24 Aralık 2014 Çarşamba

KIŞ PARÇALARI...





Malum kış geldi. Havalar soğudu. Gerçi hava son yıllarda biraz kararsız, ne kendisi ne biz ne yapacağını kestirebiliyoruz. Yine de kış geldi...

Öyleyse kış ile ilgili parçalara bakalım. (Aslında içinde "kış" geçen parçalara bakalım olacak :) )

Öncelikle Japonya semalarına uzanıyorum...



1 - İlk tercihim tabii ki Glay ve "Winter, Again" hahahahaha.

Buyrun orijinal klibi... (Teru' ya biraz fazla yüklenilmiş sanki )



Bilenler bilir ama bu parça ve klip bayağı eski. Tam tarihi hatırlayamayacağım şimdi ama 1999 civarı olması lazım. Eskimeyen parçalardan, en azından benim için.



Rotayı G.  Kore semalarına çeviriyorum.



2-  Kim Bum Soo & Lena Park - White Winter




3- Bu parçaya tesadüfen denk geldim, es geçmeye gönlüm el vermedi, güzel parça.

Urban Zakaba - When Winter Comes




Bu bölüm için son olarak Tayvan' a uzanıyorum.



4- Dave Wong - 大约在冬季  (Bunun Türkçe karşılığını çok düşündüm. Nasıl çevirsem diye kafa patlattım. "Kışın" ya da "kış zamanı"nı en uygunu göründü bana. Tam anlamı karşılamıyor ama idare edin artık. Bu çeviri işleri kesinlikle bana göre değil)


Dave Wong, Hong Kong doğumlu bir Tayvan' lı. Bu arada amca bir aralar taksi şöförlüğü de yapmış.
Şirin bir parça ama aslında ayrılıktan bahsediyor. Ben sevdim bu parçayı yine de...



kar yağsııınnnn...

21 Aralık 2014 Pazar

Makai Ouji: Devils and Realist - Bir Anime...


2013 yapımı 12 bölümlük Makai Ouji, bir çırpıda kolayca izlenebilen animelerden. Bir klasik olarak tesadüfen denk geldim bu animeye ve izlerken eğlendim.

Altta King Solomon yani bizim bildiğimiz haliyle Davud' un oğlu Süleyman, onun meşhur yüzüğü ve şeytan-melek hiyerarşisine uzanan hikaye. Bunu öyle bir şekilde ele almış ki izlerken keyifli dakikalar yaşatıyor.

Olaylar İngiltere' de geçiyor. Solomon ile kan bağı bulunan William, ülkenin en prestijli ailelerinden birinin varisi olup, okuduğu en prestijli okulun en iyi öğrencisi... Ne yazık ki William' ın  anne-babasının ölümünden sonra ailenin finans işlerini devralan amcası iflas edip çocuğun okul harcını bile ödemeden kayıplara karışıyor. Böylece William' ın hayattaki en büyük derdi okul harcını yatırıp üzerine burs bulabilmek oluyor.

Bu sırada cehennemin kralı Lucifer de uzun uykusuna yatıp kalkmadığı için hiyerarşinin önde gelen şeytanları arasında yeni kral kim olacak kapışmaları başlıyor. Lucifer' den sonra gelecek olanı seçme yetkisi tek kişiye bahşedilmiş. O da Solomon yani şu andaki haliyle William.

Ekmek parasının derdinde olan William' ın olan bitenden haberi yok doğal olarak. Tam harç-borç derdiyle kafayı bozmuşken önce zamanında Solomon'un hükmettiği şeytanlar içinde en has adamı olan Dandalion ardından diğer şeytanlar okulda boy gösteriyor. Eh işte cehennem kaynarken cennette boş durmuyor.

Sorun şu ki, yani bizim eğlence, William okült ya da ezoterik kuramlara nefretle bakan, pozitif bilimlere sonuna kadar inanan, çıkarcı ve pragmatist bir karakter. Eleman şeytanları atom, hayaletleri frekanslar arasındaki sapmadan kaynaklı beynin yanlış algısı, tanrıyı bir çeşit frekans ve boyut olarak açıklıyor.

Şeytan alemi bir yandan kendi adaylarını William' a seçtirmeye bir yandan onu daha önce Solomon' a itaat etmemiş şeytanlardan ve bir iki tanesi hariç kafayı yemiş meleklerden korumaya çalışırken ortaya farklı bir eğlence çıkıyor.

Astorat, Lamia, Beelzebub ve diğerlerini değişik formlarda anime içinde görmek mümkün. Serinin gönül insanı Dandalion. En gıcık karakteri Michael. Uriel' e öyle eziyet edilir mi hiç?

Başta da dediğim gibi Makai Ouji: Devils and Realist kolay izlenebilen, kafa yormayan, eğlenceli vakit geçirilebilecek bir anime.

Bu arada açılış ve kapanış parçalarını sevdim ben.

Açılış parçaşı: "Believe My Dice" / Devils and Realist ( Takuya Eguchi, Takuyama Terashima, Yoshitsugu Matsuaka, Tetsuya Kakihara)




Kapanış parçası: " A Shadow' s Love Song "/   Devils and Realist ( Takuya Eguchi, Takuyama Terashima, Yoshitsugu Matsuaka, Tetsuya Kakihara)



İkinci sezonu gelse izlerim.

14 Aralık 2014 Pazar

Kamisama no Memochou - Bir Anime...



Kamisama no Memochou, "Heaven's Memo Pad" adıyla da bilinen Hikaru Sugii' nin aynı isimli "light novel"ından uyarlanmış 12 bölümlük anime serisi. Tahmin  edebileceğiniz gibi animeye başlamak için özel bir nedenim olmadı. Şartlar gerektirdi, başladım.


Başladım ama ilk bölüm normalden biraz daha uzundu,  neler döndüğünü anlamadığım, karakterlere pek ısınamadığım için bölümü izlerken acaba devam mı etsem yoksa bıraksam mı diyerek papatyanın yapraklarını yolduğumu farkettim. Müthiş anime izleme bilincim ve bu konudaki iradem bölümün sonunda devreye girdi, "madem başladın o zaman bitireceksin" görev bilinciyle izlemeye devam ettim. Bu görev bilincinin olumlu sonuçlarını gördüğüm animelerden bir tanesi oldu sonuçta. Tabii bu durumda yondaimenin  yani Hinamura Sōichirō' nun etkisi yadsınamaz.




Olaylar Narumi Fujishima  adlı bir lise öğrencisinin etrafında gelişiyor. Narumi, babasının işi dolayısıyla oradan oraya bir yaprak misali savrulmakta ve gittiği hiçbir yerde kimse ile bir bağ kuramamaktadır zaten artık iletişim içinde olmayı pek tercih etmemektedir. Nitekim kaydolduğu son okulda Ayaka ile tanışır ve onun sayesinde Neet Detektiflik bürosu ile de tanışmaya vasıl olur ve kendini amatörce detektiflik yapan bu elemanların arasında bulur.

Kurumun beyni evden çıkmayan, başarılı bir hacker olan, tüm gününü monitörlere bakarak geçiren Alice. Zeki Alice ne yazık ki diğer işlerde, banyo, ev derleme toplama, çamaşır yıkama vs... başkalarının yardımına muhtaç durumda. Alice kardeşin değirmeninin suyunun nereden geldiğini bilemiyorum yalnız.



Tetsu ki liseyi bırakmış eski bir boksör, başkan ordu ve silahlı kuvvetler manyağı olan bir üniversite öğrencisi, Hiro kızlar arasında oldukça meşhur bir arkadaş ve yondaime olarak adlandırılan  Hinamura Sōichirō, bir neet örgütü olan  Hirasaka Grup' un başkanı.

Bu insanları çekip çeviren, kol kanat geren Huang Ming Li' de ramen dükkanı işletmekte ki gönül insanıdır kendisi.

12 bölüm içerisinde farklı olaylar ele alınıyor. Zaman zaman komik, zaman zaman etkileyici. İnsanın sıkılmadan izleyeceği serilerden.

Hinamura Sōichirō nun seiyusu Ono Daisuke bu arada, eklemek istedim aniden.

Animenin en bomba sürprizlerinden bir tanesi ilk bölümün kapanışının Mr. Big ve "Colorado Bulldog"olması. (bir bölümü ne yazık ki) Hönk diye kalırsınız.

Bu vesile ile parçayı analım hemen. Mr Big / Colorado Bulldog




Diğer kapanış parçası  Kenichi Suzumura' dan Asunaro ...



Açılış parçası ile pek aram yok...


7 Aralık 2014 Pazar

Hakkenden Touhou Hakken Ibun: İlk iki sezon




Yine tek seferde adını yazmayı başaramadığım animelerden birindeyiz. Buna rağmen Hakkenden Touhou Hakken Ibun' a bağlandım ben. Alışkanlığım dolayısıyla ilk bölümde burun kıvırdım tabii ki ama artık anladım ki bu iyi bir işaret. İlk bölümde mıymıylık yapmazsam o animenin ileriki bölümlerde patlama ihtimali yüksek.


Hakkenden Touhou Hakken Ibun' un ilk sezonu 13 bölüm. İkinci sezonu da 13 bölüm. Toplamda yapıyor 26...

Anime, Miyuki Abe' nin aynı isimli mangasından uyarlanmış. Miyuki Abe' de mangayı Kyokutei Bakin' in "Nanso Satomi Hakkenden" adlı romanlarından uyarlamış. Nanso Satomi Hakkenden 106 ciltten oluşuyormuş. İnanılmaz şekilde merakım kabardı bu tarz şeylere çok düşkün biri olarak. Bunu okuyacak kadar Japoncam olsa hiç düşünmeyeceğim. Bu şekilde Nanso Satomi Hakkenden' i de, Journey to the West (Xi You Ji) ile birlikte ömrüm tükenmeden kendi dilimde okuyamayacağım romanlar arasına ekliyorum. Gerçi Xi You Ji' nin daha önce elime geçmemiş tam metin güzel bir İngilizce basımını buldum ama bu hayale  nedensizce ve öylesine kalpten bağlıyım ki Türkçe okuyacağım günü umarsızca bekliyorum hala. Nanso Satomi Hakkenden' in ise İngilizce' ye çevrilmiş bir kaç bölümü varmış yalnızca :((

Bu arada animenin ost' u çok güzel. Araya serpiştireceğim bayağı...




