31 Temmuz 2011 Pazar

THE DRUMMER: Davulu Fethetmeyi Denemediğin Zaman Artık Hazırsındır....


Her zamanki gibi oldukça sıkıcı ve manasız geçen bir günün ardından sıcaklardan bunalmış ve bu sıcakta dışarıda ne yapacağım düşüncesine dayanmış bir şekilde kendimi eve attıktan ve “yaşasın kurtuluuuşşş!” nidalarını seslendirdikten sonra ilerleyen saatlerde bünyede oluşan sıkıntı kaynaklı “ne yapsak?”, “ ne yapsak?” baskılarının sonucu bir film izlemeye karar verdim. Şansıma çıkan film 2007 yapımı Kenneth Bi filmi olan The Drummer oldu. Seçimde iki öğe ağır bastı. Birincisi davullar üzerine olması. Şimdiye kadar bu tarz davul gösterileri anlamında hep Japon gruplarını izlemiş ve bu canlı gösterilerden hayli etkilenmiş olduğumdan “bu Zen Davulcuları nasılmış bakalım?” merakı oluştu. İkincisi ise Invisible Target ile tanıştığım ki bu filmde Shawn Yue ve Nicholas Tse ile birlikte üçü bir arada olmuşlardı Jaycee Chan’ ın performansını (kendisi Jackie Chan’ın oğlu) merak etmemdi.

Hong Kong’ da bir mafya babasının (Tony Leung Ka-Fai) oğlu olarak, vahşi babasıyla sevgi-nefret ilişkisi içinde yaşayan bir grupta davul çalan ve bu şekilde serserice takılan Sid (Jaycee Chan) takım elbiseli başka bir mafyatik amcanın manitaya kancayı takınca bu yaşlı amcanın tehditleri nedeniyle babası tarafında, babasının sağ kolu ile birlikte Tayvan’ a gönderilir. Burada dağda yaşayan Zen Davulcularıyla tanışır.Zen davulcuları işte; yüzlerinde nur var ki Sid’ in başlardaki şımarık ve yüksek egolu tavırlarına sabretmeyi bilip onu gruba dahil ederler ve Sid’ in dönüşüm yolculuğu için bir vesile olurlar. Daha sonra olaylar yine bir şekilde Hong Kong’ a döner ancak artık eski Sid yerine bir yandan Zen öğretisinin bir yandan da davulun ruhsallığının değiştirdiği Sid görülür.

Genel olarak bakıldığı zaman klişe bir senaryo, benzeri, aynı kalıpta olan pek çok film vardır. Asi çocuk, karşılaştığı bir grup ya da bir insan, asi çocuğu etkileyen bir aktivite (karate, yemek yapmak,futbol vs...) ve bununla birlikte kendine göre hayatını tekrar anlamlandırması. Bu filmde bu tarz filmlerden sadece bir tanesi üstelik senaryo iki farklı dünyayı ve geçişleri – Hong Kong ve ahalisinin suça yatkın ve vahşi yaşamı, Zen davulcularının doğayla bütünleşik, dingin hayatı ve bu ikisi arasında birinde diğerine geçmeye çalışan Sid – birleştirme konusunda pek başarılı değil. Senaryonun bu eksikliği ve manayı tam oturtamamasına rağmen film en azından davullar, Zen davulcularının dağdaki hayatları ve kendilerini doğayla bütünleştirdikleri sahneler için bile izlenebilir.

Zaten filmin ilk sahnesi bir şekilde insanı kendine bağlamayı başarıyor. Bir sahnede davulcuların bir performansından bir kesit... Arkada ağır bir davul ritmi ve soru; “hayata ilk göz açtığınızda duyduğunuz ilk ses nedir?”. Film bunun dışında zaman zaman güzel anlamlar ve anlatımlar yakalıyor.

Tony Leung Ka-Fai doğal olarak iyi bir iş çıkarıyor. Jaycee Chan’ de senaryonun müsaade ettiği kadarıyla iyi bir oyunculuk sergilemiş. Geleceği daha parlak olacak sanırım bu çocuğum bir de babasına çok benziyor tip olarak. Son olarak sözüm Roy Cheung’ e: “Abicim ne biçim bir insan ve oyuncusun? Sadece dursa bile o filmde, sahnede kendini bir şekilde hissettiriyor bu da başka bir yeti olmalı...

28 Temmuz 2011 Perşembe

KAGRRA,: ISSHI????

Bu bloğun yakın zamanda göçüp gidenlerin ardından yazılan yazılarla dolmasından korkuyorum. Ne yazık ki Kagrra,’ nın vokali Isshi’ de hayatını kaybedip buralardan ayrılanlar kervanına katılmış oldu.

Haberden biraz gecikmeli olarak dün haberim oldu ve başka bir uzayda, başka dünyadan insanların yanında çok rastlantısal bağlantılar neticesinde ulaştım. Sözlükte “a” harfini ararken “z” çıkması gibi...Önce pek inanasım gelmedi – ki hala öyle – sonra çeşitli kaynaklardan durumu teyit ettikten sonra içim bir garip oldu. Birilerini arayıp haberi paylaşmak istedim ama kahrolasıca mekan bu ulaşıma izin vermedi.

Dediğim gibi hala şaka gibi gelmekle birlikte “garip” bir his. Öyle uzun uzadıya yazılar yazıp, methiyeler düzmek istemez canım sadece;

Kötü bir dönemde sen ve arkadaşlarının parçalarını dinledik dalga geçtik, geyik yaptık, takdir ettik, üzerinizden güldük eğlendik. Dünyanın belki aklının ucundan geçmeyecek bir köşesinde birbirinden alakasız birkaç insanın ortak konusu oldun, onları mutlu ettiniz, senin üzerinden espriler yaparken çukurlara düştüm, estetik açılımına karşı manifesto yazmayı düşündüm, mızmız dedim ama her zaman sesi güzel diye eklemeyi de ihmal etmedim, kanjiye gıcık olmama sebep oldun, aslan yelesi kod adıyla bilindin J

Kagrra, ve Isshi o dönem ve sayamadğım herşey için – her zaman yapmam ama - ありがとうございました...

24 Temmuz 2011 Pazar

TAMRA, THE ISLAND: Bir Sürpriz!


