Mikiya Mochizuki' nin 1969 dan itibaren on yıl süreyle yayınlanan bu mangası 2011 de film olarak ekranları süslemiş. Yönetmeni Eiichiro Hasumi olan filmde Eita, Ruhei Maruyama, Kyoko Fukada, Jun Kaname gibi isimler yer almakta.
Japon polis teşkilatı, artan şiddet olayları karşısında polisin bir işe yaramadığı ya da elinin kolunun bağlandığı durumlarda kullanmak üzere yedi suçludan oluşan gizli bir ekip kurmuştur. Polis bir işe yaramadığı ya da olayları eline yüzüne bulaştırdığında yetki sizde diyerek olayları bu gizli ekibe devretmektedir. Bu motorsikletli grup öyle pek insancıl bir grup olmadığından dolayı olaya dahil olduklarında konu kapatılmaktadır ki bir gazeteci de bu duruma takmıştır.
Günlerden bir gün Tokyo bir virüs nedeniyle tehdit edilince Tokyo' yu kurtarmak bu ekibe kalır ancak bu olay esnasında polis ve devletin içindeki derin oluşumun bam teline basınca bu ekibin ortadan kaldırılma emri verilir. Böylece ekip için olaylar karışıverir.
Zaman zaman Kara Şimşek' i hatırlatan görüntüleri ile birlikte yine zaman zaman pek akıcı olmasa da özü mangaya dayandığı için kendini izlettiren bir film. Çok dallı budaklı da değil. Hoş aksiyon sahnelerini içinde barındırmakta. Tüm bunlar nedeniyle izlenebilir.
Ayrıca kapanış parçasını duyduğumda çıldırmış bir an acaba mı diye kendime sormuştum ama yanılmamışım. Evet L'arc en Ciel' in "chase" i bu Japon filmine cuk oturmuş zannımca...
Uzakdoğu' nun süperstarlarından, Çin ve Hong Kong' un en tanıdık simalarından şarkıcı, oyuncu, yapımcı ve daha bir sürü ...Andy Lau' nun "xie xie ni de ai" sı dün uzuuuun zaman sonra playlistimde bir anda ses verdi...
Severim bu parçayı... ama çok uzun zamandan sonra bir anda dinlemek biraz nostaljiye bağlı hüzün sendromu yarattı niyeyse...
(Andy Lau- xie xie ni de ai)
Benim gibi maziye dalarak ah o eski yıllar ne güzeldi diye hüzünlenenler olur mu bilmem (feci şekilde yaşlanıyorum sanırım, bu onun belirtisi ) ama olursa diye klibini de ekleyeyim dedim de bakıp eğlensin :))
Kore' de 2009 yılında final yapmış olan, müzikleri de kendi gibi güzel olan bu 62 bölümlük dizi hakkında daha önce Bi Shounen Gurusu burada düşüncelerini paylaşmıştı.
Karakterleri ve kurgusuyla beğeniyle izlediğim Muhteşem Kraliçe' ye uzun uzun değinmeyeceğim ama izleyecek dizi arıyorum diyenlere öneririm. 62 bölüm göz korkutmasın.
(IU- Araro)
Şimdi, evet, bu dizinin karakterleri güzel ama bir tanesi var ki ışıldıyor, kendisine hayranım. O da tabii ki de Mi shil'dır.
Gerçek tarihi karakteri bir yana bırakıyorum. (Doğal olarak kurgu içerisinde karakter değiştiriliyor), Queen Seon Duk içinde Mi Shil düzene kafa tutan, başkaldıran duruşu (detaylandırmama gerek yok sanırım ama değineyim ufaktan asillik ve soy kavramı, cinsiyeti, bir kraldan diğerine değişen düzen içerisinde bir gün mücevherken bir gün zehire dönüşüvermesi vs.. ), etrafındakilere pabuçlarını ters giydirecek, kitleleri kendine bir anda inandırabilecek denli müthiş olan zekası, zaman zaman kadın olması nedeniyle hor görülmesine rağmen o naif gülümsemesi altında kendini hor görenleri çat çat tokatlaması, savaşçı yetenekleri ve daha nice özelliğiyle muhteşem bir karakter değil mi? Dukman, Duk Man olduysa bunu kesinlikle bu kadına borçludur.
(bu parçanın çoook güzel bir sahnesi var, hatırlar mısınız?)
