26 Kasım 2013 Salı

Blood Lad: Eğlenceli ve tadında anime arayanlar...



2013 animelerinden bir tanesi olan Blood Lad  kısa, sıkmayan, tadında ve eğlenceli anime arayanlar için ideallerden. Bir animeyi yayınlandığı yıl içerisinde izlemek gibi bir durum pek sık başıma gelmez ama Blood Lad bu istinalardan biri  oldu.

Esası Yuuki Kodama' nın mangasına dayanan 10 bölümlük anime güzel başlıyor, ne hızlı ne de yavaş ama keyifle ilerliyor.

"Demon World" de yaşayan esas elemanımız Staz, bölgelere ayrılmış bu dünyada kendi bölgesinin sorumlusu safkan bir vampir olmakla birlikte, hayattan pek bir beklentisi olmayan, bezgin bekir ve  amaçsız biridir. Tek tutkusu insan dünyası, bu dünyaya ait eşyalar ve özellikle Japonya kökenli anime, manga, video oyunları vs.. dir. (hangimiz değiliz ki?)

(serinin açılış parçası "ViViD" - May'n)




Günlerden bir gün kendi bölgesine bir insan yanlışlıkla düşünce sevincinden ne yapacağını bilemez. Ne yazık ki Fuyumi Yanagi kızımız Staz gözünü bir an olsun ondan ayırınca başka bir varlık tarafından yutulur ve bir hayalet olarak kalır. Hiç bir şeye heyecan göstermeyen, bir amacı olmayan Staz, Fuyumi' yi hayata geri döndürmeye karar verir.

Kısaca özetledikten sonra kısaca karakterlere değinelim. Aslında seriyi bana göre renkli kılan nedenlerden biri her bölümden birbirinden eğlenceli ve çatlak karaktereler görmek;




Staz: Vampir kardeş. Bencil, bezgin, gebeş, huysuz vs... ama bir o kadar eğlenceli olma potansiyeline sahip. İnsan dünyasına tutkulu.

Fuyumi Yanagi: Şeytan diyarına yanlışlıkla düşen, koca göğüslü, uyumlu, sessiz sakin, nazik bir kızcağız. Zavallım manyakların arasına düşüyor.

Bu arada özellikle ilk bölümdeki Staz ile Fuyumi arasında gerçekleşen anime- manga diyaloğu bunlara gönlünü vermiş olan herkeste bir şeyler canlandırmıştır sanırım. Azıcıkta  olsa bunlarla ilgili bilgi sahibi olduğunu düşündüğümüz kimselere hayatımızın bir bölümünde heyecanla saldırmışızdır muhtemelen. "Bunu okudun mu?", "harika değil mi?",  "Neee bu daha devam ediyor mu?"  ve karşıdaki daha az ilgilenenden o soğuk cevapları da almışızdır. "evet", "hmm", "sanırım" :))


Wolf: Tam bir gönül insanı... Safkan olmaması ilk seride kendisi için bir dezavantaj olarak duruyor ama ikinci sezon neler olur bilemiyorum. Tabii ikinci sezon gelir mi onu da bilmiyorum. mangada durumu nedir? Onu da bilmiyorum :) Efendi çocuk ama Wolf bence :)

Bell: Çok eğlenceli biri bu Bell. Hazine avcısı, boyutlar arası gezgin.

Daha pek çok karakter var aslında ama hepsini teker teker yazmaya kalksam yazı bitmez ben biterim. Hydra ailesi, Braz ve Liz ve daha bir sürü...

Demon world her ne kadar normal dünyaya benzese bile, Acropolis veHydra adası olaya renk ve boyut getirmiş.

(serinin kapanış parçası "BLOODY HOLIC"  - Yuuka Nanri)




Eğlenceli ve komik, karakterler ve aralarında ilişkiler renkli, hızlı ilerliyor denilebilir, her bölümde yeni bir karakter sokuyor içeri, kesinlikle sıkmıyor, dövüş sahneleri güzel ve animelere göndermeleri olaya daha da tat katmış.

Ben izledim memnun kaldım...



16 Kasım 2013 Cumartesi

Skip Beat! : Haksızlık Ettiğim Bir Anime Daha






Evet, Skip Beat' e haksızlık etmişim şimdiye kadar izlemeyi erteleyerek. Muhtemelen başka bir anime ile karıştırıp bekletiyordum. Çaresiz kaldığım bir gün izlemeye başladım ve o da ne ? Çok eğlendim!!

Kyoko adlı kızımızın feleğin sillesi olarak adlandıracağım (başka bir deyim bulamadım) bir durum neticesinde şov bizınıs dünyasına girmesiyle olaylar başlıyor ve nice ilginç ve birbirinden eğlenceli karakter ile tanışıyoruz.

Bu noktadan itibaren hemen karakterlere dönüyorum:

Mogami Kyouko: Ne mutlu ki bize, etrafındaki erkeklere yazan, aşk acısı çeken klişe anime kızından ziyade, 16 yaşında ne istediğini anlamaya başlayan, hafif çatlak, azmine hayran olunası ve içindeki nefret ve intikam duygusundan uzak durulması iyi olacak bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Çok eğlenceli.





Fuwa Shoutarou: Tam bir egoist, ne oldum delisi :) kyoko' ya yaptığı yamuğun da bu düşüncemde önemli etkisi olabilir tabii :) güzel çocuk ama çocuk işte.. Bu arada seeiyusu Miyano Mamoru olduğunu  belirtmeden geçemedim.









