendisi on yıl boyunca... Un nyun a tutkusu ve aşkı kendisini gözde yükseltiyor, bu bir gerçek...

Un-nyun & Hye Won ( Lee Da Hae): Hikayenin esas kadını. Köle olarak başladığı hayatında, ağabeyinin isyanı ve sevdiği adamı öldürmesi ile birlikte kölelikten sıyrılıp özgür olarak yaşamaya devam edip üzerine bir de Song Tae ile tanışıyor... Nasıl bir hayat çizgisidir anlayamadım... Öte yandan da tam olarak mutlu olamıyor o da bir gerçek... Yine de kendisine ara ara uyuz olmamak mümkün değil...Bu da bir gerçek..


Bir de başka bir konu var ehehe tamam nedenini anlayabiliyorum da ama abi dizideki tüm kadın kölelerin saçı başı dağınık, yüzleri kirli falanken bu kardeşimiz köle döneminde bir kar parçası kadar beyaz, elleri ve tırnaklarının da yeni manikürden çıkmış gibi bakımlı olması göze batıyor ama...

Song Tae (Oh Ji Ho): Oh Ji Ho güzel adam. Song Tae ise bir karakter olarak harikaya yakın. Ara sıra gerizekalıya bağlıyor ama o kadar kusur olur. Şaka maka Hye Won için zor durum arkadaş :P








General Choi (Han Jung Soo) : Dae Gil'in köle avcılığı döneminde yol arkadaşı. Grubun dengesi ve sağ duyusu. Kadınların ona olan düşkünlüğüne hak vermek gerekir. Gönül adamıdır General Choi.

Wang Son (Kim Ji Suk): Dae Gil in diğer yol arkadaşı. Grubun en genci. Diğer ikisi tarafından ayakçı muamelesi yapılsa da sevilir. Uçkuruna düşkünlüğünü ve kolay gaza gelişini gençliğine veriyorum.


Eop Bok (Gong Hyung Jin): Eskinin özgür avcısı şimdinin kölesi. Dizideki en baba rolü son anda çalıyor ama hak etti. Kadın köleyle olan yakınlaşmaları eğlenceli sahneler barındırırken bir yandan da insan düşünüyor lan karını kızını hiç düşünmüyor musun diye ama sonra öldü sanıyor herhalde diyor insan.





Hwang Chul Woong(Lee Jong Hyuk): Dizinin danası. Seyrederken o kadar çok saydırdım ki bu elemana sonra vicdana gelip zırladığı yerde bile acıyamadım. Aslında onu haklı çıkarabilmek için içimde çok düşündüm. Önce rol yapıyor dedim sonra adama yazık, zorla evlendirildiği engelli bir karısı, ondan sürekli bir şeyler bekleyen ve lafını esirgemeyen bir kayınbabası, bakmak istediği ve değer verdiği bir annesi var dedim, şartlar sürüklüyor dedim ama hiçbir şey bu adamın insanlara arkadan saldırdığı, kadınları sırtlarından şişlediği gerçeğini değiştiremez arkadaş... Lan adamları anladıkta silahsız kadınları arkadan şişlemek nedir ha!!!  Kendi hırsının, ezikliğinin kurbanı olmuş, gözünü bu hırsı bürümüş, ikilemleri olan ama bunları aşmak adına güce biat etmekten başka bir yolu yokmuşçasına davranan küt bir eleman bu. Honor of Code denilen kavramdan nasibini alamamış bir dana...


Sul Hwa (Kim Ha Eun ): Üçlüye zorla dahil olmuş olan, dizinin en neşeli görünen karakteri. Neşeli ama acısını gülümsemesinin ardına saklayanlardan. Çocuksuluğu zaman zaman sinir bozsa da samimiyeti ile toparlıyor ortalığı. Dae Gil e yanık bir gariban... Kaderine ağlayıp zırlayan pek çok erkekten daha mert daha dirayetli...



Chun Ji Ho (Sung Dong Il ): Bana kalırsa Sung Dong Il, Chun Ji Ho karakteri altında döktürmüş. Karakter zaten iki yönlü evet ama buna çok büyük bir tat katmış. Kendini Dae Gil in öğretmeni sayan, altındaki elemanları özünde kollayan, ayak tırnaklarıyla önemli bir ilişkisi olan,kötü bir espri anlayışı olan ama buna rağmen sevimli olabilen,  pis, para için herşeyi yaparım diyebilen ama özünde delikanlı bir eleman Chun Ji Ho. Dizi içinde kendisinden hem nefret ettim, hem iğrendim hem de helal olsun, delikanlı adammışsın dedim. Çok başarılı...

Bakan: Dizinin dümbüğü... her türlü pislik bunun başının altından çıkıyor... Yayık ağızlı...

Daha bir sürü karakter var... Jumolar eğlenceli... Kölelerin başkaldırısı ve buna sürüklenişi ilginç bir hikaye. Buna öncü olan o sersem çocukta bir an ters köşeye yatırmıştı beni...hatta ne hayaller kurmaya meğilliydim onun için. zevzeğin önde gideni çıktı... neyse dersini acı verici şekilde aldı...

(Bunu dinleyip gaza gelmemek mümkün mü? Dizi içine harika bir şekilde yerleştirilmiş...)



