1 Haziran 2014 Pazar

What's Up? - Zero Plus : Bir K-Drama



Taşınırken izlenebilen diziler serisinin ikinci bölümüyle karşınızdayım tekrar. Bu 20 bölümlük K-Drama da esasında müzik üzerine kurulu, izlemesi keyifli dizilerden bir tanesi.

Bunu seçme nedenlerimden bir tanesi Monstar' ın üzerine iyi gideceğini düşünmem, ikincisi ise Im Ju Hwan faktörüydü.

Konusu için kısaca üniversitenin müzikal bölümünde bir araya gelen, farklı geçmişlere ve  hikayelere sahip öğrencilerin hayatından bir kesit diyeyim. İzlerken Bigbang Daesung'u görünce de şaşırdım.

Bu diziyi beğendim ben ve bunun için pek çok sebebim var ama öncelikle karakterler üzerinden söylemek istediklerim var.

Jang Jae Hun (Im Ju Hwan ): Im Ju Hwan ' ın oyunculuğunu beğeniyorum ben nedense. Bu nedenle onun olması diziyi tercih etmemdeki nedenlerden bir tanesiydi. What's Up?' da beklentimi boşa çıkarmadı.

Jang Jae Hun, yoksul bir aileden gelen, sokaklarda serserilik yapan, bu esnada oyunculuk yeteneğini de konuşturan bir elemanken, bir gece neden olduğu bir olay hayata bakışını değiştirir. Bir süre sonra rastgele seçtiği bu okulun sınavlarını geçer ve okul hayatı başlar.



Park Tae Hee (Kim Ji Won): İşte her dizide olması gereken, saf, hafif çatlak, insanların yardımına muhtaç, hatta aptal, şanslı, masum ama yetenekli kız modeli. Çok ağlıyor dizide bu da bir gerçek! Zaman zaman aptallıklarıyla çok sinir bozucu da oluyor ama bir farkı var. Etrafındaki insanları çok dertlendirdiğinin farkında, hatta bunu bilerek yaptığını itiraf edecek şuur seviyesine ulaşıyor. İnsanlar da bunu çatır çatır yüzüne söylüyor. Yani belli bir noktaya kadar endişeleniyorlar ama kimse bir noktadan sonra "aman da Tae Hee" diye etrafında pervane olmuyor. (dizinin güzel noktalarından biri) Yer yön özürünü anlayabiliyorum, ben de aynı dertten muzdaribim ama bir yere kadar.

Bu arada Park Tae Hee & Kim Byung Gun' un bir parçası var ki zaman zaman fon müziği olarak kullanılıyor, ost' un en güzel parçalarından bir tanesi benim için.

(İşte o parça)




Oh Doo Ri (Im Joo Eun) : Benim açımdan dizinin en sağlam ve güçlü karakteri olabilir Oh Doo Ri. Hayata bakış açısı, annesi ile ilişkisi, hayat felsefesi, aşkı... Aşık ama ne cıvık kız modeline dönüyor, ne sınırları aşıyor, ne dramatize ediyor, ne başkalarına sıkıntı veriyor. (dizinin güzel noktalarından ikincisi). Böyle olunca Oh Doo Ri ve aşık olduğu adam arasındaki bölümleri izlemek ızdırap vermiyor aksine keyifli oluyor. Ayrıca "What's Up"  bilindiği gibi aynı zamanda  bir "4nonblondes" parçası. Kendisi bunu da dizi içinde sürpriz katılımcılarla icra ediyor. Oh Doo Ri reyiz kısaca :)


Kim Byung Gun (Jo Jung Suk): Kim Byung Gun dizide Ha Do Sung birlikte yer alan en büyük loser'lardan bir tanesi. Zaman zaman sinir bozucu bir karakter yapısına sahip olsa da, hayalini gerçekleştirebilmek için yaptıkları göz ardı edilemez.  Jo Jung Suk' un performansı da göz doldurucu. Kendisinden dinlenilen "those magic changes" de çok eğenceli.






Ha Do Sung (Kang Dae Sung) : Ha Do Sung, dizinin eziği. Eun Chae Young' ın dediği gibi gırtlağı sıkılasıcalardan. Yeteneğine çöp muamelesi yapanlardan. Gerçi çocuğun bu şekilde saklanarak yaşamak için ağır sebepleri var. ( söylemeden geçemeyeceğim, annesi tam bir felaket) Daesung' un zaman zaman yapay kaldığı hissedilebiliyor - müzikalite olarak lafım yok - Deneyimli bir aktör ile  ana dalı müzik olan ve deneyimi bulunmayan Dae Sung' u karşılaştırmak gibi bir amacım yok zaten elma ile armudu karşılaştırmak olmaz ancak derdimi anlatabilmek adına Jo Jung Suk ne kadar doğal ve itici olmadan Kim Byung Gun' u canlandırması gibi  Daesung' un da belli mizansenlerde biraz daha doğal olmasını dileyebilirdik. Kötü mü? Değil ama daha iyisini istemek kötü bir şey değil :)  Bu arada dizinin güzel noktalarından bir tanesi, çoğunluğun oyuncu kökenli olmasından kaynaklı olarak  castın kimyası iyi olduğu için Daesung sahnelerde yalnız bırakılmamış ve  sahneler   akıllıca dengelenmiş böylece  kimse batmıyor. Daesung' un Lunatic' ini de bol bol dinlemek mümkün. Ayrıca Ha Do Sung gönül insanıdır. Pek efendi, pek masum, pek bir saf.

(Daeusung/Lunatic)


DAESUNG_LUNATIC_What's Up OST paylaşan: linunrata


Eun Chae Young (Jang Hee Jin): Tabii ki okula kayıt olan bir tane star gerekliydi, o da Chae Young oluyor ama dönüşmüyor, güzel olan noktalardan bir diğeri. Kendi arayışında, çoğu zaman haklı olarak. Zor bir hayat. Özünde kötü mü, değil? Biraz haksızlık ediliyor kendisine ya da kendisini anlamak mümkün. Sunwoo Young' nun Che Young' a verdiği öğüt gerçekçi değil mi? " İyi tarafa geçmek zorunda değilsin. özünde iyisin ama iyi tarafa geçersen bu hiç eğlenceli olmaz. Hayattan keyif al." Şu kadın da yolunu buldu  ya buna sevindim.



Sunwoo Young(Oh Man Seok ) İşte okulun hayattan geçmiş, çatlak hocası. Dizideki en sevdiğim karakter olabilir, kim bilir? İzlerken çok eğlendim zaman zaman duygulandım. Dizinin dinamolarından bir tanesi.

Yang Soo Jung (Kim Mi Kyung): Son bölümlere kadar nereden hatırlıyorum bu kadını diye kendime sordum. Sonra duvara tekme attığı bir sahne vardı o noktada aydınlandım. Tamra Island' dan hatırladığımı anladım. Bana kalırsa arka planı, beklentileri, hayal kırıklıkları, amatörlükle profesyonelliği karıştırmaya başlaması, başarısızlığı vs.. nedenlerle önemli karakterlerden bir tanesi. Sunwoo Young ile diyalogları eğlendirici zaman zaman hüzünlü.

Daha pek çok karakter var. Mesela dedektif eleman sert görünür ama gönül insanıdır. Jang Jae Hun' un annesi polislere;  "İstiyorsanız beni içeri alın, üzerime biber gazı sıkar, işkence eder, rahatlarsınız " diyerek diziye damgasını vurur.

Neden beğendim bu diziyi?

Şimdi 20 bölüm ama göz korkutmasın. Normalden daha mı kısa bölümler ya da akıyor mu bilemiyorum? Tamam ara sıra bazı sahneler fazla uzuyor ama bu durum sıkıntı yaratmıyor.

Karakterler doğal. Hiç biri mükemmel bir aydınlanmaya ulaşmıyor, sadece hayatlarından bir kesit sunuluyor ama büyüyorlar bir şekilde. İlişkileri de normal. Ne "senin için ölürüm kanka" modundalar ne de birbirlerini görmezden geliyorlar. Dizinin özündeki ortak bir üretim içine girmek fikri onları bir şekilde buluşturuyor. Bununla birlikte oyunculuklar iyi.

Konu güzel ilerliyor. İlk bölüm bir sahne ile başlıyor,  insan "noluyor, reklamlar da mıyız?" diyor ama son bölümde bu sahne bir yere bağlanıyor. Ben bu sahneyi ve arkadaki parçayı çok beğendim.

(Les Choristes - Voir Sur Ton Chemin)




İnanılmaz ama gerçek; aşk üçgeni yok! Ağlamak istiyorum, gerçekten yok. Tae Hee diye ağlayıp, kapışan, etrafındakileri görmezden gelen iki erkek yok. Olay daha normal. (belli açılardan). Çocuklar arasındaki dostluk daha doğal ve insani.

Dizinin altında üç tane olay örgüsü var. Birincisi gençlerin toplu olarak hayatları. Diğer ikisi aslında ciddi anlamda dramatik. Ne olduklarını söylemeyeceğim ama manyak bir dramatizasyona açık. Dizide bu dengede tutuluyor. Arka plan üzücü ama izleyeni salya sümük ağlatmaya oynamamışlar, çeşitlendirmişler, espriler eklemişler vs.. sonuçta insanlara dram izletmekten uzak durmayı başarmışlar.

