19 Haziran 2017 Pazartesi

Voice: Kore Dizisi




2017' de yayınlanan Kore dizilerinden bir tanesi olan Voice polisiye/gerilim tarzında 16 bölümlük bir dizi.


Bir adet dedektifimiz var, Moo Jin-Hyuk (Jang Hyuk). Kendisi gayet başarılı bir dedektif öyle ki ödüller falan alıyor ancak ne yazık ki bir gün karısı bir katilin ellerinde can veriyor.  Moo Jin Hyuk' un eşi öldürülmeden önce acil durum çağrı merkezini arıyor yani dizide bu numara 112 ancak büyük bir hata nedeniyle katile avlanıveriyor. Sonucunda tüm suç bu çağrı merkezinin bir çalışanı olan Kang Kwoon-Joo' ya atılıyor (Lee Ha-na) her ne kadar kendisi durumun hiç de göründüğü gibi olmadığına ve çağrı merkezinin kayıtlarının silindiğini iddia etse bile.



Aradan zaman geçiyor, başarılı dedektif bir tür depresyon içerisinde rütbesi düşürülmüş bir şekilde yine polis organizasyonu içinde çalışmaya devam etmekte. İşitme yeteneği çok yüksek hatta özel olan Kang Kwon-Joo ise yurt dışına çıkıp  konu ile ilgili eğitim aldıktan sonra Kore' ye geri dönmüş. Yaptığı ilk iş,  Jin-Hyuk' un çalıştığı karakola gelip 112 merkezi açtırmak ve özel bir ekip kurdurmak. Tabii ki hem üstleri hem de Jin-Hyuk' u ikna etmek kolay değil. Her ne kadar her ikisi de geçmişteki bu olaydan etkilenmiş olsa da birbirlerine pek güvenleri yok.



Dizi, bu çağrı merkezine gelen ihbarlar ve polisin buna verdiği tepkileri bölümlerde işlerken arka tarafta hem Moo Jin-Hyuk hem de Kang Kwon Joo bu bir türlü ulaşılamayan, korunan seri katili arıyor.


Bu diziye bir türlü elim gitmiyordu açıkçası. İlk bölümden sonra da acaba bıraksam mı diye düşünmüştüm. Sorun diziden değil benden kaynaklıydı aslında ama devam ettiğim iyi olmuş.



Dizinin dinamosu kesinlikle Jang Hyuk, adam kendini ve diziyi izletiyor. Kurgu fena değil, oyunculuklar iyi. Takıldığım tek nokta Lee Ha Na. Oyunculuğu iyi hoş ama tüm dizi boyunca koruduğu ağlamaklı ses tonu bana battı. Belki sadece ben takılmışımdır buna. Dizide bonus olarak bir adet Yesung da bulabilirsiniz.



Dizide ayrıca görüyoruz ki acil durumlarda iletişim ve olaya anında müdahale önemli. Bu esnada geçen zaman kritik. Herkesin bunun farkında olması çok hoş olurdu zira bir olay için aradığınızda ekiplerin bir saat sonra varması pek hoş olmuyor.


Bana kalırsa Voice, 2017' nin kayda değer ve iyi dizilerinden bir tanesi. Göz atmakta ve izlemekte fayda var.


Bir anlaşma yapsak ve bu tarz dizilerin sayısı artsa daha hoş olmaz mı acaba?

14 Haziran 2017 Çarşamba

Pied Piper ( 2016 - Kore Dizisi ) - Kavallar, Masallar, Hayatlar...




Pied Piper 2016 yapımı Kore dizilerinden bir  tanesi. Nicedir romantizmden uzak polisiye tarzı dizi arayışlarım esnasında dizinin övüldüğünü görüyordum. Sonunda diziyi izlemeye zamanım oldu.


Shin Ha-Kyun , Yu Jun-Sang, Jo Yoon-Hee, Kim Hong-Fa, Sung Dong-Il, Jo Jae-Yun, Yoo Seung-Mok  gibi isimlerin yer aldığı bu Kore dizisini herkese tavsiye ederim.



16 bölümlük bu Kore dizisi temelini Fareli Köyün Kavalcısı üzerine oturtmuş. Hemen hemen hepimiz bu masalı biliriz. Hamelin' i fareler basınca kavalcı halk ile anlaşır ve fareleri kavalından çıkan müzik eşliğinde kasabadan uzaklaştırır. İşini bitirip insanları bu büyük dertten uzaklaştırdığında ise kasabanın önde gelenleri anlaşmayı bozar ve hiçbir şekilde kavalcıya verdikleri sözü yerine getirmez. Sonunda kavalcı bu sefer kavalının peşine kasabanın tüm çocuklarını takar ve onları alır götürür, geride ise sadece bacakları sakat bir çoban kalır. Grimm Kardeşlerin tüm masalları gibi bu masal da son derece karamsar. Çocukken bu masalı okuduğumda hiç kimseyi haklı bulmamış bir de üzerine böyle masal mı olur diye isyan etmiştim, diğerlerinden farklı olarak.  Bana en karanlık gelen masallardan biriydi sanırım.