Dizi öncelikle Dae Gil in hikayesi olarak başlıyor, tarihsel sürece ve politik oyunlara kayıyor. Müzikler harika... Aksiyon sahneleri elle tutulur ve sürükleyici... Slow motionlar ve duruşlar müzikle birleşince etkileyici bir görsellik katmış, diziye katkısı yadsınamaz hatta diziyi göze sokan da bunlar... Ortalarda biraz duraksasam da yine de oldukça  beğendim ben bu diziyi...



17 Kasım 2012 Cumartesi

Yondemasu yo Azazel san...





Çok eğlendiğim ve bir hamlada bitirdiğim animelerdendir bu da. Finishi erken görmemin sebeplerinden bir tanesi de bölüm sürelerinin kısa olmasıdır:)

Akutabe adlı dedektifin bürosunda part-time çalışan Sakumo yavaşça Akutabe nin saklı yüzünü öğrenir. Esasında karizmatik Akutabe abi, demonları çağırıp gerektiği zaman kullanabilmektedir ve seriye adını veren sapık azazel de bunlardan bir tanesidir daha sonra kontratı Sakumo ile yapar. Sapık falan ama sevimli de..

Ekibe daha sonra Beelzebub katılı haha. Koca Beelzebub dan bahsediyoruz ama seriye uygun şekilde  bu da penguen görünümündedir. Beelzebub u penguen yapan bu seri daha kimleri ne hale sokmuyor ki!!Daha sonra ortama favorim Salamender katılır. Seslendirmesi nedeniyle favorimdir ama aslında oldukça da eğlenceli bir tiptir kendisi.



Espriler birbirini kovalar, Undine seriye katılır. Kanımca en sevimsizi kendisi olmaktadır ama yine de eğlencelidir.

En eğlenceli kısmı demonları bu şekilde sunarken melekleri başka tiplere sokmasıdır ki bu da beni yaran unsurlardan bir tanesi.

Neyse bu anime için anlatılmaz yaşanır diyorum, oldukça keyifli...

8 Kasım 2012 Perşembe

5. YILA GİRİYORMUŞ BLOG...



Farkettim ki blog 5. yılına giriyormuş. Zaman çabuk geçiyor...

Sıkıntılı dönemlerim esnasında blog açayım bari, izlediklerim, dinlediklerim üzerine geyik yaparım kararına varmıştım o zamanlar. Böylece blog başladı. Neler değişti, Uzakdoğu ilgilileri ve sayısı nereden nereye geldi muhabbetlerine girmeyeceğim...

4 yıl bitecek olmasına rağmen zaman zaman ihmal ettiğim çok olmuştur burayı o nedenle pek üretken bir yer sayılmaz buna rağmen kendi halinde sessiz sedasız ilerlerken ve  hiç de beklemezken - gerçekten ne yalan söyleyeyim kim okur ki bunları diyordum bir iki kişi harici - izleyiciler katıldılar, onlara teşekkür ederim... Okudukları yazılar için zaman ayırıp yorum yazanlar oldu. Onlara da teşekkürler...

Kötü zamanlarımda blog benim için neşe kaynağı oldu :)

Bu zaman içerisinde zaman zaman bazı arkadaşlar da blog için yazılarını gönderdiler, emekleri geçti, sağolsunlar...

O zaman sözü uzatmadan açılış dinletisine geçelim...

Çin& Hong Kong' dan 4. yılın bitmesi şerefine törene en genç hallerinden biriyle  Nicholas Tse katılıyor...




Kore' den Super Junior  bir parça seslendirmek istedi, hay hay, sizi mi kıracağım çocuklar... Buyrun dedim...




Luna Sea tabii ki yer almalıydı hem de bir Hide coverıyla



Hide demişken kendisini bu parçayla anmazsam içimde kalır, bu parçanın yeri var bende...




 Anime Kategorisi:

Animelerden izlediğim ve üzerine yazmak istediklerimden bahsettim...

Blog içinde yer alan anime yazılarından en çok okunma ödülü Bleach Ichimaru Gin' e gitmiş.

Ichimaru Gin' e ödülünü verirken sahneye performans için o zaman animeleri temsilen bir parça/anime seçiyorum... (şu seçme olayı o kadar zor ki...)

ahahahaha buldum buldum, biraz heyecan gelsin...

An Cafe - Kakusei Heroism /Darker Than Black... (An Cafe nin sevdiğim tek parçasıdır herhalde..)




Dramalardan dem vurmuşuz ara ara...

Drama yazıları içerisinde en çok  tıklanma ödülü Hana Yori Dango' ya gidiyor.

Ai Otsuka Planeterium alalım hemen önce...



Drama performansları için sahneye ülke bazında aşağıdaki dramaları davet ederek hep birlikte ostlarından bir parça dinliyoruz.

Japonya- Samurai High School



Kore- The Legend



Çin&Tayvan&Hong Kong' u temsilen Together / Mars



Film kategorisinde en çok tıklanan yazı The Treasure Hunter olmuş...

Film kategorisini temsilen sahneye davet ediyoruz; (şak şak şak şak.......)

Shaolin - Andy Lau - Wu




Duelist - Kang Dong Won ve Ha Ji Won seslendirsin...



The Sword of Alexander - Glay





Klip yorumları içerisinde en çok tıklanan  HIT 5 yazısı...


Klip yorumları içerisinde ele alınanları temsilen sahneye  DBSK Mirotic' i alıyoruz.



Ayrıca Buck Tick ve Mucc u tarafından yorumculara cesaret ödülü veriliyor

Manga kategorisinde ödül Zettai Kareshi ye gidiyor..