Amatör/profesyonel tanımlarına güzel bakış açıları var. Yaptığından zevk almak önemli ama diğer taraftan para kazanmakta önemli. Sanat, seyirci gelip beğendiğinde mi sanat? Yatırım yoksa sanat yapabilir misin? (gerçi tüketim noktası bir öğe olarak alınmamış gibi) ...
Bana kalırsa amatör ruh iyidir :))

Her bölümün sonuna yerleştirilmiş karakterlerin geçmişine dair bölümcükler de güzel bir fikir olmuş.



Dizide bir nokta var, ilk anda insanı biraz rahatsız ediyor. O da çok vurucu sahnelerin olmaması. Aslında var ama alışmışız bir "battle" oluyorsa mucizeler yaratılacak, muhteşem prodüksiyonlar ortaya çıkacak diye. Performanslar yine göz doldurucu ama bu sadelik ilk anda noluyoruz dedirtiyor. İlerledikçe bu rahatsızlık hissi ortadan kalkıyor çünkü esasında anlatılan daha başka bir nokta; o performansın arka planı, topluca üretmek, yaratıcılık, imkanlar dahilinde ortaya bir şey koyabilmek ve eğlenmek, kendini bulmak... Son bölümde bu çok daha net izleyene ulaşacaktır zaten. Bu noktada türdeşlerinden daha farklı bir  bakış açısına sahip ve bu nedenle diziyi farklı bir yere koymak lazım sanki.

Ve kırmızılı hayalet ya da herkesin kendine göre anlamlandırabileceği varlık. Dizinin ana karakteri sensin bence :)

İzlemeye değer bir dizi, ostu güzel hele ending theme var ki...

(işte ne olduğunu bilemediğim o güzelim kapanış parçası, bir kulak verin bence)




Not: Manager Oh, yumurta gibi adam... :)

27 Mayıs 2014 Salı

Space Pirate Captain Harlock: 2013



Shinji Aramaki' nin yönettiği 2013 yapımı 3D anime, Leiji Matsumoto' nun mangası ve daha sonra 1978' de animeye uyarlanan Space Pirate Captain Harlock' a dayanıyor.

Anime serisine ya da mangaya hakim değilim o nedenle yazı tamamen 2013 yapımı filme odaklı.

İnternet kotasında sıkıntı yaşadığım için daha önce sömürürcesine bilgisayara depoladıklarım arasından seçip izlemeye başladım Captain Harlock' u. Gerçi beceriksiz olduğum için İngilizce dublajlı ve alt yazısız indirmişim ki animeleri İngilizce seslendirme ile izlemekten nefret ederim ama eldeki stoklar kısıtlı olunca insan ne kadar izlemeyi ertelese de yine de  mecbur kalıyor.



İnsanoğlu uzayda seyahat edebilme yetisine kavuştuktan sonra milyonlarca hatta milyarlarca insan galaksiye yayılıyor ve oradaki kolonilerde yaşamaya başlıyor. Bir süre sonra galaksideki kaynaklar azalmaya başlayınca insanlar "ev" olarak adlandırdıkları dünyaya dönmek istiyorlar. Dünya  tüm bu insanları kaldıramaz diye gelenler hoş karşılanmıyor hatta gezegene  indirilmiyorlar bile. Böylece "homecoming war" adı verilen savaş yaşanıyor. Daha sonra kendini Gaia Komitesi olarak adlandıran bir konsey kuruluyor. Konsey, dünyayı kutsal mabet olarak ilan edip  tüm insanlığa kapatıyor, dünyanın  sadece bir sembol olduğunu söylüyor ve savaş bir sürü ölümden sonra bu şekilde sonlanıyor.



Anime bu savaşın 100 yıl sonrasında geçiyor. Galaksideki milyonlarca insan hala bir gün evlerine dönmeyi umut ediyor ve orada ölmek istemi ile yanıp tutuşuyor. 100 yıldır gemisi Arcadia ile uzayda dolaşan Captain Harlock ise Gaia Komitesinin en çok korktuğu isim, direkt ölsün istiyorlar. Bu nedenle bir ajanı gemiye bindiriyorlar... İlerleyen zamanda Harlock' un nasıl 100 yıl yaşadığı, amacının ne olduğu, Arcadia' nın neden çok güçlü olduğu,  Gaia Komitesinin neci olduğu (gerçi bu daha ilk anda anlaşılabilir) gibi cevaplar ortaya çıkıyor.



Animasyon kalitesi, çizimler, müzik, arka plan ve özellikle aksiyon sahneleri bana kalırsa çok iyi olmuş. Üzerinde ciddi anlamda zaman ve para harcandığı göze çarpıyor. Her şeyi geçtim Harlock ve sahneleri çok iyi yahu. Logan/Yama' da güzel hehe. Şaka bir yana görsel anlamda çok iyi bir iş çıkmış.

Müzikler dedim, Takahashi, Tetsuya' nın parçaları animeye iyi gitmiş. Bu arada kapanış parçası "be the light", One Ok Rock'ın parçası.

(One Ok Rock / Be The Light)



Görsellik ve estetik açısından bu derece iyiyken ne yazık ki hikaye ve kurgu konusunda biraz eksik kalmış, demeden geçemeyeceğim. Karakterler de hafif havada ya neyse.



Bu arada İngilizce dublajlı izlediğimi söylemiştim, orijinal seslendirmede Captain Harlock' u Oguri Shun seslendiriyormuş, bilginiz olsun.


Eksikler bariz olsa da zaman kaybı değil. Bilemedim ama  ben eğlendim.

25 Mayıs 2014 Pazar

Siz Hiç Mimi...



loverK sağolsun beni mimlemiş. Gerçi üzerinden biraz geçti, kusura bakmasın ama istemeyerek oldu.
Neyse ben mimdeki soruları cevapladıktan sonra onun yazısına eklediği notu gördüm. Anladığım kadarıyla (gerçi doğru mu anladım bilemiyorum) kendi "hiç" lerimizi yazacakmışız.

Madem geç oldu o zaman doğru yapayım diye benimkileri yazdım. Eskiye döndüm biraz...hani zamanında yaptığımız ama şimdi acaba yapabilir miyim dediğimiz "hiç"ler vardır ya...

İşte öyle....

siz hiç günlerce konuşmadığınızın farkına vardınız mı?

siz hiç sırt çantanızı alıp, bir plan yapmadan kendinizi yola vurdunuz mu?

siz hiç içiniz kan ağlasa bile güldünüz mü?

siz hiç tüplü dalış yaparken boyunuz kadar olan tüpe aldırmayıp, üstüne yeleği şişirmeyi unutup denizin tabanına yapışıp, bir vantuz olma deneyimi yaşadınız mı?

siz hiç fırtınalı bir denizde tekne üzerinde ölüm kalım mücadelesi verirken üzerine çok eğlenip yupppiii diye bağırdınız mı?

siz hiç ortak bir dil kullanmadığınız insanlar içinde kendinizi buldunuz ve orada yaşadınız mı?

siz hiç balığım öldü diye günlerce ağladınız mı?

siz hiç dünyayı değiştirebileceğinize inandınız mı?

siz hiç kocaman dünyada yapayalnız ve gereksiz bir yaşam formu olduğunuzu düşündünüz mü?

siz hiç aylarca telefonsuz yaşayıp haberleşmek için farklı iletişim kanalları kullandınız mı?

siz hiç çeşitli nedenler yüzünden askıdan alamadığınız t-şörtünüze mind trick uygulamayı denediniz mi?

siz hiç sabahın köründe bir otobüste iken keşke zanpakutoum olsa da insanlara dalsam diye aklınızdan geçirdiniz mi?

siz hiç ayaklarınız kan içinde kalmasına rağmen yüzünüzde bir gülümseme ile dans etmeye devam ettiniz mi?

siz hiç bir parçanın solosu çok güzel diye bir iki damla göz yaşı döktünüz mü?

Benimkiler kısaca böyle...

Geç olduğu için kimseye paslamıyorum ama isteyen buyursun :)

11 Mayıs 2014 Pazar

Antik Yunan Futbol Takımı: Bir Futbol Müsabakası


Şimdiye kadar bu blogta anime kahramanları arası futbol müsabakaları, Japon ve Koreli popçular arası müsabaka ya da Koreli aktörler ve popçular arası müsabakalardan bahsettim. İşte  benim bu spor ve özellikle futbol merakım ve deneyimlerim taaaaa eski zamanlara hatta Antik Çağlara  dayanıyor. Bu nedenle sizlere bugün eski anılarımdan bahsederken bu sayede zamanının efsanevi takımlarından bir tanesi olan sevgili dostlarımdan oluşan Antik Yunan takımını da anacağım. Hey gidi ne günlerdi!!!