(Kim Bo Hyung / Spica) - Our Story)




Dizide Joo Sung-Chan ( Shin Ha-Kyun ) bağımsız bir arabulucu olarak hayatını sürdüren biri. Her ne kadar bağımsız olsa da aslında ağırlıklı olarak ilişki içinde bulunduğu bir firmanın iş ile ilgili ara buluculuğunu yapmakta çoğunlukta. Günün birinde bu şirketin Filipinler' deki çalışanları kaçırılır ve üstüne şirketten fidye istenir. Böylece  Joo Sung-Chan' a Filipinler yolu düşer. Hayatı ve pazarlığı bir al-ver ilişkisi içinde gören Joo Sung Chan,  bu 5 rehineden dört tanesi kurtarır. Kore' ye döndüğünde  bir kahraman olarak karşılanırken bir süre sonra o esnada bulunduğu bir restorana bir saldırı düzenlenir. Bu sırada restorandaki bu saldırıya polis çatısı altında zorla kurulmuş olan arabulucu takımı ile bir muhabir olan Yoon Hee-Sung (Yu Jun-Sang) da bu dahil olur. Kavalcının ilk işi olan bu saldırıda bir takım şeyler yüz üstüne çıkarken (aslında bunun buz dağının görünen kısmı olduğu pek anlaşılmıyor) bu durum bazı insanların hayatını etkiler. Bunun ardından Kavalcının diğer planları sırasıyla gelmeye başlar...



Aslında bir toplum ve sistem eleştirisi olan dizide karşıtlıklar, doğru- yanlış, yöntemler, toplumun unutkanlığı, vicdan azapları, öfke ve intikam duyguları bireysel ve kitlesel olarak işlenirken ajitasyondan olabildiğince uzak durulmuş ki bu benim için artı puan. Bunun dışında oyunculukları ben beğendim, doğal ve sırıtmıyor. Dizinin konusunu anlatınca çok karamsarmış gibi geliyor ancak bunu iyi dengelemişler ve dizi kendisini soluksuz izletiyor. Bir alt metni var, bunu ne sloganist ne de baskın bir şekilde sunuyor sadece aslında günümüzde uzak olmadığımız çoğu olayı mümkün olduğu derecede tarafsız bir şekilde izleyenin önüne koyuyor. Öyle geniş ölçekli de değil aslında, küçük bir olay, küçük bir mekan ancak evrensel bir durum denilebilir kısaca...





(Bunu dizi boyunca sık sık duyacaksınız. Diziye ayrı bir hava katmasının yanında çok yakışmış. Bu arada aslında bu sözler  Heinrich Heine' e ait ve  Schubert tarafından bestelenmiş parçalardan bir tanesi ve orijinal adı Der Doppelganger. Yazının altında Schubert versiyonunu bulabilirsiniz)




Bir noktaya ayrıca değinelim. Dizi 14. bölüme kadar kurgu açısından, derlilik topluluk, karakter gelişimi ve diğer açılardan çok iyi ilerliyor. 14. bölümde de bitirebilirlermiş aslında. 15. ve 16. bölümde "olay açısından abartmışlar ama" diyebilirsiniz ancak aslında bu iki bölümde özellikle değinilen bazı noktalar var. Bana kalırsa bu söylenecek olanlar söylenmese eğer eksik kalırmış. Yani belirtmeden geçemeyeceğim, 16. bölümde duygulanmadım değil. Oldukça duygulanmış olabilirim...





( Ost' un güzel parçalarından bir tanesi daha...)




Aslında Pied Piper hakkında yazılacak çok şey var ancak izlemeyenlere haksızlık olmasın, tadı kaçmasın. Çok detaylı bakmadım sadece göz ucuyla okudum ancak yanlış anlamadıysam dizinin reytingleri düşükmüş Kore'de. İlginç bir durum daha...Yine de siz onlara bakmayın ve Pied Piper' a şans verin hatta normalde Kore dizisi izlemiyor olsanız bile bunu atlamayın bence, şiddetle tavsiye ederim.



11 Haziran 2017 Pazar

MİHAİL BULGAKOV: Ölümcül Yumurtalar - Kitap - ( 2017 Klasik Kitap Okuma Maratonu- 5)





Mihail Bulgakov 1891 - Kiev doğumlu bir Rus yazar. Kendisinin eserleri dönemi boyunca  yasaklandığı  ya da daha doğrusu yazar ve eserleri dışlandığı için eserleri zamanla değer kazanan yazarlardan bir tanesi. Ülkemizde de eserleri çevrilmiş ve çoğu okur kendisiyle çoktan beridir tanışmış durumda zaten. Şahsen Ölümcül Yumurtalar benim ilk Bulgakov kitabım oldu ama ne diyoruz;  Geç olsun, güç olmasın. Benim adıma devamı gelecek.



Kitap ile ilgili yorumlarıma geçmeden önce belirtmem  gereken bir nokta var ki o da kitaba istemeden de olsa biraz kötü davranmış olmam olabilir, tamamen elimde olmayan nedenlerden ötürü. Öncelikle kitabın dili çok sade, bir oturuşta okuyabileceğiniz bir öykü olarak düşünün. Ne yazık ki çok yoğun ve benim adıma beklenmedik olayların geliştiği bir sürece denk gelmesi açısından kitap benimle birlikte bir ay dolaştı durdu. Toplamda bakarsanız bir kaç saat içinde bitirmeme rağmen uzun aralıklar girdi araya. Bu nedenle hakkını verememiş olabilirim. Bazen istemeden oluyor böyle işler.



