25 Eylül 2016 Pazar

Bad Guys: Kore Dizisi



Anladığım kadarıyla 2014 yılı Kore camiasında polisiye, suç, gerilim alanında iyi iş yapmış. You're All Surrounded' ın hemen ardından izlemeye başladım Bad Guys' ı. Aslında önceliğim Missing Noir M' di ancak teknik bir arıza sonucu Bad Guys'a dönmek durumunda kaldım.(Yazıyı eklediğim şu zamanlarda Missing Noir M de tamamlamanın zevkini yaşıyorum) Bad Guys'a başlarken  pek bir umudum yoktu zira biraz da karanlık görünüyordu fakat sonucu soracak olursanız çok beğendiğim bir dizi oldu. Bu Kore dizisinin bir güzelliği daha var, sadece 11 bölüm. Gerçi sonunda insan biraz üzülüyor 11 bölüm oluşuna ama ne yapalım?



Seoul polisi biraz zorda. Suç oranları ve vahşet derecesi artarken polisler buna yetişemiyor. Mevcut sayının yanında belli başlı diğer bazı sorunlar var. Öncelikle polisler suçlu gibi düşünemiyor. Çoğu, belli sınırların dışına çıkamıyor, izlemek zorunda oldukları kurallar ve geçmemeleri gereken çizgiler var. Bunun dışında diğer sıkıntı ise çoğu elini taşın altına sokmak istemiyor. Yani amaçlar aylık maaşlarını alıp hayatta kalmak. Memur insanlar sonuçta.





Emniyet Müdürü Nam Goo-Hyun (Kang Shin II), polis olan oğlunu görev başında son zamanların azılı seri katiline kurban verince alternatif bir planla geliyor. İçindeki acıyı dindirebilmek diğer bir amacı doğal olarak. Sıradışı bir ekip kurmaya karar veriyor ve bu işi, 2 yıl önce kızını başka bir seri katile kurban veren ve bunun üzerine görevden uzaklaştırılmış bir polis olan Oh Goo-Tak' a (Kim Sang- Joong)götürüyor. Oh Goo Tak ise bir şartla bunu kabul ediyor. Hapishaneden çıkaracağı 3 suçlunun bu ekibin üyesi olması gerektiğini belirtiyor. Bu şekilde ekip kuruluyor. Ekibe bir de müfettiş  Yoo Mi-Young ( Gan Ye-Won )dahil ediliyor, bunlardan sorumlu olsun diye. Böylece görevden uzaklaştırılmış bir polisin kontrolünde eski bir mafya üyesi, bir kiralık katil ve bir seri katil ve hepsinden kötüsü birazdan nedenlerini yazacağım şekilde gereksiz bir müfettişten  oluşan bu şirin ekip olayların üzerinde çalışmaya başlıyor.








Diziyi güzelleştiren bir nokta 11 bölüm oluşu. Bununla birlikte senaryo ve kurgu 11 bölüme çok iyi dağılmış. Gereksizlikten uzak, sağa sola yatmadan, altta işleyen diğer bir örgü ile oldukça derli toplu ve sürükleyici. Ben zeka açısından biraz sınırlı olduğum için dizinin 10 bölüm olduğu aklımda kalmış. 10. bölümde ağlıyordum "lan, dizi nasıl biter diye".   Kaptırmışım kendimi sürekli kalan süreyi kontrol edip "son 10 dakikada nasıl çözecekler bunu..." diye ufaktan kendimi yiyordum ki 11. bölüm olduğunu farkedince huzura erdim.  11 bölüm çok kararında ve akıcı. Ha, keşke 2. sezonu olsa derim bak.



İkinci nokta ise karakterler. Tahmin edilebileceği şekilde her karakterin kendine özgü bir niteliği var. Ayrıca senaryoya yedirilmiş bir ağırlıkları da var. Spoiler vermeden açıklanması zor bir olay ancak şu kadarını söyleyeyim karakterler dışında bu karakterlerin kendi içlerindeki dinamikler ve ilişkileri diziyi bu hale getiren en önemli nokta. Bunun dışında tabii ki oyunculuklar diğer bir nokta ki, izleyen anlar işte ne diyeyim.










Oh Goo Tak: Eski polis aslında sağlam da bir dedektif. Rüşvete uzak, suçluların azılı rüyası. Lakabı "Mad Dog" zaten, anlayın. Biraz sertlikten hoşlanıyor  ancak kızının ölümü dağıtıyor onu. İçindeki öfke ile birlikte bu ekip teklifi gelene kadar bir şekilde yaşıyor. Korkusuzluğu ise ayrı bir konu öyle ki azılı katillerin bile iç güdülerine bulaşma sinyalleri gönderebiliyor. Kim San Joong' u takdir etmek lazım zira dizideki en iyi performans kendisine ait kanımca.




Park Woong-Cheol (Ma Dong-Seok ) : Bir mafya üyesi, 20 küsur yıl yemiş. Mensubu bulunduğu çetenin tüm Seul' ü ele geçirmesinin sebebi adam. Bir nevi kendi teslim olmuş zira polisin bunu yakalayacağı yok. Sert görünümlü, yumrukları meşhur olan bu eleman aslında bu 4' lü arasında bir şekilde en vicdanlı olanı sanırım. Aynı zamanda en sosyal olanı olduğunu eklemeyi unutmamalıyım. Ma Dong Seok' un performansı da çok iyi.





Jung Tae- Soo (Jo Dong Hyuk): Kiralık katil tam bir profesyonel. Zamanında kaç insanı öldürmüş bilinmiyor ancak bir tek cinayeti sebebiyle gidip kendi teslim oluyor. Bana kalırsa ekibin en incelikli elemanı. Bu arada dövmeler on numara, gönül isterdi daha fazla görmeyi. ( Az önce bu diziye yapılabilecek en gerizekalıca yorumu yaptığımdan dolayı kendimi tebrik ettim, diziden özür diledim. Ama yılmıyorum, ileride bir tane daha yapacağım) Jo Dong Hyuk' un performansı muazzam.








Lee Jung Moon (Park Hae-Jin) Ekibin seri katili. Yüksek IQ sahibi  ve psikopat. Ömür boyu hapis cezası var. Park Hae-Jin' in karakter yorumu ise her ne kadar bir şey yapmıyormuş gibi gözükse de gayet başarılı.


Yoo Mi Young (Gang Ye-Won) : Gang Ye Won ile ilgili bir sorunum yok ama Yoo Mi Young karakteri ile bir sorunum var. Şimdi,  anlıyorum, dizinin kurgusu ve senaryo yapısı gereği sorgulayıcı, mahkumlara insan olmayan yaratıklar olarak bakacak falan bir karakter lazım. Ne var ki ya karakterin yapısında, analizinde ya da oyuncunun yorumunda bir problem var. Çıktığında sinir bozan, bir iki pratik nokta hariç olmasa da olur bir karakter ortaya çıkmış. Havada kalmış sanki biraz.








Böyle bir ekip olunca, sistemin dışında sistemin dışına itilmiş insanların durumları, suçluların hakları vs... gibi konuların da ele alınması lazım. Ha, dizi değiniyor ama çok fazla bu noktalara dalmıyor. Bunun yanında dizide en fazla sorulan soru insan ile hayvanın farkı ya da kötülüğün bir sınırı var mı gibi sorular.


Dizinin müzik seçimleri güzel. Aksiyon sahneleri oldukça tatmin edici. Final bölümünde Tolstoy alıntıları yaparak fular takmayı da ihmal etmiyor.



Bu şekilde anlatınca sanki çok karanlık bir havası varmış gibi görünüyor, Doğrudur, normalde var olan dizilerden bir adım daha karanlık bir havası olmasına rağmen o kadar da değil, ayrıca kendi içinde bir espri anlayışı ve eğlenceli dakikaları da mevcut.






Çok nabız yoklayıp  dizilerin başarı ya da  popülerite durumlarını takip etmiyorum ancak içimden bir ses bu dizinin biraz hakkının yendiğini söylüyor. Yemeyin, oldukça başarılı bir yapım. İzlediğim en iyi dizilerden biri diyebilirim. Tür herkesin hoşuna gider mi bilmem ancak niyetiniz varsa düşünmeden başlayın ve izleyin derim ben. Keşke 2. sezonu olsa :(


En gerizekalıca ikinci yorumumu da unutmayayım.

Kim Jae-Seung  



Bu çocuğu dizinin en baby-face' i ilan ettim.