(久遠の旅路 - bu bir güzellik...)


İlk sezon biraz daha karakterleri tanımaya yönelik. Yavaş yavaş ortaya çıkıyorlar ve hikaye şekillenmeye başlıyor. İlk sezonun sonunda hikaye, eski bir efsaneye dayandırılıyor. Karanlığa düşmüş bir kıtaya yanında 8 erkekle birlikte gelerek kıtayı kurtaran ve kötülüğün nedeni prensesi kendi içine mühürleyen bir prenses hikayesi.


İkinci sezonda buna dayanarak kurgu daha da açılıyor, daha da bir keyifli oluyor. İki sezonda da karakter bol. Arka planda güzel hikayeler ile birlikte eğlence de yerinde.



(Yukihime's Song)


Tahmin edilebileceği gibi, zamanında prensesin adamları olmuş olan, her biri bir taş taşıyan 8 kişi bir araya toplanırken aynı zamanda kilisenin himayesine aldığı, her biri ayrı bir güce sahip 4 ailenin çocuğu da hikayenin içinde. Bunlara yan karakterler de ekleniyor. Ayrıca "demon" ve "ayakashi" ler işin içine giriyor. Daha ne olsun...


Böyle bayıla bayıla anlatıyorum ama öyle çok ahım şahım, harika bir anime yok karşınızda. Eli yüzü düzgün, kolay izlenebilecek iki sezon sadece. Ben bu tarz hikayelere, arka planlara, öykülere bayıldığım için, karakterlerin de etkisiyle bağlandım izlerken sadece. Bu arada bunun da üçüncü sezonu gelmezse fena bozuşuruz!! (ki gelmeli zaten, bu hikaye burada bitmedi)



(Mitsumete İtai)


Karakterler dedim, hepsini yazmaya kalksam bu iş bitmez. Kısaca bazı noktalara değineyim aklıma geldiğince...

Shino ve Sousuke arasındaki bağ güzel. Ne shonen ai, ne broromance. Bu çizgiyi beğendim. Souseke' nin arka planı ayrı bir derinlik katmış olaya.




Serinin en kurnazı: Osaki Kaname ama bu elemanı sevmemek mümkün değil.




Serinin en efendisi: Sousuke




Serinin en çocuğu: Shino (18 hali tam taş yalnız :))




Serinin en güzeli: Keno Inuzaka ( ilk anda kadın olarak düşünülmesi gayet doğal)





Serinin en karizması: Satomi Riou (Satomi noktasında şurada kendime bir kalp açıyorum :) )

Serinin en benzeyeni: Nachi Hinozuka. Bleach kaptanlarından Shunsui Kyouraku' yu andırıyor

Serinin en odunu: Inukai Genpachi. Bu eleman sizi hayretler içerisinde bırakabileceği kadar gülmekten de öldürebilir. Kobungo ile birlikte en iyi kalpli şeytanlar olabilirler.


Açılış kapanış parçaları içerisinde en beğendiğim ikinci sezon kapanışı  "Souai Calendula" /Ceui.

Bunun dışında söylediğim gibi bölüm içi parçaları oldukça hoş bana göre.



Bu arada serinin en taş karakteri küçük tengu bence ahahaha....

Bu tarz olayları, aksiyonları, hikayeleri seviyorsanız göz atın bence.



(bu var ya, bağımlılık yaratıyor)

30 Kasım 2014 Pazar

07- Ghost Hakkında Üç Nokta...



07-Ghost, 2009 yapımı 25 bölümlük bir anime. Böyle kafa yormayan, eğlenceli, kendini bir şekilde izleten animelerden.

07-Ghost hakkında değineceğim ve kısaca anacağım benim için öne çıkan 3 nokta var;

1 - Mikage

2-  Frau

3- Kapanış parçası  "Hitomi no Kotae" / Noria



Bu üç nokta animeyi izlenir kılıyor.



Haa kafamda deli sorular yok mu? Var

- Neden Labrador diye isim var? Kendisi çok cici, sevdiğim bir karakter ama neden?

- Teito, kaç bölüm boyunca elleri ayakları kelepçeli gezdi?

falan filan.... gerisi boş.

22 Kasım 2014 Cumartesi

Brave 10: Bir Anime




2012 yapımı 12 bölümlük animenin aslı Kairi Shimotsuki ' nin mangasına dayanıyor. Hikaye, zamanında yani bu "savaşan eyaletler" döneminde Sanada Yukimura' ya hizmet eden ve "Sanada On"lusu olarak adlandırılan 10 efsanevi ismi baz alıyor ve kendine göre yorumluyor. "Sanada Ten Braves" olarak bilinen hikayenin orjinali Sanada Sandaiki' ye ait ve Edo döneminde yayınlanmış.

Yalnız bu dönemden, dönemin isimlerinden ne ekmek çıktı arkadaş? Yazarı, mangakası,  anime firmaları falan takdirle anıyordur sanırım. Ben de takdir ediyorum :)

Dönem Sekigahara Savaşından bir yıl önce. Iga Klanından ninja Saizo, "efendi mefendi kabul etmem, ben kendi kendimin efendisiyim" halinde etrafta dolaşırken, Izumo Tapınağı' nın rahibelerinden bir tanesi ile karşı karşıya geliyor. Bu Isanami kişisini, tapınağı yıkan, yakan, kendisi hariç diğer herkesi öldüren tipler kovalıyor. Saizo, istemeden de olsa kıza yardım ediyor ve yine istemeden birlikte Isanami' nin aradığı Sanada Yukimura' nın kalesine ulaşıyorlar ve ikisi yine istemeden Sanada' nın adamlarından oluveriyor...

Animesever pek çok kişinin bildiği isimler burada animenin kendi yorumuyla görünüyor. Sasuke Sarutobi, Masamune Date, Hattori Hanzo vs...

12 bölüm olduğu için sıkmıyor. Başlarda Isanami' nin sürekli "Saizo, Saizo" diye dolaşması, insanda Isanami' nin boğazını sıkma isteği oluştursa da ilk 2 bölümü atlatınca duruma alışıyorsunuz ya da Isanami daha tahammül edilebilir bir hale geliyor. Fazla karakter bulunduğu  (şimdi karakterlerin bazıları da güzel yalnız öhöm :) )  ve hepsi çoğunlukla eğlenceli olduğu için, Isanami' ye odaklanmak zorunda kalmıyor insan.  Bu arada seiyuular çok iyi, sürekli tanıdık sesler duymak iyi geliyor.




Saizo Kirigakune:

( seiyuusu Daisuke Ono bu arada... Misal;

Durarara - Heiwajima  Shizuo
Giant Killing - Luigi,
Kuroshitsuji  - Michaelis Sebastian
Shingeki no Kyojin - Erwin Smith
Shinrei Tantei Yakumo - Saitou Yakumo
Working!! - Jun Satou )  


Hiç öyle karakter analizi falan yapamayacağım. Sığ bir insan olarak başka yönlerle uğraşacağım :)

Iga ninjalarından, başına buyruk, ciddi ve tehlikeli bir suikastçiden şeker kıvamında arkadaşlık, dostluk bağımlısı bir insana dönüşmesine ve "biz hep beraber bir onluyuz, birimiz eksik olmamalı " vb... konuşmalarıyla klişenin doruklarına yükselmesine rağmen çok eğlenceli bir karakter haline gelebiliyor. Ayrıca inkar edilemez  bir çekiciliği var şimdi. Güzel çocuk!  Kendisini tebrik ediyor ve 10 üzerinden 8 vererek, hayattaki başarılarının devamını diliyorum.


Isanami: Vıyk Vıyk vıyk dolanıp, ağlayarak en sonunda çağırdığı gücü de kontrol edemeyerek, animede hiç bir şey yapmama kavramının en üst basamaklarına oturmasına rağmen, durmak bilmeyen boğazıyla takdirimi kazandı.




Anastasia: Yani güzel kadın şimdi de nasıl o sahte zımbırtıya kandın sonra nasıl gerçeği anladın bilemiyorum. Kendisini animenin en güzel kadını ilan ediyorum gerçi ben etmedim zaten anime içinde ilan edilmiş olduğu her bölümde alttan alta söyleniyor.


Benmaru: Çok sevimli kesinlikle.




Kakei Juuzo: Tipim olmasa ve biraz tutucu bir kafaya sahip olsa da sevdim kendisini. Sözüne sadık en azından. Yalnız ninja kadınların favorisi kendisi sanırım. İyi niyeti ve centilmenliğinden dolayı kendisine puanım 7.





Sarutobi  Sasuke: "Orman benim bölgem" diyen, Veronica ile arasından ayrı bir bağ bulunan, zavallı Amaharu için çırpınan, her ne kadar bir ninja olsa da sanki evin iyi niyetli, temiz kalpli ve saf yüzlü çocuğu kıvamında takılan bir karakter. Utangaçlığının ardına sığınırmış gözüküp pek konuşmayan ama yeri gelince lafı koyan bir kişi. Güzel çocuk şimdi! O saç tonu ve yeşil gözler çok iyi... hakkını yememek lazım. Saizo' ya da iyi geçirmişliği vardır hatta kafa attığı bölüm iyidir, güzeldir. Kendisinin ninja dünyasında bu haliyle ayakta kalmasını diliyor ve  kendisine puanım olan 7' i sunuyorum.

Seikai Nyuudou  Miyoshi: Tam bir odun kafa. Sığ bir insan olarak arka planda yaptığı çıkarımlara falan zaten hiç değinmeyeceğim de onların dışında da algılama sorunları var. Yaptığı kasların ve zaman zaman eğlenceli olmasının hatırına puanım 6.