Bana kalırsa bunların yanında Mi shil tüm yeteneği, zekası ve gücü ile hak ettiği konumu ararken, gerçek bir hain gibi (sonuçta dizinin kötüsü sayılır) krallığı satmaya da asla ve asla kalkışmayarak ayrıca puan toplamıştır. Bununla birlikte, kendisi kuşatıldığında sınırdaki askerleri yerlerinden çekerek mücadeleye girişebileceği bir fırsat varken elinde, bu fırsatı hiç düşünmeden iterek o sınırlar tehlikelidir, o askerleri çekersek başarıya ulaşırım ama bu krallığa zarar verir deme cesaretini de gösterebilmiştir.
Öyle bir karakter Mi shıl... Ayrıca Ko Hyun Jung' un performansının hakkını vermek gerekir bence.
(işte Mi Shil' ın parçası)
Neyse Mı shil gibi düşmanım olsa derim ki ne yüce bir insanım da böyle bir düşmanım olmuş ve sonra ölsem de gam yemem...
Eğlenceli günler geçirmeme neden olan bu animeyi ilk bölümünde bögh bu ne diyerek bırakıyordum bir klasik olarak... Neyse ki devam etmişiz. Giriş kısmı biraz yavaş olmasına rağmen ilerledikçe esasen çiğ olmasına rağmen sarmadı ve eğlenmedim desem yalan olur. Mangasından bağımsız olarak sadece bu 24 bölüm için konuşmam gerekirse;
Her ne kadar shounen kalıbının içine sıkışmışlığın sıkıntılarını yaşasa da sonuç itibariyle karakterleri ve diyaloglarıyla sıkılmadan kendini izletiyor.
Rin herşeyden önce oldukça kazma ama bir o kadar eğlenceli. Şahsen ben kendisiyle eğlendim. Yukio ise kalıp içerisinde üzerine düşen görevi başarıyla yerine getiriyor. Ciddi, içten düşünceli vs... tavırlarıyla.
Hani Astaroh' u öylesine harcanmış görmek insanı üzüyor tabii sonuçta şeytan alemindeki en baba elemanlardan birinden bahsediyoruz ama bilindiği gibi bu Astaroth' un da geçmişi bir bulanık. Şöyle ki Pagan inanışlarda yani Hristiyanlık öncesinde tanrıça adı olduğu konusunda büyük bir çoğunluk birleşiyor. Babil, Sümer, Akad ve Asurlularda da adı farklı şekilde anılan tanrıça, Hristiyan literatüründe şeytan oluyor.
Onun dışında Satan' ın oğullarıyla diyalogları koparmadı değil hani ama Satan bildiğimiz satan dan öte psikolojik sorunları olan, egoist, ergenlerin dilini konuşmaya çalışan sorunlu bir ebeveyn gibi yansıdı animede Assiah olarak geçen insanların yaşadığı boyuta. Yine de seri içindeki görevini gördü sayılır.
Seride iki elemanım var. Bir tanesi Mephisto Pheles - ne yalan söyleyeyim Faust olayı oldukça klişeydi ama güldüm - ve kardeşi Amaimon ki bu da cehennemin prenslerinden biri olan Amaymon dan geliyor. Daha şeker, sevimli bir şey burada. Gerçi anıldığı gibi garip kişiliği hafiften yansımış animeye. (hehe her ikisi de seiyulardan kazanıyor ama haksızlık etmeyeyim karakterlerin bir çoğunun seiyusu sevdiğim isimler) Mephisto Pheles' in ise ikircikli aynı zamanda renkli ve eğlenceli kişiliği izleyeni keyiflendiriyor.
Rin' in sınıf arkadaşları içinde Suguro seiyu farkıyla kazanıyor doğal olarak bir de elemanın kafa çalışıyor.
Shiemi ise en azından taşıdığı misyon çerçevesinde diğer bazı serilerdeki karakterler kadar sinir bozucu değil.
Sonu hakkında yorum yapmayacağım. Bunun ötesinde Vatikan' ın üst yönetimi, eski kardinalin oyunları ve Satan' ın birbirlerinin ayakalarını kaydırma ancak ötesinde işbirliklerinin yaşandığı dünyada Rin' in ve bir derecede Yukio' nun insan gerçeğiyle birlikte yoğrulmalarının öyküsü.
Genel anlamda eğlenceli ve keyifli eğer büyük bir şeyler beklenmiyorsa.