Tsuruga Ren: Şimdi böyle bir hakikat var itiraf edeyim :) iyi oyuncu, ilginç bir karakter. ne yazsam boş... ben etkilendim kendisinden :))
Daha bir sürü karakter var ele alınması gereken ama benim hepsini yazabilecek kadar sabrım yok ne yazık ki, hepsine özürlerimi sunuyorum.









Dediğim gibi bence çok eğlenceli bir seri. Bunun öncelikli nedeni karakterler ve durumlara verdikleri tepkiler ve bunların çizimleri bana kalırsa. Yani bir Kyoko yüz bin tane surat şekli gösteriyor.
Kyoko' nun şeytanları ve melekleri de ayrı bir konudur bana kalırsa. Şeytanların masa başında strateji değerlendirmesi yaptığı an unutulabilir mi?

Animede yer alan ve Miyano Mamoru tarafından seslendirilen, Fuwa Sho' nun parçası Prisoner (*);





Kyoko her ne kadar neşeli ve canlı olsa ve seri eğlenceli ve komik olsa da es geçilmemesi gereken nokta Kyoko' nun yapmaya çalıştığı iştir. 16 yıllık hayatının aslında hep başkaları üzerine kurulu olduğunu fark etmek, kendin için hiçbir şey yapmadığının farkına varmak gibi bir depresyondan sonra kendini tekrar aramak ve üstüne inşa etmek ve bunun için de oyunculuğu kullanmak  gibi bir durum bu kadar hafif anlatılabilirdi sanırım ki bu konuda oldukça başarılı anime (ve manga demeliyim ama okumadığım için burada geçirmek istemedim)

Bunun dışında oyunculuk anlamında verilen bilgiler, uygulama ve anlatımlarla hoş bir arka plan yaratılmış.

karaktere girmek, karakterle ilgili arka planı kendini süzerek ortaya çıkarıp buna göre yorumlamak, karakteri içselleştirebilmek, doğal oyunculuk,  inandırıcılık, karşındakini yönlendirmek, bir adım sonrayı planlayarak hareket etmek, karşında tanımadığın birinden gelebilecek tepkiyi ölçebilmek, doğaçlama esnasında karşındakinin düşüncelerini ölçebilmek ve herşeyden öte güven veren duruş...

Ne diyeyim, çok keyif aldım. Mangasını okumaya ömrüm yetmez muhtemelen ama bir ikinci sezon olsa tadından yenmeyecek sanki.

Açılış ve kapanış parçaları içersinde en beğendiğim Yusaku Kiyama' nın Eien' i (**);



http://www.youtube.com/watch?v=0odw3wg9SS4

**http://www.youtube.com/watch?v=BcKnoL78xws


10 Kasım 2013 Pazar

Tawannanna 6. Yaşına Girer...


İki gün önce yani ayın sekizinde bu blog 6. yaşına girdi.

Tabii içerik dolayısıyla uzakdoğu'da ki kutlamalar nedeniyle yazıyı biraz gecikmeli yazıyorum.

Anime, dizi, film, k-pop , j-rock, v.kei alemiyle bir kutlamalar bir kutlamalar sormayın. Yoğundu yani biraz...

Şaka maka 6 olmuş...İlginç.

Her neyse, şimdiye kadar varsa okuyan, takip edenlere teşekkürler.

Öyleyse önce Japonya' dan temsilci olarak B'z' ye yer vereyim.

B'z - Arigatou



Ardından Kore taraflarından Beast gelsin...

Junhyung & Yoseob - Thanks to



Ve son olarak SHE& Fahreneit - Xie Xie Ni De Wen Rou


2 Kasım 2013 Cumartesi

TREASURE INN: Uzaklardan Bir Film Daha...




2011 yapımı bu Wong Jing filmi de merak edilip listelenmişler kısmındaydı. Sonunda bir akşam oturup izleme fırsatı yakalayabildim.

Doğruyu söylemem gerekirse Nicholas Tse, Nick Cheung, Kenny Ho, Charlene Choi' li kadrodan beklentim daha yüksekti. Bulduğum ise en azından beni eğlendirmeye yetti zaman zaman bu ne ya desem bile.



Bir kasabada düşük rütbeli polisler olan sakin, kendinden emin, zeki Nicholas Tse ve ukala Nick Cheung kasabada yaşanan bir cinayet olayında mekanı incelerler. Nick Cheung ve Nicholas Tse' nin karakter olarak zıt kişilikler olduğunu belirtmem lazım. Kasabaya gelen olayı inceleyen ekibin başı Kenny Ho, bu ikisinin şüpheli olabileceğini ima edince, tutuklanırlar. Bu esnada dolandırıcılıkla geçinen Charlene Choi ve Huang Yi ile karşılaşırlar ve birlikte kaçarlar. Cinayetin sebebi olan hazinenin Treasure Inn adındaki yerde açık arttırmaya çıkarılacağını öğrendikleri için yolda tanıştıkları Doktor Tong Dawei ile buraya doğru yola çıkarlar.

(Nicholas Tse ve Charlene Choi seslendiriyor bu parçayı. Filmde ikisi üzerine yoğunlaşılmış sahnelerden görüntüler seçilmiş. yani sakın sanmayın ki film bu kadar)



Komedi türündeki bu filmde bazı espriler gerçekten insanı yakalıyor. Zıtlıklar, kurgudaki şaşırtmacalar, zaman zaman absürdlüğe vurdurulan komedi ortamı genel anlamda keyifliyken aynı zamanda aksiyon yönetmeni olarak Corey Yuen iyi bir iş çıkartıyor.