Nezu Jinpachi: Ta-daaam!!!!!!.....  Bu adam animeye girdiğinde beynimde ilk yankılanan sesi oldu. "Ben denizlerde  özgürüm, denizler benim evim" sözleri ve kendine has tavırlarıyla beni kazandı. Tamam benim de denizlere karşı duygularım ve bir bağım var ama itiraf etmem gerekir ki son zamanlarda One Piece beni çok etkiledi.  Son bölümlerdeki şık tavırlarıyla da iyice sempatimi kazandı. Kendisini gönülden tebrik ediyor ve 9 puanı sunuyorum.

Bu 9 puanın nedenselliklerinden bir tanesi de seiyuusu başta da değindiğim şekilde. Kendi anime tarihimde en sevdiğim karakterlerin çoğunu seslendiren Nakai Kazuya benim için;

One Piece -  Zoro
Gintama - Hijikata Toshiro
Blade of the Immortal - Magatsu Taito
Samurai Champloo - Mugen
Sengoku Basara - Date Masamune
Yondemasu yo, Azazel-san - Salamander .... demek. Hepsini ayrı ayrı özenle seviyorum. Burada bir paradoks başlıyor ama o, bu sığ yazının bir parçası değil.

Yuri  Kamanosuke: Pembemsi saçlar, yeşil gözler, dövmeler falan. Güzel kombinasyon. Anime boyunca yaratılan kız mı erkek mi sorusuna ben cevap bulamadım. Kan ve adrenalin bağımlısı, esasında eğlenceli karakter. Sana puanım 7 Kamanosuke.





Unno Rokurou: Bu nedir ya biri bana izah edebilir mi? O duruş, o vücut, o saçlar, o göz, o ses  falan? İnsaf yani böyle karakter çizilip bu kadar geri plana atılır mı? Hemen 10 puanı yapıştıracaktım ama bir puanı, ( en pozitif düşünce tarzıyla bakıyorum ) Sanada Yukimura' yı  iyi niyetle ve bağlılıkla efendisi olarak kabul etmesi nedeniyle kendisine saçını süpürge etmesi, her dediğini onaylaması, "bu itaatsizliğimi affedin" klişeleri nedeniyle kırıyorum. Yoksa Rokuro, animenin en estetik, kendi çapında en karizmatik kişisidir.

Seiyuudan da kazandı kerata. Kamiya Hiroshi yani;

Ao no Exorcist - Mephistopheles
Durarara!! -  Izaya
Macross Frontier - Blanc Mikhail
Mobile Suit Gundam 00 -  Tieria
One Piece - Trafalgar Law
Shingeki no Kyojin - Levi
Working!! - Souma
vs....

Sanada Yukimura: Doğal karizmatik. Rahat görünen, eğlenceli, elinden düşürmediği yelpazesiyle yüzünden gülümsemesi eksik olmaksızın etrafta vakit öldüren, kadınlara düşkün, gerekince ciddileşenlerden. Kendisine puanım  8.

Hattori Hanzou: Yüzünü gözünü açsaydınız ilk zamanlarda da görseydik. Halbuki saç örgüsü yakışmıştı. Yüzünü açtınız, vücudu saçma şekilde kapalı kaldı, dar bir şey giydirmeye ne gerek vardı? Haa, tip olarak hoş değil. Karizması da yok. Goygoycu ama altı boş. Hırslı ama zeki değil. Bu kadar kötü sonlandıramazdı bir aksiyonu. Sadece seslendirmeden karizma kazanıyor o da Sakurai Takahiro'dan geliyor. İlk anda çıkaramadım da sonradan aklıma geldi;

Black Blood Brothers - Mochizuki Jirou'su
Bleach - Kira
Code Geass: Hangyaku no Lelouch - Suzaku
Peace Maker Kurogane - Yamazaki, Susumu
Psycho-Pass - Makishima, Shougo
Uragiri wa Boku no Namae wo Shitteiru - Luka Crosszeria
Zombie-Loan - Tachibana Shito
.
Sana puanım 5 Hattori Hanzo. (düşündüm şimdi kötü karakter olduğu için mi 5 puan verdim diye  ama kötü karakterleri severim normalde.  insan kötü karakteri az biraz karizmatik yapar arkadaş!)

Date Masamune: Bu seride en çok güldüğüm karakter Date oldu. Yani şimdi Sengoku Basara' dan gelen bir Date Masamune sevgim vardır. Henüz fangirl kıvamına tam olarak geldim mi bilemiyorum ama en azından Jugde End' i izleyince fangirllük mertebesine tam anlamıyla ulaşacağımı düşünüyorum. Bu Date güzellemesi bitmez o nedenle   Brave 10' deki Masamune' ye bakalım öhöm.. Yani hem iyi hem kötü. Sanada ve ekibi ön plana çıksın diye bir karakter bu kadar iteklenmez! Halbuki iyi başlamıştı. Beyaz saçlar, sayko tavırlar, adamlarının zapt edememesi. Kötü bir moda zevki olmasına rağmen kendine olan güveni... Beyaz saç, kırmızımsı göz kombosu üzerinden kendisine puanım 7. (hahahah torpil yaptım)



Şimdi anlıyorum ki  favori karakterlerim 9 puanla Jinpachi ve Rokuro olmuş. İzninizle ben Rokuro' yu 9' luklar arasında ön plana alacağım.

Neyse işte, kendi çapında eğlenceli anime bence. Başlıyor, bitiyor.  Müzikler falan da ortalama.

Beni gereksiz yere sabahın köründe uyandırıp uykumu alamama sebep olanlar utasın !!

16 Kasım 2014 Pazar

The Painter (Boyacı) : Tuncer Cücenoğlu ve Japonca


Böyle bir yazı yazmamın sebebi  bu linkteki yazıdır. (vaktiniz varsa bir göz atın bence) Bundan sonra bu blogta Çince, Japonca veya Korece' ye çevrilmiş, çevirisi yapılmış herhangi bir esere değinirsem sebebi yine bu link olacak. Çin' de, Japonya' da, Kore' de Türk edebiyatını kimler temsil ediyor ya da Türk Edebiyatından neler, kimler bu dillere çevriliyor merakım kabardı. Bu yolla yeni yazarlar ve şimdiye kadar gözden kaçırmış olduğum yeni eserler  keşfetmeyi planlıyorum.

Tuncer Cücenoğlu bu sayede yaptığım keşiflerden birisi. Şimdiye kadar oldukça fazla tiyatro eseri ve yazar okudum. Bu zamana kadar bu ismi bilmemek benim eksiğim, bu noktada diyebileceğim bir söz yok. Neyse bilmemek ayıp değil  öğrenmemek ayıptır söyleminden yola çıkarak yoluma devam edeyim. Sürprizler olmasa hayat çok sıkıcı olurdu zaten.

Hayatta en nefret ettiğim şey biyografik yazılar yazmak. O nedenle Tuncer Cücenoğlu kimdir diye bir yazı olmayacak bu. Oldukça üretken gözüken, eserleri pek çok dile çevrilmiş, oyunları yurt dışında sergilenen bir yazar Tuncer Cücenoğlu.

Yazıda sözü geçen Çığ' ı okuyup okumadığımı bir türlü hatırlayamadım. Bir tarafım diyordu ki okudun, öteki hayır okumadın. Sonra baktım durum bu şekilde, böyle durumlarda yaptığım tek şeye karar verdim; kitabı bulup tekrar okumak. İnsan bazen ancak bu şekilde hatırlayabiliyor...

Tiyatro oyunlarını genellikle kütüphanelerden ya da arkadaşlarımdan alarak okurum. Kendi kütüphanemde bulunan oyunlar, dünya çapında yer etmiş klasikler veya iyi bilinen oyunlar ya da  daha önce üzerinde çalışmış olduğum oyunlardır. Eğer üzerinde çalışacaksam veya yazarla kafayı kırmışsam o zaman satın alıyorum. Yakındaki kütüphaneye pek umudum olmadan gittim. Tiyatro oyunları bölümüne kollarımı sıvayarak giriştim. Sonuca şaşırdım çünkü Tuncer Cücenoğlu' nun pek çok kitabı - bir kısmı İngilizce  olarak - kütüphanede bulunuyordu. Çığ' ı bulamadım, onun yerine The Painter' ı aldım. (eh biraz uçuk bir seçim olmuş. Çığ ve Boyacı yapı olarak birbirinden oldukça farklı)

The Painter, Emre İZ'AT tarafından İngilizce' ye çevrilmiş. Boyacı yani oyunun Türkçe hali 1996 tarafında Tuncer Cücenoğlu tarafından yazılmış. Blog kapsamında, The Painter' ı bu yazıya konu edense oyunun Akutso Otako tarafından Japonca' ya çevrilmiş olması.

* Bundan sonra The Painter olarak devam ediyorum.

The Painter, 6 bölümden oluşan iki perdelik bir komedi. Aslında durum komedisi denilebilir bu oyun için.

Bir doktorun muayenehanesine  boya yapmak üzere gelen boyacı ve karısı, doktorun yurt dışına gitmesi ile kendilerini bir oyunun içine sokarak, gelenlere doktor ve sekreteri gibi davranmaya başlarlar. Boyacı ve eşinin hayatları ile ilgili maddi sorunları vardır. Muayenehaneye her çeşit insan, farklı statülerden kişiler gelir ve böylece oyun devam eder ve sonlanır.

Farklı statülerden insanlar iletişim haline geçer. Dikkat çekici nokta yine bir iletişim eksikliği. Maddi sorunu olan boyacıya, sorununu çözebildin mi diye sorarlar ama cevabını beklemezler vs..

Kitabın ön sözünde yazar bu oyunu güldürmek için yazdığını açıkça belirtiyor.

Anladığım kadarıyla oyun Türkiye' de daha çok amatör gruplar tarafından sahneye konmuş. Oyun hakkında yorum bulamadım. Sahneye konmuş haliyle de ilgili bir yoruma denk gelmedim. ( çok harikaydı, gülmekten öldürdü tarzı yorumlar hariç)  Zaten genelde herhangi bir  oyunun sahne performansı ile ilgili elle tutulur bir yorum bulmak bazı istisnalar hariç pek mümkün değil.

