24 Nisan 2016 Pazar
Mobile Suit Gundam: Iron Blooded Orphans (Kidou Senshi Gundam: Tekketsu no Orphans) Anime
Mobile Suit Gundam Iron Blooded Orphans 25 bölümlük, diğer Gundam serileri ile direkt bağlantısı olmayan (ama ortak noktaları olan) 2015 yılında yayınlanmaya başlayan bir anime.
Beklentim yüksek başlamıştım ancak ilk bir iki bölümde endişelenmeye başladım. Çok farklı bir senaryo ya da durum olacağını beklemesem de ilk iki bölüm bir şekilde beklentimin oldukça altında kaldı. Bu durumda Kudelia Aina Berstein' ın (isminde hayır yok) o ilk bölümlerdeki (gerçi sonra da devam ediyor) insanı son derece rahatsız eden şovenist, altı boş ve gerçeklerden uzak, vıcık vıcık idealizminin ve salakça tavırlarının da etkisi vardı muhtemelen. Ancak yanlış hatırlamıyorsam 3. bölümden sonra seri iyi bir akış yakaladı ve benim için gerisini iyi toparladı.
Bu anime diğer Gundamlardan bağımsız olsa da bir farklılık getirmiyor, esasen kurgu ve senaryo olarak benzer şekilde ilerliyor hatta aynı şablonu kullanıyor diyebilirim. Kolonileştirilmiş gezegenler (burada ana odak noktası Mars), yüksek yaşam düzeyi ve kalitesine sahip bir kitle dışında umutsuz ve sefil hayatlar süren insanlar, beliren bir umut, fraksiyonlar arası çatışmalar arasında bu umudu güç ile taşımaya çalışan bir grup, ortaya çıkan Gundam ve onu kullanan çocuk pilot vesaire..... ama yine de animenin güçlü yanları var ve insanı bağlıyor.
Ha tabii bunlar benim sevdiğim şeyler genelde, animeyi beğenmemde temel neden bu olabilir. Animeyi sevmemem için neden yok; her şeyden önce meccha. Uzayda, Mars ve Dünyada yer alan mobile suit aksiyonları (uzay aksiyonları her zaman favorim), umutsuz durumlar, hafif melankoli, iyi oluşturulmuş karakter ve bağlantıları, dünya ve kolonilerini kontrol altında tutan ama sorsan uzaktan izleyen kendi amacını kaybetmiş bir askeri güç, siyasi ve politik yolsuzluk ve genel bir yozlaşmışlık, arkada dönen komplolar, birbirinden farklı ve çarpışan güç odakları ve bunların ucunda hayatlarını ortaya koyan tipler, ölümler...
(Serinin açılış ve kapanış parçaları bana kalırsa çok başarılı. Animenin ilk açılış parçası MAN WITH A MISSION' dan "Raise Your Flag")
Mobile Suit Gundam Iron Blooded Orphans kolonileştirilmiş Mars'ta başlıyor. Gezegende, dünyadaki ekonomik bloklar tarafından otonom bölgeler yaratılmış. Bu Mars'taki insanların her konuda dünyaya bağımlı olması demek ve bu insanlar kötü şartlar altında hayatlarını devam ettiriyorlar. Bunun dışında Mars'ta doğanlar, ilerleyen bölümlerde durumun sadece Mars ile sınırlı olmadığı diğer uydu ve koloniler için de aynı olduğu görülüyor, safkan dünyalılar kadar değerli sayılmadıkları için ayrımcılığa da uğruyor.
300 yıl kadar önce yaşanan büyük savaşı bastıran Gjallarhorn, o zamandan beri dünya ve kolonilerinin askeri gücü olup güvenlikten sorumlu. Sözde her şeyi uzaktan izliyor, yürütmeye saygılı ancak uzun süreden beri gücü elinde bulunduran askeri bir yapı daha doğrusu bir güç olarak yozluktan ölmek üzere ve pek tabii bu yapıyı pek bir soylular, pek bir asiller, adalet tutkunları oluşturuyor. O derece soylu ve eşitlikten yanalar ki safkan dünyalılar her zaman söz sahibi. O derece adalet tutkunular ki sorgulamaktan uzaklar, emirleri sorgulamadan itaatte kusur işlemiyorlar. (istisnalar hariç) O derece üstünler ki, sarsıldıkları an öfkeye tutunarak intikam peşinde koşuyorlar.