UVERworld/ Core Pride, açılış parçalarından.
Diğer açılış Rookiez is Punk'd nin In My World'ü de sağlam.
Açılışlar her ne kadar iyiyse kapanışlar bir o kadar kötü!!
Bu Kore dizisini izlemeyen kalmamıştır tahminimce. Her zamanki gibi geriden gelerek ben de tamamlamanın o tarif edilemez mutluluğuna eriştim sonunda :P Şimdiye kadar izlememiş olmamın tek nedeni afişiydi, itiraf ediyorum :)
Prototip bir konu olarak erkek kılığına girmiş bir adet kızmız bulunmakta ki kendisi duruma sürüklenmiş hatta azıcık zorlanmıştır ikizi kardeşi nedeniyle. Bu kızımız kendini erkeklerin arasında bulur - ki parlak parlak güzel çocuklar - ki bu bunlarda AN jell üyeleri... Böyle bir harem ortamında bir klişe olarak olması gereken üç erkek tipi var ve üçü de dizide mevcut;
Tae Kyung: (Jang Geun Suk) Dışarıdan bakıldığında karizmatik, işinde başarılı ve titiz, yetenekli, elemanların içinde lider durumunda. İç dünyası incelendiğinde çocuksu, hafif salak, esas kızla başlarda gıcıklaşma üzerine kurulu bir ilişki.
Kang Shin Woo:( Jung Yong Hwa) Duyarlı, ince, hassas, sağduyulu, ortamın arka plandaki ağır abisi tadında.
Jeremy: (Lee Hong Ki) Ortamın şebelek oğlanı. Benim cinsel tercihim diye sorgulama yapması lazım birinin o da bu dizide Jeremy' e düşüyor.
Sonra karakterlerin olayları salak salak seyretmesi lazım, yanlış anlaşılmalar olmalı. İkinci adam da kıza aşık olmalı falan...
Klişe işte ama dizi güzel mi? Ne yalan söyleyeyim güzel zaten bu Kore olsun Japon olsun dizilerini konuları ele alışlarından, işleyişlerinden, yarattıkları atmosferden dolayı sevmiyor muyum? Ondan seviyorum...
Sonuç olarak bu diziyide keyifle izledim işte...Şimdi söylemek istediklerime gelelim...
Go Mi Nam (Park Shin Hye); Gerçekten saf mısın salak mısın anlamak mümkün değil... Hoş görüyoruz hadi iyisin. Bu arada o kadar çok ağladı ki Go Mi Nam kardeşim, sular idaresine telefon açıp sayaç bağlatmak istedim. Sular idaresinin gözlerinde dolar ışıltısı oluşur da bu fikirden ötürü belki bizim faturalar düşer?
Tae Kyung: Öncelikle bu dizide Jang Geun Suk' a kalem midir sürme midir her neyse çeken makyözü tebrik ediyor yanında kalfa olup kendimi bu konuda geliştirmek istiyorum. Elemana da yakışmış ama. Jang Geun Suk (şu çocuğun adını yazmak çok zor geliyor bana) abartılı gözükse de diziyi kastırmayacak ve uyumlu şekilde güzel götürmüş oyunculuk anlamında...(Izdırap dolu bakışları zaman zaman bende gülme krizine neden olsa da, sanki anaokulunda tuvalete gitmek isteyen çocuk gibi ara sıra). Tae Kyung karakteri nedenleri olsa da aksi , cins, korkunç bakışlarıyla gel gitleriyle, düştüğü salak durumlarla falan eğlenceli karakter özünde, sevimli. Ayrıca kıza el ense çekerek öpmeye kalkması hayde bre pehlivan dedirtiyor ara ara. Hem JGS hem Tae tam yanakları sıkılmalık. Zaten diziyi bir yerden sonra Tae Kyung sürüklüyor.
Bir de arkadaşım bu çocukların etrafında bunlara öğüt verecek, dertlerini paylaşacak, evladım sen aşık olmuşsun diyecek falan hiç mi büyük yok yahu...
Kang Shin Woo: Jung Yong Hwa güzel çocuk dizide daha da güzel göründü sanki gözüme. Karakteri iyi, güzel, sevdik beğendik, alımlı, ince hassas falan da bir süre sonra çok baydın be güzel kardeşim. Fakat sanırım diziyi izleyen tüm dişilerin kalbinde bir yer edinmiştir bu karakter. Demek ki neymiş mal mal bakmıyormuşuz sadece... Bir de ne yalan söyleyeyim hani bunun efsanesine istinaden ara ara yumruğunu sıktığı yerlerde çok bekledim kafa göz sağa sola dalsın diye ama kırdın beni Shin Woo.
