18 Ağustos 2017 Cuma

Qin's Moon (S5): 5. Sezon ( İlk 46 bölüm): Olala... (III)






Qin's Moon 5 sezon yazıma kaldığım yerden devam edeyim. Gönül ister 46. bölümden sonrasının çevirileri çabuk gelsin,  ben de sezonu bitireyim ama sabır önemli işte.


Yazının ilk bölümünde demiştim ki; ne karakterler girdi, öyle böyle değil. Gerçekten karakter bombardımanı oldu fakat güzel oldu.




Değinmek istediğim karakterlerden bir diğeri Zhongli Mei. Bu arkadaş bu sezon Sheng Qi ile birlikte en fazla arka arkaya karşılıklı mücadeleye giren karakter. Kimlerle yüz yüze gelmedi ki?


Zhongli Mei, Qin Ordusunun düşük rütbeli bir üyesi olarak karşımıza çıkıyor,o muhteşem zırhına rağmen. General Bai Tu' nun altında çalışıyor. General Bai Tu, seride sık sık karşılaşılan yozlaşmış, aslen ödleğin önde gideni olan, ne adamlarına ne halka acıyan biri. Söylenenlerden anlıyoruz ki, aslında Zhongli Mei çok daha yüksek bir rütbede olabilirmiş, kendisine teklif de edilmiş ancak Zhongli Mei bunu kesinlikle reddetmiş. Zhongli Mei her ne kadar Qin Ordusunda hizmet veriyor olsa da aslen Chu eyaletinden.  Ayrıca enfes bir ok tekniği var ki eminim buna da ilerleyen zamanlarda daha fazla değinilecektir.




Zhongli Mei ile Han Xin hemen hemen aynı anda seride gözüküyor. İki yakın arkadaş oldukları anlaşılıyor. Zhongli Mei ve Gao Jiangli - Xiaoya Zi arasındaki tatsızlığı  bir süreliğine sona erdiren Han Xin oluyor. 


(Han Xin' e daha sonra değineceğim)

Ardından Zhongli Mei kimlerle karşı karşıya gelmiyor ki? Zaten girdiği andan anlaşabileceği üzere seride önemli bir rolü olacak. Long Ju' nun Shao Yu için bulması gereken 4 kişiden bir tanesi kendisi. Zhongli Mei bir görev  insanı olmak ile birlikte şeref  kavramının bir nevi tanımı. Seriye giren en sevilesi karakterlerden bir tanesi bana kalırsa. Bu arada kafasındaki miğferi çıkardığında daha da bir güzelleşiyor ^^


(Tarihte de bir Zhongli Mei var. Bazı kaynaklar  adındaki karakterin yanlış çevrildiğini aslında adının Zhongli Mo olduğunu söylüyor. Zhongli Mei (ya da Mo) Qin karşıtı ayaklanmalara katılıyor. Sıradan bir asker olarak girdiği orduda generalliğe yükseliyor. Önce amcasına sonra da Xiang Yu' ya hizmet ediyor. Öyle ki Long Ju ile birlikte Xiang Yu' nun en önemli iki generalinden bir tanesi oluyor. Bu arada Han Xin ile gerçekten arkadaşlar. Han Xin' e çoğu kez referans oluyor ama Han Xin' in durumu daha farklı. Neyse geleceğe fazla girmeyeyim)



Ve kardeşler, bu sezon Hunlar da işin içine girdi. Merak ediyordum acaba Hunları işin içine katacaklar mı diye. Gerçi hikayeyi bu kadar açıp, genişletmişken Hunların resme dahil edilmemesi düşünülemezdi. 



Doğrusunu söylemek gerekirse Hunları salakça yansıtmışlar. Barbar desen değil, kuvvetli desen değil. Kabilemsi ama beceriksiz görünüyorlar. Gerçi şimdilik sadece bir kol dahil oldu olaya ve bunların da içeriden (yani Qin Sarayındaki entrika döndürenlerle) bağlantılı olduğu hissi verildi. 


Ying Zhen' in zaten başına bela olan Hunlar bir anda kendisi için en önemli tehlike konumuna yükseldi. Nasıl? Ying Zheng içerideki karışıklılar, saraydaki soru işaretleri, reformları, gemisi ile uğraşırken bir meteor düşüverdi kuzey batıya. Ve Hunlar ile sınır olan ve Çin Seddi' nin yapılmakta olduğu civar sınırdaki bir dağın üzerinde bir anda lavlarla yazılmış  "Qin"in sonu Hunlardan olacak" yazısı beliriverdi. Tabii bunlar hep hile hurda. Esasen Qin' in sonu ile ilgili kehanet başka, bu seride de dile getiriliyor ve hakikaten de başka bir yerden gelecek sonu. Neyse, kendisine rapor edilen bu durum karşısında Ying Zheng deliriyor tabii ki ve Çin Seddi' nin yapımının hızlandırılmasını emrederken, kuzeybatıdan gelen bu kabileyi İmparatorluğun bir numaralı düşmanı ilan ediyor ve en iyi generallerinden olan Meng Tian' ı oraya yolluyor.




Hunları kötü çizmişler falan dedim ama şu hanım kızımız hariç. Ortamlarda kurduyla birlikte dolaşan bu kadın hakkında çok bir bilgi çıkmadı henüz. Kabilenin bir esiri mi yoksa üyesi mi gibi bir detay vermedi kendisi henüz ancak son derece karizmatik olduğunu kabul etmek gerek. Meng Tian' ın azılı rakiplerinden bir tanesi oluverdi.


( Şimdi seriden kopup tarihe gelirsek; Qin Hanedanlığının var olduğu dönem MÖ 221-206 yani Ying Zheng' in tahta çıktıktan sonra kalan 6 eyaleti hükmüne aldığı ve kendini ilk imparator ilan ettiği dönem MÖ 221 ile başlıyor. Bu tarih, Hunların Teoman önderliğinde örgütlenerek bilinirliğini arttırdığı döneme denk geliyor. Özellikle Çinli kaynaklara göre Hunlar ya da Kuzeyli barbarlar bu tarihlerden çok daha önce de varlıklarını hissettirip Çin' e saldırlarda bulunuyor. Zaten Ying Zheng, Çin Seddi' ni baştan yaratmıyor. Kendisinden önceki kral ya da hükümdarların inşa ettirdiği kale, karakol ve duvarları sağlam bir mühendislikle birleştirerek işe başlıyor. Aslında tarih eğlenceli. Aynı dönemlerde iki büyük isim tarih sahnesine adım atıyor. 

Qin İmparatorluğunun ilk döneminde Hunlar saldırılarıyla oldukça ilerleyip, Xianyang' ı yani Ying Zheng' in sarayının bulunduğu dönemin başkentini tehdit edebilecek şekilde ilerliyorlar. Hunları büyük tehdit olarak gören Ying Zheng oldukça büyük bir orduyu  Meng Tian' ın emrine veriyor ve "git bu akınları durdur, Çin Seddi projesini tamamla" diyor. Meng Tian ordusu ile birlikte Hunlarla mücadeleye başlıyor ve Hunlar karşısında başarılı oluyor. ( Bu arada Çin kaynaklarında ve seride Xiongnu' dur Hunlara verilen ad. Bu çeşitli kaynaklarda Hiung-nu, Hsiung-nu ya da Hiong-nu gibi isimlerle de geçer. Seride Kuzeyli Barbarlar ya da Kuzeyin Kurtları gibi isimler de veriliyor) Hunları oldukça geriye sürülüyorlar hatta bu mücadele sonucu Hunlar için oldukça önemli olan Ordos Vadisi de Hunların elinden çıkıyor. Her ne kadar Hunlar için bir yenilgi olsa da Hunların ufak atakları hiç bitmiyor ve yeniden vurmak için düzenleniyorlar. (Buralara değinmeyeceğim çünkü bunlar seri kapsamında ele aldığım tarihten sonra olacak) Bu arada Ying Zheng başka işlerle uğraşıyor dedik ama aynı sürede Hunların da tek cephesi Qin değil. Onlar da Yueçilerle bir münakaşa içinde ^^. )





Hani bu yazının taaaa ilk bölümünde dedim ya neler neler yok, hangi karakterler yok bu sezon diye!! İşte adamlar  Makedonyalıları ( seride böyle adlandırılmış) da işin içine sokmuş hahahah. Makedonyalılar ya da Kayıp Roma Lejyonu hikayesi ciddi anlamda bir gerçeğe dönüşmek üzere sanırım. ( Konuyla ilgili daha önce detaylı sayılabilecek bir yazı yazmışım. Merak edenler için şurada) Hunların tarafında yer alıyorlar seride şu anda. Tarihe meraklı olan ya da daha önce bilgisi olanlar için bu Romalıların kalkan ve mızrak ile oluşturdukları çeşitli formasyonlar vardır. Seri bu detaya özenle değinmiş. Şimdilik pek konuşmadılar ancak Hunlu hatunun ardından Meng Tian' ın diğer bir baş ağrısı oldular. 