Çocuk sayılabilecek Kudelia Aina Berstein, Mars' ın asil tabakasından ancak Mars Özgürlük Hareketinin simgesi. Dünya ile ilişki halinde, amacı Mars' ın haklarını geri alabilmesi ve şartlarının iyileştirilmesi. Ortam o kadar pis ki, saf bir sembol olarak görülüyor. Dünya bloklarından bir tanesinin başbakanından "Gel evladım, seninle bir kısım meseleleri görüşelim" diye çağrı aldığında Mars'ta bulunan CGS' nin kapısını yine idealleri doğrultusunda çalıyor - çünkü sıradan insanları falan tanıyacak - ve kendisine dünyaya kadar eşlik etmelerini istiyor.
CGS, çoğunlukla çocuk askerlerden oluşan hatta onları bir nevi köle olarak kullanan, taşeron ordu ya da güvenlik şirketi gibi bir yapı. Çocuklar, bir operasyon geçirerek Alaya-Vijnana adı verilen bir parçayı vücutlarına taktırıyor, omuriliklerine bağlatıyorlar. Bu çalıştıkları ya da kullandıkları makinelere bağlanmalarına ve onlarla daha fazla uyum içinde hareket etmelerine olanak sağlıyor. Bu çocukların bazıları köle olarak buraya satılmış durumda, bazıları ise para için burada bulunuyor. Kudelia buraya geldiğinde, O' nun dünyaya gitmesini istemeyen Gjallarhorn' un bir ekibi burayı basıyor. Bu esnada buradaki yetişkinler, bu çocuk askerleri yem olarak kullanıp ölüme gönderirken kaçmaya çalışıyorlar. Sonucunda çocuklar oldukça kayıp veriyorlar ancak Mikazuki' nin depoda duran Gundam' ı kullanmasıyla bu baskını geri püskürtüyorlar fakat takdir alacaklarına geri gelen yetişkinlerden dayak yiyorlar. Bunun üzerine hazır patron kaçmışken yaşayabilmek için burayı ele geçirelim diyen bu çocuklardan biri olan Orga, diğerlerini de arkasına alarak CGS'yi ele geçiriyor, adını Tekkadan yapıyor ve Kudelia'yı dünyaya götürme işini (bu aynı zamanda Gjallarhorn ile kafa kafaya girmek demek) üzerlerine alıyor ve grubun yolculuğu başlıyor. Uzayda geçen bölümler, dünyada geçen bölümler ve son.
(Animenin açılış ve kapanış parçaları içerisindeki favorim bu kapanış parçası. Bölümlere yedirilmiş olmasının da etkisi vardır mutlaka. MISIA - Orphans no Namida)
Karakterler bana kalırsa iyi. Orga, liderlik yetenekleri kuvvetli olan biri. Amacı, değer verdiği arkadaşlarına ait olabilecekleri bir yer yaratmak, bunun kurbansız olamayacağını bilmesine rağmen. Anime ilerlerken tüm yeteneğine rağmen, deneyimsizliği ve dünya hakkındaki bilgisizliği gibi nedenlerden dolayı yaşadığı sıkıntılar, liderliğin getireceği sorumlulukları bilmesine ve taşıyacağına karar vermiş olmasına rağmen geçirdiği sarsıntılar, geri adım atmamasına rağmen omuzlarına binen yükün ağırlığı gibi durumlar karaktere ve animeye boyut kazandırıyor. Orga' nın önderliğinde Tekkadan' ın kazanmaya çalıştığı durum ve verdiği mücadele kendini izlettiriyor zaten.
Mikazuki, soğuk ve sosyal becerileri fazla olmayan biri olmasına rağmen inanılmaz bir içgüdüye ve güce sahip. Orga ile çocukluk arkadaşı olmalarına rağmen aralarındaki bağın daha kuvvetli olduğu görülüyor. Mikazuki de animenin genel hatları gibi gri. Soğuk, Orga' nın koyduğu hedefin önüne çıkan her şeyi yok eden, zaman zaman çok vahşileşebilen ancak arkadaşlarını sonuna kadar koruyan biri. Çoğu zaman arkadaşlarını son anda kurtaran bir kahraman olarak görülürken kimi zaman acımasız ve soğuk kanlı bir katil olarak görülebiliyor. Bu biraz da nereden baktığınıza bağlı.
Bu ikisi dışındaki karakterler de iyi bana kalırsa.