Kitap 1924 yılında yazılmasına rağmen olaylar ağırlıklı olarak 1928 yılında geçiyor. Ülkesinde  ünlü ve başarılı bir zoolog olan Profesör Persikov günün birinde kimsenin farketmediği bir kızıl ışını keşfediyor. Çeşitli deneme ve deneylerin ardından bu ışının çok sıra dışı olduğunu anlıyor,  öyle ki bu ışın belirli şartlar ve düzenekler altında organizmalara bir etki yapıyor. Bilim dilinden uzak ve kabaca onları canlandırıyor diyelim. Yani onları büyütüyor, işi çabuklaştırıyor. Persikov, Moskova' nın canlı ve ışıklar altındaki hayatından kopuk, kendisini enstitünün laboratuvarına adamış ve bilim etiğinin takipçisi bir bilim insanı olarak bunun karşısında oldukça heyecanlanmasına rağmen daha bu ışına bir ad koyamadan ya da bir netliğe ve doğru sonuçlarına ulaştıramadan (kendi adına) bu büyük ve muhteşem buluş gazeteciler aracılığıyla  yani medya ağzından yayılıyor. Bu haberler hem devlet hem de insanlar arasında bir heyecan dalgası yaratıyor her ne kadar Persikov bundan hoşnutsuz olsa da.


Bu kızıl ışının heyecanı ülke ve yurt dışına yayılmışken bir şekilde Rusya' da tavuklar üzerinde görülen bir salgın başlıyor ve sonunda ülkede hiç tavuk ve yumurta kalmıyor. Partinin gözüne girmiş ve yükselmiş bir kişi, Persikov' un ışınını ülkedeki bu sorunu çözmek için kullanmak adına devlet kademelerinin iznini alıyor her ne kadar Persikov buna karşı olsa da....


Kitaba üç açıdan yaklaşmam gerekirse öncelikle türünden bağımsız olarak kurgusu ve dili basit, akıcı, eğlenceli. Dil gerçekten son derece sade. Zaman zaman ince görüyor. İkinci kısım denilmesi belki doğrudur, belli bir ivme kazanıyor ve işin boyutları biraz ( beklenmedik değil aslında) değişiyor. Gayet derli toplu ve bu öykü ve anlatım dili keyif verici.


İkinci nokta şu. Kitabın arka kapağı da dahil, kitap ile ilgili çoğu yorumda kitabın bir sistem eleştirisi olduğundan bahsediliyor. Ben de bu fikirdeyim ancak kitap Rus tarihi ve gelişimiyle de yakından ilintili doğal olarak. Bu nedenle Rus tarihini ne kadar iyi bilirseniz, bu sistem eleştirisinin derinliğini daha net görerek keyiften keyife koşabilirsiniz. Ben şahsen kendi bilgi dağarcığım kadarıyla bazı noktaları yakaladığımı düşünüyorum. Bazen acaba mı dedim, kitabı bitirdikten sonra bazı bilgileri tazeleme ihtiyacı duydum. Gülümsemem pek kaybolmadı diyelim kitap boyunca. Bu sade öykünün ardından ince bir sistem eleştirisi çıktı. Bununla birlikte bazı kelime oyunları da ayrıca tat kattı. Mutlaka anlayamadığım ve yakalayamadığım pek çok nokta da vardır. Kitap çok sade ancak bu sadeliğin ardında derinliği var ve insanı düşünmeye ve öğrenmeye sevk ediyor.



Ha, üçüncü nokta da şu. Rus tarihini bilmiyorsanız kitap yavan mı gelecek ya da sistem eleştirisini göremeyecek misiniz? Öyle bir durum söz konusu değil. Kitap aynı zamanda evrensel bir sistem eleştirisini de kapsıyor. Bilime bakış açısı, iktidar-bilim -ilişkisi, devletin insana karşı tutumu, medya ve basın, kitlelerin tepkileri  gibi hepimiz anlayabileceği durumları anlayabilmek ve görmek için derin bir tarih bilgisine sahip olmanız gerektiğini sanmıyorum.



İş Bankası Kültür Yayınlarının basımı ve Tuğba Bolat' ın çevirisiyle okuduğum kitap 124 sayfa. Bence Ölümcül Yumurtalar' a bir şans verin. Yazarın diğer kitaplarını henüz okumadığım için diğerlerinin içindeki yeri ile ilgili bir yorum yapmam mümkün değil ancak kitap benim için bir başlangıç oldu. Şimdi gelsin diğerleri.



4 Haziran 2017 Pazar

Ao No Exorcist: Kyoto Fujouou-hen (Anime)




Uzun bir aradan sonra Ao no Exorcist : Kyoto Fujouou-hen' i izlediğime memnunun. 2017' nin 12 bölümlük bu animesi - belki de zamanlama nedeniyle- bana iyi geldi, keyif verdi.


Bu seriyi genel olarak seviyorum çünkü öncelikle seslendirmeleri çok güzel. Efendim, bir Okamoto  Nobuhiko  olsun, bir Kamiya Hiroshi  olsun, bir Yusa Kouji  olsun ve daha nicesini dinlemek çok keyifli. Nakai Kazuya' ya zaten hastayım burada yine kulaklarımın pasını aldı hatta bir anlığına kulaklarımı  tamamen mest etti ^^


Karakterleri seviyorum, eğlenceliler.


Bu 12 bölümün en vurucu sözleri daha doğrusu alıntısı tabii ki Mephistophilesten geldi. Nietzsche' den yaptığı alıntı ile bir nevi her şeyi özetleyiverdi.

Nietzsche' nin İyinin ve Kötünün Ötesinde adlı eserinde yer alan söz şöyle; ( Kitabı raftan indirip bakmaya biraz üşendiğim için bölümdeki çevirisini ekliyorum buraya)


"Canavarlarla savaşanlar, sonunda canavar olmamaya dikkat etmelidirler. Ve bir boşluğa uzun süre bakarsan, boşluk da sana bakar."