20 Eylül 2016 Salı

Blogger Life 2: Mim




Bundan bir süre önce bir seyahate çıkmıştım. Bu esnada esra beni mimlediğini haber verdi. Beni mimlediği için çok teşekkür ederim, bu beni çok mutlu etti ancak aynı zamanda kendisine bir de özürüm var. Çünkü seyahat uzadıkça uzadı. Mimlendiğimi görünce ilk düşüncem döndüğümde sakin kafayla rahat rahat yaparım olmuştu. Ardından büyük bir yoğunluk araya girdi, internete bağlanamama sorunları da cabası. Tüm bu gecikme karşısında  eve döndüğümde yaptığım ilk iş oturup bu mimi cevaplamak oldu ^^


Öyleyse başlıyorum...

1) Blogger denilince aklınıza gelen 3 şey ?

Tam sıralama bu şekilde olmayabilir ama  okuduğum bloglardan  aklıma gelen üç nokta;

1. Samimiyet/İçtenlik

Blog, hangi konuyla hangi temayla alakalı olursa olsun, bu ister kişisel blog olsun, ister kozmetik ister film/kitap, samimi düşünceler ve içten yorumlar okurken en çok hoşuma giden öğeler oluyor. Kim ne düşünür diye kaygıya kapılmadan yapılan yorumlar, aman da takipçi kazanır mıyım hesaplaşması olmadan aktarılan düşünceler, doğal ve samimi paylaşımlar, yorum ve cevaplar, beni okuduğum/takip ettiğim bloglara çekiyor.


2.Özgünlük

Bunu nasıl açıklasam,hmmm... Şöyle; özgünlükten kastım bloğun süper ilginç, daha önce düşünülmemiş bir konu ile alakalı olması değil. Bloğun kendine özgü havası, aktarımı ve üslubu kast ettiğim. Blog yazarının anlatım tarzı, bakış açısı, ele alış tarzı ve kendine özgü tarzı gibi...

3.Emek /  Paylaşım

Ben blogları takip etmeyi ve okumayı seviyorum. Bunda ise insanların yazılardaki emeğinin nedeni büyük. Mutlaka uzun uzun yazılar değil kastım ama araya kendi düşüncesinin, yorumunun sıkıştırılmış ya da eklenmiş olması veyahut kendi yaratımının sunulmuş olması beni keyiflendiriyor. Bu yazılardan/bloglardan öğrendiğim pek çok şey  oluyor.


2.Her temadan (kişisel,gezi ,kitap ,yemek)yazılarını en çok beğendiğiniz ve okumaktan  bıkmadığınız bloglara örnek veriniz ?

Pek çok tema ile ilgili blog okuyor ve takip ediyorum. Uzakdoğu ile ilgili blogları takip ediyorum çoğunlukla, kozmetik bloglarını da ediyorum.



3.Yeni blogger yazmaya başlayanlara verebileceğin öneriler ?

Ben iyi bir blogger falan değilim o nedenle kendimden verebileceğim tek öneri sabırdır sanırım. Bir süre sonra son derece tatlı insanlarla tanışıyorsunuz.

Bir okuyucu olarak ise önerim bu işin eğlenerek ve robotlaşmaktan uzak bir şekilde yapılması olabilir ancak. Kendim çeşitli blogları okurken bunu hissedebiliyorum.  (yani o bloğun/yazının keyif alınarak ve içten gelerek yazıldığı şeklinde)


4.Hangi ülkede yaşamak isterdim veya çok gitmek istediğin mekanlar ?

Hmmm, izninizle bu sorunun cevabını yaşamak istediğim ve gidip görmek istediğim ülkeler şeklinde ikiye bölmek istiyorum zira cevaplarım farklı.

Gidip görmek istediği ülkeler;

Uzun zamandır hayalini kurduğum ve bu sene yine zamanını kaçırdığım Yakutistan

Orta Asya ülkeleri; Kazakistan, Türkmenistan, Moğolistan, Özbekistan vs...

Bir süre önce isteğimden vazgeçtiğim ancak son zamanlarda yine depreşen Hindistan

ve hala gidemediğim Japonya (ve uzar gider bu liste...)

Yaşamak isteyeceğim ülkeler;

Kore (ama civarındaki pek çok ülke gibi yazları çok sıcak ve rutubetli oluyor, sürekli şekilde kaldırabilir miyim bilmem)

Herhangi bir İskandinav ülkesi

Ha bir de Alaska'dan yazlık satın almak istiyorum ^^

Bir mimin daha sonuna gelirken esra'ya beni mimlediği için tekrar teşekkür ediyorum. Son zamanlarda çok insanı mimlediğimden  kimseyi direkt mimlemiyor ancak  bu mimi  görüpte yapmak isteyen herkese paslıyorum.


4 Eylül 2016 Pazar

ÜÇ ELMA MİMİ: Gökten 3 Elma Düşmüş.... (Ben yaptım ^^)






Eylül ayının ilk günlerini yaşadığımız şu günlerde benim beyin devrelerim iyice yandı. O derece yandı ki artık eriyip damlamaya başladılar. Bu yetmezmiş gibi yapmam ve yetiştirmem gereken işler var ancak karakterimin bir özelliği olarak onları son ana kadar bekletmeli ve bu esnada boş kalacağım için başka şeylerle uğraşmalıyım. İşte bu mim böyle bir durumun ürünü.



Bilemiyorum mimler böyle mi hazırlanıyor ancak oturup tüm ilgi ve alakamı bu mimi hazırlamaya sonra kendime sorup cevaplamaya verdim :)) (Daha önce hazırlanmış, böyle bir mim var mıydı bilmiyorum.Umarım yoktur.)



Adından da anlaşılabileceği gibi gökten üç elma düşüyor. İlk iki elma belli, üçüncüyü biz buluyoruz.

 Kurallar şöyle;

I - Doğal olarak 3. elma için tek bir doğru bir cevap yok, cevap bize kalmış ancak yanıtlarken sorunun ya da cevapların içindeki kısıtlara dikkat ediyoruz.

Örneğin;

Dostoyesvki' den 3 elma düşmüş, 1. si Karamazov Kardeşler  2. si Beyaz Geceler  3. ise ..... imiş.

Cevaplarda bir kısıt yok, soru Dostoyevski olarak sınırlamış. Dostoyevski' nin eserleri bol, içinden istediğimiz, sevdiğimiz birini seçiyoruz.


Gökten üç spor dalı düşmüş, birincisi futbol, ikincisi voleybol üçüncüsü ise .... miş.

Burada, ilk iki elma takım sporu olduğu için 3.yü seçerken bunun da bir takım sporu olmasına dikkat ediyoruz.



II- "Çünkü" kısmını mutlaka doldurmak. Burası tamamen yanıtlayana kalmış. İsterseniz kısaca, isterseniz uzun uzun nedeninizi yazabilirsiniz. İsterseniz, çünkü gökte yürürken başı dönmüş pat diye aşağı düşmüş de diyebilirsiniz. Burası cevaplayanın. Önemli olan burayı boş bırakmamak.



III - Herkes alıp yapabilir. (Olur da hoşuna giden, yapmak isteyen olur diye yazıyorum bunu :P) Herkesin ilgi alanı farklı olduğu için kimse tüm soruları cevaplamak zorunda değil. İsteyen hepsini cevaplar, isteyen hoşuna giden soruları alıp cevaplar. Tek şart; en az 10 soruyu cevaplamak.



Neyse, insanlar kendi mimlerini cevaplıyor mu çoğunlukla, bilmiyorum ama ben cevaplayacağım :)) Şimdi kendi kendimle diyaloğa giriyorum izninizle...



1- Gökten üç Shakespeare trajedisi düşmüş. İlki Hamlet imiş, ikincisi Kral Lear, üçüncüsü ise .... imiş.

Çünkü....

Othello

 Çünkü, aslında ilk anda Macbeth diyecektim - çok severim - ama" Arabın İntikamı" hatırına Othello diyorum. :)



2 - Rusya'dan 3 elma düşmüş. 1. Dostoyevski imiş. 2. Turgenyev 3. ise ....

Çünkü...


Gogol

Çünkü, bu aralar Gogol' ün tüm eserlerini tekrar elime alasım var.


3 - Gökten 3 elma düşmüş. 1 Oğuz Atay imiş 2. Reşat Nuri Güntekin 3. ise ....

Çünkü...

İhsan Oktay Anar

Çünkü  çok iyi, mutlaka okuyun (bence) En son Amat' ı okuduktan sonra bir iki gün ne yapacağımı bilememiştim.


4 - Gökten 3 elma düşmüş. Birincisi Raistlin Majere imiş. İkincisi Meursault' muş. (A. Camus/ Yabancı) Üçüncüsü ise .....