Anime birden fazla noktayı ele alıyor ve aslında çok karanlık bir ortam sunuyor. Çocuk askerler, köleler, hatta çocuk köleler gibi. Bunun dışında Turbine ekibi ve Naze' nin haremi farklı şekilde ele alınarak her ne kadar sıcak bir renk sağlamış olsa da arkasında acı bir durum barındıran bir gerçek olarak sunulmuş. Tüm bunların ardında ise bunları kullanan siyasi ve politik güçler ya da simalar duruyor. Gjallarhorn' da kendi içinde farklılık gösteriyor sayılır. Büyük bir yapı olmasına bağlı olarak içinde farklı çizgide gruplar, kendince nedensellikleri olan karakterleri barındırıyor. (belki bu taraf biraz daha detaylandırılabilirmiş.)
Anime bu koyu atmosfere dayanarak -motivasyon açısından -gerçekçi. Yani şimdi bunlar eğitim almamış çocuk askerler. Yaşamak için öldürmüşler. O nedenle pembe hayaller peşinde koşarken (kendilerince) ya da dünya onları devrim liderini koruyan kahramanlar veya bu uğurda kanlarını akıtacak romantik devrim savunucuları olarak görürken aslında durumun ölüm-kalım savaşları olduğunu ve geleceklerinin bunu üzerinde yattığının bilincinde olarak dan dun dalıyorlar çarpışmalara. Hiç öyle rakibime nazik davranayım, seçkin stratejiler kasayım, teke tek düelloya gireyim tavrında değiller. Zaman zaman acımasız bir boyuta yükseliyorlar serinin ana merkezi olarak.
Animenin açılış ve kapanış dışındaki müzikleri de oldukça hoş ve animeye uyumlu.
Bunun dışında bu evrene benden daha fazla ilgisi olanlar çoktan fark etmiştir. Bu animede mobile suitler daha fazla yakın dövüş içindeler. Bence anime ve ortamına uygun olmuş. Fazla teknolojik alet edavat kullanmıyorlar. Lazerler, süper sonik mermiler falan yok. Normal sayılabilecek mermiler, çekiç, örs,kılıç falan kullanıyorlar.
Dediğim gibi yenilikçi olmamasına ve şablon bir kalıp izlemesine rağmen bana istediklerimi verdi bu anime. İyi yanları da cabası. Bu yıl 2. sezonu da geliyormuş. Hadi yine iyiyim ^^ Seviyorum ben böyle şeyleri.
(Animenin ikinci açılış parçası BLUE ENCOUNT - Survivor)
14 Nisan 2016 Perşembe
K Müzik: Favori 10 (İlk Üç Ay) II
İlk bölümün ardından ilk üç ay için oluşturduğum K Müzik listemin ikinci ve son bölümüne geçeyim hemen.
5 - M.C The Max - No Matter Where
Hoş parça. M.C The Max' in Pathos adlı single' dan.
4 - YB - Raining Blossom
YB, diğer adıyla Yoon Do-hyun Band, iyi ve dinlenilesi bir gruptur. Parça grubun Şubat tarihli single'ından. Keyifli bana kalırsa.
3 - Park Yuchun - How Much Do You Have In Your Wallet
Park Yoochun' un (JYJ' den dememe gerek var mı? ) Ocak tarihli mini albümünde bu parça. İyi olmuş, hoş olmuş... Böyle gider bu ama kısa keseceğim.
2 - Kim Jae Joong - Love You More
JaeJoong' un Şubat ayında albümü NO.X gelmişti. Parça oradan. İyi oluyor , bu çocuklar böyle solo çalışmalarla gelsinler.
1 - DAVICHI - This Love
Parça Descendants of The Sun' ın ost' undan. Daha önce de dediğim gibi diziyi izlemedim ama parça çok hoş bana kalırsa. Zaten bana kaldığı için listenin ilk sırasına oturdu :)
Böylece ilk üç ay için geçerli olan bu listenin de sonu gelmiş oldu.
10 Nisan 2016 Pazar
JROCK Favori 15: İlk Üç Ay (II)
İlk bölümün ardından kendi favorilerimi sıralamaya devam ediyorum. Gerçi sanki ilk 3 ay çok iyi değildi JRock açısından, en azından bana öyle geldi diyeyim. Neyse...
10 - D=OUT - SM
D=OUT, 2007 çıkışlı bir visual kei grubu. İyidir, hoştur. SM, grubun Ocak'ta yayınlanan albümü Shingitai' da yer alıyor.
9 - DADAROMA - Lucid Dream
DADAROMA, yeni sayılabilecek bir visual kei grubu. Bu parça Ocak tarihli albümlerinde yer alıyor.