Kötü adamlar statüsündeki çete üyeleri ise süper güçleri olmasına rağmen ara sıra oldukça sevimli olabiliyorlar. Karakterler zaman zaman sinir bozucu olsa dahi oyunculuklar genel anlamda  keyifli. Yani beklentileri karşılamasa bile ve türünün devri kapanmış olmasına rağmen eğlenmek için seyredilebilecek filmlerden bir tanesi.

18 Ekim 2013 Cuma

Journey to the West: Conquering the Demons





Eveeet, Stephen Chow özlemi çekenler, 2013 yapımı Stephen Chow&Derek Kok filmidir bu ha :)

Doğrusunu söylemek gerekirse ben beklediğim kadar tatmin olmadım ama bu kötü ya da izlenmeyecek bir film olduğu anlamına gelmiyor. Benim kendimce sebebim konunun Journey to West ile alakası olması yoksa çıkan iş aslında zekice ve oyuncu performansları göz doldurucu. Ayrıca bir ayrıntı var ki filmde Stephen Chow' u görmüyoruz.



Adından da anlaşılabileceği gibi Journey to The West' in yeniden ele alınmış, daha karanlık bir tona bürünmüş, Maymun Kral efsanesine farklı bir bakış açısı getirilmiş komedi versiyonu diyebiliriz.
Kadro da fena değil hani :)

Wen Zhang, Shu Qi, Huang Bo, Show Luo vs...

Film Tang Sanzang' ın ( yani Journey to West teki rahip) diğer üçünü daha yanına almadığı dönemi ele alıyor. Canavar ya da yaratıkları avlamaya çalışan bir rahip iken bir nevi,  diğer üçü ile tanışması ve daha sonra bildiğimiz hale gelişi farklı bir dille anlatılıyor.

Karanlık tonuna rağmen eğlenceli, geyiklerine rağmen göndermelerle dolu.

Maymun Kralın oyuncu yanı hoşken vahşi hali çekilmez olsa bile, altın tacını nasıl aldığının anlatımı ilginç.


.
Sanki ufak tefek gözden kaçmış ayrıntılar var ama bunları zaten dikkatli gözler yakalayacaktır.
Kung Fu Hustle, Shaolin Soccer tarzı bir yapım beklemeyin şimdiden uyarayım ama buna rağmen izlemekte fayda var, sevenler için.

6 Ekim 2013 Pazar

MİM ZAMANI

LoverK sağolsun beni mimlemiş.  O nedenle bu akşam ki yazıyı konusu Kozmetik, Güzellik, Bakım ve Formda kalma olan bu mime ayırıyorum.

Bu arada loverK' nin bana pasladığı bu mim benim  ilk mimim. Bunu da burada tarihe not düşmek adına belirtiyorum :)

1.Blogunuzun adı ve linki?

Tawannanna

http://tawannanna.blogspot.com/

2.Ne kadar süredir blog yazıyorsunuz?

Tawannanna'yı 2008 Kasım' da başlatmışım. Bir ay sonra 5. yılım bitecek :)

3.Kilo Problemi Yaşadığınız Zamanlar Oldu mu?

Çağın problemi kilo sorunu :) Herkesin kendine göre var sanırım.

Benim de böyle bir dönemim oldu.

Uzun zamanlı bir aktiviteye  kendimi adamıştım ancak  15 yılın sonunda bunu mecbruriyetten bırakmak zorunda kaldım. O disiplinli yıllardan sonra kendimi avutmak adına özgürüüüüm nidaları attıktan hemen sonra masabaşı kölelik zincirine girdim. üzerine üstlük tüm sinir, hınç ve nefretimi yemeklerden çıkarmaya başladım ve tadaaam  evet kilo problemi yaşadım.

İlk başlarda görmezden gelip hiç üzerime alınmadım. Ayrıca etrafımda sürekli kilo muhabbeti yapan insanlar yüzünden daha da isyankar takıldım bir noktaya kadar. Sonra inadımdan vazgeçtim.

Eski günlere dönemeyecek olsam da problemi aştım diyelim :)

4.Formda kalmak için nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?

Herhangi bir yöntem uygulamıyorum açıkçası.

Ama deneyimlerime göre spor, dans vs... tarzı bir aktivite her derde deva. Hem ağrılar hem kilo açısından.

Herhangi bir takım sporu ya da bireysek aktiviteye ilgi duymayanlar için ekleyeyim, B-Fit denilen olay oldukça faydalı. Az zaman temiz iş.

Bu arada bir yıl kadar Çin' de kalmakta faydalı bir yöntem :)

5.Hayatınızın bir döneminde hiç zayıflama hapı v.b destek ürünleri kullandınız mı?

Kullanmadım, kullanmayı da düşünmem.

6. Güzelliğinizle ilgili düzenli uyguladığınız bakım kürleri var mı?

Yok. Tembel bir insanım. Kür uygulayan insanlara imrenir, takdir ederim ama kendim hiçbir zaman vakit ayırıp uygulayamam.

7.Vazgeçemeyeceğiniz kozmetik ürünleri?

