25 Eylül 2011 Pazar

CYRANO DATING AGENCY (CYRANO AGENCY): " Herşey olayım derken hiçbir şey olamadı..."




Günlerden bir gün bilgisayarım ağır yaralanıp hastaneye kaldırılmışken ve ben sıkıntıdan komalara giriyorken denk geldim bu 2010 yapımı G. Kore filmine. "Aaa Cyrano? Ne alaka acaba?" diye başladım.

Yönetmeni Kim Hyun Sook olan, oyuncuları arasında Uhm Tae- Woong, Lee Ming Jung, Daniel Choi gibi isimlerin bulunduğu film aslında fikriyle gülümsetti bayağı.

Tiyatrolarını tekrar açabilmek için Cyrano Agency adlı şirketlerini kuran 4 oyuncu, cin fikirli girişimlerinde şirketlerine verdikleri " Cyrano" ismine yakışacak biçimde aşık oldukları kadına veya erkeğe açılamayan, hislerini dile getiremeyen müşterilerine tam teşekküllü hizmet vermektedirler. Ama ne hizmet!! Müşteri bir kadını mı tavlamak istiyor? Hemen senaryolar yazılıyor, eleman için hazırlanmış özel replikler üzerine eleman vurgu, tonlama, duruşlar üzerine çalıştırılıyor, önemli tüyolar, birini etkileyecek tüm alternatifler düşünülüyor, gerekli atmosfer yaratılıyor... Hatta yağmur yeterli değil mi? Yağmur bile yağdırılıyor. Tabii tüm bunlar belirli bir çalışma süresinin, stratejik planlamanın ve ekip çalışmasının sonucunda oluşuyor ve sonuç her zaman başarılı!







Ekibin amacı tiyatrolarını tekrar açmak için para kazanmak olduğundan yaptıklarını pek sorguladıklarını sanmıyorum. Aldıkları sonuçlar her zaman başarılı ancak insanoğlu bu bugün birini sever yarın diğerini. Yine de bu fikri oldukça çekici bulduğumu söylemeliyim, gerçek bir girişim olması sonucu iyi paralar getireceği kanaatindeyim. Gerçi yurdum insanı "Yer mi Anadolu çocuğu!!Hoşlanıyorsam gider kendim söylerim !" der mi demez mi ayrı bir tartışma konusu.

Neyse Cyrano Acentası' nın işleri iyi gitmektedir taaki yeni bir müşterilerinin tavlamak istediği kadın olarak ekibin elebaşı durumundaki Byung Hoon' un (Uhm Tae Woong'un yani Muhteşem Kraliçe' nin azimle taşları çatlatan Yooshin'i ya da The Devil' ın dedektifi) eski sevgilisini ortaya koyana kadar... Bu noktada Byung Hoon kadını ( Lee Min Jung) hala seviyor olmasının da etkisiyle bu işi sorgulamaya başlar ama sorgu etik bir sorgu olmaktan ziyade bir profesyonel olarak işe devam mı etmeliyim yoksa elemanın ayağını mı kaydırayım ikilemi üzerine olur.İlk başlarda ikinci seçenek ağır basarken elemanı Che Guevara taklidine bile döndürmeyi dener. Sonuç bir facia olurken bizimki de geçmişiyle hesaplaşmayı seçer.

Film böyle devam ederken ilk başlardaki temposu düşmekte ancak "Cyrano" adı film için başarılı bir seçim olmuş.

Cyrano De Bergerac' ı bilirsiniz. Gerçekten yaşamış bir karakter olmasının yanında günümüzde daha çok Edmond Rostand' ın etkileyici ve en başarılı tiyatro eseri olarak bilinir. Hem bütünüyle hem de Cyrano karakteriyle etkileyicidir, herkesin içinde biraz bu karakterden vardır belki de...

Haksızlığa, adaletsizliğe karşı tahammülü olamayan, harika bir silahşör, nüktedan bir kişilik, sivri bir dile sahip ve karşısındakinden korkmadan bunu kullanabilecek bir cesarete sahip olan, bir edebiyatçı, bir filozof ve bir şair olan Cyrano De Bergerac... Tek kusuru burnunun kocaman olması olan ve bu fiziksel kusuru nedeniyle etrafındakilerin alaycılığına rağmen onlara boyun eğmeyen karakter. Kuzeni Roxanne' e en asil duygularla aşık olan ama onun güzelliği ve ruhu karşısında erimesine rağmen kendisinin fiziksel çirkinliği nedeniyle duygularını sadece ona karşı açıklayamayan, güzel Roxanne' ye abayı yakmış, iki kelimeyi yan yana getiremeyen, eli yüzü düzgün arkadaşı Christian için Roxanne' e - Roxanne' nin iyiliği için olduğunu düşünürken - aşk mektupları yazan, içi yanmasına rağmen Christian' a karşı öfke duymayan bir karakter...

Bu oyunu okuyan ya da izleyen kimse etkilenmeden kalamaz sanırım. İşte en sevdiği oyun ve en sevdiği karakter Cyrano olan Byung Hoon' un da durumu bir nevi bu karakterle özdeşleşmekte bu filmde...

Film böyle devam eder... Bana kalırsa ne çok iyi ne de çok kötü bir film. Bu sonbahar akşamlarında seyirlik bir tercih olabilir. Filmden sonra benim oyunu tekrar okuyasım geldi orası ayrı bir konu ayrıca hala bu girişim işi aklımın bir köşesinde durmakta.