Dadaroma ile ilk karşılaştığımda, "hahaha dadaizm ile bir alakaları var mı acaba? " diye düşünmüş ama üzerinde pek durmamıştım. Zira, 1. Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan Dadaizmi bir sanat ve edebiyat akımı olarak eğlenceli bulurum. Bana çekici gelir. İçindeki başkaldırı, genişlik, ardına gizlediği pesimistlik ve yıkıcılık sanırım onu çekici yapan. Dadaist manifestoyu ilk okuduğumda yaşadığım duyguları az biraz hatırlıyorum. Neyse eğer merakınız varsa bu akımı gözden kaçırmayıp biraz inceleyin derim. Dadaroma'ya dönersek, yine inceleyip bakmadım ama bu parçanın yer aldığı albümün adı dadaism olduğuna göre sanki biraz ilişkileri, esinlenmişlikleri var.
8 - AKIHIDE - Matsuyuki Sou
BREAKERZ' den Akihide' nin son çalışmasından.
7 - Pulse Factory - Sekai ga Kimi wo Wasuretemo
Pulse Factory de yeni bir grup sayılır ama bir ışık görüyorum çocuklarda :P Şubat ayında yayınladıkları single'ları The Future' da yer alıyor parça.
6 - Anfiel - Lava
Anfiel, 2014 çıkışlı bir visual kei grubu. Yeni olmalarına rağmen, diğerlerinden biraz sıyrılmayı başarabildiler bence. Çocuklarda bir umut görüyorum.
Bu listenin ikinci bölümünü burada tamamlarken, bonus parçasına kulaklarımı çeviriyorum. Bu yazı için seçtiğim bonus B'z ' in vokali Koshi Inaba' nın son single'ından Hane. Buyrunuz;
8 Nisan 2016 Cuma
Aoharu x Kikanjuu: Bir Anime
2015 yapımı 12 bölümlük animenin aslı NAOE' nin mangasına dayanıyor. İzlemek için tereddütlü davranmıştım ama sonra bir deneyeyim diye başladım, bir şey kaybetmedim.
Tachibana, erkek kılığıyla dolaşan bir kızımız. Çok atletik, müthiş bir içgüdüye ve reflekslere sahip, sportif bir insan ve karakterinin en önemli ayrıştırıcı özelliği çok kuvvetli olan adalet duygusu. Bu ağır adalet kavramı zaman zaman yanlış sonuçlara ulaşmasına sebep olsa da mottosu "kötülüklere geçit vermeyeceğim!" olan bu hanım kızımız, gerekli gördüğü takdirde aksiyona dalmaktan kaçınmıyor ve animenin geçtiği dönemde yalnız yaşamaya başlıyor bu da yeni bir eve taşınması demek. Apartmana vardığında, gayet yakışıklı, hoş biri olan Masamune adlı karakter ile kapı komşusu oluyorlar. Neyse işte olaylar gelişiyor falan...
Masamune ile çocukluk arkadaşı Yukimura' nın tutkusu survival game' ler. Paintball benzeri bu oyunun boya silahlarıyla değil daha farklı mermilerle oynandığını düşünün. Masamune, Tachiba'nın cinsiyetinin farkına varmıyor ve onu takıma davet ediyor (Yukimura da anlamıyor) ve bu üçü bir takım olarak bu oyunlarda yer almaya başlıyorlar ve yılda bir kere düzenlenen gizli bir turnuvada geçmişe dönük bir hesaplarının olduğu diğer bir takımdan bu geçmişin acısını çıkarmayı planlıyorlar.
Başta aman şimdi Tachiba' nın kimliği ortaya çıkınca aşk üçgeni olur, shoujoya sarar bu diye düşünmüştüm ama hiç öyle olmadı.
Karakterler eğlenceli. Tachibana, ara sıra adalet duygum falan diyerek insanı deli etse de oyuna karşı duyduğu sevgi ve nişan yeteneği sıfır olmasına rağmen diğer özellikleriyle başarılı aynı zamanda eğlenceli. Masamune ve Yukimura da eğlenceli karakterler, ikisinin de geçmişe ait sorunları olsa bile.
En tehlikelisi Midori. Öyle ki insanların duygularını avucuna alıp yönlendirme becerisine sahip. En eğlencelisi Fujimon sanırım aralarında.
Eğer bir ikinci sezon gelirse olaylar daha ilginç bir hal alır muhtemelen. Çok iyi olmasa bile, izlemesi eğlenceli, keyifli vakit geçirmeye elverişli, çerezlik bir anime. 12 bölüm zaten.