Jeremy: Eğlenceli ama elma armut yerken ekrana girip ağzını burnunu kırmak geldi içimden ne yalan söyleyeyim. Köpeğinin adını Angelina Jolie koyması da ayrı geyik olmuş. Bu arada Go Mi Nam' ı "bu otobüs benim, defol!" gibi bir çirkeflikle kovdun ama o otobüs benim bir kere tamam mı!!!! Koca koca, tanımadığım bilmediğim ve yalnız olduğum şehirlerde bulduğum boş otobüsler benim, sen in otobüsten.
Jeremy bu fikri yaydı ortaya bu nedenle artık herkese mutsuzken bu tarz turları tavsiye ederim çok iyi geliyor ama dönüşümlü binelim ahali, kilit nokta otobüsün boş olması, unutmayalım! Bir de güvenli olmayan şehirlerde uygulamak pek mantıklı olmayabilir.
Go Mi Nam ve etrafındaki harem konusundaki en doğru tespit menejer ve koordinatörün Japonya'da yaptığı muhabbetteydi sanırım.
Yo Hei Shi: (Uee) Kardeşim, topukluları da giydin mi boyum kadar bacağın oluyor sanırım. Topuklu giyme canım benim... ayrıca çekilmez çilesin ama bu tarz dizilerin vazgeçilmez öğesisin biliyorum, kızmıyorum.
Dizinin en güzel kızı şu fanların lideri konumundaki kızcağızdı bana kalırsa. Fanlar da ayrı konu zaten burada.
Tae' nin annesi: korkunçsun!!
Adlarını anmadıklarım üzgünüm ama çok gebeşimdir ben.
Müzikler güzel. Fly Me to The Moon ve ayrıca Moonlight Sonatanın gitar versiyonu ayrıca hoş olmuş.
Yo he Shi' nin burnunu kırdıktan sonra onu fotograflamaya çalışan kitle çok sevimsizsin, biraz nazik biraz insan olun.
Bir süre sonra biraz sıkılsam da Jang Geun Suk'un oyunculuğu ve karakterin sürükleyiciliği toparladı iyi ki. Bu arada JGS kafayı sağa sola yatırıyor ya balkona konan serçeyi anmadım değil her seferinde.
Dizi boyunca pek çok eğlenceli, güldüren sahne var ama soyunma odası ve çıplak bebeler geyiği bambaşka...
Sonuç olarak direndim direndim ama bu k - dramayı da izledim bir çırpıda hatta ikemen desu ne yi izlesem mi diye düşünüyorum şu anda. iyi ki bu k dramalar var.
Mikkirabu: Yalnız yine Joon ön planda bıktık gari bee. Kendince aksiyon, aşk ve dram yarattı herif.
Fanmin: Yalnız tebrikler, Joon bu klipte soyunmadı. Herhalde önceki klipte üşütüp kan işedi. Bu sefer soyunmadı.
Herbo: Millet göre göre bıkmıştır yahu.
Mikkirabu: Hah diyordum ben de ne eksik diye... Hani göbek kası laaan?
Herbo: Lütfen, kulaklarını göstermiş bu klipte. Ben bunların sorununu çözdüm. Hani fan kendi kanıyla mektup yazmışmış ya bunlara, ondan sonra sıyırdılar bence bunlar. Kan vahşet aksiyon falan sardılar.
Mikkirabu:Rain ninjası da tuz biber ekti travmalarına desene.
Fanmin: Klibin amacı o zaten. Kaç tane kız kendini o kızın yerine koydu şimdi.
Mikkirabu: Psikolojik destek versin Rain abileri ya mail falan yazalım insanlık namına.
Fanmin: Joon ile Hurdacı benim için kavga ediyor...
Mikkirabu: Ha doğru ya. Lan olm bu Kore Fan Clublarında gün falan sayıyorlar ya kopuyorum. Askerden dönünce el atsın bari ne yapalım.