Evet bu mevcut. Pudra :)


Kim mimlenmek ister bilemiyorum. O zaman okuyup cevaplamak isteyen herkese paslıyorum :)

23 Eylül 2013 Pazartesi

ATHENA: Goddess of War (K-Drama)



Her zamanki gibi günlerden bir gün ne izlesem ne izlesem sıkıntısına girdiğimde başladım bu 20 bölümlük Kore dizisine...

Aşağıda yazacaklarım Iris ve kıyaslamasından bağımsızdır.

21. yy da artık Athena' nın Yunan mitolojisindeki yeri ve ne olduğunu herkesin bildiğini varsayarak bu bölümü atlıyorum.

K. Koreli bir bilim adamı nükleer enerji üzerinde çalışmaktadır ve çalışması tek bir hamleyle atık yaratmadan 100 yıllık enerjiyi sağlamak üzerinedir. Bu amca K. Kore' nin kendi ve projesi üzerindeki planlarından rahatsız olmuştur ve G. Kore' ye sığınmak ister. Lakin proje dünya enerji kaynakları açısından çok ama çok önemlidir (haliyle) bu nedenle pek çok ülkenin gizli servisleri bu amcanın peşindedir ve kendi ülkelerinde zorla ya da severek çalışmasını  istemektedir. Hikaye bu şekilde açılıyor işte... Sonuçta bu amca G. Kore' ye getiriliyor ve G. Kore için çalışmaya ve karşılık olarak bu ülke tarafından korunmaya başlıyor.

Ülkenin başbakanı tontoş amca bu nükleer gücü savaş için değil bölgenin gelişmesi adına pozitif anlamda kullanmaya çoktan karar vermiştir.Profesör, projesi ve yapılan nükleer tesisi korumak adına NTS denilen bir organizasyon oluşturmuştur. ( Ulusal Anti-terör Güvenlik Birimi)

Açılıştan üç yıl sonra gelişen olaylar burayı merkez alır. Merkez diğer ülkelere karşı mücadele ederken diğer yandan farkına vardıkça Athena adı verilen, dünya enerji piyasasında tek oyuncu olmaya çalışan, silah lobisinin enerji versiyonu şeklinde tezahür eden bir organizasyona karşı da çarpışmaya başladığını anlayacaktır.

İşte bu proje ve dizinin devamı için diyebilirim ki: Nükleer enerji uğruna ya Rab ne canlar heba oluyor...


(İzlemeyenlere spoiler vermeden buraya kadar gelebiliyorum. Yazının devamı hafif içerik içeriyor olabilir.)

Gelelim karakterlere ve benim yorumlarıma:

Lee Jung-Woo (Jung Woo-Sung): NTS' nin başına buyruk, şımarık, sevimsiz, kendine güveni yüksek olan ama bir işe yaramayan, boş gidenin önde gideni olan ajanı. Hadi sonlara doğru biraz daha topluyor, ağırlaşıyor diyeyim ama benim için dizinin en itici, en bencil karakteri halini aldı, zerre sempatim yok kendisine. Bir ukalalık, kimseyi ciddiye almama, dünya benim etrafımda dönüyor sendromu. Karaktere olan antipatim o kadar büyüktü ki Jung Woo Sung' un performansı iyi mi kötü mü kestiremedim :P. Öyle bir karakter ki dişi sinek bile kendisine hasta oluyor bir anda, anlamadım. Dizide aptallaştığı, etrafa kendince sevimli bakışlar attığı kısımları atlamak için çok yoğun istek duydum, yalan değil.



Kwon Yong-Kwan (Yoo Dong-Geun): Kötü adamlarla önceden tanışıklığı olan bu amca daha sonra başkan tarafından NTS' nin başına getiriliyor. İnsancıl. Hele son bölümlerde eline silahı alınca daha da sevimli oluyor ama elinde kaç ajan ölüyor, yazık.

Han Jae-Hee (Lee Ji-Ah): NIS den NTS' ye transfer olan, kurumun top ajanlarından. Güçlü, kararlı, inatçı zaman zaman öz güveni nedeniyle sinir bozucu olma kapasitesine sahip bu karakterin üzerine feleğin sillesi çok feci geliyor seride. Jung-Woo' nun eski manitası, babası nedeniyle ayrılmalarına rağmen unutamamış elemanı. Daha da gelen şoklar nedeniyle serinin sonlarında eskinin bu sert  ajanından eser kalmıyor. Feci depresyona giriyor da kimsenin farkettiği yok garibanı, Joon Ho dışında. En büyük destekçin Joon Ho' dur abla. Lee Ji Ah için düşüncelerim karışıktır ama bu seride performansını genel anlamda beğendim de bir iki sahnede elinde silahla podyumda yürüyormuş gibi yürümese iyi olacakmış. Üzüntüm şu ki serinin esasında en yalnız karakterlerinden.


Kim Joon Ho (Choi Siwon):  Eskinin dram yaşamış alan ajanlarından. Efendi çocuk, abilerine ablalarına saygılı, kafası çalışanlardan. Bence Siwon hep ajanlı, polisli dizilerde oynasın :) nasıl oluyor bilmiyorum ama yakışıyor bu çocuğa. Joon ho  dizinin en duyarlı, en insancıl, bencillikten en uzak iki karakterinden bir tanesidir kendisi. Diğerine ileride değineceğim.


Park Cheol-Yeong: Dizinin en cool karakterlerinden biri. Amcanın duruşu yetiyor.