O zamanlar gençtik... Şimdiki gibi dünya şampiyonası yerine tüm faniler olarak 4 yılda bir yapılan bu mitolojiler arası şampiyonayı dört gözle bekliyor, zamanı geldiğinde stat içinde yerlerimizi alıyorduk. Gerçi o zamanlar zor çağlar... Büyük bir heyecanla takımlarını desteklemek için stadları dolduran fanilerin bir kısmı maç esnasında bir anlık öfkeye kapılıp centilmenlik ve spor ahlakının dışına taşan tanrıların öfke nöbetleri nedeniyle pert oluyordu ama tanık olduklarımın hepsi "burada bu şekilde öldüm ya artık gam yemem" diyerek gözlerinden gözyaşları süzülerek hayata veda ediyordu. Bu olaylar heyecanımızı iki katına çıkarıyordu.

Çok prestijli olan bu şampiyonalarda İskandinav, Japon, Babil ve daha nicesinin tanrılarını izlemek mümkün oluyordu ve ilginç olaylara tanıklık ediyorduk. Her bölgenin en büyük tanrılarının katıldığı bu şampiyonalarda aslında yaşadığımız çağda ortaya çıktığını düşündüğümüz timsah yürüyüşünün Mısır Tanrısı Sobek' in attığı golden sonra delice hayranı olan timsah kostümü giymiş gençlerin tribünlerde yaptığı dans ile ortaya çıktığını buna gözleriyle tanık olmuş biri olarak söyleyebilirim. Neyse tüm bunlar başka anılar başka hikayeler...

Bir spor yazarı olarak çalıştığım o dönemlerde olimpiyatları da takip etmem nedeniyle ve  Antik Yunan Halkı ve tanrıları arasında sevildiğim için aziz dostum Achilles ve maçlar esnasında ciğerini kargaya yedirmekle meşgul olan sevgili arkadaşım Prometheus' un sponsorluğunda bu takımın tüm maçlarını izleme şerefine eriştim.

Stada her seferinde ellerinde değişik pankartlarla teknik direktör Zeus önderliğinde çıkardı bu Olympos Takımı. Zeus o zamanlar 5 - 3 - 2 yi çok severdi. Bu konu üzerine çok tartışmışlığımız vardı ama bildiğinden vazgeçmezdi.

Kalede Poseidon elinde tridentiyle fotoğraflık kareler verirdi, onu geçmek çok zordu. Defansın ortasında yerini alan Hades, karanlık bakışlarıyla defans bloğunun bel kemiğiydi. Bir şef gibi yönetirdi takımı çoğu zaman ancak bazı zamanlarda Poseidon ile birlikte maç esnasında Zeus' un taktik anlayışı üzerine girdikleri ateşli muhabbetler nedeniyle rakibin kolay goller atmasına sebep olurlardı ve eğer Zeus tribünlerde güzel kadın kesmekten sıkılıp dikkatini oyuna yöneltmiş ve bunu yakalamışsa üçü arasında kavgalar çıkar, zaman zaman oyun dururdu. Esasında Hades' in yeri yerin dibiydi, Olymposlu değildi. Zeus aslında Hades' in yerinde oynaması gereken Hera' ya gıcıklık olsun diye onu kadroya alırdı çoğu zaman  ve sonu kötü biterdi, neyse bu da başka bir hikaye... Aslında Hades' in yerinde Hera' nın oynaması gerekiyordu.

Defans Bloğun ortasının iki yanında Hephaistos ve Aphrodite yerlerini alıyordu. Hephaistos tam bir görev adamıydı, Aphrodite ise aman yüzüme top çarpmasın tribinde olurdu çoğu zaman. Zaman zaman savaşçılığı özellikle rakibi bir kadın ise tutardı. Aphrodite ve İskandinav Mitolojisinden  Freya' nın karşı karşıya kaldığı müsabakalar nesilden nesile hala aktarılır. Defans çizgisinin sağ kanadında Demeter, kızını yer altına kaçıran Hades'e olan öfkesinden aldığı güçle oynardı, sol kanatta ise Hestia kibar, hanım hanımcık ve tam bir fair play ruhu içinde alanını savunurdu.

Orta sahanın tam ortasında takım kaptanı, takımını müthiş bir yetenekle yöneten, zeka dolu incelikli paslarıyla forvetin gol pozisyonlarına girmesini sağlayan Athena yer alırdı. Onun bu estetik ve akıl dolu oyununu izlemek her izleyiciye zevk verirdi. Çok hayranı vardı. Söylenen o ki imza istemeye gelen hayranları onu kızdırmaz ve iyi huylu davranırsa onlara at hediye edermiş. Solunda Apollon tüm heybeti ile iyi oyunlar çıkarırdı, sağında Ares ise çoğu zaman önce rakibini sert faullerle durdurmaya kalktığı için sarı kart görür akabinde ise kendini durup dururken yere atıp hakemi kandırmaya yönelik hareketten ikinci kartı görüp oyundan atılırdı.

Bir keresinde Ares oyundan atıldıktan sonra Aphrodite de rakibinin saçını başını yolduğu için kırmızı kartla oyun dışında kalıp soyunma odasına gönderilmişti. Durumdan şüphelenen, kadroda oyuncu olarak yer bulamadığı zaman amigoluk yapan Hades, ikisini soyunma odasında basınca bu haber tüm tanrılar ve ölümlüler arasında bir magazin konusu olmuştu. Zavallı Hephaistos bir süre futbolu bırakıp kendisini dağa kapatmıştı.

Takımın forveti Hermes ve Artemis'ten oluşuyordu. Hermes çabukluğu, aklı, fırsatçılığı ve doğası gereği sağ gösterip sola vurduğu şutlarla pek çok jeneriklik gole imza atmıştı, tabii o zamanlar jeneriğin ne olduğu bilinmiyordu. Şakacıydı Hermes... bir keresinde maçı bırakıp Apollon' a şaka olsun diye Apollon' da olan topu gidip çalmış, ayağında sektirmeye başlamış sonra çamurlaşıp "bu top benim topum!" diyerek Apollon ve takım arkadaşlarını sinirlendirmiş ancak rakip takım tarafından kahraman ilan edilmişti. Berabere giden maçın bu son dakikasında yaptığı hareket nedeniyle takım sinir krizleri geçirmiş, Apollon, Zeus' tan Hermes' in ölmesini talep etmiş, Zeus ise o esnada tribünde gördüğü güzel kadının şerefine Hermes' i aynı hareketi bir daha tekrarlamayacağına dair verdiği söz üzerine affetmiş, Zeus' un bakışlarından kadını yakalayan Hera maç çıkışında kadını zehirlemişti. Artemis ise çevik vücudu ve avcılıktan gelen içgüdüleri ile takımı sırtlıyordu.

Bu takım güzel ve eğlenceli bir takımdı zaman zaman maçı bırakıp birbirleriyle kavgaya tutuşup taraftarlarını üzseler, normal liglerinde başka takımlarda yer alsalar da zamanı geldiğinde voltron gibi birleşip güzel maçlar çıkarıp pek çok galibiyete imza atıyorlardı. güzel ve spor dolu günlerdi...

8 Mayıs 2014 Perşembe

KOUTETSU SANGOKUSHI: Bir Anime




Oldukça rastlantısal bir şekilde denk geldiğim 25 bölümlük bu animeye ruhsal durumum nedeniyle  bağlanmam çok zor olmadı. Kimine göre vasattır ama benim vakit geçirmeme yardımcı oldu.

Shonen ai olduğunu başlarken bilmiyordum tabii. Düşündüğüm gibi tarihsel bağlantıları olan güzel bir hikaye olmuş. Wiki' ye göre "Romance of Brotherhood"' dan etkilenerek oluşturulmuş bir adaptasyon. "brotherhood" noktası dışında pek bir bağlantı kuramadım gerçi ama Komei' ye Zhuge Liang demişler daha ne olsun :)

Rikuson (Lu Xun' muş) öğretmeni Komei ( Zhuge Liang) tarafından yetiştirilmekte ve birlikte dolaşmaktadırlar. Go Hanedanlığı büyülü güçleri olan İmparatorluk Mühürünü ele geçirmiştir. Rikuson' un mührü hayatları pahasına  koruyan Riku ailesinin bir üyesi olduğu ilk bölümde ortaya çıkar. Komei, Rikuson' u  Go' ya kendi yolunu seçmesi için gönderir. Böylece olaylar, kader başlar. Karakterler ortaya çıkar.
Serinin en güzel yanlarından bir tanesi  çatır çatır adam harcaması. Diğer noktası karakterler. Bir diğer yanı da ele alınan "brotherhood" olayı.

Seride hiç kadın karakter olmadığını ben biraz geç fark ettim. Zira 20. bölüme kadar Sonken' in kadın olduğundan emindim. Ryubi' yi daha erken keşfettim iyi ki.

Animede çok fazla karakter var ve karakterlerin dönüşümleri ve birbirleri ile olan iletişimlerini ben beğendim. ( bu tarz tarihsel animeleri sevdiğimden de kaynaklanmış olabilir.) . Karakter bolluğu nedeniyle top 5' ime değineceğim aşağıda. (bu arada seiyuulara dikkat!!)