Yaz sıcaklarının beyin fonksiyonlarını ambale ettiği günlerde çok çeşitli sebeplerden mutsuz bir hafta sonuna girerken üstüne üstlük bilgisayarsız geçen 10 günün sonunda bu hafta sonunun da bilgisayarsız geçeceğine dair korkunç bir gerçek nedeniyle mutsuzluk denizinin daha da diplerine sürüklenirken yüce gönüllü kardeş kişisinin temin ettiği bilgisayar karşısında önce afallayıp sonra ona sımsıkı sarılmışken keşfettiğim bir dizi Tamra, The Island ya da diğer adıyla Tempted Again.

İçinde bulunduğum ruh durumundan mı yoksa koca bir hafta sonu yapacak başka bir işim olmadığından mı bilemiyorum ama emin olduğum bir nokta var ki bu dizi gerçekten izlenmeye değer ve diyebilirim ki beni ziyadesiyle mutlu etti, sürükledi, eğlendirdi ve 16 bölümü bir hafta sonu içinde devirmenin etkisiyle pazartesi gününü zombi olarak geçirmeme bile değdi.

Öncelikle değineceğim nokta dizi müziklerinin çok güzel oluşudur. Anlam veremediğim konu ise bu dizinin nasıl bu kadar az ilgi görmüş olduğu. Orijinali Jeong Hye Na’ nın mangwasına dayanan seri 20 bölüm olarak planlanmışken düşük ratingler nedeniyle 16 bölüme indirilmiş, acı ama gerçek!

Manghwa orijinalli olmasının da etkisiyle aslında hem tarihsel bir sürecin fonu oluşturduğu ama bu tarihsel sürecin içine komedi unsurlarının yedirildiği seri aynı zamanda dostluk ve aşk hikayesiyle birlikte içinde yabancı karakterleri de barındırıyor. (Belki de az ilgi görmesinin sebebplerinden biri budur diye düşünüyorum, dizi seçecekler için yıldırıcı bir öğe olabilir)

16. yy da İngiltere’ de yaşayan bir oğlan olan William ve onun Japon denizci arkadaşı Yan, Nagasaki’ ye doğru denizde seyrederken fırtına nedeniyle kendilerini bimedikleri bir adada bulurlar; Tamna Adası. Kadın dalgıçları ve bu dalgıçların denizden çıkardıklarıyla geçinen ülkenin dışarıya kapandığı bu dönemde başkent tarafından pekte sallanmayan bu ada özünde anaerkil sözde ataerkil, genelde sürgünlerin gönderildiği kendi halinde bir ada olmaktayken başkentten kadınlarla fazla oynaştığı için sürülen asilzade Park Gyu’ nun da gelmesiyle hafif şenlenir fakat bu adanın üzerinde ne oyunlar oynandığını günlük yiyecekleri için harıl harıl çalışan, sade ve basit bir yaşantı süren ada halkı bilemez. Asilzade Park Gyu dalgıçların liderinin evine kalmaya gönderilir. Dalgıçların liderinin kızı Beo Jin ise annesinin dalma yeteneklerinden uzak kaderinden hoşnutsuz bir halde yaşarken tüm bunların üzerine tüm yeteneksizliğini ve sakarlığını bilmesine, dalmaktan ve okyanustan nefret etmesine rağmen bir de diğer kadınların aşağılama ve alaylarına maruz kalmaktadır. Yine de kaderine isyan etmesine rağmen, şen şakrak ve oldukça saf olarak yaşamına devam eder... İşte bu karakterler ve daha fazlası bu adada bir şekilde buluşarak bir yolculuğun içine girerler.


Park Gyu, adaya geldiğinde bir hayat gerçeği olan tuvalet sorunlarıyla boğuşurken, bir yabancı olarak (sarı saç, mavi göz) William Beo Jin’ in korumasında hayatını sürdürmeye çalışır – o dönemde yabancı olmanın suçu ölüm – ve olaylar gelişir.

Ben kendime göre diziyi ikiye ayırıyorum; Tamna Adasında geçen bölümler ve başkentte geçen bölümler olmak üzere. Bir ada ve dalgıçların olduğu diziden beklenek şekle su altı görüntüleri bana göre çok hoş hele müzikle birleştiğinde dinginlik...

Tabii bu dinginliğe karakterler, birbirleriyle tezatlıkları, yanlış anlaşılmalar ( misal William’ ın “Beo Jin”’i virgin olarak anlaması vs..) gibi komik öğeler eklendiğinde herşey daha da eğlenceli oluyor.

Karakterler demişken bana kalırsa hepsi iyi kurgulanmış ve dozunda. Dalgıç kadınlar, onların sert tavırları ama özlerindeki iyi kalpleri, deli oymacı insanların kalplerini okuyamadığının bilincinde olan Tamna Polis amiri pek bir iş yaptıkları görülmeyen adanın erkekleri, Beo Jin’ in muhteşem kız kardeşi Beo Seoul (bu velede bittim) ... Han Boon irite edici ama bir o kadar da performansı ile takdir edilesi Jung Joo Ri.

Gençler arasındaki ilişkiler, gelişen aşklar ama en saf seviyesinde ve bu saflığa bağlı olarak gelişen dostluklar... Sanırım bu aşk meşk olayını izlenebilir kılan en önemli öğe içinde barındırdığı “saflık” ve “onur”

Sizinin başkentte geçen kısmı, başkentin o itiş kakış, güçlü zayıfı döver ortamına uyacak şekilde biraz daha karanlık ama üzülmeyin izleyen sonunda ödülünü alıyor.

Tüm karakterlerin performansını gayet iyi bulmuşken özellikle üzeründe durmak istediğim iki karakter ve oyunu var. Birincisi Beo Jin’ in annesi. Karakter zaten bomba ancak Kim Mi Kyung’ un performansı bunun öne çıkmasında gayet önemli bana kalırsa. O sertliği ama utangaçlığı sarhoş olup kendini kaybetmesi, boyun eğmeyişi vs..

İkincisi ve bence diziyi sürükleyeni Park Gyu karakteri. Im Joo Hwan ise Park Gyu olarak bu seride oynamış hatta döktürmüş bence. Teknik açıklamalar yazmak çok sıkıcı olur ama bana kalırsa komplike bir ortamda, pek çok ayrıntısı ve reaksiyonu olacak bir karakter olan Park Gyu oldukça iyi çözümlenmiş ve en ufak bir mimik ya da duruş ziyan edilmeden ne fazlası ne de eksiğiyle karaktere gayet güzel yedirilerek ortaya konmuş. Sanırım bu diziyi izlettiren en önemli öğelerden bir tanesi de Im Joo Hwan’ ın bu performansı.