(Romalıların komutanı. Meng Tian ile birebir kavgaya girince Meng Tian' a nezaketen yerden kalkan al, eşit olalım diye anlattı vücut diliyle ama Meng Tian kabul etmedi. Tarzlar farklı sonuçta)



(Yalnız bir nokta var. Seriye girmeleri hoş ama biraz tarih atlaması var sanırım. Bu lejyonun tarihsel olarak biraz daha ilerleyen bir dönemde Çin'de ortaya çıkması gerekiyor, söylenenleri doğru sayarsak. Neyse, yine de renk getirmiş. 

Amma velakin bir nokta daha var ki belirtmeden geçemeyeceğim; Şimdi serideki dönemde Hunların kağan ya da hakanı ya da shan yu'su  Teoman. - Yanlış hatırlamıyorsam seride Touman ismi zikrediliyor - Sonra Mete Han gelecek, 10'luk sisteme dayanan ilk düzenli orduyu kuran Mete Han değil miydi? Ondan da bir ordu bekliyoruz.  Meng Tian' ın süper bir ordusu var, Romalıların bir düzeni hatta formasyon(ları)u bile var. İşin geyiği bir yana, seride Mete Han' ın dönemine gelinmesine henüz biraz süre var ki Çinlilerin lider olarak tanıyacağı ilk hükümdar olacak. Seride o dönemleri ölmeden görebilecek miyiz acaba bu yavaşlıkla?)



Bu arada Meng Tian' a da değinmek lazım. Daha önce mutlaka yapmışımdır gerçi ama serinin bir nevi R2 D2' su kendisi. Görev insanı ve son derece sadık bir hizmetkar. General Zhang ile duygu dolu yazışmaları insanın içini buruyor vallahi.



(Tarihteki Meng Tian  da başarılı bir general. Ailesi de askeri kanattan geliyor. Aynı zamanda Çin Seddi' nin tüm toparlaması, lojistiği, koordinasyonu ile uğraşan, mühendislikten de anlayan biri. Seride buna ufaktan değinilmiş. Gerçekten de hayatı bir noktadan sonra Hunlarla savaşmak ve Çin Seddini tamamlamak ile geçiyor. Hatta Fu Su da babası tarafından bir süre donra git orada biraz imparator olmayı öğren diye Meng Tian' ın yanına yollanıyor. İkisi uzun yıllar boyunca Hunlarla çarpışıyor.)


Farklı bir Ying Zheng ve Meng Tian yorumunu Kingdom  adlı animede bulabilirsiniz.


Yani daha bitmedi. Çoook karakter var. Peasant School, bu 46 bölüm içinde liderlik adına birbirine girdi. Ayıp ettiler aslında ama sayelerinde nice bomba karakter ortaya çıktı ama onlara artık daha sonra değineceğim. Şimdilik bunların haricinde adını anmadığım karakterlerin affına sığınayım ve ilk 46 bölüm için olan yazının sonuna geleyim.

Qin's Moon' un 5. sezonu enfes ilerliyor. Kurgu, akıcılık, derinlik büyük tat. Bence bir yerlerinden başlayın ^^




Yılbaşına denk gelen bölümlerin kapanışı için şöyle bir şey yapmışlar. Tek tek kontrol etmedim ama karakterleri seslendirenler söylüyor parçayı.




Olur da 5. sezona göz atmak, izlemek isteyen olursa İngilizce alt yazılı hali için, buraya göz atabilirsiniz.



13 Ağustos 2017 Pazar

BERTOLT BRECHT: Beş Paralık Roman - Kitap (2017 Klasik Kitap Okuma Maratonu -6)




"Ustura' nın ününü çetesine bulaştıran bu adamın bir tutkusu da, aynı, bizim gibi kitap okuyucularının daha yakından tanıdıkları sanayicilerimiz, bilginlerimiz, politikacılarımız gibi, yaptıklarını para için değil, şeytani bir güdü sonucuyla, belirli bir yaratıcılıkla ve sportmence bir yarışma hevesiyle yapmış olduğunu gazetelerden okuma merakıydı"


Bertolt Brecht' in Beş Paralık Roman'ını iki yıl önce bir kitap fuarından almıştım. Sakin bir kafa ile okumak adına sürekli erteleyip duruyordum. Bu nedenle bu kitabı 2017 Klasik Kitap Okuma Maratonuna dahil etmiştim.


Kitabı aslında geçen ay okuyup bitirdim ancak üzerine yazmamıştım. Doğrusunu söylemek gerekirse Temmuz ayında gerçek anlamıyla hiçbir şey yapmadım ve yapmak istemedim. O nedenle bu kitabın yorum yazısı bu aya kaldı.


Bertolt Brecht hayatımda beni en çok etkilemiş yazarlardan biridir, özellikle kuramsallaştırdığı, böyle demek doğru olacak, epik tiyatrosu ile. Bu sayede tiyatroya bakış açım daha da genişlemişti. Tiyatral çalışmalarının yanında şiirleri ile de uzak ve soğuk durduğum şiir alanına ufak, çok ufak bir yakınlaşma sağlamama teşviki vardır. Güzel ve eski günlerde Brecht üzerine az çalışmamıştık. Bertolt Brecht' i severim ve üzerine, özellikle de epik tiyatro üzerine sayfalarca yazı yazabilirim ancak bunu yapmayacağım. (Çünkü şu anda hava çok sıcak ayrıca bilgisayarım beni sinir ediyor. Dün yine bu konu hakkında yazdığım yazıyı yediği için şu anda ikinci kez yazıyorum ühühühüh. O daha dolu dolu bir yazıydı :(  )


İletişim Yayınlarından çıkan kitabın çevirisi Sevgi Soysal'a ait. Walter Benjamin' in sonzözü de esere eklenmiş, çok daha güzel olmuş. (Zaten Brecht'i anlamak için Walter Benjamin. Kelime oyunu yaptım diyeceğim ama bunlar hep sıcakların beyne verdiği tahribat! )


" Ah keşke herkes iyi insan olsa,
Ama şartlar imkan vermiyor buna."


Beş Paralık Roman' dan önce değinilmesi gereken başka bir yapıtı var Brecht' in, Üç Kuruşluk Opera. Bu metin Brecht' in epik tiyatro çerçevesinde hazırladığı bir metin. Adından da anlaşılacağı üzere operanın bir araç olarak tiyatro sahnesine teknik olarak uyarlanmış hali. 1928 yılında sergilenen bu oyunu Brecht, John Gay' in Dilenciler Operası'ndan esinlenerek yazmış. Eleştiri dolu, epik tiyatronun bir örneği olan bu oyun güzel noktalara değiniyor. Ayrıca Kurt Weill demem, anlayanlar için yeterli olacaktır sanırım. Metni daha önce okumuş ve yıllar önce bir amatör grubun yorumunu izleme fırsatım olmuştu.


İşte Beş Paralık Roman bu oyuna dayanıyor. Walter Benjamin' in sonsözde (ve diğer başka kaynaklarda bahsettiği gibi) Brecht, Üç Kuruşluk Opera' yı alıyor ve üzerinde sekiz sene çalışıyor ve bunu bir romana dönüştürüyor. Ortaya çıkan eser ise aslına  bakarsanız oyundan daha farklı bir roman. O nedenle Üç Kuruşluk Opera' yı bilmeseniz bile rahatlıkla okuyabilirsiniz. (Bunu bir yanlış anlaşılma olmaması için belirtiyorum.)



Romanın konusuna girmeyeceğim. Beş Paralık Roman, ironi dolu bir sistem eleştirisi. Kapitalizmin  tatlı ve şeker görünürken  aslında ne derece acımasız olduğunu ve neleri nasıl kullandığını gözler önüne süren bir roman. Bu sistemin, çeşitli tabakalardaki insanları nasıl gördüğüne, nasıl yönlendirdiğine dair güzel güzel gözlemleri ortaya seriyor. Bunu da hoş bir kurgu ile izleyene veriyor.

Bununla birlikte romanın başarılı olduğu noktalardan biri de karakterler ve tahlilleri. Onların güdülerini, motivasyonlarını başarılı bir şekilde ortaya koyuyor. Bu karakterler, bağlı oldukları alt tabakalar, bu tabakaların sistem içindeki yerleri, aralarındaki ilişkiler bütünü insanın doğasına dokunurken içindeki sistem eleştirisinin tutarlı ve oldukça derin olmasına olanak sağlıyor.