Çünkü....

Sun Wukong (Batıya Yolculuk)

Çünkü, en büyük anti kahraman bizim anti kahraman :)) Geyik bir yana Sun Wukong' un anti kahramanlığı biraz tartışmalı bir konu olabilir. Her şeyden önce kitabın yazıldığı yıllarda son dönemlerde popülerliği yükselmiş bir anti kahraman tanımı yoktu. Buna rağmen bana kalırsa Sun Wukong, tanım içerisinde birden fazla öğeyi içinde barındırması nedeniyle anti kahraman sayılır (en azından ilk bölümde). Geçerli nedenlerim var, gerçekten, ama uzun uzun yazamayacağım şimdi.


5 -  Yüzük Kardeşliğinden 3 elma düşmüş. Birincisi Aragorn, ikincisi Frodo, üçüncü ise .... imiş.

Çünkü...

Legolas

Çünkü, ah Legolas elf gözlerim olsun isterdim.


6 - Gökten 3 elma düşmüş.

Birincisi; Molloy - Malone ölüyor - Adlandıralamayan (S. Beckett) imiş.

İkincisi; Yüzük Kardeşliği - İki Kule -Kralın Dönüşü ( Tolkien) imiş.

Üçüncüsü ise ....

Çünkü....

Efsaneler Üçlemesi  ( İkizlerin Sınavı - İkizlerin Savaşı - İkizlerin Zamanı)

Çünkü Raistlin Majere :)


7 - Gökten üç elma düşmüş. Birincisi müzik imiş, ikincisi bale, üçüncü ise ....

Çünkü ...

Tiyatro

Çünkü anlatılmaz yaşanır.


8 - Gökten üç elmanın içinde üç masal düşmüş. 1. Pamuk Prenses ve 7 Cüceler  imiş 2. Hansel ile Gretel  imiş  3. ......   imiş.

Çünkü.....

Kurbağa Prens

Çünkü nice nesil öpülünce kurbağanın yakışıklı bir prense dönüşeceğini düşünerek perişan oldu.


9 - Gökten 3 elma düşmüş. 1. Yunan Mitolojisi imiş. 2. İskandinav Mitolojisi imiş 3...... imiş.

Çünkü....

Çin Mitolojisi

Çünkü, sınırlar ve çizgiler çok iç içe. Ayrıca isimleri aklımda hiç tutamıyorum. Yani kısacası içinden henüz çıkamadım.


10 - Gökten 3 elma düşmüş. 1. Ilyada imiş 2. Ramayana imiş  3. ...... imiş.

Çünkü....

Gılgamış (Gılgameş) Destanı

Çünkü, işin yok kayalara, tabletlere destan yazmışsın. Ondan da öte ölümsüzlük arayışı:)



11 - Gökte 3 elma asılı duruyormuş. 1. Dünya 2. Mars 3. ise  .... imiş.

Çünkü...

Satürn

Çünkü çok şık ve kendine münhasır. Halkalarına ayrıca bayılmakla birlikte tek sorunum (eğer bilgiler hala güncelse) bin yılda bir yağmur alması :(

Not: Pluton, kalbim seninle....



(Satürn: Şu endama şu karizmaya bakar mısınız? )


12- Gökten ak sakallı dede sarkıp fısıldamış; "Kardeş elimde üç elma var. Her biri ayrı bir zaman dilimini temsil ediyor. Hangi yy. a  gitmek istersin? Ama  ikisini sana hayatta vermem." Ak sakallı dedenin elindeki ilk elma   13. yy'mış. İkinci elma 24.yy. 3. elma ise...

Çünkü....

20. yy gibimsi.

Çünkü, eski maceraperest ben olsam MÖ 1 yy ya da 26. yy (insanlık yoksa da gidip bakacağız işte) falan derdim ama ben eski ben değilim artık. O nedenle 90' lar hatta 2000' lerin başı . (hahahaha şu anda kendimi çalımlayarak kendime gol attım yalnız!) Hadi 20.yy sonları diyeyim bari.



13- Gökten 3 elma düşmüş. 1. piyano imiş. 2. gitar 3. ise .... imiş.

Çünkü.....

Keman

Çünkü, çalabilmeyi en çok istediğim alet.


14 - Gökten üç elma düşmüş. Birincisi Joe Hisaishi imiş 2. Hans Zimmer 3. ise ....

Çünkü


Çünkü  John Williams demek Star Wars, Indiana Jones, E.T, Jaws, Minority Report, Jurassic Park, Saving Private Ryan ... falan demek.


15- Gökten 3 K-Pop grubu düşmüş. 1. DBSK imiş 2. Super Junior 3....imiş.

Çünkü....


Çünkü bir anda aklıma geliverdiler. (Bu arada yaşıyorlar mı, bilgim yok)


16- Göklerin kafasına esmiş, yönleri elma yapmış eğlenmek için jonklörlük yapıp bunları çeviriyormuş ki üç elmayı düşürmüş. 1. elma batı imiş 2. elma güney 3. ise... imiş.

Çünkü....

Kuzey

Çünkü karizmatik. Her dilde bu kelimenin bir karizması, bir ağırlığı var bence.



17- Gökten elma şeklinde üç adet film türü düşmüş. 1. si bilim kurgu imiş. 2. si komedi imiş.  si  3. sü ise ..... imiş.

Çünkü.....

Aksiyon. 

Çünkü derinliğe ya da detaylı alt metne gerek yok. Aksiyon- hareket olsun. Dünyayı kurtar kahraman ol, insanlığı kurtar kahraman ol, en zor durumlardan kurtul dünyadaki en cesur insan ol. Hepsinde kötü adamları döv, yen, kazan. Fazla kafa yorma.  Oh bir nevi katarsis, mis... Rahatlamak için ideal.



18 -  Gökten 3 elma düşmüş 1. Star Wars (Triology) 2. The Godfather 3. ..... imiş.

Çünkü....

Geleceğe Dönüş (Back to the Future)

Çünkü, Marty Mcfly ve Profesör.


19 - Gökten üç elma düşmüş. 1. Cha Seung Won imiş. 2. Dong won Kang imiş 3. ise .... imiş.

Çünkü........

Park Hae Jin

Çünkü en son Bad Guys' ı izledim ve hoşuma gitti. (Aslında 3. elma için de Dong won Kang diyebilirdim :P)



20 - Gökten 3 elma düşmüş. 1.Takuya Kimura imiş. 2.Shun Oguri imiş. 3. ....... imiş.

Çünkü.......


Çünkü eğlenceli.


21-Gökten 3 elma düşmüş. Yaşamak için 1. ve 2.de kontenjanlar doluymuş, 3. elmada kontenjan boşluğu varmış.  1. Beijing imiş 2. Londra  3. ...... miş.

Çünkü.....

Hmmm, şu aralar Seul.

Çünkü, biraz gözümüz gönlümüz açılsın, fena mı olur?


22- Gintama' dan üç elma düşmüş. Birincisi Sakata Gintoki, ikincisi Hijikata, üçüncüsü ise ...

Çünkü....

Iyyyy, bu zor olmuş biraz. Kagura

Çünkü ( zaten karar verirken çok zorlandım) yağmur yağıyor, şemsiye.




23- One Piece' den üç elma düşmüş. Birincisi Luffy, ikincisi Zoro, üçüncüsü ise ...

Çünkü....

Sanji

Çünkü Sanji, sevmemek mümkün değil!!



24- Gökten 3 elma düşmüş 1. Hateke Kakashi 2. Kisuke Uruhara 3....... imiş.

Çünkü.....

All Might

En son izlediğim  bu tanıma uyan bir karaktere sahip anime Boku no Hero Academia idi. Yine de Kakashi ve Uruhara, All Might' a nazaran daha şanslı çünkü ne Naruto ne de Ichigo, Midoriya kadar ağlak.


25 - Gökte üç elma süzülüyormuş. 1. Planör 2. Uçak 3. ise ..... imiş.

Çünkü ....

Zeplin

Çünkü hep merak etmişimdir içinde olmak nasıl bir duygu diye.




İşte böyle... Şimdi yapmak isterler belki diye bu mimi öncelikle  Paul Muad-Dib, Shuu, esra, Alice Lawliet  ve   görüpte yapmak isteyen herkese paslıyorum. (sevipte kavuşamayanlar gibi oldu ^^)


Umarım görürsünüz ve yapmak istersiniz.



See you soon!!!