Shuyu: Her imparatorluğun ihtiyaç duyduğu, her imparatorun adamı olsun isteyeceği, zeki, stratejist, sadık, dürüst, kendine hakim, muhteşem bir savaşçı ve yetenekli bir flütçü. Serideki en sağlam karakterdir bana kalırsa. Hayranıyım. Bir de kaşların çatık olmadan bir görebilseydik seni. Seiyuusu Miki  Shinichiro. Efendim Bleach' in Uruhara Kisuke'si, Fullmetal Alchemist: Brotherhood' un Roy Mustang' ı, Gintama' nın Sakamato'su, Hakuouki' nin Hijikata Toshizou' su vs...

Komei: Rikuson' un hocası, Sokatsukin' in kardeşi. Güzellikte ve bilgelikte aşmış. Şimdi düşünüyorum da bir Komei olmak insanı sıkabilir. İyi mi kötü mü bilinmez. Zeka konusuna değinmiyorum bile. Seiyuusu Koyasu Takehito; efendim Gintama' da Shinsuke Takasugi, Saiunkoku Monogatari' de  Sakujun vs...

Hele bir de Shuyu vs Komei sahneleri var ki oy oy... Derbi heyecanı!

Taijishi: Salak ama güçlü ve sadık kontenjanını dolduran Taijishi gürültücü bir can dostu.

Kannei: Bu ne sadakat, ne olgunluk, ne cool luk diyorum.

Ryomo: Eleman "art of war"' u hatmetmiş de meğer yemek yaparak bu yeteneğini gizliyormuş. Sevilesi ve sevimli. Elemanın Three Kingdoms' da kim olduğunu direkt çözersiniz zaten, oldukça net. Seiyuusu  Ishida Akira yani Gintama' nın Katsura' sı, Naruto' nun Gaara'sı, Psycho-Pass' ın Kagari' si vs...

Shokatsukin: Komei' in abisi. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. İlk görüşe aldırmamak lazım.
seiyususu  Yusa Kouji yani amatsuki' nin kon'u, Bleach' in Ichimaru Gin'i , Nurarihyon no Mago' nun Nurarihyon' u,



Gelelim serinin ana oğlanı Rikuson' a. Öncelikle belirtmeliyim ki;

Miyano Mamoru 'nun ağlak seslendirmesine çoğu zaman tahammül edemedim. Bunda Rikuson' un şamarla dövülesi karakter yapısının da etkisi var elbette ki. Evladım bir harekete geç, bir kılıcını kaldır da işe yara. Etrafındakiler helak oldu seni idare etmekten.

Bu arada Komei ile Rikuson arasındaki öğrenci öğretmen ilişkisi dokunaklıdır. Benzer şekilde Komei-Shokatsukin arasındaki kan bağı ile kurulmuş ağabey-kardeş ilişkisine dokunaklıdır. Sonsaku - Shuyu bağı da dokunaklıdır. Taishijin- Ryomo öğrenci öğretmen ilişkisi göz yaşartır.

Benim en zayıf bulduğum bağ Rikuson- Ryoto bağı oldu bu da Rikuson kaynaklı muhetemelen.

Gelelim özel bölüm olan 26. bölüme;  Ryoto büyümüş delikanlılığa adım atmış. Mal tip olarak babasına benzeyeceğine ağlak Rikuson' a benzemiş üzerine de babasının cübbesini giymiş. Eh be salak oğlanım, anladık serideki temalardan biri kardeşlikte, babanın o karizması varken o Rikuson saçları ne be?

Neyse Sonken ve Ryomo' yu da görüyoruz da Kannei ile Shokatsukin nerede? Onlar nerede ha?

Tüm bunlar bir yana animenin açılış parçası olan Camino' dan Nostalgia' yı pek beğendim. Kapanış parçası da Miyano Mamoru' nun seslendirdiği Kuon. Dinleyin bence.

(Camino - Nostalgia)



Velhasıl Romance of Three Kingdom karakterlerinden ve aralarındaki bağlardan esinlenerek tarza oturtulmuş ve kendi kurgusallığını yaratmış bu anime ara sıra power rangers' a bağlasa da insanı pek rahatsız etmiyor. Ben beğendim -duygusal bağım var-



4 Mayıs 2014 Pazar

Macross Frontier: Uzayda Yaşam ve Şarkılar...




Çok gereksiz bir başlık oldu farkındayım ama neyse. Yazıya başlamadan önce belirtmek isterim ki Macross dünyası ve serisiyle pek bir bağım yoktur, animede yapılan göndermelerin bir kısmını sonradan anlamış ve anlamlandırmış bulunmaktayım.  Yani bu yazıyı yazanın Macross evreni konusunda bir cahil ve kulaktan dolma bilgilere sahip  olduğunu söylemeliyim.

Aslında sormak lazım; madem bilgin yok ne diye yazıyorsun? Çünkü;

  Uzun zaman önce  izlediğim Macross Frontier iyi ve kötü yanlarıyla beynimi döndürmüştü, yazayım da rahatlayayım.

Macross olayı 1982 de başlıyor. Akabinde Macross macerası çeşitli aralıklarla devam ediyor.

25. yılına rastlayan 25 bölümlük Macross Frontier, orijinalinden daha sonra geçiyor. Yani ilk seride dünyaya güneş sisteminden esrarengiz bir enkazın düşmesi, insanların bunun üzerinde çalışarak, teknolojik anlamda kendilerini geliştirmeleri ve Zentradi savaşından sonra...

Macross Frontier' de insanoğlu uzay filolarıyla evrene açılmış ve yaşanabilecek uygun bir gezegen arayışına girmiştir. Olaylar animeye adını veren Macross Frontier  isimli filoda geçer.



Ana karakter üçlüsüne değineyim öncelikle;

Saotome Alto: Filonun lisesinde pilotluk eğitimi alan ana karakterdir kendisi. Esasında aileden bir kabuki oyuncusudur ancak evi ve ailesini pilot olmak için terk etmiştir. Zamanında sergilediği bir performanstan ötürü hime olarak çağrılmaktadır ki, saçları ve güzelliği ile yakışıklıdır efendim bu eleman.

Sherly Nome: "Galactic fairy" olarak bilinen Macross Galaxy filosundan çıkma idol şarkıcı. Macross Galaxy de meşhur doğal olarak Frontier' de de meşhur. Güzel, başarılı, popüler doğal olarak kendini beğenmiş, buralara kendi emeğimle geldim, kendi ayaklarım üzerinde dururum, ben Sherly Nome' um yapamayacağım iş yok havasında bir insan fakat hakkını yememek lazım tam bir profesyonel. Ranka ile ilk anda dost olup, onun hayallerini gerçekleştirmesi için ona ilk gaz verenlerden.

Ranka Lee: Sherly ne kadar güzel, kendine güveni olan, ayakları yere basan biriyse Ranka' da o derece güvensiz, ne istediğini bilmeyen, çocuksu biri.  Başlarda Sherly' nin sıkı bir fanı olan, şarkı söylemeyi seven fakat utangaç biridir. Hafıza kaybı nedeniyle çocukluğuna dair bir anısı yoktur ve SMS pilotu Ozma Lee tarafından sahiplenilmiştir.

Neyse işte üç karakter bu ve tahmin edilebileceği gibi aralarında bir aşk üçgeni oluşuyor. Ama meraklanmayın seri bu aşk üçgeninden ibaretdeğil.

İlk bölümde Alto ikisiyle de tanışıyor, ikisine de kurtarıyor böylece aralarındaki bağ başlamış oluyor.

Macrossların müziklerinin güzel olduğu söyleniyor ki bu serinin de müzikleri çok hoş. Zaman zaman seri içerisindeki kullanılanları  baş döndürücü ve enfes. Tek itirazım ilk açılış parçası olarakta kullanılan "Triangular"a.

( Aimo - tori no hito - ; müzik Yoko Kanno, seslendiren Megumi Nakajima)




Ranka' nın seiyusu Megumi Nakajima, Sherly' nin Aya Endou fakat bildiğim şarkılarını May'n söylüyor. İkisinin de hakkını vermek lazım.

Ozma Lee: Serinin en cool isimlerinden. Gerektiğinde ciddi çoğu zaman aylak, SMS pilotu. 11 yıl önceki olayda  pilot olduğu ve elinden bir şey gelmediği için eziklik yaşamış ve Ranka' yı evlat edinmiş, titiz bir ağabey profili çizen bir karakter. SMS de Skull team' in lideri falan. Benim dikkatimi çeken saldırı formasyonları için söylediği isimlerdi. Yani şimdi "Planet Dance" nedir arkadaş diye soruyordum ki cevabımı buldum. Macross 7' de yer alan rock grubu Fire Bomber' ın parçalarınıN adını saldırı formasyonlarına veriyormuş grubun fanı olduğu için, arabasında çalan da bunlarmış.

Klan Klang: Zentadidir kendisi aynı zamanda SMS pilotlarından. Sevilesi bir karakterdir. SMS, Macross Frontier' den ayrılırken geride kalmasına rağmen pozu bence çok cooldur. Michel' in çocukluk arkadaşı.

Michel: Çapkın falan görünür kendisi ama serinin en duyarlı ve en gönül insanlarından bir tanesi bana kalırsa.