" "Herkes bilir ki,"derdi Peachum sık sık, "mülk sahiplerinin suçlarını koruyan başlıca şey, belirsizliktir. Politikacılar, herkes onların sadece ince ve yüksek suçlar işleyebileceklerine inandıkları için, rüşvet alabilirler. Eğer onların yaptıkları birisince olduğu gibi yansıtılabilirse, herkes " ne kabalık!" der ve bununla da olayı yansıtanı kasteder. Bu durumun yalnızca kaba olan yönü üzerinde durulur, çünkü inanılmaz olan, kabalıktır...... "



Brecht' e alışık olmayanlar için belki başlarda roman karışık veya kopuk gibi gelebilir ancak işin içine giren entrikalar hafif bir ivme sağlayacak ve ilerideki polisiye sos kitabın ritmini arttıracak. (Ayrıca bana sorarsanız sırf  Mac' in U Dükkanları gelişimi adına bile okunabilir bu roman hahaha. )



Sistem ve insan doğasını (masumiyet, motivasyon, ahlak vb...)  ele alan roman ilk kez 1934 yılında basılıyor. Okurken hala ele alınanların  ne kadar gerçek, hiç değişmemiş olduğunu görmek insanı eğlendiriyor diyeyim. Sistem ve içindeki çarkların amaç ve motivasyonlarının ( gerçi değişmesi beklenebilir miydi ya da kendisi var olmaya devam ederken değişebilir miydi, ayrı konular-sorular)  hatta kalabalıklar, yığınlar içinde yer alan bizlerin bile hiç değişmemiş olduğunu görmek  okuyanı şaşırtabilir. Güncelliğini kaybetmeyen bu kitap bu nedenle bir klasik olmayı hak ediyor.



"Savaşmaya onlar gittiler,
Ve bazı iyi kişiler,
Size cephane gerek dediler,
Onlara silah verdiler,
"Sür kurşunu silaha
Onsuz gitme savaşa"
"Siz gidin cepheye
Silah yapalım sizlere"
Böyle deyip silah ürettiler;
Sonra savaş ilan ettiler.
Sonra da bu çok iyi niyetliler,
"Haydin savaşa" dediler.
"Marş silah başına
Vatan gitti düşmana
Analar, bacılar adına,
Din ve kral hayrına"  "


-Savaş Şarkısı-


6 Ağustos 2017 Pazar

Qin's Moon (S5): 5. Sezon ( İlk 46 bölüm): Olala... (II)





 Qin's Moon 5. sezonun ilk 46 bölümünü içeren yazıma ilk bölümün ardından kaldığım yerden devam edeyim.  En son Fu Su' nun Konfüçyus Okuluna yaptığı ziyarette kalmıştım. Doğal sevgisinden kaynaklanmıyor bu ziyaret, amaçları var doğal olarak. Kendisi yalnız da gitmiyor. Bu gezide Zhao Gao, Li Sı ve diğer eşraf kendisine eşlik ediyor. Ufak bir eğlence de hazırlamışlar gelirken, elleri boş gelmemişler.


Konfüçyüs Okulu, Fu Nian' ın önderliğinde ilerliyor. Aslında Fu Nian, Yan Lu ve Zhang Liang okulun lider üçlüsü. 




Fu Nian' dan önceki isim olan Xun Kuang da okulda emekliliğinin tadını çıkarıyor. Xun Kuang önemli bir isim aslında çünkü Li Sı ve Han Fei' nin öğretmeni. Fu Nian, Yan Lu ve Zhang Liang' ın  aynı zamanda Qilu' nun üç kahramanı olarak adlandırıldığı çıtlatılıyor bu sezon ancak kimse  bu üçlünün geçmişini tam olarak bilemiyor. Bu ziyaret esnasında okulun ve üyelerinin heybetli göründüğü şüphe götürmez bir gerçek.



Fu Su kütüphaneye övgüler düzüp, biraz göz dağı verdikten ve Fu Nian' a "iyi düşün, İmparatorluğun yasal olarak yanında yer açayım sana" teklifini sunduktan sonra bu hediyeyi açıklıyorlar; "Bugün, konuşma değil ama kılıçlar üzerinden biraz maç izleyelim, her iki taraftan da katılımcılar kılıçlar üzerinden maharetini göstersin. " Fu Nian ve diğerleri bu öneriyi reddedemeyeceği için sonunda Fu Nian ve Yan Lu' nun gerçek güçleri ile ilgili (belki hepsi değil) bilgi sahibi olma fırsatımız oluyor.



Önce sahneye üçüncü kardeş olarak Zhang Liang çıkıyor. Aksiyon var mı? Yok :( Ama dahası var...

Şimdi serideki tüm karakterler favorim ama Zhang Liang' ın yeri başka. Favorilerimin favorisi oluyor kendisi. (Fan girl modu tekrar devrede) Zekasına ve becerisine daha önceki sezonlarda değinilmişti zaten. Kendisi bu üçlü içerisinde Mohistleri direkt destekleyen kişi. Qin' e karşı ayaklananların stratejisti. Şimdi buralardan yola çıkarak methiyeler düzebilirim kendisine ama iş zıvanadan çıkacağı için kesiyorum bu noktada.


(Zhang Liang' ın tarihsel karakterinden daha öncelerde bahsetmiş olmam lazım. Bahsetmediysem ileride bahsederim. Bu arada aklıma gelmişken yakın zamanlı yazılar içerisinde seçmem gerekirse, mesela Kralların Merhameti' nde de Zhang Liang yorumlanıyor.)


Şimdi napıyor Zhang Liang ya da Zifang? Rakibini seçme hakkı doğunca 6 Kılıcı birden rakip olarak kendisine seçiyor. Canım benim ( Şuraya bir kalp çizdim)  Ki bu hareket ve ardından yaptığı aslında çok zekice işler. Yalnız taktiksel olarak  yerinden gram kıpırdamamak ile birlikte çok konuştuğunu da söylemem lazım. Gerçekten yapması gerektiği gibi 6 Kılıcı konuşarak yıpratırken neredeyse beni de yıprattı canım benim. 





Yin Yang Okulunun eski bir üyesi olan yaşlı amca gibi - ki kendisi seride çok önemli bir yere sahip aslında- Zifang'cığım yani Zhang Liang beni de hayal kırıklığına uğratmadı.


(Bu sezon yeteri kadar göremediğimi düşünüyorum kendisini ama fan girllükten gözüm dönmüş olabilir, bilemiyorum. )





Sıra Yan Lu' ya gelince rakibi Sheng Qi oluyor. Şu ana kadar Yan Lu' yu kibar, nazik, sessiz sakin bir beyefendi , Zifang' a arka çıkan ve Mohistler ile olan iş birliğini destekleyen ortanca kişi olarak bildik. Potansiyelini hissettiriyordu ama hiç dışarı vurmamıştı. İşte Yan Lu vs Sheng Qi aksiyonunda kendisini gösterdi. Yan Lu' nun geçmişi hiç bilinmiyor. Müthişliği hakkında yapılan yorumları da aktarmayacağım sadece kılıç sıralamasında 16. sırada yer alan kılıca sahip olduğu notunu düşeyim. Bu sıralama aslında kılıcın gücü hakkında hiçbir fikir vermiyor  çünkü güçleri bambaşka. Ve Yan Lu ile Sheng Qi arasındaki mücadele Yan Lu' nun eşsiz karakterine uygun olarak sonlanıyor. Kendisinin Zhao Gao' nun dikkatini çekmesi üzücü bir durum tabii.


(Tadaa...... ve Yan Lu)



Sheng Qi ise bu sezon en fazla aksiyona giren karakterlerden bir tanesi. Yan Lu ile başlayan aksiyonları bir sürü insanla devam ediyor. Bu sezon geçmişine dair önemli bilgiler öğrendik. Öncelikle aradığı kardeşinin Net Trap' in içinde olduğu bilgisi verildi izleyene. Kimdir, ne amaçla oradadır, köle mi oldu bilemiyoruz henüz. İkinci olarak kendisinin bir zamanlar Köylü Okulunun ( İngilizce "Peasant School" olarak geçiyor, kısaca Köylü dedim ben) bir üyesi olduğu hatta bu okulun liderliğine oynadığını ancak daha sonra okuldan ayrıldığını öğrendik. Detaylar henüz netleşmedi ancak bir kısım O'nu hain olarak nitelendiriyor. Üzücü. Halbuki kendisi biraz düz mantık ve zaman zaman acımasız olmak ile birlikte söylediğini yapan, azimli bir karakter. 