1 Eylül 2016 Perşembe

Boku no Hero Academia: Anime




2016 animelerinden 13  bölümlük Boku no Hero Academia' ya büyük umutlarla başlamıştım. Bu büyük umutlarımı karşıladığını pek söyleyemem ama fena  değil diyebilirim.




Kohei Horikoshi' nin mangasından uyarlanan anime, insanların pek çoğunun süper güçlere sahip olduğu bir dünyada geçiyor. İnsanların güçleri çoğunlukla küçük bir çocukken yani dört ya da beş yaşlarında ortaya çıkıyor. Böyle bir dünyada güvenliği sağlamak adına normal kolluk kuvvetlerinin yanında doğal olarak bir "hero" tabakası da ortaya çıkıyor. Bu hero'lar konu ile ilgili okullardan mezun olup ajanslara bağlı çalışıyorlar. Güçlerini kötüye kullananları yakalıyor, popüleritelerini arttırmaya çalışıyorlar.






Animenin ana oğlanı Midoriya Izuku, yeşil saçlarından sen sorumlusun Midoriya, ortaokul bebesi ve ağlak bir oğlan. Midoriya' nın en büyük hayali bir gün bir hero hatta en süper, en muhteşem hero olmak (bu noktada, rol modeli All Might' ı  etkisi büyük) ancak gelin görün ki ağlak Midoriya' nın gücü yok. Evet, bu şanssız, talihsiz oğlan yazı tura da yanlış olanı seçmiş doğmadan önce bu nedenle hiçbir gücü olmayan azınlıktan. Bunu bilmesine rağmen hala daha bir gün hero olabileceği ihtimali ile hayatını sürdürmekte  ve bir hero fanboyu olarak yaşamakta. İşte bu azim, bu istek, bu güç ile rastlantının bir lütfu olarak Midoriya bir gün kahramanı All Might ile tanışıyor. All Might, Midoriya' yı seviyor, O' na gücünü veriyor, Midoriya' yı en birinci en muhteşem hero lisesi olan okula hazırlıyor. Midoriya gece gündüz demeden çalışıyor ve sonunda hayalindeki liseyi bir şekilde kazanıyor. ( All Might'tan aldığı gücü bu sezon henüz kontrol edemiyor) Midoriya mutlu, biz mutluyuz, All Might mutlu, hepimiz mutluyuz... Bunun üzerine hiç beklenmedik bir sürpriz daha geliyor.  Aaaah All Might aslında şehre bu lisede öğretmenlik yapmak için gelmiş!!!!! Çok şaşırıyoruz! Tüm bunlar olurken Midoriya hep ağlıyor.





Okul bölümleri daha eğlenceli.Daha enteresan tipler var. Mesela Iida Tenya ( aklıma hep tenya kurdu geliyor :( ) Titiz , özenli, ciddi, idealist ve gözlüklü bir çocuk.  Uraraka, seriye gerekli olan sevimli, hafif sakar ve iyi yürekli kız. Bu üçlü bir şekilde arkadaş oluyorlar.  Midoriya, lise hayatını izlediğimiz bu günlerini de ağlayarak geçiriyor mesela, çok ilginç.



Midoriya' nın çocukluk arkadaşı var Bakugou mesela. Küçüklüğünden beri "sen süpersin, sen muhteşemsin" şeklinde yetiştirildiği için özgüven ve gurur dolu. Burnu biraz sürttü umarım yolunu kaybetmez. Yarısı buz yarısı sıcak olan çocuğu takdir ediyorum keşke benim de benzer bir yeteneğim olsa. Sınıfın içinde eğlenceli ve dikkate değer karakterler var. En sevdiğim hafif yaşlı teyze modunda takılan ve gayet olgun olan Asui Tsuyu oldu.



All Might, en güçlü en popüler hero. Barışın sembolü. Aslında tüm bu sıfatları hak ediyor. Öğretmenler içinde ne sevdiğim Aizawa oldu.  (Suuwabe Junichi )Mobil uyku tulumu olayını çok tuttum.


Villain'ler de fena değildi. Devamı sanırım gelecek, eh gelsin zaten, daha ancak şöyle bir girizgah yaptık durumlara.


Bu arada Animenin giriş parçası Porno Graffitti' den The Day.





Boku no Hero Academia - mangasını bilmem-  13 bölümlük haliyle çerezlik bir anime. Zaman geçirmek, eğlenmek için ideal.

28 Ağustos 2016 Pazar

BORDER ( J DRAMA): Japon Dizisi




Border,  2014 yapımı 9 bölümlük bir Japon dizisi. Dizide Oguri Shun, Munetaka Aoki, Haru, Kenichi Takito, Kenichi Endo gibi isimler yer alıyor.



Dizi içindeki müzikler çok iyi diyordum ki Kenji Kawai'ye aitmiş.





Ango Ishikawa (Oguri Shun), işkolik sayılabilecek, başarılı bir dedektifken, bir gün olay yeri incelemesi esnasında başından vuruluyor. Mucizevi bir şekilde kurşun beyninde bir yere saplanıyor ancak Ishikawa hayatta kalıyor. Doktorların ve etrafındakilerin önerisi "kurşunu bir an önce ameliyatla çıkarılım, yan etkileri belli olmaz" iken Ishikawa ameliyata pek yanaşmıyor. Bu kurşun sayesinde ölüler ile iletişim yeteneğine sahip oluyor. Daha doğrusu cesedini gördüğü mağdur yakılana kadar onunla konuşarak katili öğrenme yeteneği diyelim.




Bu, bir polis için iyi bir yetenek olabilir ancak işin diğer yönleri de var. Bunlardan bir tanesi her katili ne yazık ki kanıtlar olmadan yakalayamıyorsunuz. Hatta bazılarını kanıtlarınız olsa bile yakalayıp adaleti sağlayamıyorsunuz. Bu da bir kişi için ağır bir acı.




Dokuz bölümün her birinde farklı bir olay inceleniyor. Ishikawa' nın çalkantılarını, giderek adaleti sağlama arzusunun artışını, kendisinden yardım isteyenlere el verme çabasının daha da yukarı çıkışını izliyoruz. Doğal olarak adalet isteği büyüdükçe, adaleti sağlama konusunda her yol mübahtır anlayışının kişinin içinde gelişmesi muhtemel ve adalet saplantısı ile kötülük arasında da ince bir çizgi var. Dizi ilerledikçe alttan alta buna odaklanıyor.


Final için söyleyebileceğim; çok sakin olduğu. O kadar sakin ve kendi halindeki, bir süre sessiz kalıp odaklanıyor insan. Yani basitliğine, aniliğine ve sadeliğine hatta insanın hafif bulabilme olasılığına rağmen etkileyici. Bu nedenle ben takdir ettim.



Karamsar havasına rağmen, içten içe insanı eğlendirme potansiyeline de sahip dizi. Şimdi bakınca sanki çok boğuk bir atmosferi varmış gibi anlatmışım. Kendine has bir havası var ama o kadar da ağır değil.



Oyunculukların iyi olduğu, uzatmayan, süründürmeyen , bana kalırsa başarılı bir yapım. İzleyecek dizi arayanlar bunu kaçırmasın derim. Bu arada dizinin açılış parçası Man With A Mission' dan "evils fall".




25 Ağustos 2016 Perşembe

The Monkey King 2: Batıya Yolculuk Devam Ediyor




Cheang Pou-Si' nin 2014 yapımı The Monkey King' i çoğunluk üzerinde bir hayal kırıklığı yaratmıştı. İlginçtir ki yönetmen bunun üzerine koltuğunu bırakmamış ve 2. filmi çekmiş. The Monkey King 2, Çin-Hong Kong menşeili,  yönetmenin 2016 yapımı filmi.


Aynı yönetmenin elinden çıkmış olmalarına rağmen iki film arasında fark var, doğruyu söylemek lazım. İlk filmi, Wu Cheng'en' in Xi Youji'sine (Batı'ya Yolculuk) duyduğum ilgi nedeniyle izlediğimi ve kendimce eğlendiğimi söylemiştim. Bu filmi ise, sadece benim gibi nedenleri olanların dışında, daha geniş bir kitle beğenebilir.