5 Nisan 2016 Salı
İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım
Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.
İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.
Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.
Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.
Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.
Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.
Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.
Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!
P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım.
http://www.agizbakimuzmani.com/
#ipanaperfection #gülüşünügöster
İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU
Bir boomads advertorial içeriğidir.
3 Nisan 2016 Pazar
K Müzik: Favori 10 (İlk Üç Ay) I
Madem ilk 3 ay için Japonya'ya el attım o zaman bir Kore' ye de uğrayayım dedim. Bu liste, kendi dinlediklerim ve videosu olanlar içerisinden seçtiğim, ilk üç ay içinde en fazla dinlediğim parçaları kapsıyor.
10 - Chen and Punch - Everytime
Parça Descendants of the Sun' ın ost'undan. Diziyi izlemedim henüz o nedenle bir yorumda bulunamıyorum ama dizinin müzikleri çok hoş görünüyor.
9 - Jo Kwon - Crosswalk
Jo Kwon' un şubat tarihli bu parçası hoş bence.
8 - Jang Jane - Don't You Know
Jang Jane' in bu parçası Remember adlı dizinin ost' undan. Diziyi izlemedim ama güzel parça şimdi :)
7 - Kim Jo Han - Like We' re Still in Love
Parça biraz 2015' e kayıyor olabilir bu nedenle bu parçayı biraz kayırmış olabilirim.
6- Double S 301- Pain
Pain de bu sırayı aldı böylece.
Bu bölümün bonusu Benny Char' dan geliyor. Battle of Thunder Gods
Bu çok eğlenceli bir video bana kalırsa.
1 Nisan 2016 Cuma
JROCK Favori 15: İlk Üç Ay (I)
Neden böyle işlerle uğraşıyorum, anlamak benim için bile güç gerçekten ama (olur böyle şeyler diyerek kendimi teselli ediyorum) ilk üç ay için JRock içerisinde yer alan en sevdiğim 15 parçayı listeledim. Doğal olarak kendi dinlediklerim ile sınırlı bu liste daha öncekilerde olduğu gibi, buraya eklenecek olması sebebi ile, videosu olan parçaları içeriyor.
O zaman sondan başlıyorum;
15 - THE ORAL CIGARETTES - Kyouran Hey Kids!!
Aynı zamanda Noragami Aragato' nun açılışı olan parça single olarak Kasım'da yayınlanmıştı. THE ORAL CIGARETTES' in Ocak tarihli albümünde de yer aldığı için bu listeye dahil oldu. Ve evet, Noragami Aragato'yu sevdim. (Her ne kadar ilk sezonun daha iyi olduğunu düşünsem de...)
14 - Pentagon - Shounen Waltz
Pentagon bir visual kei grubu. Shounen Waltz, grubun Ocak tarihli albümünde yer alıyor.
13 - BURNOUT SYNDROMES - Fly High!!
Burnout Syndromes, 2005 çıkışlı bir grup. Fly High!!, Haikyuu' nun 2. sezonunun açılış parçası. Güzel parça ve evet Haikyuu candır.
12 - R- Shitei - Hachijuuhachi Kasho Junrei
R- Shitei, 2007 çıkışlı bir visual kei grubu. Bu parça Mart ayında çıkan aynı isimli single'dan. Eğleniyorum.
11 - Matenrou Opera - Pandora
Grubun son albümü Chikyu' da yer alıyor Pandora. Matenrou Opera iyidir, güzeldir.
Bu bölümün bonus parçası Galneryus' dan gelecek. Raise My Sword
Galneryus son albümü Under The Flag Of Courage' ı Aralık' ta yayınladı. Parça bu albümde yer alıyor. Albüm güzel bir albüm, uzun zamandır bir albümü dinlerken bu kadar heyecanlanmamıştım. Galneryus' un bir önceki albümü VETELGYUS, güzel bir albümdü. Bu albümde yer alan iki parçayı özellikle çok beğenmiştim. Bunlardan ilki enstrümental bir parça olan The Voyage idi, diğeri ise Attitude to Life. Attitude to Life aynı zamanda Donten ni Warau' nun kapanış parçası olarak kullanıldı. Daha sonra aynı isimli single olarak yayınlandı.