Dizinin ikinci bölmünde ağlamaktan su kaybına uğrayarak öleceğini düşündüğüm Beo Jin yani Seo Woo’ yu ise oldukça sevimli buldum.

Daha önce de söylediğim gibi neden bu kadar az ilgi gördüğünü anlayamasam da bana kalırsa ilgiyi hak eden, pek çok öğeyi dengeli biçimde içinde barındıran, güzel bir hikaye ve güzel bir seri. Herkesin zevki aynı değildir ama kararlılıkla insanlara izleyin diyebileceğim serilerden.

22 Temmuz 2011 Cuma

TAIJI SAWADA: Başka Diyarlarda...



Bu hafta içinde Taiji Sawada' da buralardan ayrılıp başka diyarlara yolculuğa çıktı ya da sadece terk etti...

X' in (sonraki adıyla X- Japan) muhteşem baladlarınından bir tanesi...Parçanın bestesi Taiji Sawada' ya ait...


X Japan' ın X olduğu yıllarda grubun basçısı olan sonra X ' den ayrılan ve başka bir efsane olan sadece Japan Metal dünyasında değil genel anlamda metal dünyasında saygı gören ve görmesi gereken Loudness' da bir süre devam edip daha sonra kendi grubu D.T.R ve diğerleriyle müziğe devam eden Taiji Sawada kendi yolcluğunu tamamlamış ve geride pek çok çalışma bırakmış oldu...


Loudness' ın 1993 yılında yayınladığı albümü Loudness adlı albümden güzeller güzeli Black Widow...


RIP...


Az bilinen D.T.R ve eğlenceli performansı...

3 Temmuz 2011 Pazar

THE STORM WARRIORS: 10 Yıl Sonra Devam...




The Storm Riders adlı filmin devamı olarak çekilmiş olan 2009 yapımı Hong Kong filmi olmakta kendisi. Bu sefer yönetmenliği Pang Kardeşler yapmışlar ve demişler ki ilk filmin devamı şeklinde olmayacak bu film. Haklılarmış zira aradaki süre ve bunlar ne zaman Lord Godless'ın eline düştüler, Second Dream ile Wind ne ara tanıştı, neredeyiz, ne oluyoruz, Lord Godless ve oğlu Heartless ne ara ortaya çıktı gibi soruların cevabı yok – en azından çizgi romanı bilmeyenler için -


Neyse bodozlama dalmadan önce sakince başlayalım. Öncelikle film öncesini boş bırakmakla birlikte çizgi romana daha sadık.

Ekin Cheng yine Wind, Aaron Kwok yine Cloud. Bu arkadaşları tebrik etmek lazım performansları 10 sene önce bıraktıkları yerde. Tebrik ediyorum.

Şimdi bir Kenny Ho olayı var ki canlandırdığı Nameless karakteri ile filme damgasını vuruyor, başarısının altında yatan nokta bence Nameless' ın müthiş karizmasıdır. Charlene Choi Second Dream olarak karşımıza çıkıyor. Chu Chu ya da Muse bu filmde Qi Shu değil Tiffany Tang olmuş. Serinin kötü adamları Lord Godless olarak Simon Yam ve oğlu Heartless ise Nicholas Tse.


Bu filmde Cloud ve Nameless ve Chu Chu' yu Godless tarafından kaçırılmış buluyoruz. Gelen Wind ve Nameless' ın yardımcıları tarafından kurtarılırlarken kötü kalpli Godless' ın bunlarla birlikte esir aldığı pek çok dövüş ustası hakkın rahmetine kavuşuyor. Godless ve Heartless' ın amacı Çin' i işgal etmek ve bunlar hedeflerine doğru ilerler ve tüm dövüş okullarını yıkıp geçerken, Nameless usta Cloud ve Wind 'i Lord Wicked' ı bulmaya gönderiyor.




Şimdi Nameless ve Lord Wicked bu alemin en baba karakterleri, belirtmeden geçmeyeyim. Burada Wind manitası Second Dream ile de karşılaşıyor. Lord Wicked yaptığı taş testi ile şeytani pislik kung fusunu taşı Cloud gibi ezip parça pinçik etmeyen sadece yakalayan Wind' e öğretmeye karar veriyor. Bu bela bir teknik adamı ele geçirebilyor zira bu nedenle Lord Wicked zamanında delirip etrafındakileri kesmemek için kendi kollarını kesmiş -ki bu esnada pek çok insan mefta olmuş -. Wind kendini bu uğurda feda ederken karakterlerin karakteri Nameless da boş durmayıp Cloud' u çağırıyor ve ona öğreterek kendi kılıç tekniğini yaratmasında yardımcı oluyor. Sonra bu sırada Lord Godless esasen peşinde olduğu Dragon Tomb' un peşinde giderken işte Lord Godless, kafayı yemiş Wind, Cloud, Heartless , kızlar karşı karşıya geliyor...


Görüntü ve efekt konusunda çok iyi bir iş çıkmış ortaya. Bir manganın ya da zaman zaman bilgisayar oyununun sinemaya uyarlanmış bir versiyonu gibi. Çok güzel -estetik açıdan; renk, duruş, poz vs...- kareler barındırıyor. Karakter derinliği, duygusallık, duygu geçisi, hikayeye ait detaylar gibi öğlere pek rastlanmıyor filmde. Anladığım kadarıyla biraz da tercih bu yönde olmuş ki eğer amaç karelerden oluşan, görsel ve teknik olarak tatmin edici bir film yapmaksa oldukça başarılı olmuşlar, gerisi izleyene kalmış...Buna bağlı olarak ilki kadar eğlenceli bir film değil bir de elemanlar hiç gülmüyorlar bu filmde bir tek ara ara Wind pis pis sırıtıyor. Ha bana kalırsa bu filmde Cloud' u daha insancıl buldum orası ayrı..


Lord Godless bir Lord Conquerer olamamış ama iyi hoş yine. Heartless olarak Nicholas Tse' yi beğendim, bir de arada çıkan sub zero - scorpion benzeri ikiliyi daha fazla görseydik keşke...bu arada filmin müzikleri çok güzel...


Bu da Aaron Kwok'tan gelsin...



Görsel açıdan oldukça başarılı diğer noktalarda zayıf fakat yine de kendini izlettiren (böyle şeyleri sevenler için) bir film olmuş.