Hikaye, ilk filmin kaldığı yerden devam ediyor. En son Sun Wukong, Buda tarafından cezalandırılmış ve Beş Element Dağı'na hapsedilmişti. Rivayet edildiği şekilde, 500 yıl sonra ( yani evet, ikinci film ilkinden 500 yıl sonra geçiyor) Budist rahip Tang Sanzang (Feng Shaofeng ) oradan geçerken Sun Wukong' u kurtarıyor. Aslında Sun Wukong' un bilmediği bu rastlantının uzun zaman önce Merhamet Tanrıçası tarafından ayarlanmış olduğu. Kendisinin, rahibe Hindistan'a olan yolculuğu esnasında eşlik edeceği ve ona korumalık yapacağı da çooook önceden ayarlanmış bir olay. Neyse, Sun Wukong bir şekilde rahiple yola koyulmaya başlıyor. Yanlarına yine Tanrıça tarafından çoook önceden kararlaştırılmış şekilde Zhu Bajie ( Xiaoshenyang ) ve Sha Wujing (Him Law ) katılıyor.




Filmde Batı'ya Yolculuk' un bir bölümü - The White Bone Demon- ele alınmış. Bu bölüm orijinalinden farklı bir şekilde   kurgulanarak filme aktarılmış. Bu noktada filmin olayı ele alış tarzı tartışmaya açık olsa bile, kendi içinde ve yarattığı atmosfer ve anlatım tekniği içerisinde tutarlı ve genel anlamda başarılı olmuş bence.


Aaron Kwok, Sun Wukong olarak oldukça iyi bir iş çıkarmış, Sun Wukong' u yorumlayış tarzı ve duruşları bu ikinci filmin atmosferi içinde oldukça tutarlı ve oturaklı olmuş. İlk filmde Donnie Yen' in Sun Wukong' u da başarılıydı ve ilk filmin havasına ve durumuna uygun olarak oturuyordu. O yüzden hangisi daha iyi gibi bir kıyaslamaya girmeyeceğim çünkü bana kalırsa iki film arasındaki atmosfer, ele alış tarzı ve tercihler farklı. Buna bağlı olarak Aaron Kwok (artık kendi yorumlayışı mı yoksa verilen direktif mi bilemem) , tarzı ve tonu çok iyi tutturmuş, tebrik etmemek elde değil.



Bu arada bu filmin aksiyon koreografının Summo Hung olduğunu belirteyim. Aksiyon koreografileri tatmin edici. Efektler ise ilk filmle kıyaslanamayacak derecede başarılı.




Xioshenyang, Bajie için çok iyi bir seçim olmuş. Sha Wujing karakterinin yorumlanışını da hoş buldum. Feng Shaofeng' in  Budist rahip Tang karakteri de sırıtmamış.








Gelelim Gong Li' ye. The White Bone yorumunu orijinalinden bağımsız ve film içinde değerlendirmek gerekirse çok başarılı. Bir ağırlık getirmiş. Duruşu, tepkileri vs.. filmin genel havası içinde oldukça tutarlı ve işi götüren cinsten. Ayrıca uygulanan makyajı enfes buldum. Yine kullanılan efektler ve geçişleri estetik olarak çok başarılı. Bunun adamları durumundaki şeytanların ele alınış tarzı da akıllıca.





The Monkey King 2, ilkinden her anlamda hayliyle başarılı, derli toplu bir film. Kitapla kıyaslanmadığında kendi içinde tutarlı bir yapım. Yine de konuya ilgi duymayanlar ve yabancı olanlar hoşlanır mı bilemem.


Tabii bunca olumlu cümlenin ardından şunu da eklemeden geçemem; her ne kadar eli yüzü düzgün bir yorum olsa da filmin bir derinliği yok. Olaylar gelişiyor ve bitiyor. Arka planda anlatılmak istenene dair bir ipucu veya bir gönderme bulmak pek mümkün değil. Merhamet, acıma, bağışlanma, günah, tamamlayıcılık, hayat vs.. gibi anlatılar ya da anlamlar - bana kalırsa - filmin içinde yer almayarak daha çok yüzeysel bir şekilde olay örgüsüne odaklanılmış. Bu nedenle arayanların bir derinlik bulması zor. Konuya aşina olanlar bazı noktaları kavrayacaktır ama uzak olanlar için fazlaca boşluk varmış gibi duruyor ayrıca.



Neyse sonuç olarak bence Aaron Kwok gençlik iksirini bulmuş ve kullanıyor. Benimle de paylaşmasını rica ediyorum.


Bir diğer nokta ise şu; Şimdiye kadar düzgün düzgün yazdım, çok az kişi anladı derdimi. Bir de şifreli yazayım bakayım belki anlayan olur. Tek kelime: Türkçe.


20 Ağustos 2016 Cumartesi

You're All Surrounded - Kore Dizisi





Günlerden bir gün polisiye damarımın kabarması üzerine hadi bir şans vereyim diye başladım bu diziye. Amacım zaman geçirmek biraz da kafamı oyalamaktı başlarken. Uzun zamandır Kore dizisi izlemediğim ya da izlemeyi tercih etmediğim için pek umutlu olmadan başlamıştım You're All Surrounded' ı izlemeye. Öncesinde adı etrafta dolaşan bir kaç diziye başlamış ve bırakmıştım ki aslında bu konuda çok disiplinli olan beni bile bu durum şaşırtmıştı. Ya artık ben bu dizilerden pek zevk almıyordum ya klişeler içinde yüzüyorlardı ya da etkileyicilikten uzaklardı bilemiyorum. Ancak 2014 yapımı olan bu diziye başladıktan sonra kendimi bölüm üzerine bölüm izlerken buldum. Benim açımdan son zamanlarda izlediğim en iyi Kore dizisiydi You're All Surrounded.



Her ne kadar polisiye olsa da içinde aksiyon, mizah, eleştiri, gizem, suç, dram ve romantizm öğelerini çok tadında ve dengeli bir şekilde barındırıyor. Oyuncu kadrosunun iyi performansı ve kurgunun 20 bölüm içine, insanı süründürmeden, derli toplu ve sonunu getirir bir şekilde yayılması da sürükleyiciliği getiriyor.


Hikaye Gangnam Polis Teşkilatına atanan 4 yeni dedektifin işe başlamasıyla başlıyor. Ekibin tümünün yeni üyelerden oluşması gibi radikal bir karar  ve efsanevi dedektif olarak adlandırılan Seo Pan -Seok' un altına verilmesi zaten etrafta ve özellikle basında büyük yankı uyandırıyor. Bu daha fazla stres demek. Seo Pan- Seok ( Cha Seung- Won) zaten bu karar karşı, bu nedenle bu 4 gence karşı negatif tutum içerisinde ki adamcağızın tek derdi bu veletler de değil. Ayrıca ekibin içerisinde 11 yıl önce işlenen bir cinayetin mağdurlarından biri  bulunuyor ve  zamanında soruşturmanın başında olan Seo Pan Seok' un bundan haberi yok. Olaylar bundan sonra gelişerek devam ediyor.
Dizi daha ilk sahnesinde hoş ve eğlenceli bir giriş yapıyor ve ilk bölümü ele alışı ile birlikte insanı içine çekiveriyor. Bu arada ilk bölümdeki müzik seçimleri ayrıca hoş. Yine ilk bölümde oppacı kızların emniyet içindeki etkileri gözlemlenebilir :P




Ekip Lideri Seo Pan Seok karakteri kendi çizgisi ile geçmişi ile duruşu ile diziye çok fazla tat katıyor. Karakterin bu başarısının ardında Cha Seung Won' un  başarılı performansının büyük etkisi var. Bu dizide hem karakterin genel tepkileri hem de diğerleriyle ilişkileri eğlendirici, üzücü, düşündürücü vs... En eğlenceli noktalarından bir tanesi ekip üyeleri hakkında yaptığı yorumlar ve ardından delicesine gülmesi olsa gerek. Doğal olarak başta - çeşitli nedenlerden - istemediği çocuklara olan toleransı, çocukların çabaları, onları değerlendirmesi ve aslında iyi kalpliliği diziye keyif katıyor.

Garibimin "Ne biçim elemanlarım  var!!" diye yakınması da eğlenceli aslında. "Biri benden nefret ediyor, diğerinin eski karımda gözü var vs... " Ancak bunları olgunlukla halletmeye çalışması takdire şayan.


Bulunduğu yere atanan diğer ekip lideri Kim- Sa Kyung ile olan ilişkisi hem iç acıtan, hem geliştikçe iç ısıtan izlemesi keyifli bir ilişki.




Benzer şekilde Dae-Gu ile olan nefret ilişkisi, zaman zaman çocuk gibi inatlaşmaları ancak bazen - özellikle kadınlar konusunda- hem fikir olabilmeleri ve daha nicesi diziyi inanılmaz zevkli kılıyor.