Mephisto' nun ağzına çok yakıştı ve şık durdu bu sözler. Eğer zamanınız olursa kitabı da okuyun bence.


Bu arada Nietzsche çok sevdiğim bir yazar olmasına rağmen adını hala tek seferde yazdığımdan emin olamıyorum :( Bir de Soren  Kierkegaard var bu şekilde. Bunu hele mümkün değil yazamıyorum :(



Neyse, ve tabii  müzikler var bir de işin içinde. Ao No Exorcist' in müzikleri çok güzel bence.

Misal, Matsuri. Şu güzelliğe bakar mısınız? Gerçi, movie' nin de ost' undaydı yanlış hatırlamıyorsam. Eh, ne güzel yeri gelmişken hemen buraya ekleyelim.





Bir manga cahili olarak manganın gidişatını, durumunu bilemiyorum ama daha fazlası olsun istiyorum.

25 Mayıs 2017 Perşembe

Love Me, If You Dare: Çin Dizisi





Love Me, If You Dare   2015 yılında gösterime giren, baş rollerinde Wallece Huo, Ma  Sichun, Wang Kai, Andrew Yin, Edward Zhang' ın yer aldığı bir Çin Dizisi. Dizi aslen Çinli yazar Ding Mo' nun aynı isimli romanından uyarlama.



Dizi gerilim - polisiye tarzında ilerliyor ve tabii ki romantizm de dizide yerini buluyor. Romanı okumadığım için kitap hakkında yorum yapamayacağım ancak bu romantik sahneler biraz iç bayıyor dizide.


Wallace Huo, dizinin ana karakteri Bo Jin Yan' ı canlandırıyor. Bo Jin Yan, dahi bir kriminolog ve narsisizmin doruğunda yaşayan biri. Egosunun ve zekasının yüksekliğine tezat olarak duygusal zeka fakiri olduğu için  insanlarla pek iletişim kur (a)mayan birisi. Dizinin ilk bölümlerinde parça parça verilen geçmişine dair detaylar merak uyandırıp  pek bir şey anlaşılmazken ve  kendisini hayattaki tek dostu Fu Zi Yu ile idare ederken hayatlarına önce Bo Jin Yan' ın çevirmeni daha sonra asistanı olarak Jian Yao giriyor. Ağır polisiye vakalar bir şekilde Bo Jin Yan' ın önüne gelirken ve bunları çözerlerken arkada daha farklı olaylar dönüyor.



Wallece Huo' ya Bo Jin Yan' lik yakışmış. Oyunculuk güzel. Jian Yao zaman zaman çok can sıkıyor ve abartıya düşüyor. Dizinin katalizörü Fu Zi Yi. Gönül işlerinde bazen ufak konuşmalar önemlidir mesajını bize iletiyor ayrıca.



Fena dizi değil ancak bazı şeyler eksik bu dizide bu nedenle tam performansını yakalayamamış bence. Bir de 24 bölüm olmasaymış çok daha şeker olacakmış. Yine de bu tarz bir yapım arıyorsanız göz atmanızda fayda var. Muhtemelen bir ikinci sezon gelecek.




1 Mayıs 2017 Pazartesi

Hüseyin Rahmi Gürpınar - Gulyabani: Kitap (2017 Klasik Kitap Okuma Maratonu - 4)




Hüseyin Rahmi Gürpınar' ın Gulyabani'sini 2015 basımı Yason Yayınlarından okudum. Gulyabani, hurafe ve batıl inançların insanları, özellikle saf ve eğitimsiz kişileri, nasıl etkilediğini ve baskı altına aldığını ancak akıl ve bilim ile bunların aydınlatılabileceğini ele alıyor.


Kitabın başında yer alan, yazarın bir okuyucusu olan Hanımnine'den gelen mektup ile yazarın buna verdiği cevap zaten kitap hakkında çok güzel fikirler veriyor.


Genç yaşta dul kalan Muhsine' nin, annesinin bir arkadaşı tarafından İstanbul' un biraz dışında, hakkında korkunç iddiaların dolaştığı bir konağa götürülüp orada hizmetkar olarak çalışmasını, bu korkunç konaktaki korkunç yaratıklar ve aklını kaçırdığı iddia edilen konağın hanımı ve diğer iki kadın ile yaşamaya başlamasını anlatıyor. Periler, cinler, gulyabani konakta cirit atıyor. Konağın garip ve belirli kuralları var, uymayanı boğuveriyorlar.


Sonunda Muhsine' nin merakı ve dirayeti ile konakta çalışan Hasan' ın aklı ile olaylar çözülüyor.



Başlarda ürkütücü bir havası olan hikaye ilerledikçe (tahmin edilebilir olsa dahi) ilerleyen bölümlerde insan kurulan düzene ve oluşan trajikomediye  kapılıp giderken ve anlatımdaki eğlenceli dile  gülerken sonunda  bazı insanların masumların inançları üzerinden nasıl nemalandığını ve kazanç elde ettiğini görerek hüzünleniyor. Gülerken bir parça sinirleniyor.


Gulyabani' nin yanında yazarın diğer bazı hikayeleri de kitabın içinde yer alıyor.


Hüseyin Rahmi Gürpınar gerçekçi ve doğalcı bir yazar. Yazarın gözlemciliğini ve bunu aktarma dilini takdir etmemek olmaz.


Hikayeler o dönemde yazılmasına rağmen aslında hala geçerliliğini koruyor.