Herbo: Parçada ne dediklerini anlayamasam da dinlenebilir ara sıra. 7 veriyorum. Klipte yine saç boyasına ve kozmetiğe ve deriye çok para dökülmüş. Yine bunların silahlı milahlı kanlı kliplerinden. Ayrıca etik kod yok. Yine de giriş gelişme sonuç yakaladıkları için 7 veriyorum. Yalnız falsolu atış olayı kopardı beni
Mikkirabu: Valla bu klip çok fantazi birşey olmuş. Joon Bey kardeşim önce kendi öldürmeye kastığı kızı sonradan kurtardı sonra kızla tek taraflı olmak üzere bir aşk moduna girdi falan ama kankan olsa da sevdiceğini kimseye emanet etmeyecen hacım olayını yaşadı. Dantelli kod adıyla bildiğimiz mülayim tip meğer kankasının emanetine yan gözle bakan tırsık bir insan evladıymış, şiddetle kınadım. Teyzeye lafım yok elinden tutanla gitti mübarek. Matrix tadındaki kurşun da beni benden aldı. Gencolar bir süre Hollywood filmlerinden uzak dursun pwease diyorum. Şarkı idare eder 6 klip 5
Fanmin: Emo Joon kepçe kulaklı hurdacı dantelli çingene Mir ve boynuzlama arasında gidip gelen bir klip. Yine baş kahramanımız Joon ama bu sefer soyunmadı. O dar pantolonda da iğrenç görünüyor ya neyse. Milleti dantelliden tiksindirip daha çok Joon hayranı yapmak için uğraşmışlar.Saçma sapan bir klip olmuş, fan girl fantezilerine kapı açmış. Şarkıyı beğenmiştim ama klibi beğenmedim. Klip 2 şarkı 7
Bütün akşam falsolu atış yapmak üzerine eğitime başladılar. Başarıya ulaştılar mı bilinmez ama balkondan attıları pet şişelerin geri gelmemesine üzüldüler. Sanırım hala balkonda falsolu attıkları şişelerin dönüşünü bekliyorlar.
83 doğumlu, Japonya/Osaka' dan çıkma gitarist bir insan evladı kendisi. Belki ilerleyen yıllarda adı sanı daha da fazla duyulacak olanlardan. Şu anda J-Metal kulvarında yer almakta.
Richie Kotzen, Doggie White, Marty Friedman ile de bağı olmuş ve hala olan Takayoshi Ohmura aynı zamanda pek çok grup ve faaliyet içinde de yer alıyor. Solo çalışmalarının dışında kendi kurduğu Cross Hard ile çıkardığı albümleri de bulunmakta. Bunun dışında Liv Moon ve Gloaria adlı gruplarla da takılmakta. Marty Friedman ile birlikte de turnelerde dolaşmakta kendisi. (misal burada)
Şimdi yıllardır Asya dışı isimler gitar virtüözlüğüne damga vurdular tabii, bu nedenle ne zaman Asya' dan bir gitarist çıksa aman da onların tekniği iyi ama duygusuzlar geyiği dönmekte. En yakın Syu da görülen bu yorumlar doğal olarak Takayoshi Ohmura ya da yöneltiliyor. Ben bu kanıda olmasam da herkesin dinleyerek kendi kararını vermesini öneririm.
Takoyashi Ohmura adı altında çıkardığı albümler;
Nowhere to go (2004)
Power of Reality (2006)
Emotions in Motions (2007)
Bu yazıda bahsi geçen "Nowhere To Go"' ya değienecek olursak;
Nowhere to Go, altı parçadan oluşan mini albüm sayılır. Albüm içinde favorlerim Nowhere to Go, Cry For The Faith ve Pleasant Surprise. Albüm hoş ve dinlenilesi bir albüm ama bu üçü benim için daha fazla ön plana çıkıyor.
Nowhere to Go; Bu parçada Richie Kotzen gitarda Vitalij Kuprij de vokalde eşlik ediyor.
J-rock dünyasında en sevdiğim gruplardan bir tanesi olan Glay' in Exile ile birlikte seslendirdiği Scream sevdiğim parçalardan bir tanesidir.
İlk çıktığı zamanlar bunun benzer canlı performanslarıyla çok eğlenmiştim.
Scream, Kore müzik dünyasında da kendine yer edinmiş. Bilinen K-pop gruplarından biri olan Shinhwa'nın üyelerinden Kim Dong Wan da 2007 yılında yayınladığı ilk solo albümünde bu parçayı coverlamış.