Yoon Hye-In: (Soo-Ae) Soo Ae ne yaparsa yapsın  benim için Emperor Of the Sea' nin ablak suratıdır. Ne yapalım ilk izlenimler önemlidir:)

Hye-In serinin Jae Hee' nin tam tersi  grafik gösteren karakteri. Ne karaktermiş arkadaş ama itiraf etmeliyim ki sonlara doğru sempatim arttı bu karaktere. Bir de kader işte, sıkışınca intihar ediyor ama yine yaşıyor yine yaşıyor, bir değişik :)








Son-Hyuk (Cha Seung-Won): Bu dizide tamamen kötü adam karizmasının karşılığı kendisi :) Makyajcılara ayrıca ayrı bir alkış gönderiyorum. O kadar akıllı ve zeki ama kötü bir huyu var çok sinirlenince bodoslama dalıyor ya da dalmaya çalışıyor karşısındakine. Hye In ile olan bağı göz yaşartıcı.


Bir de dizide Andy diye bir adamı var bunun. Andy koşulsuz sadakat, itaatin sözlük anlamı olsa gerek. Hye In den ziyade Andy ye yanık olsaydın mutlu mesut bir hayatınız olurdu be amca. Ayrıca elinde bardak kırmanın kitabını yazmasıyla da gönlümü aldı :) Bu da dokuz canlı familyasından yalnız. Yıprattınız yahu adamı. Cha Seung Won iyi iş çıkarmış.

Bir de bir sorum var şimdi. Bu ikisini benzeten ben miyim ki?
benzemiyorlar mı şimdi?





(fotoğraflarda çok belirgin değil ama dizi içinde Son-hyuk andırmıyor mu?)



Kim Ki-Soo (Kim Min-Jong): Dizinin en delikanlı karakteri budur arkadaş!! Bir de sallamıyorlar bu elemanı güya ama ne zaman başları sıkışsa, ne zaman bir şey olsa Ki-Soo koş. Bu garibimde koşuyor hani. Eskinin K.Kore ajanı, şimdinin boşta gezenin boş kalfası ama tam bir gönül insanı, dert ortağı. Kendi başının çaresine de kendi bakıyor, kimseden yardım istemiyor. Joon Ho ile dizinin en duyarlı, en insan canlısı karakteridir bu adam.

Ey Jung-Woo , Şef Park bana bildiğim her şeyi öğretti diyorsun, zırlıyorsun da adam çocuklarını buna emanet etti, sesini çıkarmadın. sen tabii karı kız peşinde koş...

Dizide en sevdiğim karakterdir Ki-Soo. Hakkını yedirtmem.


(İlerleyen bölümler ağır spoiler içerebilir.)

Dizi iyi güzel hoş... Fakkkkat... nedenini ve gerekçesini anlayabilsem de gereksiz uzatmalara gitmeselermiş daha iyi olacakmış hani. Misal Boa' lı bölüm kadar gereksiz sahneler olmaz. Anladık BOA da insan falan da ( ahaha bunları Boayı sevmediğim için yazmıyorum ahaha) boş. Boa da bu elemana yazdı ya daha ne diyeyim?

İlk bölümde yer alan James Bond teması, rüya için koca bölüm harcayacaklarına ihtimal vermemiştim hani, eyvah eyvah dedim ilk anda sonraki abartılardan çaktık iyi ki rüya olduğunu.

NIS ajanı olarak kendini gösteren Changmin' im, kaç kutu jöle kullandılar yavrum kafanda? Saçların dökülecek. Kulakları o kadar ön plana çıkarmasalardı iyi olacaktı be canım. Ama Siwon ile birlikte son bölümde adam dövdükleri sahneler hoştu şimdi.

Swatlar, Yıldız Savaşlarında Stormtrooperlar ne ise bu dizide de odur. Ne adam vururlar ne başka şeye yararlar ama sadece vurulurlar, patlamalarda havaya uçarlar. O kadar teçhizat var, sıradan ajanlar çat çat adam indiriyor bir taneniz adam vuramadı. O kadar çok ldüler ki dizinin seyrettiği evrende swat kalmadığını düşünüyorum.

Zaten NTS de yaratılan katliam dolayısıyla ajan da kalmadı sanki? Nasıl bir kurumdur arkadaş?

(bitti)

Gelelim dizinin OST'u içindeki favorilerime;

İlki TVXQ DAN... Diziyi izlemeden önce de hastaydım buna



Diğeri True Love. Aslında en sevdiğim mi bilmiyorum ama bu parça başka bir dizinin ostuna ya da başka  bir parçaya müthiş derecede benziyor, çıkaramıyorum. Ben unutmaya çalışacağım zira böyle şeyler aklıma takılınca hayatı zehir ediyor bana.Yine de bilen ya da yorumu olan varsa beni haberdar etsin- çatlamak üzereyim -



Tabii ki Taeyeon - I Love You



Jang Jae in - Please

Başta hiç hoşlanmamıştım bu parçadan ama sonra sevdim




22 Eylül 2013 Pazar

GHOST HUNT : Anime




Günlerden bir gün bu anime de pat diye önüme kondu. Şaka şaka tabii ki tesadüfen denk geldim ve izlemeye başladım. Hatta gece geç bir vakit izlediğim ilk bölümde hafif tırstığım ve ilerleyen günlerde araya başka işler girdiği için bir süre izlemeye ara verdim. Sonunda yine devam etmeye karar verdim.