Metin üzerinden gidersek, bana kalırsa özellikli bir oyun değil. Kendi gibi pek çok oyun mevcut. Bana kalsa - eğer Türk yazar fetişim yoksa - ilk etapta tercih edeceğim bir oyun da olmazdı.  Tabii ki tercihler ve ihtiyaçlar, gruplara ve kişilere göre farklılık gösterebilir. Bu arada bu metni alıp, hiç bir değişiklik ya da metin üzerinde çalışma yapmadan sahnelemek çok mantıklı ve performans açısından parlak olmaz (bu da benim düşüncem)
Bu arada Boyacı, Rusya' da çok uzun yıllar sergilenmiş. Bu konuyu belirten şu yazıda ki özellikle bir cümle çok ilgimi çekti;

"Rusya’da “Cehov’un duyarlılığı, Gogol’ün mizahı ve Gorki’nin gerçekçiliğini oyunlarında bütünleştiren yazar” olarak değerlendirilen Cücenoğlu’nun Şapka, Matruşka ve Helikopter adlı oyunlarının da Rus Tiyatrolarında başlaması bekleniyor."

Çehov' un duyarlılığı, Gogol' ün mizahı ve Gorki' nin gerçekçiliğini oyunlarında birleştirmek bana çok iddialı olarak göründü. Şu anda  bu konu üzerine görüş belirtebilecek durumda değilim. Bir yazarı, bir eseri ya da bir oyunuyla tanımlamak mümkün olmaz ve doğru da değil. O nedenle, bu önerme ilgimi çektiği için,  Tuncer Cücenoğlu' nun tüm eserlerini okuduktan sonra eğer bir sonuca ulaşırsam bunun üzerine yazacağım.

Neyse, iyi ya da kötü, az ya da çok dünya sahnesinde adını duyuran üretken yazarlara sahip olmak, Türk yazını ve kültürü için önemli...

NOT: Kütüphane Güzellemesi;

Ben de pek çok kitapsever gibi, kendi kütüphanemdeki kitaplara gönülden bağlıyım. Her ay gelirimin büyük kısmı kitaplara gidiyor. Hepsi benim çocuğum gibi. Fakat bunun dışında şimdiye kadar okumuş olduğum kitapların neredeyse yarısını kütüphanelere borçluyum.

Kütüphaneler ve kütüphane alışkanlığı, kullanımı bana kalırsa oldukça önemli. Öyle eserlere denk geliyorsunuz ki zevkten dört köşe olmamak mümkün değil. Aslında bu güzellemeyi uzun uzun, ballandıra ballandıra yazacaktım ama vazgeçtim.

Kütüphaneler güzel yerler, bazen çok sıradan bazen çok gizemli, bazen vasat bazen şaşırtıcı...O yüzden kullanmak, korumak ve mümkün olduğunca geliştirmek lazım ki o kitaplar yine mümkün olduğunca fazla kişiye ulaşsın.

13 Kasım 2014 Perşembe

Peace Maker Kurogane: Bir Anime Daha...




Nanae Chrono' nun tarihsel kurgu mangasından uyarlanmış 24 bölümlük bu anime, Shinsengumi üzerinden ilerliyor. Tarihi organizasyona ya da karakterlere birebir sadık kalmamasına, araya kurgusal karakterler atılmış ya da bazı olayları kurgusal boyuta taşımış olsa da şimdiye kadar konuyla  ilgili  izlediklerim içinde gerçeğe en sadık olanı diyebilirim. (hee zaten bu ülkenin tarihini yiyip hatmetmiştim de başka ülkelerin tarihi kalmıştı !!! )


Benden beklenileceği üzere mangasını okumadım. Anime,  Ikedaya Olayına kadar Shinsengumi içerisinde geçen zamanı 15 yaşında bir çocuk olan, gerçekte de bir Shinsengumi üyesi olan Ichimura Tetsunosuke' nin gözünden anlatıyor. (ne kadar gerçekçi bilemeyeceğim tabii)




Şimdi tarihi bir kenara bırakarak, animeye dönersek;

Tatsunosuke ve Tetsunoke' nin ailesi Choosho Klanı tarafından öldürüldükten iki yıl sonra Tatsu, para kazanmak adına muhasebeci olarak Shinsengumiye katılıyor. İntikam ateşi ve öfkeyle içten içe yanan Tetsu da bir savaşçı olarak Shinsengumi' ye katılmak istiyor ancak sonunda kendini Hijikata' nın yaveri olarak buluyor. Yaygaracı, kısa ve yaşından da minik gösteren ancak oldukça azimli olan Tetsu, insan öldürmek mi yoksa öldürmemek mi, kılıcı niye çekmeliyim gel gitleri yaşarken, öte taraftan diğer üyeleri yakından tanıma fırsatı buluyor ve gelişen olaylar neticesinde gerçek güç nedir ya da ben neyim gibi soruların cevabını buluyor ya da bulacak umarım :P Çok ağlak ve zırlak olması nedeniyle ara sıra dövülmek istediğini düşünsem de animeyi bir şekilde götürüveriyor işte.


Animede Tetsu' dan daha sinir bozucu olan biri varsa o da onun ağabeyi Tatsu' dur. Tetsu' nun aksine, geçmişi geride bırakmak gerektiğine inanarak, en önemli görevinin Tetsu' yu hayatta tutmak olduğunu düşünen Tatsu, çoğunlukla iyi hoş ama zaman zaman çok bağıran ve kardeşini gereğinden fazla koruyan kollayan bir ağabey motifi çizmekte.

Hijikata, cool ve soğuk gözüken, örgütün beyni rolündeyken haikularının peşine düştüğü bölümde insanı gülmekten kırıp geçirmeyi başarıyor.

Serinin en başarılı  karakteri ödülünü Soji Okita' ya veriyorum ben. Saçları ayrıca güzel. Bu verdiğim ödül beni bile hayrete düşürdü.



Bunun dışında Shinsengumi' nin diğer ünlü isimleri de seride görülüyor. Sanosuke, Shinpachi, Heisuke, Hajime Saito, Kesisuke Yamanami, Konso Isao, Yamazaki ve diğerleri. Dediğim gibi araya bir kaç tane kurgusal karakter de eklenmiş. Diğer taraftan Toshimaro Yoshida, Ryoma Sakamato ve adı geçse bile kendisi gözükmeyen Katsura da animeye dahil karakterlerden doğal olarak.
Başta çok ciddi görünse bile zaman zaman oldukça eğlenceli, zaman zaman oldukça samimi, zaman zaman da dokunaklı bir seri olarak buldum bu animeyi.

Açılış parçası Hav/ "You Gonna Feel" ve kapanış parçası yine Hav' dan "Hey, Jimmy!" den pek hazzetmedim esasen.

Arayış içindeyseniz ve tarihi öğelerden hoşlanıyorsanız bir göz atın derim ben.

8 Kasım 2014 Cumartesi

Tawannanna 7. Yaşına Girer...


Bugün itibariyle Tawannanna 7. yaşına giriyor. Şimdi üzerinde biraz düşününce şaka gibi! Ben öyle istikrarlı, sabırlı, azimli biri değilimdir normalde ama demek ki burayı sevmişim. Yoksa sevmediğim bir işi yapmam mümkün değildir. Şu anda ben bile şaşırdım ve gözlerimi ufuk çizgisine dikerek.... yok canım ne analizler yapıp, geçmişi düşüneceğim... ufuk çizgisine boş boş bakıyorum işte.

Öylesine geyik yaptığım bir yer burası, çoğu zaman bozuk cümleler, imla hataları bol. Tam da bu şekil olsun diye başlamıştım zamanında...

Neyse efendim uzatmaya gerek yok. Bu tarz yazılar yazmayı, konuşmalar yapmayı hem beceremem hem de sevmem zaten. Dedim ya burayı sevmiş ve eğlenmiş olmalıyım başka bir açıklaması olamaz. Bunda en büyük pay  Tawannana' yı takip edenlerin, zaman ayırıp bu yazıları okuyanların, yorum yapanların, uğrarken merhaba diyenlerin... Herkese tek tek teşekkürler.

Bugüne özel olarak müthiş bir istatistik çalışması yaptım. Çok zor ve çok komplike olduğu için yöntemini açıklamayacağım :))

8 Kasım 2013 ile 8 Kasım 2014 arasında yer almış yazılardan en fazla okunmuş olan ilk 5 ile en az okunmuş olan ilk 5' i çıkardım.

Ta-daaaammmmm.....

En fazla okunmuş 5 yazı:

1- Tawannanna 6. Yaşına Girer... 

Geçen senenin doğum günü yazısı en fazla okunan yazı olmuş...

2 - Öylesine Bir 2013 Yazısı...

Bu da bir istatistik çalışması sayılabilir. ( Şu anda istatistik bilimini yerlerde sürüklüyorum, farkındayım :) )

3 - On His Majesty' s Secret Service: Dai Noi Muk Taam

Buna çok derin bir anlam veremedim gerçi... Bu filmi Ankara' da izlemiştim, hatırlıyorum.

4 - CL - Mental Breakdown ve Tepkiler Üzerine...

5 - Antik Yunan Futbol Takımı: Bir Futbol Müsabakası



En az okunmuş 5 yazı:

1 - Police Story 2013: Jackie Chan ve yine bir "Police Story" 

Jackie Chan' lı bu film pek rağbet görmemiş :)

2 - Tiger & Bunny: Anime

Bu tarihler arasındaki son yazı olduğunu bir dip not olarak ekleyeyim.

3- Kuroshitsuji II - Bir Anime

Sebastiannnnnn....

4- Hataraku Maou-Sama! Part-time çalışmak iyidir...

5 -  Bu sırayı aynı puanla iki yazı paylaşıyor;

Kamisama Hajimemashita: Tomoe Sorunu

Mahoro  Ekimae Bangaichi: Bir J-Drama

Benzer bir çalışmayı yıl sonunda da yaparsam daha sağlıklı ve karşılaştırmalı bir sonuca ulaşabilirim sanırım...

Bu yılın doğum günü kapsamında  müzik bölümünde bu blog içerisinde anime, dizi ve filmler üzerinden adını sıkça andığım Joe Hisaishi' nin bir parçasına yer veriyorum.