"peki ne halt etmeye bindi,
ne halt etmeye bindi alemin gemisine.
Felsefeyi severdi, fizikten de anlardı,
laf altında kalmaz yaman bir silahşördü,
ve başkasının hesabına...
bazen aşık olurdu..."



"şairdi, felsefede hayli bahresi vardı,
yaman silahşördü
Cyrano De Bergerac' dı adı
herşey olayım derken hiçbir şey olamadı"

19 Eylül 2011 Pazartesi

GINTAMA: HASTASIYIM!!!




Huyum gereği ya da beceremediğim içindir hiç bir zaman en sevdiğim 10 anime, en sevdiğim 10 manga gibi listeler çıkaramam. İzlediğim her animenin, filmin, okuduğum her manganın ya da kitabın ayrı bir yeri vardır. Hepsinin iyi ya da kötü yanları bulunur benim için, yerleri ayrıdır. Tek istisnam film konusunda olabilir o da hala bu yaşımda en sevdiğim filmi sorsalar Star Wars diye yanıtlarım... Onun ilk sıradaki yeri asla sarsılmaz.

Hal böyle olunca kendi ufak anime geçmişime baktığımda çok sevdiğim bazı animeler vardır... Ghost in the Shell, Dragon Ball, Cowboy Bebop, Rose of Versailles, Legend of Galactic Heroes, Trigun gibi... Hangisi ilk sırada bilemem ya da her gün yer değiştirebilirler araya yenileri gelir vs... ancak son zamanlarda delicesine tutulduğun ya da son dönemdeki favorin nedir diye sorsalar bu eskilerin arasına girebilecek bir anime/manga var ki hiç tereddüt etmeden yanıtlarım: Gintama!!!







Çoook uzun zamandır hakkında adam gibi birşeyler yazarım diye bekliyorum ama olmayacak. Bu konuyla ilgili düzgün birşey çıkmayacak.Buna karar verdiğim için bodozlama dalmaya gerek gördüm zira artık Gintama' dan bahsetmezsem öleceğim hastalığına yakalandım.

ilk opening:merak edenler için parça Pray//Tommy Heavenly6




Oturup neden Gintama' yı sevdiğimi de akıl ve mantığa dayalı bir çerçevede yazmak gibi bir niyetim yok... yalnız mangakası Hideoki Sorachi' ye saygılarımı sunasım var.
İlk önce yıllar önce tamamen tesadüfen animesini izlemeye başladığı sonra ufaktan mangaya da sardık tabii... Öyle bir bağımlılık yaptı ki her gün belli bir doz almak zorunluluğunda hissetmeye başladım kendimi. - bu bağımlılıktaki önemli esaslardan biri de sanırım daha ilk bölümde elemanlardan birinin ışın kılıcını çıkarmasıydı -

Mr Raindrop - nostalji oluyor. İkinci kapanış. Mr Raindrop//amplified




Gintama genel yapısı itibariyle epizodik denilebilecek bir seri. Her bölüm çoğu zaman birbirinden bağımsız zaman zaman düz kontak saçmalıyorlar ancak bu saçmalama bile insanı baymak ya da sinirlendirmek yerine gülme krizlerine sokmaya yeterli. Klişeler ve belli kalıplarla sağlam kafa buluyor. Ayy bu bölümü beğenmedik diyen izleyici triplerini alıp yerin dibine sokmaktan tutun kendi ekibinin kendi gebeşlikleri, karakterleri ya da yeteneksizileriyle kafa bulmalarına varan noktalara kadar açılmakta. Epizodik olması konusu olmadığı anlamına gelmiyor tabii ki ama bunu izledikçe daha iyi anlar insan o nedenle bu noktaya girmeyeyim. Ha bu arada zaman zaman araya öyle arclar sokuyorlar ki insan yerinde yamuluyor. Pek çok seriden daha sağlamdır bana kalırsa bunlar.





Gintama'da gönderme bol. Bleach, naruto, death note, dragon ball gibi pek çok animeye, rocky ve nice filme, b'z, exile gibi gruplara açık göndermeler mevcut ancak nasıl gönderildiklerini oturup izlemek lazım :) Bunlarla beraber tarihe, kültüre, anlayışa da ince dokundurmalardan geri kalmamakta.

bunu çok duyar insan :)



Bazı tarihi karakterleri ve kurumları da içinde barındırmakta Gintama. Katsuro Katoro ya da Shinsengumi gibi ama Gintama' dan tarihi gerçeklik beklemeyin. Edo döneminin sonunu farklı bir arka planla arkasına almış olsa da Gintama' nın anlattıkları farklı konular.

Filler kavramıyla da bana kalırsa inceden dalgasını bulmakta ama insan yerinde donup kaldığı için kızamıyor bile.. yani misal bir 93. bölüm vardır ki nasıl tanımlayayım bilemiyorum :)

Neyse yine sıkıcı bir gidişat izlemeye başladığımın farkındayım.

Gintama' yı Gintama yapan öğelerden biri de karakterleridir sanırım. Hepsi ayrı ayrı sevilesi, en sinir bozucusu bile özlenebilir. Yoruyaza üçlüsü - Gintoki, Kagura, Shinpachi kontenjandan Sadaharu - , Shinsengumi - Kondo, Okita, Hijikata - , Katsuro ve Elizabethi, Otae'si, Otase'si, Hasegawası daha bir sürü...Hangi birini saysın şu insan?