Under The Flag Of Courage' ı bütün bir albüm olarak beğendim. Albümün girişi ayrıca heyecan verici. Bu öznel bir durum da olabilir zira albümü ilk dinlediğim seferlerde nostaljilere sürüklendim. Ne bileyim, sabahları okula gitmek için otobüse koştururken Stratovarius'un High and Low' undan motivasyon aldığım ve mutlu olduğum günler, Shadow Gallery' nin Tyranny' si ile aşk yaşadığım dönemler, Queensryche' in Operation Mindcrime' nı her boşlukta kulağıma soktuğum zamanlar ve daha nicesi aklıma geldi birdenbire... Öyle işte, türün meraklıları bu albüme bir göz atmak isteyebilir bence.
27 Mart 2016 Pazar
Monster Hunt (捉妖记) : Şirin Bir Çin Filmi
Monster Hunt 2015 yapımı bir Çin filmi. Filmin yönetmeni Raman Hui. Oyuncuları içerisinde Jing Boran, Bai Baihe, Eric Tsang, Wallace Chung , Jiang Wu gibi isimler yer alıyor.
Monster Hunt orijinal, yenilikler getiren bir film değil. Hikayesi bile klişe. İşte insanlar dünyası var bir de canavarlar dünyası var. Canavarlar, insanların dünyasına geçmiyor. Geçseler bile insan tarafında canavar avcıları var, işleri bu kaçak canavarları yakalayıp, öldürmek.
Günün birinde canavar aleminde, canavarlar kralı tahtından edilir ve tüm bakanları falan öldürülür. Yeni kral doğal olarak hamile olan eski kraliçenin ve doğmamış çocuğun da ölüsünü ister. Bu durum karşısında kraliçe karnında çocuğu insanların dünyasına kaçar ama peşinden kendini öldürmek için canavarlar gelmektedir. Sadık taraftarları da kraliçeyi korumak için ellerinden geleni yapmaktadır. Kraliçe en sonunda oğlunu, köyde gördüğü Song Tianyin' e emanet eder. İşte ufak bebek hem canavar avcılarından hem de canavarlardan korunmak zorunda kalır.
Monster Hunt için söyleyebileceğim tek şey çok sevimli olduğu.
Mesela bu eğlenceli bir sahne;
Film, Çin' de gişe rekorları kırmış. Gerçi daha sonra netizenler, bilet satışlarında hile yapıldığını ve yapımcı şirket tarafından şişirildiğini iddia etmişler ama bilemiyorum..
Film, eğlenceli vakit geçirmek için ideal.
25 Mart 2016 Cuma
KELİMELER YETMEZ: Zhang Jie
Beijing doğumlu yazar Zhang Jie' nin bu romanı Galata Yayıncılık tarafından okuyucular ile buluşturulmuş. Roman Çince'den değil, çevirmen Nezaket Saraçoğlu tarafından İtalyancadan Türkçeye çevrilmiş. Çevirmen notlarına göre Zhang Jie, kitabı İtalyancaya çevrilebilmesi için yeniden düzenlemiş.
"Yirminci yüzyıl Çin' inin trajik destanını anlatmak için yeteri kadar sözcük yok. Buna rağmen, güçlü bir toplumsal bilince sahip bir sanatçı olarak, kendimi, bunu denemeye mecbur hissettim"
Zhang Jie
Roman arka plan olarak 49 Devrimi öncesindeki çatışma ve karışıklıkları ardından sonrasına ait oluşan beklentileri ve gerçekleşenleri kullanmış. Tüm bu tarihsel süreç içerisinde toplumda her zaman soru işareti oluşturmayı başarabilen yazar Wu Wei' in, parti üyesi olan Hu Binchen ile olan çalkantılı ilişkisi ve evliliği ve Wu Wei' in deliliğe uzanan hayatı konu ediliyor. Bununla birlikte aslında Wei ailesinin üç kuşak kadınlarının hikayeleri ve şartları ortaya konuyor.
" Her varoluş olayının kaçınılmaz seçimler sonucu olduğunu ve insan varoluşunun, kaderin adım adım oyunlarından öngörülebileceğini o zaman anladı"
Wu Wei' in annesi ile olan bağı, annesi ve anneannesinin sosyal şartlar ve olaylar altında ezilirken bile evliliklerinde takındıkları uysal tavır, Wei' in kişiliğine bağlı olarak toplumda bir türlü saygı görememesi, parti üyesi Bingchen' e duyduğu saygı ve aşk nedeniyle tüm tepkilere rağmen onunla evlenmesi, bu evliliğin getirdiği sonuçlar ve insanların hem bireysel hem toplumsal değişimleri kronolojik bir sırayla sunulmamış kitapta. Özellikle ilk bölümler okurken birbirinden oldukça kopuk geliyor.