Yanlış bilmiyorsam manga uyarlaması olan bu animede karakterlerimizden biri olan Mai' nin lisesinde başlıyor olaylar. Mai, arkadaşlarıyla birlikte okulda hayalet hikayeleri anlatarak eğlenen bir insan ki okullarının yan binasında ilginç olaylar gerçekleşmekte. Hikaye anlatımlarından birini daha bitirken sınıfa Naru' nun girmesiyle Naru ile tanışıyor  ve daha sonra yaptığı bir sakarlık sonucu aslında doğa üstü olayları araştıran bir ekibin parçası oluyor. Seriyi götürecek tüm karakterlerle bizde bu ilk arc ta tanşıyoruz.



Hikaye bu şekilde üç ya da dört arctan oluşuyor. Hepsinde çeşitli olaylara dahil olarak onları çözüyorlar.
Gece geç vakitlerde evde tek başına izlendiğinde zaman zaman tırstırıcı olabiliyor. Bunun yanında zaman zaman da komik.



Arcları genel anlamda beğendim aslında animeyi de beğendiğimi söyleyebilirim.

Animenin açılış ve kapanış parçaları Masuda Toshio' ya ait. Özellikle açılış parçası serinin ruhuna uygun bana kalırsa. Gergin, korkunç ,insani, ruhani, komik vs...




Karakterler insanı sıkmıyor ya da yormuyor. Kızımız Mai bile aptal anime kızlarından daha uzak bir çizgide. Haa Bou-san' a yani Takigawa Houshou' ya ayrı bir sempatim var.

Sonuç olarak uzun olmayan, sıkmayan baymayan, kendini izlettiren bir anime.

9 Eylül 2013 Pazartesi

MusicBank Istanbul: 2013: Çoook Keyifli Bir Gece (II)




(İkinci Bölüm)


(Birinci Bölüm için buraya gidebilirsiniz)

Gelelim FT Island' a...



Çivilemişler dördünü sahnenin en dibine, yüzlerine zoom yapmak da yok (ara sıra :P) Hongki önde zıp zıp. Şaka şaka bu durum tanımlamasından kötü anlam çıkarmasın kimse :)) FT Island, çosturdu. Şu gözler gerçi bir Jonghun' u bir Seunghyun' u  yakından görmek isterdi ama olsun. İletişim hoş, performans başarılı, elemanlar sevimli, daha ne diyeyim :) Zıp zıplayan HongKi, balon şişiren Hongki, seyirciye kelime öğreten benden sonra tekrarlayın diyen Hong Ki :)) FT Island' ı dinlemekten ötürü bizim keyfimiz oldukça yerindeydi zira salonun da keyfi son derece yerindeydi :)" I Hope" da özellikle kendimizden geçmiştik muhtemelen zira o arada da anıp çok güldük bu parça ilk çıktığında klibiyle ölümüne dalga geçtiğimizi. Salonda keza zıpzıp zıplıyordu.







FT Island' ı canlı dinlemek çok güzeldi cidden :)



Sırada  Miss A vardı.

Sevimli, hoş ve (bana göre) sakin bir performanstı. Ben bu esnada biraz oturmayı tercih etmiştim, yorulmuş olmamdan da kaynaklanıyordu. Kebap muhabbeti çeviren bu arkadaşlar şöyle bir akım yarattı, sahnenin arkasından aniden öne koşmaya başlayarak tüm salonu ayaklandırıyorlardı :) Bir iki kez bunu yaptılar.





Sonra sahneye Beast çıktı...




Katıksız bir coşkunluk yaşandı salonda. Elemanlarda gayet sevimliydiler. Artık nasıl bir ruh haline büründüysem pek detay hatırlayamıyorum ama Beast' in parçaları canlı dinlenince çok daha iyi geliyor insana.





Ardından G.O ve Suzy' nin düetini dinledik.



Akabinde Ailee,Seungho,Hongki,Dujun  performansı...





Ve en sonunda yedi kişi olarak ortaya çıkan Super Junior...Ortamın durumunu sizlerin hayal gücüne bırakıyorum bu dakikadan sonra.




Kyuhkun, Eunhyuk ve Sungmin bu akşamki performansın yıldızlarıdır bana kalırsa. Enerjik, sempatik, deli dolu ve eğlenceli. Salonun enerjisini yukarıda tutacağız diye ellerinden geleni yaptılar. Kangin' de onlara katıldı.



Türkçe pankart olayı, Türkçe konuşmalar  oldukça hoştu.

Donghae, grup içinde en sevdiğim elemanlardan bir tanesidir. Başta çok odun gözüktü gözüme ama sonra seyirciden aldığı telefonla kendi fotosunu çekmesiyle üzerindeki durgunluğu attı sanki. Kendisine uzatılan bayrağı alması, öpmesi, üzerinde taşıması ile geceye damgasını vurdu.





Super Junior' u daha öncede tam kadro olarak canlı izlemiştim. O zaman ki performansları bundan çok çok daha iyiydi ama bu demek değil ki dün akşam Super Junior vasattı. Bana kalırsa Suju herşeyden önce gayet profesyonel bir ekip, her şartta ve koşulda performansın altından kalkıyorlar. Bununla birlike fan service, seyirciyle iletişim, etkileşim konusunda oldukça başarılılar, kimse onları boşuna izlemeye gitmiyor ya da sevmiyor.

 Dün gecede aslında sadece orada bulunmakla bile insanları kazanmışlardı. Buna rağmen yetinmediler, ayrı ayrı ve grup olarak herkese güzel dakikalar yaşattılar.