Anime aleminin en gaz parçalarından biri ilan ettim ben bunu ve en bomba açılışlarından... Does // Donten




Bu da parçanın tamamı hem de canlı canlı. Dayanamadım.





Gintama da yok yok, uzaylı, samuray, ninja, robot ne ararsan... geniş dünya, eğlenceli ve gülmekten öldürebilecek bir mizah - zaman zaman ince zaman zaman gayet açık - ... ancak Gintama' yı sadece bir komedi olarak ele almamak lazım...

Neyse işte Gintama bambaşka bir seri... Hastasıyım. Huyum değildir insanlara bir şeyi zorla sevdirmek ama Gintama' yı itinayla sevmek, bağra basmak lazım. En azından bir şans vermek.
Gintama bir hastalık... İnsan yakalanınca kolay kolay kurtulamıyor.

ore no Jump... Bir Jump manga uğruna neler oluyor???



Evet ben bir Gintama bağımlısıyım. Tüm bölümleri bitirmeme rağmen hala geri dönüp izliyorum...







Aslında ayrıca yazılmayı hak ediyor ama bu parça bambaşka... Yorozuya Blues...Benizakura arc ta kullanılmıştı ama filmde yok. Zaten süper arc bir de üzerine bu...Sanırım tüm ostlar içindeki favorim... sözleri de ayrı bir anlam katıyor.

14 Eylül 2011 Çarşamba

DRAGON SQUAD: MANG LUNG




Ambalajı güzel içi vasat altı olan 2005 Hong Kong yapımı bir Daniel Lee filmi.

Neden ambalaj güzel? Çünkü kadroya bakıyoruz ve Sammo Hung, Vanessa Wu, Shawn Yue ve daha nice ismi görüyoruz.


Kadro göz doldurucu, aksiyon sahneleri genel anlamda iyi. Karakter kurgusu yok denilebilir ama karakterlerin etiketleri cafcaflı. hikaye için basit bile denemez. Yine de güzel görüntüleri ve klasik Hong Kong atraksiyonlarıyla vakit geçirmek için izlenebilecek bir film.

Filmin en güzel yanı ise bana göre filmden daha fazla anlam taşıyan oldukça hoş bulduğum kapanış parçası "xue de mingzi shi hui yin".

11 Eylül 2011 Pazar

ONE MORE TIME ONE MORE CHANCE: 5 CENTIMETERS PER SECOND




2007 yapımı bu Makoto Shinkai yapımı anime için ne söylenebilir ki?
Çok sade ama çok gerçek sırf bu nedenden insanın içini acıtıyor...





Bu animede yer alan animenin kendisi kadar güzel parçalarından, One more Time one more chance. Masoyoshi Yamazaki parçası. Animede zaten çarpıyor ama ayrı olarakta ne zaman dinlenilse insanın içine bir hüzün düşürüyor.





Merak edenler için parçanın romaji sözleri;

kore ijyou nani wo ushinaeba kokoro wa yurusareru no
dore hodo no itaminaraba mou ichido kimi ni aeru
One more time kisetsuyo utsurowanaide
One more time fuzakeatta jikan yo

kuichigau toki wa itsumo boku ga saki ni oretane
wagamama na seikaku ga naosara itoshikusaseta
One more chance kioku ni ashi wo torarete
One more chance tsugi no basho wo erabenai

itsudemo sagashiteiruyo dokka ni kimi no sugata wo
mukai no HOOMU rojiura no mado
konna toko ni iru hazu mo nai noni
negai wa moshimo kanau nara imasugu kimi no moto e
dekinai koto wa mou nani mo nai
subete kakete dakishimete miseru yo

sabishisa magirasu dake nara dare demo ii hazu na noni
hoshi ga ochisouna yoru dakara jibun wo itsuwarenai
One more time kisetsu yo utsurowanaide
One more time fuzakeatta jikan yo

itsudemo sagashiteiruyo dokka ni kimi no sugata wo
kousaten demo yume no naka demo
konna toko ni iru hazu mo nai noni
kiseki ga moshimo okoru nara ima sugu kimi ni misetai
atarashii asa kore kara no boku
ienakatta "suki" to iu kotoba mo

natsu no omoide ga mawaru
fui ni kieta kodou

itsudemo sagashiteiruyo dokka ni kimi no sugata wo
akegata no machi sakuragi chou de
konna toko ni kuru hazu mo nai noni
negai ga moshimo kanau nara imasugu kimi no moto e
dekinai koto wa mou nani mo nai
subete kakete dakishimete miseru yo

itsudemo sagashiteiruyo dokka ni kimi no kakera wo
tabisaki no mise shinbun no sumi
konna toko ni aru hazu mo nai noni
kiseki ga moshimo okoru nara ima sugu kimi ni misetai
atarashii asa kore kara no boku
ienakatta "suki" to iu kotoba mo

itsudemo sagashiteshimau dokka ni kimi no egao wo
kyuukou machi no fumikiri atari
konna toko ni iru hazu mo nai noni
inochi ga kurikaesu naraba nandomo kimi no moto e
hoshii mono nado mou nani mo nai
kimi no hoka ni taisetsu na mono nado





Kendim çevirmeye üşendiğim için en iyisi hazır yemek. İngilizce çevirisi şöyle...