Nameless usta ve yardımcısı bambaşka gerçekten...Filmin sonuna değinmiyorum...ama sanırım üçüncüsü gelecek.


2 Temmuz 2011 Cumartesi

BECAUSE I'M STUPID: Dikkatli Olmak Lazım....

SS501 pek dinlediğim bir grup değildir. En kayda değer bulduğum albümleri “All My Love” idi. Bunun içinden de "Let's break away"'i severdim.


Boys Over Flowers' ın parçalarından olan "Because I'm Stupid"'i de o zamanlar sevimli bulmuştum diziden sonra unutmuş gitmiştim.



Günlerden bir gün Kim Hyun Joong'un akustik versiyonunu dinleyene kadar. İşte azap dolu zamanlar başlamıştı. Bir anda sardım daha doğrusu anlamsızca esir alındım. Durum tehlikeliydi farketmiştim. İçimden bir ses gitarımı çıkarıp çalmayı denememi bile söylüyordu ama tembellik zaman zaman hayat kurtarıcı olabiliyor.



Bu proje gerçekleşmedi fakat bu esir alınma hastalığı bir süre daha devam etti. Hala her iki versiyonuna da temkinli yaklaşırım....

25 Haziran 2011 Cumartesi

NARUTO SHIPPUUDEN: Fillerların Olmadığı bir Naruto Dünülebilir mi?

Cevabım - anime bazında olmak kaydıyla doğal olarak - hayır! Düşünmesi bile insanın başka bir boyuta yelken açmasına sebep olabilir.


Naruto Shippuden maceramız bir yapışkanlığa dönüşmüş biçimde devam ederken tabii ki gereksiz fillerları atlamadım. Hepsini özenle izledim. Pain' in Konoha'yı tek başına harcayışının ardından doğal olarak hemen fillerları yapıştırdılar ki aksini beklemiyordum zaten. İşte burada bu fillerlara değineceğim ki şahsi yorumlarımı iletmek istemiyorum zira sinirden kendimi balkondan aşağı mı atsam yoksa hönkürerek gülsem mi karar veremedim. Bu fillerların hepsi eskiye dönük, velet halleri ve geçmişte yaşananlar. Herkes bir şekilde geçmişi hatırlıyor işte. Önce hoşgörüyle yaklaştığım bu bölümler işin suyunu çıkararak insanın sabrını zorlamakta gecikmiyorlar doğal olarak...


Bu arada bu fillerlar esnasında ya da bir önceki filler demetinde bir bölümde şu güzel parçaya tekrar yer verilerek mest edildiğimi ekleyeyim hakkını yemeyeyim ki bu parça Naruto OST içinde favorilerimdendir.



176-177-178 Iruka' yı görmek güzel. Naruto' nun öğretmeni olma yolunda verdiği acı dolu mücadelenin öyküsü. Arada çıkan Kakashi ve Naruto ve diğerlerinin velet halleri ile birlikte hoş bir nostalji. Naruto' nun tekrar ne kadar süzme saf olduğu gözümüze sokuluyor. 178 de Shikamaru Kakashi' ye verdiği” yabancılarla konuşmama izin yok” cevabı ile yine kopartıyor. Ayrıca Shikamaru' nun ne yüce gönüllü olduğunu da bu üç bölüm içerisinde tekrar anlıyoruz.


179- Danzo ve yaşlı embesiller boy gösteriyor. Shikaku' nun enfes hamlesi ve.... neyse... Kakashi' nin üçünün senseisi olması ve gizlice bu üçlüyü nasıl izlediği.. yine hoş bir nostalji dedik izledik.


180 – Naruto serisinin o güzelim 17-18-19. bölümlerinden kalma (bölümleri yanlış hatırlamıyorumdur umarım) hani şu Zabuzalı falan yadigar olan Inari ve dedesinin Konoha'ya yardıma gelişleri ve maziyi hatırlamaları. Bir de şu Yamato' ya bu kadar yüklenmeyin yahu...


181- Yine geçmişte 7. takımın başından geçen bir öykü. İntikam için yollarda sürünmek zorunda kalan bir adam ve rakibi ve bu adamcağıza ders vermeye çalışan Naruto. En iyi yardımcı oyuncu ödülü devekuşuna gidiyor.


182- Gaara için izlenir. Gaara' nın sıradan insan günlerinde 7. takım ile çıktığı görevin hikayesi... Acıların çocuğu Gaara... Şeker ye!! Bu arada Gaara' yı el altından öldürmeye çalışan derin Sand devletini kınıyorum


183- Aşk acısını dindirebilmek için kendini yemeğe veren Naruto' yu Tsunade emriyle kovalayan sağlık ekiplerinin verdiği mücadele.. Chakra virüsü taşıdığı düşünülen Naruto' yu karantinaya alabilmek Tsunadenin yegane amacı...


184- Neji, Ten Ten ve Naruto' nun küçükken çıktıkları bir görev öyküsü. Yine diğerleri gibi gereksiz bir filler ancak Ten Ten i iş başında görebilmek için izlenebilir.


185- Bu bölümde ağlasam mı gülsem mi bilemedim. İsyankar ruhlu devekuşu Conrad' ın geçmişe dönük hikayesi. Shinobi devekuşu, Shinobi kanguru ve shinobi antiloba karşı Naruto ve ekibi. Ağlamak istiyorum ancak devekuşunun özgürlük nutku bambaşka... Valla devekuşu Kage Bunshin bile yapıyor...


186- Naruto' nun Chuunin sınavlarında sakatlanan Lee' nin Gai Sensei tarafından hazırlanan son ilacını öküzce içtikten sonra yaşadığı pişmanlığa istinaden ilaç için gerekli görülen otları bulma azminin hikayesi...


187- 188 - Naruto ve Jiraiya' nın eğitim için çıktıkları yolculukta başlarından geçen bir öykü. Jiraiya için izlenebilir.


189- Narutooo sana geliyorum dediğim bölümlerden biri. Naruto, Sakura ve Sasuke' nin yer altı kedi dünyasının Big Boss' u koca kedinin pati baskısının peşine düşmelerinin hikayesi. Nyaa diye bitirilen konuşmalar, kedi kulakları vs... Bölümün sonunu da Itachi' ye bağladılar ya diyebilecek lafım kalmadı.


190- Direncim azalıyor... Eternal Genin ve Naruto' nun hikayesi...