Eun Dae Gu (Lee Seung Gi) Aslında dizinin ana karakteri diyebiliriz Dae Gu için. Her ne kadar soğuk, toleranssız, insanlardan uzak durmaya çalışan, intikam ateşi ile içten içe yanan biri olarak gözükse de karakterin anlatımı ve gelişim çizgisi başarılı. Diziyi başarılı yapan noktalardan bir tanesi bu. Çocukluk hali de bir o kadar tamamlayıcı. Lee Seung Gi' nin de hakkını vermek lazım. Performansı oldukça başarılı.



Eo Soo Sun (Go Ara) Eo Soo Sun karakterine bayıldım ben. Azimli, sakar, çok parlak değil ama yaptığı işe inancı tam, enerjik, kendi ayakları üzerinde sonuna kadar durmaya çalışan ve kendini acındırmaktan uzak. Hafif anaçlığı ile ekibin ekip olmasındaki  etkisi büyük. En önemlisi içindeki  adalet duygusu. Gençliğinde erkek kardeşi kız arkadaşını aldattı diye kardeşi ve yeni kız arkadaşıyla kavga çıkarmaktan bile çekinmeyecek biri. Doğallığı, zaman zaman şapşallığı ve güçlülüğü ile izlemesi keyifli bir karakter ve Go Ara başarılı  ve sempatik bir şekilde işi götürmüş.







Park Tae II (Ahn Jae Hyeon) Ekibin gizemli karakterlerinden. Aslında bunun aksine açık bir insan. Mükemmel insan karakterine yakın bir çizgi gösteriyor. Takdir etmemek elde değil.




Ji Gook  (Park Jung Min) Ekibin en tatlı elemanı. Trafik polisi kontenjanı dolduğu için Gangnam' da dedektif olayım bari diyen Ji Gook, ekibe renk katıyor.


Bunun dışında takım şefi Lee Eung Do (Sung Ji Ru ) her ekibe lazım babacan bir karakter ancak nüfus planlamacılarının pek hoşlanmayacağı biri olabilir.


Eh bu Takım 3, dizideki olayların merkezi. Durum böyle olunca diğerleri tarafından dizi gibi takım olarak adlandırılmaları, üzerlerinde bir nevi kurşun dökme olayına girilmesini falan gülerek izliyorsunuz.

Diziyi güzel yapan noktalar ne diye sorarsanız daha önce dediğim gibi sürükleyiciliği, derli toplu oluşunu tekrarlarım. Bunun dışında içinde pek çok öğeyi barındırmasına rağmen ne  komediye dönüşüyor, ne dramın dibine vuruyor ( zaman zaman izleyene göre gözler dolabilir). Gizem ve merak unsurunu sürdürüyor.


Romantizm adına da noktalar var ki ben bu unsurdan hiç hazzetmeyen biri olarak Dae Gu- Eoo Soo ilişkisinden etkilendim. O kadar tatlı ve hoş anlatılmış ki ardındaki derinliği, önemi de rahatça aktarıyor aynı zamanda bu ikisi oldukça eğlenceli olmayı da başarabiliyor. Çocukluklarında da ilişkileri normal dışı zaten. Özellikle Dae Gu' nun duygularının anlatılışı etkileyici. Dae Gu' nun dizi boyunca ilk kez saçma bir şekilde Eo Soo' nun gençlikten gelen dansına içtenlikle gülebilmesi ( ki yalnız tuvalete gidemediği için kızı yanına almıştı), Ondan aldığı destek gibi noktaların sahnelerle aktarımı etkileyici kılmış bunu.

Her ne kadar amacı bu olmasa da sisteme ve bunun içindeki yozlaşmış insanlara yapılan göndermeler. diğer bir unsur.


Dizide kimse saf kötü değil. Belki bir kişi hariç. Herkesin bir nedenselliği var tabii ama dizideki çoğunun (istisnalar hariç)nedensellikleri de boş beleş değil aslında. Misal,  Kang Seok Soon ( Seo Yi Sook ). Bu kadına ne tam anlamıyla kızabiliyor insan ne de saf, temiz diyebiliyor. Buna rağmen tüm hatalarına karşın kendi amaç çizgisini ve mesleğinin etiğini elinden geldiğince korumaya çalışıyor ve hatalarını telafi yoluna gitmek için çabalıyor.


Karakterler, birbiri ile uyumsuzluklarının içinde uyum yakalamayı başarabiliyor ve oyunculuklar başarılı.

Bunun dışında dizinin verdiği bir mesaj daha var. Sizin için değerli biriyle ilk buluştuğunuz yeri unutmayın. Bu önemli!

Uzun zamandır dizi izlememiş olan bana çok keyifli geldi You're All Surrounded. Hala izlememiş olan ve izleyecek bir şeyler arayan varsa tavsiye ederim. Kendi adıma çok başarılı bir seçim yapmışım, kendimi tebrik ettim. Şimdi benzer ayarda keyif verici bir dizi bulamamanın acısını yaşayacağım bir süre.



14 Ağustos 2016 Pazar

Akagami No Shirayukihime (Anime): 2. Sezon



2016 animelerinden Akagami no Shirayuki-hime' nin 2. sezonu ilki gibi 12 bölüm. Bana kalırsa bu sezon en az ilk sezon kadar iyi hatta ondan biraz daha iyi.


İkinci sezonda olaylar gelişiyor, ilişkiler değişiyor (ilerliyor ya da derinleşiyor diyelim),  karakterler daha fazla ortaya çıkıyor, karakterler arası bağlar daha net ortaya seriliyor, değişiyorlar, gelişiyorlar. Tüm bunlar sezonu güzelleştiriyor.


Bir de Prens Raj faktörü var :) Daha tam olmadı ama kendisi ve Sakaki ilgiyi hak ediyor.

Hemen geçiyorum "en"lerime;


En Taş karakter: Neredeyse bir mükemmellik örneği olan, hafif sayko olsa da beğenerek takip ettiğim karakter tabii ki Prens Izana (Ishida Akira) . Evlendiği zaman tüm Clarines sakinleri gibi ben de üzüleceğim sanırım :(





En Güzel Karakter: Güzelliği ile olduğu kadar, duruşu ve karakteri ile de takdir toplayan Kiki. Ayrıca Kiki - Mitsuhide çifti dünyanın en eğlenceli  çiftlerinden bir tanesi olabilir.





En Sinir Bozucu Tipler: Rona ve Euguna. Raj' ın ikiz kardeşleri olan bu ikili biraz sinir bozucu. Çocuk aslında efendi biri ama  kız kardeşi Rona dominantlığı ile sinir bozuyor.



En Seksi: Obi. Sonunda kendini bir yere ait hissetmeyi başarabildiğine ve efendisi Zen' e bağlılığına ikna olmasına sevinmekle birlikte doğal olarak Shirayuki' den de bir hayli etkilenen Obi kardeşimiz bence animenin en seksi kişisi. Bunda seiyusu Nobuhiko Okamoto' nun   da etkisi olabilir.



En Hırslı karakter: Mihaya (Toshiyuki Toyonaga). Adam ne yaptı ne etti istediğini aldı.



Hikaye etraflarında döndüğü için en hoş çift Shirayuki ve Zen. Zen kardeş örnek alınması gereken bir insan bu arada hehehe. Kiki ve Mitsuhide çifti de gayet eğlenceli ve hoş. Yazının bu bölümünde kendimi, sarayın iki bekçisinden genç olanı gibi hissettim.




Akagami no Shirayukihime' nin 2.sezonu da hoş, kendini izleten ve eğlenceli dakikalar vadeden 12 bölüm bence.

4 Ağustos 2016 Perşembe

Yıl Ortası Kitap Uçuşu Mimi




Sağolsun, Paul Muad-Dib  beni mimlemiş. Mimin adı üzerinde zaten ve yılın ilk 6 ayını kapsıyor. (daha çok :P) Bu sene fazla kitap okumadım. İlk altı ay içinde 20 taş çatlasın 22 kitap okumuşumdur.


Yapmaya koyulmadan önce aldığım bir karar var. Şimdi bu sorulara cevap verirken normal şartlarda çok düşünürüm. Aman şu şöyleydi ama bunun da burası iyiydi, son tahlilde bu şöyle..... uzar gider bu. O nedenle mimi yapmadan önce bir karar verdim. Kolları sıvayıp dangır dungur dalacağım buna, durmadan yapacağım ve aklıma ilk gelen cevapları vereceğim (bir iki soru hariç) Bu nedenle saçmalayabilirim, uzatabilirim, aklıma gelen anılara atlayabilirim vs... O yüzden kusura bakmayın^^


1. Şu ana kadar okuduğun en güzel kitap? 