Joe Hisaishi - Asian Dream Song



Herkese teşekkürler ^^

2 Kasım 2014 Pazar

Tiger & Bunny: Anime

İlk bölümü atlatıp kendinizde devam gayreti  bulabilirseniz, izlemeyi sürdürebileceğiniz tarz bir anime Tiger& Bunny. İlk sınamayı atlatmak gerekiyor ya da sadece ben öyle düşünüyorum.


NOVELS' ın "Missing Link"' i açılış parçalarından bir tanesi...




Sternbild adlı şehirde, olağanüstü güçleri olan insanlar bulunmakta ve bunlara "NEXT" adı verilmektedir. NEXT' lerden oluşan bir grup, "Hero" olarak adlandırılmakta ve şehirde oluşan kargaşalara, hırsızlık, saldırı vb... gibi durumlara müdahale etmekte ve şehir halkını korumaktadırlar. Bu esnada onların kahramanlıklarını canlı olarak yayınlayan Hero TV' ye poz kesmeyi ihmal etmemekte ve yakaladıkları suçlu başına puan toplamaktadırlar. Heroların ana amaçlarından bir tanesi en fazla puanı toplayarak sezonu birinci olarak kapatmak iken Hero Tv' de ratinglerini yukarı taşımak gayesindedir.


Hero'ların içinde en kendi halinde, diğerlerine nazaran başına buyruk, puanı muanı sallamam, benim gayem insan kurtarmak tadında takılan kişi Wild Tiger bile, puan istemem ama yan cebime koy durumunda. Eh sponsor, şirket, popülerlik vs.. kavramlarının döndüğü ortamda çok kahramanvari ve asi takılmak mümkün değil.

Wild Tiger yani Kotetsu serinin en can ciğer karakteri. Sakar, hafif aptal, densiz ara sıra sinir bozucu olmasına rağmen diğerlerine duyarlı, yaptığı işle ilgili fikirleri olan, özünde iyi ve sevilesi bir insan. Kendisi  zaman zaman tahammül edilmez olsa bile diğer Herolara ve özellikle Bunny' e gösterdiği sabır için yine de takdir etmek lazım. Animede diğer karakterlerle bağ kurabilen tek kişi kendisi. Diğer karakterler içerisinde en komplike olanı da kendisi.


Barnaby Brooks yani Bunny öncelikle güzel bir sopayı hak ediyor. İnsan bu kadar mı dayak arsızı olur. Yok geçmişim de geçmişim ühhühühüh diye animeyi bağlıyor. Arada özellikle Kotetsu sayesinde insana döndüğü anlar oluyor ama istikrar ne yazık ki bulunmuyor kendisinde. Acıların çocuğu kıvamında takılıyor.

Kotetsu ile Barnaby ne yazık ki bir ekip yaparlar, animede bunun üzerine döner. Kotetsu bir şekilde  hem Barnaby nin hem diğer Heroların insani bilinç seviyesini yükseltmeyi başarıyor arkada dönen olaylarla.

Herolar dışında ilgi çekici diğer karakter Lunatic. Heroların aksine suçluları ölümle cezalandıran ve aynı zamanda NEXT olan Lunatic, Kotetsu ve diğer Herolarla etik açıdan  zıt düşse de gerektiğinde yardımını esirgemiyor.

Aslında mekan ve zemin çekici. Adaleti ve insan güvenliğini sağlayacaksın ama bu iş bir şova dönüştürelecek, rating ve puan kovalayacaksın. Bu şekilde insanlar Next leri kabullenecek. Bu da başka bir durum ama ilk 25 bölüm bundan ziyade biraz daha farklı bir kurguda dönüyor.

Devamı gelecek herhalde zira daha Oroboros ile ilgili bir bilgi yok.

En eğlendiğim sahne : Kotetsu' nun Bunny' e "aman da aman kirpiklerin de pek  uzunmuş" dediği yerdir sanırım..

"Orion wo nazoru" / Unison Square Garden,  animenin açılış parçalarından...




27 Ekim 2014 Pazartesi

Hataraku Maou-Sama! Part-time çalışmak iyidir...


2013 yapımı 13 bölümlük bu animenin aslı Satoshi Wagahara' nın "light novel"' ına dayanıyormuş. Daha sonradan anime ve mangaya uyarlanmış. Romanı ve mangayı bilmiyorum o nedenle sadece animeye odaklandım.

Ente Isla adlı bir dünyada -  ya da boyut diyelim artık -  Demon Lord, dört generalinin aracılığıyla fetih işine girişmiştir ancak Hero Emilia tarafından durdurulur. Demon-lord ve generallerinden bir tanesi olan Alciel, açtıkları bir kapı yardımıyla kaçarlar ve kendilerini günümüz Tokyo' sunda bulurlar. Bu dünyada büyü kavramının olmaması nedeniyle normal insan formlarında yaşam mücadelesi vermeye başlarlar çünkü biliyorsunuz günümüzde hayat ve geçinmeye çalışmak zor!

Bu ikisi güçleri olmadığı için geri dönecek kapıyı açacak durumda olmadıklarını bu nedenle bu dünyaya adapte olmaya çalışmanın en doğrusu olduğuna karar verdikleri an eğlence başlıyor. Demon-lord, Maou Sadao ismini alarak fast food dükkanında part time işe başlıyor. Düşünsenize koskoca Satan, fast food dükkanında sizi güler yüzle karşılayarak, siparişinizi soruyor! General Alciel yani şimdiki adıyla Ashiya  ise ev ekonomisi üzerine eğilerek, ev işleri ve bütçe konularında çırpınmaya başlıyor.

Bu arada ortaya çıkar ki Ente Isla' nın kahramanı Emilia' da bu ikisini takip ederken bu dünyaya düşmüş, diğer ikisi gibi güçlerini kaybetmiş ve bir call-center' da çalışıp, geçinmeye çalışmaktadır.  İşten boş kalan vakitlerini de Maou ve Alciel' i gözlemek ile geçiriyor.

Eh tabii, ilk başlarda Emilia-Maou kavgalarına polisin bakış açısı farklı oluyor. Ne bilsin adamlar birinin Ente Isla' nın kahramanı diğerinin demon-lordu olduğunu. İki sevgili kavgası damgasını vuruveriyorlar.

Sadao Maou, Ente Isla' nın Satan' ı bu animede insanı çalışmaya özendiriyor ciddi şekilde. O nasıl iş ahlakı, nasıl bir iş sevgisi, nasıl bir işi sahiplenmedir! Bu yaklaşımının meyvelerini görerek kariyer basamaklarını çıkıyor ve tam zamanlı pozisyona geçiyor. Maaşına 100 yen zam aldığında sevinçten havalara uçan, bisikletine isim veren, tatlı bir kariyer hırsı taşıyan Sadao' nun geri dönmeye pek niyeti yok. (iş ahlakı, iş sevgisi dedim ya bakın burası önemli. Çalıştıkça karşılığını alıyor! Tekrar altını çiziyorum, bu nokta önemli çünkü, çalıştıkça karşılığını alabilmek. Hani günümüzde bu topraklarda çok göremiyoruz da ondan dedim)

Hero yani bu dünyadaki adıyla Emi Yusa' da kendini modern dünyanın çalışma hayatına adapte etmiş durumda. Sadao kadar kariyer hırsı yok, onun esas derdi Sadao bir adım atarsa onu durdurmak.

Alciel yani Ashiya, bu garibim evi geçindireceğim diye helak oldu, midesini de helak etti.  Ancak Sadao- Emi ve kendisini anlattığı uydurma hikaye çok iyiydi. İstese çok karizma olabiliyor ayrıca.

Chiho Sasaki: Sadao' nun iş arkadaşı, Sadao' nun ne olduğunu bilmeden ona abayı yakmış bir ergen. Neyse ki çok baymıyor.

Kendi liglerinin ağır elemanları bu dünyada olunca doğal olarak Ente Isla' dan gelen diğer karakterler de zamanla işin içine giriyor. Hepsinden bahsetmeyeceğim.

Anime içinde bir ara düşünüyor Alciel, Kapadokya' ya mı gitsek, orada doğa üstü bir yoğunluk olduğundan dolayı kapı açabiliriz belki diye ama sonra Türkiye' ye gidiş dönüşün pahalıya patlayacağını ön görerek vazgeçiyor bundan.

Eğlenceli bir anime bu. Daha eğlenceli olabilirdi belki ama bu kadarı da fena değil. Tüm gidişat içinde kimse tertemiz, akça pakça ya da kimse simsiyah değildir ile birlikte adalet anlayışı nediri hafifçe üflüyor yine de...  Şimdi bir "biz fast food endüstrisinin Romeo ve Juliet' iyiz" diyaloğu var ki beni gafil  avladı. Lucifer' in NEET olmak hakkındaki düşünceleri ve dünyadaki cennet tanımı da gayet eğlenceli. Bunlar sıradan bir kaç örnek aslında.

Açılış ve kapanış parçalarını itinayla sevmedim ama Ost' ta yer alan ve bölüm içinde kullanılan parçalar güzel. Bana kalırsa en iyisi bu;



Zaten 13 bölüm. İzlemekte  fayda var bence.

23 Ekim 2014 Perşembe

Yeni Doritos Reklamını Sen Çek, 1 Milyon Dolar Kazanma Şansını Yakala!


2007 yılında Doritos, ABD’deki hayranlarını Amerikan Futbol Ligi’nin sezon finali olan Super Bowl sırasında yayınlanmak üzere kendi Doritos reklam filmlerini çekmeye ve göndermeye davet ederek, kendi Super Bowl fenomenini yarattı. Bu reklamlar, yapan kişinin çektiği şekliyle aynen yayınlandı ve Super Bowl sırasında yayınlanan, tüketicilerin yarattığı ilk reklam filmleri oldu!

Doritos, bu muhteşem organizasyonla sevenlerini 1 Milyon Dolar kazanma şansı ve bunun yanı sıra 1 sene boyunca  Hollywood’daki Universal Pictures Stüdyoları’nda Elizabeth Banks gibi yıldızlarla çalışma fırsatı yakalamaya çağırıyor. 