Bu hikayelerde yer alan, hikayenin kahramanı Adalar Vapuru' nun karşılığı bence günümüzde metrobüs. Buna rağmen toplu taşımanın her türlüsünü  kullanan herkes tıklım tıklım dolu araç bir sonraki durağa uğramadan geçtiğinde seviniyordur.  İstanbul' un ulaştırma sorunu hala yerinde saydığını düşünüyor insan kitabı okuyunca.


Gulyabani okuması keyifli bir kitap. Gözden kaçıran varsa bence bir göz atsın.


"Zeka hiç kimsenin suratında:" İşte ben buradayım " diye kendini ilan ederek haykırmaz. Bazen onun nereye saklandığı da bilinmez. Ama herkes kendisinde bulunduğu iddiasındadır. Onu belli etmeye türlü vesileler ararlar."

Gulyabani -  Savunma

27 Nisan 2017 Perşembe

Watashi Ga Motete Dousunda (Anime): Shion Uğruna ....



 2016 animelerinden Watashi Ga Motete Dousunda 12 bölüm. Bir fujoshi ve   O' nun etrafındaki dört adet taş karakter üzerine kurulmuş.


Ana kahramanımız Kae Serinuma. Kendisi bir fujoshi. Prens prensine kavuşsun, prenses onları ağzından salyalar saçarak gizlice çalılıkların arasından  izlesin düşüncesini kalbinin en orta yerine kazımış. Lise öğrencisi olan Kae kardeş, şişman ama sevecen biri ta ki o kara güne kadar. Vicdansız anime yapımcıları en sevdiği karakter ve BL çiftinin olmazsa olmaz elemanı Shion' u öldürüverirler. İşte o kara günden sonraki bir hafta boyunca Kae-chan odasından, yatağından çıkmaz. Yemekten- içmekten kesilir. Bir hafta sonra ev ahalisi tarafından kendisine zorla müdahale edildiğinde görülür ki iğne ipliğe dönmüş, güzel bir kız oluvermiş.




(Kae-chan. Önce)



(Kae-chan. Sonra)




Okuldakiler kendisinin Kae olduğuna başlarda inanmakta zorluk çekseler de güzellik sen nelere kadirsin!! Okulun en taş 4 erkeği birden Kae' ye aşık oluverir. Aralarında bir rekabet başlar. Kae bir fujoshi zaten, başlarda otakuluğunu saklamaya çalışsa da içindeki otaku dayanamaz, fışkırır. Çocukların baskıları kendisini yıpratır, "Ben daha Shion' umun yasını tutuyorum, gerçek dünyaya, 3d ye alışamam" der ve gelin görün ki, güzellik sen nelere kadirsin, oğlanlar üzülürler ve tamam böyle idare edelim bir süre derler ve 5 kişi takılmaya başlarlar. Bu 5'liye ayrıca Serinuma'nın bir alt sınıfında olan, bir manga ka olabilecek kapasiteye sahip Nishinama eklenir ve O' da Serinuma' ya göz koymuştur. İşin güzelliği o ki kendisi de bir fujoshi ve otaku olduğu için  Serinuma ile bir nevi ruh ikizidirler.







Şimdi Serinuma' nın etrafı kendisi için bir nevi cennet. Gerçi bugünlere her gün kendisine verilen ekmeğe şükür ederek ulaştığını da akıldan çıkarmamak lazım. Etrafında önceden sadece arkadaşı olan ancak sonrasında kendisi için yanıp biten dört tane taş gibi eleman var. Bunlar zaman zaman bir fujoshi için delirtici olabilecek kareler sergiliyor. 



(Görüldüğü üzere Kae-chan hayatının her anında önüne çıkan karelere şükürlerini sunmayı unutmuyor)


Serinuma ve  ayrıca Nishinama var. İki fujoshi ve otaku. Erkekler bunu kabullendikten sonra ölümüne anime ve bl muhabbeti yapabilmekte. Çocuklar o derece anlayışlı ve bir nevi meleğimsiler ki, bu ikisi en sevdikleri animedeki çift üzerinden uke-seme tartışmasına tutulup küstüklerinde bunları barıştırma çabası yine bu çocuklara düşüyor.



(Bir fujoshi olarak Kae' nin işi zor. Misal bu 5'li henüz Nishinama onlara katılmadan sinemaya gidiyorlar. Zavallı Kaecik çocukları birbiriyle shiplemekten helak oluyor)




Animenin en eğlenceli noktalarından bir tanesi  okullarında oldukça popüler ve normal birer genç olan çocukların Serinuma' nın dipsiz otakuluğu karşısında verdikleri tepkiler. Zaman zaman çocukların çaresizliği insanı güldürüyor.




Anime içinde diğer animelere yapılan göndermeler de hoş, ben en çok Shingeki no Kyoujin'leri beğendim. ancak Serinuma' nın Levi' ı ikinci waifu'su ilan etmesinde hiç hoşlanmadım ^^



Anime genel anlamda eğlenceli, ara sıra iç bayıcı olabiliyor gerçi. Bunun dışında büyük bir gelişim çizgisinin olmaması 12 bölüm yeterli olmuş hissini uyandırıyor. Zaman geçirmek için güzel ve keyifli bir anime.


24 Nisan 2017 Pazartesi

Master - Kore Filmi: Küçük Hedeflerle Yetinmeyenlerin Çarpışması





Master 2016 yapımı içinde  Lee Byung Hun, Kang Dong Won, Kim Woo Bin, Uhm Ji Won, Oh Dal Su  gibi isimleri barındıran bir film. Filmin yönetmeni Choi Ui Seok.