Üçüncü olarak mücadele sırası Fu Nian ile Taoist okuldan, kendisine göre cennetten bana göre dünyanın hangi aptal köşesinden kopup geldiğini bilemediğim Xiomeng' e geliyor.



Bu sezon seriye yeni giren karakterlerden bir tanesi olan Xiomeng, sevmediğim karakterler olan Zhao Gao ve Li Sı' yı sollayarak birinciliğe oturdu. Taoist Okulun Cennet Klanından olan hatta klanın lideri olan bu kişi gerçekten kendini insanın üzerinde gören bununla yetinmeyip doruklara vardığını düşünen, içindeki kibrin farkında olmayan 18 yaşında bir kız esasen. Taoist Okulun İnsan Klanından nefret ettiğini düşündüğüm (ama kendisine sorsanız nefret diye bir duyguyu bilmiyordur çünkü fani işlerle uğraşmaz) , yüce doruklarına tam anlamıyla oturmak için kendi okulundan adam kesmekte sakınca görmeyen bu zibidi - hahahaha yerden yere vurdum yalnız - bu sezon etrafta arz ediyor. (Senin Qin ile ne işin var?)  Bu kadar yerden yere vurduğuma bakmayın. 8 yaşında Klanının 6 bilgesini yere sermeye başarmış ve aslında serinin en güçlü bir iki isminden biri. Buna rağmen kalpsizin ve beyinsizin teki bana kalırsa. Neyse ki bu mücadelede de Fu Nian bunu biraz çiziyor. Ardında İnsan Klanının lideri ve Mohistlerin dostu Xioayao Zi ile girdiği mücadeleden de ayrılıyor. Gerçi bana kalırsa sadece havayı kokluyor şu aralar ama bakalım. Yalnız General Zhang bundan etkilendi mi yoksa ardındaki güçten endişelendi mi bilemiyorum.


Gelelim Fu Nian' a. Okulun lideri olmak dışında da ne olduğunu bu sezonda göstermiş oldu. Elinde bulundurduğu kılıcın da kılıç sıralamasında 3. olduğunu öğrendik ki bunu kullanmak her babayiğidin harcı değil. Aynı zamanda sert görünen, disiplinli ve Zifang' ın aksine Konfüçyüs Okulunu iklimden ayrı tutmak için uğraş veren Fu Nian' ın zibidi Xiomeng' in boyunun ölçüsünü Taoist yoldan vermesi ayrıca hoşuma gitti.

Tüm bunlar yaşanırken Shao Yu, Shi Lan ve Tian Ming  Mirage' ın içinde bir yandan hayatta kalmaya çalışırken bir yandan da Yu'er' ı arıyorlar.



Shao Yu' nun Shi Lan' a yanık olduğunu biliyorduk aslında - Tian Ming bile farkındaydı - Hoş Shi Lan' ın da gönlü yok değildi ama bu sezon dışa vurdu sonunda. Bu ikisi böyle aksiyon içinde romantizm yaşadı.


5. sezonun en önemli gelişmelerinden bir tanesi ise Yu'er ın annesinin kim olduğunu öğrenmek oldu. Çok bomba bir karakter olmak ile birlikte serinin en güçlü bir iki isminden bir olduğu da anlaşılmış oldu. Hikayeler, hikayeler...

Neyse, burada keseyim ve bu 46 bölüm için bir üçüncü bölüm oluşturayım ^^



5 Ağustos 2017 Cumartesi

Qin's Moon (S5) : 5. Sezon ( İlk 46 bölüm): Olala... (I)






Uzun bir süre sonra yeni yeniden Qin's Moon ve merakla beklediğim 5. sezonun zamanı gelmişti artık. Uzun zaman olmuştu gerçekten ancak sezonun birikmesi ve çevirilerin gelmesi oldukça zaman alıyor. Buna rağmen yıllar geçmiş olmasına rağmen 4. sezonu nasıl bir heyecan ve tebessüm ile izlediğimi hala hatırlıyorum, ilginç! Üzücü olan tek nokta bunca beklemeye rağmen 5. sezonun sadece 46 bölümünü izleyebilmiş olmam. Gördüğüm kadarıyla bu sezonda bölüm sayısı 70' lere dayanacak,  şu anda bile 60. küsur bölüm yayınlandı ama işte kardeşler, bu noktada çeviri işin içine giriyor. İngilizce çevirileri beklemek zor. Alt yazısız Çince izlemek benim adıma yemez, arada bir şey kaçırmak istemiyorum, süper olaylar dönüyor çünkü.



Neyse, bu 46 bölüm bile iyi geldi. Neler olmadı ki? Bu seriyi nasılsa benden başka izleyen olmadığına göre istediğim şekilde, spoiler kaygısı olmaksızın, keyfimce yazıp, heyecanımı paylaşabilirim hahaha.


Bu sezonda 4. sezonun kaldığı yerden devam ediyor.  4. sezonda İmparator Ying Zheng' in ölümsüzlük iksirini elde etme ve ölümsüzlüğe ulaşma adına yaptırdığı gemi Mirage faaliyete geçmişti. Tianming, Shao Yu ve Shi Lan gemiye kaçak olarak giriş yapmıştı.


(Tarihi açıdan bakıldığında Ying Zheng' in gerçekten böyle bir çabası, ölümsüzlük ve ölümsüzlük iksiri üzerine böyle bir saplantısı var ve bir gemi yaptırdığı biliniyor.)


Mohistlerden olan efsanevi aşcı Pao Ding ise yakalanarak hapishaneye kapatılmıştı.

İmparator Ying Zheng' in en büyük oğlu Fu Su ise  Shanghai' ya gelmişti.



Olaylar bu noktadan sonra başlıyor. İlk olarak Fu Su' ya karşı düzenlenen bir suikast girişimi ile sahne açılıyor. Bunun akabinde dikkatler ve şüpheler hemen Konfüçyüs Okulu' na çekiliyor. Li Si' nin kışkırtmalarına rağmen olaya temkinli yaklaşan Fu Su, Konfüçyüs Okulu' na bir gezi düzenliyor. ( İyi ki de bunu yapıyor çünkü bu sayede harika sahnelerle karşılaşıyoruz ^^)



Bu esnada Dao Zhi, Pao Ding' i kurtarmak için kendi planlarını uyguluyor.


Bu sezon olaylar olaylar.... Bunun üzerine o kadar karakter işin içine giriyor ki sevince boğulmamak elde değil. Delicesine bir karakter akını var ki coşmamak elde değil. Karakterler arasındaki bağlar, ilişkiler, arkada dönen komplolar... Yani 5. sezon delicesine açıldı, hikaye artık tamamen bir zemine oturdu, çoğu nokta anlam kazandı. Hala gizemini koruyan bazı olaylar var tabii ki ancak onların ileride katacağı tat bambaşka olacak.


Tüm sezonda gelişen olayları yazmak mümkün değil, en iyisi karaterlerden gitmek olacak sanırım.


Bu sezon Dao Zhi' ye torpil yapmışlar. Kimdi Dao Zhi?  Mohist Okuldan ve Hırsızlar Kralı olarak bilinen bir karakterdi. Hızı, zekası ve hafifliği en önemli özellikleri. Bu sezonda da bunları gösterdi. Bir de aslında bu adama çirkin falan diyorlardı ama bildiğiniz sevimli bu adam.





Özellikle General Zhang ve Gölge Birliği ile girdiği aksiyonlar kaçırılmaması gerekenler arasında. Bu sezon kendisi bana kalırsa çok karizmatik.



(Yani Zhao Gao' nun çizimine  bayılıyorum, Saçlar, bakışlar ve tırnaklar )




(Kısaca 6 Kılıç diyorum ben bunlara)


Serinin en tehlikeli isimlerinden biri olduğunu daha önce de hissetren Zhao Gao, bu sezon bunu ve elinde tuttuğu tehlikeyi iyice pekiştirdi. Normal şartlarda,  Zhao Gao seride Li Si ile sevmediğim iki karakterden bir tanesi. (Bu sezon bir üçüncüsü daha eklendi buna, ileride değineceğim)  Gerçi bu seri içindeki çizimine hastayım orası ayrı. Daha önceki sezonlarda Net Trap Organizasyonunun kendisine bağlı olduğunu görmüştük. Bu organizasyon serideki en tehlikeli organizasyon, boşuna örümcek ağı demiyorlar. Ayrıca bu organizasyonun en tehlikeli silahı içinde bulunan 6 önemli kılıcı kullanan ve 6 Swords Slaves denilen 6 kişi. Bunların karşısında durmak biraz zor. Bu sezonda bu durum iyice gün yüzüne çıktı. Bununla birlikte sezonun ilerleyen bölümlerinde Zhao Gao' nun planları ve neler çevirdiği de su yüzüne çıkıyor. Bunu biz anlıyoruz gerçi, çok az kişi nice takiplerden sonra farkına varacak.