Unutulmaz Deneyim 

Bu yıl 9. kez düzenlenen Doritos Crash the Super Bowl’u kazananlar, büyük ödül olarak milyonlarca dolar para ödülü ve hayatlarının sonraki aşamalarında da farklı iş teklifleri aldılar. Örneğin; kendi yaptığı “Fashionista Daddy” reklamıyla 2013 yılında Crash the Super Bowl yarışmasında büyük ödülü kazanan Mark Freiburger, “Transformers 4”ün setinde yönetmen Michael Bay ile birlikte çalışma fırsatı elde etti. Mark, bugün büyük bir yetenek ajansı tarafından temsil ediliyor ve Universal ile FOX gibi dünya çapındaki stüdyoların film projelerinde yer alıyor.

Katılma Sırası Sende

Siz de hazırlayacağınız 30 saniyelik reklam filmini  (sözlü ise İngilizce) www.doritos.com.tr ‘de belirtilen teknik özelliklerle hazırlayıp tüm dünyanın beğenisine sunmak için 9 Kasım 2014’e kadar reklam filminizi çekip, rüya gibi bir iş ve 1 Milyon Dolar sahibi olmak için geri saymaya başlayabilirsiniz!

Katılım koşulları ve tüm detaylar için www.doritos.com.tr’yi ziyaret edebilirsiniz.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Ekim 2014 Çarşamba

Police Story 2013: Jackie Chan ve yine bir "police story"...


Jackie Chan' ın meşhur Police Story filmlerini bilirsiniz. Son yıllarda bu seriye, eskilerden bağımsız yeni filmler eklendi. Police Story 2013 ise bunun son halkası.

Yönetmenliğini Ding Shen' in yaptığı filmde Liu Ye, Jing Tian, Yu Rongguan gibi isimler de Jackie Chan ile birlikte yer alıyor.

Police Story 2013' ün diğerlerinden en önemli farkı, filmin tamamının ana kıta Çin' de geçmesi. Bu sefer adamımız Hong Kong' lu bir polis değil, Çinli bir polis. Bana kalırsa şimdiye kadar ki en karanlık tona ve atmosfere sahip film bu.

İşinden çıkan detektifimiz Zhong Wen (Jackie Chan), kızıyla buluşmak üzere Wu Bar' a doğru yola çıkar. Kızı ile arası pek iyi değildir. Wu Bar' da kızı onu erkek arkadaşı ve barın sahibi Wu Jiang ile tanıştırır. Zhong Wen bu durumdan pek memnun olmaz ama henüz daha yeterince sesini çıkaramamışken olaylar gelişir, gelişir...

Filmin ilk bölümü ortalama, artık karanlık tonu mu yoksa Çin' in getirdiği alışık olmama noktası mı pek çekici gelmiyor ( eğer daha önceki filmleri izlemiş ve onların tarzına bir şekilde alışmışsanız bu hissiyattan bir türlü kurtulamıyorsunuz)  ve bu böyle devam edecek herhalde derken, bir noktadan sonra şaşırtıcı şekilde kurgu çekici hale geliyor. Flashbackler, araya sokulan hikayeler vs keyifli bir seyre döşüyor kanımca.

Police Story ya da Jackie Chan filmleri gibi eğlenceli bir anlatım tarzına sahip değil. Başlangıçta izleyeni yanıltan da belki budur. Eğer filmin adı bu olmasaymış, çok  daha farklı bir keyif ortaya çıkabilirmiş.

Çok başarılı bir film olmasa bile göz atmakta fayda var.

Filmin sonunda duyabileceğiniz bu parçayı - "Zheng Jiu" - Jackie Chan seslendiriyor.  Bunun bir de slow versiyonu var ama ben bunu daha çok seviyorum.

18 Ekim 2014 Cumartesi

Kuroshitsuji II - Bir Anime



Kuroshitsuji' nin devamı olan bu 12 bölümlük  anime izleyene Sebastian' lı günler vadediyor. Sebastian' ı tekrar görmek pek bir hoş.

İlk seriyi beğenip Kuroshitsuji II' yi izlemeyen kalmamıştır sanırım. Araya karışan Claude ve Alois' e arada cızırtı yapmayın, frekanstan çıkın demek istiyorum. ( ki öyle oldu zaten...)

(Açılış parçası The Gazette - "Shiver")






İkinci sezonda benim gözüme batan en büyük olay Sebastian' ın çok mutlu görünüp çok gülümsemesiydi. Fazla güldük başımıza bir iş gelecek sözünü hep birlikte sergilediler sağolsunlar. Gelecek sezona bağlayıverdiler böylece.


(Kapanış parçası Matsushita Yuya - "Bird")




*** Matsushita Yuya ile pek aram yoktur ama bu parçayı sevdim ben.



Bunun dışında, Sebastian' ı üzmeyin ey faniler! Adam hakkıyla işinin karşılığını veriyor, alın teri, emek döküyor. Üzmeyin, araya girmeyin, düzenini bozmayın çocukcağızın. Nazar etmeyin ne olur, çalışın sizin de olur.

Sebastian her eve lazım :))


(Kapanış parçası  Kalafina - Kagayaku Sora no Shima niwa)

15 Ekim 2014 Çarşamba

Kamisama Hajimemashita: Tomoe Sorunu




Zararsız, sevimli ve eğlenceli gözüken bu 13 bölümlük animeye aldanmamak lazım çünkü sonunda insanın içindeki fangirlü uyandırarak "Tomoeeeee!!!" diye dolaşmasına neden olacak potansiyele sahip bir seri diyerek ufak bir uyarıyla başlamak isterim. Tomoe  nedir, kimdir, necidir sorusuna daha ileride geleceğim.


Nanami adlı kızımız feleğin sillesini yer. Babası borca batağa saplanır, terk edip, borçları da kızının üzerine yıkıp kaçar gider. Sonuç olarak bir gece ansızın kendini evsiz, bir parkta otururken bulur Nanamcik. Parkta bir adamı köpekten kurtarır, adamla sohbet ederlerken adama durumunu anlatır, adamda der ki;  "o zaman benim evimi kullanabilirsin. Al bu da adresi". Bunları dedikten sonra o da yok olur.

Nasılsa başka çarem yok diyen Nanami, kendini ufak bir tapınakta, tapınağın sahipleriyle karşı karşıya bulur.  Kendininde artık bir "deity" olduğunu öğrenir.  Bu sahipler tapınak ruhları ve shiki Tomoe' dir.



Tomoe kardeş esasen bir şeytan olup daha sonra tapınağın deity'si ile bir kontrat yaparak onun shikisi olmuş olan, aksi, başına buyruk, ukala gözüken bir shikidir.

Eski sahibini özlemekle birlikte başta Nanami' yi kabullenmez ama zaman zaman gayet sinir bozucu şekilde ısrarcı olma kapasitesine sahip olan Nanami ile bir uzlaşı bulurlar sonunda ve böyle devam eder karşıya çıkan çeşitli karakterler ile birlikte bu anime.

Eğlenceli ve keyifli mi? Evet. Özellikle ilk 8 bölüm gayet eğlendirici.

Neyse gelelim esas söylemek istediklerime;  Aslında söylemek istediğim pek bir şey yok sadece Tomoe demek istiyorum. Bence her eve lazım, yemek yapsın, evi temizlesin, ben aptal saptal işlerle uğraşayım gelsin benim için düzeltsin falan, sürekli gıcıklaşalım, fena mı olur yani?

Kurama Shinjirou' nun hakkını yememek lazım. Düşmüş melek lakaplı pop starı da aslında gönülleri fetheden bir karakter. Mikage' de sevimli ve eğlenceli biri.

Bu arada açılış ve kapanış parçalarından hiç hoşlanmadım ama seri içi parçalar hoş.

Kısacası;  kolay izlenen, eğlenceli bir seri bence. Bir de Tomoe :)

9 Ekim 2014 Perşembe

Mahoro Ekimae Bangaichi: Bir J-Drama


2012 de yayınlanan bu 12 bölümlük dizinin aslı Shion Miura' nın  romanıymış.

Başrolde Eita ve Matsuda Ryuhei yer alıyor.

Mahoro adı verilen kurgusal bir şehirde geçiyor olaylar. Kurgusal desem de olaylar ve hikaye tamamen gerçekçi. Tada Benriken ve Gyoten  ofislerinde, insanlardan gelen işleri kabul etmektedirler. Köpek gezdirmek, ev temizlemek gibi işler yaparak günlük masraflarını çıkararak hayatta kalmaya çalışırlar.

Her ne kadar türü komedi olarak geçse ve eğlenceli olsa da her bölüm aynı zamanda  insanın içinde acı bir burukluk bırakmayı da başarıyor. Gayet gerçek hayattan insanlar ve olaylar. Buna rağmen karakterler ve atmosfer insanı kendine bağlıyor ve başlayan bırakamıyor.

Açılış ve kapanış parçaları da dizi ile o derece uyumlu.

Açılış parçası Flower Companyz' in "Beautiful Dreamer"' ı.

Kapanış parçası Sakamato Shintaro' dan "Don't Know What' s Normal"...



Her ikisinin de performansı gayet iyi ama Eita bana kalırsa geçekten iyi bir iş çıkarmış.

Anlatılmaz izlenir diyeceğim dizilerden.

Bir de öyle bir sigara içiyorlar ki insanın canı çekiyor...

10 Eylül 2014 Çarşamba

RUNWAY COP: Detective Cha (Cha Hyungsa)



2012 - G. Kore yapımı, yönetmeni Shin Tae-Ra olan bu filmde karşımıza Kang Ji-Hwan, Sung Yu-Ri, Kim,  Young Kwan,Shin Jeong Keun gibi isimler çıkıyor.

Bir polis olan esas elemanımız dedektif Cha' ya insan demek pek mümkün değil. Yıkanmaktan pek hoşlanmayan, pis, dağınık bir mağara adamı kıvamında hayatına devam eden Cha kardeş, mesai arkadaşlarına bu haliyle hayatı dar etmektedir.

Model dünyasında bir uyuşturucu olayı nedeniyle bu arkadaş ve ekibi olaya dahil olmak durumunda kalırlar. Amirler tasarımcıyı  kafalarlar ki aralarından biri fashion show ekibinde sivil olarak yerini alsın. Gelin görün ki ilk showunu sunacak olan bu modacı da bizim ayı kılıklı Cha' nın lisede yazdığı kız çıkar.