Uzun zaman sonra biraz Kang Dong Won dozu almak iyi geldi tabii. Keşke daha fazla görsek kendisini ve mümkünse bu haliyle kalsa.



Kim Jae-Myung ( Kang Dong Won) emniyette genç yaşına karşı bölüm şefi olmuş, zeki ve soğukkanlı bir eleman (yakışııırrr - çizgiden çıkma durumu :P - ). Bir süredir takip ettiği çeteyi sadece çökertmek ve yakalamaktan ziyade bu sistemde onların arkasını kollayan kim varsa - savcı, politikacı vss...- hepsini ele geçirmek üzere ekibiyle birlikte çalışmakta.





Öte yanda  Başkan Jin var. Kurduğu One Network adlı şirket ile ağırlıklı fakirlerin paralarını öyle böyle değil kucak kucak toplamakta ve ekibiyle birlikte dolandırıcılığın kalitesini ve seviyesini yükseltmekte.  Çok klas oldukları için bu adamların  yaptığı bir nevi sanat, miktarlar dudak uçuklatıcı.



Kim Hae Myung çok zeki olduğu için, Başkan Jin  ve ardındakilere çökmek için yine başkan Jin' in ekibinden grubun IT'si Park Jang Goon' a  (Kim Woo Bin) sarıyor.


Arada  Park Jang Goon, olaylar iki ekip, iki kişi arasında gelişiyor.


Kurgu  aradaki ufak pürüzlere rağmen güzel, kadro iyi toplanmış ve aralarındaki kimya hoş. Film kendini izlettiriyor.


Çok muhteşem, insanı soluksuz bırakan bir yapım olmasa bile izleyenin güzel zaman geçirmesini sağlıyor, her şey yerli yerinde. Göz atmakta fayda var.

9 Nisan 2017 Pazar

Chief Kim (Kore Dizisi) : Her Ofise Lazım...





 2017 yapımı Kore dizilerinden Chief Kim' in yılın en iyi dizilerinden bir tanesi olabileceğini düşünüyorum. Komedi ağırlıklı dizi  karakterleri, kurgusu, eğlencesi ile insanı alıp götürüyor. Son zamanlarda güzel diziler izliyordum zaten. Gelen tavsiyelerin de bunda  etkisi  büyük o yüzden çıtam iyice yükselmiş durumdaydı. Buna rağmen Chief Kim buna yeni bir seviye getirdi diyebilirim.



Namgung Min,  Nam Sang Mi, Lee Joon-Ho, Kim Won Hae   ve daha nicesinin yer aldığı dizide elimizde bir adet Kim Seong Ryong  (Namgung Min)  var. Kırsal bir yerleşim alanında mafyavari bir organizasyonun muhasebesini tutan, bu alanda doğal ve üstün bir yeteneğe sahip, kendi halinde takılan, hayattaki tek gayesi Danimarka' ya gidip yerleşmek ve vatandaşlık almak olan biri. Bu Danimarka konusunda kim haksız olduğunu söylebilir ki? Motivasyonunu süreğen kılabilmek için Danimarka bayrağını yanından hiç ayırmayan Kim Seong Ryong' un Danimarka seçiminin nedeni ise yolsuzluk oranının en az olduğu ülkelerden bir tanesi olması.  Kendisi muhasebe ve finans teknikleri ve özelikle sayılar konusunda bir dahi olduğu için mafya patronunun bilgisi dahilinde cukkalamakta, patronun da vergi kaçırmasına yardımcı olmakta ve polis tarafından yakalanamamakta.







Günün birinde ülkenin en büyük şirketlerinden sayılan TQ Grup çeşitli nedenlerden dolayı  bir departmanı için şef ilanı verir. Kim Seong Ryong da çeşitli nedenlerden dolayı işinden ayrılmak üzerededir. İlan o derece hoş verilmiştir ki ne mezun olunan okula ne de referanslara bakılmaktadır. Tam Kim Seong Ryong' a göre. Bir şekilde işe girer bu esnada iş mülakatlarında nasıl planlı hareket edilir ve nasıl yaratıcı olunurun  cevabını bu dizide nice cevap arayana sunar kendisi.




Aynı esnada genç yaşında büyük başarılar kazanmış, genç yaşta savcılık kariyerinde yükselmiş olan Seo Yool da savcılık kariyerine nokta koyarak TQ Grupta Finans Direktörü olarak çalışmaya başlar.




Dizi çok eğlenceli. Öncelikle iş hayatının, şirket yaşamının farkında olunmayan ya da çalışanların görmezden gelmek istediği saçmalıklarını güzelce ve eğlenceli şekilde biraz da abartarak ortaya seriyor.  Özellikle TQ Grup gibi yapılardaki departmanlar arasındaki sürtüşme ve dalaşmalar, sesin çıkmazsa, elin güçlü değilse üzerine binerler gibi örnekler mevcut.  Sanki x departmanında çalışmak kişinin karakterine 100 deneyim puanı kazandırıyormuş gibi takılan tipler, son derece gereksiz giyim tarzları gibi nice örnek dizi içinde bulunabilir.  Bunun  dışında her departmanda bulunan bir adet solitaire  oynayan müdür ile birlikte bölümdeki çıkıntı karakter de dizide bulunmakta. Dizinin gerçekçiliğine katkı sağlıyor bu durum ^^ Bu çıkıntının aynı zamanda diğer departmanlara göz kırpması da bonus. (İleride bu durum değişiyor tabii)



Tüm bu komedi içerisinde aslında iş hayatı ve daha şıkırtılı bir tabirle şirket kültürü içerisinde kendisini kaybeden karakterler güzelce ortaya seriliyor. Kimisi gerçekten kaybetmiş, kimisi gerçek kimliğini içine saklamış, bu kültür ve anlayış içerisinde kendisine biçtiği rolü oynuyor, kimisi emekliliğini bekliyor falan... Çok komik ama bazen insanın içine bir dert oluşturmuyor değil.