"Geçmişte olduğu gibi bugün de savaş bu. Büyük olasılıkla, gelecekte de böyle düzensiz ve rastgele savaşmaya devam edilecek. Bir güç tekelinin menfaatleri için öldürülen binlerce insan..."
Wu Wei' in hikayesi arkada gelişen tarihsel süreçten ve karmaşık toplum ilişkilerinden bağımsız olarak düşünülemez. Bu süreç Wei kadar binlerce insanı dolaylı ya da direkt olarak etkiliyor. Parçalanan aileler, kavgaya tutuşan dostlar, yıllarca tutku ile savunulan ideallerin sonucunda yaşanan hayal kırıklıkları, binlerce ölüm, sefalet çeken, oradan oraya sürüklenen insanlar ve hayatlar... Hangi cepheden olursa olsun yıllar süren mücadelenin sonunda kendi kendini aldattığını düşünen ya da hayatını boşa harcadığı sonucuna varan yüzlerce insan...
Kitabı uzun bir süreçte okudum. Gittiğim bir gezide kitabı orada unuttum sonra kitap bir şekilde bana geri geldi. Araya başka işler girdi derken açıkçası elimde biraz süründü o nedenle üzerinde çok yorum yapmam ya da akıcı bulmadım demem ne kadar doğru olur bilemiyorum. Kitap gerek tarihsel gerek sosyolojik gerekse bireysel katmanlarıyla dolu bir kitap ancak akıcılık konusunda bana kalırsa sıkıntılı. Zaman zaman bölümleri birleştirmekte ya da zaman atlamalarını takip etmekte insan zorlanıyor. İlk bölümlerde oldukça zorluyor. Bana kalırsa ancak sonlara doğru toparlıyor.
Bunun dışında Çin tarihini bilmem, karışık gelir o nedenle okuyamam gibi bir çekinceniz varsa kitabın başında 1911 İhtilali nedir,Kurtuluş Hareketi, Tarım reformu gibi konularla ilgili kısa bir açıklama konulmuş.
21 Mart 2016 Pazartesi
OUROBOROS : J Drama
Kanzaki Yuuya' nın mangasından uyarlama olan 10 bölümlük Ouroboros' a başlarken, Ikuta Toma ve Oguri Shun' un yer alması dışında dizi hakkında fazla bir bilgim yoktu. Sonuç olarak dizi benzer bir konuya sahip Maou' dan sonra bu tarzda en beğendiğim dizi oluverdi. Gerçi Maou, Kore yapımı Devil' in Japon adaptasyonuydu ancak Maou' yu The Devil' e göre daha derli toplu ve daha akıcı bulmuş, daha çok sevmiştim.
Oguri Shun ve Ikuta Toma' nın dışında dizide Juri Ueno, Yo Yoshida , Kenichi Takito, Kotaro Yoshida gibi isimler yer alıyor.
Danno (Oguri Shun) ve Ryuzaki ( Ikuto Toma) bir yetimhaneye yerleştirilmiş yetimlerdir. Ne yazık ki çok değer verdikleri öğretmenleri bu yetimhanede bir gece bazı adamlar tarafından öldürülür ki buna bizzat şahitlik eden Ryuzaki' dir. Olayın üstü polis tarafından örtülür, Danno ve Ryuzaki gördükleri her şeyi unutmaları için uyarılır.
Yıllar içinde Ryuuzaki polis olur, Danno ise yakuza saflarında kendine yer edinir. İkisi de amaçları doğrultusunda kariyer basamaklarını hızla çıkmayı ve polisi bile yönlendiren, bu olayın arkasındaki kişileri ve özellikle öğretmenlerini öldüren adamı bulmayı hedeflemektedirler. İntikam planları doğrultusunda ilerlerken kendi çaplarında ya da kendi açılarından adalet arayışlarını da sürdürürler.
Ikuta Toma aptal ayağına yatan, hafif sakar, sıcak kanlı görünen ancak zaman zaman müthiş bir karanlığa sahip olabilen Ryuzaki'yi götürmüş. Gerçi dizinin akışı iyi olduğu için çok kastırmasına da gerek kalmamış. Ortağı ile ilişkisi, müthiş şefleri ve diğer iş arkadaşlarının yaklaşımı nedeniyle içten içe yaşadığı çelişkiler konusu var gerçi. Bu durum diziye ayrı bir derinlik katıyor.