Olaylar gelişir, Cha model dünyasına adımını atar ve kovalamaca böylece başlar...



Kafa yormayan, zaman zaman oldukça eğlenceli olan bir film. Vasat altı bir kurgu ile vasat üstü bir iş çıkardığı söylenebilir ekibin. Bunda Cha kardeşin hali ve tavırlarının payı bulunuyor.

Öyle ki üzerinize gelen 100 kiloluk mağara insanı Cha gören bir suçlu iseniz kaçmak yerine bir şeylere sığınmak zorunda hissedersiniz mutlaka kendinizi.

Yalnız Jae- Young arkadaşım, buraya gelsen o muhteşem diyet yöntemin ve azimin ile paraya para demezsin. Çok başarılı 2 haftada 20 kilo!!

Filmde ayak kaydırmanın birebir yöntemlerini görmek mümkün bu yüzden içinde birlikte takıldığınız elemanlara ve sakarlık/ayılık ölçülerine dikkat edin gibi çok gizli bir mesaj da bulunmakta.

6 Eylül 2014 Cumartesi

Fractale: Bir anime...




11 bölümlük bu 2011 yapımı anime izleyeni ileri bir dünyaya taşıyor. Bu gelecek yüzyılda insanoğlu "Fractale" adı verilen radyo dalgaları ve sinyallerle desteklenen bir dünyada, terminallere bağlanarak görsel gerçeklik içerisinde yaşamaya alışmıştır. Terminale bağlan, dünyanın istediğin yerinde bir avatar olarak yaşa. Hayat kolay ama bir o kadar da boş görünüyor.
Bununla birlikte bu sistemi kontrol eden tapınak, büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır zira Fractale  anahtar olmadan kendini upgrade edememektedir ve dayanma gücü kalmamıştır.
Bu dünyada birde görsel gerçeklik ya da fractale' e bağlı kalmadan, doğada normal ve sıradan bir hayat sürmek isteyen insan grupları var ki bunlar "Lost Millenium" olarak adlandırılıyor.
Her şey bir adada yaşayan Clain' in günün birinde tapınaktan kaçan Phryne ile karşılaşmasıyla başlıyor. Phryne, gece ayrılırken Clain' e Nessa' yı bırakıyor.


Daha sonra Clain ve Nessa, Lost Millenium' un fraksiyonlarından birinin lideri olan Sunda ve Enri ile karşılaşıyorlar ve Fractale, tapınak ve Nessa ile Phryne' nin gerçeklerine ulaşıyorlar.
Animenin sorunu, Fractale ile ilgili çok fazla bilginin ortaya çıkmaması aslında, biraz havada kalıyor.

Nessa, Nessa... Sanırım bu animede en sevdiğim karakterdir kendisi Sunda ile birlikte. Eğlenceli, enerjik, sürekli gülen. Seslendirmesini de pek beğendim.
11 bölüm boyunca karakterler biraz değişiyor. Aslında sadece 11 bölüm olması insana biraz havada kalmışlık, her şey çok çabuk olup bitiyormuş hissi veriyor vermesine ama diğer yandan daha uzun olsaymış da çekilmezmiş gibi geliyor.


İzlemekte fayda var bence...

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Detective Dee and the Mystery Of The Phantom Flame



2010 yapımı Tsui Hark filmidir kendisi. Andy Lau, Carina Lau, Li Bingbing, Deng Chao, Tony Leung Ka Fai gibi isimleri içinde barındırır. Bu arada aksiyon koreografının Sammo Hung olduğunu belirteyim.

Tang Hanedanlığının adı geçen isimlerinden biri olan Di Renjie den esinlenilerek hayata geçmiş bu proje Çin-Hong Kong ortak yapımı.



Çin tarihinde bir kadın olarak  ilk kez tahta geçecek  Wu Zetian (Carina Lau), bunu damgalamak için sarayın hemen yanına dev bir Buda heykeli yaptırır. Heykelin yapımı esnasında denetçi durup dururken yanarak ölünce, olay soruşturulmaya başlar. Pei Donglai (Deng Chao) ve amiri heykelin içinde olayı soruştururken amir de mefta olur. Olay insanlar içinde bir korku yaratmaya başladığında Wu Zetian, 8 yıl önce hapsettiği Detektif  Dee' yi  çağırır ve olayın gizemini çözme işini ona verir. Böylece daha pek çok taş etekler altından dökülürken film devam eder.

Görüntüler başarılı. Aksiyon yerli yerinde. Detektif Dee neredeyse mükemmele yakın bir karakter, amca her alanda uzman. Albino Pei Donglai ve Li Bingbing de karakterlerinde bana kalırsa başarılı.

Amma velakin, yer altında Donkey Wang' ın bir çiyan yeme sahnesi var ki ben bir süre kendime gelemedim.

Filmi gelişen nedenler dolayısıyla tek solukta izleyemedim o nedenle çok iyi bir değerlendirme yapamayabilirim ama bana kalırsa başarılı bir yapım olmuş. Tsui Hark işte :))

Kaçırmamak lazım. Gözlerim devamında...

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Legend of Hyang Dan - K Drama




2007 yapımı bu Kore dizisi sadece iki bölüm ama bölüm sürelerini toparlarsanız bir filme denk.

Choi Si Won, Seo Ji Hye, Huh Jung Min, Bang Eun Hee, Lee Ji Soo gibi isimleri içinde barındıran dizi Chun Hyang Efsanesine yeni bir bakış getiriyormuş iddiasına göre. Buna göre Lee Mong Ryong (Choi Siwon) hikayede olduğu şekilde gönlünü  Chun Hyang' a değil de  Chun Hyang' ın hizmetçisi Hyang Dan' a kaptırıyor. Böyle olsaydı durumlar nasıl gelişirdinin dizileştirilmiş hali.



Açıklamalarında komediye yeni bir yaklaşım getiriyor falan deniyor ama ben pek bir yenilik göremedim. Belki konu hakkında kısır bilgi sahibi olmamdandır.

Bunun dışında ortalama bir dizi. Siwon pek sevimli, Seo Ji Hye de pek güzel.

2 Temmuz 2014 Çarşamba

2014 Incheon Asian Games ve JYJ Olayı


Eveet, yine JYJ ve yine olaylar,olaylar... Uzun süredir pek takip etmiyorum  K-Pop camiasını ama bu konu ilgi çekici. JYJ' yi severim. Her üyesini ayrı ayrı... Konu burada JYJ' ye yapılan haksızlığın ötesine geçerek büyük bir organizasyonda oluşan çatlağa kadar varıyor.

Konu ile pek çok kaynaktan okuduklarım ve fanların ya da JYJ fanı olmasa da konuya kayıtsız kalamayan insanların yorumlarından sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim. Yine de eksik veya hatalı bilgi görürseniz yorum ve bilgilerinizi iletmekten çekinmeyin.

Öncelikle K-Pop endüstrisine bakalım. Çoğunuzun bildiği gibi esasında K pop ve genelinde idoller, Kore Hükümeti tarafından fikir babalığı yapılmış ve desteklenen, ülkenin kültür ihracatı yapması için başlatılmış bir proje. Asya' nın pek çok ülkesinde konu ile ilgili kürsüler bulunuyor. Nasıl "Futbol yalnızca futbol değildir" deniliyorsa daha özel anlamda "K-pop yalnızca K-pop değildir" demekte doğru. Küçük bir proje başarıya döndüğünde , büyüdüğünde, kalabalıklaştığında getirisi de büyük oluyor, hamleler ve oyuncular büyüyor. Başlangıç sınırlarını aşarak şirketler bazında genel işleyiş kuralları oluşuyor ve tekelleşmeye doğru kayıyor. Kazancı büyük şirketler, güçlerini arkaya alarak, yapılaşmaları, şirket politikaları, ve ürünleriyle daha fazla kazanç için piyasayı domine etmek en azından yönlendirmek istiyor. Kısa ve basitçe ticari boyutu böyle özelleştirelim.

Incheon Asian Games ve JYJ'ye dönecek olursak konuyu kısaca özetleyeyim.

Geçen sene JYJ, Kore' de yapılacak Asya Oyunları için promosyon yüzü ve ülke içinde ve dışında oyunların tanıtım elçisi olarak seçiliyor. Tanıtım çalışmalarını aksatmadan yürütüyor ve tema şarkısı "Only One" ı seslendiriyor. Oyunların açılış ve kapanış seremonilerinde yer alacakları söyleniyor. Ancak Temmuz başında yapılan basın konferansında JYJ' nin katılımı görünmüyor ve organizasyon komitesi oyunlarda yer alacak isimler listesini pat diye açıklıyor. Bu liste içerisinde de JYJ' nin adı geçmiyor. Eh haliyle ortalık birbirine giriyor. Girsinde!!

Dediğim gibi JYJ' yi seven birisiyim. Konu eğer bu şekildeyse herkes gibi ben de yapılan haksızlığı kınıyorum. Ama şimdi duygusallığı bir kenara bırakıp konuya daha soğuk bir şekilde yaklaşayım.

JYJ' nin ajansı C-Jes Entertainment yaptığı açıklamada organizaSyon komitesi ile yazılı bir servis kontratlarının olduğunu söylüyor. (Daha doğrusu komitenin PR pazarlama ajansı ile) - kaynak ve detaylar  için buraya - Bu  kontratta yer alan maddelerden bir tanesi şöyle;

 "When recruiting K-Pop stars and other Korean singers for the Incheon Asian Games opening and closing ceremonies and conferences for international press, JYJ should be considered first." 

Yani kabaca "Asya Oyunları açılış ve kapanış seremonileri ve uluslarası basın konferansları için K-pop yıldızları ve diğer Koreli şarkıcıların kararlaştırılmasında, JYJ' ye öncelik verilmelidir."

Ancak anladığım kadarıyla EXO ve diğerleri seçilip açıklanırken, - PSY dışında  - konferansa katılırken JYJ nin durumdan pek haberi olmamış. İşin ilginci konferanstan da haberleri yok gibi. Yani yoruma açık olsa da kontrat ile çelişen bir durum var ortada.