Son 6 ay içinde okuduklarım arasından;

Sahibinin Sesi - Stanislaw  Lem

Siz bir kitabı okurken heyecanlanır ve  kitap bitince enerjiden ne yapacağınızı şaşırır mısınız? Çok sevdiğim, beğendiğim ve etkilendiğim kitaplarda bana böyle olur. O kadar söyleyeyim.

Terry Pratchett - Büyünün Rengi



2. Şu ana kadar okuduğun en iyi devam kitabı?

Son 6 Ay için yanıtlayayım;  Dune Mesihi (Frank Herbert)

Bu seriyi daha önce parça parça sağdan soldan bulup okumuş, tamamlamamıştım. Tabii başka anıları da var. Bir süre önce yeniden adam gibi okumaya başladım.


3. Okumak istediğin ama henüz okuyamadığın yeni çıkan bir kitap?


Kralların Merhameti - Ken Liu. ( 2016 - İthaki. Çok merak ediyorum ancak henüz daha alamadım)

Üç Cisim Problemi - Cixin Liu ( 2015 -İthaki - yeni sayılır mı, bilemiyorum?  - Bu kitabı ilk gördüğüm andan beri meraktan deliriyorum ve hakkında çok güzel yorumlar gördüm ancak teşekkürler insanlık! Ben daha alamadan basımı tükenmiş görünüyor ya da ben bulamıyorum :( )


1 kitap soruyordu soru ancak bu Üç Cisim Problemi durumu içime oturduğu için aradan kaynattım.


4. İkinci yarıda çıkmasını çok beklediğiniz bir kitap?


Hmmm, aklıma gelen belirli bir kitap yok.

O zaman bu noktada fantezi yapma hakkımı kullanmak istiyorum. Bu dileğimi her şekilde dile getiriyorum zaten.

Birileri Batı' ya Yolculuk ile Üç Krallık' ı Türkçeye çevirsin! Tamam, biliyorum bunları Çinceden çevirmek çok fena ve meşakkatli bir iş. O zaman İngilizceden çevirin? Üçüncü dilden yapılan çevirilere karşıyım normalde ama bunlar için olur. Yıllarca bunları İngilizce okudum (hatta Batı' ya Yolculuk' un Çince hali bile var elimde (Hahahaha, senin neyine Tawannanna? Ki, bu durumun komik bir hikayesi de var, belki bir gün ayrıca yazarım)  ama Türkçe okumak istiyorum ühühühühühüh.


Ağlayıp zırlama bölümünü geçtikten sonra şimdi daha elle tutulur dileklere geçiyorum...

Yeni Bahar  (Robert Jordan),  Yamuk Bakan Öyküler ve şu anda aklıma gelmeyen bir kaç kitabın daha yeni baskısı olsun istiyorum çünkü bunlar bulunmuyor bu aralar.

Evet, Zaman Çarkı serisine başlamak en büyük hayalim şu anda.


5. Sizi hayal kırıklığına uğratan kitap?

Bu soruya son 6 ay adına cevap veriyorum; Birim 701  - Mai Jia

Beklenti zaten büyük değildi ama yine de altta kaldı. Dil akıcı, evet  ama hikayeler pek dokunucu gelmedi.


6. Sizi şaşırtan bir kitap?


6 ay -  On Bir - Mark Watson


Fiyatı çok ucuzdu, inanılmaz derecede. (Korsan değil) Öylesine almıştım. (Ucuzcu muyum neyim? ) Sonra, sıkıntılı ve kendimi esir gibi hissettiğim durum ve günlerde okumaya başladım. Kitap hoş çıktı, güzel gitti. Eğlenceli bir dili, şirin bir akıcılığı ve güzel, derli toplu bir kurgusu vardı. Hemen bitti zaten. Sürpriz oldu. Bununla da kalmadı, benim için kullanışlı oldu. Şöyle ki;

Şimdi benim bir akrabam var ve bu kadını  severim. Kitap okumaya meraklı ama tercihlerimiz pek aynı değil. Yılda bir ya da iki kez beni ziyaret ettiğinde en büyük hobisi benden kitap almak yani artık bunun hobisi olduğunu anladım. Başlarda anlamıyordum. Sorun şu ki bu kitaplar geri gelmiyor. İnsanların kitaplarımı almasını hiç ama hiç sevmiyorum. Kütüphaneme kılıç  bile koydum bir tehdit unsuru olarak fakat gelin görün ki bu kadına da "hayır, alamazsın" diyemiyorum. Sorun kitap değil aslında. Bu konudaki fikrimiz örtüşmüyor. Onun için kitap, okunduktan sonra başkasına verilecek, değiş tokuş edilecek bir  kendini geliştirme aracı. ( okuma tercihlerini ve tarzını anlamışsınızdır sanırım) Ben ise bu görüşü benimsemiyorum. Neyse... Geçen sene geldiğinde bir baktım, kitaplarımın göz bebeklerinden birini "aaah kozmik, aaah kişisel gelişim, süper" diye almış gidiyor. (aldığı kitap bilim-kurgu kitabı) Neyse, açıklama, ikna çabalarımın ardından bir Ahmet Ümit romanında anlaştık, aldı, gitti. Bu sene geldiğinde "Tawannanna, kitaplarında neler var, bakalım"dediğinde ise hazırlıklıydım. " Elimde tam sana göre bir kitap var"dedim (kendimi kitap/filmlerdeki tezgahtarlar gibi hissettim) ve çıkarıp On Bir' i kendisine sundum. O mutlu, ben ve diğer kitaplar On Bir' in bu fedakarlığı karşısında gözlerimiz yaşarmış olsa da  mutluyduk. Temiz iş oldu. Kitap ise bu yönden de şaşırtıcı oldu.



7. Favori yeni yazarınız?

6 ay için konuşmak gerekirse, öyle gelip favorilerime oturmadı ama Voltaire. Ciddi yanını biliyoruz bu adamın ama Micromegas' ı okurken normalden daha fazla bir sempati besledim kendisine. "Ne esprili, ne kafa adammış" dedim özellikle kitaba adını veren hikayeyi okurken.


8. En yeni kurgusal aşkınız?

Hmmm, benim aşık olduğum karakteri soruyorsa bu soru sanırım 6 ay içinde okuduklarım arasında yok fakat çok gerekliyse Thanatos' a  ( Thanatos) göz kırpabilirim.

Kurgusal aşık çiftler ise soru;

Ciddi anlamda cevabım Paul - Chani (Dune Serisinden) Bu başka bir şey aslında

Geyik olarak Cat - Anne (Ateş Adası - Wayne Thomas Batson)

Cıvık olarak - Thanatos - Regan (Thanatos - Larissa Ione ) Zamanında başlamış bulunduğum bu seriyi bitirmeye çalışıyorum. Hasta yatağında iyi gidiyor ama bu serinin kitapları.


9. En yeni favori karakteriniz?

6 ay için;

Rincewind - Büyünün Rengi

Ayrıca

Yaşlı Bayan Hempstock' un (Yolun Sonundaki Okyanus (Neil Gaiman) ) hakkını yiyemem.


10. Sizi ağlatan kitap?


Son 6 ay içinde beni ağlatan kitap yok.

Bu soruya genel anlamda cevap vermem gerekirse yanıtım neye bağlı olduğuna göre değişir;


Son zamanlarda (bir-  iki sene içinde )gözlerimi yaşartan, hüzünlendiren, ufaktan ağlatan kitap;

Ulus - Terry Pratchett.  Kitabın aslında böyle bir amacı yok hatta belki bununla alakası yok. Eğlenceli bir kitap ancak öykünün sonunda karakterlerin gerçekliğe ve yetişkinliğe dönüşü ve bunu sessizce kabullenişi ve geleceğe umutlu bakışları,  hikayenin sonundaki o naiflik falan beni çok etkilemişti.

Birkaç damla göz yaşı dökmüş olabilirim. (Ve bunu başaran tek insan  olabilirim!)