Tüm bu iş hayatı görünümünün arkasında bir de şirketin mali durumu olayı var. Çok kötü yönetildiği için mali anlamda iyi görünmüyor (görünürde) ancak anlaşılıyor ki defter ve kayıtlarla oynanıyor. Vergi kaçakçılığından, yanlış beyanlara kadar her türlü iş dönüyor. Doğal olarak her zaman olduğu gibi birilerinin paralara yasa dışı konması  neticesinde kabağın çalışanlara patladığı da dizide  bir şekilde karşımıza çıkıveriyor. Yani patronlar son model arabalarıyla gezerken işçiler üç kuruş alacakları ya da hakları için grevlere başlıyor ve yedikleri dayakla ya da işten atılmakla çözüme doğru varmaları isteniyor gibi, misal.



Şef Kim ( Namgung Min) ve Seo Yul (Lee Joon-Ho), her ikisi de finans ve muhasebe alanında zekaca yüksek seviyede bulunduklarından sık sık karşı karşıya geliyorlar. Dizideki tüm oyuncular çok doğal ve çok başarılı. Dizinin akışkanlığını bu performanslar sağlıyor ancak Namgung Min ve Lee Joon-ho diziyi alıp götürüyorlar. Ayrı ayrı performansları iyi olmak ile birlikte çok tatlı bir eşleşme olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim.



Görünürde farklı taraflardaki iki rakip, alanlarında becerikli ve yetenekliler, kocaman adamlar ama aslında ikisi de oldukça  çocuk. Özellikle karşılıklı çocuklaştıkları sahneler tadından yenilmez oluyor.





Kim Sung Ryon - Chief Kim


Hakkını yemeyelim Namgung Min harika. Şimdi Kim Seong Ryun kağıt üzerinde eğlenceli bir karakter ancak Namgung Min' in performansı - bana kalırsa- muazzam ve karaktere çok değer katıyor.


Chief Kim yani Kim Sung Ryon, her şirkette her departmanda olması gereken, olması dilenen bir kişi. Bir kere çok eğlenceli. Öyle genel kuralları falan da fazla salladığı yok ancak bunu sinirlendirmek istemedikleri dışındakileri rahatsız etmeyecek şekilde uyguluyor. Kafa  ve çene çok çalışıyor, takdir etmek lazım. Garibim, işe başladıktan sonra epey bir olayla karşılaşıyor, bazılarına kendi aranıyor ama ne eğlencesi ne de keyfi düşüyor.


TQ' nün psikopatı ünvanını boşuna almadı adam. Bir gelişim göstererek gönülleri kazandı, savaşlarını destekçileriyle kazandı, Seo Yul ile kapıştı, eğlendi falan...


Fazla bir şey yazamayacağım çünkü anlatılmaz izlenir :P





Yoon Ha- Kyung

Departmanın olgun, tecrübeli ve anlayışlı kadını. Bundan da lazım her yere bir tane. Akıllı ve adalet anlayışı yüksek zaman zaman ara bulucu bir karakter.




Seo Yool (Lee Joon - Ho)

Bu da ayrı bir manyak. Savcılıktan şirketin finans direktörlüğüne geçiyor. Arayışını ve hareketini anlamak mümkün. Göstermese de en az Chief Kim kadar deli.


Seo Yul hakkında söylemek istendiğim bir şey var; Arkadaş ne yedi.... Öyle böyle yemedi, dünyaları yedi, iştahla yedi.  Daha ilk bölümde kızarmış tavukları götürürken iştahımın kabarması bir işaretti. Yemekler, tostlar, pizzalar, ramenler... yani çok iyi yedi^^



Dizide kendisini tanımlayacak bir sürü ifade geçiyor. En çok güldüklerimden biri" kapitalizmin yarattığı canavar"dı. Bunun üzerinde tek bir sıfat var o da Chief Kim' in kullandığı obur  psikopat sıfatı.


Normal şartlar altında dizinin kötüsü olması gerekiyor ancak dizi zaten normal değil bu nedenle bu karakterden nefret edemiyorsunuz. Hatta ben zaman zaman üzüldüm Seo Yul' a, bazen acıdım.  Yoon-Ha' dan etkilendiğinde ben de onun kadar etkilendim...



Namgung Min' in peformansı harika demiştim, Joon Ho' da altta kalmamış. Böyle olunca, ikisi bir de ortak bir ritim yakalayınca keyiften keyife koşmak izleyene kalmış.





Choo Nam-Ho (Kim Wo Hae)


Departmanın müdürü olan Choo dizinin en eğlenceli karakteri olabilir Chief Kim' den sonra. O pasif duruşu, işten kaytarmaya çalışması, ek gelir sağlama hevesi, beklenmedik anlarda verdiği zekice öğütlerin yanında aslında babacan bir karakter olması ve ekibindekileri düşünmesi ve elinden geldiğince onlara destek sağlaması O'nu daha da sevimli bir karakter yapıyor. Normalde bezgin ve salaş bir halde etrafta dolaşırken ara sıra beklenmedik aksiyonlara girmesi de cabası.