If I lose any more than this, will my heart be forgiven
How much pain before I can see you again
One more time, please don't change the season
One more time to the time when we fool around

When our path cross each other, I am always the first to turn
Making me indulge more in my selfish way
One more chance tripped by memories
One more chance we cannot choose our next place

I am always searching somewhere for you
Opposite of the house, the other side of the alley's window
Even though I know you won't be here
If my wish is to be granted, please bring me to you right now
Betting and embracing everything
To show you there's nothing else I can do

Anybody should be fine if it was just to ease loneliness
Because the stars in the night sky seems like falling, I cant lie to myself
One more time, please dont' change the season
One more time to the time when we fool around

I am always searching somewhere for you
Even at the intersection and dream
Even though I know you won't be here
If miracle was to happen, I want to show it to you right now
A new morning, myself
and the "I love you" which I couldn't say

Summer's memory is revolving
The sudden disappearance of heart beat

I am always searching somewhere for you
At dawn's town, At Sakuragi street
Even though I know you won't come here
If my wish is to be granted, please bring me to you right now
Betting and embracing everything
To show you there's nothing else I can do

I am always searching somewhere for your fragment
At the destination's shop, At the corner of the newspaper
Even though I know you won't be there
If miracle was to happen, I want to show it to you right now
A new morning, myself
And the "I love you" which I couldn't say

I always end up looking somewhere for your smile
At the railway crossing of the fast pace town
Even though I know you won't be here
If life can be repeated, I'll go to you many times over
There's nothing else that I want
Nothing else is more important than you


sözler için kaynak: http://www.animelyrics.com/anime/bfivecm/bfivecmonemoretime.htm

7 Eylül 2011 Çarşamba

PYSCHIC: Diğer adıyla HAUNTERS, CHONEUNG RYUKJA




Şu Pyschic kelimesini yazmayı hiç beceremem hatta buraya bile yanlış yazmış olabilirim ama kontrol etmeye üşeniyorum. Neyse...

Bilinen diğer adı Haunters olan bu film 2010 yapımı Kim Min Suk filmi. Olaylar genel anlamııyla iki eleman arasında dönüyor. Bunlardan biri Go Soo diğeri ise Kang Dong Won.

Günlerden bir gün bir pazar gecesi oturmuş bir yandan pazartesi sendromu öncesi sendromu yaşayıp bir yandan da uyumazsam belki yarın olmaz düşünceleri içinde kıvranırken denk geldim bu filme. Hadi bir göz atayım tavrı aslında istemem yan cebime koy tavrını gizliyordu çünkü Kang Dong Won' un adını görmüştüm. Tabi bu filmin bir ara çok konuşulan "amanda Türk oynuyor filmde" filmi olduğunu anlamam Ali' nin kendini "ben Türk' üm" diye tanıtmasına kadar sürdü.

Elemanımız Go Soo bir atölyede işçi olarak çalışan, biri Türk diğeri - yanlış hatırlamıyorsam - Ganalı olan iki kankasıyla takılıp kendi halinde yuvarlanıp giderken doğum günüde geçirdiği ufak! bir kazayla hayatı azıcık tepe taklak olur çünkü işten atılır.Azmedip iyileşip tekrardan ufak bir dükkanda iş bulur. Her şey düzeliyor derken özel gücü görebildiği insanları gözleriyle yönlendirebilmek olan Kang Dong Won ile bu dükkanda feleğin ikisine de bir sillesi olarak karşılaşır ve gelişen olaylar nedeniyle ikisi arasında kovalamaca başlar. Go Soo takıntılı bir şekilde takibinden vazgeçmez Kang Dong Won da "niye benim gücüm buna işlemiyor?" hezeyanları içinde kıvranırken aynı zamanda aleyhine işleyen süreci durdurmanın tek yolunun Go Soo' yu yok etmek olduğunun bilincinde olarak geri adım atmadan meydan okur. Film böyle devam ediyor sonuna kadar işte...

Bu arada bu gereksiz paragrafta belirtmek istediğim bir durum var ki "göz" denilince aklıma gelen ilk isim muhtemelen Duelist' in (Hyeongsa) etkisiyle her zaman Kang Dong Won oluyor. Yine göz odaklılık ve burada da kendisi Cho-in.

Filme geri dönersek özellikle ilk sahneleri ve dükkanda karşılaştıkları sahneleri başarılı buldum. Film için oldukça umut vericiydi. İyi bir gerilim atmosferi yaratmayı başarmış olduklarını düşünmeme rağmen içimden bir ses "acaba pazar gecesi geriliminin dışa vurumu olmasın?" diye soruyor bana şu anda ama o sese kafa göz daldım.

Neyse genel anlamda değinmek gerekirse konu ve malzeme güzel ancak işleniş ve kurgu basit ve yüzeysel kalmış görünüyor. Kötü değil ancak eldeki fikir ve kadroyla çok daha başarılı bir anlatım sonucu daha doyurucu bir çalışma ortaya çıkabilirmiş gibime geliyor.

Senaryonun içindeki öğelerin dengesi biraz bozuk olduğu için ortaya da pek istikrarlı bir şey çıkmamış. Özellikle insanı ohannes denilen bir sonla baş başa bırakıyor ancak Go Soo' nun oyunculuğu ve senaryonun içinde barındırdığı etkenlere bağlı olarak çokta can sıkmıyor. Bir de "Uzun ince bir yoldayım" olayı var.