Bloga yazılan ilk yazı olması dolayısıyla da Devil May Cry yazısına da mansiyon ödülünü veriyorum...

Şimdiye kadar izleyen, okuyan, blog vasıtası ile sohbet ettiğim herkese teşekkürler...

6 Kasım 2012 Salı

Chinese Paladin 3 : Eğlenceli...






Shanghai' da bulunduğum sırada televizyonda yayınlanan bu diziyi hanzi geliştirmek adına ( :P  ) takip ediyordum. Hakkında bildiğim tek bilgi bilgisayar oyunu uyarlaması olduğuydu. Buna rağmen kendini takip ettiren, renkli ve eğlenceli bir seriydi. Bazı geyikler hariç genel anlamda anlaşılıyordu da tamamen yabancı bir dilde izleyince...

Neyse geçenlerde bana gelen kılıçlı, aksiyonlu, uçan kaçanlı, efsanelere dayanan,mitolojik elementleri içinde barındıran, wuxia tarzı, hem eğlenceli hem acı gerçekleri barındıran bir seri izleme kriziyle tekrar açıp izleyip yeniden bitirdim bu diziyi, iyi de yaptım kendi adıma iyi yapmışım diyorum. 37 bölümü izlemek kolay olmadı tabii bu zaman darlığında ama neyse...

Dediğim gibi aynı isimli bilgisayar oyunundan uyarlama. Forumlarda bir süre çok tartışılmıştı  Chinese Paladin kadar oyun senaryosuna bağlı olup olmadığı. Ne Chinese Paladin ne de bunu oynamadığım için oyuna ne kadar bağlı olduğu konusunda açıkçası hiç bir bilgim yok.

Chinese Paladin' i (2005) de izledim ama hangisi daha iyi bir karşılaştırma yapmaktan ziyade bu yazıda sadece Chinese Paladin 3 den bahsetmeyi tercih ediyorum.

(açılış parçası; Shengsheng Shishi Ai )




2009 yapımı bu 37 bölümlük dizi dediğim gibi zaman zaman abartsa da rahat olup izleyenler için gayet eğlenceli ve bana kalırsa akıcı. Hu Ge, Wallace Huo, Yang Mi, Cecilia Liu ve diğerlerini barındıran kadro seriye yakışmış ve genel anlamda iyi bir iş çıkarmışlar. Bunun yanında serinin müzikleri de oldukça kayda değer ve seriye harika uyum sağlamışlar.

Gelelim kuş bakışı haliyle konuya... Çin de bir zamanlarda geçen hikayede elemanımız Jing Tian (Hu Ge) bir antikacı dükkanında çalışan, kendi alanı olan antikalar konusunda uzman ama bunun dışında çalışmaktan pek hoşlanmayan, kendini beğenmiş, çenesi çok çalışan, kumara düşkün (her anlamda) ama özünde adil ve düşünceli bir elemandır. Gelişen olaylar neticesinde kutsal kabul edilen Shusan Dağı' nın öğrencileri ve liderleriyle tanışır. - tabii ki bunların kaderin ve aynı zaman da reenkarnasyonun bir oyunu olduğunu bilmez - Daha sonra Tang ailesinden Xue Jie ile tanışır. Kendisine biçilen rolün dünyanın kurtarıcısı  olduğuna  inanarak Changyin, Xue Jie, LongKui, Mao Mao ve zamanla aralarına katılan bir grup ile birlikte dünyayı kurtarmak adına 5 elementi bulmak için yolculuğa çıkar. Bu yolculuk esnasında tüm karakterlerin arka planları ortaya çıkarken, altı boyuttan pek çok karakterle karşılaşırlar ve her seferinde başarılı olmak için mücadele verirler. ( bu kadar iğrenç şekilde de özetlenemezdi ya neyse)

Serinin eğlenceli noktalarından biri karakterler bana kalırsa...




Jing Tian (Hu Ge): Eleman zaten şanını Chinese Paladin serileriyle yakaladı ama şaka bir yana elemana yakışıyor da... Gürültücü, özde akıllı ama blöfçü, çenesi çok çalışan bu elemanın aslında yıllar yıllar öncesinin Cennet Krallığının en büyük generali olması, canı sıkıldı diye ölümlü olarak reenkarnasyon döngüsüne girmesi zaten bol bol anlatılacak dizi de o nedenle spoiler sayılmaz... Baş karakter işte. Eğlenceli, geyik, zaman zaman ciddi vs... Etrafındaki insanları kendisine bağlamasına şaşmamalı...

(kapanış parçası, Hu Ge söylüyor; Wanji Shijian)




XueJian (Yang Mi): Öncelikle Yang Mi gayet hoş görünüyor bu dizide, belirtmeliyim. Ardında saklı hikayeyi bir kenara koyarak Jing Tian' den altta kalmayacak şekilde bol ve çoğunlukla boş konuşan bu karaktere zaman zaman üzülmemek elde değil. Tang ailesinin varisi olarak büyüyen, bu nedenle bir hayli şımarık olan bu arkadaş, Tanglardan kovulunca kendine gelir diye bekliyoruz ama nafile :) Yine de cesur olduğu söylenebilir.
Bu ikisi kendilerinde olan yeşimtaşı mücevherleri sayesinde bir anda tesadüfen tanışıverirler. Kader ağlarını o anda örmüştür - belki daha öncesinde :)) -. İkisinin karakterine bağlı olarak aralarındaki boş diyaloglar ve girdikleri dalaşmalar kaçınılmaz. Zaman zaman eğlenceli olsa da dizinin süreğenliğinde sıkıcı ve dalaşmaları iğreti kalabilmekte, oyunculuktan ziyade gidişatla ilgili olduğunu düşünmek ben.