( Tarihsel bir figür olarak Zhao Gao, Qin İmparatorluğu döneminde sarayda görev almış hadımlardan bir tanesi. Sadece bu sezona kadar olan tarihsel gelişiminden bahsedecek olursam, başarı basamaklarını becerileriyle hızla çıkan ve Ying Zheng' in en güvendiği adamlardan bir tanesi olan Zhao Gao' nun Li Si ile çevirdiği dolaplar... Burada keselim. Seride de olduğu gibi hedeflerinde Fu Su var)



(Burada kendisi baş aşağı, dağdan serbest düşüş yapıyor ^^)



Bu sezon ortama giren, gözlerimizi şenlendiren, izleme keyfimizi yükselten karakterlerden ilki General Zhang Han. Kendisi Qin Ordusunun bir generali ve direkt olarak İmparator Ying Zheng' e bağlı.  Safi güçten oluşmayan bu general aynı zamanda zeki ve olayların arkasını hissedebilme kabiliyetine sahip, ne güzel ki. Ayrıca yemleme konusunda oldukça başarılı. Fu Su' ya düzenlenen başarısız suikast girişimini yememesi ile belli etti kendisini. Yine de sahip olduğu kapasitesi ile  düşmanları için korkutucu bir karakter sayılır.




"Eğer biri almak istiyorsa önce vermelidir"

Han Feizi' nin bu sözlerini Zhang Han' ın ağzından duyuyoruz. Kendisi askeri okulun bir üyesi olması nedeniyle doğal olarak Savaş Sanatı'na hakim olmak ile birlikte döneminin düşünce okullarının eserlerini de es geçmemiş.


(Zhang Han da serideki pek çok karakter gibi tarihsel bir figür. Zaten seri belli bir tarihi olayı anlatıyor biraz daha fantezi ve tatlı bir şekilde. Zhang Han da ilk başlarda Wang Jian' ın altında çalışan sonra terfi eden bir general. Şimdilik sadece bu kadarından bahsedeyim) 



Bu sezonun en güzel olaylarından bir tanesi (yani seriyi sevenler, gerçeklerden bağımsız olarak serinin akışına kendini kaptıranlar için) Mohistler ile Quicksand' in yaptığı ittifak oldu. Sorun şimdi;  buna ön ayak olan, bunu sağlayan kim? Tabii ki Zhang Liang hahaha. ( Fan girl modu bu noktada açıldı ^^) Başka kim olabilir?! Neyse, iyi de oldu aslında bu ittifak, biraz neşe ve eğlence de getirdi. Karakterlerin birbirlerine çocukça yaklaşımları izlenmeye değer. Özellikle Ah Xue ve Crimson Snake dalaşmaları çok eğlenceli. ( Ah Xue kıskandı ya hahahahahah)




Bu ittifakın bir sonucu olarak Ge Nie ve Wei Zhuang birlikte hareket etmeye başladılar. Bu ikisi birlikteyken inanılmaz olduklarına değinmeme gerek var mı bilemiyorum. İşte daha ilk bölümlerde insanı keyfin doruklarına çıkaran sahnelere imza atıyorlar. Dao Zhi ve Pao Ding' i kurtarmak için General Zhang' ın tuzağını bilerek hapsihaneye geldiklerinde ve tam kurtulmalarına ramak kala ilk önce Net Trap Organizasyonunun 6 kılıcı ile kapışmak durumunda kalıyorlar.



Dediğim gibi bu ikisi de ayrı ayrı boş adamlar değiller ancak birlikte hareket ettiklerinde ( ki bunu ilk kez görüyoruz ve Ge Nie kendi kılıcı yerine tahta bir kılıç kullanıyor olsa bile) başka bir boyuta geçiyorlar ancak karşılarındakiler de boş değil.






(İşte Ge Nie, Zhang Han ve Wei Zhuang bir kafesin üzerinde kısa bir süreliğine iletişim kurarken)



Yetmiyor, sonra bir bölüm var ki Wei Zhuang, Ge Nie ve General Zhang' ın üçlü kapışmasıdır, bu sahne bana kalırsa müziği, görselliği ve estetiği açısından serinin tavan yaptığı noktalardan bir tanesi. Çok keyifli. (Birden çok izlediğim doğrudur)




Hazır yeri gelmişken Wei Zhuang' a da değinmek lazım. Bu sezon içinde insaniyeti az da olsa su yüzüne çıktı. Bir kısım konuda kendisini akladı sayılır. Bu 46 bölüm içerisinde daha eğlenceli ve alttan alta laf sokucu. Ge Nie ile ortaklıklarının hiç bozulmamasını diliyor insan. Ge Nie ile yaptığı konuşmalarda bazı noktalar açığa çıkıyor. Yine bu konuşmalardan bir tanesinde Ge Nie' nin ağzından Ying Zheng seri içindeki konumuna oturuluyor.

"O'nun gibi biri dünyaya daha önce gelmedi, bundan sonra da bir daha gelmeyecek"

Bu ikilinin yolculuğu esnasında Wei Zhuang' ın dillendirdiği mısralar ve düşünceler de önemli ve hoş;

" Güç kılıçları kınından çıktı, dünyada yaralar bıraktı.
Daha fazla fethetmek hırsı, sadece daha fazla düşman kazanmak için.
Bu kötü iradenin kaderi mi,
yoksa zirveye tırmanmanın bir yolu mu?
Görkemle yanan belirgin istekler.
Hayatlar doğar ve düşer.
Eğer tarih bir şarkı kadar uzunsa,
Kayıp ruhlar bu müziği besteler.
Cennet ile cehennem arasında,
Kimin dokunulmazlık eli gelip, zitheri çalacak?" 

( Çeviri üzerinde pek durmadım, dursam da daha iyisi olmazdı. Bendeki bu kısıtlı yetenekle idare etmek durumundayız)



Prens Fu su' ya değinmeden geçmek olmaz çünkü kendisi bu sezonun önemli isimlerinden bir tanesi. Daha önceki sezonlarda da az çok değinilen Fu su' nun karakteri bu sezon daha belirgin bir hal alıyor. İmparator' un en büyük oğlu olan ancak babasının resmi olarak varis olarak henüz atamadığı oğlu Fu Su' nun aslında imparatorluk ve insanlarla ilgilenen, daha merhametli, akıllı biri olduğu  ve daha birleştirici bir yaklaşıma sahip olduğu görülüyor. Ne yazık ki, hayatı üzerine çeşitli oyunlar oynanıyor. İlk suikast girişiminin ardından Konfüçyüs Okuluna ziyaret gerçekleştirmesi benim açımda şahane oldu açıkçası ancak kendisi adına da faydalı olduğu söylenebilir.


(Tarihsel bir figür olarak Fu Su' ya değinmek gerekirse yine bu sezonun işlediği kadarından bahsedeyim. Ying Zheng' in büyük oğlu. Kaynakların söylediğine göre daha merhametli, sakin bir yapıya sahip. Babasının sert ve yıkıcı politikalarına biraz ters düşüyor. Ve gerçekten babasının sinir olduğu ve yıkmak istediği Konfüçyüs Okulu' nu biraz savunarak babası ile ilk zıtlaşmasını yaşıyor)

Görüyorum ki bu yazı biraz uzun olacak. O nedenle ikiye bölmekte fayda var diyerek şimdilik buraya bir nokta koyayım.

Qin's Moon' u izlemeyenler çok şey kaçırıyor bence hahahah ^^


Bu sezonun açılışı;




(Parça hala aynı, ne güzel)


Bu ise en sevdiğim kapanış parçası. Görüntülerin bir kısmı bu sezona bir kısmı eski sezonlara ait




17 Temmuz 2017 Pazartesi

Strong Woman Do Bong Soon (Kore Dizisi): Güç Do Bong Soon' da...




Ben ki böyle  romantik komedilerden ya da genelinde bu tarz dizilerden uzak dururum ancak sanırım gülmeye ihtiyacım olduğuna karar verip bu diziye başladım ve ilk bölümde dizinin şirinliğine kapılıp devam ettim. Büyük bir beklentim yoktu başlarken, bakalım nasılmış, nereye kadar devam ederim diye başlamıştım, işin sırrı bu olsa gerek. Eğer Strong Woman Do Bong Soon' u izleyecekseniz büyük beklentilerle başlamayın. Bırakın kendinizi, öylesine vakit geçirmek için başlayın o zaman dizi işini yapıp izlerken keyifli bir süreç yaşatıyor.