Yine C-Jes Entertainment şunu iddia ediyor; PR yöneticileri hatta organizasyon komitesi başkanı, JYJ' nin açılış ve kapanış seremonisinde yer alacağı   konusunda söz verdiler.

Benim açıklamadan anladığım kontratta bununla ilgili yazılı bir madde yok. Ortada sözlü olarak verilmiş bir garanti var. İş dünyasında bir söz var. "söz uçar yazı kalır" diye. Yine de gelişen olaylar çerçevesinde bunun bir mazaret olamayacağı kanısındayım. İleride daha detaylı değineceğim.

Ayrıca  sahne yönetmeninin yaptığı açıklamalar var. "Daha bir şey net değil. Junsu müzikalçilerle çıkarsa JYJ' nin performansı sıkıntıya girer, sıralamalara bakıyoruz, SM ile bir ilişkisi yok" falan filan...  (kaynak ve detay için buraya ) Sanki biraz kafası karışık. Açılışa yaklaşık iki ay kalmasına rağmen kafasında henüz net bir plan, sahne koreografisi, akış çizelgesi yok gibi. Ben arada kaldım bana dokunmayın minvalli bir açıklama gibi göründü bana.

Bir de JYJ' nin açılışta değil ama ondan önce bir ön performans sergileyeceğinden bahsediliyor. ( kaynak için buraya ) Bu konu ciddi bir çakallık :)

Eğer uluslararası bir organizasyon komitesi, tanıtım yapmak için birilerini onursal elçi seçiyor ve akabinde açılış ve kapanış temalı organizasyonda plan aşamasında sorun yaşıyorsa, itibarını zedeliyordur. Daha baştan sorun var, organizasyonu nasıl yapacaklar gibi sorular oluşur insanın kafasında.

JYJ üzerinden tanıtım yapıp, sevenlerin ilgisini üzerine çekmiş ve hatta bakın biz eşitliğin yanındayız gibi kapalı bir alt metin vermiş ve hatta ve hatta JYJ performansı vaat ederek ülke dışında bilet satmışsa ve sonradan JYJ' ye engel koymuşsa, ticari ve etik bir ahlaksızlığa imza atmıştır. (Haa spor oyunlarına JYJ için bilet almak kavramı ayrıca tartışılır ama bu durumda komite tüketim kavramını sonuna kadar ve bilinçli kötü kullanmıştır)

Komite şu saatten sonra JYJ ile biz anlaşmadık, bizim ajans anlaşmış, suçumuz yok diyemez. Adama bir yıldır neredeydin diye sorarlar.

Daha önce dediğim gibi JYJ' ye açılışta değil açılış öncesinde yer vermek tam çakallık ve şark kurnazlığıdır. Hem tepkileri dindiririz, hem itibarı koruruz maksatlı bu manevra bir yıl emeği yedikten sonra oluşan baskılara paşa paşa boyun eğen bir kurumun bana kalırsa mide bulandırıcı ve insanları aptal yerine koyan bir eylemi olur.

Hem sponsorları, hem büyük patronları hoş tutalım hem fanları kendi tarafımıza çekelimin Kore versiyonu işte baştan sona.

Burada şüpheli SM ( bundan da emin olamıyoruz tabii) ve genel çarklar dışında iki kuruma özellikle değinmek lazım.

C-Jes Entertainment: Bu konuda çok yetkin değilim (hatam varsa düzeltin) ama bildiğim kadarıyla muadillerine göre daha küçük çaplı bir ajans. Temsil ettiklerinden bir tanesi sürekli baskı yiyen JYJ olunca fazla bir yaptırım gücü de yok gibi görünüyor. Ammaaaa... güzel kardeşim, ajanssın sen ve kontratın önemini biliyorsun.  Başına gelecekleri bile bile, göre göre neden bazı maddeleri kontrata yazdırmazsın?  İşi almak ya da gruba yol açmak için fazla bir pazarlık gücün olmayabilir ama açıklamanda bas bas bağırıyorsun bunun gelebileceğini görüyorduk diye. İşte o zaman o servis kontratını buna göre düzenlemek için ter dökecektin. JYJ benzerini daha öncede yaşadı diyorsun o zaman sözlere güvenmemen gerektiğini anlayacaktın. Bastıramıyorsan, koşulları değerlendirip vazgeçecektin.Yani C-Jes' in bu konudaki durumu beni şaşırtıyor açıkçası. Yine de kontrat ile ilgili bazı avantajlar hala elinde.

Asya Oyunları Komitesi: Bunların durumu ve olaylardaki pozisyonu C-jes' ten daha da ilginç bana kalırsa. Yani ne düşündüler ne planladılar bilmiyorum ama şu anda başları biraz dertte sanki. JYJ ' yi elçi seçerken eminin başlarına bunun geleceğini biliyorlardı. Suçlu SM dersek eğer, oyunların tüm sponsorları ile SM in ticari ilişkileri göz önünde tutulduğunda baştan hiç girmemeleri gerekti buna. Diyelim ki SM son anda manevra yaptı. Bunu da baştan görmeleri gerekirdi. Sonuçta SM kültür ihracının en önemli aracısı ve uluslararası bir organizasyonda tabii ki temsil edilecek. Baştan JYJ' i o zaman da alengirli hamlelerle işi yüzüne gözüne bulaştırmayacaktın. Nedeni ne olursa olsun ön bilgi vererek kontratı iptal edip yoluna devam edecektin.  Hepsini geçtim organizasyona K-pop suz bir tören yapamayacağını biliyor olmalı ve buna göre adım atmalıydın. (yani bizde halk oyunları neyse oradada K-pop o oldu artık)

Şu andaki durumu ile JYJ olayı, organizasyonun içeriğinin ve sporun tamamen önüne geçti  bir skandal olarak. Organizasyon komitesi için bana kalırsa büyük bir dezavantaj ve kocaman bir sıkıntı. Spor oyunları yerine K-pop idolleri konuşuluyor. Bana kalırsa komitenin düştüğü durum komik :) ( bu şekilde hissediyorlar mı acaba?) Ha, fanlar durmasın, konuşsun.

İşte anlamadığım nokta bir organizasyon komitesi nasıl bu kadar ön görüsüz ya da diyelim pervasız olup yaptığı organizasyona bu şekilde gölge düşürür? Büyük patronlardan baskı geliyor derseniz anlarım ama bu baskıya bir şekilde direnmek için de ellerinde kozlar var aslında. Eğer başka bir neden varsa o zaman yine kriz yönetiminde başarısız olduklarını gösteriyor şu içine düşülen durum. Eğer oyunlar için reklamın iyisi kötüsü olmaz diye düşünüyorlarsa o daha fena. Hem gruba hem oyun katılımcılarına feci haksızlık ediyorlar.

Açıkçası Asya Oyunları pek umurumda değil ama ben şu gelişen durumu ilginç buluyorum ve hala neden en başta JYJ ile anlaşma yapıldığını anlamakta güçlük çekiyorum. Desem ki bu olaylar JYJ nin ikinci albümüne denk getiriliyor, danışıklı dövüş - buna pek ihtimal vermiyorum aslında farklı nedenler yüzünden - ama o zaman C-Jes' in kötü niyeti uzun vadede geri döner. JYJ' de bunu göze almak istemez sanırım.

Ha bundan sonra ne olur? Çok uç bir gelişme yaşanmazsa, konu böyle kalır. Komite JYJ yi tamamen engellemeyi ya da sahneye çıkarmayı göze alamaz. Ön törende televizyonda yayınlanmayacak kısımda JYJ sahne alır. Böylece konu kapatılır. Komite esasında insanları aptal yerine koyar ama yoluna devam eder. Diğer grupların seyircilerini sevindirir. Küçük bir kısım sinirlenmeye devam eder ama k-pop tüketimi ve kullanımı devam eder, çoğu insanın cebi para dolar. Kazanan yine her açıdan kazanır.

İşte hayatta sistem ve çarklar böyle dönmeye devam eder. JYJ yi mağdur olarak ele alırsak; büyük balık küçük balığı bir şekilde yutar yoluna devam eder. Sonra tüm bu maddiyat ve sistem içinde biz insanlara altı boşaltılmış ve dibinde  sponsorlara, modaya,trendlere ve paraya dayalı bazı kavramlar iki yüzlüce pompalanmaya devam eder. Olimpiyatlarda ya da dünya kupasında olduğu gibi...

JYJ' yi de değirmene karşı savaşan Don Kişot olarak görmek romantizm olur. Sonuçta içimizdeki pek çok kişi ve kurum gibi onların durumu.  Torpili olmadığı için işe giremeyenler, sesi güzel ve yeteneği olduğu halde görünüşü nedeniyle sanat dünyasında tutunamayanlar, sırf gücü ya da popülerliği olmadığı için doğru sözleri dikkate  alınmayanlar, kısacası sistemi kabullenmediği için dışlananlardan yalnızca bir tanesi diyelim. JYJ.  En azından kendini ifade edip, geniş bir kitleye sesini duyurabiliyor çocuklar ve iyi kötü yapmak istedikleri işi yapıyorlar.

 Aklı başında olanları geçtim ama ortada oppa oppa olarak dolanan, yaşları nedeniyle hayatın ne olduğunu pek anlamadan tüketimin doruk noktasında yaşayan ( istisnalar kendini tenzih edebilir), kendilerini idoller dünyasında fantazilere kaptırmış ve her şeyin toz pembe olduğunu düşünenlere hayatın hiçbir köşesinde, kademesinde işlerin öyle olmadığını göstermesi açısından JYJ dikkate değer. (Kafa dinlemek, hayattan biraz soyutlanıp eğlenmek isteyenlere de günlerini gösteriyorlar :)) Çoğumuz karşımızdaki sıradan bir insan olunca empati kurmayız ama JYJ söz konusu olunca empati ile yaklaşan sayısı artıyor. Bu da empatiden uzak insanların azıcıkta olsa hayatın ve sistemin acımasızlığını görmeleri ve anlayabilmeleri açısından önemli. Anlayana tabii...



(JYJ - Only One )

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...