191 – Bu bölüm hakkında yorum yapmayacağım. Bölümün İngilizce adı Kakashi Love Song. Yalnız diğerleriyle birlikte merakına yenilip Kakashi' yi takip eden Sasuke' ye yarıldım


192- Neji' nin Chuunin sınavından sonra Orochimaru istilası esnasında kaçırılan Hinata' yı kurtarma hikayesi.


193- Konoha nın derin devletine sızmaya çalışan genç ve başarılı bir shinobinin öldürmeye çalıştığı Anbu timindeki adam ve Naruto nun hikayesi.


194- Görev esnasında birer elleri birbirine yapışan Sauke ve Naruto' nun romantik dakikaları...


195- Kakashi ve Asuma nın ekiplerinin 40 Haramiler esintili soyguncuları dize getirişlerinin hikayesi...


196- Sinir bozucu bir kız çocuğu ve bunu korumak zorunda kalan Naruto ve Sakura nın hikayesi. Kız Sasuke fanatiği bu arada.


Bu arada Nico Touches The Wall' ın açılış parçası olarak kullanılan Diver'ını pek beğendim.



Kage Bunshin den sonra ikinci favorimin de Kuchiyose No Jutsu olduğuna karar verdim. Söylemesi çok eğlenceli. Hayat ne güzel olurdu Kuchiyose No Jutsu desek bir köpek çağırsak o bize terliklerimizi getirse sonra bir yılan çağırsak televizyonu kapatsa, başka bir şey çağırsak markete gidip alış veriş yapıp getirse, ahh ahhhh.


Hero's Come Back e nasıl yapışmışlığım varsa kapanış parçaları içinde Matchy With Question?' ın şu parçasına takılıp kalmışlığım vardır.


14 Haziran 2011 Salı

NARUTO SHIPPUUDEN: O Kage Bunshin Bizim Kage Bunshin mi? Bir saçmalama Öyküsü...

Naruto' ya tekrardan sardığım şu günler adına küçük ( mü acaba? ) bir not düşmek istedim. Şimdi Naruto' dur Naruto Shippuuden' dir animesine ara ara saydırırım çünkü zaman zaman fillerlarla bayar,iç sıkar ama her animeye davrandığım şekilde sapıkçasına atlamam bu fillerları ne hikmetse... sonra anlamsız bakışmalarla geçen bölümler olur tam aksiyon başlayacakken diğer bölüm başlar ve bir öncekinin özeti şeklinde o anlamsız bakışmalar yarısına kadar devam eder falan fakat yine de Naruto' nun yeri ayrıdır. İzlemeye başlayınca bırakamıyor insan öyle serilerden... gerçi benim zaten uzun serilere bir sevgim vardır ara sıra düşünüyorum manyak mıyım diye bu da ayrı bir konu ya neyse...


İşte çooook uzun bir aradan sonra Shippuuden' de kaldığım yerden ilerlemeye verdim bir süredir kendimi. Yalnız gerçekten çok iyi geldiğini belirtmeliyim, terapi gibi, arada geçen bu zamanda istenmeyen nedenlerden dolayı mangadan da koptuk tabii o nedenle çok özlemişim. Her ne kadar iç baysa da işte Naruto' nun o klasik havası insanı yine de bir şekilde mutlu ediyor. Benim gibi bünyelerin üzerinde etkileri acıklı olabiliyor ki ben Shippuuden' in ilk hikayesi diyeyim yani mission Gaara' da gecenin bir yarısı merak nedeniyle ızdıraplar çekerken dayanamayıp “Gaara öldü mü? Acı haberi ver çekinme “ diye arkadaşına mesaj gönderen bir de yüzsüzce durumdan etkilenerek arkadaşını arayan bir insanım.Ara ara manyaklık tutuyor yapacak bir şey yok. İşte en son uzuuuun uzun zaman önce bu noktada Shippuuden' e ara veren biri olarak yan etkileri son zamanlarda yine üzerimde görülmedi değil - ki bu yazı da pek hayra alemet değil -. Şu aralar en büyük fantazilerimden bir tanesi kalabalık bir toplu taşıma aracında "Kage bunshin No Jutsu!!!" diye avazım çıktığı kadar bağırmak. - Bu jutsu en sevdiğim olmasa bile Naruto' nun şunu söylemesine bayılıyorum nasıl bir insansam? - En son geçenlerde dolmuşta buna teşebbüs ettim ancak performansım istediğim kadar iyi olmadı, sesim yeteri kadar çıkmadı. Yanımdaki amca ve teyze “yabancı galiba inmek mi istiyor acaba?” diye aralarında fısıldaşınca tepki verecek halim kalmadı ama bu olayı gerçekleştireceğim, pusuya yattım fırsat kolluyorum.


Yine saçmalama devresine girdik. Velhasıl işte bir sürü olay oldu eski karakterleri tekrar gördük bazıları veda şarkılarını söyledi. Şu anda 6 biladerlerin Konoha' ya saldırısı aşamasındayım yani henüz buralardayım. Bu arada bunları rahat rahat yazıyorum ben o kadar spoiler aldım ki istemeden mangayı şu anda bulunduğu noktaya kadar okumuş gibiyim ama pek etkilemiyor beni ama etkilenebilir olanlar için devamını okumayın derim ama zaten öyle bir şey yok. Gerçi amacım Shippuuden ve Naruto üzerine derin ve uzun bir yazı yazmak değil. Tek ve küçük amacım saçmalamak şu anda.


Neyse serinin güzelim karakterlerinden bir geçit töreni yapmak geldi içimden...


Jiraiya: Edebiyat insanı, arkasında pek çok kitap bırakan, yazılarıyla pek çok genci etkilemiş olan sevdiğimiz ve çok saydığımız bir büyük olan Jiraiya'nın şu main themene bitiyorum. Kakashi' ye not: evladım üstadın kitaplarını sesli okuyamıyorsan ne diye elinden düşür müyorsun?


Itachi : Büyüksün... Ne denilebilir ki??? Tek kusurun bu kadar gerizekalı bir kardeşe sahip olman da işte onu da sen seçemiyorsun. Kardeş bu atsan atılmıyor...Bu kadar kusur herkeste olur. Yalnız bir ara saykoya vurup manyakça gülünce ekran ayarları bozuldu sanmadım değil. Duygulandım yine..



Orochimaru: Serinin kötülerinden tabii kime göre neye göre orası tartışılır... Severiz kendisini. Main theme i de karizmasına karizma katar...Bir de bunun Kabuto diyişine hastayımdır...