2017 - Kore dizilerinden olan Strong Woman Do Bong Soon' da Park Bo-Young, Park Hyun Sik , Ji Soo, Kim Won  Hae, Lim Won Hee  gibi isimler yer alıyor.






Dizide bir adet Do Bong Soon var. Ailenin geçmişinden itibaren ailenin kadınları inanılmaz bir fiziksel güce sahip ancak bunu kötü ve kontrolsüz şekilde kullanmamaları lazım zira o zaman bu gücü kaybediyorlar. Bu kızımız da hayatı boyunca bu güçle tam barışamamış, okumaktan zevk almayan, kendi video oyununu yapmak isteyen, zaman zaman mız mız, zaman zaman garip tavırlar içerisine girebilen biri. Çocukluk arkadaşı ve polis olan  In Kook-Doo' ya yanık ancak In Kook Doo' nun konuya yaklaşımı mesafeli. Bu esnada Do Bong Soon' un hayatına An Min-Hyuk giriyor ve O'nu koruması olarak işe alıyor.  Park Bo-Young sevimli, zaman zaman karakteri insanı deli etse de işi götürmüş. Bir de rujunun rengini pek beğendim.

Ayrıca bir de dizide seri bir suçlu var, kadınları kaçırıyor.


Hani her türden biraz var içinde dizinin, dizi de kendini pek sallamıyor. Dümdüz ilerliyor, gelişmeleri saklamıyor yani aslında beklediğiniz olaylar oluyor ve sonuçlanıyor. Eğlenceli mi? Evet. Bu nedenle ve biraz da oyuncuların hatırına izliyoruz.






(Bununla eller havaya moduna giriyoruz, hep birlikte...)


Öncelikle ben de CEO olmak ve An Min Hyuk gibi bir iş stili oluşturmak istiyorum. Bir el atıp beni CEO yapsak olmaz mı acaba? Bu arada Park Hyung Sik dizinin ana dinomosu olmuş, kendisini tebrik etmek lazım. Doğal, enerjik ve sevimli. Kendini biraz daha geliştirebilirse ileride çok daha iyi bir oyuncu olacak. Ayrıca bu çocuğun yüzü çok güzel bence ^^






In-Kook Doo, dizinin odunu ve kaybedeni ödülünü kazanıyor. Ha, iyi ki  odun çıktı da iş üçgenlere beşgenlere pek sarmadı. Buradan beni ve benim gibileri bu ağır ve ızdıraplı yükten kurtaran senaristlere de selamlarımı gönderirim, sağ olsunlar.


Karakoldaki çocukların mimikleri de en az bu ikisi kadar sevimliydi. Bu arada en çok eğlendiğim noktalardan bir diğeri ise TED konferanslarına yapılan gönderme idi.





Kim Won Hae her ne kadar birbirinden kılçık iki karakteri canlandırmış olsa da oldukça başarılı olmuş. Diziye renk gelmiş.


Bu dizide de arkaya mavi sakal hikayesini kitlemişler. Olmuş aslında sadece polis biraz daha uyanık olsa daha iyi olacakmış ama olsun.


Neyse, izledim ve pişman değilim. Böyle eğlenceli, pek ciddi olmayan, iç baymayan dizi arıyorsanız deneyin bence.


Kapanış olsun;



26 Haziran 2017 Pazartesi

Man to Man ( Kore Dizisi): En Büyük Star, Dark Death



Man to Man 2017 Kore dizilerinden bir tanesi. İzlerken keyifli zaman geçireceğiniz, ajanlı kaçanlı, aksiyonel ama aynı zamanda sıcak ve sevimli bir dizi mi arıyorsunuz? O zaman size bir adet, 16 bölümlük Man to Man hediye ediyoruz.


Park Hae Jin, Park Sung Woong, Kim Min Jung, Chae Jung An, Yeon Jeong Hun gibi isimlerin yer aldığı dizi eğlenceli.



Ajan K (Park Hae Jin) var elimizde  bir tane. Şimdi, Kore istihbaratında  Ghost dedikleri bir tür varmış. Bunlar gerçek kimliği tamamen saklı birer hayalet gibiler. İsim yok, şan, şöhret yok. Genellikle yurt dışı operasyonlarında görev alıyorlar. Ajan K da böyle biri işte. Gelin görün ki bir gün Kore'deki üç tahta oyma Buda heykelini bulma görevi için geri çağrılıyor. Bu gizli görevde yeni kimliği ünlü Koreli aktör Yeo Woon-Gwang' in koruması olmak oluyor.



Yeo Woon-Gwang (Park Sung-Woong) Dark Death rolüyle kendini dünyaya tanıttıktan sonra işleri biraz daha yoluna girmiş bir aksiyon filmi yıldızı. Kendisine biraz düşkün, zaman zaman kaprisli bir kişi.


Cha Do-Ha ( Kim Min Jung), Yeo Woon- Gwang' ın bir numaralı fan girl' ü ve menajeri. Kendisini tamamen bu aktöre adamış durumda.



İşte zavallı Ajan K, onca James Bondculuktan  sonra bu ekibin bir parçası ve koruması oluveriyor. Bununla birlikte gizli görev devam ediyor.


Dizinin ilk iki bölümü klişelikten ölüyor. Özellikle ilk bölüm. Ha, kötü mü?  Eğleniyoruz çünkü dizi de kendini çok ciddiye almıyor. Devamında daha iyi toparlıyor dizi kendisini.




Bu arada dizide  Park Hae Jin' in oynadığını birinci bölümün sonunda idrak edebildim. Onu da kendim idrak edemedim, açıp dizide kimler oynuyormuş baktım. Neyse bu çocuğu sevmeme rağmen birinci bölümün sonunda tanıyabilmiş olmam da başarı. Dizi bittikten sonra da durumun farkına varabilirdim ^^







Yeon Woon Gwang ( Park Sung Woon ) :  Dizinin aslında en kral insanı. Bu arada bu adam da hiç yaşlanmıyor  sanki, gerçekten moralim bozuluyor bakın. Gerçi dizide kullandıkları kadar maske ve bakım ürünü kullansam ben de biraz daha farklı olabilirdim belki.


Bu arada sabahları kalkmamak için verdiği mücadele ve taktikler aynı ben. Zaten bu sahneleri gördüm, hemen diziye ve karaktere kanım ısınıverdi.




Guard Kim yani bizim koruma Kim yani Agent K' nın bu film ekürisine başlarda tavırları çok eğlenceliydi sonlarda daha bir tatlı oldu. Ajanımızı takdir ediyoruz ki kendisi mükemmele yakın bir karakter oluyor. Park Hae Jin iyi bir iş çıkarmış, zaman zaman Park Hae Jin ve mimiklerini seyrediyoruz zaten. İyi götürmüş diziyi.





Cha Do Ha (Kim Min Jung):  Başlarda eğlenceli bir karakter sayılırdı Cha Do Ha  ancak ilerleyen bölümlerde karakter biraz sıkıcılaştı sanki? Kim Min Jung güzel kadın, performansı da fena değil ancak sanki zaman zaman abartıya çok düştü. Bu arada gözleri çok tatlı.



Song Mi-Eun ( Chae Jung  An) :  Dizinin en "acıları kadını" vakası olmasına rağmen bunu çaktırmaması takdire şayan. Bir nevi amazon kendisi birilerine göre ^^


Lee Dong-Hyun (Jeong Man-Sik):   Dizinin en neşeli karakteri kendisi olabilir. Son derece renkli bir o kadar da doğrucu.


Bu arada arada Namgung Min de misafir oyuncu olarak belirdi ya,  o esnada keyiflerden keyif beğeniyordum :))



Dizinin en pislik karakterinin kim olduğunu ben söylemiyorum, izleyince öğreneceksiniz.





Yani diziyi bence izleyin. Tamam,  ikinci bölümdeydi sanırım, o fantastik trafik kazası falan ne oluyoruz dedirtebilir ancak diziyi izlemenin şartı bu. Kendimizi rahat bırakıyoruz, kafamızı takmıyoruz çünkü dizinin konsepti bu. Bunun dışında oyunculuklar iyi, aksiyon iyi, komedi iyi. Bir tek bazen Cha Do Ha ve Cha Do ha &Kim Sul Wul sahneleri uzuyor, onu da görmezden geliyoruz.


Yalnız bu esnada Türk Hava Yolları nasıl sponsor olduysa bu diziye, dizideki tüm uçuşlar  Türk Hava Yolları ile ahahahaha..Ayrıca dizide yer alan David McInnis' i de kutluyoruz. Petrov'luk kendisine çok yakışmış

Bana kalırsa  Man to Man' e şans verin. Pişman olmayacaksınız.