(Aimo OC - Müzik Yoko Kanno, seslendiren Megumi Nakajima)




Filo ilerlerken, Vajra saldırılarına uğrarlar. SMS takımı iş başına düşer. Uzayda kapışmalar vs... bu arada gemide ilerleyen kurgu. Türler arası hır gür vs.. işte spoiler vermeden düzgün anlatmam mümkün değil.



Neyse, çizim olarak bence çok başarılı. Özellike VF leri ve kapışmaları izlemek zaman zaman fonda müzikle izlemek oldukça keyif verdi. (diğer seriler için de aynısı söyleniyor)

(Lion; müzik Yoko Kanno, selendiren Megumi Nakajima& May'n)



Diğer serilere çok gönderme var demiştim. Misal Ranka' nın yükselen çizgisi orijinal seriden Lynn Minmay' e benzetiliyor. İnsanlar sürekli "umudun şarkıcısı" Ranka' yı yeni Minmay olarak adlandırıyor.

Bölümlerden birinde çekilen film aslında Macross Zero' ymuş. bunu sonradan keşfettim :)

Serinin kurgusu genel anlamda bana kalırsa  başarılı. İnişler çıkışlar, ters köşeler. Küçük zıbıdık ayrıntılara takmazsanız  keyifli.

Ranka ve Sherly' nin zaman zaman Alto krizleri insanı baysa da üçü arasındaki çizgiyi iyi ayarlamışlar.

(Diamond Crevasse; mizk Yoko Kanno, seslendiren May'n)



Alto' nun dile getirdiği, koca bir gemide sıkışıp kalma, gerçek atmosferi hissedememe gibi soyut kavramları ben hissettim, o atmosferi karşıya geçiriyor bence ya da ben pek bir hissetmek istedim.

En güldüğüm an Zentradiler' in Ranka' yı dinlerken burunlarından kan gelerek bayılmasıdır:)

İnsan tekrar anlıyor ki hayatta bir yere gelmek için gölgelerden sizi destekleyecek bir el olacak arkadaş. Yok öyle kendi tırnaklarımla kazıyarak geldim olayı:))

(Northern Cross; müzik Yoko Kanno; seslendiren May' n)



Şaka bir yana, yine görüyoruz ki insanoğlundan korkacaksın. Çok kompleks bir yapıya sahip. Sevebilir de, hırstan gözü de kör olabilir, birbirini anlamaya zahmet etmez... İnsanın özüne değin pek çok nokta var bu seride.

Michel ve Klan ın olayı da başka bir boyut muhtemelen daha önceki serilerde de yer almıştır.

Şaka maka en sevindiğim nokta Brera oldu, yazmadan geçemedim.

(Infinity; müzik Yoko Kanno; seslendiren May'n&Megumi Nakajima)




1 Mayıs 2014 Perşembe

MONSTAR: Eğlenceli bir K-Drama



2013 yapımı 13 bölümlük bu K-Drama taşınırken izlemek için ideal. Hele bir de şehirler arasında icap ettiriyorsanız geçirmesi olası sinir krizlerini bastırmak için çok uygun. Zaten moral denilen kavram sizi terk etmişse işi gücü bırakın oturun izleyin.

İzlemeyen kalmamıştır sanırım ama kısaca konusuna değineyim sonra övgü ve çemkirme fasıllarına geçeceğim.

Müziklerle bezeli, lise mekanlı bu dizimizde tabii ki liseli gençlik sorunlarla doludur. Dizinin esas hatunu Min Se Yi (Ha Yun Soo), 5 sene Yeni  Zelanda' da kaldıktan sonra gram İngilizce öğrenmeden Kore' ye geri dönerek kendini bu adını yazamayacağım liseye transfer ettirmiştir. Aile sorunları var tabii ki.

Yoon Sul Chan (yani Beast' in Yong Jun Hyeong' u ) Men in Black adlı grubun lideri, özünde iyi ve temiz ancak başı pek dertten kurtulmayan idol kontenjanında dizide yer almakta. Bu idol kardeşimiz ne yapar ne eder sonunda şirket kendisine "git bir 6 ay liseye, imajını düzelt kendine gel" der. Yani bir dizide bulunması gereken, olaylara bodoslama giren, çocuksu ama iyi kalpli, komik ana karakteri de dizi böylece halletmiş olur.




Dizide bir de cool, aynı kıza yazacak, ağırbaşlı, mükemmele yakın ikinci erkek lazımdı. Bu boşluğu da Jung Sun Woo (Kang Ha Neul) dolduruyor.

Doğal olarak esas kızın bir de yakın arkadaşı olması lazım. Onunla hiçbir konuda rekabet edememesi, sırdaş olması, zaman zaman ortamı sulandırması falan gerek. O da Shim Eun Ha (Kim Min Young) oluyor.

Geriye ne kaldı?  Esas kızla rekabet halinde olacak, ikinci elemana kalacak, tercihe bağlı olarak kötü niyetli bir kadın karakter daha olması lazım. Burada Kim Nana karakteri ile (Da Hee ) bu prototipi de doldurmuşlar. Kontenjanı kapatmışlar ama karakteri doldurmuşlar, değiştirmişler. Cool, çoğunluğun korktuğu ama özünde sürprizleri barındıran, Min Se Yi yüzünden kalbi kırılsa  bile Min Se Yi' ye tek laf etmeyen, kötü niyetten uzak ve oldukça dobra bir karakter çizdirmişler Kim Nana' ya.

Cha Do Nam ve Park Gyu Dong da tuzu biberi olmuş. İkisinin arasındaki öykü de hoş. Color Bar üyeleri kısaca böyle işte.




Bana kalırsa iyi bir iş çıkmış. 12 bölümü insan sıkılmadan izliyor. Oyunculuk performansları fena değil ve doğal. İnsanı pek kasan bir oyunculuk görünmüyor. Müzikler oldukça iyi. Dizinin en güzel yanı zaten bu. Yaratıcılık, ortak çalışma, performans, düzenlemeler...

İnsan bütün karakterleri seviyor çünkü özünde aslında hiçbiri kötü değil. Producer hariç muhtemelen ama onun da amaçları var işte ve bu nedenle her yol mübah diyor.

All For One' ın lideri Ma Joon Hee her ne kadar terbiyeli, nazik, sakin gözükse de özünde yatan bencilliği, kendini beğenmişliği, hırsı, liderlik tutkusu, beyin olma arzusuna rağmen oyunu tamamiyle adil ve temiz oynama isteği ile ( bu kendini tatmin etmek için olsa bile) göz dolduruyor. (Jung Sun Woo' yu saflarında görmeyi ne istedi be!!)

Bunun kız kardeşi Ma Hyo Rin ise başarılı bir performansla tam ağzına vurmalık, çirkef, kendini beğenmiş kız kardeş profilini iyi çiziyor. Ancak Color Bar üyelerine Hyo Rin' in nasıl şarkı söylediğini gösterdikleri bölüm dizinin en hoş bölümleri arasında benim için.



Bu ikisinin yancısı, sınıfının belası olan, çoğu zaman bel altı oynayan Jae Rok' un,  Hyo Rin Color Bar üyelerine saldırıp hakaretler yağdırdığında tereddütte kalması performansının en önemli noktalarından.

Dediğim gibi Cha Do Nam ve Park Gyu Dong' un öyküsü hoştu. Ayrıca bu ikisinin  2NE1/I am the Best coverı da benim için dizinin en iyi sahnelerinden bir tanesidir. Hele sonunda Yoon Sul Chan' ın gidip Cha Do Nam' a sarılıp şımarması çok tatlı.

Gelelim öğretmenlere. Dok Go Soon ve Choi Joon Goo. Choi her ne kadar coş coş ve salak görünse bile Dok Go Soon' dan daha adil ve daha hakim ortama. Color Bar' a en büyük destek kendisinden geldi. Dok Go Soon' a kalsa Color Bar bu fırsatları bulamazdı.

Şimdi hafiften çemkirme bölümüne geçiş yapıyorum.




Min Se Yi; ana karakter olarak kendinden nefret ettirmemeyi başardı ama dizi çok fazla Min Se Yi odaklı olmuş sanki. Sevimli, değişik bir şaka anlayışı falan var ama soru sorulunca en azından cevap ver. Her şeye "oh" diye tepki veren, canı istemeyince cevap vermeyen, gözlerini kocaman açıp boş boş bakan (sonlara doğru bunu çok yapıyor) karakter bir süre sonra sevimsizleşiyor. Bir de çok ağlıyor. Sanki tek sorunlu kendisi.

Jung Sun Woo; bizim zamanımızda lisede böyle tiplerden yoktu. Olsaymış fena olmazmış. Hem karakter açısından hem de okulun amelesi olması bakımından :) Onu yap bunu yap diye buyuruyorlar. Son parçada vokal anlamında coşmasıyla göz doldurdu. Pek sıkıcı olmamayı başardı. Kim Nana' ya yamuk yapmayacaktın yalnız. Bu arada diğer elemanlara karşı adaletsiz davrandığını düşünüyorum. Karakterin pragmatik yaklaşımının da etkisi var ancak her şey Min Se Yi için mottosu bayıyor bir süre sonra. Bu konuda  Yoon Sul Chan' ı daha adil bulmak mümkün.