( en sevdiğim tema parçalarından...Jingtian - Hujia. Bu parçayı dinlemeden geçmeyin.)






Xu Changqing ( Wallace Huo): Bana kalırsa Wallace Huo bu karakterde iyi bir iş çıkarmış.İlk izlediğimde onun için izliyordum zaten hanzi bahane:)) Her ne kadar serinin ana karakteri Jing Tian ise de Xu Changqing' in de ona eş bir ağırlığı var dizide. Dizinin bir nevi R2D2 su kendisi. Jing Tian ile kurdukları kardeşlik bağı da göz yaşatıcı. Kendisi Shusan Dağı' nın en büyük öğrencisi olduğu için Shusan' ın görevlerini ve sorumluluğunu taşımak için kendini yiyip bitiriyor. Yolculuk esnasında ise insan ve hayata  ve kendisine dair gerçekleri öğreniyor. Zixuan ile iki hayattır sona ermeyen aşkları için bu üçüncü evrede çabalıyor, ikilemlere düşüyor... iki hayattır adam ne yolun sonunu gördü ne de aşkın sonunu, üçüncü hayat.... biiip burayı kesiyoruz.. ama Zixuan ile olan aşk hikayesi etkileyicidir bana kalırsa...



Serinin bir kısmında Devil Sword Immortal ile girdikleri düşünsel mücadele serinin en sağlam kısımlarından bir tanesidir bence... Bu aydınlanma yolundaki insanla, insan gerçeğinin karanlık tarafını gösteren Immortal' ın mücadelesi kabul edelim serinin içeriği nedeniyle öyle çok edebi, çok etkileyici falan değil ama dile getirdikleriyle bu konuda kafa yoranlar için ilgi çekici olabilir. Zira depresif bir bölüm olan bu esnada izleyenin ruh durumuna bağlı olarak etkileyicilik katsayısı artabilir de azalabilir de... Her ne kadar Changqing' in mücadelesi naif ve sonuçsuz olsa da ve kendi içinden gelen nedenleri olsa da çeşitli sorgulamalara yönlendirebilir. İnsanın varoluşuna ve hayatının amacına Immortal' ın getirdiği yorumlar da çok yenilikçi değil ve kader çizgisi içinde ele alınsa da hiç kimsenin daha önceden düşünmediği fikirler olmasa da bir kere daha insanın göz önüne getirilmesi başarılı bir fikir. Gerçi Changqing Budha' nın önünde sorgulamasını yaptığında Budha parlayıveriyor ne güzel, insan ben de ben de diyor ama ya neyse...

(Dizinin ost'u çok güzel olsa da bu benim için birincidir. Pian Ai, Chang Yun-jing)




Mao Mao (Lam Chi Chung): Ailesi tarafından henüz iki üç yaşlarındaylen Jing Tian' ın ailesine terkedilmiş olan Mao Mao, Jing Tian ile birlikte büyümüş şişko ama temiz ve saf bir insan. Jing Tian' den büyük olmasına rağmen onu patron olarak çağırması bu gönül bağından.. En büyük arzusu ailesinin onu terk ettiği zaman gittiği Chang'an a gitmek ve orada bir kadın bulup evlenmek. Boğazına düşkün olan bu arkadaş serinin kahramanlarından biridir bana kalırsa...

Zixuan (Tiffany Tang) : Changqing' in yavuklusu. Aslında bir tanrıça olan ( dünya ana diyelim) bu kadının hikayesi de acıklı. Xu Changqing ile bir bağı var, dert mi eziyet mi mutluluk mu bilinmez. Tiffany Tang da bana kalırsa bencil, kendi aşkı için  görevlerinden ve diğer tüm sorumluluklarından vazgeçmiş bir kadından daha olgun ve anlayışlı bir kadına geçişi zamana yayarak karşı tarafa geçirebilmiş. Her ne kadar çektiklerinden dolayı kendisine hak verilme payı olsa da başlardaki o bencil, inatçı ve sinir bozucu yapısı insanı gıcık edebiliyor. Belki de bu sefer her şeyi açıklayabilmiş olması bu olgun tavra dönüşmesinde bir etken olmuştur diğer nedenlerle birlikte...


(Gongban Chuang Tianya)




Long Kui (Cecilia Liu): İşte bir can yakıcı öykü daha... Jing Tian' ın bin yıl önce Long Yang olduğu zamanlardaki kız kardeşi... Abisi gözünde bir tane, bir numara. Onun için göze alamayacağı, yapmayacağı şey yok. Ki yaşadığı dönemdeki o karanlık günler ve abisi dışında yanında başka kimse olmaması ve gelişen olaylar nedeniyle kendisine hak verilebilir. Bu karakter de bazen eee amma uzattın dedirtiyor ama sonra tamam ya canım sen de haklı olabilirsine bağlıyor insan.


Sushan'ın ak sakallı lideri: Diğer dördü de iyi hoş ama bu amca hem esprili hem anlayışlı hem kabullenici... İnsan aydınlanınca böyle oluyorsa ne iyi ne hoş...

Lei Yunting (Justin Yuan). Bu eleman bana kalırsa dandik dizilerde oynasa bile  performansı ile durumu kurtarır, iyi bir oyuncu. Burada da birkaç  bölümde karşımıza çıkan Lei Yunting serinin duruşu en sağlam elemanlarından..