Hong Ga-Eun (Jung Hye-Seong)

Dizinin şapşiklerinden bir tanesi. Çok sevimli. Diziye ilk girdiğinde endişelenmiştim dizinin gidişatını bozar mı acaba diye ama çok tatlı bir çizgide tuttular böylece diziye tat verdi. Ayrıca Savcı Han ile olan ikili sahneleri de bir o kadar eğlenceli. Fighting!




Park Myung-Suk (Dong Ha)

İşte dizinin enteresan ve eğlenceli karakterlerinden bir tanesi daha. İzleyin göreceksiniz ^^




Na Hee-Yong (Kim Jae-Hwa)


Şirketin etik departmanı müdiresi Hee-Yong' u sadece izleyin. Demek istediklerimi anlarsınız sanırım ayrıca putlaştırma ya da aşırı fanlığın kişinin üzerinde nasıl durduğuna bir örnek olarak gösterebiliriz kendisini.







Oh Gwang-Sook (Lim Hwa-Young)

Dizinin en şeker şeyi olabilir. Ben de kıvırcık saçlı halini tercih ederim yalnız. Özelikle Chief Kim ile dertleşmeleri çok eğlencelidir.



Dizide bir de avukatlar var ki evlere şenlik. Gerçekten dizinin tuzu biberi olmuşlar. İzlerken çok eğlendim bu amcaları.


Dizide o kadar çok malzeme var ki; Chief Kim' in bekleme odasında verdiği mücadele aslında şirketteki yıldırma politikası çok eğlenceli bir süreç. Şirketler tazminatsız adam atmak için bu tarz yöntemlere başvurur zaman zaman ancak bu dizide yanlış adama çattılar. Patronların yanlış yönetim politikalarını ya da şahsi çıkarlarını istihdama katkı sağlıyoruz bize torpil geçin şeklinde savunmasının da bir örneği görülebilir.



Dizi komedi ama doğal ve akıcı bir komedi. Replikler, göndermeleri, oyunculuklar bana kalırsa iyi oturmuş. Bunun dışında iki ana karakterin tüm zeka ve kapasitelerine karşı aslında birbirinde çocuk olmaları, yan yana iyice zıvanadan çıkmaları, yalakalar, iş birlikçiler, adalet arayanlar, karakter değişimleri, özellikle karakterlerin birbirlerini doğal şekilde etkilemeleri insana keyif veriyor. Evet, sonuçta bir dizi bu nedenle rastlantılar, olayların bağlanmalarının bazen tesadüfi olması gibi durumlar var ama hiiiiiç göze batmıyor ^^



Fikrimi soracak olursanız bu diziyi kaçırmayın derim. İzlerken gerçekten çok keyif aldım ve eğlendim. Üzgünüm çünkü dizi bitti, eğlencem bitti :(





6 Nisan 2017 Perşembe

Udon no Kuni no Kiniro Kemari: Sıcak ve Tatlı Bir Anime





 Udon no Kuni no Kiniro Kemari 2016 animelerinden, 12 bölüm. 12 bölüm ama insanı böyle bir gevşetiyor, rahatlatıyor, eğlendiriyor zaman zaman hüzünlendiriyor biraz da olsa... Çok tatlı, çok sıcak bir anime.





Tokyo'da web dizaynı üzerine çalışan Souta Tawara (Nakamura Yuuichi) çeşitli nedenler üzerine kendi kasabasına bir süreliğine döndüğünde artık kimsenin yaşamadığı evlerinde bir çocuk bulur. Zamanla çocukla bağları gelişir ve Tawara bir süre sonra Poco adını verdiği çocuğa bağlanarak, işi gücü bırakıp onu yetiştirmeye karar verir. 12 bölüm bu ikisi ve kasabadaki diğerleri üzerinden günlük olaylara eğiliyor.






İnsanı eğlendirirken bir yandan da içine dokunan bir anime. Poco veledi sayesinde Tawara geçmişine dönüyor, yıllardır aklına gelmeyen anıları  hatırlıyor, neden buradan kaçtığı kafasında netleşiyor. Bazı konularla yüzleşme fırsatı buldukça aslında hayatında ne istediğinin farkına varıyor. Doğal olarak keşkeler ya da pişmanlıklar beliriyor geçmişe dair ancak  bunlar Tawara'yı ezip geçeceğine aksine Poco sayesinde geleceğe dair O'na güç veren öğelere dönüşüyor. Poco ve sevimliliğinden - çocuk ne de olsa, içtenliği, samimiyeti, masumiyeti etkileyici - nasibini alana tek kişi Tawara olmuyor. Ablası Rinko, kasabadaki diğerleri, en yakın arkadaşı Nakajima' da bu ilişkilerin içine giriyor.





Yani çok tatlı, insanın içini ısıtan bir anime.  Bunun yanında inanılmaz eğlenceli. Kim lise aşkıyla yıllar sonra anne dostu olmak ister ki? Çocuğun büyüdüğünü görünce duygulanan Tawara ayrıca bir tatlı. Nakajima (Sugita Tomozaku) dişleri yüzünden köpek balığına benzese ve bir nevi hödük olarak takılsa da aslında gönül insanı ve daha niceleri...








2016' nın en tatlı animelerinden. Özellikle Barakamon ya da Usagi Drop' u beğenmişseniz  Udon no Kuni tam size göre.


LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...