Oguri Shun, genç yaşında yakuza arasında kendine isim edinmiş zeki ve yetenekli bir mafya üyesi Danno rolünde. Kendi nedensellikleri, Ryuzaki ile olan ilişkisi, amacına olan bağlılığı gibi etkiler karakteri zenginleştirirken diziye derinlik sağlayan öğelerden. Danno' nun yoooosh deyişi ve her hafta farklı bir karakter özelliğine bürünmesi eğlenceli öğelerden ayrıca bunun sağ kolu Fukamachi her insana nasip olmaz, söyleyeyim.
Ha, bunun dışında ben bu ikisini birlikte izlemeyi seviyorum nedense...
Juri Ueno, Ryuzaki' nin ortağı, babası teşkilatın üst mevkilerinde bulunan, başarılı bir polis olan Hibiko rolünde iyi iş çıkarıyor. Hibiko bir karakter olarak güçlü iradeye sahip, belli çizgileri olan, babasıyla sorunlu, zaman zaman sinir bozuculuk dozu yükselen bir karakter. Çizgileri net olan birinin Ryuzaki ile ilişkisinin kırılma noktaları olacağı zaten tahmin edilebilir ancak dizi bunun ardındaki öğeleri hoş bir şekilde sunuyor.
Değinmeden geçemeyeceğim bir karakter var ki kendisi detektif Chono ( Kenichi Takito). Bu karakterin iç güdüleri inanılmaz güçlü hani görseniz kendisinden beklemezsiniz. Ve kendisinden beklenilmeyecek, kararlarını üzerine kurduğu bir algısı var.
Şef Mishima' nın elemanları üzerindeki tavrı ve teşkilata tepkileri, Tachiba' nın sürekli tetikte olması, teşkilatın içinde dönen çekişmeler, karanlıkta gelişen süreçler dizinin akıcılığını arttırırken dizinin atmosferine katkı sağlıyor.
Dizi içindeki müzikler güzel, açılış ve kapanış parçası olan Arashi' nin Sakurası'na da lafım yok ancak son bölümde olmamış o parça... Bir an yabancılaştırma öğesi hahahaha diye düşünüp saçmalamışlığım dahi var kendimi ekrandan çıkarabilmek adına.
Ouroboros, mitolojide kendini kuyruğunu ısıran bir yılan şeklinde tasvir edilen bir simge. Bu simge, sonsuzluğu, döngüselliği ve yeniden doğuşu temsil ediyor. Dizi ismini Ryuzaki ve Danno' nun çok sevdiği öğretmenlerinin boynunda taşıdığı- yanlış hatırlamıyorsam - kuyruğunu ısıran iki yılanın yer aldığı kolyeden alıyor. Bu simge nedeniyle çocuklar kendilerini çift ejderhalar olarak adlandırıyor. Bu simgenin diziye ya da dizinin ourobos' a olan çok yönlü bağlantısı oldukça hoş.
Ben diziyi beğendim hatta belki zamanım olursa ya da izleyecek başka bir şey bulamazsam tekrar izlemeyi düşünüyorum. Dizinin ilerleyişinde ve aslen arka planındaki dramatik öğeler yoğun olmasına rağmen bunun dozunu belli bir çizgide tutmayı başarmışlar ve olaylara olan bakış açısının farklı noktalardan gösterilmesini ve izleyenin bunu değerlendirebilmesini sağlayabilmişler. Bu açıdan başarılı. Herhangi bir spoilera mahal vermemek adına detaya girmeyeceğim. Her ne kadar mangadan uyarlanmış olsa dahi - ki ben mangayı okumadığım için mangayı değerlendiremiyorum- böyle bir konunun bizim senaristlerin eline geçmesi durumunda her bölümde göz yaşı ve ajitasyonun eksik olmadığı, izleyeni travmalara sürükleyen, her bölümde bir karakterin depresyona girdiği ve yarım saat bu depresyon ve etkilerinin gösterildiği, farklı bakış açılarının kaybolduğu, en dipteki adalet algısının klişeleştirildiği hatta yok edildiği bir 100 bölüme dönüşebileceğini dizi izleyemeyen şu halimle tahmin edebiliyorum.
Neyse, izleyecek bir dizi arayanlara kesinlikle tavsiye ederim.
(Dizinin ost'undan, çook güzel)
Etiketler:
arashi,
dizi,
Ikuta Toma,
j music,
j-pop,
japanese,
manga,
Oguri Shun
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