Chonglou (Jerry Huang): Demon Lord bu kardeşimiz. Yani o boyutun lordu. Komik makyajına rağmen  bu eleman Demon Lord hacmini dolduruyor ama kendisini John Travolta'ya tek benzeten ben miyim bilmiyorum?  Ama bu sefer izlerken kendisine Chonglou olarak hayran oldum... Altı boyut içindeki en delikanlı varlık budur arkadaş, mücadeleden kaçmaz bir.. İkincisi de anlayışı nedeniyledir. Böyle acayip bir sempati duydum hatta bir süre Changqing in de yerini aldı :)) Böyle Demon Lord her gerçekliğe lazım arkadaş... Hele bir içki masasında müzik dinleyişi var al karşına karşılıklı rakı iç :)))







(Cisheng Buhuan)




Tabii ki seri bunlardan ibaret değil... Daha bir sürüüüüü karakter var ama ilk aklıma gelenler bunlar. Bunun dışında daha bir sürü hikaye var iç içe geçmiş... Hepsi aslında bir şeyler anlatıyor ama özünde insan olmaya dair...

Tamam biliyorum bir bilgisayar oyunu uyarlaması olan diziden çok felsefi birşeyler çıkarmaya gerek yok ama bu izleyene kalmış.

Bu arada Cennet katı gerçekten çok sıkıcı bir de geyik yahu elemanlar. Mutlu oluyor, ilan ediyor  dünyada üç sene kıtlık olmayacak, verimli hasat olacak... Oldu canım... Herşey senin mutluluğuna bağlı...

Genel kanı olarak bir fani olmak belki çok daha iyi... Kim bilir?

(Ronald Cheng söyler; Daying Bu Aini)




Haaa gelelim Evil Sword Immortal' a. Çin dizi ve filmlerine aşina olanlar için yabancı olmayan Gordon Liu tarafından vücut bulan bu karakter aslında Shusan' ın beş büyüğünün kötü düşüncelerinden var olup dünyanın ve altı boyutun sonunu getirecek olan olmasına rağmen, eğlenmeyi daha doğrusu dalga geçip küçük düşürmeyi de seven bir varlık. Eğlenceli olmadığını  ve zaman zaman doğru söylemediğini kimse söyleyemez... Shusan beşlisi ne kadar ilerlemiş ve aydınlanmış olsalar da insanlar işte ve bu Immortal tüm insanlığın kötü ve negatif düşüncelerinden beslenmekte. Ne kadar güçlü olduğunu düşünün işte...

Daha derine girmeden ve izleme tadını düşürmeden ancak bu kadar anlatabiliyorum işte... Ara ara kurgusal olarak saçmalama kapasitesi olsa da bana kalırsa izlenmeye değer. Ben kendi içimde şiddetle öneririm ama zevkler değişir. Başkaları çok gereksiz de bulabilir bilemedim ama bence izlenmeye değer, her açıdan...
Şimdi düşünüyorum Chinese Paladin i tekrar mı izlesem?

21 Ekim 2012 Pazar

KLİP YORUMU: Big Bang ve Herbo, Mikkirabu, Fanmin... Fantastic Baby...



Günlerden bir gün Mikkirabu, Fanmin ve Herbo ile sohbet ederken konu geldi dolandı Big Bang'e geldi. Hadi bakalım çocuklar ne yapmışlar, derin ve nitelikli yorumlarımızdan bu elemanları da eksik etmeyelim diyerekten "Fantastic Baby" e daldılar.

Kişisel olarak Big Bang çok takip ettiğim bir grup değildir. K-pop son dönemde Gangnam Style ile patladı gitti ama bu grubun da kendi içlerinde uluslararası camiaya etkisi büyük bana kalırsa.

Velhasıl takip etmem falan diyorum ama geçenlerde rüyama girmelerini de açıklayamıyorum. Rüyamda hep beraber Miyavi konserine gitmek için sözleşiyorduk. Artık o gün nasıl bir psikolojik travma yaşamıştım bilemiyorum.

Buyrun bizim üçlünün yorumlarına....

*************************************************************





Mikkirabu: Eleman Hayko Cepkin olmuş.

Herbo: X Men olmuşlar. Yerinde oturarak sallanma ekolü, pek severim.

Mikkirabu: Nasıl imajlar böyle ya..

Herbo: Amca çok korkunç. Zincirlere vurulmak...

Fanmin: Söyleyecek bir kelime bulamadım.

Herbo: Müzik Savaşçıları bunlar mı?

Mikkirabu: Hayko Cepkingiller olmuşlar

Fanmin: Ne korkunç olmuş bunlar ya, şımarmışlar.

Herbo: Fantastic baby

Fanmin: Adam kaşlarını bile yeşile boyamış.

Mikkirabu: Mavi saçlı direkt maymun olmuş yalnız korku efektinden öte

Herbo: Kızlarla çevrili olana birşey uyduramamışlar sanırım. Bu klip öğeleri bana hep başka şeyleri çağrıştırıyor.

Mikkirabu: Onda tırnak izleri var korku efekti olarak

Herbo: Haydi eller havaya yapıyorlar.

Mikkirabu: Mama let me be your lover. Bu dudakları patlamış silikon olan tipin adını bilen var mıdır?

Herbo: Vücut yaptık diye göstermeye pek kasmış çocuklar, takdir etmek lazım ama..