Bir de şu parçayı atlamadan geçemeyeceğim... Eskileeeerdeeeen bir şeyi hatırlatıyor değil mi ehehe


akatsuki.... karizmalarını kıyafetlerine mi borçlular acaba diye zaman zaman düşünmüyor değilim gerçi...



Shippuden' de şu ilk açılış parçasına yapışmışlığım vardır... Güzel ama şimdi...Hatırladım mutlu oldum :)

Nobody Knows – Hero's comeback


Ikimono-Gakari ' nin Blue Bird' i meşhurdur zaten (bu parçada Sora' ya gitsin :P)


Flow'un Sign' ı na hastayım zaten...


Bu arada hazır daldan dala atlamaca oynuyorken belirteyim Kakashi Gaaiden izleyince ayrı bir etki yaptı ben de...


Başka bir gereksiz not hiçbir işe yaramayan Sakura bir kere daha o tonlamasıyla Narutooo!! derse olacakları düşünemiyorum


Daha adı anılacak pek çok kimse var ama bir dahaki sefere...


Kapanışlarda başka bir zamana... Bir saçmalama seansının daha sonu...


KAGE BUNSHIN NO JUTSUUUUUUU!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

12 Haziran 2011 Pazar

KLİP YORUMU: Buck Tick ve Herbo, Fanmin ve Mikkirabu



Herbo, Mikkirabu ve Fanmin o günkü inceleme araştırma çalışmaları için Buck Tick üzerinde karar kılmışlardı. Aşağıdaki üç klibi ele almaya karar verdiler. Yan etkileri ilerleyen dakikalarda görülmedi değil.

*************************************************************************************************************



Herbo: Küçük Emrah!!

Fanmin:Puslu gecelerde mazlum bakışlı teyzemiz

Mikkirabu:Kaşları yakıyor ya, bu Japonya' nın Ayşeciği zannımca

Fanmin:Aççan da Ömercik. Iyyy kısa saçlı maymuna dönmüş ya. Exorcist yapıyor kıza.

Mikkirabu: Yakışır Acchanıma

Fanmin: Bu saçlar ne ya? Oha elledi kızı.

Mikkirabu: Bak elledi noldu kız ahaha? Süper güçleri var adamın olm

Fanmin:Arkadaki gitaristlerin de oynaması çiftetelli gibi.

Herbo: Saçlar yer çekimine meydan okuyor hepsinde maşallah.

Fanmin: Bağlamış Aççanı

Mikkirabu: Bu arada tüm fan girllerin fantazisini görüyoruz. Zincirlenmiş Acchan

Fanmin:Su attı ya

Mikkirabu: Bu hatunların hepsinin eşgalini aldım, yakıcağım! Ayşecik hariç. Yagami amca yanındaki hatuna hiç pas vermiyor ya, Imai amcanın da şu mazlum bakışına hastayım.

Herbo: Grup elemanları hatun varken kuzu gibi bakıyorlar.

Fanmin. Bu kadın Rain ile iyi anlaşır.

Mikkirabu: Resmen kadınlardan tırsıyorlar olm.

Fanmin: Biri karyola direğiyle öteki mikrofon direği ile dans ediyor. Şimdide Aççan su attı ona.

Herbo: Gitaristin ceketini pek beğendim.

Mikkirabu: Olm Acchan' a çok kötü şeyler yapıyorlar ya.

Fanmin: Yalnız kadınında ellemediği adam kalmadı ha hepsini elledi.

Mikkirabu: Ben yapmak istiyorum onları yaaaaa

Herbo: Teyze de seksi ama

Mikkirabu: Deri giysili hatun fetişi hacım

Fanmin: Tükürük mü o ya Aççan' ın yüzünden akan ağır ağır

Mikkirabu: Yağ zannımca su olamayacak kadar kıvamlı aktı gitti.. Acchan ve s+m fantazilerini izlediniz..


Fanmin: Japonya'nın Ayşeciğinden derili merili seksi bir kadı çıkardığı için öncelikle Acchan' ı tebrik etmek isterim. Fakat ne klipten ne de şarkıdan Bir şey anlamadım. Bir o onun yüzüne su atıyor bir o öbürünün yüzüne salya akıtıyor, kadın desen herkesi elliyor, gitarcılar arkada kafa bir trilyon dans ediyor. Buck Tick stili diyip ilerliyorum. Şarkı fena değil 8 klip 5


Herbo: Eveeeet şimdi Buck Tick için ahkam düşme bize düşmez. Parça 7 diyorum. Klip görüntü,renk ve dekor anlamında hoşuma gitti. Sadecene bir klip. Grup üyelerinin mazlum bakışları da ayrıca yardı. Klibe puanım 7


Mikkirabu: Buck Tick klipleri cidden algı sınırlarını zorlar genelde ama bundaki sembolizm çok bariz olmuş. Masumiyeti simgeleyen kalın kaşlı Ayşecik, seksi/günahı simgeleyen deri giysili dominatriks teyzeler ve ortamı seksapalitesiyle yıkan bir Acchan... Diğer grup elemanlarının mazlum ve çekingen hali ise işin eğlencesi.Klip 6 şarkı 8. Valla ben de devreler yandı şu an...




Fanmin: 2003

Herbo: Pozlara bak hey yavrum!

Fanmin: Ağırdan satıyor kendini.

Mikkirabu: Çok güzel şarkı ya

Fanmin: Yüzüklerde 3er 3er

Mikkirabu: Ortamda deri giysili kamçılı teyzeler olmayınca daha güzel yakışıyor ama..

Herbo: Acchan kendini bilime bağışlasın, genleri üzerinde bilimsel çalışma yapılmalı insan neslinin yararına

Mikkirabu: Ahahah

Fanmin. Bu gitaristlere bitiyorum ben ya... Ne sevimli adamlar...ama baterist amcayı kimse geçemez.

Mikkirabu: Yakın pozlar öldürücü.

Fanmin: Senelerce aynı saç modeli

Mikkirabu: Yagami Toll efsanedir.

Herbo: Bir de gitaristler deli deli dans ediyorlar ya koparıyorlar beni.

Mikkirabu: Imai yarıyor beni ya..

Fanmin: Aççan İspanyol paça giymiş.

Herbo. O zamanlar modaymıştır. Ölücem artık!!

Fanmin: Kafa attı

Mikkirabu: Adam fan service hadisesini süper çözmüş ya

Fanmin: Yanında olmak istemem ama sağa sola döndükçe terleri fışkırıyor.