19 Haziran 2017 Pazartesi

Voice: Kore Dizisi




2017' de yayınlanan Kore dizilerinden bir tanesi olan Voice polisiye/gerilim tarzında 16 bölümlük bir dizi.


Bir adet dedektifimiz var, Moo Jin-Hyuk (Jang Hyuk). Kendisi gayet başarılı bir dedektif öyle ki ödüller falan alıyor ancak ne yazık ki bir gün karısı bir katilin ellerinde can veriyor.  Moo Jin Hyuk' un eşi öldürülmeden önce acil durum çağrı merkezini arıyor yani dizide bu numara 112 ancak büyük bir hata nedeniyle katile avlanıveriyor. Sonucunda tüm suç bu çağrı merkezinin bir çalışanı olan Kang Kwoon-Joo' ya atılıyor (Lee Ha-na) her ne kadar kendisi durumun hiç de göründüğü gibi olmadığına ve çağrı merkezinin kayıtlarının silindiğini iddia etse bile.



Aradan zaman geçiyor, başarılı dedektif bir tür depresyon içerisinde rütbesi düşürülmüş bir şekilde yine polis organizasyonu içinde çalışmaya devam etmekte. İşitme yeteneği çok yüksek hatta özel olan Kang Kwon-Joo ise yurt dışına çıkıp  konu ile ilgili eğitim aldıktan sonra Kore' ye geri dönmüş. Yaptığı ilk iş,  Jin-Hyuk' un çalıştığı karakola gelip 112 merkezi açtırmak ve özel bir ekip kurdurmak. Tabii ki hem üstleri hem de Jin-Hyuk' u ikna etmek kolay değil. Her ne kadar her ikisi de geçmişteki bu olaydan etkilenmiş olsa da birbirlerine pek güvenleri yok.



Dizi, bu çağrı merkezine gelen ihbarlar ve polisin buna verdiği tepkileri bölümlerde işlerken arka tarafta hem Moo Jin-Hyuk hem de Kang Kwon Joo bu bir türlü ulaşılamayan, korunan seri katili arıyor.


Bu diziye bir türlü elim gitmiyordu açıkçası. İlk bölümden sonra da acaba bıraksam mı diye düşünmüştüm. Sorun diziden değil benden kaynaklıydı aslında ama devam ettiğim iyi olmuş.



Dizinin dinamosu kesinlikle Jang Hyuk, adam kendini ve diziyi izletiyor. Kurgu fena değil, oyunculuklar iyi. Takıldığım tek nokta Lee Ha Na. Oyunculuğu iyi hoş ama tüm dizi boyunca koruduğu ağlamaklı ses tonu bana battı. Belki sadece ben takılmışımdır buna. Dizide bonus olarak bir adet Yesung da bulabilirsiniz.



Dizide ayrıca görüyoruz ki acil durumlarda iletişim ve olaya anında müdahale önemli. Bu esnada geçen zaman kritik. Herkesin bunun farkında olması çok hoş olurdu zira bir olay için aradığınızda ekiplerin bir saat sonra varması pek hoş olmuyor.


Bana kalırsa Voice, 2017' nin kayda değer ve iyi dizilerinden bir tanesi. Göz atmakta ve izlemekte fayda var.


Bir anlaşma yapsak ve bu tarz dizilerin sayısı artsa daha hoş olmaz mı acaba?

14 Haziran 2017 Çarşamba

Pied Piper ( 2016 - Kore Dizisi ) - Kavallar, Masallar, Hayatlar...




Pied Piper 2016 yapımı Kore dizilerinden bir  tanesi. Nicedir romantizmden uzak polisiye tarzı dizi arayışlarım esnasında dizinin övüldüğünü görüyordum. Sonunda diziyi izlemeye zamanım oldu.


Shin Ha-Kyun , Yu Jun-Sang, Jo Yoon-Hee, Kim Hong-Fa, Sung Dong-Il, Jo Jae-Yun, Yoo Seung-Mok  gibi isimlerin yer aldığı bu Kore dizisini herkese tavsiye ederim.



16 bölümlük bu Kore dizisi temelini Fareli Köyün Kavalcısı üzerine oturtmuş. Hemen hemen hepimiz bu masalı biliriz. Hamelin' i fareler basınca kavalcı halk ile anlaşır ve fareleri kavalından çıkan müzik eşliğinde kasabadan uzaklaştırır. İşini bitirip insanları bu büyük dertten uzaklaştırdığında ise kasabanın önde gelenleri anlaşmayı bozar ve hiçbir şekilde kavalcıya verdikleri sözü yerine getirmez. Sonunda kavalcı bu sefer kavalının peşine kasabanın tüm çocuklarını takar ve onları alır götürür, geride ise sadece bacakları sakat bir çoban kalır. Grimm Kardeşlerin tüm masalları gibi bu masal da son derece karamsar. Çocukken bu masalı okuduğumda hiç kimseyi haklı bulmamış bir de üzerine böyle masal mı olur diye isyan etmiştim, diğerlerinden farklı olarak.  Bana en karanlık gelen masallardan biriydi sanırım.




(Kim Bo Hyung / Spica) - Our Story)




Dizide Joo Sung-Chan ( Shin Ha-Kyun ) bağımsız bir arabulucu olarak hayatını sürdüren biri. Her ne kadar bağımsız olsa da aslında ağırlıklı olarak ilişki içinde bulunduğu bir firmanın iş ile ilgili ara buluculuğunu yapmakta çoğunlukta. Günün birinde bu şirketin Filipinler' deki çalışanları kaçırılır ve üstüne şirketten fidye istenir. Böylece  Joo Sung-Chan' a Filipinler yolu düşer. Hayatı ve pazarlığı bir al-ver ilişkisi içinde gören Joo Sung Chan,  bu 5 rehineden dört tanesi kurtarır. Kore' ye döndüğünde  bir kahraman olarak karşılanırken bir süre sonra o esnada bulunduğu bir restorana bir saldırı düzenlenir. Bu sırada restorandaki bu saldırıya polis çatısı altında zorla kurulmuş olan arabulucu takımı ile bir muhabir olan Yoon Hee-Sung (Yu Jun-Sang) da bu dahil olur. Kavalcının ilk işi olan bu saldırıda bir takım şeyler yüz üstüne çıkarken (aslında bunun buz dağının görünen kısmı olduğu pek anlaşılmıyor) bu durum bazı insanların hayatını etkiler. Bunun ardından Kavalcının diğer planları sırasıyla gelmeye başlar...



Aslında bir toplum ve sistem eleştirisi olan dizide karşıtlıklar, doğru- yanlış, yöntemler, toplumun unutkanlığı, vicdan azapları, öfke ve intikam duyguları bireysel ve kitlesel olarak işlenirken ajitasyondan olabildiğince uzak durulmuş ki bu benim için artı puan. Bunun dışında oyunculukları ben beğendim, doğal ve sırıtmıyor. Dizinin konusunu anlatınca çok karamsarmış gibi geliyor ancak bunu iyi dengelemişler ve dizi kendisini soluksuz izletiyor. Bir alt metni var, bunu ne sloganist ne de baskın bir şekilde sunuyor sadece aslında günümüzde uzak olmadığımız çoğu olayı mümkün olduğu derecede tarafsız bir şekilde izleyenin önüne koyuyor. Öyle geniş ölçekli de değil aslında, küçük bir olay, küçük bir mekan ancak evrensel bir durum denilebilir kısaca...





(Bunu dizi boyunca sık sık duyacaksınız. Diziye ayrı bir hava katmasının yanında çok yakışmış. Bu arada aslında bu sözler  Heinrich Heine' e ait ve  Schubert tarafından bestelenmiş parçalardan bir tanesi ve orijinal adı Der Doppelganger. Yazının altında Schubert versiyonunu bulabilirsiniz)




Bir noktaya ayrıca değinelim. Dizi 14. bölüme kadar kurgu açısından, derlilik topluluk, karakter gelişimi ve diğer açılardan çok iyi ilerliyor. 14. bölümde de bitirebilirlermiş aslında. 15. ve 16. bölümde "olay açısından abartmışlar ama" diyebilirsiniz ancak aslında bu iki bölümde özellikle değinilen bazı noktalar var. Bana kalırsa bu söylenecek olanlar söylenmese eğer eksik kalırmış. Yani belirtmeden geçemeyeceğim, 16. bölümde duygulanmadım değil. Oldukça duygulanmış olabilirim...





( Ost' un güzel parçalarından bir tanesi daha...)