 Jung Sun Woo ve Yoon Sul Chan iyi bir ikili olmuş bu arada.

Ve Jung Sun Woo ve Min Se Yi' nin yanlış hatırlamıyorsam 2. bölümdeki Bichinmoo Nocturne coverı oldukça vurucu. Bu yorum da benim için dizinin en iyi sahnelerinden bir tanesidir.




Yoon Sul Chan  hakkında pek bir şey söylemeyeceğim ama Min Se Yi ile birlikte evden arabaya, arabadan eve arkadaki parça eşliğinde yürümeleri şekerdi :))



Kim Nana' nın özeti; hepinizi döver. Bu karakteri çok sevdim sanırım. Hele ki salonda ağlayarak söylediği parça ile birlikte dizinin en favori sahnelerine bir numaradan girdi. Bas çalarak beni yine vurdu. Bu arada Se yi' nin babasının arkadaşları gibi insanlar nerede bulunuyor arkadaşım? Azıcık paramla fellik fellik bas gitar aradığım dönemlerde böyle stüdyo gibi bir hangara denk gelseymişim de o zaman boyum kadar bas almak zorunda kalmasaymışım keşke.

İşte Kim Nana' nın ağlayarak yorumladığı parça Swamp




Güzel bir iş çıkmış, keyifli, yorumlar heyecan veriyor. Son final de kim kazandı sanırım bilinçli olarak açık bırakılmış. Daha iyi olmuş bence. Önemli olan kazanmak olmasa gerek sanki daha başka bir şey. Ha bana kalırsa her iki performansta iyiydi ama ben All For One' ı daha çok beğendim. Seçilen parça daha iyiydi. No Min Woo da (ex-Trax) hoş olmuş.


 Ama finalle ilgili söyleyeceğim son söz bu değil. Dizinin 2. sezonu gelir mi bilemem ama yine de çok fazla açık kalmış. Se Yi nin annesi - babası ve J. Han arasında o gece ne oldu. Babası ile J. Han ne konuştu da ikisi de gaza bastı? Neden son öyle havada kalmış hissi veriyor falan filan işte...

Sözün özü hızlı araba kullanmaktan, gaza gereksiz basmaktan itinayla kaçının.



22 Nisan 2014 Salı

Random Play Mimi





2014 yılı benim için çok ama çok kötü geçiyor. Pek çok durum oldu, acılar, üzüntüler, sıkıntılar. Hele öyle bir tanesi var ki burada yazmayacağım hatta hiçbir  yerde bahsetmeyeceğim çünkü yazarsam sanki gerçek olduğuna inanacağım. Her ne kadar bu acı gerçek olsa ve ben görünüşte bunu kabullenmiş görünsem de içimde hala bir şeyler bunu reddediyor sanırım.

 Her neyse, kötü ve çok üzücü bir yıl. Üstesinden geldim mi, gelmiş gibi görünüyorum ama doğruyu söylemek gerekirse bilmiyorum ve bu kişisel girizgahı burada noktalıyorum.

  Paul Muad-Dib beni mimlemiş sağolsun. İyi gelebileceğini de düşünerek, şehirler arası taşınmamı noktaladıktan sonra bu gece yapmaya niyetlendim, biraz da kafa dağıtmak istedim. Üstelik uzun zamandır müzik dinlemiyorum.

 KURALLAR :

1.Müzik listenizi - her nerede olursa olsun- açın ve karışık çal moduna alın.
2. Her soru için play'e basarak bir sonraki şarkıya geçin
3. Her ne kadar komikli ya da uyumsuz olursa olsun, çıkan şarkı ismini sorunun cevabı olarak yazmanız gerekiyor!
4. Dilediğiniz kadar arkadaşınızı mimleyin
5. Mim'lenmiş isimler mutlaka yapsın
6. Tadını çıkarın!

Şimdi taşınırken bilgisayardaki pek çok parçayı yer açmak için sildim. Eldekilerle idare edeceğiz artık. O zaman başlıyorum


 Birisi “iyi misin” diye sorarsa cevabın…      Man with a mission - white world

 

 hehehe iyi ki bu kadar konuşmuyorum. kafadaki sorular, insanın içindeki düşünceler falan. parçanın sözleri için buraya bakabilirsiniz: http://lyricstranslate.com/en/white-world-white-world.html


 Kendini nasıl tanımlarsın?    Mari Hamada - Lights
 

 alakaya gel :))

 Bir erkekte/kadında hoşlandığın şey nedir?    animetal - dark side of the angel yok artık !! pek cool durdu ama ters köşe. ben ki obi wan kenobiiiiii diye ağlayan bir insanım :) animetal marathon vıı de yer alan bu enstrümental parçaya hastayım orası ayrı.


 Bugün nasıl hissediyorsun? stormriders (chinese)
 

 uhhh baby! inişli çıkışlı. storm riders ost'undan bir parça. storm riders da ekin cheng ve aaron kwok' un seslendirdiği wind meets cloud un enstrümental hali.

 Yaşam amacın nedir?    coldrain - time to go

 time to go dediğim çok zaman var...


 Motton nedir?        mozart - requiem vay arkadaş diyorum sadece!

 Arkadaşların senin hakkında ne düşünür?      kotoko - absurd
 


 buna çok güldüm :) öyle düşününen var mı ki?


 Ailen senin hakkında ne düşünüyor?   concerto moon - half way to the sun

hiç sanmam :)


 En çok düşündüğün şey nedir? anathema - eternal rise of the sun
 

 ahaha bilemedim, hem öyle hem böyle

 2+2 ?       show ya survivor yorumsuz :)


 En iyi arkadaşın hakkında ne düşünüyorsun? poisonblack -rush


Hayat hikayen nedir?     russian circles - death rides a horse

 hayat hikayem mi bilemem ama parça şahane.


 Büyüyünce ne olmak istiyorsun? kamagata eiichi - kabuki machi blues heyyyy.... eşek kadar oldum ama Gintama karakteri olmak istiyorum, evet!


 Hoşlandığın insanı görünce ne düşünürsün? manipulated slaves - escape
 

evet, ergen zamanlarımı hatırladım.


 Düğününde hangi şarkıyla dans edeceksin? double dealer - already feel sick düğün o noktada sonlanacak sanırım :)

 Cenazende ne çalacak? kingdom ost parça 13.

 http://www.divshare.com/download/25453296-d98 (çalacak şekilde yerleştiremedim)

 evet, evet. vasiyetim olsun bunu çalın mutlaka.

 Hobin/ilgi alanın nedir? takayoshi ohmura - cry for the faith

ilgi alanına bak...

 En büyük korkun nedir? sebastian bach - falling into you

 ahah gülmek ben.

 En büyük sırrın nedir? tvx - purple line çok büyük sırlarım var.


 Şu anda ne istiyorsun? Konno Yukari - tokimeki no doukasen ta daaammm



 Arkadaşların hakkında ne düşünüyorsun? racer x - Technical Difficulties arkadaşlarım hakkında böyle düşünmüyorum ama 10 numara parça olduğunu düşünüyorum


 Bunu ne olarak yayınlayacaksın? azrael - brocken dream

 şu anda gecenin üçü olmasının etkisi var sanırım.



Mimi hazırlayana ve bana paslayan  Paul Muad-Dib' e teşekkürler. Sayelerinde gerçekten bir kaç saat kafa dağıttım, uzun zamandan sonra müzik dinledim ve boyut değiştirdim.

Ben gecikmeli yaptığım için bu zamana kadar herkesler yapmıştır sanırım, yine de yapmamış olan varsa buyursun.


Not1: Eldekilerle yetineceğiz dedim ama stoklar fena değilmiş. playlistte 10066 parçadan oluştu.
Not2: youtube a giremeyenlerdenim ve kafayı yedim şurada parçaları bulacağım diye. Youtube konusunda emeği geçen herkese saygılarımı iletiyorum.
Not3: Şekil şemal, yerleşim, imla konusunda kimse kusura bakmasın lütfen.

8 Mart 2014 Cumartesi

CL -Mental Breakdown ve Tepkiler Üzerine...


Yine uykusuz gecelerden bir tanesinde CL' in solo çalışması Mental Breakdown konusuna takıldım. Açıkçası uzun zamandır K-Pop işlerinden uzaktım. Peki nedir bu konu?

Bazı fanlar konu şarkının arka planında bir ayetin  sample olarak kullanıldığını fark etmişler. Durum böyle olunca  internet ve sosyal medya denilen kavramlar sayesinde bir anda yayılmış. Twitterdaki başlık sayesinde benim de durumdan haberim oldu. Eh zaten uyku yok bana bu nedenle  ben de yazılanları okumaya başladım. Sonra da kafamdaki düşünceleri aktarayım dedim belki bu sayede sabah olur diye umut ettim...

İlk anda duruma verilen tepkinin nedeninin bir ayetin şarkı içerisinde kullanılması olarak düşünmüştüm ama olayın gerisi var.