Mikkirabu: Imai' nin şu gitarının şekline hastayım. Beyin hücrelerimin yarısını yedi bu klip. Herbo bayıldın mı?

Herbo: Yok hehe, alıcı gözüyle bakmıyorum iyi ki ama bir estetik var.


Herbo: Parça çok güzel zaten bu nedenle puanım 8. Klip çok hoş, Acchan ve ekibi hem doğallar hem karizmatikler hem güzeller. Şöyle onlarla oturup karşılıklı rakı içmek istiyorum. Klip çok sade ve estetik 8.


Fanmin: Parça sade ve güzel ama Acchan sağa sola döndürdükçe kafasını terleri sıçrıyor biraz tiksindim. Gitarcı amcalarımız gene uçuk danslarıyla beni eğlendirdiler. Klip 7 şarkı beğendiklerimden 9.


Mikkirabu: Sade estetik, gruba odaklı bir klip. Acchan' a yapılan zoomlar aklımı başımdan aldı. Fan service sahneler konusunda yorum yapmaya utanıyorum, bilinçaltımın derinliklerine deli mesajlar göndermiş bir klip 8. Şarkının mütemadiyen hastasıyım, rtimik ve de seksi 9. Imai dansı diye bir şey varmış bakın bunu öğrendil yanlardan sekerek zıplamaca.


Herbo: Pek çok genç ilerleyen yıllarda bunu kendine örnek almış.

Mikkirabu: Bir de bu klibin yan etkisi: Acchan' a her zoom yapılışında ekranı yalama isteği.

Fanmin :Apaçi dansının atasının Imai olması konusu var bir de


(Not:mikirabu kişisi zangai klibinden sonra bilgisayar ekranını silerken görüntülendi)




Mikkirabu: Takachan- artık samimiyiz – da döktürmüş burada Acchan ile kombo olmuşlar.

Fanmin: Elliyor acchan' ı ama elleri kopasıca..

Mikkirabu: Fan girl olsun o kadar. Girişine hastayım

Fanmin: Acchan' ın liseli kız fantazisi var da bu adam öyle etek giymiş

Mikkirabu: Takachan' a yakışıyor okul forması.

Fanmin. İşte ya

Mikkirabu: Daha önce de giymişliği var.

Fanmin: Abel-kun' u hatırlıyorum her duyduğumda.

Herbo: Dişlere bak, korktum

Fanmin: Deve dişi gibi aynı.Mikrofonuda öpüyor.

Mikkirabu: Ya şuncacık adamdamdam o ses nasıl çıkıyor arkadaş ya?

Herbo: Hayat gizemlerle dolu işte.

Mikkirabu: Allahııııım girişem bak.

Fanmin: Girişi bile karizma

Mikkirabu: Selama zerafete bak.

Herbo: Aha kızlar ölecek.

Fanmin. Kızlar yumurtlayacak şimdi ıkınmaktan.

Mikkirabu: Kızlar bitti şu an.

Herbo: Çok komik bir ikili oldular ya... Taka ölecek birazdan zevkten

Mikkirabu: Olm 40 yaşında fan girl teyzeler var ya

Fanmin: Taciz 1; belini göbeğini elliyor ohemde

Herbo: Tamam canım anlıyoruz çok keyifli parçayı da çok içten okuyorsun. Acchan: böhüüü hühüüüh

Mikkirabu: Takachan genç kız oldu işte o anda. Gitar döktürüyor.

Fanmin: Acchan burada arkasını gösterip kıvırıyor.

Mikkirabu: Takachan Acchan' a dokunamayınca kendine dokunuyor ya ahaha

Fanmin. O arkadaki klavye çalan da ayrı salak, etekten başka bir şey yok üstünde.

Mikkirabu: Acchan ne adamsın ya? 40 yaşında pop star da sana hasta genç kız kitlesi de

Herbo: Yalnız Acchan Taka' ya bir koysa Taka' yı yerden kazırız ha!! Allahım paslaşmalara bak.

Fanmin: Tevazü sahibi ya

Mikkirabu: Bak korkmasın diye sevgiyle sardı.

Herbo: Reveranslarınızı yerim.

Fanmin: Bütün fan girller yumurtladı ıkınmaktan kasılmaktan. Orada olsam yumurta toplamaktan köşeyi dönerdim.

Mikkirabu: Takacahn' ın Acchan kaçıncaki hareketi kopardı beni

Herbo: Taka'yı bir sarsmak lazım, bir süre kendine gelemeyecek.

Mikkirabu: Taka bu kadar etkilendi izleyen bizler ne hallerdeyiz düşünün artık.


Fanmin: Aççan' ın livelarda daha bir karizma daha bir başarılı olduğunu gördük. Adam tecrübe sahibi, şarkı direk 10 zaten şarkının güzelliğine sevdiğim bir animenin op i olması ek puan getirdi. Performans için 8


Herbo: Dress için zaten söylenebilecek çok bir şey yok bana göre. Harika bir parça 9. Harika bir performans ayrıca Taka' yı sahnede heyecandan ölmediği için ayrıca tebrik ediyorum Acchan hakikaten ne adamsın bir insan nasıl bu kadar karizmatik olabilir aynı zamanda da sevecen falan neyse performans çok başarılı acayip bir enerjisi var. 9.


Mikkirabu: Oy oy nereden başlasam nasıl anlatsam şarkı her haliyle muhteşem, Acchan ve Takachanın düetiyle ise bambaşka bir noktaya ulaşmış.Takachan' ın fan girl halleri ve ekose eteği kendisine olan sempatimi tavana çıkardı diyebilirim.. Atsushi Sakurai sen nasıl muhteşem bir varlıksın yaw? Şarkı 10 performans 10


(burada Takachan Takachan diye bahsettikleri kişi Abingdon Boys School ve TM Revolution' dan bildiğimiz Takanori Nishikawa)

*************************************************************************************


Herbo ve Mikkirabu Fanmin' i oturmuş Abel-kun' a güzelleme yazarken buldular...


4 Haziran 2011 Cumartesi

THE STORM RIDERS: Fung wan hung ba tin ha



Sonunda Storm Riders The Clash of the Evils adlı animeyi izlemenin gururunu yaşarken öncelikle geçmişe dönerek bu serilerle tanışıklığımın nedeni olan ilk filmi The Storm Riders' ı, Türkçesi ile Fırtına Süvarileri' ni anmaya karar verdim. Fung wan dünyasına ilk girişim bu film sayesinde olmuştur. Akabinde ikinci film Storm Warriors ve en sonunda bu animeyi izlemenin mutluluğunu yaşamaktayım niyeyse?