Fanmin: Klip göçmen düğününe döndü.

Mikkirabu: Oha kuklalar da geldi. Çok acaip tipler bunlar ya

Herbo: Fantastic bebeğim bunlar. Matrix vuhooo

Mikkirabu: He valla, fantastic bombastic gencolar.

Fanmin: Romen kralı olayını bitirdiler.

Herbo: Kafalar güzel sanırım gerçekten.

Mikkirabu. Yalnız kendilerini maymun etmedikleri zamanda öyle insanları çıldırtan bir tipleri olduğunu düşnemiyorum ben. Sesleri de irrite edici geliyor bana bu elemanların.

Herbo. Tarzdan sanırım. Bize uzak geliyorlar.

Mikkirabu: Tüm Bigbangciler bana kamikaze dalışı yapabilir ama böyle hissediyorum yani yapacak birşey yok.

Fanmin: Bize uzak gelmelerinin sebebi adamlar bisshie değil.

Herbo: İşte günün yorumu

Mikkirabu: Süpersin Fanmin, noktayı koydun. Bişi olsun canımızı yesin değil mi?

Fanmin: Teveccühünüz. Fanmin bişiden anlar.



Fanmin: FMA ya özenmiş bir başlangıçla başlayıp bak biz kendimizi nasıl maymun ettik diye gösteren sonra olayı göçmen düğününe çeviren en sonunda da Roma Kralıyız diye bitiren bir klip izledik. Tipler ne kadar uğraşsalar da iğrenç vücut yapmışlar. Dövme yapmışlar ama bir şeyi sıfırla çarparsan sonuç sıfırdır evladım. Önceden sempatiktiniz, iyiydiniz ama şimdi kötü olmuşsunuz, yapmayın etmeyin. Üç kızı sevindireceğiz diye kendinizi şebeğe çevirmeyin. Şarkı da hoş değil. Klip 2 şarkı 4.

Herbo: Şarkı aslında eğlenceli. Kısaca Fantastic Baby. Ama çok özellikli değil yine de puanım 6. Klip çok renkli ama çocuklar korkunç yine de makyaj açısından bakılırsa büyük emek var. Yalnız klip bana eski kliplerden dermece şeklinde pek çok eski klibi anımsattı, bende böyle bir çağrışım oldu. Pazarlama taktiği açısından başarılı sayılabilecek bir klip. Zaman zaman beni çok güldürdüler. Parçalı bütünlü harmanlanmış falan bir klip. Klipteki en güzeş şey baykuştu. Klibe puanım 6.

Mikkirabu: Vallahi sevemiyorum bu gencoları, günahı boynuma. Yani sesleri irite ediyor, tipleri irite ediyor. Bu klipte Hayko Cepkin style birşeyler yapılmış komik olmuş, bir garip olmuş. Şarkı desen söz namına birşey yok, statik elektronik tarza fena halde abanmışlar. Şarkı 3 klip 4.

*********************************************************************


Sonra Kral olmak üzerine derin düşüncelere daldılar.

20 Ekim 2012 Cumartesi

Bichunmoo (Dance with Sword)... Kore Filmi



Çok uzun zamandan beri bunun dizisini izlemeye çalışıyordum aslında ama bir türlü mümkün olmadı bu nedenle 2000 yapımı bu filme tesadüfen denk gelince oturup izlemek farz olmuştu artık...

Kim Young-Jun tarafından yönetilen bu filmi ben kendi adıma etkileyici buldum, bana kalırsa oldukça dokunaklıydı.

(bu parça kesinlikle çok güzel)




Jinha (Shin Hyun-Jun) ve Sullie (Kim Hee-Sun) çocukken arkadaş olurlar. Babası  Moğol bir  general olan Sullie' nin annesi öldüğünde Sullie de kırsaldaki hayatından babası ve ağabeyi tarafından koparılarak götürülür ancak Jin ha' ya onu bekleyeceğine dair söz verir. Düşük bir sınıfa ait olan Jin ha gençliğine kadar amcası tarafından Bichun stilini çalışmıştır ki Sullie' yi bulmaya yelken açmadan önce gerçek kimliği hakkında bilgi sahibi olur.





Sullie yi ararken Lord Namgung Junkwang (Chung Jin-Young) ile karşılaşır ve onunla dost olurlar ama ikisi de aynı kadını sevdiklerini bilmezler. Sullie Lord Namgung ile evlenir. Jin ha ailesinin intikam planını hayata geçirir vs...



Filminde en delikanlı duruşu sergileyen insan olarak Sullie' nin ağabeyini  Jang Dong Jik seçtim. Lord Namgung da bu konuda esasen fena bir iş çıkarmıyor en azından yediği haltı temizlemeye çalışıyor. Jin ha ve Lord arasındaki ilişki içeriği ve ikisinin yaklaşımı açısından asildir. Bu Jin ha nın adamlarına da 10 puan veriyorum.

Filmde elinde patlayıcılarla dolaşan top kafa iğrençsin...

(bu dans sahnesi estetik olarak heyecan verici bence )



Sullie ile Jin ha ne sevdiniz birbirinizi yahu!! Klişe bir konu denilebilir belki ama bence oyuncu kadrosu genel anlamda iyi bir iş çıkarmış. Aksiyon sahneleri ve filmin müzikleri de olaya katıldığında izlenesi bir film ortaya çıkıyor.

Bu noktada bu yazıyı ilk parçanın Kanton versiyonuyla bitiririm...