Olayı sadece şu başlık üzerinden takip ettim; #CLUsingQuraanInHerSong

CL' i savunanlarla - tepki gösterenler arasındaki diyaloglar ya da karşılıklı öne sürülen savlar hakkında yazıyı yazarken  de yazdıktan sonra da herhangi bir bilgim olmadı.

Sadece twitterda bu hashtag üzerinden  takip ettiğim kadarıyla (evet evet atılan tüm tweetleri okumaya çalıştım - İngilizce ve Türkçe olanları - bu kadar boş vaktim var işte :) ) olaya verilen iki tepki var.;

1- Bir ayetin  şarkı içerisinde kullanılması.

2- Kullanılan ayetin içeriği ve şarkının sözleri.

Bu iki konu üzerinde fazla durmak istemiyorum çünkü benim esas ilgimi çeken konu ve yazmaya iten sebep verilen tepkilerdi.

(Aşağıda 1 ve 2 maddesi içinde yazacaklarım  twitterda konu ile yazan açıklamalara dayanıyor.)

1- Şarkıda arka planda ayetin kullanılması: Konuyu yanlış anlamış olanlar var o yüzden yazıyorum Şimdi bu başlıktaki sorun İslam aleminde müziğin yeri değil. Bunu eliyoruz.

Bir ayetin ya da bir bölümünün şarkının sözü olarak kullanılması da değil.

Yapılmış olan, iddia edildiği şekilde  melodik halde seslendirilmiş ayetin bu sanki bir şarkıymışçasına alınıp mental breakdown' un geri planına monte edilmesi. Bu gerçekten ilginç. Kuran ayetlerinin söz olarak kullanılmasına çeşitli tarzlarda denk geldim fakat bu şekilde sample olarak geri plana verilmesi oldukça ender rastlanacak durumlardan.

Ayrıca bunu fark eden kişileri de tebrik etmek lazım. Nasıl bir dikkat ve bilinçtir. Ben arkada çocuğun herhangi bir şey telaffuz ettiğini algılamadım misal.

2 - Kullanılan ayetin içeriği ve şarkının sözleri.

Bu madde bana ilk maddeden daha ilginç geldi açıkçası. Ben şarkı sözleri üzerine çok derin analizler yapabilecek biri değilim. Korece bilmediğim için de şarkının çevirisi üzerinden giderek tümünü inceledim. Bu noktaya daha sonra değineceğim ama;

Arka plan ve CL in sözleri üst üste konulduğunda bana kalırsa çokta bilinçsizce ya da bilmeden seçilmişe benzemiyor pek. Çünkü arkada sample olarak kullanılan bölüm ve şarkı sözleri hem müzikal hem de anlam olarak cuk oturuyor.

Parçanın sözlerini bir bütün olarak ele aldığımda  bütünsel olarak net bir mana çıkaramadım açıkçası ama derin bir isyan var bu gerçek. Fakat bu isyan "ölümden sonrasını bırak şu ana bak mı" yoksa "bu hayat geçici, kader gelecek esası sonrasında"  minvalinde bir şey mi ya da "sana vaad edilenler bir hikaye" gibisinden mi bence sonuca varmak mümkün  değil. Sözler ve sample bölümü her anlama, olumlu ya da olumsuz olarak çekilebilir. . Yani bana kalırsa bu kadar ucu açık söz yazmak ayrı bir  başarı ya neyse.

** yazıyı yazdıktan sonra parçanın canlı performansını izledim. Bu notu buraya düşmeyi uygun gördüm. Yukarıda şarkının tüm sözlerinin ne anlama çıktığını tam olarak anlamadığımdan bahsetmiştim. Ancak şarkının anlamı bir kenara  o sampleın arkada o şekilde kullanılması (bilinçli ya da bilinçsiz)  özellikle o koregrafi ve sahne şovu ile birlikte kullanılması  hiç şık olmamış. Oldukça yakışıksız ve uygunsuz olmuş bence.

Neden?

Bu yazı yazıldığı sırada henüz YG den bir açıklama gelmedi. Biraz kafa yordum neden diye? (vaktim bol nasılsa :) )

A- CL tepki toplayarak isyankar/sert  kadın modelini pekiştirirken aynı zaman da düşünen ve marjinal bir insanım imajı yaratmak istedi. Sıradan değilim, hayattaki belirli çizgileri bile gözümü kırpmadan yıkarım mesajını iletti.

İlginç tabii ama bu doğruysa  şimdi mensup olduğu endüstriyi de göz önüne aldığımızda şirketin stratejik olarak çok keskin bir karar verdiğini söyleyebiliriz bu noktada.

Daha öncede söylediğim gibi Kuran ayetlerinin söz olarak çok fazla olmasa da çeşitli müzik tarzlarında kullanıldığı olur. Fakat tam da bu nedenlerle yakın zamanda Singapur ve Malezya' da bazı grupların konserleri yasaklandı. (popçu değiller) Eh Korelilerin hele bir müzik şirketinin  yakın çevresindeki bu  hassasiyeti bilmemesi profesyonel müzik dünyası içerisinde düşünülemez. Bununla beraber Müslüman fan kitlesinin yoğunluğunu da biliyorlardır. Bu fan tabanını kaybedip, yoğun tepkilerden bir reklam unsuru yaratıp yeni ve farklı  bir piyasaya tepeden dalmaya  ya da  kendi endüstrileri içinde şu anda kaybetseler bile ileride kazandıracak bir rol modeli oluşturmaya karar verdiler.

B- Cici kızlardan sıkılmış fan kitlesine alın size en hasından çılgın, tabuları yıkan bir idol sunuyoruz diyerek belki daha az ama daha sağlam bir fan tabanı yaratmaya karar verdiler.

C- Gerçi bu biraz A kısmı ile benzer olacak ama tabanı şöyle kökten bir sarsalım, gündemde kalalım, K-Pop ve sanayisine yeni bir ivme sağlayalım dediler.

D- Ya da asi- kendi çapında başkaldıran insan modelini yaparken her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırdılar.

  I - Melodiyi çok beğendiler, şarkının ritmine de uyuyordu çat diye arka plana yapıştırdılar. Ne yaptıklarının farkında değillerdi.

  II - Yine melodiyi çok beğendiler, şarkının o havasına da uyuyordu. Çocuk eğer sözleri telaffuz ediyorsa anlam açısından da uygundu. Gözleri parladı, aldılar kullandılar ama doğurabilecekleri tepkiyi ya da kırabilecekleri bir kitleyi tartamadılar yani iyi niyetlilerdi ama hata yaptılar.

(bu arada bahsettiğimiz sektör pop daha da özelleştirmek gerekirse K-pop. Yani başka bir tarz olsa - diyelim ki atıyorum  nihilizmden, başkaldırıdan ya da inançları yıkmaktan bahsedilse ama  başka bir tarzda olsa tamam derim de en mainstream alanda, para çarklarının döndüğü bir sektörde bu çıkış ve uygulama komik hatta ironik bence)

Daha bir sürü neden sayılabilir. YG nin açıklamasını, varsa nedenselliğini ve yapacağı hamleyi merak ediyorum. Sonuçta bu  ticari bir sektör.

Gelelim bu yazıyı yazma amacım olan verilen tepkilere;

Şimdi insanların beğenmedikleri ve eleştirdikleri bir konuda ya da değer verdikleri kavramlara hakaret oluşturan noktalarda tepki vermesi insanların en doğal hakkı. Bunu kabul etmemiz gerekir.

Din/inanç meselesi çok ince bir konu ve bu hassasiyet çok derin bir mevzu. Niyetim derin derin buna girmek asla değil. Çünkü bu hassasiyetin olumlu ve olumsuz çok fazla alt metni var.

Hashtagde okuduğum tepkilerden bazı grupçuklar yaptım. (Türkçe ve İngilizce olanları baz alıyorum. Öncelikle derdini makul bir şekilde anlatan kişileri tenzih ederim.

1- Küfürler- hakaretler -tehditler grubu

Şu grubu ben hiçbir zaman hiç bir konuda anlayamadım. Beğenmediği bir şey mi yapıyorsun, sana nedenini söylemeye zahmet etmeden basıyor küfürü, tehdidi. Ama güzel arkadaşım tepki böyle verilmez. Karşındakine bir şey böyle anlatılmaz. Sadece bu konuda değil başka konularda da bu şekilde davranırsan haklıyken haksız duruma düşersin, nefret toplarsın.

Şimdi millet tehditlerini yağdırırken araya troller de karıştı doğal olarak. "Barıştan bahseden dinin elemanlarına bakın, tehditler yağdırıyorlar. " -" siz ancak cihad için adam öldürürsünüz" falan... Çok büyük bir dalaşma olmadı iyi ki, bunları da ciddiye almaya gelmez 21. yy da.

Dert varsa derman da vardır. Boş hakaretlerden uzak durun, güzel güzel anlatın derdinizi. Bir sorun bakalım ne yaptıklarının farkındalar mıymış? Ya da niye yapmışlar? Sample ı nereden almışlar? ...