Go Soo' nun oyunculuk tarzı zaten belli. Burada karakteri daha fazla ön plana çıkarılmış, iyi sürüklemiş. Kang Dong Won bana kalırsa iyi ve akıllı bir oyuncu. Performansı, senaryonun derin olmamasına, kurgunun tek düzeliğine ve genel anlamda filmin yüzeyselliğine rağmen başarılı hatta pek arka planı yansıtılmayan karakterine oyunculuk anlamında eklediği artılarla bu dengesiz denklemi olumlu yönde etkilemiş. Bir de işini oldukça ciddiye alıyor bu eleman.

Kötü film değil, çok iyi bir film de değil. Zaman zaman yok artık diyebilirsiniz ama filmin atmosferine verin, dert etmeyin. Kang Dong Won ve Go Soo' nun hatrına izlenir.

6 Eylül 2011 Salı

JYJ: EMPTY

Ahahahahaha, kapanış töreni ve JYJ...

Ayrıntılara dikkat ederek izleyince insan daha da fazla eğleniyor...

14 Ağustos 2011 Pazar

AN EMPRESS AND THE WARRIORS: Jiang Shan Mei Ren



2008 yapımı yönetmeni Ching Siu-Tung olan Hong Kong yapımı film.

Hmm, iyi yanı ne diye sorulsa derim ki; kadrosunda Donnie Yen - bu adama kim ne diyebilir ki? - , Leon Lai -severim kendisini - ve Kelly Chen' i barındırması ayrıca müzikleri ilgiye değer. Bazı görüntüleri ve bazı aksiyon koreografileri hoş. Kötü yanı ne diye sorulsa derim ki; senaryosu ve kurgusu.

Efendim elimizde iki adet imparatorluk var biri Yan diğeri de Zhao, ikisi düşman. Bu savaşlardan bir tanesinde Yan kralı ağır yaralanınca imparatorluk kılıcını yanında yetiştirdiği ancak kan bağının olmadığı, prenses Feier' in manevi kardeşi general Muyong Xuehu' e (Donnie Yen) bırakır. Bunu hazmedemeyen kralın yeğeni Wu Ba (Guo Xiao-Dong) olaya tilt olur. Buraya kadar normal diyelim. Sonra Xuehu genel toplantıda direkt olarak kral bana vasiyet etti demez, birleştirici olabileceğini düşündüğü prensesin veliaht ilan edildiğini bildirir. Buraya kadar da eh ok... Tabii böyle olunca bir takım kendine asker diyen zevatlar hükümdarımız kadın olamaz ayrıca savaşçı bile değil derler. - kafalarını kırmak isterim şu noktada - Neyse bunun üzerine prenses der ki; "askeri kampa gireceğim, süpper savaşçı olacağım, kimseye de laf söyletmeyeceğim". Buraya kadar da tamam... Feier' e içten yanık olan Xuehu prensesi eğitmeye başlar. Hakkını verelim abla sağlam dayak yer eğitimlerde. Neyse bu eğitimler ilerlerken filmin kötüsü karizmadan uzak - nedense bana çok sümsük göründü- yeğen Wu Ba, prensesi öldürtmek için suikastçiler tutar, preses ormanda bunlardan kaçarken ölümcül yaralanır. Filmin orman adamı (şaka şaka) Duan Lanquan (Leon Lai) tarafından kurtarılır. Bu kişi ormanda tek başına yaşamaktadır, prensesi tedavi eder, aralarında aşk doğar hafiften. Neyse prenses iyileşince, bu esnada onu arayan Xuehu ve adamları ile buluşur ve krallığa geri döner.

Sonra Zhao' ya karşı kazanılan bir savaşın akabinde prenses devlet yönetiminden el çektiğini söyler ve aşkına geri döner amma kötü yeğen boş durmaz isyan çıkarır, yönetimi ele geçirir. Olayların gidişatını hisseden Xuehu - aynı zamanda prenses ve Duan Lanquan' ın aşkını da anlayaraktan aralarından çekilir, Duan Lanquan' a prensesi koruyup uzaklaştırmasını söyler - tek başına kötü yeğenin adamlarıyla yapacağı epik savaşa doğru ilerler. Prenses dayanamaz aşkına "halkım beni bekliyor, döneceğim" diye söz verirken suikastçiler bir kez daha orman evini basar. Bu esnada Donnie Yen amca 10 kaplan gücü ile tek başına efsanevi bir aksiyona imza atmaktadır. Son anda prenses gelir o da sanırım o zamana kadar pek bir hayrını görmediği damarlarında akan kandan aniden aldığı güçle yıllardır savaş meydanlarında savaşan kötü yeğen ile kapışır, olaylar böyle devam eder...

filmin ost un da da yer alan bu parça Leon Lai ve Kelly Chen den gelsin...



Neden hayal kırıklığı? Çünkü baştan beri oturmuş bir zemin yok. İmparatorluğu görmüyoruz bile, halktan bahsediyorlar. Zhaolar iki hamlede senaryodan siliniyorlar. Xuehu biraz işlevsiz gibi zira kanı belli olmadığı için prensesi öne sürdü iyi niyetle ama çok silikleşti. Prensesin karakterizasyonu belli değil. Çocuksu ve kadınsı mı yoksa kararlı bir asker mi? Duan Languan ile aşkları iyi hoş ama Duan Languan için neden belirsiz bir arka plan var vs... nedenlerle senaryo biraz dağınık ve vuruculuk ve etkileyicilikten uzak. Finalde bazı sahneler hariç silik.