14 Ekim 2012 Pazar

FT ISLAND: Treasure



Hastalıkla geçen bu haftasonumda beni kendi çaplarında eğlendirdiler... K-pop lardan neler var diye saçmalarken  özellikle bu parçaya durup dururken takıldım... Deli miyim neyim? (zamanında da çok feci kafa bulmuştum çocuklarla)

Çok güzel gülüyorlar ama değil mi? :))

FT Island- Treasure

13 Ekim 2012 Cumartesi

KLİP YORUMU: Bi Rain I'm Coming ve Mikkirabu, Fanmin, Herbo


Uzun zamandır Bi Rain' i anmadık diyen Fanmin, Mikkirabu ve Herbo aldılar Bi Rain' in I'm Coming' ini önlerine ve irdelemeye giriştiler...

Nitelikli yorumları buyrunuz aşağıda....





Mikkirabu: Bu adamın şarkı isimleri yarıyor beni. "I am coming", "It's raining"... Yakında "This is a pencil" ile gelecek...

Herbo: Bekliyoruz

Mikkirabu: Rainism olayı ise bambaşka bir boyut zaten bir yaşam felsefesi yorum yok.

Herbo: Kesinlikle...

Mikkirabu: Hip Song ise direkt bana hitap ediyor. Çok derin ve felsefik... Hentaism engellenemez hacılar. Hentai dedik artık görelim Rain efendiyi..

Fanmin. Anaa cıbıl Rain

Mikkirabu: Oha

Herbo: Bir su taneciğinin yaşantısı, içli çocuk...

Mikkirabu: Olum o su taneciğinin yerinde olmak isteyen kız sayısı bir ülke nüfusuna eşittir var ya...

Fanmin: Yanıyorum ya habibi moduna geçecek şimdi

Herbo: Melek melek..

Fanmin: Melek uçamıyor ama... Helikopterden ipiyle iniyor.

Herbo: Helikopter destekli melek. Teknolojik melek. Teknolojinin günümüze yansıması gibi saçmalayabilirim zira su taneciği nedeniyle devreler yanmış olabilir...

Fanmin: Kafayıda sarı yapmış. Dövmesini de gösteriyor. Kulak arkası

Mikkirabu: Yalnız suratında tuvaleti gelmiş çocuk ifadesiyle indi eleman ya

Fanmin: Sumo güreşi başlangıcı gibi.

Mikkirabu: Yananlar patlayanlar falan...

Herbo: Dansçılardan bir tanesi düştü galiba.

Mikkirabu: Birisi binadan uçarak geldi lan anam anam yahu...

Fanmin. Sapık bu ya...

Mikkirabu: Güneş gözlüğü de yakıyor.

Herbo: Bu koreografi köpekleri gözlemleyerek yaratılmış sanırım.

Fanmin: Adamlar kıza dönüştü.

Herbo: Her an herşey olabilir. İşte kas, işte göbek

Mikkirabu: Klibin alt metnini açıklıyorum; Rain çok ateşlidir.

Fanmin: Sapık mıdır nedir bu Rain

Herbo: Kendi de kendine dayanamayıp patladı.

Mikkirabu: Offf salla adamım öhö öhö güzel dans koreografileri değil mi?

Herbo: Kesinlikle

Fanmin: Ateşle yaklaşmayın diye alnına yazı yazmalı

Mikkirabu: Hah hah kısmı beni benden aldı...

Herbo: Geldim ve gidiyorum dedi eleman ya...

Mikkirabu: Rain klipleri içimdeki sığ hentai insanı ortaya çıkarıyor resmen lan..

Herbo: Eleman mıknatısla çekiyor yahu.

Mikkirabu: Gidişte cool oldu ha.

Fanmin: Klipte ilk baştaki anadan doğma Rain üstündeki su damlacığının ne alakası var?

Mikkirabu: O fangirlleri temsil ediyordu. O su taneciğinin yerine koyacaksın kendini yahu illaha açıklatacaksın.

Fanmin. Bedenime sahip olabilirsiniz ama ruhuma asla mesajı veriyor

Herbo: Şimdi öyle bir duruma getirdi ki ben ne su damlacığı ne melek ne de askeri ortamla ilgili bir bağlantı arama ihtiyacı hissetmedim.

Mikkirabu: Ben de valla... Diyorum işte adam içimizdeki hentailiği yüzümüze çarpıyor resmen.

Bir süre tansiyonlarının normale dönmesini beklediler...


Fanmin: Sapık Rain ve sapık klibi hiç beğenmedim, en sonunda kendi de patladı iyi oldu. Danslar kama sutra eğitimi veriyor gibi. Edebli ol iyi aile çocuğu ol Rain. Düzelene kadar sana puanlarım 1!

Herbo: Parça ne catchy ne de mükemmel ama Rain'in yorumu adına 7 veriyoruö. Rain' e güneş gözlüğü çok yakışmış. Fantastik bir eğilim gösteren klipteki en fantastik şey tabii ki Rain. Koreografiler ve yorumlama oldukça hoş  ne dediğimi vallaha ben de bilmiyorum- bence hiç böyle ara fona gerek yokmuş. Klibe puanım 7

Mikkirabu: Ortama melek gibi düşüp yakıp yıkan Rain Bey kardeşim yine dans koreografileri ve Allah özenmiş de yartmış dedirten estetikliği ile ağzımız beş karış açık izlettirdi kendini. Baştaki su taneciği olayı ile fan girllerin en uçuk fantezilerine gönderme yaparak da fan service hadisesinde ekol olduğunu kanıtlamış yine. Şarkı fena değil 7 klip ise 8

************************

En son gördüğümde iple kendilerini balkondan sarlıtmaya çalışarak kim melek olacak acaba oyunu oynuyorlardı... Çok tehlikeli denemeyin...