Yıllar yıllar önceydi...- kendimi fosil gibi hissettim – Bu filmi bir televizyon kanalında keşfettim. Bir baktım Uzak doğu filmi bir baktım Ekin Cheng bir baktım Aaron Kwok. Ohannes noluyoruz dedim kendi kendime... ve maceram böyle başlayıverdi bu hiç ummadığım tv kanalında... O zamanlar tabii ki The Storm Riders' ın aslında bir çizgi roman serisi olduğunu bilmiyorum çünkü gerçekten oldukça yıllar önce. Ekin Cheng' i tanırım, filmlerinin bir kısmını izlemişimdir, parçalarının bazılarını severim ama esasen Young& Dangerous serisi ile sempatimi kazanmıştır o zamanlar. Aaron Kwok' u kim sevmez zaten? Bir baktım Sonny Chiba filmde Conqueror olarak döktürüyor. İlerleyen kısımlarda Qi Shu... Hikaye cezbedici... Sahneler hoş falan... Sonrasında benim sevdiğim kadar bu tv kanalı da sevmiş olacak ki aynı filmi iki haftada bir yayınlamaya başladılar. Sonra birkaç yıl geçti aynı kanal bu sefer dizisini yayınlamaya başlamış... Hey gidi günler...

Neyse... Orijinali Fung Wan adlı çizgi romana dayanan bu 1998 yapımı Hong Kong filmi şimdi izlendiğinde komik kalabilecek görsel efektleri içinde barındırsa da o zaman için görsel anlamda oldukça etkileyiciydi. Andrew Lau' nun yönetmenliğini yaptığı filmin castını değerlendirmem gerekirse animenin de çizgi romandan uyralandığını düşünerek cast seçiminin oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Her şeyden önce Hong Kong' un iki starını ana karakterler olarak ortaya koyması yani Aaron Kwok ve Ekin Cheng zamanında Hong Kong' da yeri göğü sallamış. Diyebileceğim o ki Aaron Kwok Cloud' a cuk demiş oturmuş. Ekin Cheng için kararsız olsam da Wind için aklıma başka alternatif gelmiyor ne yalan söyleyeyim.


Filmin olayı şöyle; bir adet dövüş sanatları ustası olan Conqueror' a kahin Mud Budha der ki; "iki çocuğu bulmalısın adları Wind ve Cloud. Bu iki çocuğa kaderin bağlı onlar sana büyük ün getirecekler. Kehanetin devamını sana 10 sene sonra söyleyeceğim" ve yok olur. Gazı alan Conqueror ( Sonny Chiba) bu iki çocuğu ailelerini katlederek bulur, yanına alır, besler ve kendi oğulları gibi yetiştirir. Bu ikiliyle birlikte büyüyen bir de Frost vardır. On sene içinde bu çocuklar büyür, karakterleri gelişir, her yeri fethederler, usta dövüşçüler olurlar vs.. Tabii Wind ve Cloud aynı zamanda Conqueror efendinin kızı Charity' e de ayrı ayrı yanıktırlar. 10 sene sonra Conqueror ortadan kaybolan Mud Budha' yı buldurur ve kehanetin devamını ister Mud Budha da der ki; "bu çocuklar ya sana katılacakalr ya da felaketin olacaklar". Tırsan Conqueror bunları ben birbirine düşüreyim der kızı Charity' i ortaya salar. Ben de hala soru işaretidir tamam Charity kardeşim Cloud' u seviyorsun ama Wind'le niye takıldın. Neyse... Wind daha insancıl iken daha asi ve bağımsız olan Cloud' a karşı önlem almak için Conqueror kızını Wind ile evlendirmeye karar verir. Cloud düğünü basar kızı kaçırır. Wind ile Cloud kapışır, Conqueror Cloud' u öldürmek isterken elinden çıkardığı top Charity' i vurur Charity mefta olur. Wind ve Cloud' un yolları ayrılır, Frost Conqueror ile kalır. Bu arada Conqueror Wind'i zehirleyip öldürmeye çalışır fakat bu esnada anasını babasını ve Cloud'unkileri kimin öldürdüğünü keşfeder falan filan sonra işte intikam aşaması başlar.

Bu arada ortama peri olarak – yok yani isim olarak peri yoksa insan- Qi Shu -, Sword Saint olarak Anthony Wong girer. İşte olaylar böyle devam eder daha detaya girmeyeceğim.


İşte böyle...İlk izlediğimde oldukça etkilenmiştim. Bakıldığında cast zaten güzel, karakterler güzel, ortam güzel, müzikler güzel, efektler güzel. Şimdi izleyince efektler falan komik gelse de herşeyden öte kurgu güzel, Lord Conquer olarak ortamı domine eden Sonny Chiba insanı gaza getiriyor. Filmin içine bir sürü karakter girince ortam karışıyor biraz ama yine de derdini anlatıyor.

Filmle ilgili üç nokta var ki aklımdan silinmiyor; Birincisi Cloud'un (aaron kwok) merdivenlerde çenesini ellerine yasladığı o karizmatik oturuşudur.

İkincisi her ne kadar Sonny Chiba' nın performansından dolayı lord' a saygı duysam da Frost' un kalbini çok kırıp üzmüştür beni.

Üçüncüsü sword saint' in traji komik başarısızlığıdır.

Bir de Shaolin rahibi ve ateş maymunu serinin vazgeçilmez karakterelrindendir bana kalırsa...

Filmin müzikleri de gayet hoş. Ekin Cheng ve Aaron Kwok da oldukça katkıda bulunmuştur. "wind meets cloud" hem normal hem de enstrümental haliyle film ile oldukça uyumlu olmakla birlikte "cong er fei" de güzel parçadır.

Velhasıl benim sığ bakış açıma göre güzel filmdir. Storm Warriors' a başka açılardan iyi denilebilir ama bunun yerini tutmaz. Storm Riders The Clash of the Evils' ı izleyen ya da izlemeye niyeti olanlara öneririm bu filmi.

Not: ehehehe her zaman riders on the storm' u çağırıştırıyor :)

Not 2: Filmin kurgusu ve karakterlerin bazı yerleşimleri bazı noktalarda çizgi romanlardan farklı.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...