Aslında Pied Piper hakkında yazılacak çok şey var ancak izlemeyenlere haksızlık olmasın, tadı kaçmasın. Çok detaylı bakmadım sadece göz ucuyla okudum ancak yanlış anlamadıysam dizinin reytingleri düşükmüş Kore'de. İlginç bir durum daha...Yine de siz onlara bakmayın ve Pied Piper' a şans verin hatta normalde Kore dizisi izlemiyor olsanız bile bunu atlamayın bence, şiddetle tavsiye ederim.



11 Haziran 2017 Pazar

MİHAİL BULGAKOV: Ölümcül Yumurtalar - Kitap - ( 2017 Klasik Kitap Okuma Maratonu- 5)





Mihail Bulgakov 1891 - Kiev doğumlu bir Rus yazar. Kendisinin eserleri dönemi boyunca  yasaklandığı  ya da daha doğrusu yazar ve eserleri dışlandığı için eserleri zamanla değer kazanan yazarlardan bir tanesi. Ülkemizde de eserleri çevrilmiş ve çoğu okur kendisiyle çoktan beridir tanışmış durumda zaten. Şahsen Ölümcül Yumurtalar benim ilk Bulgakov kitabım oldu ama ne diyoruz;  Geç olsun, güç olmasın. Benim adıma devamı gelecek.



Kitap ile ilgili yorumlarıma geçmeden önce belirtmem  gereken bir nokta var ki o da kitaba istemeden de olsa biraz kötü davranmış olmam olabilir, tamamen elimde olmayan nedenlerden ötürü. Öncelikle kitabın dili çok sade, bir oturuşta okuyabileceğiniz bir öykü olarak düşünün. Ne yazık ki çok yoğun ve benim adıma beklenmedik olayların geliştiği bir sürece denk gelmesi açısından kitap benimle birlikte bir ay dolaştı durdu. Toplamda bakarsanız bir kaç saat içinde bitirmeme rağmen uzun aralıklar girdi araya. Bu nedenle hakkını verememiş olabilirim. Bazen istemeden oluyor böyle işler.



Kitap 1924 yılında yazılmasına rağmen olaylar ağırlıklı olarak 1928 yılında geçiyor. Ülkesinde  ünlü ve başarılı bir zoolog olan Profesör Persikov günün birinde kimsenin farketmediği bir kızıl ışını keşfediyor. Çeşitli deneme ve deneylerin ardından bu ışının çok sıra dışı olduğunu anlıyor,  öyle ki bu ışın belirli şartlar ve düzenekler altında organizmalara bir etki yapıyor. Bilim dilinden uzak ve kabaca onları canlandırıyor diyelim. Yani onları büyütüyor, işi çabuklaştırıyor. Persikov, Moskova' nın canlı ve ışıklar altındaki hayatından kopuk, kendisini enstitünün laboratuvarına adamış ve bilim etiğinin takipçisi bir bilim insanı olarak bunun karşısında oldukça heyecanlanmasına rağmen daha bu ışına bir ad koyamadan ya da bir netliğe ve doğru sonuçlarına ulaştıramadan (kendi adına) bu büyük ve muhteşem buluş gazeteciler aracılığıyla  yani medya ağzından yayılıyor. Bu haberler hem devlet hem de insanlar arasında bir heyecan dalgası yaratıyor her ne kadar Persikov bundan hoşnutsuz olsa da.


Bu kızıl ışının heyecanı ülke ve yurt dışına yayılmışken bir şekilde Rusya' da tavuklar üzerinde görülen bir salgın başlıyor ve sonunda ülkede hiç tavuk ve yumurta kalmıyor. Partinin gözüne girmiş ve yükselmiş bir kişi, Persikov' un ışınını ülkedeki bu sorunu çözmek için kullanmak adına devlet kademelerinin iznini alıyor her ne kadar Persikov buna karşı olsa da....


Kitaba üç açıdan yaklaşmam gerekirse öncelikle türünden bağımsız olarak kurgusu ve dili basit, akıcı, eğlenceli. Dil gerçekten son derece sade. Zaman zaman ince görüyor. İkinci kısım denilmesi belki doğrudur, belli bir ivme kazanıyor ve işin boyutları biraz ( beklenmedik değil aslında) değişiyor. Gayet derli toplu ve bu öykü ve anlatım dili keyif verici.


İkinci nokta şu. Kitabın arka kapağı da dahil, kitap ile ilgili çoğu yorumda kitabın bir sistem eleştirisi olduğundan bahsediliyor. Ben de bu fikirdeyim ancak kitap Rus tarihi ve gelişimiyle de yakından ilintili doğal olarak. Bu nedenle Rus tarihini ne kadar iyi bilirseniz, bu sistem eleştirisinin derinliğini daha net görerek keyiften keyife koşabilirsiniz. Ben şahsen kendi bilgi dağarcığım kadarıyla bazı noktaları yakaladığımı düşünüyorum. Bazen acaba mı dedim, kitabı bitirdikten sonra bazı bilgileri tazeleme ihtiyacı duydum. Gülümsemem pek kaybolmadı diyelim kitap boyunca. Bu sade öykünün ardından ince bir sistem eleştirisi çıktı. Bununla birlikte bazı kelime oyunları da ayrıca tat kattı. Mutlaka anlayamadığım ve yakalayamadığım pek çok nokta da vardır. Kitap çok sade ancak bu sadeliğin ardında derinliği var ve insanı düşünmeye ve öğrenmeye sevk ediyor.



Ha, üçüncü nokta da şu. Rus tarihini bilmiyorsanız kitap yavan mı gelecek ya da sistem eleştirisini göremeyecek misiniz? Öyle bir durum söz konusu değil. Kitap aynı zamanda evrensel bir sistem eleştirisini de kapsıyor. Bilime bakış açısı, iktidar-bilim -ilişkisi, devletin insana karşı tutumu, medya ve basın, kitlelerin tepkileri  gibi hepimiz anlayabileceği durumları anlayabilmek ve görmek için derin bir tarih bilgisine sahip olmanız gerektiğini sanmıyorum.



İş Bankası Kültür Yayınlarının basımı ve Tuğba Bolat' ın çevirisiyle okuduğum kitap 124 sayfa. Bence Ölümcül Yumurtalar' a bir şans verin. Yazarın diğer kitaplarını henüz okumadığım için diğerlerinin içindeki yeri ile ilgili bir yorum yapmam mümkün değil ancak kitap benim için bir başlangıç oldu. Şimdi gelsin diğerleri.



4 Haziran 2017 Pazar

Ao No Exorcist: Kyoto Fujouou-hen (Anime)




Uzun bir aradan sonra Ao no Exorcist : Kyoto Fujouou-hen' i izlediğime memnunun. 2017' nin 12 bölümlük bu animesi - belki de zamanlama nedeniyle- bana iyi geldi, keyif verdi.


Bu seriyi genel olarak seviyorum çünkü öncelikle seslendirmeleri çok güzel. Efendim, bir Okamoto  Nobuhiko  olsun, bir Kamiya Hiroshi  olsun, bir Yusa Kouji  olsun ve daha nicesini dinlemek çok keyifli. Nakai Kazuya' ya zaten hastayım burada yine kulaklarımın pasını aldı hatta bir anlığına kulaklarımı  tamamen mest etti ^^


Karakterleri seviyorum, eğlenceliler.


Bu 12 bölümün en vurucu sözleri daha doğrusu alıntısı tabii ki Mephistophilesten geldi. Nietzsche' den yaptığı alıntı ile bir nevi her şeyi özetleyiverdi.

Nietzsche' nin İyinin ve Kötünün Ötesinde adlı eserinde yer alan söz şöyle; ( Kitabı raftan indirip bakmaya biraz üşendiğim için bölümdeki çevirisini ekliyorum buraya)


"Canavarlarla savaşanlar, sonunda canavar olmamaya dikkat etmelidirler. Ve bir boşluğa uzun süre bakarsan, boşluk da sana bakar."


Mephisto' nun ağzına çok yakıştı ve şık durdu bu sözler. Eğer zamanınız olursa kitabı da okuyun bence.


Bu arada Nietzsche çok sevdiğim bir yazar olmasına rağmen adını hala tek seferde yazdığımdan emin olamıyorum :( Bir de Soren  Kierkegaard var bu şekilde. Bunu hele mümkün değil yazamıyorum :(



Neyse, ve tabii  müzikler var bir de işin içinde. Ao No Exorcist' in müzikleri çok güzel bence.

Misal, Matsuri. Şu güzelliğe bakar mısınız? Gerçi, movie' nin de ost' undaydı yanlış hatırlamıyorsam. Eh, ne güzel yeri gelmişken hemen buraya ekleyelim.





Bir manga cahili olarak manganın gidişatını, durumunu bilemiyorum ama daha fazlası olsun istiyorum.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...