Ama Donnie Yen' in sondaki sahnesi hoştur, güzeldir. Bazı savaş sahneleri de görkemli ve etkileyici hakkını yemeyelim. Balon fikrine yer verilmiş filmde bu da farklı bir eğlence katmış konuya ayrıca arılar öyle prenses falan dinlemez adamı sokarlar. Ek olarak bence filmin en enstantane ve etkileyici atraksiyonu suikastçilerdir.

Tarihsel filmleri, Hong Kong yapımlarını, aksiyon koreografilerini sevenler beğenecektir yine de çok epik ve vurucu bir film beklemesin kimse.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

ATTACK ON THE PIN-UP BOYS: Super Junior ve Kim Kimdir Sorunu...



Şöyle izleyecek gereksiz ama zaman geçirmeye yarayacak bir film ararken dank diye karşıma çıktı bu film. Doğruyu söylemek gerekirse filmde yer alan oyuncuların Super Junior üyeleri olduğunu anlamam ancak film bittikten sonra oldu hem de filmde gerçek adları kullanılmasına rağmen! Film bittikten sonra bu film nedir diye aranırken Super Junior filmi olduğunu görüp ufak bir aydınlanma yaşadım. Super Junior' ı bilmediğimden, sevmediğim ya da tanımadığımdan değil... Yüzleri seçmekte sıkıntım olduğundan... Vardır geçmişimde de böyle vakalar, yüz hafızam çok zayıftır. Zamanın da sinemada Vertical Limit' i izleyip ertesi gün birlikte izlediğim arkadaşa " ya filmde oynayan çocuk Chris O'Donnell mıydı?" diye sorarak arkadaşı intihara sürükleyişim sadece mazinin eskimiş sayfalarında yer alan küçük bir anıdır ki gerçek hayatta gerçek insanlarla yaşanmış hikayelerim çok daha acı vericidir...

Neyse amaçsız, dertsiz tasasız birşeyler izleme isteğime ziyadesiyle cevap verdi bu düz kontak saçmalamış, geyiğe vurmuş bir nevi fan service amaçlı film.
Aslında bu saçmalayışının altında filmi eğlenceli kılan faktörlerden ilki kendiyle kafa buluyor oluşu diğeri ise medya ve popülerite anlayışına geyik paketi içinde yaptığı göndermedir.



Herşey üç lisenin en popüler elemanlarının suratlarına her ay ayrı gecenin bir yarısı bir tutam pislik atılması ve bu popüler çocuklara yapılan saldırının popüleriteye tapan lise öğrencileri arasındaki en önemli konu olmasıyla başlar. Filmin başındaki lise hayatının tanımlanması ise hem süper geyik hem de oldukça gerçekçidir. Hepimiz bir taraflarımızı günde 7 saat oturarak itinayla büyütmedik mi?
Başka bir lisenin sıradan ama sorgulayıcı ve bu lise hayatından ziyadesiyle soğumuş olan blog sahibi öğrencisi olan Kibum bloğunda bir sonraki kurbanın kendi teoremlerine dayanarak kendi lisesinin üç popüler oğlanı olan öğrenci başkanı Choi Si-Won, judo takımı kaptanı Kangin ya da dansçı Kim Hee - Chul' dan biri olacağını yazınca son olayların neticesinde bloğu daha da hit almaya başlar. İşin acı yanı bu üçünün o pisliği suratlarına yiyebilmek için verdiği amansız mücadeledir sanırım. Hatta bu uğurda Force Grip gücüne sahip olan Choi Si-Won karizmayı ufaktan çizdirir.

Velhasıl olaylar gelişir, neticelenir. Bu uğurda ortaya eğlencelik, ortaya karışık saçmalamış, geyik, fanları mutlu etmek için yapılmış ticari amaçlı bir film çıkmış olur. Bana kalırsa keyifli olmuş o anki ruh halimi ziyadesiyle karşılamış oldu.

Ancak filmin sonundaki o dans ve şarkı sahnesi nedeniyle kendimi balkondan atmaya kalkıştım. High School Musical adlı 6 yaş kitlesine hitap eden filmin sonundakinden daha beter öyle diyeyim. Her ne kadar bu sahneyi Super Junior' a yakıştıramamış olsam da Super Junior eğlendirdiniz beni, sizin siz olduğunu o an bilmesem de :)

8 Ağustos 2011 Pazartesi

ZOMBIE LOAN: Zombi, Zombi, Zombiii.......




Aslı bir manga serisi olan 11 bölümlük bir anime serisi. 12. ve 13. bölümleri de OVA halinde bulunmakta. Bu yazıda ele alacağımız kısım ise kendi örgüsünü tamamlayan 11 bölümlük animesi.

Zombie Loan' ın aslında üzerine kurulduğu tema çok orijinal olmasa bile yine de işlenebilecek bir maden olarak düşünüldüğünde oldukça hoş ayrıca mangayı okumadığım için bilemiyorum ancak animede değinilen bazı alt metinler, temalar da aslında bildiğimiz ya da zaman zaman insanın kafasını kurcalayan konular olsa bile etkileyici ve güzel. Zombie Loan şahsımın beğendiği bir seri olmakla birlikte bu konuların işlenişi belki daha iyi ve derinlemesine olabilirmiş ve karakter gelişimleri ile zenginleştirilebilirmiş gibime geliyor. Tabii şu anda Ova ları ayrı tuttuğumu belirteyim. Şu da var ki aslında belirli alt metni olan bir konuyu bu kadar rahat seyrettirebilmekte belki kurgusal bir başarıdır bu da ayrı konu eğer rahat size batmıyorsa.