Arada hazırlanan videoyu göstermeleri de güzeldi.

Tek sorun sanki ses sistemindeki bir sorundu ya da bana öyle geldi. Zaman zaman vokalleri duymakta zorlandım.







Sonunda herkes sahneye çıktı. Parça esnasında ya da sonrasında tam hatırlamıyorum Türkiye ve Güney Kore balonları aşağı indi.



Gelenlere teşekkür ettiler, el salladılar ki bu aralarda Mir' in dansı beni çok güldürdü. Uzun dakikalar boyunca dinleyicilerle karşılıklı el salladılar. Hoş anlardı...

Ve bu şekilde bir konser son buldu.Sonuç olarak keyifli bir akşamdı.




Benim değerlendirmeme gelirsek tüm gruplar teker teker başarılı ve iyiydiler ancak bana göre en iyi performans Ailee idi.(belki bunda kendisine karşı yaptığım haksızlığın vicdan tellerimi sızlatmasıda bir etkendir)


Şimdi kim diyebilir ki bir Beast, bir Suju, bir Mbla , bir FT Island kötü diye. Diyen çarpılır:P

Tüm k-pop severlerin bu duyguları tekrar yaşamasını, bu gece orada bulunamayanlarında tez zamanda canlı kanlı izleyebilmelerini dilerim. Konsere gidemeyenler üzülmesin, zaman değişti, mesafeler azaldı, sonuçta K-pop ihraç edilmek üzere tasarlanan bir ürün ve ses duyuldu. Bu gecenin bir kırılma noktası olması muhtemel bu nedenle önümüzde daha çok  fırsat olacağını düşünüyorum.




Genel anlamda uzak doğuluların saygılı ve sempatik tavır ve yaklaşımları dışında bu konser tekrar bana K-pop u neden sevdiğimi hatırlattı. Kabul edelim bir dark side var ama bunun yanında işi ciddiye alma ve saygı var. Oraya gelenlerin boşuna gelmediğinin bilincindeler ve buna  mümkün olduğu kadar karşılık verilmeye çalışılıyor. İzleyiciye/dinleyiciye yansıyan bir afra tafra yok. Sadece vokal değil - istisnalar ve tarzlar hariç- baştan savma değil, ciddi ve profesyonel koreografi ve dans var ve herşeyden öte sahne üzerinde bir estetik var.

Bu da bizim sözde idollere kapak olsun diyerek, bu geceyi ve konseri bağlar bu da böyle bir anımdı diyerek yazıyı bitiririm.





8 Eylül 2013 Pazar

MUSICBANK ISTANBUL 2013: Çoook Keyifli Bir Gece (I)





- Birinci Bölüm-


Yıllar önce Çin ve Kore'de konserlere giderken, konser anlarında delicesine eğlensem de hep yanımda aynı dilden konuştuğum beraberce saçmalayabileceğim insaların olmasını istemiş ve her seferinde şu grupları Türkiye' de hep beraber dinleyebilsek bir de demiştim. Sonuçta oldu :)) Bundan sonra umuyorum ki daha fazlası olur...



(Biz gittiğimizde salon buna benziyordu. Saat 18.45 civarı)

Rahat gittik, dışarıda beklemeden kapıdan girdik, yerlerimize yerleştik. Başlama saatine 10 dakika olmasına rağmen henüz salon dolmamıştı. Konserin yapıldığı Ataşehir Ülker Sports Arena bölgesi normal şartlarda bile  trafiğin dolama olduğu yerlerden biridir. Durumu biraz da buna  bağladık gerçi biz girerken henüz açılmamış kapılar vardı sanıyorum.






Salonda, klipler dönüyordu, coşkuya gel... Özellikle Sorry Sorry  her döndüğünde ortam yıkıldı,  keyifli görüntüler vardı.





Benim için konserin en kötü yanı zamanlamasının yorgun ve çok keyifsiz olduğum bir döneme denk gelmiş olmasıydı. İyi ki eğlenmeye ve ciğerlerini ortaya dökmeye and içmiş bir anck vardı yanımda ki daha klipler esnasında kendisi coşmuştu :)




Saat yedi gibi sahneye çıkanlar Korece ve Türkçe anons yaparak bizim girişlerin henüz tamamlanmadığını ve bu nedenle konserin 15 dakika geç başlayacağını anons etti. Anck ile ben biraz üzülmüştük salon  boş diye. Biletler tükendi diye biliyorduk ama gerçekten 15 dakika içinde salona delicesine bir giriş oldu. Bu esnada sahnedeki iki kişi bir süre daha sempatik konuşmalarına devam etti. Diğer ülkelerden gelen hayranlar olduğunu duyduklarını söylediler. Sayıp cevap almak için beklediler. Hatırladıklarım; Bulgaristan, Yunanistan, İran -  yanımda çığlık atan kızlardan o anda tırstım ama iyi ki sonradan pek sesleri çıkmadı- . Kendileri başka bir mevzuudur. Romanya, Mısır. (Irak dediler mi anımsamıyorum ama anck Irak ile ilgili bir pankart gördüğünü söyledi)  -

Şimdi bana kalırsa bu güzel ve hoş bir konudur. Türkiyedeki fanlar ve severler için olumlu bir noktadır. Mesaj şu; Türkiye' ye gelin yakın ülkelerde buraya gelebiliyor burası merkez olsun :P :))




Sahne yine boşaldı, klipler dönmeye devam, salondan görüntüler devam... Coşku devam ... Bir ara üstlerde "will you marry me" tarzında bir pankart gördüm ve ona koptum. O an anck ile üzüldük, çok fantastik pankart fikirlerimiz vardı ama işte zamanlama denk gelmedi fakat salonda gördüğümüz bir kısım pankart keyfimizi yerine getirdi.