Mutsuzluktan ağlatan kitap;


Vakıf Serisinin 1. kitabı (I. Asimov) : Bu kitabı zamanında benden kim aldıysa ve geri vermediyse O kişiye saydırıyorum. Kim olduğunu da bilmiyorum ama niye getirmedin kitabımı geri diye şu anda buradan haykırıyorum? (Hahahaha sanki duyacak! )  Zeus' un yıldırımları, Darth Vader' in öfkesi ve benim sevgi dolu sözcüklerim bu kişiyi ara sıra dürtsün, gıdıklasın! İşte, kitabın yerinin boş olduğunu görünce ağlıyorum mutsuzluktan. İşin kötüsü bu kitap bulunmuyor artık :(


Sinirden ağlatan kitap;


Son Nesil (Arthur C. Clarke) Yanlış anlaşılmasın kitapla ilgili bir sorunum yok. Yazarı da çok severim. Bu kitabı iki yıl önce kütüphanede bulup, sevinçle ağlayıp almış, okumaya başlamıştım. Kitabın son sayfasına yapılanlar bir kütüphanecilik efsanesidir. Yıllardır bununla ilgili hikayeyi yazacağım diyorum ama üşengeçlikten yazmıyorum. (Evet, bir işi yıllarca öteleme, işte bu benim!) Neyse, kitabın son sayfasının başına gelenler nedeniyle, hikayenin sonunu İngilizce okumak zorunda kalmıştım. Sinirden ağladım :)


Ağlatıp komaya sokan kitap;

Eylül - Mehmet Rauf. Lisede zorla okutmuşlardı. Okudum ama okurken çektiklerimi bir ben bir de kitap bilir. Bitirdikten sonra komaya girdim, öyle ki kitap görmeye dayanamadığım için okula ders kitaplarını bile götürmüyor sadece kalem taşıyordum çantamda. Bu durum üç-dört gün sürdü. Sonra hastalıktan kurtuluş Budala (Dostoyevski) sayesinde oldu.

11. Sizi mutlu eden kitap?


6 ay için  - Büyünün Rengi

ve atlamadan geçemeyeceğim


Türk Boylarının Destanları - Karl Reichl. Bu kitap şu yüzden mutlu etti; Böyle çalışmalara ihtiyaç var. (Basım yılı 2002 bu arada. Ben geç okudum) Kitap uzun uzun destanları anlatmıyor. Türk dünyasında yer alan ve ağızdan ağıza dolanan destanların ortak yönlerini, anlatım biçimlerini sınıflandırarak açıklıyor. Çalışma hazırlanırken son destan anlatıcılarını ve ekollerinin kayıtları da alınmış. Biz bunlara önem vermiyoruz ama bu tarz çalışmalar kültür açısından  önemli bence. Gayet derli toplu, sıkıcılıktan uzak bir çalışma olmuş, mutlu oldum. (Bana neyse?)


Onlar Yoktu (Dean R. Koontz) Şöyle ki ortaokulda falan okuduğum bu kitabı çok beğenmiştim. Özellikle bir kadının "sizler onları görebiliyorsunuz, ayırt edebiliyorsunuz. Ben ise bunu yapamıyorum. Bundan sonra ben insanların içinde nasıl yaşayacağım" diye sızlanması hala aklımdadır. Gelin görün ki tüm bunlar aklımdaydı ama kitabın adını hatta yazarını hatırlamıyordum. Geçen senelerde kütüphaneye gittiğimde gördüm, kitabı aldım, bağrıma bastım... Uzun süredir hayatımı kapsayan bir gizemi çözmüşcesine mutlu oldum, arkada çalan fon müziği ve yüzümdeki Bruce Willis gülümsemesi ile eve geri döndüm. Mutlu oldum.


12. En beğendiğiniz kitaptan uyarlanan film?


Gıcık bir insan olarak kitap uyarlaması filmleri beğenmemek hobimdir. Yine de bakmak gerekirse;

 Yüzüklerin Efendisi- Filme uyarlanırken hakkında çok atıp tuttum, yönetmene çok tatlı sevgilerimi gönderdim, sinemada izleyip saydırdım hala da kitaplar bin basar diyorum ama yine de arada açıp izliyor muyum? Evet. Bu bir kenarda dursun. (popülist yaklaşım)


Yeşil Yol ve Medyum (S. King) iyidir.


Ciddi ve gerçek anlamda Guguk Kuşu ( Ken Kesey)


Anılar modu; Nils ve Uçan Kaz

Gerçi film değil ama ben küçükken fanatiği olduğum bir çizgi filmdi. Selma Lagerlof' un kitabından uyarlanma. Kitabın Nobel ödülü de var yanılmıyorsam. Ortaokulda yaz tatilinde okumuştum. Ağlamış olabilirim :)


13. Bu yıl yazdığın favori kitap yorumun?


Ben kitap yorumu yazmaktan pek hoşlanmıyorum açıkçası. Ciddiye almam gerektiğini düşündüğüm bir konu çünkü, bu da bana pek gelmiyor - bu konuda (kitap yorumları) bazı eleştirilerim var ama değinmeyeceğim şu anda - özellikle bu blog içinde. (Bloğun hali ortada ^^)

Yine de zaman zaman blog ile bağlantılı olduğunu düşündüğüm kitaplar ya da yazarlarla ilgili yazılar ekleme çalışıyorum. Bu sene üç tane yazı eklemişim.

Zhang Jie - Kelimeler Yetmez

Mai Jia - Birim 701: Rüzgarı Dinleyenler

Ookuninuşi- Akiko Acar

Neye dayanarak favori diyorum ben de bilmem ama Zhang Jie diyorum.


14. Bu yıl satın aldığın en güzel kitap?

Neyi ne zaman aldım bilmiyorum ama emin olduğum iki tane var (bu yıl satın aldığıma eminim, okuduklarım arasından). Cevabımı onlardan yana kullanıyorum. Büyünün Rengi ve Taras Bulba (Gogol) Taras Bulba, Gogol' ün bende eksik kalan eserlerinden biriydi, okudum ve rahatladım. Ayrıca güzel kitap.

(Hahaha bu yazıda bir kitap hakkında bilinçaltı çalışması mı yapıyorum acaba?)


15. Yıl sonuna kadar neleri okumak istiyorsun?

Ayyyy çok okumak istiyorum.  Ben ne kadar liste yapsam da ( huyumu bildiğim için yapmam. Planladığım şeyleri  gerçekleştirdiğim  nadirdir) o liste o anki ruh durumuma, canımın çektiğine, keyfimin kahyasına göre değişecek.  Şimdi elimin altında, masanın yakınında okunmayı bekleyen kitaplar gözlerini bana dikmiş, renk veriyorlar. ADSL modemini bilirsiniz. Üzerindeki ışıklar zaman zaman kıpraşır, yanıp söner. Aynen karşımdakilerde öyle yanıp sönüyorlar. O nedenle bir ışık seli haline gelmiş bu köşenin sesini dile getiriyim en azından;


Kappa - Ryunosuke Akutagava

Yaban Koyunun İzinde - Haruki Murakami

Savaş Artığı - Ha jin ( Bakın buna elim gitmiyor gerçi, duymasın!)

Günler ve Geceler - Konstantin Simonov

Beş Paralık Roman- Bertolt Brecht (Üç Kuruşluk Opera' yı çok severim. Brecht' in bu kitabı yeni geçti elime yoksa şimdiye kadar atladığımdan değil)

Savrulan Otlar Arasında - Boris Vian ( Okumadığım bir iki eserinden biri. Nasıl atlamışım!)

Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan

Kelime ve Dimne - Beydaba

Ruh Dağı - Gao Xingjian

21.yy stratejilerinde Türk Denizcilik Tarihi -  Erdinç Sancar

Türkiye'nin Yakın Tarihi -İlber Ortaylı

Siberya - Stanislaw Lem

Anathem - Neal Stephenson (Uygun zamanı bekliyorum. Biraz büyük puntolu basım olsaymış keşke. 800 küsur sayfanın sonunu kör olmadan getirebilmeyi diliyorum)

Kızıl Yıldız - Alexander Bogdanov

Çeçen Nart Efsaneleri  - Derleyen : Sirazhdin Elmurzayev

Zadig - Voltaire

Kargaların Ziyafeti - G. Martin

Kızıl Mars- Kim Stanley Robinson

İkiz Yıldız - Robert A Heinlein

Kızıl Tuğ - Abdullah Ziya Kozanoğlu
..................

Bu böyle devam eder gider, yoruldum.

Böylece bu mimin sonuna geliyorum. Bittiiii.... (Oldukça uzatıp, soruların istediği cevapları gevşetmiş, esnetmiş olabilirim :P )  Normalde pek kitap muhabbeti yapmayan bir insan olarak eğlendim yaparken.


Odanın o malum köşesinde yer alan, adını anmadığım kitaplar isyan başlatarak  toplanıp "Niye bizi anmadın?!!" diye üzerime doğru gelecekler birazdan, biliyorum. O nedenle ekran karşısındaki yerimden bir süreliğine kaçarken bu mimi,  (şu ana kadar kimlerin mimlendiğini ya da yapmak isteyeceğini kestiremediğimden) yapmak isteyen herkese gönderiyorum.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...