İki adet zombie olan Chika ve Shito' ya, Michiru' nun da katılmasıyla ekip olarak diğer zombileri yakalamaya başlayan üçlü avlanırken aynı zaman Chika ve Shito' nun geçmişleri ilgili bilgi de aktarılır. Zaten adından da anlaşılabileceği gibi animede esas olan zombiler ki bunlar da kendi içlerinde bölünüyorlar ama iyi veya kötü demeye dilim varmıyor çünkü bu noktada konu tercihler ve bakış açıları. Serinin ele aldığı noktalardan bir tanesi de doğal olarak ölümden sonra ki yaşam ya da varoluş oluyor bu durumda. Hiç kimse durup duruken zombie olmuyor. Chika ve Shito' nun da bir kazadan sonra Ferrymen denilen kimse ile yaptıkarı anlaşma sonucu zombie olduklarını öğreniyor seyreden bir süre sonra- aslında baştan beri biliyorsunuz da neyse- Bu tarz anlaşmalarda anlaşmayı yapan belirli bir süre içerisinde borcunu ödeyerek yaşam hakkını geri kazanmaya çalışmakta ki bunun içinde azim, irade vs.. gibi nitelikler gerekiyor. Bu zombie kardeşlerimiz dünyada normal bir şekilde görülmekle birlikte aslında boyunlarında birer siyah halka taşıyorlar bunu da herkes göremiyor hatta zombiler bile.Ya da şöyle anlatabiiriz boynunda halka beliren insanların sonu ölümdür ve bu halka siyahlaştıkça ölüm yakınlaşmış demektir ancak öldükten sonra bir kısım belirli bir organizasyonla anlaşma yaparak bir süre daha dünyada kalmayı başarabilmektedir buna karşılıkta çalışarak borçlarını ödemektedir yani amaçsız boş boş takılamıyorsunuz.



Michiru gözlüklerine gönülden bağımlı, ailesini bir kazada kaybetmiş ve akrabalarının yanında taşıyan hafif embesil özellikler taşıyan bir lise öğrencisi iken Chika ve Shito ile karşılaşarak olaylara dahil oluyor. Chika ve Shito' nun Michiru' yu kendilerine dahil etme nedenleri ise Michiru' nun zombileri yani siyah halka taşıyanları gözleri ile görebilmesi zaten bu nedenle gözlük taktığını anlıyoruz. Michiru' nun bir süre bunun depresyonunu yaşadıktan sonra eski zamanlarda tam konuyu unutmuşken ne yazık ki bu ikili ile tanışması ve zombie loan' a giriş yapması hayatını tümden değiştiyor.

Chika ve Shito serilerde alışkın olduğumuz üzere birbirine zıt karakter özellikleri olan, birbirlerinden görünüşte pek hazzetmeyen ancak bir şekilde birbirlerine bağımlı bir ikili olarak yansıyor. En büyük değişimleri ne yazık ki Michiru ile tanıştıklarında Shito' nun nazik ve sıcakkanlı, gülümseyen Chika' nın ise gizemli ve soğuk duruşunun hemen ikinci ya da üçüncü bölümde tersine dönmesidir. Ayrıca bu ikilinin aralarında kurdukları iletişimin "öl", "geber"", seni öldüreceğim" gibi kelimeler etrafında dönmesinden ötürü durum çoğunlukla insanı güdürmektedir.

Chika Akatsuki, atak, sonucu düşünmeden hamle yapan, sıcak kanlı sayılabilecek ve borcunu ödemek için çırpınan bir genç. Ailesi de en az Chika kadar ilginç. Babaları yabancı, çok genç ama sevgi dolu ve enerjik iken Chika' nın taptığı kızkardeşi ise babasından daha olgun ve sürekli elindeki telefon ile mesajlajan bir tiptir ama çok eğlenceli bu üçlü bir aile olarak. Öte yandan Shito, soğuk, mantıksal, resmi ve insanlara ya da varlıklara uzak duran yapısı ile ön plana çıkmakta. Bir duygu taşımamasına rağmen mantık ve akıl yoluyla durumları kavramakta. Elbette ki Shito' nun varlığının arkasında yatan olaylar da bu durumuna neden teşkil etmekle birlikte ucundan değinilen arka planı kayda değer ve ilginç. Shito' nun ailesi -aile olarak alandıralım- öne çıkan bir Çin klanı. Bir şekilde bana İchimaru Gin' i çağrıştırdı.

Ferryman komik bir karakter olmak ile birlikte serinin sonunda hiçte göründüğü gibi olmadığını anladığımız karakterlerden bir tanesi ayrıca masa tenisi konusunda master degree sahibi olduğunu da anlıyoruz ki en önemli silahının yanında taşıdığı tenis raketi olduğunu düşünüyorum.

Adını hatırlamadığım yardımcı sağ eli ve sol eli ile birlikte komik karakterlerden bir tanesi. Zombie olan ve iyileştirici güçlere sahip olan ise oldukça da satıcı :)

Kızıl saçlı olan eleman da - adını hatırlamıyorum yine - ne hikmetse bana Renji' yi çağırıştıran hayata midesi ile bakan ama ekibe can katan serinin eğlenceli karakterlerinden bir tanesi.

Chairman ise görünüşünün aksine güçlü ve tam bir idareci. Chairman de görünüş açısından Anzelotte' i andırıyor sanki ama karakterizasyonlar farklı.