7 Ekim 2012 Pazar

Atashinchi No Danshi : Bir J Drama







Sonunda bu 11 bölümlük j-dramayı da devirmenin  mutluluğunu yaşıyorum. Uzun zamandır aklımdaydı..
Öncelikle söylemem gerekir ki Infinity' nin " Girl Next Door"' u çekilmez çile.

Bunu geçip ufaktan konusuna bakarsak Chisato babasının kendisine bıraktığı borçlar nedeniyle başı dertte olan, alacaklılar nedeniyle evi köyü terk edip evsiz yaşayan bir kızcağızdır. En büyük destekçileri internet kafe çalışanlarıdır ki hepsi Chisato' ya hayrandır. Günün birinde borçlulardan kaçarken karşısına Okura Shinzo çıkar... Kendisiyle evlenmesi karşılığında borcunu ödeyeceğini söyler. Başka çaresi olmayan Chisato bunu kabul eder ve son bir ayını Okura Shinzo ile geçirir. Okura Shinzo 6 tane oğlanı bir gün şirketinin başına geçerler  diye evlat edinmiştir. Ölümünün ardından Chisato bu 6 oğlan ile tanışmak durumunda kalır ve kontratta o an okumadığı noktaların olduğunu görür...



Hana Kimi ya da Sunako kadar eğlenceli olmasa da 11 bölümlük kolay izlenebilen, eğlenceli bir drama.
Bu dizide de Maki Horikati ( Hana Kimi' yi izlemeyen var mıdır?) Chisato olarak yine kendini erkeklerin arasında buluveriyor. Aile ve aile bağları üzerine eğlenceli bir ilerleyişi var.

Elemanlar genel anlamda çok eğlenceli ama özellikle Yamamoto Koji   Tokita olarak ayrı bir keyif katmış olaya ki gözlüklerine ve maskotu Toki Chan' a bitmemek mümkün değil. 6 adet oğlanımıza sırayla bakmak gerekirse;

Okura Fuu (Kaname Jun) : En büyük evlat. Varislik falan bırakmış kendini resim sanatına vermiş bir arkadaş. Zamanla evrilen yüzünü görüyoruz ama en vasıfsız oğlan. Tüm çocukların dizinin yarısını kaplayan sauna sahnelerinden gördüğümüz kadarıyla altısı içinde en iyi vücuda sahip olanı.



Okura Takeru: (Okada Yoshinori): Kepçe kulakları, gürültücü halleri ve yakuza tipine rağmen aralarındaki en gönül insanı.  Şu çocuğun müzisyenlik hayalleri gerçekleşsin sevinirim. Sert görünümüne karşı pamuk gibi.



Okura Sho: (Mukai Osamu) Aralarındaki en kazanova ama takdir etmek lazım şeytan tüyü var hınzırın, en eğlenceli en sevimli. Kendisini birinci seçiyorum :) çıkma teklifi ettiği 23 kızdan üst üste hiç hayır cevabı almamış bir zat.



Okura Masaru: (Yamamoto Yusuke) Kadın fobisi olan model. aralarındaki en rüküşü. ayrıca mavi farlarının bu kadar kötü olmasından sen sorumlusun.



Okura Satoru: (Seto Koji): En sihirbaz ayrıca hizmetçi kıyafetiyle çok daha hoş görünüyordu. En fazla aşama kaydeden evlat.

Okura Akira:( Okayama Tomoki) Aralarında ekonomi finans konusundaki en zekisi. Çok sevimli, düzenli hayatı en seven.

Dizinin R2D2 su Inue, bilek güreşi üzerine diziye sızan alt hikaye ve geyikle oldukça güldürdü. Hey Chisato, dizide bilek güreşinde Inue' yi devirmiş olabilirsin ama yoo dostum dizide gönüllerin rambosu Inue dir, tamam mı!!!


Ben bu tarz yapımları seven biri olarak eğlendim. Öyle abartıldığı kadar harika değil bana kalırsa ama keyifle izlenebilecek türden.

1 Ekim 2012 Pazartesi

A (ACE) : (エース)



Son zamanlarda J Rock/ Visual Kei alanında çıkan yeni gruplardan en tuttuğum grup budur. 2010 yılında ortaya çıkan grup başarılı parçalara imza attılar en azından bana göre.

Daha önce bahsettiğim Zankoku na Tenshi No Teeze performanları burada..

Night of the Knights ; bu sene yayınlanan Tales for the Abyss albümünden



Black Butterfly (aynı isimli singledan)



Şu anda üç kişi resmi olarak grup içinde anılmakta;

Vokal: Nimo
Keman : Rookie Fiddler
Bass: Toshi

Şu anda gruba ara vermiş gözüken gitaristleri de Mucho Gracias (bu isme gülmekten alıkoyamıyorum kendimi)

Abyss(Piano version)



Yeni sayılabilecek bir grup olmasına rağmen Avrupa da boy göstermeye başladılar çoktan.

Yoake no Anthem... (Tales of the abyss den)




Topu topu iki albümleri var, birbirinden hoş parçalar barındırmakta ama benim için şu bir numaradır; Haiiro no tenshi (灰色の天使)


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...