Işıklar kapandı, salon çığlık çığlığa... Önce bir video döndü... İpek Yolu' nun yeniden inşaası, Türkiye'de tekvando  yapan insan sayısı, Korece konuşan insanlar, savaşta ülkeye destek veren kardeş ülke Türkiye... Hoş bir video olmuş...

Arkasından halk oyunları ekibi Karadeniz havası ile çıkınca ben bir dumur anı yaşadım. Hatta "her yere şu halk oyunlarını sokmasak olmaz mı üstadım" minvalinde bir diyalog geçti anck ile aramızda ama sonra boşver salla diyerek coşkuya ortak olmaya karar verdik. Onlarda Kore havalarıyla dans etmeye devam ettiler.



Şimdi devamını fazla ayrıntıya girmeden aktarmaya çalışayım...

Halk oyunu ekibi gittikten sonra, sırayla sahneye davet edildiler.

Önce MBLAQ geldi, selamlaştılar...



Sonra Ailee, seyirciyi selamladı...





sonra FT Island geldi, selamlaştı...



sonra Miss A..






Sonra Beast geldi, önlere doğru ilerleyip selamladı...





(bu arada arkadakiler takılıyor :)) )



sonra suju..




Akabinde hep birlikte öne gelerek seyirciyle selamlaştılar, kaynaştılar :))) Gerçi Tarkan' ın "Muck muck" ına bir anlam vermek istemiyorum, hadi jest ve sempatiklik yapma ihtiyacı diyerek geçiyorum.











Sunucu kısımlarını bir kenara koyuyorum, orada da ayrı geyikler döndü, nazar boncuğundan TRT spikeri ablaya "sence kim daha çok bir oyuncuya benziyor?" diye yöneltilen soru (kangin diye cevapladı yanlış hatılrmaıyorsam), "üçümüz içinde hangisini seçersin?" diye yöneltilen soruyu bana jest yapmanız lazım ona göre seçerim şeklinde cevaplamasına karşılık, kendisine sarılan, elini öpenler içinde elini öpen kangin i seçmesi gibi ve daha bir sürü...

Sahneye öncelikle MBLAQ  çıktı...





Bir kaç yıl önce "Oh "Yeah ile tanıştığım bu grup hakkında anck, fanmin, herbo ve Mikkirabu ile çevirdiğimiz geyiklerden sonra MBLAQ i canlı görmek benim için çok manidardı. Sevimli ve enerjiktiler. Salonda kendilerine güzel tepki verdi.



Sizin için bir şey hazırladık umarım beğenirsinizden sonra "En güzel İstanbul, sizi çok seviyoruz" pankartı hoş bir jestti ama bunu önce ters açmaları çok güldürdü :)

MBLAQ ile aramda sevgi ve nefret ilişkisi vardır aynısı Joon ile de geçerli. Hem severim hem yerin dibine sokarım zaman zaman amma velakin dün akşam ki Joon son derece sempatik son derece enerjik çıktı. Keza leader da bir o kadar sempatikti. Anck, Mir hastası olduğu için önceleri Mir için endişelendi bu çocukta bir durgunluk var diye ama sonra Mir şebekliklerine devam ettikçe rahatladı.



Bizim için kayışlar özellikle Oh Yeah de koptu. Konser hakkındaki son durumları takip etmediğimizden söylerler mi söylemezler mi bilmiyorduk açıkçası ihtimalde vermiyorduk. Evden çıkmadan öncede dinleyip anılaaaarrr moduna girmişliğimiz var. Oh Yeah ye geçince arkadaşlar biz coştuk. Aslında salonda koptu. Mbla in performansının aslında performanstan öte seyirciyle etkileşiminin tavan yaptığı parça oh yeah dir bana kalırsa. Anck "aç, aç, aç ..." diye bağırdı mı yanımda hatırlamıyorum ama parça çalarsa Joon' a böyle bağıracağım diye yemin etmişti ki Joon zaten o hareketi yaptı. Göbek kaslarını göremedik gerçi ama bizim için yeterli oldu :))

Mbla den sonra Ailee geldi sahneye...




konserde yer alanlar arasında aramın en uzak olduğu bir Ailee bir de Miss A' dir ama dün anladım ki ben bu kıza çok büyük haksızlık yapmışım.



Performansına Üsküdar' a gider iken" ile başlangıç yapan Ailee zaten salonu o anda ele geçirmişti ve hem vokal hem de
Türkçesiyle çok çok keyifliydi. Sonra kendi parçalarıyla kendi performansını, salondaki coskuyu ve katılımı tavana vurdurdu. O noktada ona karşı durmak pek mümkün değildi.
Sahne koreografisi sade idi, dört kişilik sahne  ekibiyle birlikte sahneyi iyi toparladılar. Bunun dışında bana öyle geliyor ki seyirciden aldığı etkiyle kendi enerjisi daha da yükseldi ve benim gözümde onun performasını daha da güzel kıldı. Mütevazi, sempatik tavırları da cabası.


İşte bu yüzden konserleri seviyorum.




(devamı için buraya lütfen)



LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...