Şimdi 11 bölüm içersinde ortalarda bir Gream Reaper görüyoruz ki adı üzerinde işte ortalarda amaçsızca dolaşan ruhları alıyor oldukça karizma elindeki orağı ve kostümüyle birlikte. Sonlarda bu arkadaşların işi düşünce bu amcaya ortaya öyle bir Reaper çıkıyor ki chibi olarak- özünü kaybettiği için bu duruma geldiği söyleniyor- diyebileceğm tek şey: yerim ben onu! O kadar sevimli o kadar şirin. O ufacık haliye elindeki orakla size saldırsa dahi aman da aman diye sevesi geliyor insanın Michiru gibi.



Bir de tabiki Koyomi ve içindeki alt benliği Yomi olayı var ki Michiru Yomi' nin tacizlerinden az çekmedi. Yine iki tezat olarak Koyomi ne kadar enerjik, eğlenceleli, tasasız gamsız ise, Yomi o kadar içe kapanık, cool olmakta tabii Michiru' ya sarkmakta ancak Yomi' nin içindeki o boşluk ve mutsuzluğu belki de sezmek zor değil. Keşke diğer karakterlerde de olduğu gibi biraz daha üzerinde durularak arka planı ortaya serilse ve karakter gelişimini ya da diğer karakterlerle olan lişki gelişimini görebilseydik.

Aslında bir arc a dahil olarak ortaya çıkan ve seride en çok ilgimi çeken karakter Butterfly' dır. Duruşu, mantığı ve bakış açısı ve alttan yaşadığı varoluş problemi ile seride oldukça kayda değer bulduğum bir karakter. Zamanında Chika' nın yakın arkadaşı olan ve üstün zekalı olarak tanımlanan bu genç sıkıldığı için ve belki eğlenebileceği ya da ona ilginç bir ortamın kapısını açabileceğini düşündüğü için intihar eder ki akabinde birileri ile anlaşma imzalayarak bir görev üstlenir ve bunun akabinde klişeleşmiş olaylardan kurtularak özgür olabileceğini düşünmektedir.İçindeki azim ve bilinçli irade aynı zamanda anlık duygulardan aldığı zevk, heyecan gibi duygulardadır belki de bu şekilde yaşadığını hissedebilmektedir.



Seri genel olarak ilgi çekici öğeleri barındırmakta. Akasha kayıtları komitesi ve buna bağlı alt gruplar ölenlerle anlaşmayı imzalayanlar. Yaşam ya da ölümü ayıran nedir sorusu burada da alt metinde soruluyor veyahut insanı insan yapan şey nedir? Belki de en temelinde bir varoluş sorunu var ki zaten seride varoluş ekseni yaşam ve ölümde birlikte alınıyor. Hissettiğiniz duygular varlığınızın en önemli kanıtlarından biri iken bilinçli ve iradeli ruhların anlaşma yapmasına izin veriliyor. Bilinç ve irade insanın beraberinde taşıdığı en önemli özelikler. Aynı zamanda yaşamak ya da varolmak isteği ya da arzusu olmasa yaşayan zombie olup olmayacağınız belli olmaz gibi noktalar gelebiliyor. Butterfly dan daha farklı olan ama aslında yine bir insanlık prototipi olan doktor da Frankestein hikayesi benzeri olarak kendi yarattığı canavar tarafından yutulurken, tutku, saplantı gibi duyguların negatif yönde insan eksenini nasıl kaydırdığı gibi temalar sunuluyor.

Zombie Loan un ortalama beğeni yaratma sebebi de işte bu. Bu konular 11 bölüme doldurulurken çokta açılmadan ortaya konduğu için garip bir yüzeysellik - ki doğru tanımlama bu mudur bilemiyorum- olduğu hissine kapılıyor insan. Ha ama şu yönden bakmak lazım hem bu öğeleri ele alıp hem de bir günde izlenebilecek bir 11 bölüm yaratabilmekte belki de ayrı bir başarıdır bilemeyeceğim.

Bu arada müziklerine değinmek gerekirse bölüm içi müzikleri pek etkilemedi ancak ruhların gönderildiği müzik oldukça hoş. Açılış parçası The Birthday "Ōkami no Nodo" ki bu parçadan hiç hazzetedim ve oldukça itici geldi. Kapanış Chain Ring//Mucc. Ne diyelim Mucc yapar da kötü olur mu hiç?

Bu da parçanın tamamı;



Sonuç olarak Zombie Loan' un 11 bölümlük bu anime serisi kendini çok rahat izleten, eğlendiren, akıcı bir seri.Bu arada o ona bu şuna benziyor dedim ama bunlar bir çağırışımdan ibaret ve sizi çok rahatsız etmeyecek noktalar. Almak istedikleriniz size kalmış.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

DBSK: O...






Geçenlerde aniden tekrar denk geldim bu parçaya ve ilk izlediğimde takdirle karşıladığım koreografisi geldi aklıma o nedenle şu anda vakit öldürürken ekleyeyim istedim bunu. Eski zamanlarında beş şu anda ise iki kişi olarak yoluna devam eden DBSK' nin en beğendiğim canlı performanslarından bir tanesi (koreografi ve sunum açısından...) ki daha niceleri var...




Ne yazık ki şu grubu 5' i bir yerde olarak izleyemedim. Bari bir gün parça parça izlemek mümkün olsa. Gerçi SM Town 2010' da Chang Min ve Yunho' yu izlemiş olsam bile ondan da bir şey anlamadım... Neyse belki bir gün bir yerde...

Bu da parçanın klibi...

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...