Bir de Türkçe hakaret yağdıranlar var. Şimdi arkadaşım sen 10 tane içeriği saçma sapan olan Türkçe  tvit atmışsın, onun ne değeri var? Madem derdini hem karşı tarafa hem de konuyu takip edenlere anlatmak istiyorsun o zaman içeriği düzgün, İngilizce tweetler gönder. İngilizce bilmiyorsan sağına soluna sor en olmadı google translate e başvur. rezalet olabiliyor ama yine de attığın Türkçe tvitlerden daha verimli olur.

Bu Türkçe tvitler kızgınlığın ve öfkenin anlık boşalımı olabilir hadi ona tamam ama birbirinizi iyice gaza getirip lince doğru gidiyorsunuz. Bu konuda firma ve şarkıcı tarafından yapılan doğrudur demiyorum, ayıp etmişler ama kendi aranızda gaza gelip linç kültürü yaratmanız sizi sonuca götürmez. Sadece öfkenizi kusmuş olursunuz, o da bir süre sonra unutulur gider, suçlu yine siz olursunuz. Tepki ile linci karıştırmamak lazım.

Yine sevmeyin, protesto edin, dinlemeyin, tepki gösterin, birini çok sevip takdir ederken gerekli gördüğünüzde sonuna kadar eleştirmekten de kaçınmayın, mesaj atın  ama duygusal davranmaktan öte akılcı ve sonuç alıcı hamleler ve davranışlarda bulunun.

2 - Neden hep Müslümanlar? kafası yaşayanlar

Uhhh bu bölüm çok derin, sayfalarca yazı yazılır. Yazarken sıkılırım. Onun için kapsamı müzik ile sınırlandırayım. Şimdi K-pop içinde daha önce de  Müslümanlara yönelik bir iki davranış oldu bildiğim kadarıyla. Fakat inanç ile ilgili provakasyonlara ters cevap veren gruplar da oldu.

Sorunun genel olarak müzik içinde cevabı; Hayır arkadaşım. Müzik tarihinde ve tarzlarında sadece Müslümanları rencide edilecek tavırlara girişilmiyor. İncil' den ayetler de pek çok tarzda müziğe çeşitli şekillerde konu ediliyor. Bu konuda içiniz rahat olsun. Ha bu demek değil ki ona yapılıyorsa buna da yapılsın. Kimseye, Müslümanına da, Hristiyanına da, Yahudisine de, Budistine de  saygısızlık yapılmasın. Böyle bir olay olduğunda en fazla tepki Müslümanlardan geliyor bu da başka bir gerçek. Müslüman toplum bu konularda daha katı.

Sanatın diğer kollarında da daha hoşgörüsüz ve tepkilerinde ne yazık ki aşırılıktan kaçınmayabiliyorlar.

Benim gözlemlediğim kadarıyla İslam, dünyada Müslüman olmayanların anlamakta en fazla  zorlandıkları din. Bunun çeşitli sebepleri var. Farklı ülkeler, farklı anlatım ve uygulamalar, farklı açıklamalar ve bazı konulara verilen çığırından çıkmış tepkiler insanların kafasını karıştırıyor.

Ayrıca dünyada insanlar kendilerine inançlarıyla kimlik biçmekten ziyade öncelikle bir birey olarak değer biçiyorlar.

3 - Saygı duyulmak zorunda yoksa gösteririz!!!

Aynen bu tonda atılan pek çok Türkçe ve İngilizce tweet vardı. Saygı beklemek normaldir ama aynı ölçüde sen de saygı göstermelisin.

Bu tonu ve tavrı oldukça kaba ve ikiyüzlü bulduğumu söylemem lazım.

- Herkesin herkesin inancına saygı duyduğu bir dünyada yaşamayı eminim hepimiz çok isteriz.

- Eğer saygı bekliyorsan aynı ölçüde sen de başkalarına karşı saygılı olmasın.

- Tek taraflı bir talep ve talebin ardına göz dağı yerleştirmek hoş değil.

- Bu şekilde davranırsan beklediğin ve istediğin saygıyı bulman zor.

Bu daha uzar gider de yeter bu kadarı.

4 -Susarsak bizi daha çok ezerler/dinden bahsediyoruz bu herşeyin üzerinde

Bir çağrı, bir feryat. Birbirini iteklemek  için bir söz.  Kalabalık olmak ses getirir tabii ki ama toplanacağız diye güruh halinde hareket etmekten birey olmayı unutmamak gerekir.

Bu olaya tepki gösteren arkadaşların günün birinde başka bir inanca saygısızlık yapmayacağına inanmak istiyor, benzer şekilde başka bir inanca ya da inançsızlığa  saygısızlık yapıldığında empati kurarak yine aynı tepkiyi vermelerini  umuyorum.

Ve beni genel anlamda rahatsız eden bir noktayı daha eklemek istiyorum. Yine lütfen herkes  üzerine alınmasın ama "Dinimiz", "Dinden bahsediyorlar", "Müslümanlık" kelimelerini kullanan arkadaşlardan ricam (altını tekrar çiziyorum, sadece bu konuya has değil) , bu kelimeleri bu kadar rahat ağzınıza alırken ve  tepkilere koşarken öte yandan biraz zaman ayırıp şiddetle savunduğunuz bu konular hakkında bilgi edinerek, kendinizi bu konularda bilgilendirin, geliştirin  ki derdinizi anlatırken kulaktan dolma bilgilerle basmakalıp açıklamalarda bulunup komik nedensellikler sunmayın.

"Illüminati", "Kore Şehitleri", "Müslümanın Müslümandan başka seveni yoktur" vs..   üzerinde durmaya gerek yok sanırım.

Ben burada tepkilere çıkıştım ama yine belirtiyorum yukarıda yazdıklarım hakkında   pek çok insanı tenzih ederim.

Tepkiler içerisinde benim gördüğüm üç talep vardı; parçanın o bölümünü sil, bu parçayı sil, özür dile. Herkes ayrı telden çalıyordu ama ortak bir sonuca varılmıştır şu anda belki, bilmiyorum.


Bu arada ticari bir sektör falan dedim ya. Günün çakalını aşağıdaki tweeti nedeniyle SM Entertainment ilan ediyorum :)




************
Buraya kadar okuyan varsa yukarıdaki yazıdan bağımsız olarak gerçekten merak ettiğim ve paylaşmak isteyen olursa yorumları ve düşünceleriduymak istediğim için sormak istiyorum.

Eğer CL bu parçaya ayet işini hiç karıştırmamış olsaydı fakat şarkının sözleri şöyle olsaydı;

"tüm dinler bir oyuncaktır
bizi uyandırmak için söylenen ninnidirler"

gibi mesela. Tepkiniz nasıl olurdu?

1 Mart 2014 Cumartesi

On His Majesty's Secret Service: Dai Noi Muk Taam



2009 yılından kalma  Hong Kong yapımı On His Majesty's Secret Service' in yönetmeni Wong Jing. Kendisi aynı zamanda yazarı olarakta yer almış filmde. Oyuncu listesi umut vaat edici.  Louis Koo, Barbie Hsu, Tong Dawei, Liu Yang gibi.

Yaklaşık bir buçuk saatlik bir komedi filmi olmakta kendisi ancak izlemek isteyenlere benim tavsiyem beklentilerini fazla yüksek tutmamaları zira beklentileri karşılayacak bir yapım olmaktan oldukça uzak.
Adından da anlaşılacağı gibi bir adet imparatorumuz ( karizmadan uzak ve salak) var. Kendisi ve sarayı korumakla görevli 12 tane muhafızı var. Bunların içinde yer alan İmparator köpeği kung fu yetenekleri yerine zekası ve buluşları ile oluşan tehditleri savuşturmakta. Nişanlısı Fait yani Barbie Hsu' da evlenmek için çocukcağıza bastırmakta. Sonra imparatoru öldürmek isteyen kötü adamcıklar var falan...

Ben filmde pek eğlendiğimi söyleyemem.



Louis Koo bu sefer bu tarz bir filmde yer alarak oyunculuğunun farklı bir yönünü ortaya koymak istemiş sanırım. Kendisini bu tarz bir filmde görmek pek alışıldık bir durum değil. Filmin kötülüğüne karşı yine de performansı iyi. Barbie Hsu, sanırım ben bu kadından hoşlanmıyorum, histerik ve şımarık Faith rolünü filmin basitliği ve kafa şişirmesi sayesinde başarıyor. Bir de bir iki sahnede pozları göz alıcı itiraf etmek gerekirse. Filmde bana göre en oturmuş karakter İmparator kaplanı, Tony Dawei göze pek batmıyor.

İmparatora salaklığı ve sevimliliği nedeniyle bir lafım yok. İlginçtir filmdeki en sevimli canlı olabilir kendisi. İmparatoriçe zaman zaman eğlenceli olabiliyor.

Çekimler yaratıcılık ve estetikten uzak. Kullanılan görsel efektler iç bayıcı ve bana kalırsa her şeyi daha da kötü yapıyor. Film bütününde bir estetikten sanırım bahsedemeyeceğim. Tüm bunlar komedi filmi olan bu yapımın zaman zaman komik olabilme potansiyeli olduğu gerçeğinin önüne geçmemeli ancak bir bütün olarak bana kalırsa zaman kaybı.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...